Rsi (repeated Strain Injury) ne demek? | Rsi (repeated Strain Injury) anlamı nedir? | Rsi (repeated Strain Injury)

Rsi (repeated Strain Injury) anlamı nedir?

RsI (repeated Strain Injury) ne demek?

RsI (repeated Strain Injury) anlamı nedir?

RsI (repeated Strain Injury) | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: rsi repeated strain injury

Teknolojik Terim

Çok mouse/ klavye kullanan veya çok yazı yazan insanlarda görülen hastalık. El ve bilekte sızı, uyuşma veya bu eylemlerin yapıldığı zamanlarda şiddetli ağrı başlıca semptomlarıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlu sıkıntı, üzgü, zorluk, güçlük; çapraşık durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. excuse me. i'm sorry. i beg your pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pardon me! excuse me! sorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشناس] yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kumanda yokluğu, başsızlık. Hükümeti olmayan yahut hükümetinin hiç bir otoritesi kalmayan bir milletin durumu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anarchie

kargaşa

Kışkırtma ve karışıklık yoluyla toplumda ortaya çıkan düzen bozukluğu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anarchique

kargaşalı

Kargaşa niteliğinde olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Anarşi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anarchiste

kargaşacı

Kargaşa çıkaran kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist. anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Devletin varlığını hiç bir surette tanımayan, her türlü iktidarı reddeden bir doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anarchisme

kargaşacılık

Tarihsel şartlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldırılmasına çalışan öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. archiduc). Habsburg (Avusturya Macaristan) imparatorluk hanedanı prenslerine verilen unvan. «Büyük duka» demektir. Türkçe’de «arşidüke» da denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archduke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arşidükün feşi veya kızı. Habsburg Alman hanedanında imparatorluk prensesi: Büyük düşes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archduchess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ARŞUN (i.). 1. Parmak ucundan omuza kadar olan kol boyundan sayılan maruf ölçü. Ar. zirâ 2. Bacak arası, adım: Arşını büyük = Açık adımlar atan, uzun bacaklı. Arşınları açmak = Açık adımlarla çabuk yürümek, mec.: Hesap, ölçü, hülya, kuruntu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turkish yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arşınla ölçmek. 2. Mesâha etmek. 3. Açık adımlar atarak çabuk geçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to measure by the yard. march up an down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arşınla ölçülen veya satılan. 2. Bir arşın boyunda olan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. archives

belgelik

Belge ve yazıların saklandığı yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive. archives. record office. records. muniments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archives. muniment room. record. record office. old records.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony, uzun süreli arşivlemeden kaynaklanan görüntü bozulmasına ve kalite düşüşüne son derece dayanıklı optik ortam oluşturmak için yüksek güvenilirliğe sahip kayıt malzemesi tasarımını kullanmış ve hazne testlerinde tam üretim kontrolleri geliştirmiştir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archivist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archivist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

record keeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayasız, utanmaz, yüzü pek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. barefaced. cheeky. impudent. unblushing. sassy. unabashed. bare faced. vigorous. bold. bold-faced. brassy. calm. daft. flip. flippant. fresh. hard-bitten. hardy. malapert. perky. pert. randy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. barefaced. blatant. bold. brazen. cheeky. fresh. gross. impudent. shameless. saucy. vigorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. impudent. violent. brassy. free. hoggish. impertinent. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Utanmayarak, utanmaksızın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arsızlık etmek, arsızca hareket etmek, reddolunarak kovulduğu halde yine utanmaksızın müracaat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayâsızlık, utanmazlık, reddolunarak kovulduğu halde yine utanmayıp müracaat etme: Artık arsızlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brashness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impudence. insolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave shamelessly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefret, iğrenme, tiksinme, istikrah; tiksinti veren şey, menfur şey. have an aversion to sevmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, yıldızı barışmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not regulated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not regulated. out of adjustment. below standard. immoderate in one's behaviour. out of focus. tuneless. unballasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of adjustment. intemperateness. disproportion. bug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Belirsiz, belli olmayan, fark olunmaz, bellisiz. 2. İyi farkolunmaz: Zâhir ve açık olmayan, şüpheli. Ar. meşkûk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct. uncertain. unclear. undetermined. undefined. unsettled. cloudy. shadowy. foggy. indefinite. ambiguous. backhanded. clouded. dubious. dusty. equivocal. fuzzy. hazy. indefinable. indescribable. indeterminate. inglorious. lax. misty. obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. ambiguous. borderline. dim. distant. equivocal. fuzzy. inarticulate. indecisive. indefinite. indeterminate. nebulous. vague. uncertain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefinite. uncertain. undetermined. imperfection. ambiguous. in the background. chancy. dicey. dim. doubtful. dreamy. equivocal. foggy. hazy. inappreciable. indeterminate. vague information. misty. recondite. shadowy. vague. woozy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinctness. uncertainty. ambiguity. indefiniteness. dark. doubtfulness. dreaminess. dreariness. drift. dubiousness. equivocalness. fogginess. fuzziness. generality. gloom. haze. haziness. if. incalculability. laxity. laxness. limbo. suspense. twi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguity. limbo. uncertainty. indefiniteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefiniteness. ambiguity. ambiguousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct. nebulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomparable. matchless. singular. unequalled. unparalleled. unique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uniqueness. inimitableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yonca.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bursan iltihaplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çârsû = dört taraftan olduğu sanılır). İki tarafı dükkân ve üstü örtülü yahut açık alışveriş yeri, pazar. Ar. sûk. Çarşı ağası = Çarşı muhafızı. Çarşı halkı = Ehl-i sûk. Çam çarşı = Dört taraftan. İçi çıfıt çarşısı = İyi niyeti olmayan, hilekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market. bazaar. arcade. fair. mart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bazaar. market. town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market. shopping district. downtown region. the bazaars. bazaar. market square. mart. market place. souk. staple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). araba tutması; tren veya araba yolculuğundan hâsıl olan mide bulantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatın hisleri durulaştırmadaki etkisi; psikoanalizde zâhiren iyileşme sağlayan boşalım; gizli kalmış hislerin açrğa vurulmasrnı sağlayan psikoterapi; (tıb). ishal, amel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorlamak, mecbur etmek, mecbur tutmak, zorla yaptırmak; bağlamak, sınırlamak, tahdit etmek; menetmek; zaptetmek. constrained (s). zorlanmış; yapmacık, suni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sınırlama, tahdit; sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtilâflı, çekişmeli; münakaşa edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönme, değişme, tebdil, değiştirme; ilah din değiştirme; ihtida; (huk). başkasının malını zapt etme; (man). önermelerin aksi; (mat). tahvil, hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mat). eş değerleri gösteren cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). parola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tasdik için ikinci olarak imza etmek. countersignature (i). ikinci imza, tasdik imzası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). havşa, havşa açmaya mahsus kalem; (f). havşa açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). el yazısı gibi; (i). el yazısını andıran baskı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Huysuz, geçimsiz, Fars. bed-nihâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşük kıymetli, pahası aşağı, kıymetsiz, revaçsız: Değersiz mal. 2. Kadir ve itibarı olmayan, haysiyetsiz: Değersiz adam. 3. Ehliyet ve liyakati olmayan, ehliyetsiz, elinden iş gelmez. Değersiz sanatkârın işi de değersiz olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. valueless. cheap. insignificant. of no worth. no-account. nonvalent. non-valent. two-bit. trashy. despicable. footling. inferior. jerkwater. measly. milk-and-water. niggardly. nugatory. paltry. pitiable. punk. rubbishy. shoddy. tinpot. tri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. cheap. footling. insignificant. little. measly. null. paltry. trashy. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. of no value. cheap. not much cop. feckless. fiddling. footling. futile. insignificant. little. mean. measly. no- account. not worth a bean. nugatory. paltry. past praying for. pathetic. pitiable. pitiful. rubbishy. threepenny. tin- pot. trashy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small beer. cherrystone. hogwash. jackstraw. nonentity. pin. punk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymet düşüklüğü, kıymetsizlik, pahasızlık: Zahirenin bu seneki değersizliği çiftlik sahiplerini zarara soktu. 2. İtibarsızlık, şeref ve haysiyet yokluğu: O adamın değersizliği anlaşıldı. 3. Liyakat ve ehliyet yokluğu, liyakatsizlik, ehliyetsizlik: Öğretmenliğe tayininden sonra değersizliği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paltriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. Imen.) (mü. derslyye). Derse ait, dersle ilgili, (bk.) Derslyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DERS-İ AM) (I. A.). Camilerde umuma verilen din dersi ve bu dersi veren hoca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ders yılı, öğretim yılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide kulağa kötü gelen ses dizisi. Ar. mütenâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide bir ses dizisinin kulağa kötü gelmesi. Ar. Tenâfür.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bir şeyden diğerine atlayan; tutarsız, ipsiz sapsız; infotmal daldan dala konan; mantıkî yoldan sonuca varan. discursively (z). bir şeyden diğerine çabuk atlayarak, tutarsızlıkla. discursiveness (i). bir şeyden diğerine çabuk atlama, tutarsızlık,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). borç yüzünden bir kimsenin eşyasına el koymak veya hac- zetmek. distrainable (s). haczolunabilir. distrainor (i). haciz veya el koyan kimse. distraint (i). haciz veya el koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değişik veya çeşitli bir hale sokmak.diöirsifica'tion (i).değişiklik,çeşitlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saptırma, yoldan çevirme; eğlence, oyun; vakit geçirme, oyalama, oyalanma; (ask). şaşırtma hareketi, sahte taarruz. diversionary tactics yoldan çevirmek için şaşırtıcı taktikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalık, çeşitlilik, fark; çeşit, cins, nevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitive. senseless. hard-hearted. immune. insensible. stolid. deaf. insentient. insusceptible. thick skin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathetic. insensitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathy. insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve reyi olmayan, akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve düşünceden mahrumiyet, akılsızlık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exercice

