Ramis | Ramis ne demek? | Ramis anlamı nedir?

Ramis | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ramis

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Altın suyu. Altın suyu gibi parlak ve görkemli. Yahut Ebu Zer (el-Gıfarî) isminin fonetik değişikliğe uğramış şekli.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. Affet-zedegân) (A. Afet, F. zeden = vurulmak). Bir musibete ve bilhassa yangın, zelzele gibi bir felâkete uğramış.

Türkçe Sözlük

(A. F.) (Afetzede’ nin çokluğu. Afete, belâya, felâkete uğramışlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت زده] belaya uğramış, afet görmüş.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Çok eskiden adi madenleri altına çevirmek gayesini güden bir çalışma sahası; simya. Alşimi bazı madenlerin bulunmasına yol açtığı için kimyanın ilerlemesine biraz yaramıştır.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Bir saygı ifadesi olarak erkeklerin öz veya soyadlarının başına getirilir: Bay Ahmet, Bay Celâl. Adı bilinmeyen bir erkekten bahsederken isim yerine kullanılır: Bir bay beni aramış.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir saygı ifadesi olarak kadınların öz veya soyadlarının başına getirilir: Bayan Fatma, Bayan Yücel. Adı bilinmeyen bir kadından bahsederken isim yerine kullanılır: Beni bir bayan aramış.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça belâ = musibet, Farsça zede = vurulmuş). Musibete uğramış, felâkete düşmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بلادیده] belaya uğramış.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bozulmuş, fesâda uğramış, Ar. muhtel: Bozuk yol, bozuk ahlâk. 2. işlemez, muattal, battal: Bozuk saat, bozuk piyano. 3. Yıkılmış, harap, vîran: Bozuk duvar. 4. Tertipsiz, nizamsız: Bozuk düzen. 5. Ekşimiş, kokmuş, yenmez hâle gelmiş: Bozuk yemek, et, peynir. 6. Ufak para: Bozuk para. Bozuk adam = Ahlâksız. Başıbozuk = 1. Gayri muntazam asker. 2. Asker olmayan, sivil. Çiçek bozuğu = Çiçek hastalığından yüzü delik deşik olan, çopur. Akidesi bozuk = İtikatsız, inançsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çipura, karagöz, mercan gibi birkaç cins balık; çapak, zool. Abramis brama. fresh water bream sırtar balığı. sea bream karagöz balığı, zool Saryus; sarıgöz, zool. Cantharus lineatus; sarpa, zool. Padentus centrodontus. red sea bream mercan balığı, zool

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. break; s. kırılmış, parçalanmış, yarılmış, yarık, kırık (çizgi); eksik, parçaları kırılmış (çay, yemek takımı); ihlâl edilmiş, çiğnenmiş, yer yer kesilmiş, inkıtaa uğramış; ruhça ve bedence zayıf düşmüş; terbiye edilmiş (at v.b.); bozuk, fena konuşul

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözden akıp kenarlarında ve kirpiklerde birikerek kuruyan şey: Göz çapağı. 2. Dökme demir vesairenin etrafında kalan pürüz. Çapak balığı = Sazan familyasından iri pullu, yassı bir cins göl balığı; boyu yarım metreye kadar uzar (abramis brama).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğrilip bükülmüş, bir tarafa yatık, doğru olmayan. Eğri büğrü: Çarpık direk, odun. 2. Bir tarafa yatık, muntazam olmayan: Çarpık duvar, çarpık arsa. 3. Çarpılmış, felce uğramış veya cin tutmuş: Çarpık adam. 4. Ters, uğursuz: Çarpık ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tek). seramik sanatı ve tekniği; çini, çini işleri; çinicilik; (çoğ). seramik eşya, çini, çanak çömlek. ceramist (i). çinici, seramikçi.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Sıçramış, atlamış. Sıçrama, atlama, bir defadaki atlama. Cette ceste = Azar azar, derece derece. Ar. tedricen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fazla içki veya yemekten ileri gelen hastalık, mide fesadı; içkiye aşırı düşkünlük. crapulent, crapulous (s). boğazlı, ayyaş; mide fesadına uğramış.

