Rb ne demek? | Rb anlamı nedir? | Rb

Rb anlamı nedir?

Rb ne demek?

Rb anlamı nedir?

Rb | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: rb

Türkçe Sözlük

Rubidyum elemanının senbolü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). içine çekmek, içmek, emmek, massetmek; yutmak; işgal etmek, zapt etmek absorbent (s).(i). içe çekici, alıcı, emici (madde). absorbent cotton hidrofil pamuk. absorption (i). içe çekme, içme, emme, zihin meşguliyeti, dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. absorbé

fiz. soğurma

Katı veya sıvı bir madde soğurma yoluyla bir gazı içine alma.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış Türk atlet, 1948.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). acı, sert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). acılaştırmak; sinirlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekşilik, acılık; terslik, sertlik, huysuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). zarf. adverbial (s). zarfa ait adverbially (z). zarf cinsinden olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). plasenta, son, meşime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (hav). art yakıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treefrog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve aşırı hareketlerde bulunmayan, vakur, ciddî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağırbaşlı olma hali; ağırbaşlıya yakışacak davranış, ciddiyet, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soberness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آخربين] ileri görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاط اربعه] dört özsuyu kan, salya, safra, dalak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختربين] astrolog, yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anberbalığı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kadıntuzluğu): Yabani, çalı şeklinde, sarı çiçekli bir ağaçtır. Kökü acıdır. Yaprakları ve yemişi tatlıdır. Seyrek ormanlarda bulunur. Boyu 2-3 metre arasındadır. Meyvelerinde bol miktarda C vitamini vardır. Meyveleri, kabukları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarını iyileştirir. Ateşi düşürür. Hazım bozukluklarını giderir. Bağırsak iltihaplarını tedavi eder. Öksürüğü keser. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Ağız yaralarını iyileştirir. Kan dolaşımını düzenler. Yüksek tansiyonu düşürür. Siyatik, romatizma ve eklem ağrılarını giderir.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عناصر اربعه] dört unsur ateş, hava, su, toprak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Halk dilinde kadın tozluğu denilen bitki, berberis, zîreşk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عنبربو] amber kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gözlerin önünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında bulunan bir ada, Porto Riko’nun güney doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 17 03 Kuzey enlemi, 61 48 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 442.6 km² (Antigua 281 km² ; Barbuda 161 km²).

Kara: 442.6 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 153 km.

İklimi: tropikal deniz iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla yassı olan kireçtaşı ve mercan adaları, birkaç volkanik arazi bulundururlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Boggy Doruğu 402 m.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

Otlaklar: %9.

ormanlık: %11.

Diğer: %62 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar (Temmuz - Ekim arası); periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 69,108 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.6 (erkek 9,716; kadın 9,375).

15-64 yaş: %68.5 (erkek 23,801; kadın 23,524).

65 yaş ve üzeri: %3.9 (erkek 1,020; kadın 1,672) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.55 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.08 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.61 erkek/kadın Toplam nüfusta: 1 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 18.86 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.16 yıl.

Erkeklerde: 69.78 yıl.

Kadınlarda: 74.66 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

Ulus: Antiguanlar, Barbudanlar.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar, Britanyalılar, Portekizler, Lübnanlılar, Suriyeliler.

Dinler: Anglikan (baskın), diğer Protestanlar, Roman Katolikleri.

Dil: İngilizce (resmi), yerel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %85.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Antigua ve Barbuda.

ingilizce: Antigua and Barbuda.

Yönetim biçimi: Anayasal monarşi altında parlamenter demokrasi.

Başkent: Saint John’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 bağımlı bölge; Barbuda, Redond, Saint George, Saint John, Saint Mary, Saint Paul, Saint Peter, Saint Philip.

Bağımsızlık günü: 1 Kasım 1981.

Milli bayram: Bağımsızlık Günü, 1 Kasım (1981).

Anayasa: 1 Kasım 1981.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Feder


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). iskorbüt hastalığını önleyen (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Arab-ı arbâ: Halis ve sâfî Arab.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanda ok atmak için kullanılan bir çeşit zemberekli yay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga, nizâ, gürültü: Çarşıda bir arbede oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fray. melee. affray. row. tumult. uproar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uproar. tumult. riot. hurly burly. squabble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عربده] kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. arbede = kavga, F. cüsten = aramak). Kavga çıkarmayı seven, kavgacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عربده جو] kavgacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakem, iki taraf arasındaki bir mesele hakkında kesin karar verme yetkisi olan tarafsız kimse: son söz sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). bir borsada satın alınan tahvilatı aynı zamanda diğer bir borsada kâr ile satma; arbitraj; hakem vasıtası ile bir davayı halletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tahviller, hisse senedi, yabancı para v.s. yi daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. arbitrage

tic. ara kazanç

Hisse senedi, tahvil, yabancı para vb. değerli kâğıtları daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital consumption allowances. arbitrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Arbitrage)

Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para, kıymetli maden, tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karar verme hakkı veya yetkisi; hakem sıfatıyla karar verme; hüküm, karar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). indi, kendince, ihtiyari , keyfi. arbitrarily (z). keyfi olarak. arbitrariness (i). keyfi hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hakem sıfatıyla dinleyip karar vermek; karar vermek; hakem kararıyla halletmek.arbitra'tion (i). hakem kararıyla halletme. arbitration court (huk) hakem mahkemesi. arbitrator (i). hakem, iki taraf arasındaki bir meselede kesin karar verebil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). arbour (i). çardak, kameriye; (mak). mil, dingil. Arbor Day ABD'de ağaç dikmeye tahsis edilen bir ilkbahar günü. arborvitae (i). ömür ağacı, dirim ağacı, mazi ağacı, (bot). Thuya orientalis. arbored (s). kameriyeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağaca ait veya ağaç gibi olan; agaçsyl; ağaçlarda yaşayan veya gezen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), ağaç gibi; ağaçlı ağaçlık,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), ağaca benzeme, ağaç şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şekil ve büyüklük bakımından ağaca benzeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

ağaç parkı

Örnek olabilecek çeşitli ağaçların ve bitkilerin bilimsel amaçlarla yetiştirildiği alan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place in which a collection of rare trees and shrubs is cultivated for scientific or educational purposes. a facility where trees and shrubs are cultivated for exhibition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A botanical tree garden where trees are maintained for display purposes Arboretum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landscaped space where trees, shrubs, and herbaceous plants are cultivated for scientific study, educational purposes, and to foster appreciation of plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A botanical collection of trees, that are normally for public viewing. a facility where trees and shrubs are cultivated for exhibition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arboretum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilimsel amaçlarla ağaç yetiştirilen alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağaç ve fidan yetiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ağaç şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden veya fosillerde bulunan ağaç gibi şekil; (anat). dallanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). arbor

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mayıs çiçeği; kocayemiş, (bot). Arbutus unedo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

C vitamini

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Azerbaycan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azerbaijan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Azerbaijan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Azerbaijan) Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Hazar Denizi’nin kıyısında İran ve Rusya arasında bir bölgede yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 40 30 Kuzey enlemi 47 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: Toplam: 86600 km².

Kara: 86100 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 2013 km.

Sınır komşuları: Ermenistan (Azerbaycan sınırı) 566 km Ermenistan (Nahçıvan sınırı ) 221 km Gürcistan 322 km İran (Azerbaycan sınırı) 432 km İran (Nahçıvan sınırı) 179 km Rusya 284 km Türkiye 9 km.

Sahil şeridi: 825 km (Hazar denizi).

İklim: Dünyadaki mevcut 11 iklim tipinden 9’unun hüküm sürdüğü Azerbaycan’da iklim oldukça çeşitlidir. Azerbaycan’da iklim başlıca 3 etki altındadır: Büyük Kafkas dağlarının kuzeyinden gelen soğuk hava kütlelerinin etkisi; Küçük Kafkas dağlarının güneyinden gelen sıcak hava akımlarının etkisi; 825 km.lik sahil şeridiyle bölgenin yanı başında bulunan Hazar Denizi’nin bölge iklimi üzerindeki etkisi. Bölgenin en rutubetli ve yağış alan yeri Talu dağları ile Lenkeran ovalığı (1600-1800mm) en kurak bölgesi ise Abşeron yarımadasının güneybatı kısmıdır.

Arazi yapısı: Orta yükseklikte bir ülke olan Azerbaycan’ın ortalama yüksekliği 657 m.dir. Ülkelerin en yüksek dağları olan Bazar düzü ve Tufandağ’in zirveleri 4197-4489 metreye ulaşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m; en yüksek noktası: Bazardüzü dağı 4485 m.

Doğal kaynakları: petrol doğal gaz demir yatakları metaller alüminyum.

Toprakları: Tarıma elverişli: %20.

sürekli ekilen: %5.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %11.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 14550 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: kuraklıklar; bazı deniz seviyesine yakın topraklarda su baskınları deprem.

Akarsuları: 371.000 km².lik bir alanı kapsayan ve 75000 m³.lük bir hacme sahip olan Hazar Gölü ülkenin sınırlarının bulunduğu tek denizdir. Volga Ural Kür Aras Terek Samur Sulak gibi birçok nehrin sularını döktüğü bu göle hacmi büyük olduğu için Deniz de denilmektedir. Hazar’ın kuzeyden güneye ortalama uzunluğu 1200 km eni ise ortalama 300 km. dir. Denizin ortalama derinliği 180 m en derin yeri 1020 m en sığ yeri ise 5 m. civarındadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7961619 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.8 (erkek 1046501; bayan 1011492).

15-64 yaş: %66.3 (erkek 2573134; bayan 2706275).

65 yaş ve üsleri: %7.8 (erkek 246556; bayan 377661) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.66 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.38 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.95 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.65 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 79 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 63.85 yıl.

Erkeklerde: 59.78 yıl.

Kadınlarda: 68.13 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.46 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Azeri.

Nüfusun etnik da


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azerbaijani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Azerbaijani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

argo, (bak). barbiturate.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). olta çengeli; ok ucu; kanca; kuş tüyünün bir kılı; (bot)., zool. sakala benzer kısım; kısa ve kalın gagalı güvercin; rahibelerin kullandığı boynu ve göğsü örten keten örtü; eski sakal; Mağrip atı; (f). ok, mızrak vb,ne uç takmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Rumca «usta» demektir. En çok yaşlı Rum meyhanecilerine seslenilirken kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Atlas Okyanusu`nun batısında Rüzgarüstü Adalarının 160 km doğusunda Venezuela`nın 435 km kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 13 10 Kuzey enlemi 59 32 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 431 km².

Kara: 431 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 97 km.

İklimi: Tropik iklimin egemen olduğu adada kuru (Aralık-Mayıs) ve yağışlı (Haziran-Kasım) geçen iki mevsim görülür. Antiller kasırga alanın güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır.

Arazi yapısı: Ada tortul kayaçları kaplayan ve kalınlığı 90 m`ye ulaşan mercan birikintilerinden oluşmuştur. En yüksek noktası olan Hillaby dağının bulunduğu kuzey kesimi dışında genellikle alçak ve düzdür. Yüzey suları oldukça azdır; az sayıdaki doğal su kaynakları kireçtaşı yataklarında toplanan yeraltı sularıyla beslenir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Hillaby Dağı 336 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %37.21.

Sürekli ekinler: %2.33.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %12.

Diğer: %43.46 (2005 verileri).

Doğal afetler: Antiller kasırga alanının güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır. Ayrıca periyodik heyelanlar gözlemlenmektedir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 279912 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %20.1 (erkek 28160; kadın 28039).

15-64 yaş: %71.1 (erkek 97755; kadın 101223).

65 yaş ve üzeri: %8.8 (erkek 9508; kadın 15227) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.31 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.01 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 11.77 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.79 yıl.

Erkek: 70.79 yıl.

Kadın: 74.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.65 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 2500 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Barbadoslu yada Bajan (halk arasında).

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90 beyaz ırk %4 diğer %6.

