Ret ne demek? | Ret anlamı nedir? | Ret

Ret anlamı nedir?

Ret ne demek?

Ret anlamı nedir?

Ret | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ret

Türkçe Sözlük

(bk.) Red.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rejection. denial. refusal. disallowance. disavowal. refutation. no. veto. negative. defeat. nay. negation. rebuff. repudiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebuff. refusal. rejection. expulsion. refutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Aret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To prepare for use, as flax, by separating the fibers from the woody part by process of soaking, macerating, and other treatment. of flax, hemp, or jute, so as to promote loosening of the fibers form the woody tissue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refusal. rejection. repudiation. disowning. declaring sth to be untrue. disclaimer. dismission. disproof. exclusion. negation. nonapproval. rebuff. refuse. turndown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Kinds of User Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character than in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Keyboard Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section The Emacs Character Set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is the character than runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Keystrokes, Key Sequences, and Key Bindings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is the character than runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character than in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See User Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer Return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Patrons should hold on to their transfer tickets because there are no Metro Officials to collect the transfer It can be retained for use on the next connecting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that is used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Minibuffer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resonance energy transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Reactor entry technician Person who works inside a reactor during the loading of a catalyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See Return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resolution Enhancement Technology Hewlett-Packard's technology which increases the apparent resolution of a document by using microfine toner to add partial pixels around the edges of images.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section 3 1 Kinds of User Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Retract or Return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section 4 5 Kinds of User Input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section Types d'entr'ees utilisateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character that in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See section 1 5 Kinds of User Input. retired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RDF Extraction Tool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RET is a character than in Emacs runs the command to insert a newline into the text It is also used to terminate most arguments read in the minibuffer See Return. of flax, hemp, or jute, so as to promote loosening of the fibers form the woody tissue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) ıslatıp yumuşatmak (keten veya yün).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (s). birleşmek, yapışmak; eklenip büyümek; eklemek; (s). ekli; birleşmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ek; gelişme, uzvi büyüme; katılma; yapışma; ilhak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cemiyet içindeki davranış ve nezaket kaideleri, görgü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şeytanî, pek kötü, ifritçe niyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahır» den if.) (mü. nisbeti uhrevî). Öbür dünya. Ukbâ, dâr-ı baka. Ahıret adamı = Dünyadan elini eteğini çekmiş kimse. Ahıret evlâdı, kardeşi = Evlâtlığa veya kardeşliğe kabûl olunmuş adam, Ahırete gitmek = Ölmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future life. hereafter. eternity. after-life. afterdeath. beyond. underworld. the unseen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life to come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخرت] öbür dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ahretlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ahıret). Öbür dünya. Ahret adamı, dünya işlerinden el çekip, ahret kaygıları ile davranan kimse. Ahret kardeşi (sofu kadınlar arasında) kardeş gibi tutulan kimse, kardeşlik. Ahret suali = Yersiz ve usandırıcı sorular. Ahret yolculuğu = Mec. Ölüm. Ahrette on parmağı yakasında olmak = Ahrette birinden dâvacı olmak. Ahretini yapmak veya ahretini zenginleştirmek = Çok sevap kazanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afterlife. hereafter. the hereafter. the next world. the great beyond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hereafter. heaven. the other world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخرت] öbür dünya, ahiret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ahrete mensup ve müteallik: Ahretlik iş. 2. İyi yaşayıp, dünyadan el etek çekmesiyle ahreti kazanmış: Ahretlik = Evlâtlığa kabul olunmuş kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an adopted maid. brother and sister forever and hereafter. brother by adoption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuş tepeliği, sorguç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k-a kalın okunur) (i. A.). Kısır olma, kısırlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İskenderun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quicker than andante, but not so quick as allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement in this time. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro faster than allegro in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately fast, lively Faster than Andante, slower than allegro. a little slower than allegro. Fast and lively, but not as fast as allegro. - Just a 'little allegro', slower than allegro [back]. A rather fast tempo, somewhat slower than allegro but faste

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Somewhat slower than allegro Moderately quick movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately lively. : a little bit lively and fast. slightly slower than Allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light and cheerful Faster than moderato, slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro. in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'. faster than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). allegretto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir köşeye çekilmiş olan kimse, münzevi hayat yaşayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (tıb). harareti teskin eden, ateş düşürücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-den). daha fazla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

ağaç parkı

Örnek olabilecek çeşitli ağaçların ve bitkilerin bilimsel amaçlarla yetiştirildiği alan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place in which a collection of rare trees and shrubs is cultivated for scientific or educational purposes. a facility where trees and shrubs are cultivated for exhibition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A botanical tree garden where trees are maintained for display purposes Arboretum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landscaped space where trees, shrubs, and herbaceous plants are cultivated for scientific study, educational purposes, and to foster appreciation of plants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A botanical collection of trees, that are normally for public viewing. a facility where trees and shrubs are cultivated for exhibition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arboretum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilimsel amaçlarla ağaç yetiştirilen alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dağın bir tepesinden diğerine uzanan dar ve sarp geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minimum wage. minimum fee. minimum pay. base wage rate. minimum cost. union rate. wage floor. wage minimum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. a şâir) (A. terkiplerde «aşîre» suretinde bulunur). Bir asıldan doğup birlikte yaşıyan ve birlikte konup göçen göçebe halk, oymak, kabile: Arap, Kürt, Türkmen aşiretleri; aşiret arasında yaşamak; aşiretle gezmek; aşiret şeyhi, beyi, ağası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. clan. tribal. nomadic. horde. native tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İnsan bedeninde görünmesi ve gösterilmesi ayıp sayılan ve dinde haram olup, namazda örtülmesi şart olan yerler: Bacağın avret olduğuna dair hadîs-i şerîf vardır. 2. Türkçe (halk dilinde avrat) karı, kadın: Er ve avret. 3. Karı, zevce: Avreti öldü. (Bu son iki mânâsı İle edebî dilde kullanılmaması icabeder).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عورت] kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miner's helmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bere, küçük bir çeşit sapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saç tokası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Gözaçıklığı, inceden inceye, etraflı derin görüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Kalb gözü ile görme, görüp aslına, hakikatine varma: Basiretle bakmak. Basireti bağlanmak = Gafil davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception. foresight. clairvoyance. discreetness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethought. foresight. insight. discernment. prudence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. insight. foresight. forethought. precaution. prevision. providence. prudence. sagacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بصيرت] görüş, ileriyi görme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2.Ön görüş, seziş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Basiretli, evvelden gören, seziş sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F). Sezişe, evvelden görüşe yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalb gözü ile gören, her şeyin asıl ve hakikatini anlayıp tedbirli davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethoughtful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prudent. circumspect. cautious. politic. provident. prudential. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Kalb gözü kapalı, hakikat gözüyle göremez, gafil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprudent. improvident. short sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kalb gözü ile göremeyiş, gaflet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ilkokulun idaresinden sorumlu olan öğretmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shuttle trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Baytarlık ilim ve fenni: Fenn-i baytara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed =. kötü, sîret = ahlâk). Kötü ahlâklı, ahlâksız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدسيرت] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Kendi ibaresiyle, ifade şeklini değiştirmeksizin, aynen: Filân kitaptan beibâretihâ birkaç fıkra nakletmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kızlık, erkek tanımamış kızın hali. (Bu mânâ ile «bikr» kullanılması galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maidenhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chastity. virginity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. bere, ufak ve yuvarlak bir çeşit yumuşak şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müjde, bir iyi haber tebliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Yukardaki kelimeden galattır). Yeni çıkma garip şey, Ar. bid’at, kabîha, Ücûbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشارت] müjde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Müjde, muştu, iyi hab(Erkek İsmi) 2.Güler yüzlülük, gülümseme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Müjdeci, haberci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلامعذرت] mazeretsiz, özür bildirmeksizin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاأجرت] parasız, ücretsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Katolik din adamlarının giydiği köşeli ufak şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

division mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kardeşler; ihvan (dini konularda ve tarikatlarda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. büret, sıvı ölçmeye mahsus cam tüp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabare, gece kulübü;show programı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (kim). karbon ile birleştirmek veya doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). carburettor (i). karbüratör. carburetor nozzle karböratür memesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yazıda çıkma işareti ; atlanan bir bülümün cümlenin neresine geleceğini gösteren işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir yerin hizmet işleriyle görevli olan kimse, bina yöneticisi. caretaker government geçici hukümet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İşret yeri, içki içilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. T.). Zorlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aşikâr surette, açıktan açığa.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içki dolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, çekinmezlik, korkmazlık, atılganlık: Bu işe cesaret edemem, onun şecaat ve cesareti malûmdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courage. heart. daring. boldness. bravery. fearlessness. audacity. chivalry. doughtiness. enterprise. fortitude. gallantry. grit. gumption. hardihood. hardiness. nerve. pecker. pluck. prowess. sand. spirit. spunk. stoutness. ticker. valiantness. valo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravery. courage. daring. enterprise. fortitude. gallantry. guts. heart. mettle. pluck. spunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravery. courage. assurance. fortitude. grit. gumption. guts. hardihood. heart. mettle. nerve. pecker. pluck. prowess. resolution. sands. spine. spunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جسارت] cesurluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yüreklilik, korkusuzluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dare. to venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. hearten. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daunt. demoralize. discourage. dishearten. unnerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abate. throw / pour cold water on. to cast a damper on. discourage. dishearten. dismay. unnerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abetment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessing. boost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encouragement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolster. encourage. to encourage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. brace up. embolden. give scope for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cesaret almak, cür’etlenmek, korku ve çekinme duymaksızın serbestlik gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take courage. take heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take courage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take courage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Cesareti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spunky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. spirited. courageous. bold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courageous. brave. bold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cesareti olmayan, çekingen, ürkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fainthearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timid. cowardly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discouragement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowardice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sigara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base pay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Komşuluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırmızı Bordo şarabı; aynı tipte diğer şaraplar; koyu morumsu kırmızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dantel veya kürkten yapılmış küçük yaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). maddi; somut, müşahhas; belirli, muayyen; betondan yapılmış; (i). beton; betona benzer herhangi bir karışım; somut bir varlık; (f). bir bütün haline getirmek; beton dökmek; taşlaştırmak; donmak, sertleşmek; somutlaştırmak. reinforced