Genel Bilgi

İttihat ve Terakki’nin son sadrazamı Talat bey, trenle Ankara’ya giderken Tuzla’yı geçtikten bir müddet sonra suikaste uğramıştı. Kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne çıkan bir denzialtından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey olmamasına rağmen trenin yola devam edecek hali kalmamıştı. Denizaltının ve suikastın kimler tarafından yapıldığı tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayal kırıklığına uğratmak, memnun edememek, canını sıkmak, üzmek, müteessir etmek, ümitlerini boşa çıkarmak. disappointed (s). hayal kırıklığına uğramış, ümidi kırılmış. disap pointedly (z). hayal kırıklığına uğramış olarak. disappointingly (z).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). aşağı, aşağıya; güneye doğru; tiyatro sahneye doğru, ileride. down and out hayatta yenilgiye uğramış, bezgin, bitkin. down at the heels perişan bir halde. down at the mouth, down in the dumps üzüntülü, hayal kırıklığına uğramış, meyus, cesareti

İngilizce - Türkçe Sözlük

(den)., (s). ayaklar altında çiğnenmiş; mazlum, haksızlığa uğramış, mağdur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دچار] uğramış, yakalanmış, maruz kalmış. dûçâr etmek uğratmak, müptela etmek. dûçâr olmak uğramak, müptela olmak.

Ülke

Başkent: Addis Ababa.

Nüfus: 58.710.000.

Komşuları: Batıda Sudan, Güneyde Kenya, Doğuda Somali, Cirbuti, Kuzeyde Eritre.

Önemli Şehirleri: Addis Ababa.

Din: %45-50 Müslüman, %35-40 Ortodoks.

Dil: Amhara dili (resmi), Tgre, Galla.

Yönetim Biçimi: Geçiş Döneminde.

Tarih: Etyopya kültürü kaynağını Mısır ve Yunanistan’dan alır. Eski monarşi 1880’de İtalya tarafından saldırıya uğradı ancak 1936’da yeni bir İtalyan saldırısına dek bağımsızlığını korudu. 1941’de İngiltere ülkeyi özgürlüğüne kavuşturdu.

Son imparator I. Harle Selassie 1931’de bir parlamento ve düzeni kurdu ancak bütün siyasal partileri kapattı.

1970’lerde yaşanan kuraklık nedeniyle yüzbinlerce kişi öldü. Ordunun isyanı ve öğrenci gösterileri sonucu 1974’te Selassie tahttan indirildi. Cunta, tek partili sosyalist bir devlet oluşturarak başarılı bir toprak reformu gerçekleştirdi. Muhalefet şiddet yoluyla bastırıldı. M.S. 330’da benimsenmiş olan Kobt Kilisesi’nin etkisi önlendi ve 1975’te monarşi lağvedildi. Rejim kanlı darbelerle, Sudan ve Somali’nin yardımları ile desteklenen siyasi grupların isyanları ile karşı karşıya kaldı. 1977’de SSCB ile işbirliği andlaşmaları yapılırken, bir zamanlar en önemli müttefik olan ABD ile ilişkiler kötüleşti. 1978’de Sovyet ve Küba birlikleri Somali güçlerinin yenilgiye uğratılmasına yardım etti. Etyopya ve Somali 1988’de bir barış antlaşması imzaladı.