Dinler: Protestan %67 (Anglikan %40 Pentekostal %8 Methodist %7 diğer %12) Roma Katolikleri %4 inançsız %17 diğer %12.

Dil: İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.7.

Erkek: %99.7.

Kadın: %99.7 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Barbados.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bridgetown.

İdari bölmeler: 11 bölge; Christ Church (İsa Kilisesi) Saint Andrew Saint George Saint James Saint John Saint Joseph Saint Lucy Saint Michael Saint Peter Saint Philip Saint Thomas.

Bağımsız


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Barbados, Batı Hint adalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Latince barbarus; Yunanca barbaros: Rum olmayan, yani yabancı. T. Eski Yunan ve Romalılar’a daha sonraları Hıristiyanlar’a yabancı olan. 2. Medenîleşmemiş, kaba, saygısız, alışılmış zevk ve nizamlara zıt. 3. İnsanlığa yakışmayan, zalim: Böyle barbarca hareket görmedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarian. barbarous. barbaric. vandalic. vandal. bestial. gothic. heathenish. savage. uncivilized. wild. barbarian. vandal. savage. goth. heathen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarian. barbaric. barbarous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarian. hellkite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. T.). Barbarlara yakışacak şekilde: Adam, çocuğu barbarca dövdü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kaba kimse, vahşi kimse, medeniyet görmemiş bir kimse; barbar; (s). zalim; gaddar; yabancı; medeni olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). medeniyetsiz, uygar olmayan; barbar; vahşi. barbarically (z). barbarca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). munevverlerce makbul olmayan ifade tarzı; edebiyatta ve sanatta bazılarınca alışılmış şekil ve yazıların haricinde kalan tarzda eserler; vahşilik, kabalık, barbarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaddarlık, zalimlik, medeniyetsizlik, sanat ve edebiyatta zevksizlik, kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ing. rise (f). vahşileştirmek, vahşileşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become barbarous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. T.). Barbar olma hali, medeniyet noksanlığı, zalimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarism. barbarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarism. brutality. barbarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İtal.) (Erkek İsmi) Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi’nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Barbaros; Roma imparatoru I Frederick'in lakabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). medeni olmayan; haşin, kaba; klasik ölçüler dışında olan; yabancı, ecnebi. barbarously (z). ilkel bir şekilde. barbrousness (i). ilkellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Berberistan. Barbary ape Kuzey Afrika ile Cebelitarık'ta yaşayan bir cins maymun. Barbary Coast San Fransisko'nun eskiden kumarhanelerin bulunduğu sahil kısmı. barbary ragwort yılanbaşı, (bot). Othonna cheirifolia

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca «perapetto»). Kale korkuluğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., zool., (bot). kıllı sakallı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kuzu v.b.'nin bütün olarak çevrildiği açık hava toplantısı; bütün çevrilmiş koyun, kuzu ve oğlak gibi hayvan; bu işe mahsus portatif ızgara; baharatlı ve salçalı bir et yemeği; (f). açık havada bütün hayvan çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikenli, kancalı. barbed wire dikenli tel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbecue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi sakallı tatlı su balığı; karakeçi, zool. Barbus fluviatilis; balığın dudağındaki sakal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باربر] hamal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). berber; (f). tlraş etmek. barbers itch birkaç cins parazit mantarın yüzde ve boyunda meydana getirdiği bir deri hastalığı. barbershop (i). berber dükkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diken üzümü; kadıntuzluğu, amberbaris, sarıçalı, (bot). Berberis vulgaris

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski İranlılar’ın (SAsânîler) millî telli sazı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzun ve kıvırcık tüylü köpek, kaniş; tropikal bölgelerde yaşayan kıllı ve kalın gagalı bir kuş, zool. Capito veya Bucco

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ask. top için hazırlanmış mahfuz yer, barbet, top kulesi; den. taret, top siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir hisar veya şatonun damında bulunan müdafaa kulesi; gözleme kulesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ecza. barbiturat, uyku hapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük tüy kenarındaki küçük tüy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Kırmızıya yakın bir cins lezzetli balık ki, beyazca, alaca cinsine tekir derler. (Botanik): Bir nevi fasulya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman bean. kidney bean. red mullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red mullet. kidney bean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yalnız zar ile oynanılır bir nevi kumar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dice game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins suni tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Berbat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برباد] mahvolmuş. 2.kötü, pis, berbat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kanarya yemi denilen bir cins tohum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Amberbâris.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) BArbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, bâd = hava). 1. Havaya uçmuş gibi perişan. 2. Harap, viran, telef olmuş. Türkçe. 1. Pis, kirli: Berbat adam. Üstünü başını berbat etti. 2. Kötü, fena.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horrible. terrible. awful. miserable. bad. rotten. spoilt. destroyed. stinking. abominable. abysmal. accursed. accurst. appalling. atrocious. bum. chronic. crappy. dashed. deuced. devilish. disgusting. dread. dreadfull. egregious. execrable. fierce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. abysmal. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. diabolical. dire. dreadful. execrable. foul. frightful. ghastly. grotty. hellish. hideous. horrible. horrid. infernal. lousy. miserable. nasty. poisonous. putrid. ropy. rotten. shabby. sh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusting. dreadful. very bad. soiled. spoiled. arrant. awful. damnable. egregious. execrable. ghoulish. hellish. horrendous. infernal. lamentable. miserable. offending. putrid. rotten. shitty. terrible. unspeakable. venomous. villainous. yucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoil. vitiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ruin. balls up. botch. butcher. foul up. fuck up. to make a hash of it. to cause havoc. screw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be ruined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). 1. Perişanlık, haraplık. 2. Pislik, mülevveslik, telvis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tıraş etmek ve saç kesmek sanatını icra eden adam. (Yeni tarzda saç kesenlere Fransızca’dan alarak «perukâr» demek abestir). Geveze berber = Çok söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Afrika’nın Mısır hariç bütün kuzeyindeki ülkelerde oturan bir kavim ki, en büyük kısmı, şimdi Araplaşmıştır ve Arapça konuşmaktadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairdresser. barber. shaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barber. hairdresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region; called also

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also, the language spoken by this people. a cluster of related dialects that were once the major language of northern Africa west of Egypt; now spoken mostly in Morocco an ethnic minority descended from Berbers and Arabs and living in northern Africa a me

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barber. hairdresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose term given to various peoples who have inhabited North Africa since before the 7th century Arab conquest of the region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loop-pile carpet that offers great durability, a full comfortable texture and a casual, informal look Often, these carpets incorporate flecks of color that contrast with the primary hue The term Berber has expanded to include many level and multi-level

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carpeting using flecked yarns and loop styles from large nubby to small tight loops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Berber, an ethnic group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Race of dark-skinned North African people Lived in Morocco before the influences of Arabic and Islamic culture reached the area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loop-pile carpet tufted with thick yarn, such as wool, nylon or olefin Often having random specks of color in contrast to a base hue, this floor covering has a full, comfortable feel, while maintaining an informal, casual look Currently, this term has exp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbershop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Berber kavminin tarz ve usul veya dilinde olan. Berber dilinde veya Berberler’e mahsus tarzda: Berberce söylemek. 2. Berber dili: Berberce’ nin hangi dil ailesinden olduğu henüz bilinmemektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. berberiyye). Berber kavmine mensup ve müteallik: Memâlik-i Berberiyye = Berber ülkeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Berber kavmiyle meskûn yer. Berber ülkeleri. Eskiden bilhassa Cezâyir’e Avrupalılar’ın verdikleri ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a barber. hairdressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairdressing. hairdressing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Sancak beylerinin başı. Osmanlı eyalet umumî valisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. bicarbonate of soda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bikarbonat bicarbonate of soda bikarbonat de süd, soda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekini hem biçen, hem de demet hale koyan biçme makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper-binder. reaping-machine. binder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيداربخت] talihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicarbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicarbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

each other. one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biri öteki (Daima çekimli olarak kullanılır: Birbirine, birbirinden vs. gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to part company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecutive. sequent. successive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). El ile öndekinin sırtına basarak üstünden atlamak suretiyle oynanan oyun.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alaybozan tüfeği; aptal kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilan, reklam, bilhassa abartmalı bir şekilde yapılan reklam; kitap kapağındaki reklam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fıkırdamak, mırıldanmak;i fıkırtı, mırıltı; hav. kanadın kenarındaki hava çalkantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. morina balığına benzer bir balık, zool. Lota lota.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avını dikenlerin üzerinde parçalayarak öldüren birkaç çeşit kuş. greater butcherbird büyük çekirge kuşu. redheaded butcherbird kızıl başlı çekirge kuşu, zool. Lanius senator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins ördek; k.dili Sişko kimse, tombul kimse, yağ tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit çançiçeği, (bot). Campanula medium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). karbit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karabina, kısa tüfek, suvari tüfeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). karbonhidrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). asit fenikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). fenollü. carbolic acid asit fenik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karbol asidi katmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). karbon; kopya kağıdı, kopya kağıdı ile çıkarılmış nüsha, suret. carbon black is, lamba isi. carbon copy karbon kopyası. carbon cycle (biyol). karbon devresi. carbon dioxide karbondioksit. carbon monoxide (kim). karbon monoksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karbona ait; karbonlu; karbon gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ızgara et veya balık; (f). ızgara yapmak; gelişigüzel kesmek, parçalamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). siyah elmas, genellikle Brezilya'da çıkarılan koyu renk elmas parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -ri) 19 asırda italya, ispanya ve Fransa'da faaliyette bulunan gizli siyasi kuruluşun üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (kim). karbonat, karbon asit tuzu veya esteri; (f). kömür haline koymak, kömürleştirmek; karbonata çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). karbondioksitle kireç çökeltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). karbonata ait, karbonik. carbonic acid karbonik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kömür hâsıl eden, kömürlü, karbonlu; (b.h)., (jeol). karbon devrine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kömürleştirmek, kömür haline koymak, yakmak. carboni za'tion (i). kömürleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). (mark) zımpara, korindon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damacana etrafında sepet örgü veya tahta muhafazası olan büyük şişe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). çıban, şirpençe; burun sivilcesi; lal taşı, yakut; yakut kırmızısı, kahverengimsi kırmızı renk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (kim). karbon ile birleştirmek veya doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). carburettor (i). karbüratör. carburetor nozzle karböratür memesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karbon ile birleştirmek. carburiza tion (i). karbon ile birleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 10 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). işler omurga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب غرب] güneybatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنوب غربی] güneybatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tıp). Uyuz hastalığı. Cerb-ül-cefân, eerb-ül-ayn = Göz kapaklarının iç tarafında çıkan sivilceler. Cerb-ülmia, cerb-ül-killiyye = Barsaklarda ve böbreklerde çıkanları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Semiz, yağlı. Çerb-zebân = Fasîh, güzel konuşan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چرب] semiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). cehennemin kapısını bekleyen üç başlı köpek; uyanık ve sadık bir bekçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bu kelime Arapça’da hilekârlık, kurnazlık gibi aşağılayıcı bir mânâ ile kullanıldığı halde, dilimizde beceriklilik ve konuşma kabiliyeti gibi övücü bir suretle geçiyor: O adamın çok ilmi yoksa da cerbezesi kuvvetiyle her işte muvaffak olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جربزه] beceriklilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Natıkalı, konuşkan, konuşması tesir eden, becerikli: Cerbezeli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چرب زبان] yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keklik üzümu, (bot). Gaultheria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dama tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir cins çöl sıçanı. (A. yerbû). 2. Cılız çocuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., anat köprücük kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehirlerin genişleyip birleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

litter bag. bin liner. refuse bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemeğin başında kaşıkla içilen sulu sıcak yemek ki, pek çok çeşidi olur: Pirinç, şehriye, tarhana, işkembe, mercimek, kulak, düğün çorbası. Terbiyeli çorba = Limonlu, yumurtalı çorba. Sade suya çorba = Hastalara yedirilen yavan pirinç çorbası. Çorba tası, kâsesi = Çorba koymaya mahsus kap. Çorba gibi karışmak, çorbaya dönmek = Pek alt üst olmak, kargaşalık ziyadeleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broth. soup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup spoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table spoon. soup spoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir köyde misafir doyuran esnaf, muhtar, kocabaşı, aksakal. 2. Osmanlı devrinde taşrada Hıristiyanlar’ın ileri geleni, mağaza ve dükkân sahibi. 3. Yeniçerilerde (çorbası bir kazanda pişen) bir taburun subayı, orta kumandanı, binbaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çorba yapmaya mahsus, çorbaya yarar: Çorbalık irmik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). heykeltıraş işi çiçek veya meyva dolu sepet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). dirsek. corbel block kısa dirsek tahtası. corbel out böyle bir dirseğe dayanıp çıkmak. corbel table böyle dirseğe dayanan çıkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). yanları basamak şeklinde sivri tepelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). eşit kuvvetle karşı koymak; telâfi etmek; denkleştirmek; (i). karşılık, eş ağırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şiddetli cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabakgillerden bir bitki; (kim). Iaboratuvarda kullanılan kabak şeklinde bir kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president of a republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Presidency of a Republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kemer, kuşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sokak kaldırımının kenar taşı; fren, mâni, engel; kuyu ağzı bileziği; atta suluk zinciri; (f). tutmak, mâni olmak, hâkim olmak, yenmek, durdurmak. curb bit suluk zinciri. curb exchange New York ta ikinci tahvil borsası (şimdiki ismi American E