sp. alıştırma

Bir beceriyi, bilgiyi kazanmak için yapılan tekrar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gym. exercise. practice. training. setting-up exercises.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise. practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). Temrin. Musikide estetik endişe olmaksızın teknik ilerleme için yapılan beste ve icrâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. tam veya yarım tutulmadan sonra bir gök cisminin yeniden görölmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kocasız karı, dul, bîkes, kimsesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kocası olmayan kadının hâli, dulluk, bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tersine döndürme, tersyüzetme; ters dönme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gezinti, yolculuk, kısa süreli seyahat; (mak.) yarım titreşim veya devir hareketi; bu harekette alınan mesafe. excursion ticket özel bir tur için indirimli gidiş dönüş bileti. excursion train özel indirimli tren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dolaşan, belirli bir çizgi takip etmeyen, kararsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). ilginin içten dışa dönmesi, çevreyle ilgi kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz yorgunluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzağı iyi gören; (tıb).hipermetrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Cansız, donuk bakış, ışık: Fersiz göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lackluster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olmayan, akılsız. Ar. gabî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without an opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüş eksikliği, akılsızlık. Ar. gabâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fürsiyye). Iran ve Iranlılar’a ve bilhassa eski İran’a ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A. c.). Fars dili ve edebiyatı: Fürsiyyât ile çok uğraşmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. dead. dud. invalid. null. void. null and void.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illegal. invalid. void. null. nugatory. bad. without effect. insufficient at law. lapsed. null and void. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become null and void. to lapse. to expire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disuse. invalidity. nullity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidity. not being valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aç. Gürsine-çeşm = Açgözlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haber almamış, haberi olmayan, haber verilmemiş: Her şeyden habersiz bir halde... Haber vermeden: Habersiz geliverdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware. not knowing. uninformed. unannounced. ignorant. insensible. insensible of. oblivious. unbeknown. unbeknownst. unconscious. unknowing. unwitting. without notice. in the dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensible. unaware. unawares. uninformed. without warning. without a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. ignorant of. without warning. without giving advance notice. oblivious. unaware. unknowing. unwitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpectedly. unawares. at unawares. unbeknown. unbeknownst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without warning. without telling anyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حرثی] kültürel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non damaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of damage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerate. courteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطرشناس] hatırbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hatır gözetme, hatır bilme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاورشناس] doğubilimci, oryantalist, müsteşrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kimseye hayrı ve iyiliği dokunmayan. 2. Hayır görmeyen, hiçbir işte muvaffak olamayıp istifade etmeyen: Hayırsız adam. 3. Hayrı görülmeyen; anasına, babasına faydası olmayan: Hayırsız evlât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-for nothing useless. good for nothing. useless. worthless. unfaithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good for nothing. useless. unfaithful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfaithfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki hayırsız’dan). Başkalarının malını çalan adam, uğru, Ar. sârık, Fars. düzd. Aşık oyununda bir sayı. Hırsız malı = Çalınmış mal, Osm. Mâl-i mesrûk. Hırsız yatağı = Hırsızları kabûl ve mallarını saklayan adam ve yer. Deniz hırsızı = Korsan. At hırsızı = mec. Üstü başı hafif, dımdızlak, hayta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burglar. thief. lifter. robber. cracksman. hijacker. housebreaker. larcener. larcenist. lurcher. picaroon. pilferer. purloiner. scrounger. shifter. yegg. yeggman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crook. thief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thief. burglar. robber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark lantern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark lantern. police lantern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırsızcasına, gizlice, uğruyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırsız hal ve sıfatı, uğruluk, Ar. sirkat: Hırsızlık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theft. robbery. burglary. thievery. steal. shoplifting. heist. hijack. hijacking. larceny. pilferage. rip-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burglary. larceny. theft. thieving. thievery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burglary. robbery. theft. larceny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rob. to commit theft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Rütbe sırası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy. pecking order. social order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchy. peeking order. limited of command. stages of appeal / approach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical. hierarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İlim, mârifet, ihtisas ve mahareti olmayan: Hünersiz adam. 2. Sanat ve maharetle yapılmamış, sanatsız: Hünersiz bir yapıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in proficiency. clumsy. imperfectly done. artless. inapt. inept. unaccomplished. unskilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, Ar. şems.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Güneş, aftab, mihr, şems. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takati olmayan, elinden iş gelemiyen, Osm. gayrı muktedir, Aciz: Pek İktidarsız bir adamdır. 2. Cinsî iktidarı olmayan erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. incompetent. impotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takat eksikliği, kudretsizlik, Osm. adem-i iktidar: iktidarsızlığı anlaşıldı. 2. Erkekte cinsi kudretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kavrulmuş fındık.

