Rengi Atmak ne demek? | Rengi Atmak anlamı nedir? | Rengi Atmak

Rengi Atmak anlamı nedir?

Rengi Atmak ne demek?

Rengi Atmak anlamı nedir?

Rengi Atmak | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: rengi atmak

Türkçe - İngilizce Sözlük

discolour. fade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biscuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini nezretmeğe sevk ve icbar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daze. flummox. stun. to take to town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Şaşkınlığa düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «Afet» ten). Sabrını tüketmek, kararsız etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığını arttırmak, daha ağır etmek: Yükümü ağırlatmayın. 2. İkram ve izâz ettirmek, kabûl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birini canını acıtarak ağlamaya mecbur etmek, ağlamasına sebep olmak: Çocuğu ağlatmayın! Çok tesir etmek. Anasını ağlatmak = Çok eziyet etmek, çok ıstırap vermek, sömürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw tears from smb. make cry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb cry. to reduce sb to tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make weep / cry. to cause to whimper / whine. to touch deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Akşama erdirmek, akşama kadar oyalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Topal etmek mec. noksan bırakmak, bitirmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to hamper. to paralyse. to delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to impede. to arrest. to interrupt. to throw cold water on. to retard. to slacken. to delay. to hold back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). indirmek, azaltmak, alçaklaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hile ve hud’a ile kandırmak, iğfal etmek. 2. Oyun etmek, dolandırmak. 3. Yalan söylemek, aslı olmayan şeyi olmuş ve doğru gibi göstermek. 4. Sözünde durmamak, vaat ve taahhüdünü tutmamak. (eski Türkçe’de ve Çağatayca da «aldamak» fiili vardır. Bizce terkedilmiştir, yerini bu kelime tutmuştur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a packet. sell smb. a pup. take for a ride. cheat. delude. two-time. be unfaithful. deceive. defraud. fake. feint. bamboozle. bilk. cuckold. do down. double-cross. play smb. false. finagle. fox. gammon. gull. gyp. have. hocus. hoodwink. hor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beguile. cheat. deceive. defraud. delude. dupe. fool. fox. hoodwink. kid. sell. to mislead. to cheat. to deceive. to fool. to swindle. to defraud. to delude. to trick. to hoodwink. to beguile. to fox. to dupe. to take sb in. to be unfaithful. to cuckold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mislead. to cheat. to dupe. to deceive. to be unfaithful. bamboozle. beguile. burn. cajole. carve up. chisel. cozen. defraud. delude. diddle. double cross. fob off sb off. fool. fox. to lead sb up the garden path. have. have sb. hoax. hoodwink. humbug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Enuresis denir. Altına ve yatağına işeyen çocuklar; genellikle anne ve babasından yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardır. Hastalık, belli bir nedenden kaynaklanmıyorsa; yapılacak iş, çocuğa ihtiyacı olan sevgiyi vermektir; ancak altını ıslatmak, herhangi bir böbrek rahatsızlığı veya şeker hastalığından da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süzme bal

Hazırlanışı : Hergün, en az iki tatlı kaşığı süzme bal yedirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind of. be evocative of. evoke. bring to mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evoke. recapture. to evoke. to remember sb of hatırlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. suggest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Anlatır). 1. İfham, tefhim etmek, anlayacak surette ifade etmek: Bu adama maksadımı anlatmağa çalışıyorum. 2. Öğretmek, tâlim, ders vermek: Ders anlatıyor. 3. Açıkça söylemiyerek remiz ve imâ ile ifade etmek: Ben yarın gelmeyeceğimi anlatır gibi oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be enunciative of. tell. describe. explain. express. report. put smth. across. communicate. explicate. narrate. recount. show forth. unload.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

describe. elucidate. express. narrate. recite. recount. rehearse. relate. report. tell. weave. word. to tell. to express. to narrate. to relate. to recount. to explain. to expound. to describe. to commentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to tell. to relate. communicate. define. denote. depict. explicate. express. illuminate. illustrate. narrate. recoup. render. report. represent. show. utter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arasını açmak, aralık etmek, seyrekleştirmek, dağıtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened slightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Talep ettirmek. 2. Bilvasıta aramak, teftiş ve tecessüs ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb long for. to cause to search. to make sb search/look for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sought. to fail to replace to one's satisfaction. send for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Etsiz ve lagar etmek, zayıflatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşağı duruma düşürmek, indirmek, küçültmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çiçek ve aşısı olan başka hastalıklara karşı aşı vurdurmak, bilvasıta aşılamak: Çocukları aşılattım. 2. Ağaca aşı vurdurmak: Badem ağacına kaysı acılattım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let vaccinate. to make inoculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşılama yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Birini atlatmaya ve sıçramaya sevk ve icbar etmek. 2. Geçirmek, aşırmak, savmak: Bir hastalığı, bir belâyı atlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. the slip. beat smb. to it. overcome. put off. get over. come through. bypass. circumvent. dish. dodge. escape. jump. let down. outwit. parry. pull through. shake. skip. slip. stall off. take. throw off. tide over. turn. ward off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeze. cheat. circumvent. dodge. escape. fend. to make jump. to leap sth over sth. to recover from. to overcome. to escape. to elude. to avoid. to weather. to doge. to throw sth/sb off. to get rid of. to cheat. to evade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb jump. to have a narrow escape from. to overcome. to put off sb with empty promises. circumvent. come through. dodge. escape. fob off. send sb to the right about. shake. shed. shirk. to get through. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi elden bırakıp az çok fırlatmak: Elindeki taşı attı. 2. İçeriden dışarıya çıkarıp bırakmak, defetmek: Evden attılar; sokağa attılar; üstünden attı. 3. Bırakmak, terketmek: Babasını bir köşeye atmış. 4. Açmak, sermek, üste almak, örtmek: Omuzuma bir şal attım; Bu gece bir yorgan daha atmalı. 5. Düşürmek, gidermek, kaybetmek: Rengini, tüyünü, esvabını attı. 6. Saçmak, serpmek, dağıtmak: Tohum atmak. 7. Dövmek, kovmak, koymak: Anbara zahire atmak; kışlık kömürü atmak. 8. Vurmak, yapıştırmak: Tokat atmak; çifte atmak. 9. Uzatmak, sunmak: El atmak. 10. Boşatmak, teşhir etmek: Tüfek, top, tabanca atmak. 11. Geciktirmek: Sonraya, yarına attı. 12. Atıf ve isnat etmek, yükletmek: Kabahati falana attılar. 13. Düşürmek, yatırmak: Yere attılar. 14. Esassız söz söylemek, yalan söylemek. 15. Öğünmek, asılsız şeylerle iftihar etmek. 16. Vurmak, oynamak: Nabzı atıyor. 17. Açılmak, sökmek: Şafak, tan atmak. 18. Boşanmak, ateş almak: Bu tüfek atmıyor. 19. Bir şeyin kenarı kırılıp çentilmek. 20. Solmak, uçmak: Benzi attı. Atıp tutmak = Asılsız şeyler söyliyerek öğünmek. Adım atmak = Yürümek. Beniz atmak = Sararmak, solmak. Pamuk atmak = Hallaç yayla pamuğu kabartmak. Perendeden atmak = Kandırmak. Pösteki atmak = Rezil etmek. Temel atmak = Esasını ortaya koymak. Can atmak = Çok arzu etmek, pek fazla istemek. Çene atmak = Can çekişmek, komaya girmek. Harf, söz atmak = 1. Dolayısiyle târiz etmek. 2. Takılmak, çapkınlık etmek. Taş atmak = İtiraz etmek, aleyhinde bulunmak. Topu atmak = İflâs etmek. Tıpayı atmak = Çok hiddetlenip kızmak. Kaş atmak = İşaret etmek. Kaşık atmak = Hırsla ve çok yemek. Kapağı atmak = Savuşup kurtulmak. Göz atmak = Tamah ve gıbta etmek. Gövdeye atmak = Yemek. Lâf atmak = Gevezelik etmek, lüzumsuz yere çok söylemek. Nâra atmak = Bağırmak. Yabana atmak İtibar etmemek, saymamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw the longbow. throw. throw away. throw into. eject. give a kick. tell lies. cashier. cast. cast away. cast off. catapult. chuck. chuck away. chuck out. dart. dash. deliver. discharge. doff. drop. elbow out. elbow smb. out. eliminate. fabricate. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