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaya kaldırımının kenar taşı,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARP) (i. A.). 1. Vurma, dövme. 2. Madenî paraya, para basma, damga vurma: Darb-ı sikke. 3. Hesabın dört işleminden üçüncüsü ki birbiri üzerine yazılan iki sayıdan birinin diğeri kadar tekrarlanmasından ibarettir, meselâ 5X3 — 15. Bu ifade üç defa beş on beş demektir. Birinci sayıya eskiden madrub (çarpılan), ikincisine zarb (çarpan), üçüncüsüne hâsıl (çarpma neticesi) denirdi. 4. Türlü, çeşit. 5. Şiddet, sür’at. 6. Zarb işareti = X işareti. Darb-ı mesel = Halk ağzında yeri geldikçe kullanılan meşhur söz, atalar sözü. c. durûb-ı emsâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب] vuruş. 2.para basımı. 3.dövme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. darb = dövme, F. zeden = vurmak). Kale döven top.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. darabât). Vuruş, çarpış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroke. blow. coup. knock. beat. facer. concussion. finisher. smasher. bash. biff. brunt. bump. chop. clip. clout. coup de main. coup d'etat. crusher. cut. dash. hack. hit. impact. jolt. kayo. pound. putsch. shock. thwack. whack. whammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat. brunt. chop. clip. clout. crack. dash. hit. knock. shock. stroke. blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow. stroke. coup d'état. beat. buckle. bump. clout. coup. hit. jab. knock. rap. shock. sock. whop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربه] vuruş, darbe. 2.bela.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vurarak, döğerek. 2. Çarparak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Titreşimlerden kaynaklanan veri okuma sorunlarını telafi ederek sürekli ve hatasız müzik çalımını sağlayan bir tampon hafıza.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde iki veya ikiden fazla büyük usûlün art arda gelmesiyle yapılmış büyük usuller.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب خانه] darphane, para basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Darba Ait, darp ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARB-I MESEL) (i. F. A.). Atasözü, (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب مثل] atasözü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rutubetli tarla, sulak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprağı sulak tarla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. strait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow pass. bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde çömlek şeklinde bir usul vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomtom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthenware kettledrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir maddedeki karbonu ,çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grateful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kiraya verilen çiftlik, ev fabrika vesairede kiracı tarafından kullanılıp mukavele sonunda aynen sahibine iadesi şart olan Alet ve eşya, hayvan vesaire. 2. mec. Değişmez ve daimî şey. 3. Kendi dediğinden dönmez, inatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixture. plant. old timer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permanent or heavy fixtures or equipment. in the nature of fixtures and equipment. long time functioning of employee. old-timer. fixed assets. fixtures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربان] kapıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربار] saray.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapı kapı gezen, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. tramp. irregular. untidy. slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenly. untidy. fugitive. slipshod. unkempt. vagabond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربدر] aylak, avare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı kapı gezenin hali, serserilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربند] dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kapılar kapısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DERBEND) (i. F.) (der = kapı, benden = bağlamak, kapamak). (Arapça sanılarak «derbendât» suretinde galat cem’i de kullanılır). Dar geçit, boğaz: Sınırdaki boğazlar: Derbendât muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir boğaz ve geçidin muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere'de her yıl tekrarlanan geleneksel at yarışı; (k).(h). melon şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kanştırmak, altüst etmek, düzenini bozmak; rahatsız etmek, taciz etmek, tedirgin etmek; endişelendirmek, müteessir etmek, üzmek; telâşa düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karışıklık, kargaşalık, fesat;rahatsızlık, sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pis yerlerde yaşayan bir cins böcek, (zool). Geotrupes ster corarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوربين] dürbün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: dûr-bîn) (dûr = uzak, dîden = görmek). 1. Uzaktan görmeye mahsus, maddeleri büyütür mercekleri olan ve uzaktaki şeyleri yakın gösteren optik Alet. 2. Uzaktan gören, her işin neticesini önden anlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telescope. field glass. field glasses. binoculars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binoculars. field glasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binoculars. field glasses. small telescope. glass. field glass. pair of binoculars. watchglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dört Sünnî mezhebin kurucusu olan dört büyük İslâm hukukçusu: Ebû Hanîfe, Ahmed bin Idrîs-eş-ŞAf’İ, Mâlik bin Enes, .Ahmed bin Hanbel.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exacerbation

tıp alevlenme

Sessizce sürmekte olan bir hastalığın belirtilerinin artması.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Diskten okunan CD verileri, geçici bir tampon bellekte tutulur ve sürekli buradan okunur. Lazer pikap, bir darbe ya da titreşim sonucunda yerinden oynarsa, bu belleğe yazılı veriler, sesin kesilmesini önler. Yeni Sony CD tepsili cihazlarda bulunan gelişmiş G-PROTECTION™ teknolojisi, yalnızca 0,5 saniye içinde lazerin yeniden odaklanmasını sağlarken “alpha GEL®” sönümleyici düşük frekanslı titreşimleri emmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. askerlik). Emir eri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dört ayrı İncil metni: Metta, Markus, Luka, Yuhanna İndileri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اربع] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Dört, Fars. çihâr: Cihât-ı erbaa = Dört yön. Enâcil-i erbaa = Dört İncil (yalnız böyle terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rab). (bk.) Rab. Ehil, lâyık ve muktedir: O adam bu işin erbâbı değildir: Erbab adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ارباب] sahip. 2.başkan. 3.usta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Kırk, Fars. çihil: Erbain sene = Kırk yıl. 1. Rûmî ocak ayının 9’undan, yani gün dönümünden itibaren kırk gün ki, karakıştır: Erbaîn fırtınası. 2. Tarikat mensuplarının 40 gün halvete kapanıp ibadet ve perhizle vakit geçirmeleri. Fars. çille: Erbaîn çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اربعين] kırk. hadîs-i ~ kırk hadis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. dab. connoisseur. past master.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. master. connoisseur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Subay ve assubayların dışında kalan rütbeli asker: Onbaşı veya kıt’a çavuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noncommissioned officer. noncom. non-commissioned officer. ranker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noncommissioned officer (NCO.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eralp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soylu, ünlü aileye mensup erkek.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اربعه] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Açık yürekli erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eralp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şimşek gibi yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heiress , inheritress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. kimya). «Er» senbc‘ü ile gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Boğa gibi güçlü erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam, genelkurmay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارکان حربيهء عموميه] genel kurmay başkanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kurmay: Erkân-ı harp zabiti = Kurmay subay.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sütleğen, (bot.) Euphorbia .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) şiddetlendirmek, kızıştırmak; kızdırmak, sinirlendirmek. exacerba'tion (i.) şiddetlendirme, kızıştırma, şiddetlenme; hiddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aşırı, had derecede, fahiş (fiyat), çok fazla, ifrata kaçan; (huk.) kanun dışında kalan. exorbitance, cy (i.) fazlalık, aşırılık, ileri gitme, haddini aşma. exorbitantly (z). aşırı olarak, had derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehrin herkesin oturduğu banliyösünden daha uzak ve daha muteber yerinde oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehirden uzak ve zenginlere göre düzenlenmiş banliyölerin topu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furbelow. frill fırfır. farbala.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. falbala

fırfır

Giysi, perde vb.nin kenarlarına dikilen kırmalı veya büzgülü süs.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Perde, entari gibi şeylerin kenarına dikilen büzgülü veya kırmalı süs, fırfır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s)., (i). işsizliği önlemek için bir işe gereğinden fazla işçi almak; (s). bununla ilgili; (i). bu sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaka balinası yerine kullanılan kaz kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuş beyinli, budala, ahmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Semiz, şişman, etli, yağlı. Ar. mülahham.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فربه] semiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Semizlik, etlillk, topluluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forbid.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bore, borne) kaçınmak, sakınmak, çekinmek. forbearance (i). kaçınma, sakınma; sabır, tahammül, kendini tutma. forbearina (s). sabırlı tahammüllü dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bade, bidden, bidding) menetmek, yasaklamak, yasak etmek. God forbid ! Allah esirgesin ! forbidden (s). yasak, yasaklanmış. Forbidden City Tibet deki Lhasa şehri; Pekin'deki eski yasak bölge. forbidden degrees nikâh düşmeyen akrabalık dereceleri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sert, haşin, ürkütücü nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forbear.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f farbala, saçak; şa tafatlı süs, cicili bicili şey; f farbala ile süs!e mek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f parlatmak, tazelemek, yeni gibi yapmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غرب] batı. 2.Batı dünyası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f kıyafet, ustbaş, kılık; f giy dirmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i çöp, süprüntu; pis ve değersiz şey garbage man çopçü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i nohut

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Garp cihetinden, batı tarafından: Anadolu, garben Ege Denizi ile sınırlıdır. Şehir, garben tabiî istihkâm şeklinde bir kaya ile çevrilidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربا] batıdan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. garbiyye). 1. Güneşin battığı tarafa ait: Taraf-ı garbî (batı tarafı), şimâl-i garbî (kuzeybatı), cenûb-i garbî (güneybatı), Hind-i garbî (batı Hind yani Antil Adaları), Avrupay-ı garbî (batı Avrupa), memâlik-i garbiyye (batı ülkeleri). 2. Bize nisbetle garp (batı) cihetinde bulunan Avrupa’ya ait: Medeniyyet-i Garbiyye, Edebîyât-ı Garbiyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربی] garbî batı, batı ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A. c ). Batı ülkeleri ahalisi, Avrupalılar: Garbiyyûnun Adetleri, her harekette Garbiyyûn’u taklide çalışıyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربيون] batılılar, Avrupalılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i tahrif etmek, bozmak, be lirli parçaları seçip kötü bir maksada alet etmek (yazı, söz); i tahrif, bozma; bo zulmuş olan şey; maden alaşımı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, den gemi omurgası nın vanındaki dip tahtası ,burma tahtası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Garbillinae familyasının kemiriciler takımından arka bacakları uzun olan tüylü kuyruklu ufak bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kalbur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربال] elek, kalbur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gırbâliyye) (anatomi). Kalbur gibi olan. Gırbaliyy-üşşekl = Kalbur şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. Gariplik, yabancılık. 2. Yabancı yerlere gitme, seyahat, vatanı dışında bulunma: Gurbet etmek; gurbet çekmek. 3. Yabancı yer, vatan harici: Gurbette yaşamak; gurbette gezmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign travel. expatriation. exile. foreign land. abroad. absence from home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign land. place far from one's home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غربت] gariplik. 2.yabancı diyar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta y(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (f. c. gurbetzedegân) (A. gurbet, F. zeden = vurmak). Memleketinin dışında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gurbette, yabancı yerlerde gezen, çalışan veya ikamet eden, vatanı dışında yaşayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one living away from home. guest worker. gastarbeiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one living in a foreign land or far from home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غربت زده] gurbet elde yaşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşından fazla gösterişli, serpilmiş, genç irisi, vücutlu ve zorlu: Gürbüz bir delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonny. stalwart. sturdy. robust. lusty. bouncing. healthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