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). donmuş madde; (tıb). şiş, taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gaf, pot; insanı mahcup eden veya zor duruma düşüren bir olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). müteselsil kefil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tebeşirli, tebeşirle dolu; (jeol). ikinci zamanın son kısmı, kretas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Girit adası. Cretan (i)., (s). Giritli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kreten. cretinism kretenizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CÜR’ET) (i. A.). Yiğitlik, cesaret, korkmayarak ileri atılma: Karşı durmaya cür’et etti; karşısında lâkırdı söylemeye cür’et edemiyor. Cür’et-yâb = Cesaret eden, davranabilen: Beni müdafaaya cür’et-yâb oldu (küçümseme mânâsı da verilir: Bu, ne cür’et).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

front. boldness. daring. nerve. audacity. brass. chutzpa. chutzpah. derring-do. forwardness. hardihood. hardiness. presumption. temerity. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boldness. courage. insolence. imprudence. cheek. face. forwardness. front. hardihood. liberty. nerve. presumption. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dare. to venere. to act insolently. to have the face. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daring. defiant. forward. audacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. venturesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kürtaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). küret. ceuretting (i). kürtaj.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). resmi karar, Papa tarafından verilen emir ve hüküm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hüküm veya iradeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinden oynatmak, sıçratmak, taHrik etmek. (bk.) Tepretmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cession. transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Devir işini yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. deliver. alienate. transfer. cede. hand over. pass on. pass. revolve. circulate. turn over. circuit. convey. devolve. dispose of. hand down. hand on. slew. slue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. depute. revolve. roll. sublet. transfer. to turn over. to transfer. to assign. to convey. to alienate. to make sth over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alienate. attorn. to turnover. to transfer. to assign. to make over (sth to sb. to convey. abalienate. cede. circle. circuit. devolve. endorse over. give. hand over. pass. revolve. set over. sublet. throw over. turn. turn over. two- bits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). terletici (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language teaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to insist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to insist. to show obstinacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dretnot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign trade. foreign commerce. external commerce / trade. foreign business / commerce / trade. external / foreign trade. foreign business. oversea business. overseas commerce. external trade. overseas business. oversea commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trade deficit. foreign trade deficit / gap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayrı, farklı, göze çarpan, temayüz eden; ayrı ayrı kısımlardan ibaret; (fels). munfasıl, soyut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kibarlık, naziklik; şahsi karar verebilme yetkisi, takdir edebilme hakkı; dikkat; tefrik, ayırma. Discretion is the better part of valor. Basiret cesaretten sayılır. at your discretion istediğiniz zamanda. surrender at discretion kayıtsız şartsı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1907’de denize indirilen bir ingiliz harp gemisinin adı (dreadnought). Bu isim daha sonra aynı tipten olan harp gemilerinin cins ismi ola rak kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıkıntı, darlık, zahmet, zaruret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük beyaz balıkçıl, buna benzer bir balıkçıl; sorguç, kuş tepeliği. Iittle egret küçük beyaz balıkçıl, (zool). Egretta garzetta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İĞRETİ) (i.). 1. Ödünç alınmış, kullananın kendi malı olmayan. Ar. müsteâr, Ariyet: Eğreti elbise giymiş. Eğreti almak: İstiâre. Eğreti vermek: Ar. iâre. 2. Yerli ve sabit olmayan, muallak, boşlukta gibi duran: Eğreti bir duvar. 3. İstenildiği vakit konulup çıkarılan, bağlı olmayan: Bu şamdanın tablası eğretidir. 4. Tabiî olmayan, sun’İ, sahte: Eğreti göz, diş, saç. i. Askıda durma: Binayı eğretiye almak: Tamir için altını kazıp destekler üzerine durdurmak: Yerli olmayarak, asılı gibi: Eğreti oturuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borrowed. temporary. makeshift. false. imitation. not firmly in place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İĞRETİDEN) (i.). Eğreti, geçici olarak. Ar. muvakkaten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). istiare (edebiyat).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İĞRETİLİK) (i.). Eğreti olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. emr’den). 1. Emîrllk, beylik, bir emîr veya beyin hal ve sıfatı: Emâret-i Mekke-i Mükerreme. 2. Bir emîr, bey veya prensin idaresinde bulunan memleket, beylik, prenslik: Bulgaristan Emâreti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امارت] beylik, emirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(T. A.). Emir ve ferman, emir sâhibi olan kimsenindir. Eskiden padişah ve sadrâzamlara yazılan mektupların sonunda kullanılan protokol cümlesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.) Emreylemek, emir vermek, emir buyurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bade. command. decree. order. dictate. direct. tell. say the word. bid. enjoin. ordain. prescribe. rule. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid. command. decree. direct. enjoin. instruct. ordain. order. prescribe. tell. to order. to command. to instruct. to enjoin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to command. to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Best Effort Underwriting)

Halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının izahnamede gösterilen satış süresi içinde satılmasını, satılmayan kısmın ise ihraçcıya iadesini ifade eder.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tamamlık, mükemmellik, bütünlük; yekparelik; tüm, bütün. in its entirety bütünü ile, tamamen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) bir organın aşırı hassasiyeti veya aşırı uyarılabilme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - XIV. yy. Orta Anadolu’da Sivas ve Kayseri’de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkleri’nden olup Küçük Asya’da Anadolu Selçuklularına ait yerleri idarelerine almış olan İlhanlıların emirlerinden biri. Adil yönelimi sayesinde halkın övgüsünü almış ve kendisine “köse peygamber” lakabı verilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tutsaklık, harpte karşı tarafın eline geçenin hâli, esirlik. 2. Kölelik, kulluk, bir efendinin malı olma. Ar. memlûkiyyet: Esaretin kaldırılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captivity. slavery. enslavement. bondage. enthrallment. enthralment. servitude. thraldom. thralldom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captivity. slavery. bondage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captivity. slavery. thrall. yoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسارت] tutsaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) ifrazat, salgı; pislik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ifraz etmek, çıkarmak (vücuttan). excretion (i.) salgı, ifrazat; ifraz etme,boşaltım. excre'tive, ex'cretory (s.) ifraz eden, salgı çıkaran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custom manufacturing. contract manufacturing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir azizin ölüsünden veya eşyasından geriye kalan kutsal emanetlerin konduğu sandık, bu emanetlerin saklandığı oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., out ile gizlendiği yerden bulup çıkarmak, kovmak; araştırmak; gelincikle avlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). tavşan veya sıçan tutmak için kullanılan gelinciğe benzer ufak bir hayvan, dağ gelinciği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit ensiz şerit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fitret okunması galattır). 1. iki peygamber arasında geçen vakit. 2. Bir devlette kargaşalık ve iktidar bölünmesi zamanı: Yıldırım Sultan BAyezid Han ile Çelebî Sultan Mehmed Han arasında geçen Fetret Devri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فترت] duraklama. 2.iki olay arasındaki zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Düşünme, düşünülen şey. Ar. teemmül, tefekkür.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fikir, düşünce. 2.İdrak. 3.Zihin, akıl. 4.Murat, maksat, niyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). ayçiçeği ve nergis gibi bileşik çiçeklerin ortasındaki ufak çiçekçik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önceden alınan tat; önceden tadına varma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (told telling) önceden haber vermek; kehanette bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtiyat, tedbir; basiret; evvelden düşünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçmiş zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ihtar, bir şeyin olacağına dair belirti; (f). evvelden uyarmak, ikaz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (den). pruva çanaklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pruva babafingo yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pruva gabya çubuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pruva gabya yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ted, ting) (i). üzülmek, sıkılmak, söylenmek; üzmek, kızdırmak, sinirlendirmek, rahatsız etmek; aşındırmak, yıpratmak, yemek; aşınmak, yenmek, yıpranmak; çalkalandırmak, dalgalandırmak; çalkalanmak;(i). üzüntü, sıkıntı, öfke; aşınma; yenmiş yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ted, ting) (müz). sazın parmak basacak taksimi, perde; kenar süsü; (f). kenarını süslemek; (mim). kabartma yapmak; sazın perde taksimlerini takmak. fret saw kıl testere. fretwork (i). bazı yeri kabartma bazı yeri oyma olan iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sinirli, huysuz, aksi, ters. fretfully (z). terslenerek, söylenerek. fretful ness (i). huysuzluk, terslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Gadre uğratmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzundur) (i. A.) (c. garât). 1. Düşman toprağına yağma için yapılan hücum, ılgar, akın, çapul. 2. Yağma, ganîmet: Oralarda bütün bulduklarını garet ettiler, bugünkü savaş kaideleri garete müsaade etmez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غارت] yağma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غارتگر] yağmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavan arasındaki oda. garreteer' i. tavan arasında oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kıskanma, kıskançlık: Korkarım gayret beni öldürür. 2. Sevgili ve kutsal bir şeye yabancıların tecavüz ve taarruzunu görmekten hasıl olan tahammülsüzlük duygusu. Ar. hamiyyet: Kendisinde vatan gayreti, din gayreti vardır. Aile hakkında gayretini herkes bilir. 3. Fevkalâde çalışma, himmet; rehavet mukabili: Bu işi bugün bitirmeye gayret etmeli. Bu iş sizin gayretinizle olacaktır. 4. Sabır, tahammül, bir belâ olunca erkekçe davranma: Böyle bir halde siz gayret etmelisiniz ki, sizin gayretiniz diğerlerine de teselli versin. Gayreti elden bırakmamalı. Gayret vermek = Cesaret vermek teselli etmek. Gayreti kesilmek = Cesaretini kaybetmek. Birinin gayretini gütmek = Ona taraftarlık etmek: Daima hemşehrilerinin gayretini güder. 5. e. Gayreti... = Davran, himmet et, çalışmaya devam eti