Hazırlanışı : Sabahları aç karnına, 10 tane kuru üzümle 10 tane kavrulmuş fındık yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. incapacity. impotency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. weakness. incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalma daldırma: batma, batırılma; butün vücudu suya daldırarak vaftiz etme; astr. gökcisimlerinden birinin bir başkasımn arkasına veya gölgesi içine girmesi, tutulma. immersion lens mikroskopta daldırma merceği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akın, hücum, saldırı. incursive s. akın eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zarar, ziyan, hasar; eza, üzgü; haksızlık; yara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kakmacılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ters dönme, altüst olma; tersine dönmüş şey; ters çevirme; (kon.) (san.) bir cümledeki kelime sırasının değişmesi; (kim.) değişim, değişme, sakarozun früktoz ve glikoza ayrılması ve bu esnada polarize ışınların titreşim düzleminin sağdan sola çevr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ters çevrilemez; değiştirilemez, geri alınamaz, kesin, kati. irreversibil'ity (i.) tersine çevrilememe, değiştirilemez oluş. irrevers'ibly (z.) değişrilemeyecek bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. irsiyye). 1. Mirasla alâkalı, miras olarak kalan: Zenginliği irsidir. 2. Miras gibi ebeveynden gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hereditary. congenital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارثی] kalıtımsal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارثيت] kalıtımsallık, irsîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hava, sıcaklık ve neme bağlı olarak çevremiz sürekli bir değişim halinde olup bu disk kalitesini de etkilemektedir. Sony, temel sıcaklık değişimlerine dayanıklılık göstermesi için tasarlanmış benzersiz bir boya ve aşama değiştirme kayıt malzemeleri kullanır. Böylece, resimdeki bozulma ve hata oranları azaltılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. unsteady. changeable. changeful. choppy. desultory. fluid. precarious. undecided. unequal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. unsteady. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. unsteady. unsettled. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instability. unsteadiness. inconsistency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. itibar, hürmet, şeref ve haysiyet eksikliği veya yokluğu. 2. Makbûl olmayış, revaçtan düşme hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discredited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unesteemed. disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İtibar, hürmet, şeref ve haysiyet eksikliği veya yokluğu. 2. Makbûl olmayış, revaçtan düşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disreputability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of esteem. discredit. disrepute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciative of merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدرشناس] değerbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadir, değer bilirlik, Ar. vefâ, Fars. kadr-şinâsî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) değerbilirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدرشناس] değerbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. worthless. characterless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. lacking moral fiber. disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir yerde durmaz, sabit olmayan, oynak. 2. Sebatsız, devamsız, süreksiz, geçici, muvakkat. 3. Rahatsız, huzursuz. 4. Neticesiz, kararlaşmış olmayan, kararı verilmemiş, ne olacağı belirsiz. 5. Hiçbir işe karar vermez, mütereddit. 6. (denizcilik) Devamlı olarak değişen: Kararsız rüzgâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. undecided. changeable. hesitant. inconstant. unsettled. restless. uncertain. irresolute. ambivalent. astatic. baffling. changeful. double-minded. doubtful. dubious. erratic. faltering. fickle. flighty. fluctuating. flukey. fluky. halting. h.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambivalent. dubious. erratic. flighty. hesitant. indecisive. uncertain. undecided. undetermined. uneven. unsettled. unstable. unsteady. variable. wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changeable. hesitant. unstable. undecided. ambivalent. changeable of mind. double minded. erratic. fence rider. fickle. halting. inconsistent. instable. irresolute. mercurial. precarious. weak of purpose. putter off. tremulous. uncertain. unpredi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable equilibrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow hot and cold. fluctuate. hang in the balance. to be infirm of purpose. to be in tow minds. to lack resolution. waffle. waver in one's resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sebatsızlık, devamsızlık. 2. Rahatsızlık. 3. Bir işe karar verilemeyiş, kararlaşmamış bir halde duruş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indeterminate. instability. indecision. fickleness. changeability. dither. doubt. doubtfulness. dubiousness. flightiness. fluctuation. haziness. hesitance. hesitancy. incertitude. inconsistency. infirmity. infirmity of purpose. irresolution. loosenes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dither. indecision. instability. quandary. suspense. uncertainty. unsteadiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. instability. indecision. ambivalence. betweenity. dither. hesitancy. incertitude. infirmity of purpose. unsteadiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin karşısında bulunan yer veya şey, mukabil, hiza: Evin karşısı dağın karşısı, ateşin karşısında, pencerenin karşısında. 1. Bir şeyin yüzü ve cephesi karşısında bulunan: Evim meydana karşıdır. Karşı yaka, karşı mahalle. 2. Bir şeye, birine aykırı olan, zıt, muhalif: Bu muamele terbiyeye kerşıdır. İnsaniyete karşı bir harekette bulundu. 3. Mukabilinde, yüz ve cephe hizasında: Meydana karşı oturuyor. Karşıya geçti, karşı çıktı. 4. Hilâfına, aksine, zıddına: Ahmet bana karşı çalışıyor. Kendi menfaatine karşı söylüyor. S. Mekân (yer) zarfı olarak da kullanılır: Karşıda durmak, karşıya çıkmak, karşıdan geçmek, karşıma, karşınıza çıktı. 6. (zaman zarfı olarak) Doğru, takriben, sularında: Akşama karşı gelin; sabaha karşı bir serinlik çıktı. Karşı çıkmak = 1. Karşılamak, Osm. istikbâl etmek. 2. Muhalefet etmek, dayanmak. Karşı durmak, koymak, gelmek = Muhalefet etmek, aleyhinde bulunmak. Karşı karşıya, Tamamiyle önünde, yüzyüze, Osm. mukabilinde, muvâcehesinde (karşı-be-karşı demek çok yanlış ve zevksizdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. opposed. counter. discordant. opponent. opposing. opposite. repugnant. gainst. opposite. against. facing. before. con. counter. con-. anti-. against. contra. versus. towards. toward. athwart. for. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverse. against. averse. contrary. counter. discordant. opposite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

against. counter. for. opposite. the place opposite. facing. opposing. anti. in the direction of. in return for. in response to. toward. contrary to. as a cure for. as a countermeasure to. adverse. antagonistic. averse. contra. contrary. derogative. derog

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. contravene. counter. demur. disallow. dispute. object. oppose. protest. remonstrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to counter. to oppose. to object to. to go to meet sb. beard. come out against sth. cross. demur. to set one's face against. mind. object. protest. repugn. stick up to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resist. to oppose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistant. defiant. infractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counterview.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vis a vis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vis-à-vis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

over against. faced. face to face. facing each other. opposite to each other. in the teeth of. vis a vis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confront. counter. cross. mind. oppose. resist. withstand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to oppose. to resist. contest. defy. deprecate. flout. oppugn. to kick against the prick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissential vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Dadacılarca öne sürülen bir terim. Her tür akademikleşmiş sanata karşı olan Dada akımı yandaşlarınca günün geçerli tutucu eğilimlerini eleştiri amacıyla üretilen tüm yapıtları niteler. Karşı Sanat yandaşları için, bir biçim bulma ya da oluşturma kaygısı söz konusu değildir. Onlar biçimleri veya sanatsal öğeleri ancak çevrelerindeki nesneler arasından seçerler, ama; kendileri bir üretime kalkışmazlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter argument. antithesis. con.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk halk musikisinde saz veya söz eseri olabilen bir form (şekil) veya çeşit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. greeting. reception. welcome. compensation. recompense. recuperation. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confrontation. reception. salute. welcome. greeting. accepting. receiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. greeting. reception. welcome. compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