axe. bung. cast. chuck. cut. dart. discard. discharge. eliminate. expel. impute. project. reject. remove. scrap. shed. shoot. shy. sling. throw. toss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gecenin ayazına bırakıp üşütmek, ayazda bekletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Bir yeri ışıklı hale getirmek. 2. Bir meseleyi anlaşılmasını kolaylaştıracak şekilde izah etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let daylight into smth. illuminate. light up. brighten. set light to. lighten. dissolve. clear. clear up. solve. charge. civilize. clue. elicit. elucidate. enlighten. enucleate. flash. flash on. illume. illumine. irradiate. light. post. rake up. shi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarify. elucidate. enlighten. illuminate. irradiate. lighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to illumine. to illuminate. to clarify. to enlighten. brighten. bring round light. clue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (galatı: ayıklatmak). Tefrik Ve temyiz ve intihap ettirmek, seçtirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert söz söyletmek: Ben evlâdımı kimseye azarlatmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalatmak, badana ettirmek: evi hangi badanacıya badanalattınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bahşiş ve hediye verdirmek. 2. Affettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rabt ve bend ettirmek: Denkleri bağlattınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tied / connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard. dispose. ditch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to throw overboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başlatmak: Orağı bitirdiler, bugün harmana başlatacağım. Coğrafya dersine başlattım. 2. (Çocuğu) mektebe vermek: Çocuğu mektebe başlattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. give a start. open the ball. commence. get going. induct. initiate. institute. launch. lead away. lead off. open. set off. stir up. trigger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. initialize. initiate. instigate. originate. start. to start. to initiate. to instigate. to trigger. to cause. to cause to swear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

