Rib ne demek? | Rib anlamı nedir? | Rib

Rib anlamı nedir?

Rib ne demek?

Rib anlamı nedir?

Rib | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: rib

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-bed,- bing) kaburga kemiği: etin kaburgadan olan kısmı, pirzola: bot. yaprak damarı: den. posta, ıskarmoz, kaburga; saka zevce; (argo) şaka: f. çubuklarla desteklemek, lata ile kuvvetlendirmek; den. ıskarmoz koymak; (argo) alay etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarım ve tarım ticareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Yakından, çok geçmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yakın vakitten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عن قریب] yakında, yakından, çok geçmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan if.) (mü. Arîbe). Arap cinsiyetine mensup olan: Arab-ı Arîbe = Esasen ve hâlis Arap cinsiyetine mensup olan Arap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). art fikir, gizli düşünce veya maksat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). atfetmek, hamletmek, vermek, yüklemek, isnat etmek. ascribable (s). atfolunabilir, isnat olunabilir, yüklenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kis).attribute, attributive.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) vermek, yüklemek, isnat etmek, atfetmek, hamletmek. attributable (s). isnat olunabilir, atfolunabilir. attribu'tion (i). isnat, verme, hamletme, atfetme; sıfat, nitelik; ozellik, hassa; yetki, salâhiyet attributive (s). verici, hamledici; (g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıfat, nitelik, vasıf; (man). yüklem, mahmul; (gram). yüklem; sıfat veya benzeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Seylanca). Asya’nın güney doğusu ile Okyanusya, Senegal ve Brezilya’nın yerli halklarında görülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beriberi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acute disease occurring in India, characterized by multiple inflammatory changes in the nerves, producing great muscular debility, a painful rigidity of the limbs, and cachexy. avitaminosis caused by lack of thiamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avitaminosis caused by lack of thiamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beriberi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biri öteki (Daima çekimli olarak kullanılır: Birbirine, birbirinden vs. gibi).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. rüşvet; f. rüşvet teklif etmek veya vermek. bribery i. rüşvetçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Karayib Denizi sahillerinde yaşayan kızılderili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Karayib Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kuzey Amerika'ya mahsus birkaç cins ren geyiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arabistan’da kullanılan bir çeşit ölçek. 2. Eni ve boyu 60 arşın olan arazi ölçüsü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Hububat için kullanılan bir ölçek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asker başı, kumandan. 2. «Çerge başı» sözünden bozma olarak Çingeneler’in ileri gelenlerine denir. bk. Çeri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). diğerleri eşit olmak üzere; (kıs). cet. par.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına çizgi çizmek, daire içine almak; sınırlamak; çemberlemek; (geom). bir şeklin etrafına diğer bir şekil çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bağışlamak, teberru etmek, iane vermek; katkıda bulunmak. contribute to yardım etmek, iştirak etmek; (gazeteye) yazı vermek. contributor (i). veren kimse, yardım eden kimse, katkıda bulunan kimse; dergi veya gazeteye yazı yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yardım, bağış, muavenet, iane; makale, yazı; (tic). vergi, mükellefiyet; aidat, prim; müştereken mesul olanlardan birinin hissesini vermesi hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yardımcı, iştirakçı; to ile dolaylı olarak sebep olan, katkıda bulunan. contributory negligence (huk). bir kaza vukuunda kazazedenin kısmen suçlu olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mısır ambarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapamak, sıkmak; (k.dili) . intihal etmek, kopya etmek; (k.dili). çalmak aşırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (yanları yüksek, küçük) çocuk karyolası; yemlik; ambar; kulübe, odacık; ahır; (k.dili). intihal; (k.dili). kopya malzemesi, anahtar kitap, sorulann doğru cevaplarını gösteren liste veya tercüme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalbur gibi delikli. cribriform tubes (bot). kalbur damarlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb» tan) (mü. dârıbe). 1. Döven, darbeden, dayak atan: Dârıb ile madrubu (dövüleni) tevkif ettiler. 2. Dört işlemden darp’ta (çarpma) bir sayının kaç defa tekrarlandığını gösteren rakam. Dirıb-ı müşterek = İki rakamı küsursuz vermek şartıyle çarpan rakam: Dirıb-ı müşterek-! ekber, dirıb-ı müşterek-i asgar = Bir rakamı aynı çarpma neticesini vermek şartıyle çarpan rakamların en büyüğü ve en küçüğü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tarif etmek, tanımlamak, vasıflandırmak, tavsif etmek, tasvir etmek, resmetmek. describable (s). tarif edilebilir, tavsifi mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şiddetli münakaşa; acı ve küçültücü tenkit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, firîften = aldatmak). Gönül aldatan, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فریب] gönül aldatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl nehirden dışarı akan kol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dağıtmak, tevzi etmek, yaymak, taksim etmek, bölmek; düzenlemek, tasnif etmek, sınıflama yapmak; (matb). tertip olunmuş harfleri yerlerine dağıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dağıtım, tevzi, dağıtma; bölme, taksim; tertip, tanzim; dağılma, yayılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dağıtan, tevzi eden, taksim eden; (man). üleştirimli, tevzii; ferdl; (gram). ''her bir, ''her'', gibi sıfat ların anlamınl ifade eden. distributive jus tice herkesin hakkını verme, adalet dağıtımı, üleştirimli tüze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. distributeur