robust. sturdy. healthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. 2.Cesur, kuvvetli. 3.Sağlıklı, sıhhatli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sturdiness. healthiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گربه] kedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گربز] yiğit. 2.kahraman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) kıl payı; (i.) kıl kadar mesafe .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب] harp, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Savaş arayan, kavga çıkarmak isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenk meydanı, muharebe yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Umumî harp, Birinci Cihan Harbi (1914-1918).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرب عمومی] Birinci Dünya Savaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Çöpleme. Harbak-ı ebyaz = Ak çöpleme. Harbak-ı esved = Kara çöpleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısa mızrak, süngü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربه] süngü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa mızrakla silâhlı eski bir askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenk ile, muharebe ederek, silâh kuvvetiyle: Prusyalılar harben Paris’e girdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. har = eşek, bende = kul, Türkçe söylenişi harmanda). Eşekçi, katırcı, mekkâreci (vaktiyle ordu maiyetindeki mekkârecilere denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çakmaklı ve kapsüllü tüfek ve tabancayı ağızdan doldurup fişeği bastırmaya mahsus demir çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. harbiyye). Muharebe ve cenge yahut askerliğe ait. Umûr-ı harbiyye = Savaş işleri. Mühimmât-ı harbiyye = Çeşitli cephane. Fünûn-ı harbiyye = Savaş ilimleri. Mekteb-i harbiye = Harbokulu, aslı: Mekteb-i fünûn-ı harbiyye, erkân-ı harbiyye. Erkân-ı harb = kurmay. Harbî yer = Savaşla alınıp ancak askerle idare olunabilir ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramrod. straight. trustworthy. honest. outspoken. true. genuine. real.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramrod. correct. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden harbiye denilen harbokulu öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli silâhlarda harbinin konduğu yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) haberci, müjdeci .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARBİYYE) (i. A.) (umûr-ı harbiyye’den kısaltılmış). 1. Harp ve asker işlerine bakan devlet dairesi: Savunma bakanlığı, eskiden: Ser-askerlik. Harbiye nâzırı: = Millî savunma bakanı, daha eskiden ser-asker. 2. (fünûn-ı harbiyye’den kısaltılmış) Askerî yüksek bilgiler veren ve subay yetiştirmeye mahsus askerî yüksek tahsil müessesesi, harbokulu: Harbiye mektebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military academy. military school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cadet School.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حربيه] harp okulu. harbiye nezareti; savunma bakanlığı. harbiyeli; Harp Okulu öğrencisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student at or graduate of the War Academy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) liman; sığınacak yer, sığınak; (f.) barındırmak; misafir etmek; beslemek. harborage (i.) barınacak yer, sığınak, melce .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Iiman şefi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خربزه] kavun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaçma, firar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ot; yemeklere tat vermek için kullanılan bitki; şifalı bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ot cinsinden; yeşil yaprağa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeşillik, ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). otlara ait, bitkisel. herbalist (i). şifalı bitki satan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هربار] her defasında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog iums, ia) kurutulmuş bitki koleksiyonu; böyle bir koleksiyonu saklamaya mahsus oda veya bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).bitkileri öIdüren ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ot hâsıl eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otçul hayvan. herbivorous (s). otçul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrocarbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrocarbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. T. kimya). Karbonu ve hidrojeni olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Karbonlu hidrojen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrocarbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir koni eksenine paralel olarak kesilince meydana çıkan kesitin şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbola.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Hiperbol biçiminde olan, hiperbol ile alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hyperbolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Hiperboloit biçiminde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). 1. Hiperbole benzeyen. 2. Hiperbolün iki ekseninden biri etrafında döndürülmesiyie meydana gelen satıh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. Bukalemun denilen keler cinsi. 2. Güneşin bulutlara aksetmesinden hasıl olan renkler. Fransızca: parh6lie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Sersem, salak, kaba saba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. crude oaf. stupid. clumsy. oafish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupidity. oafishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coup. coup d'état. usurpation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Husye torbası (erbezi) şişkinliklerinde; nedenin ne olduğunu araştırmak gerekir. Bazı şişliklerde, husye torbasının görünüşü ışık geçirecek kadar şeffaflaşır. Bazıları da ağrılı olur. Husyelerde, şişlik ile birlikte ağrı da hissedilirse, iltihaplanma veya kanama ihtimali vardır. Aşağıdaki reçeteler kanama maksadı ile kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç kuru papatya çiçeği konup, kaynatılır. Soğuduktan sonra husyeler yıkanır. Husyelerdeki ağrıyı keser.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. hidrokarbon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu teknoloji, TV’nin, kablo TV yayınlarında bulunan daha geniş aralıktaki belirli kanalları almasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. hiperbol. hyperbol'ic s. hiperbolik. hyperboloid s. hiperbole benzeyen, hiperboloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mübalâğa, abartma. hyperbol'ic(al) s. çok mübalâğalı. hyper'bolism i. mubalağaya kaçma, mübalağalı ifade kullanma. hyper'bolize f. mü- balağalı ifade kullanmak; abartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., mit. kuzey daglarının ötesinde ebedi ışık ve bolluk ülkesinde yaşadığı farzolunan bir top- lumun ferdi; s. bu ülkede yaşayanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urinary bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İdrar torbasının (mesanenin) bakteri ve virüsler tarafından iltihaplandırılması sonucu ortaya çıkan bu hastalığa, tıp dilinde sistit denir. Hastanın karın bölgesinin alt kısmında ve bacak aralarında ağrı vardır. Sık sık idrar yapmak ihtiyacı hisseder. İdrar yaptıktan sonra da mesanede veya penisin ucunda şiddetli ağrı hissedilir. Bazı durumlarda idrar yollarında yanma ve kanlı idrar da görülür. Ağrıları dindirmek için, karına sıcak su torbası konur. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı gliserin konup, karıştırılır. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vakur, ağır başlı, temkinli, nefsine hakim, soğukkanlı. imperturbability i. ağır başlılık, vakur olma, temkinli olma, soğukkanlılık. imperturb'ably z. nefsine hakim olarak, vakarla imperturba'tion i. soğukkanlılık, itidal, ağır başlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Korktuğumuzda, ölüm tehlikesi veya bize çok rahatsızlık veren bir durumla karşılaştığımızda verdiğimiz tepki, ilk çağlarda yaşayan atalarımızın tepkileri ile hemen hemen aynıdır. Acıktığımızda karnımız guruldar, güzel bir yiyecek gördüğümüzde tükürük salgımız artar, yani ağzımız sulanır, korkunca çenemiz titrer, tüylerimiz diken diken olur.

Bedenimizin yüz binlerce yıl öncesine ait bu işleyiş düzeni bugün bile etkinliğini sürdürüyor. Fizyolojik olarak taş devri insanlarından farkımız yok, dış tehlikeler karşısında hala onlar gibi tepki veriyoruz. Ancak günümüzde strese yol açan modern etkenler karşısında bu tepkiler pek yararlı olamıyor.

Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman kendini savunmaya hazırlar. Bunu yaparken karşı tarafla savaş için bazı kasları hazır hale getirir, gerekirse kaçmada kullanacağı bazı kasları da seçer.

Diğer canlılarda olduğu gibi insanda da dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır. Şüphesiz ilk insanlarda bugün yırtıcı hayvanlarda olduğu gibi saldırmanın da etkili bir unsuruydular ama evrim sonrası bu işlevlerini kaybettiler.

İşte bu nedenle bir saldırının korkusu hissedildiğinde kalıtımsal olarak önce çene ve dişler savunma pozisyonunu alır. Çenedeki kaslar titremeye başlar, bu da sanki dişler takır takır birbirlerine vuruyorlarmış gibi bir görüntü yaratır.

Bu arada aynı şekilde bacaklardaki kaslara da koşmaya hazırlanma uyarısı gider. Buradaki kaslar da hazırlık halinde titremeye başlarlar. Çok korkan bir insanın bacaklarının zangır zangır titremesi de bundandır.

Korkunca tüylerimizin diken diken olması da vaktiyle vücutları tamamen kıllarla kaplı atalarımızdan kalmadır. Cildimizdeki her kıl ve saç teli bir küme istemsiz kas hücresi ile donatılmıştır. Korkunca başta kedi olmak üzere hayvanların bir çoğunda görülen savunma refleksiyle bu minik kaslar kasılır ve tüylerimiz dikleşir.

Üşüyünce tüylerimizin dikleşmelerinin amacı ise ayrıdır. Atalarımız bizler gibi gerektiğinde kalın giysilerle dolaşamadıkları için vücutlarındaki kıllar onların derilerini soğuktan koruyan bir izolasyon tabakası görevini de görüyordu. Aşırı soğukta bu kıllar dikleşerek daha geniş bir yüzey oluşturuyor ve ısı alışverişini en aza indiriyorlardı. Atalarımızdan genetik olarak aldığımız bu reaksiyon şekli sayesinde sıcak bir havanın ardından serin bir meltem çıktığında ürpeririz ve tüylerimiz diken diken olur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yüzümüz kişiliğimizin aynasıdır. Duygularımızı, düşüncelerimizi yansıtır. Yüzümüz sayesinde birbirimizi tanır, bir kimsenin yaşını hatta hangi coğrafyadan olduğunu tahmin edebiliriz. Çocuklar konuşmada olduğu gibi insan yüzlerini ayırt etmeyi de sonradan öğrenirler.

Yetişkinler ise başka ırktan olan kişileri tanıyıp ayırt etmekte zorluk çekerler. Beyaz ırka göre tüm Japonların birbirlerine benzemesi gibi. Oysa aynı milletten olanların hatta dışa kapalı bir toplumda yetişmiş olanların bile yüzleri birbirlerinden çok farklıdır. Bu özellik sayesinde insanlar birbirlerini tanımayı başarırlar.

Bildiğimiz, gördüğümüz kişilerin bırakın şimdiki yüzlerini görür görmez tanımayı, o kişiye ait çocukluk fotoğrafını bile ilk gördüğümüzde, ona ait olduğunu çıkartabiliriz. Tüm insanların yüzlerinde aynı organlar var, kaş, göz, ağız, kulak, burun, vb. Beynimiz nasıl oluyor da bu organların insandan insana değişen ve her insana değişik ve kişisel bir yüz ifadesi veren bu çok küçük farkları tespit edebiliyor?

Yüzün hangi bölümünün kişiyi tanımada daha önemli bir rol oynadığı sorusu kesin bir cevap bulabilmiş değildir. İnsanların karşısındakileri tanımak için yüzün tamamına bir göz atması yeterlidir.

Karşımızdaki yüzü beynimizin algılaması ve tanıması bir kaç kademeden sonra oluyor. Önce yüzden yansıyan ışık gözümüze giriyor, yani aydınlık ortam şart. Beyin önce açık ve koyu renkli noktalan, sonra da renkleri tespit ediyor. Daha sonra da her şeklin köşelerini kontrol ediyor. Bütün bunlar çok süratli oluyor ama bir anda değil. Bu yüksek seviyede tespitte asıl şaşırtıcı olan bunu beynimizin çok küçük ve sırf bu işle görevlendirilmiş bir kısmının yapmasıdır.

Beynimizin bu minik kısmı yüz görüntüsünü tespit ettikten sonra hafıza ile kontrol ederek, kime ait olduğunu bize hatırlatıyor. Tüm bu kademelerin sırrı henüz çözülebilmiş değildir. Günümüzde en gelişmiş bilgisayarların bile halen başaramadığı bu işlem en çok bilgisayarlarla ilgili araştırma yapan bilim insanlarının ilgisini çekmektedir.