1984’te milyonları açlığa ve ölüme sürükleyen yaygın kuraklık sonucu dünya çapında bir yardım çabası başladı. 1988’de Eritreli gerillaların zaferi hükümetin, kuraklığa uğramış bölgelerde yabancıların ve işçilerin yardım çalışmalarını yarıda kestirmesine yol açtı. 1994’te Etyopya’da kuraklık sonucu yeni bir kıtlık yaşandı. Etyopyalı halkın Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF), (6 isyancı ordudan oluşan) Şubat 1991’de hükümete karşı büyük bir saldırı düzenledi. Mayıs’ta başkan Mengist, Haile Mariam ülkeyi terketti. EPRDF idareyi ele geçirerek geçici bir hükümet kurdu. Eritre 24 Mayıs 1993’te bağımsız oldu.

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tâbir). Felâkete, musibete uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. felek = semâ, F. zeden = vurmak). Sanki feleğin zulmüne uğramış, bedbaht, musibet görmüş, kötü talihli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tüfek va tabancaya doldurulan barut ve kurşundan ibaret mermi ki, vaktiyle kâğıda sarılırdı, şimdi maden kovana sarılır. 2. Donanmalarda ve şenliklerde atflmak üzere barut ve başka maddelerle yapılan yanıcı, patlayıcı, korku verici maddeler: Arayıcı, kör, havâİ, çadır fişek, çarkı felek fişeği. Fişek atmak, yakmak. 3. Fişek şeklinde istif olmuş ve kâğıda sarılmış para vesaire, (denizcilik) Roket fişeği = Kazaya uğramış gemilerden imdat istemek için atılan fişek. mec. Dellfişek = Savruk ve düşüncesiz adam, kadın.

Türkçe Sözlük

(i. F. A. gam = keder, F. dîden = Görmek). Keder görmüş, bir dert ve kedere uğramış. Ar. mağmûm, mükedder.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetişmek, büyümek, boy atmak: Bu ağaç, bu ekin güzel gelişti. 2. İyileşmek, semirmek: Seyahat kendisine yaramış, hayli gelişmiş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gelmek, beriye hareket etmek. Ar. vürûd, Fars. Amed: Babam dün geldi. Her akşam eve gelir. Çocuklar şimdi okuldan gelecektir. 2. Geriye dönmek, Osm. rücû etmek: Gidip gelme: Osm. azîmet ve avdet: Gittiği ‘yerden gelmez. Git ama, çabuk gel. 3. Girmek, yaklaşmak, başlamak, olmak: Yaz geldi. Ramazan geliyor. Tatil, imtihan geliyor. 4. Yetişmek, Osm. vusûl, muvasalat etmek: Vapur kaçta gelir? 5. Ortaya çıkmak, belli olmak, Osm. zuhûr etmek, peydâ olmak, hâsıl olmak, tebâdür eylemek. Kendisine bir alıklık geldi, iki günde bir sıtma gelir. Hatırıma, aklıma geldi. 6. Dokunmak, isabet etmek, rasgelmek: Başına bir taş geldi. Başına bir musibet gelmiş. Gelen çekilecek. 7. Uymak, uygun ve muvafık olmak, yakışmak: Bu palto bana gelmez. Bu kıyafet benim yaşımda bulunanlara gelmez. Bu hesap işinize gelir mi? 8. Tesadüfen olmak, bulunmak, çıkmak, tesadüf etmek: O çizme bana dar, kısa geldi. Yediğim yemek mideme ağır geldi. Yağan yağmur ekinlere çok iyi geldi. 9. Ğörünmek zannolunmak: Bu yol bana pek uzun geldi. Bu meyve size acı gelmedi mi? Bana öyle geliyor ki = Zannediyorum. 10. Çekmek, tahammül etmek, dayanmak: Bu at yüke gelmez. Ben çok yürümeye gelmem. O adam şakaya, latifeye gelmez. 11. Netice vermek, Osm. intâc olunmak, netice suretiyle hasıl olmak, müncer olmak: Bundan ne gelir? Bundan çok şey gelebilir. Bu hal neden gelir? 12. Dûçâr olmak, uğramak: Aha gelmek. Ahıma geleceksiniz. 13. Gelir getirmek, irâd olmak, vâridat ve aidat suretinde hasıl olmak: Çiftlikten, malından, vakıftan kendisine senede bir kaç bin lira gelir. 14. Kabûl etmek, muvafakat eylemek: Sonunda benim sözüme geleceksiniz. O da benim fikrime geldi. 15. Kabil olmak, uymak: Hesaba, kaleme, imlâya, tarife gelmek. 16. Çıkmak, görünmek, Osm. sudûr etmek, sâdır olmak: Benden öyle iş gelmez. O adamdan böyle bir iş gelebilir mi? 17. Yalandan göstermek veya görünmek: Görmezden gelmek = Görmez gibi olmak. Bilmezden gelmek — Bilmez gibi olmak, tecahül etmek. Arkadan gelmek = Takip etmek. Aşağı gelmek: 1. İnmek, Osm. nüzul etmek. 2. Yıkılmak, düşmek. Ağıra gelmek = Güce gitmek, hiddete sebep olmak. Elden gelmek = Mümkün olmak, iktidar dahilinde olmak: Bu iş benim elimden gelmez: Ben yapmaya muktedir değilim. Elden gelen = İktidar dahilinde olan, kabil ve mümkün olan: Elden geleni esirgememeli, yapmalı. Elden ne gelir: Ne yapılabilir? Ele gelmek = 1. Yakalanmak, tutulmak, Osm. ahz ve girift olunmak. 2. Sahip olunmak, tasarruf olunmak, müyesser olmak: Böyle bir mal kolay ele gelmez (geçmez). İçeri gelmek = Girmek, Osm. dühûl etmek. İçe gelmek = Kalbe doğmak, Osm. sünûh etmek. İşe gelmek = Yaramak, kullanılabilir olmak. İleri gelmek = Netice çıkmak: Bu hal neden ileri geliyor? İlerigelen = Hatırlı kimse: Kasabanın ilerigelenleri: Eşraf ve Ayânı. İmâna gelmek = 1. İnanmak, Müslüman olmak, Osm. ihtidâ etmek. 2. mec. Sonunda doğruyu kabul etmek, kanmak. Başa gelmek = 1. Üste çıkmak, Osm. tasaddur etmek. 2. Vuku bulmak. Derde uğramış olmak: Başıma bir belâ geldi. Başıma geleni bilseniz. Başıma neler geldi. Başı taşa gelmek