welcoming ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karşısına çıkmak, Osm. istikbâl etmek: Misafirleri karşılamaya gitti. Kendisini sokak kapısında karşıladı. 2. Karşı ve sert cevap vermek; karşı durmak, dik gelmek: İnsan, kendisinden büyüğünü, haksız bile olsa, öyle karşılamamalır. 3. Bir soruya bir cevap vermek: Bana o suali soracağını bildiğimden dolayı böyle karşıladım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meet. greet. welcome. answer. provide. satisfy. supply. make amends. compensate. counterbalance. counterpoise. countervail. fulfil. fulfill. provision. recompense. recoup. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensate. counter. cover. face. fill. greet. meet. receive. respond. salute. satisfy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go to meet. to welcome. to cover. to pay. to be enough for. to meet a need. to respond to. to react to. to remedy. to prevent. correspond. countervail. face. front. greet. offset. take. to be up against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşılamak işine konu olmak: Başvekil törenle karşılandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be met. to be welcomed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meeting. contest. match. fight. confrontation. event. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. event. game. match. meeting. confrontation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. game. match. meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karşı karşıya gelmek, yüz yüze gelmek, Osm. rû-be-rû olmak, muvâcehe olunmak. 2. Boy ölçüşmek, tutuşmak, çekişmek. 3. Ödeşmek: Onunla karşılaştık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come on. meet. run across. come upon. fall with. drop a cross. cross. run up against smb. cross each other. encounter. experience. greet. come across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to meet each other. to be confronted with. to be up against. sports to play each other. come across. encounter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mukabele edilmek: Bu kâğıt, müsveddesiyle karşılaştırıldı mı? 2. Denkleştirilmek: Alacağımla vereceğim karşılaştırılsın ki, alacağım olup olmadığı anlaşılsın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karşılaştırmak işi, mukayese; (kimya) muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. comparision. crosscheck. check. analogy. collation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. comparison. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparison. confrontation. analogy. compare. cross tabulation. cue sheet. matching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree of comparison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mukabele etmek: Daktiloyla yazılan metni müsveddesiyle karşılaştırmalı. 2. Denk hâle getirmek, denkleştirilmek: Gelirle gideri karşılaştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. check. confront. match. balance. set against. check against. class with. confront smb. with. contrast. crosscheck. parallel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collate. compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir muameleye karşı ve onun yerini tutmak üzere edilen muamele, Osm. bedel, ivaz, mukabele-i bilmişi, ödeşme, mükâfat: İnsan ettiği iyiliğin elbette karşılığını görmek ister. Benim size olan hizmetlerimin karşılığı bu mudur? 2. Cevap, itiraz, târiz, red: İnsan, haklı da olsa, büyüğüne karşılık vermemelidir. 3. Bir masraf için ayrılmış gelir ve teminat. Fransızca: credie ve garantle: Bu işin karşılığı var mıdır? Karşılığını bulmadan hiçbir masrafa girişmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as against. equivalent. provisions. return. wages. answer. reply. payoff. consideration. counter. counterbalance. counterpart. offset. payment. provision. quid pro quo. quittance. reciprocation. recompense. remuneration. repayment. requital. response.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. comeback. consideration. counterbalance. equivalent. price. recompense. redress. repayment. reply. response. retort. return. reward. reaction. acknowledgement. reciprocity. counterpart. compensation. allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. allowance. response. equivalent. translation. amount paid. equivalent given in return. appropriation. designated fund. opposite. contrary. in contrast to. in response to. in payment for. answer. compensation. consideration. counter. counterpart

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. counter. counteract. react. rejoin. reply. retort. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answerback. to answer. counter. respond. talk back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mukabilinde, misli olan, iki taraftan karşılığı olan. Karşılıklı sevgi, karşılıklı yardım. 2. Karşı karşıya olan, biri diğerinin karşısında olmak üzere iki taraflı, iki taraflı olan: Bu bahçenin karşılıklı kapıları vardır. Karşılıklı salonlar, kanepeler. 3. Metniyle tercümesi: Karşılıklı bir kitap. 4. Cevaplı: Karşılıklı mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutual. reciprocal. reciprocating. opposing. opposed. conjugate. tete-a-tete. inter-. opposite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutual. reciprocal. facing one another. corresponding. mutually. alternatively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutual. reciprocal. opposite. facing one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karşılığı olmayan, karşllık beklemeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpaid. unanswered. unrequited. unreturned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratis. gratuitous. unrequited. complimentary. unpaid. dud. worthless. unreturned. unanswered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrequited. complimentary. gratis. not covered. unreturned. not reciprocated. unanswered. dishonoured. not provided for. past consideration. without remuneration. unsecured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrequited love.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad cheque. overdraft. bounced check. bouncer. cheque without cover. cheque without provision. flash cheque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Karşılıklı olma hâli, Osm. mütekabiliyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for all. although. altho. albeit. as. but yet. though. while. in spite of. althought. spite of. per contra. despite. in despite of. notwithstanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in spite of. despite. for all. although. though.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in spite of. after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کارشناس] uzman, işten anlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. opposite. contradictory. adverse. reciprocal. antipathetic. antipathetical. antithetic. antithetical. converse. cross. inimical. jarring. opponent. opposed. reciprocating. reverse. athwart. objector. anti-. contra-. contra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrent. adverse. alien. contrary. converse. opposite. reverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. contrary. antagonistic counter. anti. in disagreement. opposed. converse. inimical. opponent. retrograde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrariness. opposition. reciprocity. antinomy. hostility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis. contrast. opposition. polarity. variance. contradiction. reciprocity. antagonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resmin diğer tüm unsurları arasındaki karşıtlıklar, resmin anlatım olanaklarının en önemli unsurlarından birisidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acısız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a belt. without a vault. trabeated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ucu olmayan, uçsuz, sonsuz, Fars. bt-pâyân: Gökyüzü kenarsızdır. 2. Çerçevesinde pervaz, çizgi veya çiçek gibi bir şeyi olmayan: Kenarsız halı. 3. Not, dip notu, hâmiş ve hâşiyesi olmayan: Kenarsız kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında tek bir figürün ya da nesnenin, derinlik duygusu verecek şekilde betimlenmesi anlamına gelen terim. Derinlik dugusunu, yanılsama yoluyla yaratması açısından bir perspektif türü olarak kabul edilir. Kısaltımda, betimlenen nesneye, figüre belli bir uzaklıktan ya da alışılmadık bir açıdan bakıldığında, ortaya çıkan biçim bozmalar yumuşatılarak tuvale aktarılır. Örneğin, yatan bir figürün ayak ucundan bakıldığında, ayaklar olduğundan büyük, baş da küçük görünür. Kısaltımı kullanan sanatçı, ayakları göründüğünden küçük, başı da o oranda büyük vererek biçim bozmaları yumuşatır. Sanat tarihinde kısaltımın en iyi bilinen örneği, Mantegna`nın Ölü İsa adlı kompozisyonudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bir ülkeye maddî yardımda bulunmak maksadıyla iki veya daha çok ülkenin malî bakımdan anlaşması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. consortium