start. initiate. launch. to start. to put in action. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. müzârî: Batar). 1. Bir şeyin içine sokulmak, aşağıya gitmek, dalmak: Suya, yere, çamura batmak. 2. Girmek, hulûl ve nüfuz etmek: Ayağıma iğne, diken battı. 3. Girer gibi hissolunmak, acıtmak: Gözüme bir şey batıyor. 4. Ufuktan aşağı gitmek, gurub, ufûl etmek: Güneş battı, ay batacak. 5. Garkolmak, denizin dibine çökmek: Gemi battı. 6. Mahvolmak, kaybolmak: Bütün malı, serveti battı. Filân bankada birkaç bin lirası battı. 7. İflâs etmek, müflis olmak, bir şeyi kalmamak: O adam battı. Filân şirket, banka batmak üzredir. 8. Bozguna uğrayıp mahv ve perişan olmak: Bütün bir tümen battı. 9. Görülmez ve işitilmez olmak, eseri kalmamak: Onun adı battı. 10. Dalmak, müstağrak olmak: Borca, tere, al kanlara batmak. II. Fena tesir etmek, dokunmak: Onun lâkırdısı bana batmaz. Kandil batıp çıkmak = Sönmek derecesinde olmak. Çağatayca’da yardımcı fiillerden olup devam ve istimrar beyan eder: Bağırıp batmak = Bağırıp yatmak, durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belly up. swim like a brick. go over the cliff. be in carey street. go to rack and ruin. sink. submerge. set. go bankrupt. break. burst up. cave. crash. decline. dip. fail. founder. go down. gravitate. hang. plunge. slide into. be swamped with. go un.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. founder. lapse. prick. set. sink. smash. submerge. wane. to sink. to submerge. to founder. to go down. to go under. to set. to go bankrupt. to go bust iflas etmek. to prick. to get dirty. to hurt. to offend. to be ruined. to disturb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sink. to be plunged into. to be soiled with. to set. to disappear altogether. to be lost. to go bankrupt. to penetrate. to become ingrown. to go to the bottom. dip. dive. fall away. founder. make shipwreck. to go phut. prickle. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bırakıp eskitmek: Suyu bayatlatmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağartmak, beyaz yapmak: Şu mermerleri ovarak beyazlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiten. bleach. blanch. chalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whiten. to bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Renksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have someone slaughtered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berbat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide liberally. to make plentiful. to loosen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlik ettirmek, (eşini) bıraktırmak: Nihayet karısını boşattılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boya sürdürmek, bir vasıtayla boya yaptırmak: Evi kime boyattınız? Çarşafı kırmızıya boyattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth painted / dyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzatmak, boy kazandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Ağaçların veya asma ve bağın budaklarını kestirmek. 2. Kestirmek, kısaltmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çalkalatmak, çalkalamasını temin etmek, çalkatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (çocuğu) Sütten hasta etmek. 2. (kuluçka tavuk) Yumurtayı bırakıp soğutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cam taktırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have glass installed (in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çamur sürdürmek, çamur bulaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hanker. itch. long. yearn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to desire strongly. to want badly. pant. yearn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çapa vurdurmak, çapa ile kazdırmak: Bağı kime çapalatıyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çatır çatır ettirmek, gevrek bir şeyi ses çıkaracak surette sıkmak, yıkmak veya yakmak: Dişlerini çatırdattı, yangın tahtaları çatırdatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi, parçaları büsbütün ayrılmayacak derecede ortadan ayırmak, çatlak hale getirmek. Bu bardağı kim çatlattı? Değneğimi çatlattım. 2. Sıkıntıdan veya çok yemekten patlayacak dereceye getirmek: Adamı çatlatmayın. 3. Çok kıskandırmak, hasetten pek muztarib etmek: Düşmanının muvaffakiyetini söyleye söyleye herifi çatlattım. 4. (atı) Çok koşturup telef etmek: Atını çatlattı. Topuk çatlatmak = Çok koşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. chap. crack. fracture. to crack. split. to fracture. to chap. to ride to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burst. chap. crack. fracture. rift. rupture. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kurmak, kereste ve.saireyi birbirine bağlayıp dikmek: Çardağı çabucak çattılar. 2. Uç uca kavuşturmak, iliştirmek: Dikiş çatmak. 3. (askerlik) Tüfekleri uç uca iliştirip durdurmak. 4. Hayvana yük yükletmek, vurmak, çarpmak, müsademe etmek: Duvara çattı. 5. Uğramak, Fars. dûçâr ve griftâr olmak: Belâya çattık. 6. Rasgelmek, tesadüf etmek: Bir mirasyediye çattım. 7. (geÇavdar mi) Çarpıp batmak. 8. (mevsim ve zaman) Yaklaşmak, yakına gelmek: Bahar çattı. 9. İntisap etmek, dalkavuklukla yaranıp birinin teveccühünü kazanmak: O, filâna çatmıştır. Baş başa çatmak = Müşavere etmek. Kaş çatmak = Kaşları indirip yüz ekşitmek. Keyif çatmak = Keyif sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall foul of. attack. jump at. jump on. run against. walk into. be up against. lash into. wrinkle. wrinkle up. knit. slap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stack. to pile. to baste together. to tack. to attack. to tilt at. to pick a quarrel with. to come up. to wrinkle. to knit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stack. to fit together. to come up against a difficulty. to scold. to be cross with. to erect. to assemble. to join. to construct. to scarf. to set. to fix. to hit. to truss. to set up. frame. run against. strike. ta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çayırlamasını temin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth ring. to make sb's ears ring. ting. tinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıplak hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya CIRLATMAK (f.). Cırt sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parmakları veya ateşte tuz, mısır ve kestane gibi bir şeyi çıtırdatmak, patlatmak. Kıvılcım çıtlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crack (one's knuckles. to drop a hint about. hint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indigo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cız ettirerek yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derinleştirmek, ‘daha derin kazmak: Havuzu biraz daha çukurlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kızgın demirle damga vurdurmak, damgalatmak. 2. Tedavi maksadiyle kızgın demirle yaktırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Damla damla akıtmak: Bir fincan suya biraz lokman ruhu damlatmelı. 2. Damla ile ilâç koymak: Gözüme bir ilâç damlattı. 3. Bir sıvıyı ısı ile buhara çevirip inbik vasıtasiyle yeniden sıvı hâline geçirmek ki, bu iş, o maddenin tasfiyesine de hizmet eder. Osm. taktir etmek: Şarabı damlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dribble. drip. to drip. to drop. to dribble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put drops (in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Genişliğini azaltmak, dar yapmak, sıkmak: Esvabı, sokağı darlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to thrash. chastise. cudgel. flog. to tan sb's hide. lam. lambaste. larrup. lather. lay in. lick. tan. trounce. wallop. whop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin üstüne istinat ettirmek: Elimdeki şeyi duvara dayattım. 2. Dik cevap verip karşı durmak, zıt gitmek, cevap vermemek: Biraz daha sordum, dayattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insist. stick out. exact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insist. to cause to lean. to insist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth leaned on sth else. to insist on getting one's own way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to anchor. to drop. to cast anchor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acı ve usandırıcı bir ses çıkartmak, vızırdatmak. 2. Fırlatmak, kaçırmak. 3. Ürkütmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kestirip parçalara ayırtmak, paralatmak: Tahtayı, eti, ekmeği doğratmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) («elbise» mânâsındaki «don» dan olup «giydirmek» demelidir) 1. Süslendirmek, bezetmek. Osm. tezyin etmek: Odalarını güzel donatmış; gelini giydirip donattılar. 2. Şehri ve binaları, elektrik ve bayraklarla süslemek: Şehri, çarşıyı, sokakları, vapurları donatmak. 3. Süslü şekilde tertib etmek: Meyve tablası donatmak. 4. mec. Sövüp sayarak azarlamak, kabahatlerini etrafiyle yüzüne vurarak paylamak. 5. (denizcilik) Geminin arma ve teknesindeki eksikleri tamamlamak ve teçhiz edip sefere hazırlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rig out. deck out. ornament. equip. rig. outfit. decorate. furnish. gird. arm. attire. bedeck. bedight. catch up. damask. invest. prank. prank out. prank up. turn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