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.) (c. harîk-zedegân) (Ar. harîk = yangın, Fars. zeden = vurmak). Yangına uğramış, yangın vermiş: Harîk-zedegâna iane toplamak.

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Harîkzede’nin c. Yangına uğramış kimseler, yangından zarar görmüşler.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hasar = ziyan, Fars. dîden = görmek). Ziyan görmüş, zarara uğramış, Ar. mutazarrır.

Türkçe Sözlük

(I. R. F. c.) (m. hasret-zede). Hasrete uğramışlar, hasrete düşmüşler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hararetli, öfkeli, kanı beynine sıçramış. heatedly (z). hararetle.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir illet ve hastalığa uğramış. Her vakit tekrarlanıp kendisini rahat bırakmıyan bir müzmin hastalığa tutulmuş: O zavallı, illetlidir. 2. Sakat, vücudunda bir sakatlık olan. 3. Bir istisna sebebi olan, özürlü.

Türkçe Sözlük

(i.). Felce uğramış, Ar. mefluç.

Türkçe Sözlük

(i.). Tanrı’nın ve insanların nefretine uğramış, Ar. mel’Ün, laîn.

Türkçe Sözlük

(KAZA-ZEDE) (I. F., Ar. kazâ, Fars. zeden = isabet etmek vurmak). Bir kazâ görmüş, kazaya uğramış, kaza ile sakatlanmış veya tahrip olunmuş: Gemisi kazazede oldu, sahilde fırtınadan kazazede olan gemilerin enkazı duruyordu, zavallı adam kazazededir.

Türkçe Sözlük

(i.). Kelebek denilen ciğer hastalığına uğramış (koyun).

