Reh - Güzaf-ı | Reh - Güzaf-ı ne demek? | Reh - Güzaf-ı anlamı nedir?

Reh - Güzaf-ı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: reh guzaf

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir kimseye arkadaş olmak, yanında bulunmak, beraberinde gitmek veya gelmek, refakat etmek, rehberlik etmek; (müz). eşlik etmek; maiyetinde bulunmak ; ilâve etmek, eklemek.

Türkçe Sözlük

(i. İ. Agente). 1. Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru. 2. Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili. 3. Bu memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.

Türkçe Sözlük

(i A ). 1. Hak elde etme, tarafsız hüküm, hakkaniyet, adalet: Dünya adi ile kaimdir; adl-i pâdişahî = PAdişâh adaleti, adl-i ilâhî = Tanrı’nın adaleti. 2. Müsavat, eşitlik, eşit muamele. 3. Hukuk. Rehin veren ile rehin alarak rehni tevdi ettikleri kimse. Kâtib-i adi = Adalet kâtibi, noter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental. reason. intelligence. wit. brain. mind. head. wisdom. bean. advice. comprehension. memory. chump. consciousness. gray matter. grey matter. headpiece. intellect. loaf. nous. prudence. psyche. sapience. strength of mind. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reason. intelligence. discretion. wisdom. mind. memory. opinion. thought. advice. apprehension. brain. head. headpiece. intellect. piece of advice. psyche. senses. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sudden surprise with fear or terror excited by apprehension of danger; in the military use, commonly, sudden apprehension of being attacked by surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To surprise with apprehension of danger; to fill with anxiety in regard to threatening evil; to excite with sudden fear. a device that signals the occurrence of some undesirable event an automatic signal warning of danger fear resulting from the awareness

Türkçe - İngilizce Sözlük

fear resulting from the awareness of danger. a device that signals the occurrence of some undesirable event. an automatic signal warning of danger. a clock that wakes sleeper at preset time. fill with apprehension or alarm; cause to be unpleasantly surpri

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception. sense. sensation. feeling. apprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perceive. sense. comprehend. pick up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

frontal. forehead. brow. front.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Loop Test System The operations system that provides a single comprehensive automated test system for testing international customer POTS lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

storehouse. store. storeroom. warehouse. hold. barn. bin. depository. hutch. larder. office. repository. silo. stock room. storage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

barn. depot. magazine. repository. storage. store. storehouse. storeroom. warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

granary. grain cellar. warehouse. trucking firm. hold. bin. bunker. storage closeout. crib. depository. depositee. depot. storage depot. hutch. locker. repository. staple. staple house. stock room. storage yard. store. store shed. store warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

storekeeper. warehouse official. trucker.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. knowledge. comprehension. apprehension. appreciation. drift. fathom. grasp. grip. insight. intelligence. prehension. realization. sense. uptake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehension. grasp. understanding. apprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understand. comprehend. figure out. get a grip. get a grip on. be knowledgeable about. see. get. feel. absorb. accept. appreciate. apprehend. ascertain. catch. catch on. click. compass. conceive. cotton on to. dawn on. deduce. dig. discern. discover.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate. apprehend. catch. comprehend. deduce. dig. discover. fathom. follow. gather. get. grasp. infer. penetrate. perceive. read. realize. see. understand. to understand. to catch. to catch on. to get. to cotton on. to latch on. to follow. to grasp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehend. to understand. to comprehend. to get. to find out. to realize. to appreciate. to see.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensible. intelligible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensible. comprehensible. deductible. perceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understandable. comprehensible. intelligible. clear. apparent. apprehensible. cognoscible. decipherable. direct. exoteric. inferable. lucid. pellucid. perceptible. unequivocal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. articulate. clear. decided. lucid. transparent. unequivocal. intelligible. comprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomprehensible. unintelligible. complicated. deep. fathomless. clear as mud. puzzling. bottomless. delphic. elusive. elusory. impenetrable. inapprehensible. inarticulate. inconceivable. inexplicable. inscrutable. intangible. obscure. occult. opaque.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. enigmatic. impenetrable. incomprehensible. inscrutable. involved. obscure. opaque. unaccountable. uncanny. unfathomable. vague. unintelligible. complicated. inarticulate. impenetrable muğlak. karışık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomprehensible. unintelligible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narration. recital. rehearsal. telling. explaining. commentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

describe. elucidate. express. narrate. recite. recount. rehearse. relate. report. tell. weave. word. to tell. to express. to narrate. to relate. to recount. to explain. to expound. to describe. to commentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. intelligence. sensibility. comprehension. mentality. apprehension. cognizance. discernment. horizon. percipience. sagacity. savvy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. conception. grasp. insight. reach. sense. understanding. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. comprehension. intelligence. sympathy. acumen. apprehension. concept. conception. discernment. insight. judicial conception. penetration. perception. reason. turn of mind. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. considerate. wise. quick-eyed. comprehensive. discerning. gentle. heartthrob. indulgent. receptive. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitivity. incomprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonded warehouse. entrepot. packing house. storehouse. warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonded warehouse ardiye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse. bonded warehouse. bounded warehouse. entrepot. bond. chandlery. store warehouse. principal store. wharfage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse line. warehousing business.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). endişeli, vesveseli ; anlayışlı, müdrik; hassas, duygulu. apprehensively (z). vesveseli olarak. apprehensiveness (i). endişe, vesvese.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Record, a required,comprehensive file of documents that forms the basis of decisions made regarding cleanup.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Arîye) («arî-arâ» dan if.). 1. Çıplak (fars.), bürehne. 2. Hâlî, boş, tehî, berî, müberrâ: Ziynetten, süsten, riyâdan Arî.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Reasoning Tool, is an expert system software development environment from Inference-Corporation ART provides knowledge engineers with a comprehensive set of knowledge representation and storage techniques and graphics capabilities for building e

Türkçe - İngilizce Sözlük

A volume of maps, plates, engravings, tables, etc with or without descriptive letterpress It may be an independent publication or it may have been issued to accompany one or more volumes of text. the result of a comprehensive survey of a large geographica

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensive. detailed. elaborate. exhaustive. global. intimate. minute. overall. particular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. blame. lesson. rebuke. reprehension. reprimand. reproach. reproof. setdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chide. lecture. rebuke. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to rebuke. to reproach. to lecture. to reprimand. to tell off. to blow sb up. to tear sb off a strip. to take sb to task. to haul sb over the coals. to bawl sb out. to give sb a rocket.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Balık saklamaya mahsus büyük depo. 2. Vaktiyle balık avcılığı emininin idarehanesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A business, with a state or federal government charter , that provides services such as paying interest on deposits , issuing and collecting checks , and making loans , especially to businesses Shareholders receive part of a bank's profit as a return on t

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Aslı «bedraha» ya ni yolun büyüğü olup Arapçalaşmıştır). Rehber, kılavuz, yol gösterici, delil (Bedrika okunması yanlıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat.), (bağlaç). önde, önden, önce, evvel, daha önce; önünde, cephesinde; (edat) tercihen, yerine; huzurunda; (bağ laç) -den önce before-cited, before-mentioned s. yukarıda bahsi geçen before Christ (b.c) milattan önce (m.ö.). beforehand z. önce, ön

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Gonore denilen bir çeşit zührevi hastalıktır. Cinsi münasebetle bulaşır. İdrar yollarında acıma, yanma, şişlik ve akıntı ile belirir. Akıntı cerahatlıdır. Bu cerehat ellere bulaşacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüğe neden olabilir. Kadınlarda da, beyazımtırak cerahatlı akıntı, sık sık idrara gitme, idrar yaparken ağrı ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarında akıntı görüldüğünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soğukluğu görülen, bu hastalığı cinsel ilişkide bulunduğu herkese bulaştırır. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri tedavi amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su

Hazırlanışı : Yarım tencere suya, 1 demet maydanoz konur. Kaynatılır. Buğusunun üzerine oturulur. Aynı işleme iyileşinceye kadar devam edilir.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. berehmen). Berehmenler, Hindu rahipleri, Brahmanlar. (bk.) Brehmen.