ekon. şirketler birliği

1. Uluslararası kuruluşların ve bazı hükûmetlerin iktisadi ve mali yardımları yürütmek üzere oluşturdukları geçici yardım kurulu. 2. Köprü, yol, baraj vb. büyük projelerin gerçekleştirilebilmesi için birden fazla şirketin geçici olarak bir araya gelmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consortium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consortium. business on joint account. combine. syndicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Taneleri ayırt edilemeyen kumtaşı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کرسی] kürsü, taht. 2.başkent.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony’nin Blu-ray Disc ortamında kullandığı güçlü performanslı sert muhafazası sayesinde, disk lekelere karşı dayanıklı olup her zaman mükemmel kaliteyi güvence altına alır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. «merzibân) dan galat). 1. Hudut muhafızı. 2. Gayet iyi eşek. (bk.) Marsıvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İyi yanmadan söndürülmüş ve yakıldığı vakit çok duman ve koku verip başa vuran kömür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Fr.) (musiki). Mâtem ifade eden marş ki, cenaze törenlerinde de çalınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapraklarını kışın dökmeyen ağaçlardan güzel kokulu bir ağaç. Ak, karamersin, yaban mersini: Bu ağacın cinsleri. Mersinbalığı = Bir cins balık. Kazak mersini = Bir çeşit balık pastırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myrtle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myrtle. icel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(asmar): Mersingiller familyasından; daima yeşil çalı veya 2-5 metre boyunda bir ağaçcık olan bir bitkidir. Yaprakları deri gibi serttir. Çiçekleri beyazdır. Kokusu güzeldir. 100 kadar türü vardır. Yabani mersin Akdeniz çevresinde yetişir. Meyvesine de mersin denir. Küçüktür. Tatlı bahratlı ve kokuludur. Yenir. Yapraklarında ve çiçek dallarında reçine, tanen, sinaol, terpen, mirtol, pinen gibi maddeler vardır. Meyvelerinde ise uçucu yağ, şeker, sitrik asit bulunur. Kullanıldığı yerler: Bronşitte faydalıdır. Mesane iltihaplarını da giderir. Nezlede faydalıdır. Akciğer iltihaplarında kullanılır. Bel soğukluğunda faydalıdır. İshali keser. Mide ağrılarını giderir. Egzamada faydalıdır. Saçları boyamakta kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçenekIilerden, mersin, karanfil ağacı, okaliptüs gibi bitkileri içine alan bir familya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Örneği mersin balığı olan ve çoğu yumurtlama zamanında nehir ağızlarına gelen uzun balıklar sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâsî) (çift y ile yazılması yanlıştır). Ölmüş bir adamın iyiliklerini sayarak ölümünden duyulan acıları anlatan şiir veya nutuk, ağıt: Filân şâirin mersiyeleri çok güzeldir. Kerbelâ şehitleri hakkında mersiyeleri vardır. Mersiye, Türk şiir ve musikisinde ayrı bir çeşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coronach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elegy ağıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegiac. elegy. threnody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرثيه] ağıt, mersiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Mersiye okuyan, bir ölünün cenazesi veya mezarı başında mersiye söyleyen. 2. Muharrem ayında tekkelerde Kerbelâ şehitleri hakkında mersiyeler okuyan müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr.). Bir hükümdar tarafından yapılan devlet yönetimi. Parlamanter (meşrûtî) demokrasi veya mutlakıyet şeklinde ölebilir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. monarchie

top. b. tek erklik

Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. monarchiste

top. b. tek erkçi

Monarşizme ilişkin, bu rejimi benimseyen ve savunan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. monarchisme

top. b. tek erkçilik

Monarşi yanlılarının siyasi öğretisi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarchism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çeşitli bölümlerden meydana gelen büyük üniversite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüşd» den if.). 1. Doğru yolu gösteren, kılavuz. 2. Tarîkat şeyhi. 3. mec. Gafletten uyandıran, İkaz eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz. 2.Tarikat şeyhi. Gafletten uyandıran.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mürşid).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resi» den İf.) (mü. mürsile). Gönderen, yollayan, bir mektup veya paket yollayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guru.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guide. pilot. mentor. sheikh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرشد] şeyh. 2.doğru yolu gösteren, irşad eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kendi kendine Aşık olma veya kendi şahsına hayran olma manisi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. narcissisme

ruh b. özseverlik

Kişinin kendi bedensel ve ruhsal benliğine karşı duyduğu hayranlık ve bağlılık, narsistlik.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narcicism. narcissism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. narcissist

ruh b. özsever

Kendi benliğine bağlanan, hayran olan (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narcissist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Nurer).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Aydınlık ve gümüş gibi parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Işıklı, aydınlık yüz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Işıklı, aydınlık yürek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hemşirelik, hastabakıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Siyasî iktidarın, bir zümreden olan kimselerin elinde bulunması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. oligarchie

top. b. takım erki

Siyasal gücün birkaç kişilik bir grubun elinde toplandığı yönetim, aristokrasinin daralmış biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oligarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oligarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanlış, kusur; göze tim, idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla geniş, fazla büyük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پارسی] farsça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iran'dan Hindistan'a hicret etmiş olan Zerdüştlerden biri. Parseeism i. bu Zerdüştlerin dinsel inanç ve gelenekleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s cimri, pinti, aşırı hasis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hasislik, pintilik, cimrilik, tamahkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iran'ın eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iran'a ait, iranlı; i. iranlı, Acem; iran dili, Farsça, Farisi. Persian carpet iran halısı. Persian cat Ankara kedisi. Persian Gulf Basra körfezi, iran körfezi. Persian lamb iyi cins astragan kürk. Persian lilac mor leylâk, bot. Syringa persica