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmuş, Osm. dâ-ülkelbe uğramış: Kuduz köpek. Kudurma, = Osm. dâ-ül-kelb: Kuduz hastalığı. Kuduzotu = Ar. haşîşetüi-kelb, Fr. esctepiade. Kuduzböceği = Ezilmişi yakı yapmaya yarayan bir böcek, yanboliş kurdu, Fr. cantharia (galatı: kunduzböceği).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yanan odun vesaireden kalan toz Ar. remâd, Fars. hâkister. 2. Kurşunî, sincabi: Benzi kül oldu. 3. Yanmış, Ar. mahruk: Koca bina iki saat içinde kül oldu. 4. Harap, çöküntüye uğramış: O aile kül oldu. Kumardan kül oldu.Külbastı = bk. Külbastı. Külrengi = Kurşunî ve sincabi renk: Külrenginde bir çuha. Kül suyu = Çamaşır yıkamak için kül ile kaynattıkları su. Külkedisi = Soğuktan çok korkan, ateş başından ayrılmayan adam, miskin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sinirden mosmor kesilmiş; kurşun renkli, bereli gibi mor; k.dili çok öfkeli, kanı beynine sıçramış. livid'ity, lividness i. kurşun rengi; bereli ten rengi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gabn» dan imef.) (mü. mağbûne). Alış verişte aldanmış, gabna uğramış.

Türkçe Sözlük

(MAĞDUR) (i. A. «gadr» dan imef.) (mü. mağdûre). 1. Gadre ve haksızlığa uğramış, kendisine haksızlık edilmiş. 2. Zarar ve ziyana uğramış, muhtaç: O adam mağdurdur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغدور] haksızlığa uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sonradan türetilmiş kelime). 1. Mağdur olan adamın hâli, kendisine haksızlık edilmiş veya zarar ve ziyana uğramış olanın hâil. 2. Muhtaçlık: Mağdûriyyetine merhameten.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mağzûbualeyhâ, c. mağzûbüaleyhim). Birinin gazabına uğramış, kendisine gazab olunan: Tanrı’nın gazabına uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamr» dan imef.) (mü. mahmOre). 1. Sarhoşluktan veya uykudan sersem, sarhoşluktan sonra geler, sersemliğe uğramış. 2. Sarhoşlarınki gibi süzgün bakan (göz), Fars. mestâne. Çeşm-i mahmur = Mahmur bakışlı göz. Sarhoş gibi, mestâne: Mahmur mahmur bakıyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kahr» dan imef.) (mü. makhûre). 1. Birinin zoruna baş eğmiş, mağlûp, mahkûm: Barbaros Hayreddin Paşa, bütün o sahilleri makhûr eyledi. 2. Mahv ve helâk olan. Ar. müzmahil. 3. Tanrı’nın gazabına uğramış: Kavm-i Ad makhûr oldu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقهور] kahrolmuş, yenilmiş. 2.gazaba uğramış.

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de «man» ve «mank» iri ve kocaman demektir). 1. Koca kafalı ahmak, alık, sersem: Mankafa adam. 2. Şiddetli ve müzmin sakağıya uğramış (beygir): Bu at mankafa olmuş. 3. İri, battal: Mankafa karpuz. Mankafabalığı = Bir balık cinsi.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Manyaya uğramış ruh hastası.

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. mâtem = yas, Fars. zeden = vurmak). Yasa tutulmuş, yaslı, musibete uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zulm» den imef.) (mü. mazlûme). 1. Zulüm görmüş, zulme uğramış. 2. (Türkçe) Sessiz, yumuşak huy-1 lu, sakin: Pek mazlûm bir çocuktur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظلوم] zulme uğramış. 2.sesiz sedasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظلوميت] mazlumluk, zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız olma.