tek. dağıtıcı

Motorlarda yüksek gerilimli akımı çalışma sırasına göre bujilere yayıp gönderen aygıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. distributer. agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. distributing agency. distributing agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributorship. distributing trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). damla damla akıtmak damlatmak; spor bazı oyunlarda topu zıplatarak ileri götürmek; damlamak; salyası akmak; (i). damla damla akan şey, damla; az miktarda olan herhangi bir şey, nebze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). az bir miktar, ufak parça, nebze; damla, damlacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dribbling

sp. top sürme

Topu kısa aralıklarla sürükleyerek veya yere vurarak karşı tarafın kalesine veya potasına doğru götürme.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Avlayan, aptal aldatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun okunur) (i. A. c.) (müfredi akreb dilimizde kullanılmaz). Yakın akrabalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقارب] yakınlar, akrabalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. yaramaz çocuk, soru veya sözleriyle büyükleri güç durumda bırakan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) birçok şeyden meydana gelen tek şey, Amerika Birleşik Devletlerinin resmi sloganı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. erb’den) (mü. eribe). Akıllı, zeki.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Akıllı, zeki kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Erib).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şarâb). Şaraplar, içkiler, içilecek şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. türâb). Türâblar, topraklar, (bk.) Türab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. ing.). Araba vapuru.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. ferryboat