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yazı ve konuşmada lâubalilik önemsemeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hurma, Trabzon hurması, Japon inciri, bot. Diospyros.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kalmak, daim olmak; ısrar etmek, üstelemek, üzerinde durmak, inat etmek, sebat etmek. persistencei sebat, ısrar inat, devam etme. persistent s. ısrar eden, inatçı; devamlı. persistently z. ısrarla, üzerinde durarak, inatla; devamlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sapıklık, cinsel sapıklık; ifsat etme, ayartma; dalâlet; ters anlam verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir tabaklık yemek miktarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helping. portion. a dish of food. serving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helping. serving. portion. go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (pürsîden = sormak’ tan). Soruş, sorma, sual. Pürsiş-i hâtır = Hatır sormak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tutmak, geri tutmak, zaptetmek, yasaklamak, sımrlamak. restrainable s. zaptedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. menetme: tahdit, sınırlılık; tutukluluk: kendini tutma; sıkılma çekinme. restraint of trade ticareti kısıtlama veya narh koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. retortion.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geriye çevirme veya çevrilme; geriye bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tersine çevrilebilir. reversibil'ity, reversibleness i. tersine çevrilebilme. reversibly z. tersine çevrilerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski haline veya inancına dönme; ters yöne dönme; biyol. iki veya daha fazla kuşak boyunca görülmemiş olan ilkel özelliklerin yeniden belirmesi; huk. tekrar intikal; bir mülkün bir veya birkaç kişinin kullanımına geçtikten sonra başka belirli bir ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çok mouse/ klavye kullanan veya çok yazı yazan insanlarda görülen hastalık. El ve bilekte sızı, uyuşma veya bu eylemlerin yapıldığı zamanlarda şiddetli ağrı başlıca semptomlarıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Sabır ve tahammülü olmayan, acıya dayanamayan. 2. Bekleyemeyen, aceleci, tellşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient. agog. eager. on edge. rash. restive. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eager. impatient. testy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient. eager. on edge. rash / adj ,. testy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sabırsızlık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kick one's heels. strain at the leash. become impatient. look forward to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow impatient. to champ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sebredemeyiş. 2. Bekleyememe, acele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience. eagerness. headiness. restiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience. tut tut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convulsive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traumatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yürürken sarsılan, titrek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sarsılma, sallanma,: Ağacın rüzgârdan sarsılışı. 2. Muvazeneyi kaybetme, bozulma, düşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sarsılmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being shaken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oynatılmak, kıpırdatılmak: Rüzgârdan bütün ev sarsıldı. 2. Bozulmak, normal hâli değişmek, muvazeneyi kaybetmek: Bu hastalıktan sarsıldım, mâlt vaziyeti sarsıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be shaken. shake. jar. shock. careen. be cut up. jerk. jolt. judder. quake. rock. be shattered. sway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jolt. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be shaken. to be jarred. to be jolted. to be laid low by. to be hit hard by. (illness , schock , downturn in one's affairs. to be greatly weakened by. joggle. shake. toss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adamantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unshakeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sallanma: Zelzelenin sarsıntısı. 2. Musibet: Bu sarsıntı ona yetişir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shock. quake. tremor. shake. bump. concussion. trauma. jerk. joggle. convulsion. jolt. jounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concussion. jar. joggle. jolt. shake. shock. tremor. earthquake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jolt. shake. shock. tremor. concussion. shaking. vibration. trembling. quaking. impact. rattling. flutter. lurch. jerk. jarring. earthquake. jar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jolty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shaking. trembling. shaken. uncertain. jerky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which moves without shaking / jogging. which doesn't jolt its passengers. calm. undisturbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sınırı olmayan, uçsuz bucaksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlimited. unrestricted. unbounded. limitless. borderless. boundless. immeasurable. measureless. absolute. illimitable. infinite. plenary. shoreless. without stint. unconfined. unstinted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blanket. bottomless. boundless. broad. cosmic. cosmopolitan. indefinite. infinite. plenary. unbounded. unqualified. unreserved. limitless. unlimited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boundless. limitless. unlimited. lacking a boundary. bottomless. broad / adj ,. immeasurable. indeterminate. infinite. without limits. unbounded. unmeasured. unrestricted. unstinting. untold. without stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlimited liability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlimited authority. unlimited capacity. plenary powers. unlimited powers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indeterminateness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Her tarafı ıslanmış, tamamen ıslak. 2. Alaylı bir şekilde mânâyı kuvvetlendirmeye yarar. Adam sırsıklam Aşık; sırsıklam aptal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soaking wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. yüzü gülmeyen kimse, fazla ağır başlı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nesil, soy, silsile, aile; hayvanlarda soy; bahç. ıslah edilmiş bitki cinsi; ırk veya millet özelliği; eser, iz; cüzt şey; ifade, tarz, usul; mizaç; nağme, makam; şiir parçası, şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fazla gayret etmek; fazla germek, zorlamak, zorlayarak incitmek; burkmak, burkulmak; süzgeçten geçirmek, süzmek; zorlayarak eğmek veya şeklini bozmak; kendini zorlamak, çok uğraşmak; bağrına basmak; kucaklamak; i. germe, gerilme, zora gelme; aşır

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i süzgeç; geren kimse; gerici alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıkma, devirme, altüst etme, tahrip; harap olma; yıkılma, devrilme; ifsat, bozulma. subversive s. tahrip edici, yıkıcı, altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tarsîAt). 1. Mücevher kakarak süsleme: Bir kılıcı, kutuyu, nişanı tarsî etmek. 2. (edebiyat). Benzer sözlerle yapılan bir edebî san’at