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. go. zeal. ardor. ardour. endeavor. endeavour. energy. assiduity. conation. enthusiasm. exertion. fervency. fervor. fervour. hastiness. industry. intentness. keenness. nerve. pep. push. sedulity. slog. snap. spurt. strenuousness. struggle. stu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardour. diligence. effort. exertion. glow. pains. push. snap. snatch. spurt. struggle. zeal. endeavour. toil. labour. enthusiasm. energy. endeavor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. zeal. energy. perseverance. solicitude. ardour. assiduity. endeavour. exertion. fervour. go. industry. pull. verve. vigour. vim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غيرت] çaba. 2.kıskançlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Çalışma, çabalama. 2.Kıskanma, çekememe. 3.Aziz ve kutsal bir şeye tecavüz edildiğini görmekten doğan asil temiz duygu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Din uğruna çalışma, gayret etme, didinme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkekçesine çalışma, gayret etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gayretli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealous. partisan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ غيرتکش] gayretli. 2.kıskanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gayret taslama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zeal. partisanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gayrete gelmek, himmet etmek. 2. Kıskanmak. 3. Hamiyet göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çalışan ve himmet eden, yorulmaz, bıkmaz, çalışkan. 2. Kıskanç. 3. Hamiyetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eager. hardworking. zealous. persevering. arduous. assiduous. diligent. fervent. industrious. full of pep. sedulous. strenuous. studious. vigorous. full of vim. as keen as mustard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardent. avid. diligent. eager. fervent. strenuous. zealous. sedulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealous. persevering. hard-working.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strenuousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غيرتمند] gayretli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gayret ve hamiyeti, çalışkanlık ve himmeti olmayan, hamiyetsiz ve gevşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamiyet, “çalışmama ve himmet eksikliği, hamiyetsizlik, gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretary general. general secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fazla kurutmak, gevrek ve kıtır kıtır etmek: Ekmeği, çamaşırı rüzgârda, güneşte, ateşin karşısında gevretmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crisp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gayret, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kıskanç. 2. Hamiyetli. 3. Çalışkan, himmetli. 4. Taraftar: Onun gayretkeşleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admission fee. entrance fee. admission. charge for admittance. entrance rate. entry / entrance fee. cost of entry. entrance. entry fee. attendance fee. door money. gate money. payment for administration. price of admission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wafer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a waffle-like chocolate cookie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alçak gönüllülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.). Hürmetsizlik, itibarsızlık, saygısızlık, hor, hakir görme, kötü muamele etme: Zavallılığı sebebiyle bir adama hakaret etmek insanlık şânından değildir. Hakaret görmek, çekmek = Tahkir edilmek, saygısız muameleye uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. revilement. defamation. affront. contempt. contumely. cuss word. epithet. hotfoot. indignity. invective. opprobrium. outrage. slap. slap in the face. slight. slur. snub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. invective. offence. slight. affront. indignity. offense. aspersion. defamation of character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. insult. affront. animo defamandi. bricbat. compensatory damages. contumely. criminal libel. defamation. defamation of character. indignity. injurious language. verbal injury. outrage. sneer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقارت] aşağılama, hakaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affront. insult. revile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to insult. to become abusive. affront. demean. lace into. libel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A. F.). Hakaretle karışık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حقارت آميز] aşağılayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HARARET) (i. A.). 1. Sıcak, sıcaklık, Fars. germ: Güneşin, havanın harareti. 2. Susuzluk, ateş: Tuzlu yemekler insana hararet verir. Hararetimi söndüremiyorum. 3. Sıtmanın verdiği sıcaklık, yanma, ateş: Akşam çok harareti vardı. Harareti kırk dereceye çıktı. Harâret-bin = Fransızca pyroscope ve thermoscope denilen, harareti ölçmeye mahsus Alet. Harâret-i girîziyye = İnsan bedenindeki tabiî vücut sıcaklığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sıcak havada aşırı derecede veya ateşli hastalıklar sırasında vücut kaybettiği suyu karşılayamayacak olursa, hararet başlar. Harareti gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çorba kaşığı arpa konur. Kaynatılıp süzülür. Hararet bastıkça birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heat. warmth. temperature. fever. thirst. fervor. fervour. caloric. feverishness. flush. intenseness. swelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glow. zeal. heat. fever. temperature. thirst. ardour. fervour. exaltation. warmth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fever. heat. temperature. thirst. warmth. feverishness. vehemence. fervor. exaltation. ardour. flush. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حرارت] sıcaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Harâret derecesini gösteren Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to excite (a discussion , the atmosphere , a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Canlanmak, kızışmak, coşmak: Maç hararetlendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get excited / warm / heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canlı, coşkun: Öyle hararetli anlatıyordu ki, sözünü kesemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feverish. heated. keen. zealous. thirsty. vehement. active. excited. lively. intense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. excited. lively. feverish. fierce. glowing. heated. hot. intense. strenuous. warm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خسارت] zarar, hasar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ele geçemeyen veya elden kaçırılan bir nimete üzülerek yanma ve iç çekme: Hasret çekmek: Mahrum olup teessüf etmek. 2. Göreceği gelmek: Arzu, iştiyak: Çocuklarının hasretini çekiyor: Hasret-i yâr ile dil-hûn oldu. (Türkçe): Sıfat gibi de kullanılıp hasret olmak ve hasret kalmak denilir: Bu sene üzüme hasret kaldık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sick. sighed-for. longing. yearning. craving. hankering. nostalgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

longing. yearning. nostalgia. homesickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nostalgia. yearning. longing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسرت] özlem. hasret çekmek, özlem duymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ele geçirilemeyen veya elden kaçırılan bir nimete veya kıymetli şeye üzülüp yanmak. 2.İç çekme, inleme, üzüntü, iç sıkıntısı, keder, zahmet, eseflenme, özleyiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Ar. hasret, Fars. keşiden = çekmek). Hasret çeken, erişemediği veya elden kaçırdığı bir nimet için teessüf eden, Ar. müştak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. edebiyat). Ayrılık vesilesiyle yazılan mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hasret, Fars. zeden = vurmak) (c. hasret-zedegân). Mahrumiyet veya iştiyak düşkünü, hasrete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. R. F. c.) (m. hasret-zede). Hasrete uğramışlar, hasrete düşmüşler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسرت کش] hasret çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hasreti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separation. homesickness. longing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

longing. yearning. homesickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Ayırmak, vermek, bağlamak, (bk.) Hasr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to confine. to appropriate. to devote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appropriate. to devote. to consecrate. to set aside for. confine. given over to. restrict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

adamak, ayırmak, tahsis etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayranlık, şaşakalma: Hayrette kalmak, hayrete dalmak = Şaşakalmak, mütehayyir olmak. Hayrette bırakmak = Herkesin hayrette kalmasına sebep olmak, hayret sebebi olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astonishment. wonder. amazement. bewilderment. wonderment. consternation. gape. maze. nonplus. surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewilderment. gosh. wonder. amazement. astonishment. surprise. wow!. gosh!. how surprising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amazement. astonishment. suprise. how amazing. consternation. cor. hey. maze. puzzle. puzzlement. quandary. wonder. wonderment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حيرت] şaşkınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şaşma, şaşırma, şaşakalmış, ne yapacağını bilmeme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be astound / astonished / suprised at. jolt. marvel. wonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astounding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hayret = şaşma, Fars. bahşîden = bağışlamak). Hayret veren, şaşırtan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. hayret = şaşkınlık, Fars. efzâyîden = arttırmak). Hayreti arttıran, Osm. bâis-i hayret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hayret = şaşkınlık, Fars. engîhten = koparmak). Hayret veren, şaşırtan, Osm. bâis-i hayret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F, Ar. hayret = şaşkınlık, Fars. zeden = vurmak) (c. hayret-zedegân). Hayrete düşmüş, şaşakalmış, Ar. mütehayyir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت بخش] hayret verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flabbergast. puzzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت کار] hayret eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت زده] şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hazır olma, yakınında bulunma («gıybet» zıddı) (kelime, bugün Arapça’da «medeniyet» mânâsında kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazerât) (huzûr’ dan). On, huzûr, Fars. pîş-gâh: Hazret-I sadrâzama hâlini arz etti. Bu tâbir eski devirde huzur mânâsından ayrılarak sırf saygı tâbiri olarak ve Farsça veya Türkçe kaidesince izafet hâlinde kullanılmıştır; «cenâb» gibi ve yerine göre ondan daha kuvvetlidir: Hazret-i Allah’a yalvardım, Hazret-i Allah acıdı. Tanzimat’tan sonraki Osmanlı protokolünde birinci ferik (orgeneral), mülkî ve ilmî rütbelerde karşılığı olan bâlâ ve istanbul pâyesi mensuplarının isimleri sonuna resmen «hazretleri» getirilirdi: Kazasker Mustafa izzet Efendi Hazretleri, Enver ve Cemal Paşalar Hazerâtı, Sadrâzam Alî Paşa Hazretleri, Şehzâde Abid Efendi Hazretleri, Ayşe Sultan Hazretleri («cenâb», gayr-i müslim büyükler hakkında kullanılırdı: Sefir cenâbları).’Hazretiniz ve cenâbınız gibi muhâtap için kullanılması uygun değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old man. old fellow (playful address to an intimate fellow ; title given to a venera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

(ehrentitel für helige).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضرت] sayın, hazret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nibs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul olunmuş doktrinlere karşı olan kimse; kendi kilisesinin itikatlarına karşı gelen kimse. heret'ical (s). kabul olunmuş doktrinlere aykırı olan. heret'ically (z). kabul olunmuş doktrinlere aykırı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). bundan evvel, şimdiye kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Bir iş hakkında tam bilgi, bir işin gerçeğine ve derinliğine varma, vukuf ve tecrübe. Ehl-i hibret = Bir iş hakkında mükemmel bilgi ve tecrübesi olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ülkesini bırakarak başka bir yere ğltme, göçme: Çerkeslerin çoğu Osmanlı ülkelerine hicret ettiler. 2. Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye göçmesi ki, 622 Milâdî yılına rastlar ve İslâm takviminin başlangıcıdır: Peygamberin Hicreti, Hicret’ten önce, Hicret’ten sonra (bu mânâsiyle H büyük yazılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hegira.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigration. the Hegira. immigration. transmigration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هجرت] göç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bir memleketten, başka bir memlekete göç ediş. 2.Rasulullah’ın Mekke’den Medine’ye göç etmesi, takvim başlangıcı olan Miladi 622 yılında vuku bulmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to migrate. emigrate. immigrate. transmigrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanşta hedefe yakın olan düzlük yer; bir yolun son kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUZRET) (İ.A. kimya). Yeşillik: Hudret-i evrak = Yapraklardaki yeşil renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kızıllık, kırmızılık. 2. (tıp) Yılancık illeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حمرت] kırmızılık, kızıllık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ حسن صورت] yüz güzelliği. 2.en iyi biçim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ziyarete karşılık vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İBARET) (i. A.). 1. Müteşekkil, mürekkep, bir şeyin aynı olup başkası olmayan: Düzine on iki şeyden ibarettir. Zikir ve ibâdet zihin ve kalbi Cenâb-ı Hakk’a bağlamaktan ibarettir. 2. (Şiirde nadiren) ibâre. bk. İbâre (ibâre ile aynı kelime olduğu halde dilimizdeki yeri büsbütün başka olup sıfat gibi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consisting. composed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consisting of. composed of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبارت] meydana gelen, oluşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consist of. to be made up of. consist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. iber). Bir şeyden kaçınmak üzere ders alıp kendine gelmeye sebep olacak olay ve hal; böyle bir hal ve hâdiseden ders alma, Osm. mütenebbih olma: Suç işleyenlere, başkaları ibret alsınlar diye ceza verilir. İbret alınacak bir haldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

object lesson. lesson. example. warning. one in the eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. warning. example.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson learned through a misfortune. an unhappy event serving as a deterrent. example. lesson. object lesson.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبرت] hayat dersi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bir olaydan, kötü bir durumdan ders alma. 2.İbret alınacak olay, iş, acaip, tuhaf.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to serve as lesson to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ibret, Fars. Amîhten = karıştırmak). İbretle karışık, ibret verici: Ibret-Amîz bir vak’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ibret, Fars. bahşîden = bağışlamak). İbret veren, ibreti gerektiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ibret, Fars. nümûden = göstermek). İbret gösteren, ibreti mucip: Bir ibret-nümâ ceza ile cezasını vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İbret gösteren, ibret olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبرت آميز] ibret verici, ders verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبرت بخش] ibret verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İbret olmak üzere, ibret ve intibah vesilesi olmak için: İbreten cezasını vermeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبرة] ibret olsun diye, ibret olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). İki kira demek olan bu tabir, icâre-i muaccele ve icâre-i müeccele demektir. Böyle iki icâre ile kiralanan bina veya araziye «icâreteynli evkaf» denilir (zıddı: İcâre-i vâhide).