Türkçe Sözlük

(Bİ-REH) (i. F.). 1. Yolsuz. 2. Münasebetsiz ve kötü yola sapan. 3. Musiki bilmeyen okuyucu, hânende.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bodywork combining exfoliation, herbal treatment, and light massage. a reusable, adhesive, decoration that is used by women and placed on the forehead between the eyebrows a traditional ornament that was used for women to symbolize that they are married i

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of materials A comprehensive listing of all subassemblies, components, and raw materials that go into a parent assembly, showing the quantity of each required to make the assembly.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kurtulmak, Osm. rehâ bulmak: Mahbesten boşandı. 2. Kesret ve şiddetle döğülmek, akmak, yağmak. Bir yağmur boşandı, burnundan kan boşandı. 3. (silâh) Patlamak, kaza İle ateş almak: Belinde tabancası boşandı. 4. Eşlerden birinin diğerinden ayrılması. Eşinden ayrılmak: O kadın kocasından boşanmış. 5. (Dolmuş adam) coşmak, içinde ne varsa söyleyip sükûn bulmak: Sabretti etti, nihayet bir boşandı kil

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this way. consequently. shareholder split. thereby. thus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma rahibi, Brehmen; bir cins inek Brahmin i. soylu ve kültürlü kimse

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çıplak, açık, yalın: Bürehne-ser = Başı açık. Bürehne-pâ = Yalın ayak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to nail on. to drive sth in with blows. to hit. to strike to strike. to light. to know sth about. to comprehend. to flash. to fail. to fail. pocket lighter. cotton on. to fail i.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Comprehensive Evaluation Report Also called the 'ER' A report on the findings of any standardized tests, observations, assessments by the IU or school district as well as reports/evals/medical evaluations and 'parental input' provided by parents/caregiver

Türkçe - İngilizce Sözlük

Comprehensive Evaluation Report. an emotional response that has been acquired by conditioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

complicated. confusing. incomprehensible.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). menkul mal, taşınır mal; köle. chattel mortgage menkul rehin. goods and chattel ev bark.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). turist rehberi, tercüman.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Giyinmemiş, soyunmuş. Ar. Arî, üryân, Fars. bürehne: Çıplak adam. insan çıplak doğar. 2. Tüyü dökülmüş, tüysüz: Çıplak koyun. 3. Donatılmamış, süssüz, sade. 4. Takımsız, takımı vurulmamış: Çıplak at. 5. Bir şeyi olmayan, pek züğürt, eli boş. Baldırı çıplak = Ayak takımı. Çıplak etmek = Soymak. Çıplak olmak = Soyunmak. Çırçıplak, çırılçıplak, çırlak çıplak = Büsbütün, anadan doğma çıplak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıplak olanın hâli, giyinmemiş veya soyunmuş olma. Osm. üryanlık, bürehnelik. 2. Süs veya takımdan uzak olanın hâil, sadelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). arkadaş, yoldaş, ahbap; eş; elkitabı, rehber; (astr). kendisinden daha parlak bir yıldıza çok yakın olan ikinci bir yıldız; (f). arkadaşlık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anlamak, idrak etmek, kavramak; kapsamak, içine almak, ihtiva etmek. comprehensible (s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, makul. comprehension (i). anlayış, idrak; kapsam, şümul. comprehensive (s). geniş, şümullu, etraflı; idraklı,anlama yeteneği ola

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). danışmak, baş vurmak, müracaat etmek, sormak; göz önünde tutmak, hesaba katmak; istişare etmek. consultant (i). müşavir, danışman, rehber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). konvoyu korumak; rehberlik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kopya, suret, nüsha, numune, örnek; müsvedde; asıl; (gazet). metin, yazı. copybook (i). yazı defteri, not defteri. copyboy (i). gazete idarehanesinde çalışan çocuk. copycat (i)., (kdili). başkalarının davranışlarını taklit eden kimse. good copy (g

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başının tepesinde saçı olmayan, başının tepesi çıplak. Ar. aslâ: Dazlak adam. 2. Çıplak, Ar. Arî, Fars. bürehne. (bk.) Taslak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yol gösterme, kılavuzluk, rehberlik: Bana filân zatın yanına kadar delâlet etmenizi rica ederim. 2. Delil ve alâmet olma, gösterme, İmâ: Bu sözü, şuurunun yerinde olmadığına delâlet ediyor.

Türkçe Sözlük

(I. A. «delâlet» ten smüş.) (c. delâil, edille, edlâ). 1. Kılavuz, rehber, yol gösterici: Çölde yol bulmak için delile İhtiyaç vardır (bu mânâ ile üçüncü cem’i gelirse de dilimizde az kullanılmıştır). 2. Bir davayı ispata yarayan şey, senet, burhan: Bu davaya bir delil getirmeli. Bunu ispat için deliliniz var mıdır? Davasını kuvvetli delillerle ispat etti. Irld-ı edille = belliler gösterme. 3. Nişan, alâmet: Bu söz, akıl ve zekâsına delildir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دليل] kanıt. 2.rehber. 3.şahit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essay. experiment. experimentation. proof. proving. test. testing. trial. try. tryout. quiz. examination. probation. tentative. trying. rehearsal. assaying. cut-and-try. experimental. being tested.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depot. store. warehouse. storage. storeroom. stock room. entrepot. goods yard. packing house. repository. repertory. receptacle. reservoir. tank. depository.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depot. magazine. repository. storage. store. storehouse. storeroom. warehouse. tank. reservoir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spike. depository. depot. magazine. storehouse. tank. warehouse. store. can. canister. jerrycan. reservoir. storage tank. storage room. yard. bin. garner. pack house. chamber. stock room. hopper. silo. security. deposit. garage. repertory. standpipe. chan

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehousing. storage business. storage operation. storekeeping. storing business. trade of storing. warehouse company / concern. warehouse line. warehousing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehousing. storage. storing. cellerage. housage. modular. wharfage.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanet; depozito; pey, rehin; mevduat; teminat akçesi; tabaka,tortu; döküntü, birikinti, sel kumu; (mad). birikinti, maden yatağı; depo. deposit account mevduat hesabı. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para, mevduat. time d

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). rehber, nizamname; Fransız ihtilalinde Cumhuriyet Hükümetini idare eden beşler heyeti; (huk). açıklayıcı hüküm; (s). idare eden, istişareye ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dock. warehouse on a wharf.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek, devrettirmek, çepeçevre gezdirmek: Kendisine bütün bağları dolaştırdım; beni iki saat çarşıda dolaştırdı 2. Doğrudan doğruya götürmeyip sapa yollardan ve uzaklardan çevirerek götürmek: Yarım saatte gitmek mümkünken rehberimiz bizi iki saat dolaştırdı; bizi tâ nerelere kadar dolaştırdı. 3. (sözü) Maksada sevk için münasebet düşürmek: Sözünü dolaştıra dolaştıra maksadına geldi. 4. Çevirmek, sarmak: Ayağına bir ip dolaştırdı. 5. Etrafını çevirmek, sarmak, kuşatmak: Düşmanın bulunduğu tepeyi askerle dolaştırdı. Ayağa, başa dolaştırmak = Musallat etmek: Bu işi, bu belâyı başıma, ayağıma dolaştırdılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (müz). tatlı, aheste, hoş, dolçe. dolce far niente tatlı rehavet. dolce vita tatlı hayat. dolcis'simo (s)., (z)., (müz). çok tatlı, çok hoş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Cromlech. a prehistoric megalith typically having two upright stones and a capstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stone-age structure consisting of two vertical stones supporting a slab of stone The most well-known dolmens are the 'gateways' at Stonehenge, England. a prehistoric megalith typically having two upright stones and a capstone.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. mans veya men) Orta Doğu'da tercüman, rehber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinking. reasoning. sentiments. thinking. thought. belief. idea. opinion. mind. consideration. judgement. apprehension. attitude. cogitation. conceit. counsel. fancy. remark. say-so. sense. voice. ideo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameliorate. arrange. correct. cure. do. level. make. mend. reclaim. rectify. redress. reform. rehabilitate. remedy. restore. retrieve. smooth. square. straighten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادله] deliller. 2.rehberler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concern. fears. care. anxiety. worry. doubt. fear. agitation. angst. apprehension. disquiet. disquietude. disturbance. fret. inquietude. perturbation. preoccupation. qualm. scruple. solicitude. stew. suspense. uneasiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxiety. apprehension. concern. fear. preoccupation. qualm. solicitude. worry. care. doubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxiety. care. worry. apprehension. apprehensiveness. concern. disquiet. fear. inquietute. load. misgiving. oversolicitude. stew. sweat. thought. unease.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. worried. concerned. ill at ease. uneasy. apprehensive. fearful. doubting. distressed. on the downbeat. obsessed. on edge. overcast. perturbed. preoccupied. solicitous. suspenseful. weighty. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensive. concerned. fearful. fraught. insecure. solicitous. uneasy. worried. anxious. thoughtful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. worried. apprehensive. concerned. insecure. pensive. solicitous. uneasy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meşguliyet; nişanlanma; randevu; rehin; söz; vaat, taahhüt; çarpışma, dövüşme; belirli bir süre için ücretli iş; mülâkat; çoğ. borçlar. engagement ring nişan yüzüğü, alyans.