Hayvanlar insanları çoğunlukla kokularından ayırt ederlerken insan beyninin yüzleri hafızaya alma ve zamanı gelince karşılaştırmalı değerlendirme için geliştirdiği mekanizma gerçekten çok şaşırtıcıdır.

İnsan beyninin bu görüntü hafızası ile bilgisayarlar arasında çok önemli bir fark vardır. Bilgisayarlar yazı ve numaraları hafızalarına daha kolay alırlarken resimler hafızada daha çok yer kaplarlar. İnsan beyninde ise durum bunun tam tersidir. Bu nedenle beynin resim hafıza kapasitesi çok geniştir.

Beynin bir yüzü tanıyabilmesi için bazen de ilave bilgiler gerekir. İlk bakışta tanınamayan bir kişi hakkında geçmişi ile ilgili biraz bilgi verildiğinde hemen akla gelebilir. Bütün bu müthiş meziyetine rağmen beynimiz, insan isimlerini hatırlamada bu kadar başarılı değildir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (bred) çeşitli hayvan veya bitkileri karıştırarak üretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kasaba veya şehirler arasında bulunan, şehirleri birbirine bağlayan (demiryolu, telefon).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nezaketsiz, terbiyesiz kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, aynı kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Akıl, zihin, zekâ. 2. Akıllılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Artma, faizle arttırma: Yetim mallarını irbâ için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Akıllılık, zekâ. 2. Hîle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) intermediate range ballistic mis sile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzun deniz seferi yapanlarda tuzlu balık gibi kuru şeyler yemeden hâsıl olan hastalık ki, diş etlerinin dökülmesiyle ortaya çıkar. Iskorbütotu = Bir bitki çeşidi, Fr. scorbut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scurvy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. kimya). Senbolü Yb, atom ağırlığı 173,5 olan bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Afrika'da bulunan uzun arka ayakları üzerinde sıçrayan bir çeşit tarla faresi, aktavşan, Arap tavşanı, zool. Jaculus jaculus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ged,- ging) A.B.D. caz müziği delisi; f. deli gibi caz dans yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değerbilir, vefalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciative of merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’la güçlenen. Gücünü Allah’tan alan. 2.Ebu’l-Ahmed b. İshak. Abbasi halifesi (Öl. 1031). Halife Muktedir’in torunu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calcium carbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kerbelâ .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kervan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کاربان] kervan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asetilen gazı çıkarmakta kullanılan ve karbonla kalsiyum bileşiği olan madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Latince: carbon) (kimya). Bütün organik maddelerde bulunan ve C senbolü ile gösterilen bir elemen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rusça’dan). Çarlık Rusya’sının takriben on dört kuruş kıymetinde bir gümüş parası.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: C

Atom Numarası: 6

Kütle Numarası: 12,011

Yoğunluk: 2,62 g/cm3

Erime Sıcaklığı: 3527 °C

Kaynama Sıcaklığı: 4027 °C

Bileşikleri, doğada çok yaygın olarak bulunur. Yaşam için önemlidir.

Yeryüzündeki kireçtaşı kayaçların ve kömür, petrol, doğalgaz gibi kaynakların yapısında bulunur.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carboniferous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Karbon atomlarının fiziksel, jeolojik, kimyasal ve diğer süreçler sonucunda atmosfer, okyanuslar, yeryüzü vb. arasındaki dolaşımı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İçerideki magnezyum alaşımlı kasanın karbon fiber ile kaplanması, VAIO dizüstü bilgisayarlara daha fazla dayanıklılık katmış ve boyut ve ağırlığı önemli ölçüde azaltmıştır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Aktif karbon kullanılarak yapılan soğurma veya adsorpsiyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Karaelmas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). 1. Karbonik asidin bazlarla birleşerek yaptığı tuzların genel adı. 2. Sodyum bikarbonatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonate. sodium bicarbonate. soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. kimya). Karbonik asit alabilen maddelere bu gazı vererek onları karbonat haline sokma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to carbonate. to impregnate with carbonic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeterli oksijen koşullarında fosil yakıtların yanmasıyla oluşan, atmosferde mevcut bir bileşik. Soluduğumuz oksijeni yayan klorofilli bitkiler için gerekli olup kendi başına zehirli değildir, ancak yoğun haldeyken boğucu olabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbon dioxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbohydrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbohydrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. kimya). Karbonik asit. Bir karbonla iki oksijenin birleşmesinden meydana gelen bir gazın adı olan »karbonik asit» sözünde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. kimya). Birleşme değeri iki olan CO kökü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to carburize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Fosil yakıtların yeterince hava ile yanmamasından oluşan, gözle görülmeyen, tatsız, kokusuz ve son derece zehirli bir gaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Karbonun basit bir cisimle birleşmesinden meydana gelen madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Patlamalı motorlarda, akaryakıtı hava ile karıştırarak silindirlere gönderen Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carburetor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carburettor. carburetor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carburetor. carburetor. carburettor. carburetter. carbureter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mavi sırçadan, iri boncuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمربند ]] bel kayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kürûb). Gam, keder, dert, tasa.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. yaya kaldırımının kenar taşı, bak. curb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Eskiden sakaların su taşıdığı köseleden yapma kap kl, üçgen ve bir tarafı daha dar olup omuza takılacak kayışı vardır. 2. Küçük çocukların karınlarının şişmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قربه] deriden yapılmış su kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fil ve gergedan derisinden veya diğer sert bir deriden yapılmış tek parça kamçı. 2. Araba hayvanlarına vurmaya mahsus uzun deynekli kamçı. Kırba; çalmak = Kırbaçla vurmak. ÇalaKırbaç sürüyordu = Çok kırbaçlayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whip. whipper. scourge. horsewhip. tawse. taws. kourbash. kurbash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scourge. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whip. scourge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden karnı şişen çocuğa tedavi için nefes eden adam. 2. Kırbayla su taşıyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flagellation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flogging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kırbaçla vurmak, kırbaçla dövmek: Ceza vermek maksadıyla kendisini meydanda kırbaçladılar. 2. Kırbacı sallayarak ve şaklatarak hayvanları yürütmek: Bu hayvanlar, kırbalamadıkça yürümez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flog. lash. scourge. whip. to whip. to flog. to scourge. to lash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slash. flaggelate. horsewhip. scourge. thrash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kırbaçla vurulmak, kırbaçla dövülmek: Eskiden çalışmayan köleler kırbaçlanırdı. 2. Kırbaç çalınmak: Öyle kırbaçlanmaz, sen kırbaçlamak usûlünü bilmiyorsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whip. to flag. to be whipped / flagged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) Bez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرباس] bez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Organoklorlar diye de adlandırılırlar. Bu maddeler endrin heptaklor, aldrin, toksafen, dieidrin, DDT, klordan ve metoksiklor gibi sentetik zehirler içerir. Bu sentetik zehirler toprakta, akarsu ve deniz dibinde değişmeden kalırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Aerosol püskürtücülerde, soğutmada, plastik köpükte ve endüstriyel çözücülerde kullanılan, ozon tabakasının tükenmesine yol açan ana faktör olduğu ve sera etkisine katkıda bulunduğu düşünülen son derece kararlı (kalıcı) bileşikler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) New York'un en eski Hollanda yerlileri soyundan olan kimse; New York şehri yerlisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) diz altından büzgülü bol pantolon, golf pantolonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (musiki). Batı musikisinde bir yaylı çalgı. Keman ailesinin en büyüğüdür. Başka sazların da kontrbası vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrabass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrabass. double bass. bass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bass viol. contrabass. double bass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Kontrbas çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (musiki). Fagot’un daha pest sesli bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kalın barsağın, ince barsakla birleştiği yerde bulunan çıkıntı, apandis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul-mouthed. foul-spoken. swearing. abusive. scurrilous. vituperative. swearer. blackguard. obscene talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abusive. foul-mouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul mouthed. scurrilous. vituperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scurrility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sand bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kımâr = oyun, Fars. bâhten = oynamak). Kumar oynayan: O, kumarbazın biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gambler. player. gamester. plunger. spieler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gambler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aleator. gambler. common gambler. punter. sport. sporting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Para vesaire karşılığında oyun oynama alışkanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction to gambling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yakınlık, yakın bulunma: Kurb-ı Mevlâ = Tanrı’ya yakınlık. Kurbünde = Yakınında, yanında: Çeşmenin kurbünde bir ağeç vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قرب] yakınlık. 2.yakın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bir hayvan ki, ekseriya tatlı suda ve bataklıklarda yaşar ve sıcak havalarda hep birden bağırışarak hayli gürültü ederler. Ağaç kurbağası, karakurbağa = Bu hayvanın çeşitlerinden. Kurbağaotu = Bir cins bitki. Kurbağa balığı = Tırakonya çeşidi. Kurbağataşı = Bir cins taş. Kurbağa tulumba = Bir cins tulumba. Kuyruklu kurbağa = Kurbağa yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

batrachhian. frog. paddock. batrachhian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frogman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frogman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük kurbağa, kurbağa yavrusu. 2. (tıp) Dil altında çıkan şiş. Pencere kurbağacığı = Çerçeveyi tutup kaldırmaya mahsus demir veya pirinçten gömme yuva.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrench. adjustable spanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji) (y. k.). Ayaksızlar, kuyruksuzlar ve ürodelleri içine alan omurgalılar sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), (y. k.). Birçeneklilerden, çeşitli tatlı su ve deniz bitkilerini toplayan bir familya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KURBAN) (i. A.) (c. karâbîn). 1. Tanrı yolunda kesilen ve Allah’a yaklaşma vesilesi sayılan, koyun ve başka eti yenen hayvan: Kurban kesmek. 2. mec. Bir uğura feda olma: Kurbanın olayım, size kurban olsun. Kurban bayramı = En büyük Müslüman dinî bayramı, Ar. lyd-i adhâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial. sacrifice. offering. victim. sufferer. fall guy. fatality. holocaust. martyr. oblation. patsy. peace offering. prey. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offering. sacrifice. victim. sacrificial animal. muslim festival of sacrificies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificial animal. victim of an accident or disaster. offering. victim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan şey. 2.Eti. fakire parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. 3.Bir gaye uğruna feda olma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Feast of the Sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. victimize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sacrifice to. immolate. sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurban olmak üzere kesilmeye lâyık veya mahsus: Kurbanlık koyunlar, mec. Kurbanlık koyun = Yumuşak huylu ve sessiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial. to be sacrificed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial animal. sacrificial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little suspecting the disaster that awaits him.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kırbaç; (f.) kırbaçlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in Arapça «kurb» masdarından yaptıkları bir kelimedir). Yakınlık, yakın olma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.İri, güçlü, sarsılmaz boğa. Kuvvetli iri yapılı boğa. Selçuklu komutanı ve Musul emirinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کفرباز] küfürbaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geminin sol tarafı, iskele tarafı (şimdi bunun yerine port kelimesi kullanılmaktadır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. sokak veya bahçede çöp kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., umumi yerleri kirleten kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. mermer; mermerden yapılmış sanat eseri veya kitabe; çoğ. mermer heykel koleksiyonu; mermer gibi düz, soğuk veya sert olan şey; bilye, misket, zıpzıp; çoğ. zıpzıp oyunu; s. mermer, mermerden; mermer taklidi, mermer gibi damarlı; mermer gibi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. istimna etmek. masturba'tion i. istimna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب حربيه] harp okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MERBÜT) (i. A. «rabt» tan imef.) (mü. merbûte). 1. Rabtolunmuş, bağlanmış, bağlı: Birbirine merbut beş hayvan. 2. Ulaşmış, muttasıl, bitişik: Selâmlık, harem dairesine merbuttur. 3. İliştirilmiş, yapıştırılmış, eklenmiş, zam ve ilâve olunmuş: Pusulası mektuba merbuttur. 4. Varlığı diğer bir şeyin varlığına bağlı olan, Ar. mütevakkıf, menût, Fars. vabeste: Gelmesi babasının iznine merbuttur. 5. Tamamiyle tâbî, birine uyan: O, her hususta size merbuttur. 6. Ait, dahil, tâbî, mensup: Bu orman çiftliğe merbuttur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devoted to. very attached to. dependent upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مربوط] bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. merbût). (bk.) Merbut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ucundan dikilmiş veya iliştirilmiş olduğu halde, eklenerek, birlikte gönderilen: Evrakı da merbûten gönderildi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مربوطيت] bağlılık. 2.düşkünlük, aşırı ilgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Merbut olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهربان] sevgi dolu, şefkatli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ürkütücü ve marazi konulara aşırı ilgi duyan; hastalıklı, hastalığa ait, marazi; bozuk. morbidly z. marazi olarak morbidness, morbid'ity i. ürkütücü ve marazi konulara aşırı ilgi duyma; hastalığa yakalananların sayısı, hastalık oranı, morbidite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. harç tahtası veya tepsisi;üniversite mezuniyetinde giyilen kep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. motorlu sandal, motorbot, deniz motoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İng.). Motorlu sandal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

launch. motorboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Rabıtasız, mânâsız, saçmasapan, başı sonunu tutmayan.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık 6 litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvar üretilir. Ortalama bir yaşam süresi boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde ‘antigen’ denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen 300 kan grubu vardır ama AB 0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Kari Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0 (sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan gurubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbirleri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. Şimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Kan grubu => Kanın alınabileceği grup => Kanın verilebileceği grup