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Insider Trading)

Sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek, henüz kamuya açıklanmamış bilgileri kendisine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacı ile kullanarak, sermaye piyasasında işlem yapanlar arasında fırsat eşitliğini bozacak şekilde haksız yarar sağlamak veya bir zararı bertaraf etmektir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idare yoluyle, işi idare ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Eğreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primary education. elementary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elementary education. primary education. primary instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. imârât, amâir). 1. Mâmurluk, bayındırlık, ümran; bir yeri mamur ve bayındır etme: lmâret-1 bilid = Beldenin bayındırlığı. 2. Fukaraya ve medreselerde oturanlara ekmek, çorba vesaire pişirip vermeye mahsus hayır kurumları: Cami imâretleri. mec. Imâret çorbası = Bedava şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hostel for pilgrims in Turkey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عمارت] aşevi. 2.bayındırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). İmâreti idare eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik, kasetin üzerine işaret konmasını, mevcut işaretlerin silinmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kısımlara bölünmemiş, toplu halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşüncesizlik, akılsızlık, boşboğazlık, sağgörüsüzlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) manasını izah etmek, tefsir etmek, yorumlamak; tercüme etmek, tercümanlık etmek. interpretable (s.) tercüme olunur; tefsiri mümkün. interpreta'tion (i.) yorum, tefsir, izah, mana. inter' pretative (s.) izah edici, yorumlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yorumcu; tercüman, mütercim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tekrarlanamaz, tekrar üzerinden geçilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir daha ele geçmez; telafi edilemez. irretrievably (z.) bir daha ele geçmezcesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signal. sign. mark. signal. gesture. badge. landmark. marker. indicator. symbol. glimpse. augury. character. chop. clew. clue. cue. device. distinguishing mark. earmark. ensign. foretoken. graph. harbinger. hint. index. indication. logo. logotype. no.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cue. hint. indication. mark. motion. pledge. precursor. representation. score. sign. signal. spark. stamp. stencil. symptom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. sign. gesture. signal. indication. badge. beacon. brand. cue. emblem. guidance. index. inkling. marker. motion. omen. remark. score. signature. symbol. tip- off. token. trace. word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اشارت] gösterme. 2.alamet. 3.iz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beacon fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bode. designate. mark. motion. sign. signal. suggest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designate. guide. index. indicate. refer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signal rocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forefinger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index finger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrative pronoun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. işârât).1. Parmakla, göz, kaş vesaire ile gösterme, imâ: Bana işaret etti; bir işaretle anlattı. 2. Alâmet-i fârika: Kuleden yangın için işaret çekilir; gemi işaret kaldırdı; işaret çekmek; işaret koymak. 3. Hatırlatmak ve doğrudan olmayarak verilen emir: İş kendisine müdür tarafından işaret edildi. İşâret-i aliyye Eskiden şeyhülislâm emri. İsm-i işâret — Gramerde «o, bu, şu» gibi göstermeye mahsus zamir, işaret zamiri. (matematik) İşârât-ı cebriyye = Cebir senbolleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signaler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signaller. flagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشارة] işaret ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. sign. note. tick. tick off. score.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. plot. to mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mark. to point out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Karşılıklı işaret vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make signs to one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked. tagged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked. tagged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İçki kullanma, alkollü içki içme: İşret etmek = İçki içmek: İşret vücudunu harap etmiş; işrete düşkündür (Arapça’da asıl mânâsı eğlence ve cünbüştür).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drinking. carousing. jamboree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عشرت] içki. 2.içki alemi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soy, akraba, kabtle, aşiret: Itret-i celîle-i Cenâb-ı Nebevi (Peygamberimizin soyu).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). 1. Perişan etmek, ezmek. 2. Kendisine dert etmek, içlenmek, çok üzülmek. 3. Beddua etmek. 4. Çok üzmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crush. oppress. overwhelm. confound. blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overpower. to overwhelm. to crush. to cast sb down. to distress. to upset. to feel sorrow. to be depressed. to curse ilenmek. beddua etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overpower. to crush. to distress sb greatly. inwardly to grieve deeply. confound. spite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesin olarak, kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bulanıklık. 2. Gam, tasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (masdar gibi kullanıyorsak da «küffâr» mübalâğa isminin müennesi olup asıl «örtücü ve imhâ edici» demektir). Bir mecburiyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş bir günahı affettirmek ümidiyle şerîate uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç vesaire, günahtan arınma: Kefâret lâzımdır; kefâreti kolaydır, mümkündür. Kefâret-i yemin = Yerine getirilemiyen bir yemine karşı icab eden şer’İ sadaka, oruç ve köle veya halayık Azat etmekten ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act on atonement as laid down in Islamic law and usually involving a paymen. atonement. penance. redemption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Günahı örten anlamına gelir. 2.Günahların ödenmesi gereken bedeli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çokluk, bolluk: Kesret-i mahsulât — Ürünlerin bolluğu. 2. Fazlalık, ziyadelik, mübalâğa: Kesret-i zekâ. 3. (tasavvuf) Kalabalık, vahdet zıddı: Kesret içinde vahdet herkese müyesser olamaz. Kesretle = Çok, fazlası ile, pek, fazla, (edebiyat) Cem’-i kesret = Arapça’ da dokuzdan fazla sayı için kullanılan çokluk kipi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثرت] çokluk, bolluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çokça, bolca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bolluk üzre olan, çok fazla, ziyade: Orada böcekler kesretlidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çok, fazla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). 1. Leke çıkarma mesleği, lekecilik. 2. Çırpıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concretely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıt ya da çalma sırasında MiniDisc’in kapasitesini gösteren, ekrandaki grafik çizgisi.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. eritin). Vücut gelişiminin ve zekâ faaliyetinin durması ile kendisini gösteren bir hastalık (kelime Fransızca’da küfür yerine de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cretin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kreten hastalığı-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Creton köyünün adından). Bir çeşit keten patiska veya basma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cretonne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kuvvet, tâkat, iktidar: Kudretim yetmiyor; kudretim yok ki. 2. Tanrı’nın her şeye kaadir olması, kâinâtı kaplamış olan ezelî kuvvet: Kudret-i ilâhiyye. 3. Tanrı yapısı, tabiat, insan eli karışmaksızın vücude gelen şeylerin kaynak ve aslı: Kudretten insan şeklinde bir taş. Kudret helvası = Bazı ağaçlarda olan bir madde. Kudret hamamı = Sıcak mâden suyu, banyo, ılıca, kaynarca. Kudret topu = Gök gürlemesi, Ar. raad. 4. Mâlî iktidar, servet, zenginlik: Kudret sahibi bir zat. 5. Ehil ve bir mevzuda iktidar sahibi, çok geniş bilgili olma, otorite: ilmî kudret, edebî kudret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

might. power. might güç. erk. erke. ability yetenek. wealth zenginlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

might. power. strength. capacity. ability. the omnipotence. force. hand. oomph. rat race. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدرت] güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kuvvet, takat, güç. 2.Allah’ın ezeli gücü. 3.Varlık, zenginlik. 4.Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyl(Erkek İsmi) 5.Ehliyet kabiliyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kudret = güc, Fars. yâften = bulmak). Kuvvet bulan, muktedir olan, gücü yeten: Bu işe kudret-yâb olamadı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(manna): Bir çeşit dişbudak olan fraxinus ornus ağacının torba şeklinde ve içi sıvı dolu yerine yapılan kesiklerden çıkan sıvıdır. İçeriğinde mannit şekeri vardır. Yuvarlak, yassı, billuri, kuru parçalardır. Rengi soluk sarımsı ve içi beyazdır. Kokusu bala benzer. Lezzeti şekerlidir. Suda kolay erir. Kullanıldığı yerler: Kolay kullanılır, hoş bir müshildir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I.). Muktedir, iktidar sahibi, gücü yeter. Kudretlû = Padişahlara verilen unvanlardandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mighty. powerful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powerful. capable. mighty. puissant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(momordica): Kabakgiller familyasından, tırmanıcı, ince gövdeli, bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları saplı ve el gibi parçalıdır. Meyvesi olgunlaşınca, birbirinden ayrılır. Meyveleri 10-15 cm boyunda şişkin ve iki uçta incelmiş şeklindedir. Üzerinde kabarcıklar vardır. Turuncu - sarı renktedir. Ev ilaçlarında, zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mide ülserini tedavi eder. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Yaraların çabuk kapanmasını sağlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). İktidarsız, muktedir olmayan, zayıf, Aciz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotent. incapable. powerless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İktidarsızlık, kuv vetsizllk. Ar. zaaf, acz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. powerlessness. incapability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın gücü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bulanıklık. 2. Gam, tasa, kederli olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swear. curse. vituperate. revile. blaspheme against. abuse. blackguard. blow. call names. rail. revile against smth. revile at smth. slang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blaspheme. revile. swear. to swear. to curse. to blaspheme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to curse. to swear. to become abusive. blaspheme. cuss. rail. use bad language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کدورت] bulanıklık. 2.tasa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) erkek doğan kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Karantina yeri, karantina beklenilen yer, Osıtı. ta’naffuz-hâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüzam veya veba gibi bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği hastane; karantina yeri; (den.) kıç taraftaki erzak ambarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavşan yavrusu, birkaç,,aylık tavşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A book containing the words of an opera or extended piece of music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The words themselves. the words of an opera or musical play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The text of an opera or oratorio. the text of an opera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian for 'little book ' In music, the text or words of an opera, oratorio, or other musical work involving text. text of an opera or sometimes of an oratorio. the text of an opera or an oratorio. The text of an opera or oratorio In the past, it was pri

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The complete book of words for an opera, oratorio, cantata, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The text of a work for the musical theater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The literary text of an extended vocal composition such as an opera or musical comedy, whether or not it is published separately from the music The libretto of a musical comedy is sometimes called its book. text of a dramatic vocal work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That cool book with all of the words to songs and vocal notes Usually rented, so don't loose them and always use pencil. [lih-breh-toh] 'Little book ' The text of an opera, oratorio, or other large-scale vocal work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Text of an opera or oratorio. the words of an opera or musical play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

libretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. İng. -tos, İt. -ti) müz. opera güftesi, opera metni; opera kitabı. librettist i. opera güftesi yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). İtalyan parası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian lira.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

millî eğitim bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gufrân’dan mimli masdar: hareket ismi). Tanrı’nın kullarının günahlarını af buyurması, yarlıgama, rahmet: Allah’tan mağfiret istemek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغفرت] yarlıgama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Allah’ın kullarının günahlarını bağışlaması, örtmesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yarlıgamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAHARET) (i. A.). Bir iş görmede ustalık, beceriklilik, elden iş gelme, marifet, hüner, alışkanlık, ustalık, meleke: Cerrahlıkta mahareti vardır, bu işi büyük bir maharetle yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proficiency. skill. art. dexterity. diplomacy. finesse. hand. handiness. ingenuity. knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهارت] beceri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Becerikli, usta, mahir, hâzik: Maharetli adam. 2. Ustalıkla yapılmış, ustalıklı, hünerli: Maharetli