array. attire. deck. decorate. equip. furnish. grace. issue. provision. to deck out. to ornament. to decorate. to adorn. to grace. to furnish. to equip. to rig. illuminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decorate. to rig. to equip. to set lavishly (with food and tableware. administer. affreight. array. bedeck. fit out. fit. fit up. furnish. garnish. gear. to fit out. outfit. prepare. upholster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring sth to a standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysterious. enigmatic. enigmatical. eery. veiled in secrecy. bottomless. eerie. uncanny. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enigmatic. inscrutable. magical. mysterious. occult. uncanny. unearthly. inscrutable esrarlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysterious. enigmatic. esoteric. occult. uncanny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اسرارانگيز] gizemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zühre, çoban yıldızı, Venüs gezegeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fırça ile temizletmek: Bu elbiseyi iyice fırçalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suların dışarıya akması için gemilerin güvertesinde bordalara açılan delik. 2. Kilidin bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 32 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çabuk ve sesle döndürmek: Sapanı fırıldattı. 2. Yalan vaadlerle aldatmak, dolandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth kiln-dried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şiddetle ve ses çıkaracak surette atmak, uçurmak: Elindeki yelpazeyi havaya, denize fırlattı. 2. Bir kenarını, mermerin bir ucunu fırlatmışlar. 3. Fiyatını artırmak, çıkarmak: Un fiyatları fırladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurl. launch. eject. throw. toss. bung. cast. cast away. catapult. chuck. chuck away. dart. fling. hurtle. pelt. project. send. shoot. shoot out. shy. swing. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bung. cast. chuck. dart. eject. heave. hurl. project. put. shoot. shy. sling. throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurl. to fling. cast. dart. dash. pitch. send. shoot. shy. sling. spin. spring. throw. toss. whack. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi fış fış ve fışır fışır edecek surette oynatmak: Eteklerini fışırdatarak yürüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fosur sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİRENGİ) (i. F.). t. Avrupalılar’a ait veya mahsus: Raks-ı Frengi. 2. Bir tenasül uzvu hastalığı ki, vaktinde tedavi görmezse öldürücü olmaktan başka, nesilden nesle geçer; bize Avrupa’dan veya Avrupa’ya da Amerika’dan geçmiştir: Frengiye tutulmak, frengisi olmak. 3. Gayet kuvvetli ince ip. 4. Kilidin bir kısmı, (denizcilik) Frengi locası = Denizden fırtına ile içeriye giren veya gemi yıkanırken biriken suyun çıkması için bordaya açılan delikler. Frengi lombarı = Yine bu maksatla açılan ufak lombarlar, delikler. Frengi morulası = Frengi deliklerini tıkamaya yarayan tıpalar.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Zührevi bir hastalıktır. Bulaşıcıdır. Tıp dilinde sifilis denir. Frengili kadının doğurduğu çocuğa, doğuştan geçmesi şekli istisna edilirse; hemen hemen her zaman cinsel ilişkiyle geçer. Mikrop vücuda girdikten 3 hafta sonra belirtilerini göstermeye başlar. Mikrobun vücuda girdiği yerde, yani erkeklerde peniste, kadınlarda vajinada Şankr adı verilen bir yara meydana gelir. Bu yara dudakta, meme ucunda, makatta veya parmaklarda da görülebilir. Zamanla akıntılı bir yara haline gelip; çevresi kızarır ve sertleşir. Mikrobun vücuda girmesinden 6-12 hafta sonra hastada; baş ağrıları, ateş, boğaz ağrısı, deri döküntüleri ve iştahsızlık, görülmeye başlar. 6 ay sonra ise, mikrop vücudun belli başlı organlarına oturur. Tedaviye en kısa zamanda başlanması gerekir. Penisilin tedavisi ile iyi sonuç alınır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Saparna, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 50 gram saparna konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis. the pox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis. pox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firengî Fer’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Frengi hastalığına tutulmuş, frengisi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Frenkler’in memleketi, Frenkler’le meskûn yer, Avrupa: Frengistan’a seyahat etti. Bu mânâda eskiden Fransa için kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çocuk annesine sormuş: ‘Anne gelinlerin giysisi niçin beyaz renkte?’ Annesi cevaplamış: ‘Beyaz renk masumiyetin ve mutluluğun sembolüdür.’ Çocuk tekrar sormuş: Teki o zaman damatlar niçin siyah giyiyorlar?’

Eski Roma’da gelinliklerin rengi sarıydı. Gelinler yine sarı renkte peçe takıyorlardı. Peçe evli ve bekar kadınları ayırt ediyordu. Ortaçağlarda ise gelinliğin rengi üzerinde pek durulmadı. Kumaşın kaliteli ve gösterişli olması daha önemliydi. Herkes en iyi elbiselerini giyiyordu, renk de herkesin kendi tercihine göreydi.

Beyaz gelinlik adetinin yaygınlaşması 16. yüzyılda olmuştur. Bu yıllarda kraliyet ailesi gelinlerinin gümüşi renkte gelinlik giymeleri gelenekti. Kraliçe Viktorya bunu reddetti ve beyaz gelinlik giymekte ısrar etti.

Bundan sonra İngiliz ve Fransız yazarlar, beyaz rengin masumiyetin simgesi olduğu konusunu işlemeye başladılar. O dönem ahlakına göre bekaret evliliğin vazgeçilmez koşulu olduğu için beyaz gelinlik adeti tuttu. Evlenirken beyaz giysi giymek genç kızların bekaretlerini topluma ilan etmelerinin vasıtası oldu.

Gelinlikle ilgili bazı batıl inançlar da var. Bunlara göre gelinin gelinliğini bizzat kendisi dikmesi, damadın düğünden önce gelini gelinlikle görmesi, gelinin gelinliği düğünden önce giymesi uğursuzluk getiriyor.

Söz evlenmeden açılınca evlilik yüzüğünden de bahsetmek gerekiyor. İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır’da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.

Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir adet olarak kaldı.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grind (one's teeth. to make sth creak. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glance. scan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

browse. to glance at. to run an eye over. glance. to a load of. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pamuğu hallaca attırmak: Şu şilteyi hallaçlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ateşi) Uyandırmak, alevlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poke up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Kaynar suya daldırtmak veya üstüne kaynar su döktürmek: Çamaşırı, çayı haşlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinin hatırına getirmek, Osm. der-hâtır ettirmek: Siz hatırlatmasaydınız büsbütün unutacaktım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. remind of. bring to mind. recall. bring back. call to mind. conjure up. echo. be evocative of. evoke. invoke. put smb. in mind of. be redolent of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. to bring to mind. to remind. to call sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind. to call attention to. bring back. evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hazır ettirmek, Osm. tehie ettirmek: Hayvanları erkenden hazırlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth made ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sth into account. allow. comprise in an account. consult. figure on. include. make allowance for. reckon. reckon in. to include in the reckoning. take account of / into account. take into account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırpalamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to be buffetted. to have sb roughed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert bir kumaş, kâğıt vesaireyi oynatarak hışır hışır ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıçratmak, oynatmak: Çocuğu hoplatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dandle. to bounce on one's knee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ihtırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kocatmak: Fazla meşguliyet kendisini vakitsiz ihtiyarlatmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zorlayıp sıkarak ık demeye mecbur etmek, baskı altına alıp korkutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilıklanmak. bk. Ilıtmak, ılınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). imza ettirmek, altını ismini yazdırmak: Meclis kâtibi mazbata müsveddelerini reis ve üyelere imzalatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth signed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parlatmak, parıldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Işıldamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Suya batırmak veya üzerine su serpmek, Osm. nem-nâk etmek, teblîl ve tartîb eylemek: Bezi, elleri ıslatmak. mec. Dövmek, dayak atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dampen. douse. drench. moisten. saturate. steep. wet. to wet. to soak. to drench. to saturate. to dampen. to beat. to give sb a hiding. to drink to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wet. to dampen. to celebrate an event by having a booze-up. damp. douse. drench. steep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kahvenin renginde olan. bk. Kahve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. brown. coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brownish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuru şeyleri biribirlerine temas ettirerek ses çıkartmak: Şu cevizleri kakırtdatmayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bakır kapkacak vesaireye). Kalay sürdürmek: Şu bakırları kalaylatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth tinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalburdan geçirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sifted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalınlaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalıba geçirtmek, kalıba geçirterek şeklini düzelttirmek: Ayakkabı, şapka kalıplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth blocked or reshaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb flogged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kan akacak surette yaralamak, kan aktırmak: Elimi kanattım. Kimsenin burnunu kanatmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make bleed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth bleed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başkası vasıtasıyle kapamak, Osm. bendettirmek: Kapıyı kapattım. 2. Yolunu kesmek: Su yolunu kapatmışlar. 3. Kestirmek veya tıkatmak, işlemez hâle getirtmek: Yolu kimseye kapatmamalı. 4. Örttürmek, üstüne koydurtmak: Hayvana eğer, çul kapatmak. 5. Tatil ettirmek, son verdirmek: Mecliste müzakereleri kepattı. 6. Başkalarından ayırıp kendine mal etmek: Bir kadını kapatmak: Ayrıca bir yere çekerek kendine hasretmek. 7. Artırma ve eksiltmelerde başkalarının karışmalarını önlemek için nüfuz yoluyle ucuzca kendine temin etmek, (denizcilik) Yelken kapatmak = Orsa edip rüzgârı baş tarafa alarak aksine işletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. shut. shut down. switch off. cover. buy up. cap. clear. close down. close up. cloud. enclose. furl. impound. incarcerate. inclose. intern. liquidate. obturate. occlude. put up. seal. seal off. shut off. shut to. shut up. wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. blot. close. confine. cover. envelop. liquidate. pen. shut. to close. to shut. to bar. to confine. to lock sb up. to turn sth off. to switch sth off. to cover. to envelop. to blot sth out. to pay sth off. to get cheaply/by deceit. to keep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. to close. to shut. to cover. to buy sth cheaply by trickery. to keep a mistress. to close down. to suppress. to abolish. bar. enclose. heal. incarcerate. lock away. occlude. pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çevirttirmek, çevresini kuşatıp ortaya aldırmak: Evini dıştan tahta ile kaplattı. 2. Örttürmek, üstüne bir zar vesaire çektirmek: Odanın duvarlarına kâğıt kaplatacağım. 3. Yüze astar veya kürk yahut kürke yüz ve buna benzer şey geçirtmek: Bu kürke güzel bir yüz kaplatmak lâzımdır. Yorgana çarşaf kaplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allow sb to deface sth. to have sb deface sth. to have sb slander sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to frown. lour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kumaş, elbise vesaireyi birine kat kat ettirip devşirmek: Bu kumaşları kime katlatacağız? Şu elbiseyi eli yakışır birine usuliyle katlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eklemek, Osm. ilhak, ilâve, zammetmek: O da adamını kervana kattı, koyunlarını sürüye kattı. 2. Alt tarafına, arkasına getirmek, yanına, beraberine vermek: Kafileye polis katmak. 3. Karıştırmak, Osm. meze ve haltetmek, koymak: Sirkeye su katmak. 4. Karıştırmak, karmakarışık etmek, fesâda düşürmek: Alemi birbirine kattı. 5. Önüne alıp takip etmek: Düşmanı önüne kattı. Geceyi gündüze katmak = mec. Aşırı derecede çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