Türkçe Sözlük

(i. A. neker’den itaf.). Daha veya en kötü, nefret edilen. Ar. menfur ve müstekreh: Erker-i esvât — Seslerin en kötüsü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensive. exhaustive. detailed. in depth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

groundless apprehensions. anxieties. vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. without comprehending (what one is saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük

needy. poor. destitute. needy / unfortunate or miserable person. barehanded. fakir. have- not. impecunious. indigent. necessitous. penurious.

Türkçe Sözlük

(FEKK) (I. A.). 1. Ayırma, açma. 2. Çözme, hal: Fekk-i rabıta, fekk-i alâka. 3. Kırma, koparma, kesme: Felck-I mühür = Mührün kırılmasıyla mektubun açılması. 4. Kurtarma, Ar. tahlis, i’tak: Fekk-i rehlıı = Rehinden çıkarma. Fekk-i rakabe = Köle ve câriyeyi kurtarma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compilation of light sensitive silver salts, color couplers , and other materials suspended in an emulsion and coated on an acetate base The storehouse of our visions, nightmares, and dreams.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A modifier that prevents subclass definition, makes variables constant, and prevents a subclass from overriding a method. noref, nohrehf.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gale. storm. tempest. flurry. lightning storm. comprehensive / household policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In modern usage, the elements of a conception furnished by the mind's own activity, as contrasted with its object or condition, which is called the matter; subjectively, a mode of apprehension or belief conceived as dependent on the constitution of the mi

Türkçe Sözlük

(i. A.). T. Gevşeklik, gayretsizlik, rehâvet: İşe fütûr geldi. 2. Bıkma, usanma: Yazı yazmaktan fütûr getirdim. Devamlı çalışmaktan insana fütûr gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f pey; rehin; düelloya davet anlammdayere ablan eldiven; f bahse giriş mek, bahis tutmak

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kıskanma, kıskançlık: Korkarım gayret beni öldürür. 2. Sevgili ve kutsal bir şeye yabancıların tecavüz ve taarruzunu görmekten hasıl olan tahammülsüzlük duygusu. Ar. hamiyyet: Kendisinde vatan gayreti, din gayreti vardır. Aile hakkında gayretini herkes bilir. 3. Fevkalâde çalışma, himmet; rehavet mukabili: Bu işi bugün bitirmeye gayret etmeli. Bu iş sizin gayretinizle olacaktır. 4. Sabır, tahammül, bir belâ olunca erkekçe davranma: Böyle bir halde siz gayret etmelisiniz ki, sizin gayretiniz diğerlerine de teselli versin. Gayreti elden bırakmamalı. Gayret vermek = Cesaret vermek teselli etmek. Gayreti kesilmek = Cesaretini kaybetmek. Birinin gayretini gütmek = Ona taraftarlık etmek: Daima hemşehrilerinin gayretini güder. 5. e. Gayreti... = Davran, himmet et, çalışmaya devam eti

Türkçe Sözlük

(i.). Gazete idarehane ve matbaası (eskimiştir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

general assembly. general shareholders'assembly. general meeting. plenary meeting. General Assembly. General Meeting. plenary committee. house floor. full assembly. plenary assembly. plenary session. full session.

Türkçe - İngilizce Sözlük

whorehouse. brothel. bordello. bordel. bagnio. bawdyhouse. call house. disorderly house. house of ill fame. house of ill repute. stew.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel. whorehouse. bawdy house. case house. house of ill fame. massage parlour. parlo u r house. sporting house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Comprehending many species or individuals; not special or particular; including all particulars; as, a general inference or conclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole; the total; that which comprehends or relates to all, or the chief part; opposed to particular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wide. broad. capacious. vast. extensive. comprehensive. obtuse. extended. large. open. roomy. spacious. walk-in. ample. commodious. cosmic. cosmical. expansive. full. splay. broadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ample. broad. catholic. comprehensive. cosmic. expansive. large. roomy. sizable. spacious. voluminous. wide.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gergin olmayan, koyuverilmiş: Gevşek halat, gevşek dizgin, gevşek yay, gevşek mandal. 2. Pek ve sert olmayan, yumuşaK, sülpük: Gevşek et, gevşek kumaş. 3. Kuvveti, dayanıklılığı, sebat ve gayreti olmayan, rehavetli, gayretsiz: Gevşek adam, gevşek at. Ağzı gevşek = Boşboğaz, geveze.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gergin olmayan şeyin hâli, Osm. rehavet, süstlük: ipin, yayın, mandalın gevşekliği. 2. Sıkı veya pek sert olmayan şeyin hâli, yumuşaklık, sülpüklük: Etlerin, kumaşın gevşekliği. 3. Kuvvetsizlik, dayanıksızlık, gayretsizlik: O adamın gevşekliği. Ağız gevşekliği: Boşboğazlık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gerginliği bozulmak, koyuverilmek, salıverilmek. Osm. kesb-i rehavet etmek: Bu ip gevşedi, yay gevşemiş. 2. Sıklık ve pekliğini kaybetmek, yumuşamak: Etleri pek gevşedi. 3. Kuvvetten düşmek, zayıflamak: Bu at çok gevşedi. 4. Gayret, çalışkanlık ve harareti kaybedip yılgınlık getirmek: O adam, o iş pek gevşedi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rehin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

visual. optic. optical. idea. sentiments. opinion. sight. view. concept. apprehension. argument. aspect. case. conviction. estimation. eye. feeling. genius. horizon. interest. notion. outlook. position. thought. vision.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yol gösterme, delâlet, rehberlik; işaret; idare; kılavuz; A.B.D. eğitim sırasında çocuğa ve ailesine öğüt verme ve yol gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) yol göstermek; kılavuzluk etmek, delâlet etmek; idare etmek; işaret etmek; yetiştirmek; (i.) rehber, kılavuz, yol gösteren kimse; yönetmelik, talimatname; (mak.) yatak, kızak, ray; sevk kanalı, oluk; (gayd.) guided missile (ask.) güdüm

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehber, rehber kitabı .

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boş lakırdı, beyhude söz, Fars. lâf-ı güzâf.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Geçme, geçiş, Osm. mürûr, ubûr: Güzer etmek. 2. Geçen, mürur eden. 3. Geçilen, geçtiği. Rahgüzer = Yolun geçtiği yer, Ar. me’mer: Reh-güzeri üzerinde bulunan dostlarımı ziyaret etti.

Türkçe Sözlük

(HACZ) (i. A. hukuk). Birinden alacağını kurtarmak için bir mal veya mülkünü mahkeme tarafından rehin hükmüne koyup zapt veya satışını isteme muamelesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yenilene yardım eden, yardımcı. 2.Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, rehb(Erkek İsmi) 3.Önde giden kimse. 4.Mızrak ucu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurtulma, Ar. rehâ: Halâs olmak, bulmak = Kurtulmak. Halâs etmek = Kurtarmak: Beni bu eziyetten kim halâs edecektir?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) el kitabı, rehber .

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffers. treasure. exchequer. stores. riches. coffer. repertory. store. storehouse. thesaurus. treasure house. trove.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. extempore. extemporaneous. unready. unprovided for. offhand. at half cock. extemporary. incautious. off-the-cuff. offhanded. unprovided. unrehearsed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. stock holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. part owner. joint owner. certificate holder. fundholder. law partner. security holder. stockowner.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (A.B.D)., (k).dili rehin; (f). rehine koymak. in hock rehinde; (k).dili hapiste; borçlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rehinci dükkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. tutu, ipotek, rehin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. borca karşılık rehin olarak vermek, tutuya koymak, ipotek etmek. hypotheca,tion i. rehin verme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehend. contain. encompass. inclose. include. incorporate. subsume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Collegium of Rehabilitative Audiology.