Türkçe Sözlük

(ga ile) (I. A. «bugz» dan imef.). Bugzolunan, bugz ve kine uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «behr» den İmef.) (mü. mebhûre). Nefes darlığına uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cüzâm» dan imef.) (mü. meczûme). Miskin (cüzam) hastalığına uğramış kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehşet» ten imef.) (mü. medhûşe). Dehşete uğramış, ürküp korkmuş: Bu hâli görünce medhûş oldum.

Türkçe Sözlük

(MEFTÜN) (i. A. «fitne» den imef.) (mü. meftûne). 1. Sihre uğramış gibi kendisine mâlik olamıyacak derecede vurgun, tutkun, Aşık: Filânın meftûnudur. 2. Hayran, şaşkın, bir şeyi pek fazla beğenerek hayran olan, şaşakalmış: O binaya meftun oldum.

Türkçe Sözlük

(i. A. «la’pj» dan imef.) (mü. mel’Üne). Lânete uğramış, nefret edilen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekbet» ten imef.) (mü. menkûbe). 1. Nekbete uğramış, bedbaht, talihsiz, düşkün. 2. İtibardan düşmüş, teveccühü kaybetmiş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl» dan imef.) (mü. menzûle). Nüzûl isabet etmiş, inmeye uğramış, damla inmiş; kötürüm.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. meshûre). Sihir edilmiş, büyüye uğramış, büyü ile aldanmış, sihirlenmiş.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. mihnet = dert ve belâ, Fars. zeden = vurmak). Afet ve belâya, mihnete uğramış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i.,antro. Moğol Irkma mensup (kimse); Mongolizm hastalığına uğramış (kimse).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakaaret» den imef.) (mü. muhakkara). Tahkir olunmuş, hakarete uğramış, alçalmış: Pek muhakkar adam.

Türkçe Sözlük

(i. A. «halecân»dan if.) (mü. muhtelice) (tıp). İhtilâca uğramış, devamlı titreyen insan veya organ.

Türkçe Sözlük

(i. A. «melâ» dan if.) (mü. mümteliyye). 1. Dolu, dolgun, dolmuş. 2. Mide dolgunluğuna uğramış:

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezimet» ten if.) (mü. münhezime). Hezimete uğramış, bozulmuş, bozgunluk vermiş, mağlûp: İki devletten biri elbette münhezim olacaktır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabz» dan if.) (mü. munkabıza). 1. Toplanmış, çekilmiş, büzülmüş. 2. içi sıkılmış, sıkıntılı. 3. Pekliği olan, inkıbaza uğramış («peklik verici» mânâsı galattır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «küsûf» tan İf.) (mü. münkesife). Küsûfa uğramış, tutulmuş, ayin araya girmesiyle görünmez olmuş (güneş) (ay hakkında «münhasif» denilir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûb» dan imef.) (mü. musâbe) (c. musâbîn). Üzerine düşmüş, isabet etmiş, düşkün, uğramış, bir Afete tutulmuş: Yangına, koleraya musâb olanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاب] yakalanmış, tutulmuş, uğramış.

Türkçe Sözlük

(I.). Musibet ve Afete uğramış, uğursuz: Babasının öldüğü gün onun için musibetll bir gün oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. değişken; biyol. genleri değişmiş, mutasyona uğramış; i. mutasyona uğramış hayvan veya bitki.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan if.) (mü. mutazarrıra). Zarar görmüş, ziyana uğramış olan: Bu işten ben pek mutazarrır oldum.

Türkçe Sözlük

(i. A. «elem» den if.) (mü. mütellime). 1. Elem ve kedere uğramış: Kendisini pek müteellim gördüm. 2. Acıyan, ağrıyan, hasta: Kalbim müteellimdir.