arabalı vapur

Kara yolu ve demir yolu araçları ile yolcuları bir kıyıdan öbür kıyıya geçirmeye yarayan gemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ferryboat. ferry. passage boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ferry. ferryboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ferryboat. car-ferry. automobile ferry. ferry-boat. ferry craft. ferry steamer. passage boat. seatrain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatma, iğfal, hile: Kizb ü firîb = Yalancılık ve aldatma, i. Aldatan, Ar. muğfil (sıfat terkipleri yapmaya da yarar). Ebleh-firîb = Ahmak aldatan. Dil-firîb = Gönlü aldatan, cazibeli, güzel, dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatan, Ar. muğfil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). eğlenmek, oynamak; away ile boşa harcamak; (s). hafifmeşrep, hoppa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Gemilerin su sathından yukarıda kalan kısmı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غریب] gurbette yaşayan. 2.yabancı. 3.kimsesiz. 4.tuhaf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kuralları açısından “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Piyasa musikisinde Hümâyûn makamında olan bazı parçalara yanlış olarak verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Garip gibi, garipcesine. 2. Üzgün, elemli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. garîb, Fars. nüvâhten = okşamak). Kimsesiz yabancıları koruyan, onlara yardım eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. garîb = yabancı, kimsesiz, Fars. perverden = beslemek). Kimsesiz yabancıların imdadına yetişip kendilerini himaye eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kolalı erkek gömleği biçiminde kadın bulüzü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretch. poor-fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. garâib). 1. İşitilmemiş hal veya olay, görülmemiş veya az görülmüş şey, görülmedik ve işitilmedik iş: Taşra gazeteleri hemen her nüshaya bir garibe basmayı vazife sanırlardı. Bazı tarihçiler garâib naklinin eserleri için rağbet kazandırdığını sanırlar, o adamın garâib-i ahvâlini naklede ede bitiremiyorlardı. 2. Tuhaf hikâye, Osm. rivâyât-ı acîbe: Bize bir garibe nakletti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Garib).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غریب الدیار] gurbette.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaka, cep: Çâk-ı girtbân: Yakanın yırtılması. Girîbln-çik = Yakesı yırtılmış, mec. Çok kederli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریبان] yaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaka tutucu, tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir çeşit gömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hereb» den if.) (mü. hâribe). Kaçan, firâr eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هارب] kaçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harâib). Bir kimsenin geçineceği şey, rızık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müthiş, dehşetli, korkunç, iğrenç; k.dili aşırı. horribleness i. korkunçluk, dehşet. horribly z. korkunç bir şekilde, iğrenç olarak; k.dili müthiş bir şekilde; çirkin olarak; çok, pek çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Büyük balık ağı ki, çeşitleri vardır: Iğrıb çevirmek = mec. Ustalıkla birden ve büyükçe kâr ve istifade etmek. Iğrıb kayığı = Beş çifte balık kayığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tanlmlanamaz, nitelendirilemez, anlatılamaz. indescribably z. anlatılamayacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yazmak, kaydetmek; taşa veya tunca yazıt yazmak, hakketmek; ithaf etmek; geom. bir şekil içine dahilen temas etmek üzere bir şekil çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kabileler arasında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumurtadan yeni çıkmış kurbağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curiously enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered grandstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ckurb» dan smüs.) (mü. karîbe). 1. Mekân veya zamanca uzak olmayan, yakın: Bursa, İstanbul’a karîbdir. Bayram karîbdir. 2. Nesil, soy ve zürriyetçe veya münasebetçe insana yakın bulunan, akraba, komşu: İnsan yalnız kendini düşünmeyip karîbini de düşünmelidir. 3. Yakın, yaklaşık, hemen: Uç seneye karîbdir ki bu işle uğraşıyorum. Beş seneye karîb zaman geçti. An-karîb = Yakında, çok geçmeden: O iş an-karîb bitecektir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قریب] yakın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قریبا] yakında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güher = elmas, barîden = yağdırmak). 1. Cevher yağdıran, pek faydalı. 2. bk. Kehrübâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber. amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber. amber samankapan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Üzerinde özel kaplama olan CD ve DVD gibi optik ortamların üzerine lazerle şekiller çizebilen teknoloji.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garb» dan im. iz.) (c. megarib). 1. Güneşin battığı yer ve taraf, batı, garb: Mağrib tarafından, mağribe doğru. 2. Güneşin battığı vakit, akşam: Mağrib namazı. 3. (hi) Batı tarafındaki ülkeler, Afrika’nın Mısır’dan başka kuzey ülkeleri ve Endülüs’ün tarihi adı: Mağrib halkı, Mağrib yazısı. Mağrib-i Aksa (uzak Mağrib) = Fas.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مغرب] batı. 2.akşam namazı. 3.Kuzeybatı Afrika. 4.Fas.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (c. megaribe). Mağrib ahalisinden, Fas halkından: Mağribîler’in ahlâkı. Hatt-ı Mağribi = KÜfî’ye benzer Kuzey Afrika Arap yazısı. Mal bulmuş Mağribi’ye dönmek = Ehemmiyetsiz ve değersiz bir şeyi ele geçirip hırs ve memnuniyetle hemen yakalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. c.) (m. mağrib). Mağribler, batılar, batı ülkeleri, (bk.) Mağrib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. c.) (m. mağribî). Mağribli, batıya ait. (bk.) Mağribî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. yaprağın orta damarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Muhabbetli, şefkatli, dost, seven.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muhabbet, sevgi, dostluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölmek üzere, ölüm halinde, can çekişmekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محارب] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. muhâribe) (tes. muhâribeyn, muhârebeteyn). 1. Biriyle kavga ve cenk eden, savaşan, savaşçı: Muharip devletler, düvel-i muhâribe. 2. İyi savaşçı, cesur, cengâver: Oranın ahalisi muharip adamlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâb» dan if.) (mü. muharribe). Tahrip eden, yıkıp virân eden, mahv ve perişan eden, yıkıcı: Muharrib-i bilâd = Ülkeler yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مخرب] tahrip edici, yıkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «harâb» dan if) (mü. muhribe). Tahrîb eden, yıkıp viran eden, mahv ve perişan eyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kurb» (mü. mukaribe). Birbirine yakın ve karîb olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurb» den if.) (mü. mukarribe). Yaklaştıran, Osm. takarrüb ettiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurb» den if.) (mü. mukteribe). Yaklaşan, Osm, takarrüb eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garâbet» ten if.) (mü. müstağribe). Şaşıran, şaşa kalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan if.) (mü. mütearribe). Arap’laşmış: Arâb-ı mütearribe. Zıddı: Arâb-ı Aribe, Arâb-ı bâide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. mütehâribe) (tes. mütehâribeyn). Savaşan tarafların her biri: Düvel-i mütehâribe, tarafeyn-i mütehâribeyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kurb» dan if.) (mü. mütekaribe). Yakın, birbirine yakın olan şeylerin herbiri. (edebiyat, Arûz’da) Bahr-i mütekaarlb = Her mısraında dört defa «feûlün» olan vezin, (matematik) Hutût-ı mütekaaribe = Bir noktaya doğru uzatılan çizgiler, Fr. convergent. (fizik) Eşi’a-i mütekaaribe = Bir noktaya toplanan ışınlar. Zıddı: mütebâid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurb» dan if.) (mü. mütekarribe) (c. mütekarribîn). Yaklaşan, yaklaşmaya çalışan, Tanrı’ya veya bir büyük zâta yaklaşmaya çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tarab» dan if.). 1. Çalgıcı, sâzende. 2. Çalgı hey’eti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مطرب] çalgıcı. 2.şarkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUSTARİB) (I. A. «zarb»