Türkçe Sözlük

(İDARE-HANE) (i.). Bir işe bakan hey’etin toplanarak iş gördükleri yer ve daire: Bu gazetenin idarehanesi başka ve matbaası başka yerdedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cognition. comprehension. understanding. attainment. reaching. perception algı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehension. perception. understanding. mental ability or quickness. attainment. reaching. cognition. cognizance. consciousness. grasp. intellect. penetration. realization. reason. savvy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehend. to perceive. to understand. to apprehend. to reach. to attain. cognize. collect. comprehend. conceive. to have a clear conception. distinguish. grasp. penetrate. sense.

Türkçe Sözlük

(i.). Tiksinmeyi gerektirecek, Osm. ikrâh olunacak, Ar. müstekreh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

warning. remark. notice. admonition. injunction. monition. reprehension. tip-off.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılamaz, kavranmaz, akıl ermez. incom prehensibil'ity i. anlaşılmazlık. incom prehen'sibly z. anlaşılmaz surette.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inşâAt). 1. Yapma, vücuda getirme, yapış: Bir ev, bir gemi inşa etmek. 2. Kaleme almak, edebiyat kaidesine tatbik ederek ve nesir yoluyla yazılı ifade: Şiir ve inşâda kudretli bir edebiyatçı. 3. (edebiyat) Emir, te• menni ve dua, yap, yapsın, yapmalı, yapsa gibi. Mukabili: haber. 4. Türkçe çeşitli yazışmalara alıştırmak için mektup, tezkere, dilekçe, tebrik ve tâziyetnâme, senet, vesaire örneklerini içinde toplayan kitap: İnşâ rehberi. 5. c. Inşaât: Bina veya gemi yapımıyla alâkalı işler: İnşaatla uğraşmak, inşaat dairesi (inşa ile imal arasında şu fark vardır ki, inşa, kereste ile yapılan mimarlık ve gemicilikle alâkalı işlere mahsus olduğu halde, imal her suretle yapmaya, meselâ madenden eşya yapmaya da denir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition. passing. passage. change of place. understanding. comprehension. transfer inheritance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition. change of place. passing. passage. understanding. group. comprehension. inferring. inference. transfer. transfer of title. demise. devolution. legal succession. piracy.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (mülk hakkında). Rehin.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.). Rehine konulmuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. comprehension. insight. knowledge. occult knowledge. enlightenment. learning. scholarship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Institute on Rehabilitation Issues. Instrument used by teachers to determine an accurate reading level such as: Sucher-Allred Jerry Johns Basic Reading Inventory S T A R Reading Program Teacher made. from hairu, to enter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. correction. improvement. reclamation. reform. improvement of a genetic strain by selection. restitution. revision. revise. rehabilitation. refinement. reforming. modification. elimination. training. perfection. repair. reparation. renovation. r

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kirası veya muhsulü borca karşı verilmek üzere bir mülkün rehine verilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yol; seyahat programı; yolcu rehberi; seyahat kitabı, seyahatname; (s.) yola veya seyahata ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

therapy. amendment. reclamation. recruitment. rehabilitation. restoration. uplift.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. heal. remedy. rehabilitate. improve. make better. upgrade. ameliorate. amend. better. cicatrize. cleanse. nurse. pull round. pull through. recruit. recuperate. set up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slow to comprehend. inconsiderate. impolite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sometimes incomprehensible language used to talk about specialized topics If you need help with computer jargon, check out Jargon, by Robin Williams, a lighthearted and detailed trip through this industry.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Kuds» tan geçmiş zaman kipinin 3. müfret erkek şahsı). Muazzez ve mübarek etsin! Kaddes-Ailah sırrehu = Allah sırrını muazzez etsin! (Evliyâ ve büyük mutasavvuflar hakkında söylenir).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Rehber kumandan. 2.Atlan yedekte götüren. 3.Oturan, ikamet eden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scope. comprehensiveness. comprehension. content. extent. compass. gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scope. enclosure. embrace. sphere. radius. ambit. comprehension. extent. latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprise. cover. contain. include. blanket. compass. comprehend. embrace. encapsulate. enclose. encompass. implicate. incapsulate. inclose. be inclusive of. involve. span. subsume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensive. blanket. across-the-board. exhaustive. generic. universal. well-rounded. wide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extensive. comprehensive. overall.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karantina idarehanesi, 2. Karantina yeri, Osm. tahaffuzhane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engaging. gripping. understanding. apprehension. comprehension. apperception. grasp. seizing. bite. chuck. cinch. clasp. claw. clutch. cognation. cognizance. conception. digestion. fathom. grip. insight. penetration. perception. prehension. uptake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clasp. clutch. cognition. comprehension. conception. grasp. grip. hang. insight. range. understanding. apprehension. coupling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutch. grasp. comprehension. understanding. grab. clutch pedal. brace. strut. crosspiece.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compass. understand. absorb. comprehend. fathom. seize. grasp. get a grip. hold. apperceive. appreciate. apprehend. bite. catch. catch on. clasp. clench. clip. clutch. come home. conceive. cup. dawn on. digest. discern. get. get hold of. grip. latch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehend. bite. catch. clasp. clutch. comprehend. digest. fathom. grasp. grip. perceive. read. realize. see. seize. snatch. to comprehend. to understand. to apprehend. to grasp. to seize. to grip. to bite. to snatch. to clutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grab. clasp. to comprehend. to grasp. to seize. to conceive. to clutch. crabbing. to engage the clutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be comprehended. to be grasped. to be clutched.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomprehensible. inconceivable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb to comprehend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. conception. grasp. insight. perception. reach. comprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. comprehension. conception. savvy. understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick to comprehend. quick-witted. penetrative. perceptive. percipient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