A => A, 0 => A, AB B => B, 0 => B, AB AB => A, B, AB, 0 => AB 0 => 0 => A, B, AB, 0

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vücudumuzda yaşantımız boyunca hiç durmadan çalışan bir kasımız vardır. Yani tek bir kastan oluşan kalbimiz. Kalbimiz nefes ile alınan oksijeni akciğerlerimizde alan kanı vücudumuzun her noktasına pompalar. Bir dakikalık sürede ciğerlerin aldığı hava ile kalbin pompaladığı kan aynı hacimde, yaklaşık altı litredir. Gerilim halinde ciğerlerin alıp verdiği hava, kalbin kan kapasitesini aşar. Peki nasıl oluyor da bu kan insandan insana farklı oluyor ve hatta birbirleri ile hiç uyuşmuyor?

İnsanların kan grupları doğmalarından önce genetik olarak saptanmıştır. Kanımızda yabancı maddeleri, mikropları tespit edip bunlarla savaşan hücrelerimiz, yani kırmızı kan hücreleri, bir diğer deyişle alyuvarlar vardır. Bu alyuvarlar sadece 120 gün yaşarlar. Bu nedenle vücudumuzda devamlı alyuvarlar üretilir. Ortalama bir yaşam süreci boyunca, insan vücudunda yarım tondan fazla alyuvar üretilir. Bu alyuvarların yüzeylerinde “antigen” denilen proteinler ve lipidler vardır. İşte bu antigenlerin varlığı veya yokluğu kan gruplarını tayin eder.

Aslında bilinen üç yüz kan grubu vardır ama AB0 adı verilen en yaygın gruplama sistemi, ebeveynlerden miras alınan A ve B adı verilen iki antigenin varlığı veya yokluğu üzerine kurulmuştur. Bu sistemi ilk olarak 1902 yılında Avusturya kökenli ABD’li bilimci Karl Landsteiner ortaya çıkarmıştır.

Bu gruplamada kanlar A, B, AB ve 0(sıfır) olmak üzere dörde ayrılırlar. İnsanın dışındaki hayvanların da farklı kan grupları vardır. Örneğin, domuzlarda 16, ineklerde 12, köpeklerde 7, kedilerde ise 2 farklı kan grubu tespit edilmiştir.

Bu gruplamada bazıları birbileri ile uyumlu olabilir ve diğer gruptan kan alabilir veya verebilir. Uyumsuz gruplarda ise karşı tarafın savunmacı antigenleri gelenleri dost bilmeyip savaş açarak kanda pıhtılaşmaya, böbrek rahatsızlıklarına hatta ölüme sebep olabilirler. İimdi kim kimden kan alabilir, kim kime kan verebilir ona bakalım.

Görüldüğü gibi AB grubu herkesten kan alabilmekte, 0 grubu ise herkese kan verebilmektedir. Savaş gibi kan ihtiyacının yoğun, test zamanının az olduğu zamanlarda, kan bankasında mümkün olduğu kadar çok sıfır grubu kan depolanır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Nöbetçi kulübeleri çevreyi iyi gözetleyebilmek için zeminden yüksekte inşa edilirler dolayısıyla iyi bir hedeftirler. Buradaki nöbetçileri olabilecek ani bir silahlı saldırıdan koruyabilmek için etrafına belirli yükseklikte kum torbaları dizilir. Bu kum torbaları bir çok kişiye biraz ilkelmiş gibi görünebilir ama bir çok malzemeden daha iyi ve daha pratik kurşun geçirmez siperlerdir.

Kumun kurşun geçirmemesinin sırrı kum taneciklerindedir. Boyları 0,05 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kum tanelerinin şekilleri köşeli, yuvarlak veya karışıktır. Bu şekilleri nedeni ile bir torbaya doldurulan kum taneleri arasında boşluklar kalır ve bu boşluklar birbirleri ile bağlantılıdırlar.

Kum torbasına büyük bir kinetik enerji ile giren merminin enerjisi, aradaki bu boşluklar nedeni ile anında binlerce kum tanesine aktarılır. Her aktarışta diğer tanelere daha azalarak geçen enerji kısa sürede sönümlenir. Kinetik enerjisini aniden bu şekilde kaybeden mermi de daha kum torbasını delip çıkamadan durup kalır.

Aslında kurşun geçirmez camlarda da prensip aynıdır. Bu tip camlar, cam ve plastik, bir çok tabaka halinde, sandviç şeklinde sıkıştırılarak imal edilirler. Bir bakıma arabaların ön camlarına benzerler ama burada tabaka sayısı çok fazladır.

Kurşun bu tip bir cama çarptığında tabakaları tek tek delmeye başlar. Son tabakaya gelene kadar mermi bütün momentini ve enerjisini kaybeder. Enerji kimseye zarar vermeden cam ve plastik tabakalara geçer.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Nöbetçi kulübeleri çevreyi iyi gözetleyebilmek için zeminden yüksekte inşa edilirler dolayısıyla iyi bir hedeftirler. Buradaki nöbetçileri olabilecek ani bir silahlı saldırıdan koruyabilmek için etrafına belirli yükseklikte kum torbaları dizilir. Bu kum torbaları bir çok kişiye biraz ilkelmiş gibi görünebilir ama bir çok malzemeden daha iyi ve daha pratik kurşun geçirmez siperlerdir.

Kumun kurşun geçirmemesinin sırrı kum taneciklerindedir. Boyları 0,05 milimetreden 2 milimetreye kadar değişen kum tanelerinin şekilleri köşeli, yuvarlak veya karışıktır. Bu şekilleri nedeni ile bir torbaya doldurulan kum taneleri arasında boşluklar kalır ve bu boşluklar birbirleri ile bağlantılıdırlar.

Kum torbasına büyük bir kinetik enerji ile giren merminin enerjisi, aradaki bu boşluklar nedeni ile anında binlerce kum tanesine aktarılır. Her aktarışta diğer tanelere daha azalarak geçen enerji kısa sürede sönümlenir. Kinetik enerjisini aniden bu şekilde kaybeden mermi de daha kum torbasını delip çıkamadan durup kalır.

Aslında kurşun geçirmez camlarda da prensip aynıdır. Bu tip camlar, cam ve plastik, bir çok tabaka halinde, sandviç şeklinde sıkıştırılarak imal edilirler. Bir bakıma arabaların ön camlarına benzerler ama burada tabaka sayısı çok fazladır.

Kurşun bu tip bir cama çarptığında tabakaları tek tek delmeye başlar. Son tabakaya gelene kadar mermi bütün momentini ve enerjisini kaybeder. Enerji kimseye zarar vermeden cam ve plastik tabakalara geçer.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sürekli aydınlık olan, nurlu sabah.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. - Nur ve ba-nu’dan birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Nurlu, aydınlık kimse.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

NVIDIA® TurboCache™ teknolojisi en yüksek sistem performansı için, video belleğinin boyutu ve bant genişliği ile dinamik olarak kullanılabilen sistem belleğini birleştirir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. küre; daire; şiir göz; f. küre şekline koymak; şiir çevrelemek, kuşatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ordu komutanı. Ordu beyi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şehir beyi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bekçi muhafız.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küre şeklinde, küresel, yuvarlak; bot. daire biçiminde, dairemsi (yaprak). orbiculate s. yuvarlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yörünge; çember; anat. göz çukuru; zool. kuşların gözleri etrafındaki deri; f. bir gökcismi etrafında dönmek veya döndürmek; bir yörüngede dönmek. orbital s. gezegen yörüngesine ait; göz çukuruna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. çevre yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tartıda ağır gelmek; ağır basmak; dengesini bozmak, devirmek; dengesini kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bore, -borne) çöktürmek; başatlanmak, zorbalık etmek; yenmek, üstün gelmek; ağır basmak: fazla ürün vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorba tavırlı; küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bade, -bidden, -bidding) açık artırmada başkalarından fazla fiyat vermek, gereğinden fazla fiyat artırmak; briç. deklarasyon yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üfleyip gidermek; (kum, kar ile) eserek kaplamak; (nefesli çalgıyı) asıl sesinden daha yukan sese çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. abartmalı, şişirilmiş; tazeliğini kaybetmiş (çiçek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. gemiden denize. go overboard A.B.D., k.dili fazla tutkun olmak. Man overboard ! Yetişin ! Adam denize düştü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir uçak veya otelde mevcut yerlerden fazla rezervasyon kabul etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taşıyabileceğinden fazla yük yüklemek; fazla sıkıntı vermek, fazla sorumluluk yüklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karton ciltli kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karton ciltli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yarı kaynatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fıçıyı araba veya gemiye yüklemeye mahsus halat; f. bocurgat halatı ile yüklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

El parmaklarımızın her birinin uzunlukları değişiktir ve bu uzunluklar belirli bir sıra izlemezler. Genellikle üçüncü parmak en uzunu iken yüzük parmağımız işaret parmağımızdan daha uzundur. Ayaklarda ise başparmaktan başlayıp gittikçe kısalan bir dizi vardır. Bunların nedenleri, parmaklarımızın görevleri ve geçirdikleri evrim ile açıklanabilir.

Aslında bütün memeli hayvanların parmakları vardır. Evrim sürecinde bunların çoğunun sayılan ve şekilleri değişmiştir. Örneğin, atın sadece bir parmağı ve tırnağı kalmıştır.

Bir portakalı veya tenis topunu elimizde avcumuzun içine alacak şekilde tutarsak bütün parmakların uçlarının aynı hizada durduğunu görürüz. Aynı şekilde parmaklar yumruk yapacak şekilde katlanırsa hepsinin avuç içine bir hizada değdiği görülür.