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilful. proficient. dexterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. proficient. intelligent. perfection to. politic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ustalığı olmayan, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriksizlik,elden gelmeyiş: Bu işte maharetsizliğini gösterdi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. bando önünde caka satarak yüruyen kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kudret» ten masdar). Zor, güç, kudret, iktidar, kuvvet: Ona makderetim yetişmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güçlük, zorluk, çaparazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «özr» den mimli masdar) I. Bir kusur ve kabahatle neticelenen şey, özür: Mâzereti vardır, mâzeret beyân etti. 2. Özür dileme, sebep göstererek af isteme, Ar. İtizâr: Mâzerete lüzum yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. apology. justification. alibi. allegation. peg. plea. putoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alibi. apology. excuse. plea. put-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. alibi. apology. put off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معذرت] özür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [معذرت خواه] özür dileyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan masdar) (c. mefâhir). Övünme, iftihar etme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İftihar duyma, övünme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fakr» dan mimli masdar). İhtiyaç, fakirlik, züğürtlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acılık, Fars. telhî: Zehirin merâreti (mecâzen de kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرارت] acılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İri ve çirkin şey, korkunç yapılı, sevimsiz ve münasebetsiz: Meret bir ayı, bu ne meret şey imiş, bırak şu mereti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cicili bicili, sahte gösterişli, kaba süslü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sürür» dan mîmli masdar). 1. Sevinç. 2. Sevince alt tören, şenlik, düğün, Ar. sûr: icrây-ı meserret. Meserret-bahş = Sevindiren, meserret ve sevinç veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسرت] sevinç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sevinçl(Erkek İsmi) Şenlik, sevinç.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشورت] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Danışma, söyleşme, fikir alışverişi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. minare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: MÜSAFERET) (i. A. «sefer»den masdar). 1. Yolculuk, seyahat. 2. Misafirlik, konukluk: Uç gün misâferette kaldık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış yorumlamak, yanlış mana vermek, yanlış anlamak. misinterpreta,tion i. yanlış yorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Halk ile birlikte yaşayıp hoş geçinme, (bk.) Adâb-ı muâşeret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «büdûr» dan masdar). Hırsla ve gayretle başlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cbeşr» den mesdar). 1. Girişme, tutuşma, başlama: O kitabın yazılmasına bugün mübâşeret edeceğim. 2. Cinsî münasebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ctvâr» dan masdar). 1. Komşuluk. 2. Bir büyük türbenin veya mâbedin yanında yalnızlığa çekilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜCERRED) (I. A.). 1. Tecrtd edilmiş, soyulmuş. 2. Bekâr. 3. (gramer) Yalın hâl. 4. Yalnız, ancak. 5. (felsefe) Soyut (y. k.), (Fr. abstralt).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. inert. isolated. free. plain. pure. distinct. infinity. single.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). Mücerret olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muflharet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «gayr» dan). Başka türlü olma, uymama, uygun olmayış, farklılık, muhalefet: Bu iki şey arasındaki mugayeret açıktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغایرت] zıtlık, aykırılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten). Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye göçme, hicret, göç: Bu yıl çok muhâceret oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emigration. immigration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهاجرت] göç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefret» ten masdar) (c. münâferât). Biribirinden nefret etme, sevişmeme: İki ortak arasında münâferet vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «retb.den imef.) (mü. mürettebe). 1. Tertip olunmuş, sıralanmış, sıraya konmuş. 2. Kurulmuş, uydurulmuş, yalandan düzenlenmiş. 3. Tayin ve tahsis olunmuş, hususî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Maaş ve tâyinât: Hazineden mürettebatı vardı. 2. (denizcilik) Savaş gemisinin insan mevcûdu; yolcu vapurları ve şilebleri kullanan vazifelilerin tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. complement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. flight crew. ship's crew. man. member of the crew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müretteb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜRETTİB) (i. A. «retb» den imef.) (mü. mürettibe). 1. Tertip eden, sıraya koyan, kuran, hazırlayan, (i. A.) (bu mânâsı Türkçe’ye mahsustur). 2. Matbaada harfleri dizen işçi: Matbaa mürettipleri, başmürettip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typesetter. composition. compositor. maker up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Matbaalarda yazıların dizildiği ve sayfa hâlinde tertip edildiği yer ve servis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harfleri dizme işi: Matbaada mürettiplik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebere» den mas.) Devamlı uğraşma, direnme, sabırla çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «retb»den if.) (mü. müterettibe). 1. Sıralanmış, sıra ve düzene girmiş. 2. Ait olan, düşen: Bana mürettib görevle. 3. Doğan, netice: ihmalden müterettlb yanlıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan masdar). Arka çıkma, yardım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

girişilmek, işe başlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرتب] düzenlenmiş, tertip edilmiş. 2.dizilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرتب] dizgici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظاهرت] destek, yardım, arka çıkma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nazar, nazâret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tazelik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İsrail'de Nasıra şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tazelik, taravet, (bk.) Nazar, nazâret.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Tazelik. 2.Bakma, bakış. 3.İdare, reislik. 4.Nazırlık. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nâdir olma, seyreklik, az bulunan şeyin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scarcity. rarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ندرت] azlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Azlık, seyreklik, az bulunurluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ürküp kaçma. 2. Tiksinme, ikrâh etme: Bu yemekten bana nefret geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hate. hatred. disgust. detestation. abhorrence. loathing. animosity. abomination. animus. antipathy. aversion. contempt. despite. dislike. distaste. down. enmity. execration. horror. odiousness. odium. repugnance. repulsion. miso-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergy. aversion. distaste. gall. hate. hatred. loathing. outrage. repugnance. repulsion. venom. disgust. dislike. detestation. animosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrence. aversion. hate. hatred. loathing. detestation. strong dislike of sth. abomination. bloody. disgust. dislike. horror. odium. rancour rancor. repugnance. repulsion. revulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhor. detest. hate. loathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hate. to loathe. to detest. to abhor. to have a strong dislike of sth. abominate. despise. execrate. to hate one's guts. look down one's nose at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrent to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaymak. 2. Yayınlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to publish. to broadcast. to spread. to diffuse. disseminate. give off. promulgate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net rate / wage. net rate. net wage. nominal wage. take-home wage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan). 1. Bakma, bakış, etrafı görme, seyir: Bu evin, bu tepenin güzel nezâreti vardır. Bir tahta perde çekip evin nezâretini kesti. 2. Gözetme, teftiş, yoklama, muayene: İşçilere nezâret edecek bir mühendis lâzım. 3. İdare, başkanlık: Bu işe kim nezâret ediyor, bu iş onun nezâretindedir. 4. Bakanlık: Dâhiliye, hâriciye, mâliye, maârif nezâreti. 5. Eskiden bakanlık sayılmayan büyük devlet teşkilâtından bazıları: Hazîne-i hâssa nezâreti, reji nezâreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surveillance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custody. supervision. arrest in quarters. prospect. view. ministry bakanlık. surveillance gözaltı. gözetim. inspection denetim. kontrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. supervision. surveillance. superintendence. overseeing. ministry. state department. portfolio. control. oversight. overlooking. office. outlet. auspices. charge. custody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نظارت] nazırlık. 2.gözetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punctuation marks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. T.) (musiki). Nota yazısında her türlü nüansı gösteren işaretler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yardım, Tanrı yardımı. 2. Zafer, muzafferiyet, galebe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نصرت] Tanrı’nın yardımı. 2.üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Yardım. 2.Allah’ın yardımı. 3.Zafer, muzafferiyet. Basan, üstünlük. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin yardım ettiği. 2.Dinin başarılı temsilcisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctrine. creed. ism. tenet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctrine. teaching. teaching doktrin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. doctrine. principles. tenets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

didactic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

didactic. instructive. educational didaktik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

educational. instructive. didactic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirilmek, tahsil vermek: ilim beş günde öğretilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be taught to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be taught to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belli bir maksatla gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. education. teaching. schooling. tuition. schoolteaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

education. instruction. schooling. teaching. tuition. schooling tedris. tedrisat. talim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

education. instruction. schooling. training. teaching. tuition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

don. professor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

don. professor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

academic year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. indoctrination. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bilmeyene bilmediği şeyi bildirmek: Sana bunu kim öğretti. 2. Ders vererek bir ilim, san’at vesaireyi kazandırmak. 3. Terbiyesini vermek, te’dib etmek: Yap, yap da ben sana öğretirim. 4. Yol göstermek. Akıl öğretmek = Yol göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teach. instruct. show. enlighten. indoctrinate. initiate. introduce. profess. school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. educate. indoctrinate. instil. instruct. school. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to teach. enlighten. inculcate. instruct. introduce. process in. school. show. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Muallim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teacher. instructor. schoolteacher. master. mistress. dominie. indoctrinator. preceptor. schoolma'am. schoolmarm. schoolmaster. schoolmistress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teacher. instructor. schoolteacher. master. mistress. dominie. indoctrinator. preceptor. schoolma'am. schoolmarm. schoolmaster. schoolmistress. don. educationist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teacher. crammer. educator. instructor. preceptor. school master. schoolteacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preceptorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. profession/duties of a teacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a teacher. mastership. profession of teaching. scholastic profession. schoolteaching. teaching job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preceptorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. profession/duties of a teacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a teacher. mastership. profession of teaching. scholastic profession. schoolteaching. teaching job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Küçük opera. Yer yer musiki ile konuşmaların karışık olduğu hafif sahne eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operetta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operetta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. operet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondary education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yayılmış, serilmiş, uzanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polyurethane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polyurethane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.yapar gibi görünmek, yalandan yapmak, taslamak; taklit etmek, benzetmek; (to ile) iddiada bulunmak. pretend illness yalandan hasta olmak, sayrımsamak. pretend to be a scholar bilginlik taslamak. pretend to the throne tahtta hak iddia etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hakkı olmadan bir şeyi isteyen kimse, özellikle krallık tahtında hak iddia eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. pretence i. hile, bahane, hileli söz. false pretenses sahte görünüş, sahte tavır. make a pretense of yapar gibi görünmek, yalandan yapmak. on the slightest pretense en ufak bahane ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iddia, hak iddiası, istek; haksız istek veya iddia; gösteriş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gösterişçi, kurumlu. pretentiously z. gösterişle. pretentiousness i. gösterişçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) -den öte, ötesinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insanüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., gram. geçmiş zamanı gösteren; i. geçmiş zaman kipi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) vaz geçmek; ihmal etmek; göz önünde tutmamak. pretermission i. ihmal; vaz geçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olağandışı; doğaüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bahane, sözde sebep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. praetor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Pretoria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. güzelleştirmek, gereğinden fazla süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. güzel, hoş, sevimli, latif; iyi, âlâ; k.dili epey büyük; z. oldukça, epeyce, hayli. pretty difficult hayli güç. pretty much the same hemen hemen aynı, yine öyle. pretty well suited iyi uymuş. a pretty mess berbat iş. cost a pretty penny çok p