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضطرب] acı çeken, ızdıraplı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-MİHRBAN) (i. A ). Muhabbetsiz, şefkatsiz, vefâsız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereken veya olandan fazlasını taahhüt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Paramaribo, Surinam'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Tepesinde bir taş bulunan, daha çok koni biçiminde taş yığını.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nizam koymak; emretmek; tıb. salık vermek, vermek (ilâç); huk. zaman aşımına dayanarak hükümsüz kılmak; zaman aşımına tabi olmak; zaman aşımı ile hak kazanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yasak etmek, memnu kılmak; medeni haklarını elinden almak; mahkum etmek. proscriptive s. yasaklayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karşılıkta bulunma; mükâfat veya ceza verme; günah cezası. retrib'utive, retributory s. ödül veya ceza verme eğiliminde, ödül veya ceza kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fâiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ربا] tefecinin aldığı aşırı faiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [رباخوار] tefeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,s.,nad. ağzı bozuk adam; s. ağzı bozuk, küfürbaz, bayağı. ribaldry i. kaba dil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bağ, râbıta, ilgi. 2. Sağlam bina. 3. Ortaçağ İslâm Aleminde dervlş-gazilerin barındığı büyük, müstahkem tekke. 3. (anatomi) Organları bağlayan bazı sinirler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رباط] konak. 2.han, kervansaray. 3.tekke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaburgalar: den. ıskarmozlar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(eski) riband i. kurdele: şerit: yazı makinasının şeridi; çoğ., k.dili araba atının dizgini; şövalyelik nişanı olan kurdele parçası. blue ribbon bak. blue . torn to ribbons lime lime olmuş ribbon. fish kâğıtbalığı, zool. Trachypterus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. erbâh). 1. Kâr, fayda. 2. Faiz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol., kim. B2 vitamini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kayadan kenarları olan; çok inatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k A. F.). Ruhu okşayan, hoşa giden, ruh eğlendirici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şurb» dan if.). İçen. Şlrlbü’l-leyli ve’n-nehlr = Gece gündüz içen alkolik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Şevârib). Bıyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Gözde, ağtabakanın en hassas noktası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شارب الليل والنهار] ayyaş, gece demez gündüz demez içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. acele ile ve dikkatsizce yazmak; karalamak; i. acele ile yazılmış yazı; anlamsız yazı ve çizgiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalakalem yazı yazan kimse; ikinci sınıf yazar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yazıcı, yazman, katip; eski Musevilerde fakih; f. yazmak; kitabe yazmak; hat çizen aletle çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işaret koymak için şiş veya tığ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şehrin büyüğü, ileri geleni.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şârib). Şâribler, içiciler, (bk.) ŞArib.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. az etli domuz pirzolası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir yazının altına yazmak, imzalamak, altına ismini yazmak; imzalayarak onaylamak; teberru etmek; taahhüt etmek; abone olmak. subscribe to abone olmak; imzalayarak onaylamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstüne yazmak; zarf üstüne adres yazmak. su'perscript s., i. üste yazılan; i. satırın üstüne yazılan küçük harf veya rakam; mat. satır yukarısına yazılı kuvvet veya türev gösteren işaret. süperscrip'tion i. bir şeyin üstündeki yazı; serlevha, başlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uzaklaştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخریب] yıkma, harap etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yıkılmak, bozulmak, harap edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yıkmak, bozmak, harap etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tahrîb’in c.). Harab etmeler, yıkıp bozmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroying. destruction. devastation. havoc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ravages. destruction. devastation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damage. destruction. depredation. havoc. ravages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخریبات] yıkmalar, yıkımlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تخریبکار] tahrip edici, yıkıcı, bozucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurb» dan) (c: takrîbât). 1. Yanaştırma, yaklaştırma: Şu masayı duvara takrîb etmeli. 2. Tahmin etme. 3. Münasebet, vesile, bahane: Bir takrîb ile savuştu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقریب] yaklaştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tahminen, yaklaşık olarak, aşağı yukarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almost. approximately. about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. approximately. almost. circa. nearly. roughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقریبا] yaklaşık olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. takrîbiyye). Aşağı yukarı söylenen, tahminî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approximate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقریبی] yaklaşık olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» tan mas.). Arap’ laştırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعریب] arapçalaştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arapçalaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arapçalaştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tecrübe). Tecrübele’r. (bk.) Tecrübe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجارب] tecrübeler, denemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تجربه] deneme, sınama. 2.deneyim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجربی] deneysel, tecrübî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, korkulacak, dehşetli; (k.dili) aşırı, çok, pek. terribly (z.) müthiş bir şekilde; aşırı derecede, çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yollama, sevketme (ekseriya asker hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kil. buhurdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kopya etmek, suret çıkarmak; müz. uyarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabileye ait. tribalism i. kabile kültürü ve ilişkileri. tribally z. kabile seklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