worry. anxiety. care. fear. apprehension. discomposure. disquiet. disquietude. inquietude. perturbation. preoccupation. solicitude. fears.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. concerned. perturbed. worried. apprehensive. disconcerting. fearful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensive. concerned. fearful. fraught. solicitous. worried. anxious.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gevşeklik, tenbellik, Ar. batâat, rehâvet.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Yol gösteren, Ar. delil, Fars. rehber, reh-nümâ: Yolu bilmediğimiz için kılavuzsuz gidemeyiz; insan, bilmediği şehri gezip dolaşmak için kılavuza muhtaçtır. 2. Gelin ve güveye vesair adamlara bazı merasim ve hallerde usul ve Adetleri gösterip öğreten adam. 3. Denizde, kıyıların ve liman girişlerinin durumunu bilen adam ki, gemi kaptanları böylelerini yanlarına alır. Kızıldeniz’de kılavuzsuz gezilemez; Boğaziçi’ne girmek için kılavuz almak lâzımdır. 4. Bazı hayvan sürüsü ve katarlarının önünde onları sevk eden hayvan: Takımla uçan kuşların kılavuzu vardır; bıldırcın kılavuzu; deve katarının kılavuzu merkeptir. 5. Buğday ve mısır başağının ucu. 6. Marangozların ufak bir burgu veya makkabı ki, kalın bir vidanın geçmesine yol açar. 7. Operatörlerin ameliyatta kullandıkları bir cins mil.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yol gösteren, rehb(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yol gösterme, rehberlik, Osm. delâlet. 2. Bir evlenme veya anlaşmaya aracılık, Osm. meyancılık: Kılavuzluk etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapproval. reproach. blame. criticism. animadversion. castigation. censure. condemnation. denouncement. denunciation. disapprobation. reprehension. reprimand. reproof. reproval. strafing. strictures.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kılavuz, rehb(Erkek İsmi) 2.Yağmur bulutu.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerleştirmek, Osm. vaz’etmek: Bohçayı minderin altıne koy, zahireyi nereye koyuyorsunuz? 2. Bırakmak, terketmek: Kitabı elinden koymaz, sonraya koymak, davet etmedik kimse koymadı. 3. Müsaade etmek, engel olmamak. 4. Almak, sokmak, yerleştirmek: Misafirleri nereye koyacağız? Atı ahıra koyun. 5. Tutmak, bulundurmak, bırakmak: Beni aç koydular. 6. Atmak, yükletmek. 7. Bir işe tayin etmek: Oraya bekçi koymalı. 8. Giymek, üstüne almak: Yeni şapka koymuş, başına bir başlık koymuş, bu elbiseyi bir daha koymayın. 9. Tutmak, edinmek, Osm. hâsıl ve peydâ eylemek: Süt kaymak koymuş. 10. Kabûl ettirmek, yerleştirmek, göndermek, çocukları mektebe, ustaya, san’ata koydu. 11. Bir şeyi pişmek veya olmak üzere hazırlamak: Turşu, şarap, sirke koydum, aşçı daha yemoğl koymadı. 12. Kurmak, düzeltmek: Sofrayı koyunca bize haber verin, yemeği koydunuzsa gelelim. Ateş koymak = Tutuşturmak, ataş vermek: Saman kulübelerine ateş koydular. Ad koymak = İsim takmak: Çocuğun adını koydular mı? Araya koymak = Aracılık ettirmek, Osm. tovsit etmek, tavassut ettirmek: Tanıdıklardan birini araya koymalı. Askıda koymak = Bitirmemek, süründürmek. Elden koymak = Vazgeçmek, terketmek, yapmamak: Siz himmeti elden koymayın. Ortaya koymak = Açıklamak, açığa çıkarmak, Osm. izhâr etmek, ibrâz eylemek, isbat etmek, (denizcilik) Üzerine koymak = Rüzgârın daha da şiddetlenmesi. Üste koymak = Arttırmak, Osm. tezytd etmek. İçeri koymak — İçeri almak, sokmak, kabûl etmek: Giden misafirleri içeri koymuyorlar. Baş koymak = Baştan geçmek, canını feda etmek. Bahis koymak = Öğdül. Bahse tutuşmak. Bir tarafa, bir yana koymak = Ayırmak, saklamak, korumak. Bez koymak = Bez yapmak üzare İplikleri tezgâha germek. Boş koymak = Mahkûm ve sessiz bırakmak. Temel koymak = Temel tutmak, Osm. pâyldâr olmak. Hâle koymak = Bir hâle getirmek, hâlini değiştirip diğer biçime değiştirmek: Bakın hastalık beni ne hâle koydu, yağmurun bolluğu bizim bahçeyi göl hâline koydu. Rehin koymek = Rehin etmek. Sonraya koymak = Geciktirmek. Minnet koymak = Başına kakmak. Meydana koymak = Ortaya çıkarmak. Nişan koymak s İşaret etmek, unutmamak, hatırlamak. Yanına koymak — Öcünü almamak, cezasını vermemek: Yaptıklarını senin yanına koymayacağım. Yoluna koymak = Düzeltmek, hesaplaşmak. Yola koymak = Göndermek. Yolda koymak = Yolda, yarı yolda bırakmak. Koyup gitmek = Öksüz bırakmak, terketmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fear. to be afraid of. to be scared of. to dread. apprehend. boggle. to have fears. to get cold feet. to have cold feet. to get cold foot. to have cold foot. get get the wind up. stand in awe of. take alarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gothic. horror. fear. fright. awe. scare. phobia. horror. affright. alarm. apprehension. dismay. dread. funk. misgiving. trepidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm. anxiety. apprehension. boggle. consternation. creeps. dismay. dread. fear. fright. horror. reassure. terror. thrill. care. danger. threat. menace. phobia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fear. horror. dread. fright. terror. alarm. apprehension. consternation. dismay. funk. misgiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. apprehensive. awestruck. fearful. grim. frightening. horrifying. dangerous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balustrade. barrier. parapet. scarecrow. banister. mere figurehead.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarecrow. banister. balustrade. railing. parapet. figurehead. paper tiger. guardrail.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. 2.Cildi temiz, pürüzsüz. 3.Kösem Sultan: IV. İbrahim’in annesi ve torunu zamanında Osmanlı iktidarında etkin olan Sultan.

Türkçe Sözlük

(f. A.). Mübarek, aztz ve muazzez olsun: Kuddise sırrehû = Sırrı aztz olsun (büyük velîler hakkında söylenen bu dua tâbirine mahsustur).

Türkçe - İngilizce Sözlük

dummy. puppet. doll. dummy. dolly. dupe. marionette. poppet. putty. figurehead.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birini tehlikeden çıkarmak, selâmete eriştirmek, Osm. tahlîs eylemek: Denize düşeni kurtardılar, doktor hastayı kurtardı; herkes canını kurtarmağa çalışıyordu. 2. Verilmiş ve rehin bırakılmış bir şeyi o kayıttan çıkarmak: Evimi rehinden kurtarmak İsterim, borcumun bir miktarını verip bir senedi kurtarmalıyım. 3. Cezadan veya mesuliyetten uzaklaştırmak. 4. Sarfedilecek bir parayı sarfetmemek yolunu bulmak, kazanmak: Aramızda pazarlık ederek uyuşabilirsek komisyoncuya vereceğimiz parayı kurtarmış oluruz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir tehlikeden uzaklaşma, Ar. halâs, rehâ, necât, selâmet: O hastalıktan kurtuluş yoktur. 2. Kaçma, firar, boşanma. 3. Kaçmak, kurtulmak sebep ve yolu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kurtulmak fiili, kurtulma. 2.Tehlike, sıkıntı, zorluk veya esaretten, istiladan kurtulmuş olma hali, halas, necat, reha, selamet. 3.İstanbul’da bir semt adı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. delusion. fancy. illusion. imagination. qualm. vision. strange fancy. imagination evham. vesvese.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. worry. anxiety. groundless fear. delusion. fancy. fantasy. hallucination. illusion. imagination. phantasm. stew. vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensive. full of imaginary fears. neurotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensive. anxious. vapo u rous. visionary.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Leyleğin gagasıyla çıkardığı ses. 2. mec. Mânâsız ve boş sözler, Ar. türrehât, hezeyân.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ya benzetilerek uydurulmuş bir sözdür). Boş lakırdılar, saçma-sapan sözler, Ar. türrehât, hezeyân.

Türkçe Sözlük

(f. A.) («lâ’n» dan geçmiş zaman teklik 3. şahıs). Lâ’nallâhu, La’nallahu aleyhi = Allah af ve rehmetinden mahrum ve lânet eylesin (yalnız bu beddua tabirinde kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (led) yol göstermek, rehberlik etmek, götürmek, yedeğinde götürmek; elinden tutup götürmek; idare etmek, başkanlık etmek; başına geçip yol göstermek; başında olmak; tesir etmek, cezbetmek, çekmek; başlatmak; başlamak; gitmek, varmak; başta gelmek;

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehberlik, kılavuzluk, önde bulunma; önde gelme, ileride bulunma; oyunda başlama hakkı; buzlu sularda gemi için açık yol; kaya çatlakları içinde toplanmış maden cevheri; tiyatroda baş rol veya bu rolü oynayan kimse; (elek.) bağlama teli; (müz.) gr

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehber, kılavuz; önder, lider, baş, reis; bando veya koro şefi; orkestrada birinci keman, solo kemancı; en öne koşulmuş at; (İng.) gazetede başmakale; (çoğ.), (matb.) gözü belirli bir yere çekmek için konulan bir sıra nokta. leadership (i.) öncülü

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yol gösterme, rehberlik; ima; (s.) önde olan, yol gösteren, rehber olan. leading article (İng.) başmakale. leading lady piyeste başrolü oynayan kadın. leading man başrolü oynayan erkek. leading question belirli bir cevabı gerektiren soru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That cool book with all of the words to songs and vocal notes Usually rented, so don't loose them and always use pencil. [lih-breh-toh] 'Little book ' The text of an opera, oratorio, or other large-scale vocal work.