add. join. annex. mix. adjoin. affiliate. ally. append. include. incorporate. inosculate. integrate. interpolate. load. mingle. number. put in. run in. superadd. tack. tinge. weave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amalgamate. annex. compound. embody. include. incorporate. integrate. lend. mingle. to add. to mix in. to mingle. to incorparate. to include. to count sb/sth in. to send with. to annex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to add. to mix in. to send with. to annex sth to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürdürmek: Arabayı katlanlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb to comprehend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir sıvıyı ateşte haşlamak, fıkır fıkır ettirmek: Sütü iyice kaynatmalı. 2. Bir şeyi suda pişirmek, kaynar suda bulundurmak: Lekesi çıkar rılacak çamaşırı saman suyu içinde kaynatmak lâzımdır. 3. Yapıştırmak, yekpâre etmek, tek parça hâline getirmek: İki parça madeni birlikte kaynatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boil. to boil. to weld. to chat. to gossip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to boil. to weld. to waste a lesson. to gab about. to nick. to steal. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auburn. chestnut. maroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az oynatmak, kıpırdatmak, harekette bulundurmak: Elini, ayağını, parmağını kımıldattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move. to stir. to budge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move slightly. bestir. budge. diddle. move. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Oynatmak, kımıldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stir. to budge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brick colour (ed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kışı geçirtmek: Koyunları bu yıl nerede kışlatacaksınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıtır kıtır ettirmek, gevrek bir ses çıkartmak: Eline bir gevrek alıp kıtırdatarak yiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İhtiyarlatmak: üzüntüler kadıncağızı vakitsiz kocattı. 2. Çok yormak, çok zahmet vermek: Bu işler beni kocattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put years on sb. to age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gömlek vesaireye kola yaptırmak: Gömlekleri kime kolalatıyorsunuz? 2. Kola ile yapıştırtmak: Şu defteri kolalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kolay hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kopça ile ilikletmek: Çocuğun tozluğunu dedısına kopçalatmalısınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chocolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ash gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gray. ash gray. ashen. grey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lividity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kuşak bağlatmak, beline kemer bağlatmak: Çocuğu giydirip kuşattı (eski kıyafette kuşağın ehemmiyeti fazla olduğundan ekseriya giymek ve giyinmek kelimesiyle beraber geçer). 2. Bele bağlanacak bir şeyi bağlatmak: Kılıç kuşatmak. 3. Etrafını almak, sarmak, muhasara etmek: Kaleyi kuşattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brood. encircle. enclose. encompass. surround. to surround. to enclose. to encircle. to close in. to besiege.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to surround. to besiege. to gird sb with. to wrap around sb's waist. beleaguer. beset. blockade. bound. circle. compass. corral. encircle. enclose. encompass. envelop. fold. girdle. hedge. hem about / around. hem in , hem about. invest. inv.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mayalanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haritasını çıkarmak için bir alanı üçgenlere bölmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triangulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triangulation. landing mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triangulation point. triangulation station. landmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to caress. to let sb caress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ratify. to approve. to certify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ratify. to approve. to certify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (hayvanları). Gezdirip ot yedirmek: Koyunları otlatmak için mer’a lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graze. pasture. to pasture. to pasture. to graze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put an animal out to pasture. grass. graze. put out to graze. range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb crumble sth. to have sb knead or message sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerini değiştirmek, kımıldatmak, harekete geçirmek: Dama bilen hangi taşı oynatacağını bilir, fidanı yerinden oynatmazsan daha çabuk büyür. 2. Oyun ettirmek, oyun oynamaya zorlamak veya izin vermek: İkisine de oyun için müsaade verdi. 3. Sıçratmak, oyunlar ettirmek: At oynatmak, ayı, maymun oynatmak. 4. Hora teptirmek, raks ettirmek. 5. Tiyatroda bir oyun temsil ettirmek: Bu akşam filân tiyatro Moli&re’in filân eserini oynatacak. 6. mec. Aldatmak, kandırmak, aldatarak yormak: iki aydır benî oynatıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move. screen. to put on. to cause to move. to go out of one's head. to cause to play. to cause to dance. to move. to budge. to exhibit. to perform. to show. to dislocate. to go off one's head. to go mad. to flip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allow sth to be played or performed. to keep sb amused. to allow to play with (another. to go off one's rocker. to loose one's mind. to go off one's nut. dance. dandle. frisk. to lead sb up the garden path. move. waggle. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Temizletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parça parça ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parçalı hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t.). Parlak hâle getirmek. Üzengi pırlatmak = Meydana atılmak, at sürmek. Göz parlatmak = Hiddet veya tehevvür etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brighten. burnish. enamel. polish. shine. to polish. to shine. to make bright. to brighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shine. to light. to ignite. to scour. to refine. deflagrate. to mercerize. to duff. to pop. to polish. to cleanse. to boom. to kindle. to glance. to gloss. to gild. to glaze. to lap. to smooth. to rub. refurbish. burnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Paslanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Patlamasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make explode. make burst. make blow up. let off. set off. touch off. blast. blow up. bust. detonate. explode. pop. puncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belt. burst. clout. deal. detonate. explode. to blow up. to infuriate. to hit. to burst. to explode. to touch sth off. to set sth off. to detonate. to puncture. to exasperate. to clout. to deal sb/sth a blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blow up. to explode. to cause sth to burst open. to fire. to infuriate. belt. biff. burst. detonate. land. puncture. slosh. touch off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Azarlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pıtırtı ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relax. relieve. ease. comfort. relieve one's mind. de-stress. facilitate. disburden. disembarrass. lighten. salve. straighten smb. out. thaw. thaw out. unbend. unbrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. cushion. pacify. reassure. relax. relieve. salve. to relieve. to reassure. to relax. to lighten. to pacify. to set sb's mind at rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel better to make sb relieved. to put sb at ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discolour. fade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F-). 1. Rengi olan, parlak renkli. 2. mec. Güzel, süslü. 3. Süslü (şiir, söz): Bir mısra-ı rengîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ رنگين] renkli. 2.hoş, havalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Renkli, parlak renkli. 2.Güzel, hoş. Süslü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nar renginde olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to stay awake / to sit up / to work all night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şak veya şakır ettirmek, böyle bir sesle seslendirmek: Kamçıyı hayvanların başı üstünde şakırdattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gizletmek. 2. Bekletmek. 3. Saklı bulundurmak, biri için kaldırıp muhafaza ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şak ettirmek, kırbacın sesi gibi bir ses çıkartmak, şakırdatmak: Kamçıyı şaklatarak hayvanları yürüttü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ava götürülecek atmaca gibi kuşları plnekte acıktırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öperken veya yerken dudaklardan ses çıkarmak: Dudaklarını şapırdatarak öpüyor, yiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokturmak, batırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öperken dudağın veya sille vururken avucun sesini işittirmek: Bir sille şaplattı; dudaklarını şaplatarak öptü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir mal ve mülkü para karşılığında vermek. 2. Kendinde olmayan bir şeyi yalandan var gibi gösterip övünmek. Avurtutmak = Birine surat etmek. Kandini tutmak = Kendi kendini methetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell. market. dispose of. offload. push off. resell. unload. vend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell. market. dispose of. offload. push off. resell. unload. vend. flog. realize. trade. to sell. to pretend. to flog. to get rid of. to choke off. to dispose of sb/sth. to sell sb out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sell. to effect on sale. to conclude a sale. to put on a show of. to affect. to deal in. to pretend. to assume. to vaunt. dispose. dispose of. flag. flog. flog off. handle. trade off. vend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (hayvanları) Çayırda beslemek, otlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Şemsiyeler ilk olarak 3400 yıl önce Mezopotamya’da, bir rütbenin, bir ayrıcalığın sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Bu ilk şemsiyeler Mezopotamyalıları yağmurdan değil, yakıcı güneşten korumak için kullanılıyordu.