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üstü tuzlanmış bir çeşit gevrek halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pirekapan, bot. Pyrethrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. hummaya ait, humma ilâcına ait; i. humma ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. humma ilmi, piretoloji, ateşli hastalıkları inceleyen tıp dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) teessüf etmek, müteessif olmak, kederlenmek; pişman olmak, hasretini çekmek; (i.) esef, keder; pişmanlık; (eks.) (çoğ.) itizar, esef. send one's regrets davete gidemiyeceğini bildiren mesaj yollamak. regretful (s.) esef ve kederle dolu, ked

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student advisor adviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. f .perakende satış; s. perakende; f. perakende olarak satmak; ayrıntılarıyle anlatmak: tekrar anlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. alıkoymak tutmak, elinde bulundurmak; ücretle tutmak (avukat, uzman); akılda tutmak unutmamak. retainable s .elde tutulabilir. retaining wall istinat duvarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hizmetli; alıkoyan kimse: huk. avukat tutarken yapılan anlaşma; vekalet ücreti; tar. tımar ve zeamet sahiplerinin buyruğunda bulunup bazı hizmetlerle yükümlü kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dengiyle karşılamak, misillemek: intikam almak. retalia'tion i. misilleme, kısas, aynen karşılığını yapma. retaliative, retaliatory s. misilleme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. i. geciktirmek; tehir etmek, geriye bırakmak; gecikmek; i. tehir; gecikme, geciktirme. retarda'tion i. tehir, geciktirme; geciktiren şey; gecikme süresi. retardative s. geciktirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kusmaya çalışmak, öğürmek. i. öğürme, kusma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. retia) anat. şebeke, ağ (sinir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (retold) tekrar anlatmak; yeniden saymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alıkoyma, hatırlama yeteneği, zihinde tutma; tıb. idrar tutulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alıkoyan tutan; hatırda iyi tutan. retentively z. iyice hatırda tutarak. retentiveness i. iyice hatırda tutma. retentiv'ity i. tutma kabiliyeti; fiz. mıknatısiyeti tutma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağız sıkılığı, sır saklama, sükut etme, susma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sır saklayan, ketum, çok konuşmaz, suskun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dürbünün göz merceğine yerleştirilen çizgi veya telden ibaret ağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağ şeklinde, ağ gibi, karışık, dolaşık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. ağ şekline koymak; şebeke gibi göstermek veya yapmak; s. ağ gibi, şebekeli; bot. ağsı, retikulat. reticulation i. şebekeleşme, ağ gibi olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadına mahsus ufak el çantası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağ, şebeke; anat. ağcık, ağ, retikül; zool. gevişgetiren hayvanların ikinci midesi, börkenek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağ gibi, ağ şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

anat. ağ tabaka

Göz yuvarlarının iç yüzeyinde görme sinirinin yayılması ile beliren, ışığa duyarlı, ağımsı bölüm.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The delicate membrane by which the back part of the globe of the eye is lined, and in which the fibers of the optic nerve terminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Eye. the light-sensitive membrane covering the back wall of the eyeball; it is continuous with the optic nerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The retina is the light-sensitive layer of tissue that lines the back of the eyeball, sending visual impulses through the optic nerve to the brain. a layer of fine sensory tissue that lines the inside wall of the eye The retina acts like the film in a cam

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thin lining at the back of the eye that converts images from the eye's optical system into electronical impulses sent along the optic nerve for transmission to the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of receptors at the back of the eye that forwards information to the optic tract and eventually to the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The retina is a thin tissue at the back of the eye that contains several cell types that are similar to brain cells since they are all neurons The cell types include photoreceptor neurons and other types of neurons The photoreceptor cells of the retina ab

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light-sensitive layer of nerve cells that lines the back of the eyeball It sends visual impulses through the optic nerve to the brain The macula is in the center of the retina and is made up of cones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light sensitive part of the back of the eye that corresponds to the film in a camera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The nerve tissue that lives at the back of the eye, similar to the film in a camera, which takes the image you are looking at and transmits it to the brain through the optic nerve This area is nourished by a web of very fine blood vessels The layers of ce

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thin tissue in the back of the eye that receives an image formed by the lens and converts it to electrical impulses carried by the optic nerve to the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner layer of tissue at the back of the eye that is sensitive to light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Located at the back of the eye, the retina's photosensitive cells convert light images into electrical impulses for the optic nerve The optic nerve sends those impulses to the visual part of the brain, where they are interpreted into what we know as 'sigh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light-sensitive cell layers of the inner lining of the back of the eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The delicate lining at the back of the eye that forms light into images that it sends to the brain See the Retina FAQ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of cells at the back of the eye which are sensitive to light and upon which the image formed by the lens is focused The image is then carried to the brain by the optic nerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light-sensitive tissue at the back of the eye that transmits visual impulses via the optic nerve to the brain. the layer of light-sensitive cells lining the back of the inside of the eye; consists of rods and cones. the light-sensitive membrane covering t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. ağtabaka, retina. detached retina kopuk ağtabaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek mevki sahibi birinin refakatinde bulunan heyet, maiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çekilmek, bir köşeye çekilmek, kendi odasına çekilmek; yatmaya gitmek emekliye ayrılmak, geri çekmek (askeri); tedavülden çıkararak karşılığını ödemek (bono); gümrükten çekmek (malını); emekliye ayırarak hizmetten el çektirmek; (beysbol) vurucuyu oy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. münzevi; tekaüt, emekli. retired list emekliler listesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işten çekilme, tekaütlük, emeklilik; inziva yeri, inziva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. utangaç, sıkılgan, çekingen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Yırtık ve yarık yapıştırıp tâmlr etmek. Retk ü fetk = İdare, idareci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رتق و فتق] bir işi iyi idare etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhetoric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sermocination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. retortion.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. isnada veya siteme karşı isnat veya sitemle cevap vermek; sert cevap vermek; karşılık vermek; i. karşılık, cevap; kötü sözü sahibine iade etme, mukabele. the retort courteous nezaketle verilen aksi cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., kim. imbik; f. imbikte ısıtarak damıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arkaya doğru ;bükme veya eğme; huk. aynı ile mukabele,misilleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. düzeltmek, yeniden tashih etmek; yeniden gözden geçirmek; foto. rötuş etmek; i rötuş edilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir çizginin üstünü tekrar çizmek; izini takip ederek geriye veya kaynağına gitmek. retraceable s. izi takip olunabilir, izlenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geri çekmek; sözünü geri almak. retractable s. geri alınabilir. retractation i. sözünü geri alma; cayma, sözünden dönme. retraction i. geri çekme veya çekilme; sözünü geri alma. retrac- tile s. geriye veya içeriye çekilebilir. retractive s. geri çe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. lastik kaplamak; i. kaplanmış lastik; (argo) mesleğini değiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çekilmek, geri çekilmek; düşman önünden çekilmek, geri kaçmak; geriye kaçırmak, geriye çekmek; i. geriye çekme veya çekilme, geriye kaçma; geri çekilme işareti; inziva köşesi, çekilecek yer, sığınak; tımarhane; şifa yurdu; koy evi, tenha yer;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. azaltmak, kısmak, indirmek; gidermek, kaldırmak. retrenchment i. tasarruf, idare; kale veya metrisin iç tarafında yapılan hendek veya metris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karşılıkta bulunma; mükâfat veya ceza verme; günah cezası. retrib'utive, retributory s. ödül veya ceza verme eğiliminde, ödül veya ceza kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tekrar ele geçirilebilir, tekrar yerine getirilebilir, kazanılabilir, düzeltilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tekrar ele geçirmek; tekrar kazanmak veya düzeltmek; tazmin etmek, çaresini bulmak; bulup getirmek (köpeğin yaralı veya ölü avı bulması gibi); i. tekrar ele geçirme; düzeltme; tazmin; avı bulup getirme. retriever i. vurulmuş avı bulup geti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tepki yapmak; huk. evvelce olanları da kapsamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepki, reaksiyon; huk. evvelce olanları kapsama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evvelce olanı kapsayan (kanun). retroactively z. evveliyatı kapsayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. iade etmek, geri vermek; geri çekilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geri dönme, geri çekilme; geri verme, iade, ilk sahibine verme; gerileme. retrocessive s. geri verme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geriye bükük. retroflex'ion i. geriye dönme veya kıvrılma; anat. rahmin ters dönmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. geriye doğru giden, gerileyen; karşıt; yozlaşan; astr. hareket etmeyen yıldızlara göre doğudan batıya dogru gider gibi görünen; f. geriye gitmek; yozlaşmak; astr. doğudan batıya doğru gerileme devimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gerilemek, geriye gitmek; bozulmak, yozlaşmak. retrogres'sion i. geri gitme, gerileme; bozulma, yozlaşma. retrogres'sive s. gerileyici; yozlaşan. retrogressively z. geri giderek, gerileyerek; bozularak, yozlaşarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzay gemisi veya roketin hızını kesen yardımcı roket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geriye doğru eğik, arkaya doğru bükülmüş, geriye dönük. retrorsely z. geriye yönelerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geçmiş şeyleri düşünme; geçmişe bakış; f. geçmiş şeyleri hatırlamak, geçmişi düşünmek. retrospec' tion i. geçmiş şeyleri hatırlama, geçmişi düşünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçmişi hatırlayan; geçmişi ele alan; geriye dönük; huk. önceyi kapsayan, makabline şamil. retrospectively z. geçmişi hatırlayarak; huk. makabline şamil olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rétrospective

dünden bugüne

Sanatçının özellikle ilk dönemlerinde meydana getirdiği eserlerinden oluşmuş (sergi).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

Retrospektif, “geriye bakış” anlamına gelir. “Retrospektif Sergiler” ise, bir sanatçının sanat yaşamı boyunca gerçekleştirdiği yapıtlardan örneklerin irdelendiği ve değerlendirildiği toplu sergilemeler için kullanılan bir terimdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ucu yukarıya doğru kalkık (burun).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geriye çevirme veya çevrilme; geriye bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden yargılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geri dönmek, geri gelmek, geri gitmek, avdet etmek; eski sahibine dönmek; yanıtlamak, cevap vermek; mukabele etmek; geri getirmek; geri göndermek, iade etmek; ödemek; (kar) sağlamak, getirmek; (tenis) iade etmek (topu); resmen ilan etmek veya bild