Buradan da görülüyor ki parmaklarımız bir şeyi tutabilmek için ideal boyutlara sahiptirler. Evrim teorisyenleri, atalarımızın ağaç dallarına tutunabilmeleri ve dalların üzerlerindeki meyveleri rahatlıkla koparıp alabilmeleri için parmaklarımızın bu şekiller ve boyutlarda geliştiklerini söylüyorlar. Bir de işin pratik bir yönü var. Serçe parmağınızın en uzun parmak olduğunu düşünebiliyor musunuz? Her gün sağa sola çarpıp takılırlardı herhalde. Belki de bir kaç milyon yıl sonra gittikçe küçülecekler ve sonunda dört parmaklı kalacağız.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepesi delikli biberlik; çabuk öfkelenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zihnini karıştırmak, altüst etmek, rahatsız etmek. perturbable s. rahatsız edilebilir, altüst edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rahatslzlık, huzursuzluk, ıstırap; karışıklık; heyecan; astr . bir gökcisminin hareketinde başka bir gök cisminin etkisi ile meydana gelen düzensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. uykusuzluk ve asabiyet hallerinde kullanılan bir uyku ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yapıda sıva yerine kullanılan suni tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dik burunlu harharyas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yemeğe tat veren maydanoz gibi yeşillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbımesel, atasözü; mesel; çoğ., b.h. Süleyman'ın Meselleri kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. darbımesele ait, darbımesel gibi, atasözü kabilinden; herkesçe bilinen, ünlü, meşhur. proverbially z. herkesçe bilindiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı kör, donuk gören; mankafa, anlayışsız. purblindness i. yarım körlük; anlayışsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerikan futbolunda oyunu idare eden oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyoaktif karbon izotopu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Karbonun radyoaktif izotopu. «Karbon 14» de denir. Fosil iskeletlerinin ne kadar önce yaşadığını bulmakta faydalanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çatalkuyruklu balina, (zool) Balaenoptera; sırtı dar ve keskin bir domuz; dar sırtlı tepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) usturagagalı alk, (zool) Alka torda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar emmek veya içine çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar emmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aksettirmek, aksolunmak, yankılamak, yankılanmak, geri vurmak, geri tepmek, yansımak. reverbera'tion i. yankılama, yansıma; yankı, yansı, akis. reverberator i. aksettirici alet; yansıtaç, yansı lambası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yankı meydana getiren; yansımalı. rever- beratory furnace uzun alevli fırın, yansımalı fırın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ravent., bot. Rheum of ficinale: (ecza) ravent kökünden yapılan bir müshil veya kuvvet ilâcı: (argo) kavga, meydan kavgası. rhubarby s. raventli, ravende benzer. garden rhubarb papaz ravendi, bot. Rheum rhaponticum wild rhubarb keçikulağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Saf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Deveci, deve sürücüsü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ساربان] kervancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Deve sürücüsü. Deveci.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kentli, şehirli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir hayvan hastalığı. Karakabarcık.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Halk arasında karakabarcık da denilen bu hastalık daha çok kasap, çiftçi veya veterinerlerde görülen ve hayvanlardan, insanlara geçen mikrobik bir hastalıktır. Daha çok yüz, boyun veya kolda bir çıban çıkıp daha sonra patlar. Etrafında da siyah bir kabuk meydana gelir. Öldürücü bir hastalık olduğu için vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Doktora gidinceye kadar aşağıdaki reçeteler uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru soğan.

Hazırlanışı : Üç baş kuru soğan ezilir. Hastanın ayaklarına sürülüp, iyice örtülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthrax. splenic fever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthrax. anthrax karakabarcık. karayanık. yanıkara.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. iskorbüt hastalığı ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable soup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable soup. pottage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobilized for war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobilized. at war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ سفربر] savaşa gönderilmiş. 2.savaşa hazırlanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. sefer = harb, Fars. bürden = almak). 1. Harbe sevkolunmuş veya olunmak üzere hazırlanmış (asker). 2. Diğer bir devletle muharebe etmekte bulunan veya muharebe etmek üzere hazırlanmış olan (devlet): Filân devlet ordusunu seferber hâline koydu. Seferber bulunan asker, ordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Seferber olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobilization. state of war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) savaşa hazırlanma hali, savaş hali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شلواربند] uçkur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Korkusuz, cesur, pervâsız. 2. İran’da bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A: anatomi). Sarsakları kuşatan içyağı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Sırp, Sırplı; Sırp dili; (s.) Sırp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سربسر] bir baştan bir başa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kayıtsız, hür. Ar. muhtar. 2. mec. Mahcup olmayan, utanmayarak hareket eden, sıkılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cavalier. disengaged. easy. exempt. fetterless. footloose. free. freehearted. freewheeling. go-as-you-please. independent. latitudinarian. leisure. liberal. at liberty. loose. open. permissive. quit. unattached. unbound. unchecked. unconfined. uncons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footloose. free. leisured. liberated. loose. rakish. spare. unattached. welcome. unreserved. frank. unconstrained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. unrestricted. open. unobstructed. at ease. who behaves in too free-and-easy way around men. at large. broad / adj ,. disengaged. floating. footloose. go as you please. independent. at leisure. leisured. liberal. quit. spare. unchecked. uncon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سربست] özgür. 2.kayıtsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emancipate. free. liberate. loose. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deallocate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free trade zone. free zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all-in wrestling. catch-as-catch-can wrestling. all in wrestling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self employment-. professional service. professional occupation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vers libre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick. free-kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freely. loose. with ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serbestlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سربستی] serbestlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to breathe easily. to feel relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hür ve serbest olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exemption. independence. latitude. looseness. permissiveness. unconstraint. unrestraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude. loose. freedom. independence. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slack. lack of restriction. easy manner. ease. ease of manners. facility. freedom. independence. latitude. leisure. unrestraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سر بسجود] alnı secdede.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), t. Meyve özü, su ve şekerden yapılan tatlı içilecek şey: Şerbet içmek, vişne şerbeti, lohusa şerbeti. 2. Sıvı halinde bardakla içilen İlâç: Doktor bir şerbet verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Meyve özü, su ve şekerden yapılan tatlı içilecek şey: Şerbet içmek, vişne şerbeti, lohusa şerbeti. 2. Sıvı halinde bardakla içilen ilâç: Doktor bir şerbet verdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شربت] şurup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet satan. Şerbetçiotu: Vaktiyle şerbetçilerin kullandıkları ve bira yapılmasına yarayan bir bitki. Fr. houblon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet satan. Şerbetçiotu: Vaktiyle şerbetçilerin kullandıkları ve bira yapılmasına yarayan bir bitki. Fr. houblon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet ve şurup gibi şeyler yapıp satma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet ve şurup gibi şeyler yapıp satma.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(mayaotu): Kendirgiller familyasından; yurdumuzda da yetişen tırmanıcı gövdeli, çok yıllık bir otsu bitkidir. Gövde ince ve serttir. Yaprakları uzun saplıdır. Kullanılan kısımları dişi çiçek durumları, çiçekler üzerinde bulunan salgı tüyleri ve köküdür. Çiçeklerin terkibinde uçucu yağ, acı maddeler, reçineler, tanen gibi maddeler vardır. Kullanıldığı yerler:Vücudu kuvvetlendirir. Sinirleri yatıştırır. Uyku verir. Şehveti azaltır. İdrar söktürür. Kanı temizler. İştah açar. Mide ağrılarını giderir. Romatizma ve böbrek taşlarının sebep olduğu şikayetleri giderir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bira imalinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zehirli böcek ve yılan sokmasından zarar görmeyen. 2. mec. Kötü işlerden, kötülüklerden zarar görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zehirli böcek ve yılan sokmasından zarar görmeyen. 2. mec. Kötü işlerden, kötülüklerden zarar görmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapmaya yarar, şerbet yapılmasına elverişli: Şerbetlik portakal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapmaya yarar, şerbet yapılmasına elverişli: Şerbetlik portakal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Sırbistan. Serbian (s.), (i.) Sırbistan'a ait; (i.) Sırplı; Sırpça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Başta gelen, yüce üstün. - Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سربلند] başı yüce, yücebaşlı..

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) şerbet; ABD meyvalı dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo). fotoğraf meraklısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. sihr = Büyü, Fars. bâhten = oynamak). Büyü yapan, büyücü, gözbağıcı. Ar. sâhir, sehhâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magician. witch. sorcerer. wizard. charmer. conjurer. conjuror. illusionist. mage. warlock. wise man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjurer. magician. sorcerer. wizard. sorcerer büyücü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjurer. illusionist. magician. magus. sorcerer. warlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyücülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. witchcraft. wizardry. devilry. medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. sorcery. withcraft. conjuration. devilry. wizardry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ سحرباز] sihirbaz. 2.büyücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

war of nerves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Ekin ve hayvon sulamak nöbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serbia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serbia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

C Vitamini eksikliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Daha ziyade 5-6 ay süreyle yeteri kadar C vitamini alamayan çocuklarda ortaya çıkar. Hastada dermansızlık, zayıflama, ve kanamalar görülür. Yaraların iyileşmesi gecikir, diş etleri şişer ve mikrobik hastalıklara yakalanma ihtimali artar. Küçük çocuklara her gün 4 çorba kaşığı taze sıkılmış portakal, limon veya greyfurt suyu verilirse, skorbüt olmaları önlenmiş olur. Büyüklerde görülen skorbüt tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çam yaprağı, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı kaynak suya, 1 tatlı kaşığı ince kıyılmış çam yaprağı konur. Yarım saat bekletildikten sonra süzülür, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sodium bicarbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sodium bicarboante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sodium carbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvez, bot. Pirus sorbus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çorba.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. emdirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. geminin sancak tarafı, sancak; s. buna ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water wheel. vortex wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dünya çevresinde tam bir devir yapmayan (uydu, roket); anat. göz çukuru altındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. varoş, dış mahalle; çoğ. şehir civarı, banliyö. suburban s. varoşta olan, kenar mahallede oturan; banliyöye ait. suburban train banliyö treni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dış mahallede oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dış mahallede oturanların toplum hayatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gök balina, zool. Sibbaldius musculus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sunguralp).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhteşem, görkemli; âlâ, nefis, enfes; zengin, zarif. superbly z. muhteşem bir şekilde; tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. deliğinin üstünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ), içme. Şürb etmek = İçmek. Şürb-i müdâm = Daimî içme, sarhoşluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوربخت] talihsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. temel üzerine yapılan pervaz. surbase'ment i. böyle pervaz bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرب] kurşun. 2.kalay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرب] içme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتربان] deveci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. terzi kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamuruna katran karıştırılan bir çeşit sağlam mukavva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Ar. fes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. katran fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. terbîAt). 1. Dörtleme, dörde çıkarma. 2. (astronomi) Ayın dünyadan görünen tarafının yarısının aydınlık yarısının karanlık olması, dördün (uyd. k.). 3. (edebiyat) Bir beyte iki veya bir mısraa üç mısra katarak, dörtlü kıtalar yazma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تربيع] dörtleme. 2.dördün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (nadiren «terbiyet» kullanılmıştır). 1. Besleyip yetiştirme, büyütme. 2. İlim ve edeb öğretme, Ar. te’dîb, tâlim, ahlâkı yüceltme; Çocuklarını iyi terbiye etti. 3. Alıştırma, tâlîm; Ayıyı, maymunu terbiye ederler, terbiye olmuş at. 4. Edeb öğrenmesini temin etmek üzere hafifçe ceza verme, tedîb: Bu çocuk pek çığırından çıktı, terbiye ister. 5. Bazı yemeklere yumurta, limon, yahut sirke, salça vesaire ilâvesiyle lezzet verilmesi: Çorbayı, pilici, yahniyi terbiye etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressage. manners. politeness. education. schooling. sauce. seasoning. breeding. cultivation. decency. dressing. nurture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decency. sauce. training. bringing up. breeding. manners. correction. punishment. seasoning for food. finish. finishing. maintenance. education. culture. good manners. good breeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

education. manners. training. teaching sb good manners. disciplining. taming. any of the several sauces made primarily with lemon and whole eggs. seasoning. breeding. civility. decency. discipline. dressing. nurture. sauce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تربيه] yetiştirme. 2.eğitim. 3.cezalandırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Terbiye olunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiye eden, mürebbî: Rousseau büyük bir terbiyecidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. handler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