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cadı maki, zool. Tarsius spectrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A. «resânet» ten masdar) Sağlamlaştırma, sağlam, kuvvetli yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rasâs» tan masdar) (kimya). Kurşunlama, kurşuna çevirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tedbiri olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill advised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improvident. imprudent. lacking foresight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşin sonunu düşünmeyiş, tedbir almayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improvidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improvidence. imprudence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

technical university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترصيع] mücevher işleme, mücevher kakma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترسيب] tortulandırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resm» den). Çizme, resmini yapma, resim ve şeklini çıkarma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترسيم] resmetme, resimleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resimlenmek, resmedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resimlemek, resmetmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the contrary. counter to sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. tertiaire

kim. üçüncül

Organik bir birleşiğin formülünde öbür üç karbon atomuna bağlı olan (karbon atomu).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ineffective. ineffectual. inefficacious. inconclusive. inefficient. inoperative. noneffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Delivery Versus Payment Principle)

Borsa işlemlerinin takasında, tarafların, takasa olan borçlarını ödedikleri nisbette alacaklarının ödenmesi prensibidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek sesli ve küfürlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. burma, bükme kıvırma; burulma bükülme, kıvrılma; mak. burulmuş tel veya cubuğun eski haline dönmesini gerektiren kuvvet. torsion balance burulmalı terazi. torsion meter burma ölçeği torsion scale tel veya maden çubuklarının burulması ile işleyen t

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incoherent. inconsistent. contradictious. inconsequent. inconsequential. double-minded. abrupt. choppy. conflicting. contradictory. desultory. disconnected. discursive. disjointed. precarious. rambling. unconnected. as thin as a wafer. wafer-thin. wa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. incoherent. inconsistent. inconsequent. disconnected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incoherent. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconsistency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incoherency. inconsistency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incoherence. inconsistency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ترشی] ekşilik. 2.turşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hopeless. irremediable çaresiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorlanmamış, serbest.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alt taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. altında imza bulunan. the undersigned imza sahibi, imza sahipleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. normalden daha küçük, cılız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Muhtelif fakültelerden meydana gelen yüksek öğretim müessesesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

university. college. university. varsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school. university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

university. varsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercollegiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üniversite öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergrad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üniversite;( İng.) k.dili. universite spor takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zaptedilmemiş, denetsiz. frenlenmemiş, serbest; idaresiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayı cinsinden, ayı gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Temkinsiz, haysiyetini muhafaza edemiyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undignified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vakar yokluğu, temkinsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rich. wealthy zengin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birinci gelen okul takımı; ing. üniversite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayet; bent, parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok renkli, rengarenk; yanardöner, şanjan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayetlere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. şiir haline koymak; şiir ile ifade etmek; şiir yazmak. versifica'tion i. şiir yazma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. belirli bir görüşe dayanan açıklama veya tanımlama; çeviri; uyarlama, adaptasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Nüsha. Musiki ve edebiyatta aynı eserin başka bir nüshadan gelen değişik bir tarafı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. version

1. tic. ve bl. sürüm, 2. yorum

1. tic. Bir konuyla ilgili değişik metinlerden her biri, 2 bl. Değişik biçim. 3. Bir ürünün, bir modelin, bir sanat eserinin farklı bir açıdan ele alınarak yeniden oluşturulmuş biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

version.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

version.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sahil, kıyı, yalı; s. sahilde yaşayan; su kenarında biten; sahile özgü; sahilde çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ayıüzümü): Fundagiller familyasından; 20-50 cm boyunda çok dallı, odunsu bir bitkidir. Karadeniz bölgesinin dağlarında çok miktarda bulunur. Meyvelerinde; organik asitler, şekerler, pektin, tanen ve mirtilin denilen bir boya maddesi ile A ve C vitaminleri vardır. Yaprakları ve meyveleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları şeker hastalığında faydalıdır. Meyvesi dizanteride etkilidir. İshali keser.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bootless. footless. inexpedient. invalid. otiose. pointless. profitless. unobliging. unserviceable. useless. no good. of no avail. gainless. it's no use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barren. hopeless. idle. pointless. useless. vain. unprofitable. pointless faydasız. nafile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ineffective. unserviceable. useless. of no use. functionless. futile. idle. incapacitated. ineffectual. inefficacious. inefficient. inept. inutile. needless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yerinde olmayan, münasebetsiz. 2. Barınacak yeri olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improper. indecent. inept. inopportune. mistaken. uncalled-for. undue. unearthly. unfortunate. unfounded. unhappy. untimely. untoward. unwarranted. homeless. out of place. ill-timed. out of turn. gratuitous. groundless. unfit. extraneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baseless. groundless. inappropriate. incongruous. irrelevant. malapropos. misplaced. out- of-place. beside the point. ill timed. undue. unhappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeterliği olmayan, kifayetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defective. deficient. disqualified. exiguous. half-way. handicapped. inadequate. incapable. incommensurate. incompetent. inconclusive. inefficient. ineligible. insufficient. meager. meagre. powerless. scant. scanty. scrimp. scrimpy. shoestring. short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficient. impotent. inadequate. incompetent. inconclusive. inefficient. insubstantial. insufficient. meager. poor. powerless. scanty. short. skimpy. slender. subnormal. substandard. unequal. unqualified. weak. incapable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insufficient. deficient. exiguous. hopeless. inadequate. incommensurate. incompetent. meagre. poorly. ropy. scant. scanty. slim. in short supply. thin. unsatisfactory. ropey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. disablement. flimsiness. handicap. inability. inadequacy. incapability. incapacity. incompetence. inefficacy. insufficiency. littleness. paucity. poorness. poverty. scantiness. scantness. slenderness. slimness. spareness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. failure. inability. inadequacy. incapacity. incompetence. insufficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. inadequacy. incompetence incompetency. insufficiency. paucity. scantiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zararı dokunmayan. 2. mec. Oldukça iyi, kötü olmayan: Zararsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmless. innocent. innocuous. inoffensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmless. innocuous. passable. not so bad. pretty good. okay. ordinary. innocent. inoffensive. tame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Altıkardeş takım yıldızı.

Türkçe Sözlük by