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca). 1. Gemilerin barındıkları ve rüzgârdan emin olarak boşanıp doldukları, saklı tabiî veya sun’İ koy, Ar. mersâ: Limana girmek. 2. Liman roisi = Liman işlerini idare eden ve limana girip çıkan gemilerden resim alan denizci subay. Liman odası = Liman reisinin idarehânesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çobanyıldızı, Kutupyıldızı; yol gösterici rehber veya prensip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse. large store. storeroom. stores. magazine. stand. stock room. depot. warehouse room. multiple store. emporium. establishment. shop.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacz»den imef.) (mü. mahcûze) (hukuk). Haczolunmuş, alacaklı tarafından, alacağına karşılık olmak üzere mahkeme tarafından rehin yerine konmuş: Onun çiftliği ve evi mahcûzdur.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değ(Erkek İsmi) Makam-ı Mahmud: Hz.Muhammed’in en büyük şefaat makamı, cennet. 2.Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3.Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar’dan olan bu Türk bilgini “Divanu Lügati’t-Türk” adlı eseriyle tanınmıştır. 4.Mahmudiye: 2.Mahmut devrinde basılan altın para.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reasonable. fair. acceptable. just. moderate. level. logical. comprehensible. conceivable. judicious. plausible. possible. probable. sane. sensible. sober. sober-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reasonable. sensible. amenable to reason. comprehensible. conceivable. down to earth. judicious. moderate. rational. sane. sober. tenable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ignorance obscuring the vision of God, the inherent creative power in Godhead or Brahman through which the visible universe is manifested We are in spiritual blindness because of the maya. signified originally in the Veda the comprehensive and creative kn

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafından hidayet verilmiş olan. - Doğru yolu tutan. 2.Şiilere göre 12 imamın sonu.

Türkçe Sözlük

(I. A. «rehin» den imef.) (mü. merhûne). 1. Rehine konmuş, Osm. terhin olunmuş: Çiftliği merhûndur. 2. mec. Esir, bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرهون] rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış anlamak. misapprehension i. yanlış anlama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a contemporary person. a typeface distinguished by regular shape and hairline serifs and heavy downstrokes. belonging to the modern era; since the Middle Ages; 'modern art'; 'modern furniture'; 'modern history'; 'totem poles are modern rather than prehist

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., huk. ipotek, gayri menkul rehni; f. bir bina veya mülkü ipotek etmek. mortgagee i. ipotekli alacak sahibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who perceives or comprehends. conscious.

Türkçe Sözlük

(i. A. «humn» den if.) (mü. muhammine). 1. Tahmin eden, tahminci. 2. Mala baha biçen gümrük memuru. 3. Rehin verilen mücevher vesair değerli eşyanın kıymetini tahmin ve takdir eden memur, estlmatör. 4. Resim ve vergiye bağlanacak emlâkin değerini tayin eden memur: Tahrîr-I emlâk muhammini.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerâhet» ten imef.) (mü. müstekrehe). İğrenç, iskirâh olunan, mekrûh, nefret edilen: Pek müstekreh yer, adam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرتهن] rehinli, ipotekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is another word with no direct traslation into English It is used like we use 'Eh,' as an attention-getter, or at the end of rehtorical question Pronounced 'Neh'. 5. eh?, right?; a very common supporting word. , adv , not.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gezen, dolaşan, yol alan. Reh-neverd = Yol alan. Sahrâ-neverd = Çölde gezen, dolaşan, göçebe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apprehending slight differences or delicate distinctions; distinguishing accurately or minutely; carefully discriminating; as, a nice taste or judgment.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde geçer). Gösteren, bildiren. Cihân-nümâ = (bk.) Cihannümâ Reh-nümâ = Yol gösteren, pusla. Rû-nümâ = Yüz gösteren, açıkta olan.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde bulunur). Gösteren. Reh-nümûn = Yol gösteren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) meşguliyete ait; işgal kuvvetleri ile ilgili; meslek dolayısıyle meydana gelen (hastalık veya zarar). occupational therapy meşguliyetle tedavi, rehabilitasyon.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüze gelen taraf, ileri: Evin önü, kapının önü. 2. Gelecek zaman: Önümüz kıştır. 3. Cephe, alın: Bir binayı güzelleştiren önüdür. 4. Bir şeyin, bilhassa bir binanın karşısında bulunan açıklık ve meydan: Kışlanın önü geniş olmalıdır. 5. İleri taraf: Onü arkası. 6. Baş taraf, en ileri veya en yukarı kısım: Askerin önü. 7. Huzur, nezd: Önüne götürdüler. Ne yüzle önüne çıkacaksın? 8. Yüz tarafına ve ileriye gelen, önde bulunan, ileri: Ön taraf, ön dişler, ön bahçe, ön kapı. Öne, önde, önce, önden: ileriye, ileride, ileriden: Öne düştü, önde durdu. Önce gidiyordu, önden geçti. 9. İleri, gelecek: Önümüzde bir küçük yaz daha vardır. Onünü ardını bilir = İhtiyat sahibi, saygılı. Önünü almak = Olmasını engellemek, durdurmak. Önayak = Teşvikçi. Önüne bakmak = Mahcup olup cevap vermemek. Öne çıkmak = Aranmaksızın bulunmak, rasgelmek. One düşmek = 1. Rehberlik etmek, sevketmek. 2. Kovalamak, takip etmek. Önünü kesmek = Engel olmak, sed çekmek. Öne gelmek = 1. Tesadüf etmek, rasgelmek: Önüne gelen herkese sataşıyor. 2. Takaddüm etmek, başta bulunmak. Öndeki = 1. Başta, ilerde bulunan: Öndeki kimdir? 2. Gelecek, ilerdeki, müstakbel: Önümüzdeki ay otuz bir gündür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

repair. corrective maintenance. restoration. repair work. restorage. rehabilitation. restitution. improvement. overhauling. overhaul. after sales service. reparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to repair. to restore. to make amends for. to improve. to overhaul. to rehabilitate. to repaint. to innovate. amend. bushel. to make good. renew. service. sort.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beforehand. before now. previously. aforetime. beforetime. ahead. in advance. already. afore. in anticipation. ere now. erstwhile. formerly. heretofore. onetime. pre-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

before. beforehand. formerly. initially. previously.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in advance. beforehand. at first. in the beginning.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Klavuz, rehber, önder kişi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. collective. joint. conjunct. consociate. fellow. identic. mutual. sympathetic. partner. associate. shareholder. collaborator. consociate. cooperator. copartner. dormant partner. mate. pard. party. privy. sidekick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean. purehearted. free of sin or guilt. immaculate. stainless. unspotted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

utterly penniless. barehanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

utterly penniless. barehanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lawyer who has become an owner of the firm and is paid a percentage of the firm's profits that reflects the lawyer's contribution to the firm Sometimes called a shareholder or equity member of the firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lawyer who has become an owner of the firm and is paid a percentage of the firm's profits that reflects the lawyer's contribution to the firm Sometimes called a shareholder or equity member of the firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast. detonation. eruption. explosion. sudden expansion. bursting. blow-up. blownout. break. outburst. puncture. fulmination. fulminate. bang. breakout. clap. outbreak. comprehensive / household policy.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir patrikin idarehanesi ve oturduğu yer: Rum, Ermeni patrik-hânesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rehin, rehine; rehine koyma. in pawn rehinde pawn broker rehinle ödünç para veren kimse, tefeci. pawn shop tefeci dükkânı pawn ticket rehin senedi veya makbuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. rehine koymak; malını veya canını tehlikeye atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. rehinle ödünç para veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mülkünü rehin eden kimse. pawpaw bak. papaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

partner. sharer. shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. joint owner. stakeholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. castigation. earful. lecture. lesson. rebuke. remonstrance. reprehension. reprimand. reproof. rocket. talking to. telling off. unbraiding. wigging.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to flay. to lecture. to rebuke. to take sb to task. to tell sb off. to tear sb off a strip. to tick sb off. to reprehend. to reprove azarlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump. paid in advance. ready. in advance. first. cash. ready. beforehand. before. earlier önceden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the outset. in advance. beforehand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in advance. beforehand.