educator. trainer. tamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

educator. educationist. trainer / tamer of animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiyesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-mannered. mannerly. polite. proper. seasoned. blushing. civil-spoken. decent. decorous. white. well-behaved. well mannered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultivated. decent. genteel. well-behaved. well-bred. decorous. polite. with a sauce. well brought up. educated. flavored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polite. well-mannered. well brought-up. well-bred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiyesi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. unmannerly. ill-mannered. mannerless. shameless. naughty. dirty. bad. improper. blackguardly. broad. caddish. churlish. coarse. coarse-grained. graceless. ill-bred. immodest. immoral. impertinent. impudent. indelicate. inelegant. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrupt. bawdy. blatant. coarse. dirty. immoral. impertinent. impolite. improper. insolent. nasty. outrageous. repugnant. risqué. rude. saucy. ungracious. vulgar. ill-mannered. ill-bred. impudent. graceless. undressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. rude. ill-mannered. unmannerly. ill-bred. bad-mannered. coarse. currish. ill- bred. ill- mannered. impertinent. insolent. inurbane. low bred. vulgar. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolitely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiye yokluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad manners. impoliteness. rudeness. back chat. coarseness. disorderliness. gaucherie. ill breeding. immodesty. immorality. impertinence. impudence. indecorum. indelicacy. inelegance. misbehavior. misbehaviour. ribaldry. vulgarism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impropriety. misbehave. misbehaviour. misconduct. vulgarity. rudeness. impoliteness. impudence. misbehavior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impoliteness. rudeness. unmannerliness. bad manners. lack of good breeding. gall. ill- breeding. vulgarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave rudely. to be impolite. sauce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Terbiye ile alâkalı, terbiyeye dair.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تربيوی] eğitimsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ufak fes.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir direğin ucuna uzun bir iple bağlı top ile oynanan oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) eskiden kullanılan ve uda benzer çifte saplı çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıldırım; şaşırtıcı şey; yıldırım gibi hareket eden kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kav, çakmak kutusu; kav gibi çok çabuk yanan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. tire-bouchon

burgu

Tıpa çekmeye yarayan, ucu sivri ve helis biçiminde demir alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corkscrew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corkscrew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tobra). 1. Kıldan olmayan küçük çuval, büyük kese. 2. Vücudun bir tarafında hâsıl olan sarkık şiş ve ur: Böğründe bir torba peydâ olmuş. 3. Husye zarfı: Torbası şişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. sack. plastic bag. carrierbag. cyst. pochette. pocket. poke. pouch. vesica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. pocket. pouch. sack. scrotum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. poke. pouch. sack. handbag. haversack. gland. scrip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Torba gibi gevşeyip sarkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Torbası olan, torba taşıyan: Torbalı dilenci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. helezoni şekilde havaya yükselen fişek; kasırga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fundagillerden pembe çiçekli her dem taze bir bitki, bot. Epigaea repens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Germence). Göl ve bataklıklarda yetişen bitkilerin çürümesi ve kömürleşmesiyle meydana gelen yakıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peat. turf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peat. turf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turba yatağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turban.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turban.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarık; sarığa benzer kadın başlığı, turban. turbaned s. sarıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. huk. başkasının arazisinden kesek veya turba çıkarma hakkı; kesek veya turba çıkarılan yer, turbalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tur bay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mezar, Ar. merkad. 2. Büyüklerin gömüldükleri üstü kapalı yaV

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mausoleum. tomb. sepulcher. sepulchre. shrine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrine. tomb. mausoleum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomb. grave. mausoleum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TÜRBE-DAR) (i. A. F ). Türbe muhafız ve hizmetkârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türbedar hizmet ve görevi, bir türbeye bakmaya memur adamın hâli, işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulanık, çamurlu; yoğun; karışık, düzensiz. turbid'ity, turbidness i. bulanıklık; yoğunluk; karışıklık. turbidly z. bulanıkça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Su, buhar, gaz akımının tesiriyle diinen bir çarkı olan motor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., anat., zool. sarmal şekilde kıvrılmış, türbinal; i., bak. turbinated bone.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıvrımlı, türbinal; bot. konik şekilde sarmal; zool. konik. turbinated bone insan burnundaki koni şeklinde üç kemikten biri. turbina'tion i. kıvrımlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türbin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa gagalı ve göğsü kabarık tüylü evcil bir güvercin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbo. turbocharger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This device uses exhaust gas to boost engine power A small, lightweight turbine inserted into the exhaust manifold spins as exhaust gas goes speeding past On the other side of the turbine shaft, fresh air is then compressed into the intake manifold The mo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The turbo is an exhaust-driven air/fuel compressor It increases the atmosperic pressure in the engin, resulting in added horsepower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The head Guardian, also called Prime Guardian Leader of the Guardian collective RB: 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term used to describe the normal high speed of a processor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Turbos were pioneered in F1 by Renault in 1977, and lasted until 1988 The power generated by the turbine devices was extraordinary, with qualifying trim reaching outputs of over 1200 horsepower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından, gelişmiş dayanıklılığıyla birlikte, özel olarak tasarlanmış koni şekli sayesinde olağanüstü güç ve ses performansı sunan Yenilikçi Subwoofer tasarımı.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek )türbin ile çalışan, türbinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türbinli jeneratör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türbinli jet motoruyle işleyen uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türbinli pervanesi olan uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalkan, zool. Pselta maximus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türbinle çalışıp fazla hız yapan tren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. turbulence

coğ. burgaç

Beklenen hızından farklı bir biçimde ve beklenmeyen yönlerden gelen şiddetli hava akımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turbulence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çalkantılı dalgalı; kavgacı, şamatacı; karışıklık çıkaran. turbulence,-cy i. şiddetli çalkantı; çalkantılı hava; karışıklık, kargaşalık. turbulently z. çalkantılı bir şekilde; kargaşayla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترب] turp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تربت] türbe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Görgülü, bilgili, saygın kişi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Görgülü, bilgili, kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gruel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karnın alt kısmı; hücum veya zarara açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bid, -ding) öne sürülen fiyattan daha aşağı fiyat teklif etmek; (briç) eldeki değeri söylememek. underbidder i. aşağı fiyat teklif eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi terbiye görmemiş, terbiyesi kıt; saf kan olmayan, cins olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orman veya koruda büyük ağaçların altında bulunan çalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bought) düşük fiyata satın almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek seviyeli, yüksek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piece of clothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gewand. kleid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi yoktur). Çöl Arapları, Arap bedevîleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or belonging to a city or town; as, an urban population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging to, or suiting, those living in a city; cultivated; polite; urbane; as, urban manners. located in or characteristic of a city or city life; 'urban property owners'; 'urban affairs'; 'urban manners' relating to or concerned with a city or densely

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relating to or concerned with a city or densely populated area; 'urban sociology'; 'urban development'. located in or characteristic of a city or city life; 'urban property owners'; 'urban affairs'; 'urban manners'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Countries differ in the way they classify population as 'urban' or 'rural ' Typically, a community or settlement with a population of 2,000 or more is considered urban A listing of country definitions is published annually in the United Nations Demographi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indicates whether the school is located in an urban area An urban area is defined as being a locality comprising 10 000 or more people The localities are determined by the Australian Bureau of Statistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In architecture, the functions and forms of the city; anything related to, or characteristic of, the city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Use or harvesting of marine and coastal resources pertaining to developed or built up areas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Urban is defined alternately as urbanized areas or, outside of urbanized areas, places of 2,500 or more in population Data reported are for 1990.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Main Inventory Table field which designates inventories without agricultural tools, or with a separate agricultural operation, or with minimal livestock An urban inventory is identified by a null in the rural field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Census Bureau defines 'urban' for the 1990 census as comprising all territory, population, and housing units in urbanized areas and in places of 2,500 or more persons outside urbanized areas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A city or town. situated in or dwelling in a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging to a city, town like as opposed to rural character. of, relating to, or located in a city. of or belonging to a city or town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A highly industrialized area, usually considered a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Community Initiative for economic and social revitalisation and improvement of neighbourhoods within urban areas suffering acute problems They are mainly in Objective 1 and 2 areas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Peculiar to the human environment, as contrasted with that found normally in wild animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The word implies the presence of government, industrial, legal, religious, and trade activities See Towns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The built-up, non-rural area in a region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area is considered urban if it has a population of 2500 or more for Federal-Aid purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şehre ait, şehirde bulunan. urban renewal şehri yeniden oturulabilir şekle koyma planı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nazik, terbiyeli, kibar tavırlı; medeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nezaket, naziklik, kibarllk, çelebilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şehirleştirmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. urbanisme

şehircilik

Şehirlerin kurulmasında, düzenlenmesinde, güzelleştirilmesinde kullanılacak, uygulanacak yöntemleri, şehirlerle ilgili toplumsal, ekonomik vb. sorunları konu edinen bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Elbise.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشتربان] deveci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. fiil. active verb etken fiil. auxiliary verb yardımcı fiil. complex verb katışık fiil. compound verb bileşik fiil. impersonal verb şahıssız fiil. intransitive verb geçişsiz fiil. neuter verb geçişsiz fiil. passive verb edilgen fiil. reciproc

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söze ait; sözlü, şifahi; kelimesi kelimesine, aynen, harfiyen; gram. fiile ait, fiil kabilinden. verbal contract sözlü anlaşma, şifahi kontrat. verbal distinction kelime farkı. verbal note pol şifahi takrir, nota. verbal noun mastar ismi, isimfiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. söz; anlatım; boş laf; laf kalabalığı. verbalist i. kelimelere önem veren kimse; laf ebesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sözle ifade etmek; açıklamak; fiil şekline koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. kelimesi kelimesine, aynen harfi harfine; s. kelimesi kelimesine yapılmış, tam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. tam, harfi harfine, kelimesi kelimesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mineçiçeği, bot. Verbena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. laf kalabalığı; şişirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., psik. arka arkaya manasız kelimeler sıralamak, kelime salatası yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gereksiz sözlerle dolu. verbosely z. şişirerek. verboseness, verbosity i. söz çokluğu, laf kalabalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Al. yasak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Akıllıya bir söz yeter, Arife tarif gerekmez. kıs. verbum sap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kuş gibi ötmek, şakımak; çağıldamak; terennüm etmek; titrek ses çıkarmak; i. kuş gibi ötüş, şakıma; tatlı ses; nağme, makam; sığırsineği sürfesinin hayvanlann sırtında meydana getirdiği çıban. warble fly sığırsineği, zool. Hypodermatidae.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuş gibi öten kimse; tatlı sesli kimse; ötleğengillerden bir kuş; Amerika'ya özgü sinek yiyen bir kuş, zool. Parulidae. barred warbler çizgili ötleğen, zool. Sylvia nisoria. garden warbler bahçe ötleğeni, zool. Sylvia borin. masked warbler maskeli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüzen; su yoluyle taşınan; su yoluyle bulaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Orta Afrika'da bulunan iri bir cins antilop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her türlü kötü hava şartlanna maruz kalmış, fırtına yemiş; fırtınanın yıprattığı, yanık (yüz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bindirme, siper tahtası; f. bindirme tahtalarla kaplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü hava şartlarından dolayı limanda mahsur kalmış (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dokumacı kuşu., zool. Ploceidae.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rütbesi binbaşı ile albay arasında olan üstsubay, kaymakam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (briç) 9 ludan yüksek kağıt olmayan el.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıllık, salname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Paraguay çayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k ). Yer küresinin yapısı ile tarihini inceleyen ilim, jeoloji.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. yerâbî). Çöl sıçanı, cırbağa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظاهربين] sadece görünüşe bakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب] vuruş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب خانه] darphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زنجيربند] zincire vurulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zincire vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زرباف] sırmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zer = altın, bâften = dokumak). Altınla yani sırma ile dokunmuş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ziver).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zorla muamele eden. 2. Yaramaz, rahat durmaz, haşarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autocratic. autocratical. high-handed. imperious. overbearing. procrustean. rapacious. rowdy. bully. despot. extortioner. extortionist. persecutor. ravisher. ruffian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autocrat. bully. despot. domineering. tyrant. despotic. high-handed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tyrant. tyrannical. despot. hard handed. rapacious. rebel. ruffian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zorla muamele, kuvvete dayanıp kapıp vurarak hakka riayet etmeyenin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tyranny. violence. bullying. despotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tyranny. extortion. despotism. highhandedness. overbearance. rule of force. violence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زوربا] güçlü. 2.zorba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by