Şemsiyeler yüzyıllar boyu hep güneşten korunmak için kullanıldı. Bugün bile bazı Afrika kabilelerinde şefin arkasında yürüyen bir şemsiye taşıyıcısı görülmektedir. Hatta İngilizce’de şemsiye anlamındaki ‘umbrella’ kelimesi, Latince gölge anlamına gelen ‘umbra’ kelimesinden türemiştir.

Milattan önce 1200 yıllarına gelindiğinde şemsiye Mısırlılarda biraz dini bir anlam kazandı. Gökyüzünün Tanrının vücudundan yapılmış, dünyayı koruyan bir şemsiye olduğuna inanıyorlardı ve başlarının üzerinde taşıdıkları şemsiye yüksek ahlak sembolü idi.

Romalılar şemsiye kültürünü Mısırlılardan aldılar ama onu hep kadınsı bir sembol olarak gördüler ve erkekler tarafından hiç kullanılmadı. Yağlı kağıttan yapılan şemsiyelerin yağmuru da geçirmediği görülünce, kadınlar tarafından yağmurda da kullanılmaya başlandı. Artık antik tiyatrolarda, yağmurda kadınlar şemsiyeler altında rahat rahat otururlarken, erkekler sırıl sıklam ıslanıyorlardı.

Avrupa’da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700’lü yıllarda başlanmıştır. Bu yıllarda şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarları oldu.

Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi, ancak siyah renk su geçirmezliğin bir garantisiymiş gibi algılanmaya devam edildi. Günümüzde yazın şemsiye kullanma adeti pek kalmadı ama yağmurda erkekler siyah şemsiye taşımada hala ısrarlı. Kadınlar ise cıvıl cıvıl renklerdeki şemsiyelerle dolaşıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Yukarıya fırlamasına sebep olmak, yukarıya fırlatmak, zıplatmak: Çocuğu oynatıp sıçratıyor. Leke sıçratmak = Bulaştırmak. Üstüne sıçratmak = Bir kötünün taarruzuna uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dash. splash. to cause to jump. to splash. to spatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb jump. to startle. to cause sth to fly out. to spatter. to splatter. to splash. to cause sth to spread. dash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb test sb / sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıraya koydurmak, bir diziye dizdirmek: Bu saksıları bahçıvana sıralatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatten. to fatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fatten. to cause sb to get fat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb plaster sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb stroke or caress oneself / itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karartmak: Sobacı duvarı siyahlattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blacken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağrıtmak, incitmek: Bir fiske vurup parmağımı sızlattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Su döktürmek, su serpiştirmek, ıslattırmak: Şu taşlığı sulatsanız epeyi serinlik verir. 2. Toprağa su verdirmek, Osm. iskaa ve irvâ ettirmek: Bahçeyi sulattınız mı? Şu ağaçları suletmalı. 3. (mec. ve argo): Parayı peşin, verdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb water (a plant or animal. to have sb irrigate (an area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susuzluğa uğratmak, susuzluk vermek: Sabah yediğimiz tuzlu yemek beni bugün çok susattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb thirsty. to make trouble for sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سرور انگيز] sevinçli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Kuru ve sert bir ses çıkartmak, gürültü ettirmek: Ayaklarını takırdatarak geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle. to clatter. to bang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Tamam hâle getirtmek, eksiğini doldurtmak. 2. Bitirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb complete sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clatter. to clang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bahçe topraklarını tarakla düzelttirmek: Şu küçük tarlaları bahçıvana taraklatmalı. 2. Havuz, nehir, liman vesairenin dibini ayıklatmak: Şu limanı birine taraklatmak lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Taramaya zorlama veya müsaade etmek: Çocukları kime taratıyorsunuz; kendi saçını başkasına taratıyor; bu çocuk kendini taratmıyor. 2. Taş ve mermeri tarak denilen dişli çelik kalemle kazdırmak, düzeltmek: Şu taşları taratmalı. 3. Havuz veya deniz dibini tarak denilen kazma şeklinde kürekle veya bu işi gören duba ile ayıklatmak: Havuzu, limanı taratmak. Aratıp taratmak = Her tarafını karıştırarak teftiş ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb comb / rake / card / hackle / dredge / strafe / hatch / crosshat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taşa tutturmak, taş attırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb throw stones at sb / sth. to have sb stone sb to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağızla bir şeyin lezzetini duymak, lezzetini hissetmek, ağza almak, çeşnisine bakmak. 2. Çekmek, uğramak: Hayatta çok ıztıraplar tattım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taste. experience. try. die. extract. know. sample.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sample. taste. to taste. to experience. to sample.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to taste. to experience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tav verdirmek, su serptirmek, ıslattırmak: Tütünü, kâğıdı tavlattınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tavsamış hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to moderate. to abate. to slacken. to fall off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endanger. hazard. imperil. jeopardize. risk. stake. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hazard. to peril. decoy. endanger. imperil. stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir daha yaptırmak, tekrar ettirmek: Dersini tekrarlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb repeat sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on. on. onlu. onluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colour. colouring. complexion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıkırtı çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattle. tap. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rattle sth lightly. click. tap. tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngırdatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngır sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make clang / rattle. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kapının tırkazını sürdürtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Bir yere getirtmek, devşirtmek: Üzüm toplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb arrested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tuz ektirmek, saklamak üzere tuz vurdurmak: Şu balıkları güzelce tuzlatmalı da sonra kurutmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fiyatını indirmek, ucuz satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapen. to cheapen. to lower the price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheapen. depreciate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ufaltmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ufak yapmak, küçültmek: Kapak, kaba büyük geliyor, biraz ufatmalı. 2. Ufak ufak kırmak, ovalamak: Ekmeği ufattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vardırmak, geçerken bir yere iliştirmek. 2. Düşünmek, Osm. dûçâr ve giriftâr etmek: Beni bir derde, belâya uğrattınız; başımı belâya uğrattım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «ulamak» tan). (çözülen bezi) Tarağa geçirmek: Bezi ulatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Akıl öğretmek, akıllandırmak. 2. Terbiye etmek. 3. Yumuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha uzun yapmak, boyunu arttırmak: Yolu uzatmak. 2. Sürmek, ilerletmek: Elini, ayağını, deyneği uzatmak. 3. Koyuvermek, salıvermek, uzamada serbest bırakmak, kesmemek: Saç, sakal, tırnak uzatmak; ağaçları uzatmak. 4. Sürdürmek; daha çok vakit devam ettirmek: İşi uzatmak. 5. Lüzumsuz yere tafsilâtla uzun tutmak: Sözü uzatmak. 6. Uzağa sürmek. 7. Sonraya bırakmak, tehir etmek: Borcunu çok uzattı. El uzatmak = Gasb ve zaptetmek. İpi uzatmak = Serbest bırakmak, engel olmamak. Çehre uzatmak = Gücenik durmak. Dil uzatmak = Biri hakkında haddinden fazla söylemek. Kameti uzatmak = i. Serkeşlik etmek. 2. Boş yere mesele çıkarmak: Artık uzatmıyalım. 3. İddiayı pek ileriye götürmek: Artık sen uzattın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extend. prolong. lengthen. stretch out. protract. renew. augment. belabor. belabour. continue. drag out. draw out. elongate. enlarge. grow. hand. hold out. hold over. outstretch. pad out. pass. pull out. rack. reach. repose on. sidestep. span. spin o.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drape. extend. hand. lengthen. pad. pass. prolong. reach. stretch. to elongate. to extend. to lengthen. to prolong. to protract. to hand. to pass. to reach. to grow. to drag sth out. to draw sth out. to enlarge on sth. to stick sth out. stretch out. to ha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extend. augment. continue. draw. lengthen. produce. prolong. protract. reach. spread. stretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Altın veya yaldız yaprağı ile yaldızlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yağ sürdürmek: Tepsiyi, çöreğin üstünü yağlalatmalı. 2. Gerekli yağla sildirmek: Tüfeği yağlattım. 3. Şişmanlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ele geçirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dil ile sildirmek. 2. Yakından sürterek geçmek: alev, saçağı yaladı. 2. (argo) Başkasını da bir parça faydalandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaldız sürdürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yama yapıştırtmak, bir parça yapıştırarak veya diktirerek tamir ettirmek: Eski çamaşırını yamatmak için birini arıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yoktan var etmek, Osm. halketmek: Allah, yeri ve göğü yarattı. 2. Meydana getirmek, Osm. ibdâ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beget. call into being. compose. conceive. create. father. incur. originate. procreate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

create. to create. to give existence to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

create.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit the hay. hit the sack. bang. go to bed. couch. be couched. incline. kip. kip down. lay. lay oneself down. lie. lie down. lie up. recline. repose. repose oneself. rest. have a screw. go to sleep. sleep with. turn in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie. recline. to go to bed. to turn in. to be in bed. to lie. to lie down. to recline. to lie at anchor. to be imprisoned. to stay in prison. to become flat. to go by the board. to lie on. to have sex. to bed. to sleep together. to sleep with sb. to be bu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go to bed. to be lying down. to enter into hospital. to lie. to lie flat. to lean to one side. fated not to occur. to have sexual intercourse. to have sex. incline. lay along. lie along. lie down. repose. turn in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decelerate. retard. slack. slacken. slow. go slow. slow down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retard. slow. to slow down. to retard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slow down. to slow sth down. to slacken. to retard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yıkamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir sene veya senelerce saklayıp eskitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yıprandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. batter. chafe. corrode. fray. fray out. frazzle. fret. wear. wear away. wear down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

batter. erode. fray. to wear out. to wear down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fret. overwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yoklamak işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumurtlamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attemper. unbend. chasten. dulcify. limber up. loosen. mellow. melt. moderate. mollify. mute. relax. season. shake up. smooth. soft-pedal. soften. supple. tame. unman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mellow. melt. mitigate. moderate. mollify. sanitize. soften. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumuşamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Tekerletmek, döndürerek yürütmek: Yolun üzerindeki taşları dereye yuvarlatmalı. 2. Yuvarlak yapmak, daire şekline koymak: Bu tahtayı yuvarlatmak isterim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyluluk taslamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zayıf hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debilitate. impair. prejudice. sap. waste. weaken. to pull sb down. to prejudice. to weaken. to debilitate. to impair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to get thin. to get sb to slim down. to cause sb to lose weight. to weaken. to make unlikely to cause sth to get poor. attenuate. deaden. debilitate. depress. emasculate. enervate. extenuate. impair. lower. macerate. make dent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). 1. (acemi biri) Telli bir sazı çalmak. 2. Herhangi bir şeyden kulak tırmalayan sesler çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıçratmak, hoplatmak: Çocuğu zıplatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. jig. to bounce. to dandle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bounce to dandle. jig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by