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dönüş, geri dönüş, geri geliş, geri gidiş, avdet; geri getirme; geri gönderme, iade; eski haline dönüş; tekrar tutma, nüksetme; tekrar olma; kâr, kazanç, hasılât, faiz; resmi rapor; çoğ. istatistik cetveli. return address gönderenin adresi. return

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. çökük, tepesi yuvarlak ve hafif girintili (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. süvari subay çantası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be patient. endure. forbear. bear with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbear. to be patient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be patient. to show patience. possess one's soul in patience. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “sadr”dan). Sadrda, başta bulunma, öne geçme, başkanlık. 2. Sedâret-i uzmâ, sadrâzam makamı, sadrâzamlrk, imparatorluk devrinde başbakanlık. Sadârete geçmek — Sadrâzam olmak. Sadâret müsteşarı, sadâret mektupçusu (özel kalem müdürü). 3. Rumeli ve Anadolu kadıaskerliği pâyesi ki, fiilen bu iki görevde bulunanlara «sadreyn efendiler» denir ve şeyhülislâmdan sonra gelirlerdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صدارت] sadrazamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. sadâret = başkanlık, Fars. penâh = sığınak). Sadrâzamlara verilen bir unvan ve saygı hitâbı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sadârete ve sadrâzama ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صدارت پناه] sadrazam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Beytü’l-Makdis’de Beni İsrail peygamberlerinin ibadet ettikleri meşhur kaya. Hz.Peygamber (s.a.s) Miraç gecesinde semaya buradan çıkmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Şaşmaya değer, şaşılacak, hayret edilecek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Olma, edilme, kılınma, bir hâlden diğer bir hâle değişme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gizli, saklı, hafi, mektum; esrarlı; mahrem; i. sır, gizli şey; anlaşılmaz şey, muamma. secret police gizli polis teşkilatı. secret service hafiye teşkilâtı. secret society gizli cemiyet. an open secret herkesçe bilinen sır. in on the secret s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sekreterliğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müdüriyet, müdüriyet personeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sekreter, özel kâtibe, kâtip, yazman; bakan; bir çeşit yazıhane (kıs. sec., secy., sec'y). secretary bird Güney Afrika'ya mahsus yılan avlayan bir kuş. Secretary of State A.B.D.'nde Dış işleri Bakanı. secretary treasurer i. hem sekreter hem vezne

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gizlemek, saklamak; biyol. salgılamak, ifraz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. onikiparmak bağırsağında bulunan bir hormon, sekretin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. salgılama, salgı, ifrazat; gizleme, sır saklama, ketumiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sır saklayan, sıkı ağızlı, ketum; tıb. salgılayan. secretively z. gizliliğe meylederek. secretiveness i. gizlilik, gizliliğe meyletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. vücutta sıvı madde hasıl eden, ifrazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Elçilik, elçi vazifesi: Sefâretle Avrupa’ya gitmişti. 2. Bir yabancı devlet nezdinde bulunan sefirin unvanı, sıfatı ve yeri, elçilik: Paris sefâreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassadorship. embassy. legation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embassy. legation. ambassadorship. envoyship. embassy building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سفارت] elçilik, büyükelçilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embassy. legation. building housing the residence and office of an ambassador or envoy. embassy building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سفارت خانه] elçilik binası, elçilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Bir sefir ile maiyyeti heyetinin makamı ve resmî dairesi, elçilik: Londra’da Türk Sefarethanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Kâtip. 2. (gazetecilik) Gazete ve mecmualarda sayfa planı yapan gazeteci, «teknik sekreter» de denir. Genel sekreter .= Bir teşkilâtın umumî işlerini idare eden şahıs: Parti genel sekreteri; Birleşmiş Milletler genel sekreteri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretarial. secretary. girl friday. amanuensis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretary. typist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretary. amanuensis. girl friday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretarial. secretaryship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretariat. secretaryship. secretarial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a secretary. secretryship. office where secretaries work. secretariat. secretarial work. secretaryship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secretariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kanzlei.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Çeşitli mezhepleri veya fikirleri toplayıp birleştiren bir doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şer işleme, fenalık, kötülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şer işleme, fenalık, kötülük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرارت] kötülük, şerlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yengeç, çağanoz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرطان] yengeç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şirret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şenlik (Ar.’daki mânâsı: Hilekârlık ve şaklabanlık).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شطارت] neşe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Neşe, sevinç, şenlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruising. sailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). 1. Eğlenmek için bakmak. 2. Yol almak. Seyret = Beklenmedik bir şey olacağını anlatır: Sen şimdi curcunayı seyretl (bk.) Seyir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watch. look at. view. see. behold. contemplate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steer. watch. to look. to travel. to watch. to sail. to cruise. to look on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to watch. to look at. to navigate. to move. to proceed. to progress. to develop. admire. behold. contemplate. cruise. kibitz. look on. oversee. spectate. steer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سدرة المنتها] uzayda bulunduğu varsanılan ve ötesine geçilemeyen bir ağaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1) Aynı sanat yapıtı üzerinde farklı anlayış, üslup ya da akımların sentezleşmemiş nitelikte bir bütün olarak yer almaları durumu. (2) Bir ülkede sanatsal yaratımın henüz sentezine ulaşamamış, dolayısıyla farklı odakların etkilerini seçilebilir biçimde yansıtması durumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Siyer). 1. Bir insanın ahlâkı, tabiat ve karakteri, zıddı: sûret: SÜret ve streti güzel. 2. Macera. 3. Biyografi. 4. c. Hz. Muhammed’in biyografisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيرت] hal ve gidiş. 2.biyografi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bir kimsenin manevi durumu, hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş. Hal tercümesi. - Hz.Muhammed’in hal tercümesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Huysuz, geçimsiz, yaygaracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tartar. malicious. quarrelsome. bad-tempered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman who has a railing tongue and a bad temper. bitch. bitchy. clamorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شرت] kötülük. 2.kötü insan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Huysuzluk, yaramazlık, hırçınlık: O çocuğun şirretliği çekilir şey değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sİret.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabani şeker havucu, bot. Sium sisarum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ad verme, ad, san, ün: Filan yerde onun şöhreti vardır, çok şöhret kazandı, buldu. O fabrikanın şöhreti dünyayı tutmuştur. 2. Bir kimsenin herkesçe bilinen isim, mahlas veya lakabı: Kâtip Çelebî’nin Avrupa’ca şöhreti Hacı Halîfe’dir. Şöhret-i kâzibe = Haksızca kazanılan şöhret: Filan şâirin kazandığı şöhret bir şöhret-i kâzibedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bays. fame. laurels. reputation. renown. publicity. celebrity. distinction. kudos. notability. notable. odor. odour. prominence. record. rep. report. repute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

celebrity. eminence. fame. name. record. renown. reputation. repute. standing. stardom. repute ün. famous person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fame. renown. reputation. famous person. agnomen. celebrity. character. distinction. glory. honour. lustre luster. mark. name. notability. note. prestige. prominence. prominent. publicity. rep. report. repute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهرت] ün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şöhretli, ünlü, şöhreti ağızlarda dolaşan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. şöhret = nâm, şiâr = iz). Şöhretli, meşhur, ünlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

famed. famous. celebrated. illustrious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

famous. reputed. famed. renowned. celebrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهرت شعار] ünlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda zırhı tamamlayan esnek çelik ayakkabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

question mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

question mark. interrogation / question mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. operet ve güldürülerde oynak hizmetçi kız rolündeki oyuncu, subret; hoppa genç kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örümcek ve ipekböceğinin iplik salan uzvundaki memeciklerden her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. uzatmak; sermek, germek, yaymak; çekip uzatmak; abartmak mübalağa etmek, büyütmek; yere sermek; gerinmek; gerilmek, yayılmak serilmek; açılmak; uzamak; i. germe geriliş; gerginlik; geniş yer; sıra ile uzanan şey; uzam; aralıksız süre; döne

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geren şey veya kimse; duvar boyunca enine konulan taş veya tuğla; hatıl; iki çatı direğini bağlayan direk; hasta veya ölü taşımaya mahsus teskere, sedye. stretcherbearer i. sedye taşıyan hastabakıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. stretching

sp. gergevşet

Birbirine yaklaşık bükülü vücut bölümlerini, gerici kasların çalışmasıyla birbirinden iyice uzaklaştırma.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işçilerden aynı ücretle fazla iş talep etme; işçilerin maksatlı olarak işi yavaşlatmaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. vücudu saran elastiki kayak pantolonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. hızı gitgide artan kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T ). Tanrı’ya, verdiği nîmetierden dolayı, teşekkür etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be thankful. be grateful for. thank. bless. praise. return thanks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

praise. to thank God. to give thanks to. to be grateful for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thank God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed, -ing; -ted, -ting) i. kükürtle karıştırmak, içine kükürt katmak; i. sülfid. sulfuretted hydrogen kükürtlü hidrojen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Esmerlik, koyu renk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sümre).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. tebeşir tabakalarının üstünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. suver) (Arapça terkiplerde «sûre» şeklinde bulunur). 1. Dışarıdan görünüş, şekil, kılık: Sureti güzel bir insan. 2. Dış gösteriş, samimî olmayan hal: Mânâ ve gerçek arayanlar sûrete ehemmiyet vermezler. 3. Türkçe’de: «surat» Yüz, çehre. 4. Tarz, uslûb, tavır, gidiş: İşin bu suretle halli mümkün değildir. 5. Takdir, hal: O surette iş değişir. 6. Resim, fotoğraf: SÜretini çıkartmış. 7. Nüsha: Yazının sûretini çıkarıp gönderiniz. 8. (Surat) Abusluk, yüz ekşiliği: Bana surat ediyor, surat gösteriyor; Surat asmak — Çehre ekşitmek, Hüsn-i sûret = Bir meseleyi iyi bir şekilde halletme. Sûret-i tesviye = Fr. Arrangement kelimesinin tercümesidir ki uyuşma demek olup bilhassa siyasette kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circs. copy. duplicate. exemplar. transcript. counterpart. ditto. repetition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. facsimile. transcript. appearance. form görünüş. biçim. manner. way biçim. yol. tarz. duplicate nüsha. face yüz. çehre. replica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. form. image. shape. transcript. figure. way. manner. phase. transcription. duplicate. carbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صورت] yüz. 2.çare. 3.biçim. 4.tarz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. sûret = şekil, F. nümûden = göstermek). Şekil ve sûretini gösteren, vücut bulan, vücude gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. sûret = şekil, F. pezîreften = kabul etmek). Şekil ve sûret alan, hâsıl olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. sûret = şekil, F. yâften = bulmak). Şekil ve sûret bulan, husûle, vücuda gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hal. A.) (ve daha doğrusu «sûreten»). Görünüşte: Bize sûretâ güleryüz gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outwardly. affected. put-on. assumed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صورتا] görünüşte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صورتگر] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kefil, rehine; teminat, emniyet. stand surety kefil olmak. surety ship i. kefalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Nota yazısında kullanılan ve aslî seslerden sayılmayan ses işaretleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabukluların karnı altında bulunan yüzgeç ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birbirinden farklı prensip veya partilerin birleştirilmesi; dilb. birbirinden farklı iki kipin zamanla aynı şekli alması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (farklı düşünceleri) birbirine uydurmaya çalışmak. syncretist i. iki tarafı birleştirmeye çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satenden çizgileri olan mobilyalık ipekli bir kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak dümbelek; arkasız iskemle, tabure; elişi için kasnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Temizlik. 2. Şer’İ yıkanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleanliness. purity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طهارت] temizlik. 2.temizlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

temizlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cleanse oneself (especially after urinating or defecating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Harp gemilerinde veya kalelerde topun makine kısmını ve topçuları koruma maksadıyla yapılan zırhlı kule.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kere veya bazı kere, daha sonra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answerphone. answering phone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answering machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being incumbent on. falling to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be incumbent on or upon. to fall to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rütûb» dan). 1. Sıralanma, sırasında olma, sırası gelme. 2. Ait olma, icap etme, gerekme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ترتب] gerekme. 2.üzerine görev düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gerekmek. 2.üzerine görev düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) at koşumunda dizginlerin geçirildiği halkaların biri; köpek tasmasındaki halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Notayı süsleme işaretleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nazariyeye ait, nazari, kuramsal. theoretically (z.) kuramsal olarak. theoretics (i.) bir ilmin nazari kısmı, nazariyat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) ona, o yere, o şeye; ilâveten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) o vakte kadar, o zamandan evvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Toprak mahsullerini veya sanayi mamullerini alıp satarak, alış ve satış arasındaki fiyat farkından faydalanma. 2. Ticarî çalışmadan elde edilen istifade, temettü: Bu sene hayli ticaret ettik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercantile. trade. commerce. business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. commerce. trade. traffic. trading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. commerce. trade. traffic. trading. boom. business trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial attaché. commercial counsellor. commercial secretary. trade service diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commodity exchange. commercial exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercantile fleet. commercial fleet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merchant marine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trader. merchant ship. merchant vessel. merchantile vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial port. trading port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial court. tribunal of commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emporium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial centre. emporium. centre of trade. trading / commercial center. central business district. centre center of trade. business center. commercial domicile. hub of commerce. merchandise mart. business centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber of commerce. trade chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commercial register. commercial registry. trade register. commercial / trade register. business index.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be engaged in business. to trade. to carry on a business. carry on commerce. merchandise. monger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ticaret, Fars. gâh = yer). Ticaret yeri, ticaret yapmaya elverişli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. firm. trading house. business concerns. business establishment. business firm. business house. incorporated business. commercial house. commercial concern. trading concern. trading firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تجارت خانه] ticaret yapılan işyeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ticareti olan, ticaret yapmaya elverişli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quotation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inverted comma. quotation marks. inverted commas. turned commas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Titremesine sebep olmak, çok korkutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pulsate. quiver. vibrate. to cause to tremble. to quiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb / sth to shiver / to tremble / to shake / to quiver / to flutte. to cause to flatter. to flicker. to terrify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plus sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., A.B.D., ask. çok gizli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meydana çıkarılan sahipsiz define.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. trottoir

yaya kaldırımı

Sokaklarda, caddelerde yürümek için yapılmış yüksekçe yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inventor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derivation. creation. formation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derivation. invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Türemesini sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form. make up. create. to bring into existence. to create. to derive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb / sth spring up. to derive from (another. derive. invent. reproduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. ufak kule; ask. döner taret. turret deck den. taret güvertesi. turret gun taret topu. turret lathe torna tezgahı. turreted s. kule biçimindeki; kuleli, taretli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ücûr, ücûrât). 1. Emeğe karşı verilen para, hak, gündelik, maaş: Ücretli işler. 2. Bir okula, otele ve benzer yerlere verilen para, kira. 3. Posta, telgraf, demiryolu vesaireye verilen para: Ücreti verilmemiş bir mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dues. fee. charge. terms. payment. wages. pay. wage. salary. earnings. rate. emolument. hire. honorarium. remuneration. stipend. wage rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emolument. fee. pay. payment. rate. screw. wage. wages. cost. price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wage. fee. charge. compensation. disposable income. emolument. hire. honorarium. kickback. pay. quittance. rate. rate regulation. remuneration. reward. stipend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ücret karşılığında, ücretle olan, paralı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. salaried. gainful. mercenary. stipendiary. wage earner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paid. salaried. that has to be paid for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wage earner. with cost. mercenary. salary earner. stipendiary. wage- earning man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hired gun. mercenary troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ücret alınmaksızın, parasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpaid. free. free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpaid. free. gratis. complimentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free-of-charge. no charge. without charge. clear of charges. gratuitous consideration. cost- free. without cost. costless. free of charge. free offer. free of payment. honorary. nonremunerative. without payment. without remuneration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. leylek ve balıkçıla benzer Afrika'ya mahsus bir kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakan muavini, bakan muşaviri, müsteşar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclamation mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclamation mark. point of exclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (uyd. k.). Bir enerjiyi elektrik akımı hâline çeviren Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generator. generator jeneratör.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sidik yolu, idrar yolu, siyek, uretra. urethral s. idrar yoluna ait, uretral. urethrotomy i. idrar yolunu açma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, anat. idrar yolu, siyek tıb. idrar yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idrar yolunun içini gösteren alet. urethroscopy i. bu aletle idrar yolunun içini muayene etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. idrara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üretimle uğraşan kimse, müstahsil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproductive. generative. producer. manufacturer. breeder. grower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer. grower. producing. generating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeder. fabricant. fabricator. generating. generator. grower. maker. manufacturer. manufacturing man. producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Biyolojik kütleleri üretme ve değiştirme yeteneğine sahip organizmalardır. Ototrof (kendibeslek) organizmalar. Bunlar, inorganik maddelerden organik madde üreten canlılardır. Eğer bu üretim için güneş enerjisini kullanılırsa, bunlara fotoautotrof, kimyasal enerji kullanırlarsa kemauototrof denmektedir. Her iki grup canlıya birden “birincil üreticiler-primer üreticiler” denmektedir. İkincil (sekunder) üreticiler ise birincil üreticilerin meydana getirdiği organik maddelerle beslenerek bunlardan yeni ürünler meydaha getirirler. Bunlara hetetrof organizmalar, sekunder üreticiler denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bitkilerden ve hayvanlardan ürün sağlama işi, istihsal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. manufacture. output. generation. outturn. procurement. turnout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generation. making. output. production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. business corporation. manufacture. manufacturing. marginal analysis. output. outturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

means of production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir ekosistemdeki organik madde üretimini belirlemeyi, inceleme ve araştırma konusu olarak almış bulunan ekoloji dalıdır. Ekosistemdeki madde üretimiyle, enerji tüketimi arasındaki ilişkileride inceleyen toplum ekolojisi dalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relations of production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producers'cooperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Dinlenme ve eğlenme amacına hizmet eden peyzajların aksine, sadece tarım ve endüstri amaçlı kullanım için yararlanılan peyzajlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

productive. reproductive. producing. procreative. active. generative. originative. copious. fertile. prolific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fertile. productive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

productive. fertile. generative. prolific. reproductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproductivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fertility. productivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

productivity. productivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generation. breeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeding. fabricating. fabrication. manufacturing. producing. propagation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (hayvan ve ürünleri) Yetiştirip çoğaltmak, cinslerini arttırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breed. produce. propagate. manufacture. fabricate. generate. churn out. grow. incubate. procreate. procure. put out. turn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

machine. procreate. produce. propagate. raise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generate. breed. effect. fabricate. make up with. manufacture. produce. propagate. turn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Zor, güçlük, zahmet. 2. Zarûret, darlık, sıkıntı, (tıp) Usret-i bel’ = Yutkunamama. Usret-i bevl = Sidik zoru. Usret-i teneffüs = Nefes darlığı. Usret-i hayz = Kadınların muntazam Adet görmemesi. Usret-i hazm = Hazımsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عسرت] güçlük, sıkıntı, zorluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circumflex. hold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجرت] hizmet karşılığında verilen para.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واحسرتا] eyvahlar olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bolluk, çokluk, Ar. kesret. Vefretle = Pek çok ve bol olarak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Çokluk, bolluk. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney's fee. counsel fees. attorney's retainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arka yüzü pamuklu kadife.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vezirlik, vezir rütbesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وزارت] vezirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nışadır ruhu koymaya mahsus kapağı delikli şişe, koklama şişesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (bağlaç) neye; (bağlaç) neye, ne için.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. telle gizlice dinlemek; i. telle gizlice dinleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telle gizlice dinleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sefil kimse, biçare kimse, zavallı kimse; alçak adam, habis kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü haldeki, perişan, sefil; üzgün, bitkin, bezgin; kötülük getiren; menfur, kötü; alçakca, adice. wretchedly z. pejmürde olarak, perişan halde. wretchedness i. perişanlık, sefalet; bezginlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kolaylık. 2.Zenginlik.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

emniyet genel müdürlüğü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute necessity. essentiality. vitalness. indispensability. ineluctability. extreme poverty. destination. distress. exigency exigence. an absolute must. need. position of constraint. urgency of poverty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ضرورت] sıkıntı. 2.yoksulluk. 3.zorunluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zarOrât) (Ar. tâbirlerde zarûre şeklinde kullanılır). Çaresiz kalma, nâçârlık, bir işe mutlaka mecbur olma. Bi’z-zarûre = İster istemez, nâçar, çaresiz (bizzarûr dememeli).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentioning. mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quote. to mention anmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mention. allude. cite. to make mention of. name. set forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذی قدرت] güçlü, kudretli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tarım bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZİYARET) (i. A.). 1. Birini görmeye, biriyle görüşmeye gitme: Ahbabı ziyaret etmek şarttır. 2. Mübarek bir yere gitmek: Kâbe’yi ziyaret etmek emelimdir. İâde-i ziyaret = Ziyarete gelmiş bir kimsenin ziyaretine gitme. 3. (Türkçe’de) Evliya türbesi: Orada bir ziyaret vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visiting. call. stay. visit. visitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circuit. visit. call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visit. call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haunt. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pay a visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ziyâret = ziyaret, Fars. gâh = makam). Ziyaret yeri, türbe, mâbet vesaire: İstanbul’da pek çok ziyaretgâh vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ziyaret eden şahıs, Ar. zâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visitor. caller. visitant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visitor. caller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caller. visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [زیارتگاه] ziyaret yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضجرت] yürek daralması, iç sıkıntısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by