Teknolojik Terim

Phone Tools yazılımı, faks işlemlerini gerçekleştirmek, GSM mobil telefonlar, ISDN ve PSTN şebekelerle iletişim kurmak için kullanılır. Yazılım kısa mesaj (SMS) gönderip alabilir ve mobil telefonun rehberini kullanabilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small, preliminary test, dress rehearsal or trial run This should be a mirror image of the research evaluation to be done only on a much smaller scale Interviews, questionnaires, sampling and initial analysis should all be considered More associated wit

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. kılavuz: dümenci; pilot; rehber; A.B.D. lokomotif mahmuzu; f. kılavuzluk etmek, rehber olmak, yol göstermek; (uçak) kullanmak. pilot engine kılavuz lokomotif. pilot fish Malta palamudu, zool. Naucrates ductor. pilot light şofbende devamlı

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Protein Information Resource , in collaboration with MIPS and JIPID, produces the PIR-International Protein Sequence Database , a comprehensive, non-redundant, expertly annotated, fully classified and extensively cross-referenced protein sequence data

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of steps, procedures or programs, worked out beforehand in order to accomplish an objective or goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A disciplined, systematic approach, formulated beforehand, that results in detailed strategies, tactics and implementation steps.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. rehine koymak; taahhüt etmek, kefalet etmek; ciddi olarak söz vermek veya verdirmek; şerefine içmek. pledger i. yeminli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. söz, yemin, ant; rehin; taahhüt; şerefine içme; gizli bir örgüte girmeye yeminli kimse. hold in pledge rehin olarak tutmak. put in pledge rehine koymak take . the pledge yemin etmek, söz vermek (özellikle içki içmeme hususunda).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kutba ait, kutbi, kutupta veya civarında bulunan; Kutupyıldızına benzer, yol gösteren, rehber; iki mıknatıs kutbuna ait veya benzer; tamamen birbirine zıt. polar bear beyaz kutup ayısı. polar distance. kutuptan öIçü!en mesafe, kutbi mesafe. pola

Türkçe Sözlük

(i.). Posta idarehanesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

proof. rehearsal. proof. revise. fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

test. testing. rehearsal. fitting. proof. bow. head. trail. try. proof sheet. tryout. road test. try on.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müsterih olmayan, darlık ve ıstırapta bulunan: Siz orada rahatsızsınız; sizi rahatsız ettik; gece vakti kimseyi rehatsız etmemek için hastalığımı sakladım. 2. Rahat kullanılmayan, ıstırap ve sıkıntı veren. Uygunsuz: Bu yatakta rahatsız oldum. 3. Keyifsiz: Rahatsız olduğu İçin evden çıkamadı; kendisini hayli rahatsız gördüm.

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehâvet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemical symbol for Rhenium. frigerated Warehouse: A warehouse that is used to store perishable items requiring controlled temperatures.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) bedelini verip geri almak, rehinden kurtarmak; fidye vererek kurtarmak; borçtan kurtarmak; vaadini yerine getirmek; kefaret etmek. one redeeming feature bir iyi tarafı. redeemable (s.) paraya çevrilir (senet); fidye vererek kurtulması mümkün, be

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurtarma, kurtarılma, halas; rehinden kurtarma; kefaret; paraya çevrilme. beyond redemption, past redemption kurtarılamaz. redemptive (s.) kurtarıcı, kurtaran.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. 2.Koca. 3.Ortak. 4.Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi. Kur’an’da geçen bir isimdir.

Türkçe Sözlük

(i.). Kurtulma, iyileşme, halâs. Rehâ bulmak = Kurtulmak, iyileşmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. rehâ-kârân). Kurtarıcı.

Türkçe Sözlük

(i. F., rehâ = kurtuluş, yâften = bulmak). Kurtulan. Rehâ-yâb olmak = Kurtulmak, hastalıktan kalkmak.

Yabancı Kelime

Fr. réhabilitation

ekon. ve tıp iyileştirme

1. ekon. İflas hâlindeki işletmeyi iyi yönetimle kâra geçirme. 2. tıp Bir kimsenin iş yapmaya engel olan sakatlığını, yetersizliğini gidermek veya bozuk olan ruhsal durumunu düzeltmek amacıyla uygulanan tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tamir etmek, onarmak; yeniden ehliyetini vermek; namus veya itibarını iade etmek, eski haklarını iade etmek. rehabilita'tion (i.) eski itibara iade, eski hale gelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رخاوتکار] rehavet verici.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («rehâ, ruhâ» yani Urfa şehrine ait). 1. Sandıklı, küçük çalgı. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (reheb şekli de vardır). Korku, Ar. havf.

Türkçe Sözlük

(i. F„ reh = yol, bürden = götürmek). Yol gösteren, kılavuz, delil.

Türkçe Sözlük

(i.). Kılavuzluk, yol gösterme: Rehberlik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir piyesi prova etmek; alıştlrmak (aktör); nakletmek, hikâye etmek; ezberden okumak, inşat etmek; tekrarlamak. rehearsal i. piyes veya musiki provası.

Türkçe Sözlük

(REHN) (i. A.). Bir şeyin diğer bir şey karşılığında alınabilmesi: Rehin bırakmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Rehin bırakılmış. 2. Yakınlaşmış, mümkün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رهين] rehinli, ipotekli.

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehîn.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رهن] rehin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tekdire layık, takbih edilir. reprehensibly z. tekdir edercesine.

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehâvt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

They have large ears, and a long hairy tail which is not prehensile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is made from rice. small arboreal monkey of tropical South America with long hair and bushy nonprehensile tail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese alcoholic beverage made from fermented rice; usually served hot. small arboreal monkey of tropical South America with long hair and bushy nonprehensile tail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A salutation or compliment of ceremony in the east by word or act; an obeisance, performed by bowing very low and placing the right palm on the forehead.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To repeat; to rehearse; to recite; to pronounce; as, to say a lesson.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emniyet, güvenlik; korkusuzluk; kefalet, teminat; rehin, emanet, depozito; kefil; emniyet tedbirleri; çoğ. tahviller, senetler. Security Council Güvenlik Konseyi. security risk A.B.D. devlet memuriyetinde veya milli güvenliği ilgilendiren bir işte ç

Türkçe - İngilizce Sözlük

flood. swift and violent flood of water. innundation. calamity. casus major. inundation. comprehensive / household policy. torrent.

Türkçe Sözlük

(i. A.). T. Kusur, eksiklik ve ayıptan veya hastalıktan sâlim, uzak olma, sağlık. 2. İyi son, iyi netice: Allah selâmet versin! 3. Kurtulma, Ar. halâs, rehâ, necât: Selâmet buldu. Artık ötesi selâmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reprehension. reproach. reproof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fix beforehand; to determine; hence, to make unyielding or obstinate; to render stiff, unpliant, or rigid; as, to set one's countenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An obstacle course which, throughout the rehearsal period, defies the laws of physics by growing smaller week by week while continuing to occupy the same amount of space.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Skydiver's Information Manual Published by the USPA, the SIM is a comprehensive manual on USPA policies and training methods It also includes FARs pertinent to skydiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük

With a sudden and violent blow; hence, quickly; instantly; directly. a blow from a flat object hit with something flat, like a paddle or the open hand; 'The impatient teacher slapped the student'; 'a gunshot slapped him on the forehead'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a blow from a flat object. the act of smacking something; a blow delivered with an open hand. hit with something flat, like a paddle or the open hand; 'The impatient teacher slapped the student'; 'a gunshot slapped him on the forehead'. directly; 'he ran

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fışkırtmak, kuvvetle dışarıya atmak; heyecanla okumak: fışkırmak, feveran etmek; k.dili. nutuk atar gibi konuşmak; İng., (argo) rehine koymak; i. içinden sıvı akan ağız veya uç, musluk, meme, emzik; fışkırma; kasırganın denizden kaldırdığı s

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sokak, cadde, yol; k.dili. mahalle halkı. street Arab serseri çocuk, kimsesiz sokak çocuğu. street directory şehir rehberi. street door sokak kapısı. street fight arbede. street people hippiler. street sprinkler arozöz, sulamaç. street sweeper so

Türkçe - İngilizce Sözlük

accuse. blame. charge. impeach. incriminate. indict. plead. reprehend. to accuse. to indict. to blame. to charge sb itham etmek. lay the blame.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to accuse sb. to accuse sb of an offence / crime. to charge sb. to indict sb for sth. accuse. allege. blame. bring about an accusation. bring a charge. complain. criminate. denounce. impeach. incriminate. inculpate. indict. reprehend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extent. scope. embrace. sphere. radius extension. ambit. comprehension. latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensive. extensive. expansive. general.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A monkey-like creature with a long prehensile tail and bat-like wings, sometimes kept as pets within the Clans Also a Clan epithet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kefil, rehine; teminat, emniyet. stand surety kefil olmak. surety ship i. kefalet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

imagining. imagination. fantasizing. daydreaming. apprehension. visualisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