900/1800/1900 MHz’lik GSM frekanslarında çalışan cep telefonları.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. üç bazlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabile, aşiret, oymak, soy, uyruk; aynı sınıftan veya aynı sanattan kimseler, grup; biyolı takım, familya; dişi hayvandan gelen zürriyet. tribes'man i. kabileye mensup fert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teknolojide cisimlerin sürtünmelerini inceleyen dal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. tribology

sürtünme bilimi

Sürtünme olaylarını inceleyen bilim dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (şiir) üç kısa heceli vezin parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihnet, musibet; dert, keder, büyük sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) Kapalı ve açık seyir yerlerinde seyirciler için yapılmış anfiteatr biçiminde oturacak yer.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. tribune

sekilik

Spor salonu, stadyum, hipodrom vb. yarışma ve gösteri yapılan yerlerde seyircilerin oturduğu koltuklu veya basamaklı bölüm.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandstand. tribune. grandstand. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandstand. stands. bleachers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahkeme; hakim kürsüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma tarihinde soylulara karşı halkın seçtigi ve halkı koruyan sulh hakimi; halkı savunan kimse. tribunate, tribuneship i. halkl savunan memur makamı. tribunicial, -tial s. bu makama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kursu, platform, tribun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. vergi veren; tabi olan, bağımlı; vergiye ait, haraç olarak verilen; yardımcı; bir ırmağa karışan (ayak); i. haraca tabi hükümdar veya hükümet; ırmak ayağı; göle dökülen ırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. övme, sitayiş, takdir; hediye: haraç, vergi, baç; haraç verme mecburiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by