Revac I Bazar | Revac I Bazar ne demek? | Revac I Bazar anlamı nedir?

Revac i Bazar | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: revac bazar

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Taharri ve cüst ü cû olunmak. 2. Arzu olunmak. 3. Revaç ve itibar bulmak. 4. Bakılmak, nazar-ı itibara alınmak: Ahbab arasında öyle şey aranılmaz.

Türkçe Sözlük

(i. F. bâz = geri Averden getirmek. Galatı: Pazar). 1. Alış-veriş, Osm. ahz ü İtâ, dâd ü sitâd. Pazar ola = Alış-veriş sahiplerine selâm yerine söylenen temenni ve duadır. 2. Alış-veriş yeri, üstü açık yer ki, hergün veya belirli günlerde herkes, satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ile satar. Sûk. At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, perşembe pazarı. 3. Fiyat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme, pazarlık. Pazar etmek, pazar bozmak. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak, satmaya çıkarmak. Pazar kayığı = Ücretle herkesin eşyasını alıp nakleden büyük kayık, Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = İş düzeltmek, ıslah etmek. Şikâr pazarı = Götürü ve maktû pazarlık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Can vermek, diriltmek: Hazret-i isa’nın bir ölüyü canlandırmış olduğu söylenir. 2. Ayıltmak, kendine getirmek: Lokmanruhunu koklatmakla derhal kendisini canlandırdı. 3. Taze hayat vermek, neşelendirmek, revaç ve muamelâtını arttırmak: Demiryolu hatları Anadolu’yu, Anadolu’nun ticaretini canlandırdı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Diriltmek, yeniden hayat bulmak: İki saat ölü hâlinde kaldıktan sonra canlandı. 2. Ayılmak, kendisine gelmek: Bir kadeh rom içmekle canlandı. 3. Taze hayat bulmak, şenlenmek, revaç bulmak: İşleyen vapurların fazlalığı sayesinde oranın ticareti canlandı. Öğretmenlerin faaliyetiyle mekteplerimiz canlandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Franslz ihtilâlinde revaçta olan bir dans, şarkı veya kıyafet; Fransız ihtilâli askeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakit para; revaç, geçerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tedavülde olan, geçerli; hali hazırdaki; şimdiki zamana ait, revaçta olan, tutulan. (moda). current account cari hesap. current events gazete haberleri. current expenses günlük masraflar, günlük giderler. current history bugünün tarihi. currently (z

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşük kıymetli, pahası aşağı, kıymetsiz, revaçsız: Değersiz mal. 2. Kadir ve itibarı olmayan, haysiyetsiz: Değersiz adam. 3. Ehliyet ve liyakati olmayan, ehliyetsiz, elinden iş gelmez. Değersiz sanatkârın işi de değersiz olur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talep, istek; ihtiyaç; (huk). talep, dava. in great demand çok revaçta, çok aranan, büyük rağbet gören, tutulan. Iaw of supply and demand arz ve talep kanunu. on demand talep vukuunda, istenilince.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). modaya uygun, kibar kimseler arasında revaçta olan. fashionably (z). modaya uygun olarak.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Geçerli olan, Osm. tedavül eden: Geçerli akça. 2. Revaçlı, satılır, aranılır, makbûl: Geçer mal.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birlikte yaşayış, Ar. muâşeret, imtizâc: Böylelikle geçim olmaz. 2. Revaç, râyiç. 3. Bütün zırh.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir başkasının aracılığı ile birinin geçmesini kolaylaştırmak. Osm. imrâr ettirmek: Askeri kayıkçılara nehrin öte yakasına geçirtti. 2. Tedavül ettirmek, revaç buldurmak, alış verişte kabûl ettirmek: Eksik lirayı uşağına verip geçirtmiş. 3. Vazgeçirtmek, Osm. ferağ ettirmek: Köy imamı vasıtasıyla köylüleri niyetlerinden geçirtti. 4. Kaplattırmak, örttürmek, kılıf yaptırmak. Kürke kap, levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz geçirtmek. 5. Sokturmak, ithal ettirmek: Diş geçirtmek, hesaba geçirtmek. 6. Bir baştan bir başa yürütmek. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek: Arazisinin içinden kimseyi geçirtmez. 7. Tecavüz ettirmek: Kendi otlağına kimsenin hayvanlarını geçirtmez.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Revaçsız, itibarsız, sürümsüz: Bu memlekette geçmez birtakım kumaşlar getirmiş. 2. Kalp: Geçmez para. 3. İyi olmaz, tedavisi mümkün olmayan: Bu, geçmez bir hastalıktır. 4. Sirayet etmez, sârî olmayan: Geçmez hastalık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. itibar, hürmet, şeref ve haysiyet eksikliği veya yokluğu. 2. Makbûl olmayış, revaçtan düşme hali.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İtibar, hürmet, şeref ve haysiyet eksikliği veya yokluğu. 2. Makbûl olmayış, revaçtan düşme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kedâd» dan if.). Revaçsız, sürümsüz, geçmez, aranmaz, kesatlı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, satılmama, geçmeme: Ticarette çok kesat var. 2. Revaçsızlık, azlık, kıtlık, yokluk, az bulunma, Ar. nedret, kaht: Tahıl kesâdı vardır; para üesâdı var.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, kesat: Ortada kesatlık vardır. 2. Sürümsüzlük ve kıtlık vakti: O sene kesatlıktı.