They have a long prehensile upper lip, short ears, short and stout legs, a short, thick tail, and short, close hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience. experiment. experimentation. proof. test. testing. trial. direct observation of or participation in events. tryout. try. rehearsal. empirical. tentative. cut and try. trying. probation. proving. attempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill at ease. uneasy. uncomfortable. apprehensive. worried. anxious. edgy. tense. nervous. on the jump. jumpy. on a knife edge. scared. troubled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

uneasiness. disquiet. apprehension. worry. anxiety. edginess. tenseness. nervousness. distrubance. disturbance. uncomfortable feeling. uneasy feeling. flap. unease. unrest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reprimand. severe reproof. upbraiding. dressing down. punishment. rating. reprehension. reproval. setdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

repeat. reiterate. say over. duplicate. go over. ingeminate. iterate. play back. re-enact. rebroadcast. recap. recapitulate. recur. rehearse. relapse. renew. replicate. retell. return. say.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overhead projector. low-browed sb who has a very low brow or forehead.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rehb» den). Korku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترهين] rehin bırakma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stopping. halting. arrest. detention. apprehension.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. arrest. attachment. taking into custody. stopping. halting. deducting. withholding from (an amount paid. interception.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tıb = hekimlik, Fars. hâne = ev, yer). Tıbbî işler idarehanesi, tıbbiyye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

batch. collective. collected. assembled. neat. tidy. plump. comprehensive. cumulative. grouped. joint. integrated. knobbed. gross. brief. funneled. general. abstract. ball headed (pin. concentrated. aggregated. corporate. fleshy. global.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Saçma sapan sözler, hezeyan, herze, yersiz ve boş söz: Türrehât dinlemeye vaktim yoktur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehend. hold. to come to. to hold. to catch. to take hold of. to grip. to grab. to hold back. to restrain. to nab. to arrest sb. to capture. to occupy (a position. to detain sb. to keep sb / sth. to maintain sth at a certain level. to take up (so.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pledge. mortgage. pledge rehin. ipotek. pawn. deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. bust. arresting. detention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. arresting. arrestation. apprehension. detention. taking sb into custody pending criminal investigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take into custody. arrest. imprison. jail. apprehend. bust. take smb. in charge. nick. pick up. pull in. rap. seize.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehend. arrest. bust. seize. to arrest. to apprehend. to bust sb. to run sb in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A semi-circular 'woman's knife', used by the Inuit and their ancestors, commonly made from slate in the prehistoric period, and iron in the historic period.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. listeye girmemiş; rehberde olmayan (telefon numarası); borsada muamele listesine girmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. United Nations Relief and Rehabilitation Administration.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. üryâne). Çıplak, Fars. bürehne.

Türkçe - İngilizce Sözlük

groundless fear. apprehension. delusion. hallucination. suspicion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxiety. misgivings. apprehension. misgiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. misgiving. apprehensiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. preoccupied. apprehensive. scrupulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensive. restless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insight. knowledge. knowing. comprehending. competence. cognizance.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alıştırma kitabı, egzersiz kitabı; çalışma kayıt defteri; çalışma rehberi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. arrest. catching. capturing. seizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

capture. trap. to catch. to apprehend. to arrest. to capture. to collar. to grab. to grapple. to grasp. to seize. to get hold of. claw. clutch. cop. corral. ensnare. entrap. get. grip. hitch. lay fast. lay hand on. nab. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük

get the wrong sow by the ear. err. misapprehend. mistake. be mistaken. make a mistake. be off. slip. slip up. stumble. stumble in. stumble into. come unstuck. be wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük

misapprehend. misconstrue. misinterpret. mistake. misunderstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to misapprehend. to misconceive. to misread. to mistake. to misunderstand. take amiss.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: yange: Yandan giden, yan yana yürüyen). 1. Geline rehberlik eden kadın. 2. Kardeş, amca ve dayı zevcesi: O, benim yengemdir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geçecek yer, Ar. tarîk, Fars. râh: Buradan karşıya yol var mıdır? Bu yol nereye çıkar? 2. İnsan ve hayvanların her vakit geçmesiyle basılıp belli olan çizgi, çığır: Dağ yolu, keçiyolu. 3. İnsanlar ve arabalar geçmek üzere yapılmıiş çizgi, tarîk, sebîl: Asfalt yol, yol yapmak. 4. Çizgi, hat, sopa: O kumaşın kırmızı yolları vardır. 5. Yürüyüş, hareket, sürat: Bu vapurun yolu nasıldır? Yolu yoktur. 6. Usul, üslûb, tarz: Bu yolda bir şey yapmalı, o, başka yoldadır. 7. Usul, Adet: Bu iş yolunda değildir, her işin yolu vardır, yoluyla yapmak. 8. Gidiş, tavır, hâl: Tuttuğunuz yolu beğeniyorum. 9. Uğur: Sizin yolunuza canımı feda ederim. Araba yolu = Araba geçebilecek muntazam yol, şose. Yol aramak = Tedbir almak. Yol almak = ilerlemek. Ayakyolu = Abdesthane, halâ. Yol vurmak = Eşkıyalık etmek. Yola vurmak = Yolcu geçirmek. Yolüstü = Yolun üzerine tesadüf eden, önünden geçilecek. Yol uğrağı = Yolun uğradığı, yol üstü. Uğrun yol = Hırsız yolu, gizli yol. Ulu yol = Cadde. Yolunu bulmak = Çaresini bulmak. Yol bilir = Usul bilir, terbiyeli. Paytak yolu = Yayakaldırımı. Pîr yoluna = Bedava. Tatar yolu = Posta yolu, cadde. Yol tezkeresi = Müruriye, pasaport. Yola çıkmak = Hareket etmek. Yola çıkarmak = 1. Hareket ettirmek. 2. Yolcu etmek. Yoldan çıkmak = 1. Demiryolu katarı veya tramvay kendi yolundan dışarı fırlamak. 2. mec. Sapmak, kötü yola düşmek. Yol harcı = Yol masrafı, harcırah. Dörtyol ağzı = İki yolun kesişmesiyle dört yolun merkezi olan yer. Yolu düşmek = Tesadüfen geçmek, münasebet almak: Yolunuz düşerse bize uğrayın. Yola düşmek = Yola çıkmak, Osm. revân olmak. Sidikyolu = Mesâne kanalı, ihlîl. Yol şaşmak = Çatallaşmak, karışmak. Yol hiç şaşmıyor: Sapmıyor. Yola salmak = Defetmek. Su yolu = Yer altında su geçmeye mahsus örtülü kanal. Top yoluna gitmek = Heder olmak. Yol tası = Sefer tası. Yol tutmak = Bir işe, yola girmek. Yoldan kalmak = Engel yüzünden gidemeyip geri kalmak. Kaçamak yolu = Bahane, çekilmeye vesile. Yola koymak = Düzenlemek, nizamına koymak. Yoldan koymak = Geri bırakmak, gitmesine mâni olmak. Yola gelmek = 1. Hâlini düzeltmek. 2. Razı olmak. Yol görünmek = Yolculuk çıkmak. Gözler yolda kalmak = Çok beklemek. Yol göstermek = Rehberlik etmek. Yoluna girmek = Islâh olunmak, düzene girmek. Yolunda = Gereği gibi, münasip, lâyık. Yol vermek = 1. İzin vermek, kovmak. 2. Denizde veya karada bir vasıtanın arkasına kalmak. Yola yatmak = Kabûl etmek. Yanlış yol = Yanlış inanç. Yol yol = Çizgili: Yol yol kumaş.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Kılavuz, rehb(Erkek İsmi) 2.Beceri, yatkınlık. 3.Gelenek, görenek. 4.Anlayış, yerinde davranış. 5.Kural, yöntem, düzen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

guess. supposition. surmise. conjecture. doubt. suspicion. apprehension. assumption. impression. notion. opinion. presumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apt. astute. brainy. bright. brilliant. clear. clever. quick of comprehension. cute. discerning. ingenious. intellectual. intelligent. keen. keen-witted. longheaded. luminous. neat. nifty. nimble-witted. as fresh as paint. penetrating. penetrative. p.

Türkçe Sözlük

(i. F. «zeden» fiilinden, birleşik sıfatlara girer) (c. zenân). 1. Vuran. Şemşîr-zen = Kılıç vuran, kılıç çeken. 2. Kesen, kat’eden. Reh-zen = Yol kesen, haydut. 3. Vuran veya basan. Sikke-zen = Para basan. 4. Çeken, atan. Lâf-zen (lafazan) = Laf atan. Nâre-zen = Nara atan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehension. brain. inner man. intellect. mind. psyche.