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayret» ten İf.) (mü. mütehayyire). Şaşmış, şaşırmış, hayrete uğramış, ne yapacağını bilmeyen. Hâmse-I mütehayyire = Eskilerce bilinen beş gezegen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevr»den if.) (mü. mütehevvire). Hiddet ve öfkeye uğramış olan, neticeyi düşünmeksizin saldıran, gözü dönmüş, coşkun.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zucret» ten if.) (mü. muzcire). Sıkıntıda bulunan, sıkılmış, hüzün ve eleme, uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبتلا] uğramış, tutulmuş, yakalanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منهزم] bozguna uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبتلا] uğramış, tutulmuş, yakalanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -cia) zool. paramisyum.

Türkçe Sözlük

(i. L ). Zafiyete uğramış kimselerin bakıldığı sağlık evi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gedik ve yıkığı olan. 2. mec. Eksiği olan. 3. Ziyana uğramış, zarar görmüş: Bu İşte en çok rahnedâr olan benim.

Türkçe Sözlük

(i.). Titreyen, ürken, râşeye uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sadique). T. Sadizm sapıklığına uğramış kimse. 2. Bu şekildeki davranış.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Koşum, eğer takımlarıyla benzeri şeyler yapan veya satan kimse. Meşin üzerine süsleme yapan kimse. 2.Sirac kelimesinin değişikliğe uğramış şekli. Kandil.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. sekte = zarar, Fars. daşten = taşımak). Zarara uğramış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. tra) (tıb.) nekroza uğramış kemik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceramicist. ceramist. seller of ceramic object.

Türkçe Sözlük

(I.). Büyülü, büyüye uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Siteme uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ست دیده] zulme uğramış.

Türkçe Sözlük

(i,). Az bir hareketle nefesi darlaşan, bir çeşit nefes darlığı hastalığına uğramış: Soluğan adam; soluğan at. Deniz soluğanı = Fırtınadan sonra, seyrek ve soluk alırcasına sahile gelip çarpan dalga.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. strike: s., A.B.D. hastalanmış; yaralı, yaralanmış; felâkete uğramış; içindekiler kabın ağız seviyesine indirilmiş.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Saç, sakal vesaireyi tarakla ayırıp temizlemek: Başını, sakalını, çocuğunu taramak. 2. Yün ve keteni tarak denilen Aletle açmak: Şiltenin yününü taramak. 3. Taşı, dişli çelik kalemle tesviye etmek: Bu mermeri iyi taramamışlar. 4. Her tarafını açıp bakmak, karıştırmak: Bütün eşyayı arayıp taradılar. 5. mec. Hırsızlık maksadiyle karıştırmak: Yankesiciler adamcağızını cebini taramışlar. 6. (denizcilik) Tarak dubasıyle deniz dibini temizleyip derinleştirmek. Arayıp taramak = Etraflıca sorup anlamak, araştırma yapmak, (denizcilik). Demir taramak = Gemi rüzgâr veya akıntıya uyarak demiri sürüklemek.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit tatlı su balığı. Kurusu ringa diye satılır (abramis brama).

Türkçe Sözlük

(f. «ok» tan). ı. Geçerken bir yere ilişmek, geçici olarak durmak: Geçerken bize uğrayın. 2. Düşmek, tutulmak, Osm. Dûçâr ve giriftâr olmak: Bir baş ağrısına uğradım; belâya uğradım; iftiraya uğradı. 3. Geçmek: Konya yolu Kütahya’ya uğruyor mu? 4. Fırlamak, çıkmak: Gözleri dışarıya uğramış.

Türkçe Sözlük

(i. F., zahm = darbe, yara; hürden = yemek). 1. Bir darbeye uğramış. Ar. musâb, duçar. 2. Yaralı.

Türkçe Sözlük

(i. F. «zeden» fiilinden; terkiplerde bulunur) (c. zede-gân). Vurulmuş, uğramış. Ar. musâb, Fars. dûçâr, giriftâr. Musîbet-zede = Musibete, felâkete uğramış. Harik-zedegân = Yangına uğramış olanlar. Ser-zede = Başgöstermiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زده] vurmuş, dövmüş. 2.vurulmuş, dövülmüş. 3.uğramış, müptela olmuş.