Türkçe Sözlük

(i.). Değeri olmayan, ucuz, pahalı olmayan, revaçsız: Kıymetsiz bir şeydir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şiddetlenmek, alevlenmek, Osm. iştiâl ve iştidâd eylemek: Kavga, münakaşa kızıştı. 2. Revaç bulmak, değeri artmak: Pazarlık, alışveriş kızıştı. 3. Kızgınlık ve ısı peydâ etmek, azmak, çiftini aramak: Aygır, koç, tavuklar kızıştı.

Türkçe Sözlük

(I. A. «revâc» dan imef.) (mü. mürevvice). 1. Geçiren, revaç kazandıran. 2. mec. Yürüten, nüfuz kazandıran, itibar veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مروج] revaç veren, propagandasını yapan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuruşun kırkta biri; vaktiyle üç akçaya bölünürdü. 2. Akça; devletçe bastırılan ve mübadele vasıtası olarak kullanılan maden ve kâğıt parçası. Para etmek = Revacı olmak, muteber olmak, kıymeti olmak. Para ile değil = Bedava gibi, pek ucuz. Para bozmak = Büyük parayı değerince küçüklerle değiştirmek. Para kırmak = mec. Çok para kazanmak. Çil para = Yeni tedavüle çıkmış parlak madenî para.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 16. yüzyılda revaçta olan bir dans; bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. herkes tarafından sevilen, popüler, revaçta olan;avama mahsus, halka ait; herkesçe anlaşılabilir; halkın kesesine elverişli, ucuz. popular election herkesin oyunu kullanabildiği seçim. popular front pol. faşizme ve gericiliğe karşı gelen ve gösterilerd

Türkçe Sözlük

(RAİC) (I. A. «revâc»dan if.) (mü. râice). 1. Revâcı olan, geçen, sürülen, sürümlü: Râyic mal. 2. Tedâvül eden, rağbet bulan. Revaç, geçen fiyat, itibar, değer: Bunun râyici var mıdır? RAyici nedir?

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رایج] yaygın, revaçta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. rica, dilek, niyaz, temenni, istirham; revaç, talep; istenilen şey; f. rica etmek, yalvarmak, niyaz etmek, istirham etmek, dilemek. a request for help yardım dileme. by request rica üzerine. grant a request bir ricayı kabul etmek. in great requ

Türkçe Sözlük

(REVAC) (i. A.). 1. Sürüm, iyi sürülen şeyin hâli, itibar: Bu sene bu malın revâcı vardır. 2. Tedâvülde bulunan, geçerli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vogue. marketability. saleability. sales appeal. market price. current price.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رواج] yaygınlık, revaç, sürüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeniden canlanma, taze hayat bulma; ayılma, kendine gelme; yeniden revaç bulma; uyanma, uyanış; yeniden uyanan merak; dini inançları kuvvetlendirici toplantılar serisi. revivalism i. inançları canlandırmak üzere yapılan heyecanlı dinsel toplantıların

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satış, satım, satma; satılış; talep, revaç; alışveriş; mezat. sales clerk satış memuru, tezgâhtar. sales resistance alıcının isteksizliği. for sale, on sale satılık. put up for sale satılığa çıkarmak. saleable bak. salable.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kovdurmak, yerinden çıkarıp attırmak. 2. Devam ettirmek, uzatmak: Düğünü bir hafta sürdürdüler. 3. İleri getirtmek, yürüttürmek, koşturmak: Arabayı arabacıya sürdürmeli. 4. Sapanı yürütmek, toprağı işlettirmek: Çift sürdürmek, tarlayı sürdürmek. 5. Geçirmek: Rakat sürdürmek, güzel bir ömür sürdürmek. 6. Emri yerine getirmek: Hüküm sürdürmek. 7. Revaç kazandırmak, sattırmak: İstanbul’da satamadığı malları Anadolu’da sürdürüyor. 8. Amel ettirmek, ishal verdirmek: Sürdürecek bir ilâç içmeli.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Önüne katıp götürmek, koyunları sürmek. 2. Kovalamak, takip etmek: Avı sürmek. 3. Kovmak, uzaklaştırmak: Memleketten sürüldü, 4. Yürütmek, ileri götürmek, kullanmak: Araba sürmek, sapan sürmek, çift sürmek. 5. (Toprağı) işlemek, çift ve sapan kullanmak: Tarlayı sürmek. 6. Geçirmek: Hüküm, zevk, ömür, safâ sürmek 7. Revaç kazandırıp satmak, geçirmek, sarfetmek. Kalp para sürmek. 8. İtmek, yuvarlatmak, öteye iletmek: Şu mangalı beriye sür.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir malın sürülmesi, revâç, itibar: Bu sene bu malın sürümü vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. demand. sale revaç. circulation tedavül. rapid sale. great demand.

Türkçe Sözlük

(f.). Tavı geçmek, revaç ve rağbetinden düşmek, soğumak: Pazar tavsadı.

Türkçe Sözlük

(i. A. “revâc”dan). Revaç verme, kıymet ve itibarını arttırma, geçirme.