Rus Salatası ne demek? | Rus Salatası anlamı nedir? | Rus Salatası

Rus Salatası anlamı nedir?

Rus Salatası ne demek?

Rus Salatası anlamı nedir?

Rus Salatası | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: rus salatasi

Türkçe - İngilizce Sözlük

russian salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

8 kanallı doğrusal PCM, sıkıştırılmamış dijital ses verisinin 8 kanalını ifade eder. Örneğin bir film müziğinin en fazla 8 kanala kadar Blue-ray Disc® durumunda, her biri için 20 bit / 96kHz veri hızı mümkündür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlaşılması güç, muğlak abstruseness (i). muğlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public hearing. public trial. open trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair / clear visibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عقيده فروش] inanç tüccarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (ekon). tröstlerin teşekkül etmesine karşı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). Arkturus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. arâis). Gelin, yeni evlenmiş kadın yahut evlenmek üzere süslenmiş kız (Arapça’da müzekker dahi olup güveyiye de denir). Zülf-i arûs = Hint baklası. Tuğ-ı arûs = Zanbak çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [] gelin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Asıl gelincik demektir). Yeşil ve pembe dalgalı bir nevi sedef ki, tezyinatta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gelin, küçük gelin. 2.Bebek gibi güzel kız. 3.İşlemecilikte kullanılan yeşil parlak sedef. 4.Ateş böceği. 5.Küçük bir mancınık çeşidi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F. T.). Yukarıda zikrolunan renkli sedefle süslü: Arûsekli ud.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). haruspex.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güney Arabistan’ın eski ve tanınmış bir derviş ailesinden olup (1722-1778) yılları arasında yaşamış, Hindistan, Mısır, Taif, Suriye ve İstanbul’a ziyaretler yapmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Azamet taslayan, çalım satan, kurum satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap satan, meyhâneci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده فروش] meyhaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

Ülke

(Belarus) Başkent: Minsk.

Nüfus: 104.405.000.

Yüzölçümü: 80.134 km2.

Komşuları: Batı’da Polonya, Kuzey’de Litvanya, Letonya.

Önemli Şehirleri: Minsk, Homel.

Dil: Belarus Rusçası, Rusça.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Bölge, Ortaçağ’da Litvanyalıların ve Polonyalıların yerleşimine sahne oldu. 1503’te başlayan Rusya-Polonya savaşında ödül olarak ortaya kondu. Bölgenin batı kısmının Polonya tarafından yönetilmesine rağmen, 1992’de SSCB’ye bağlandı. 1941’de Alman orduları tarafından işgal edildi. Beyaz Rusya 1944’de Rus birliklerince ele geçirildi. SSCB’ye ilhak edilen Kuzeydoğu Polonya topraklarını almak suretiyle topraklarını genişletti. 25 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1991’de dağılması üzerine de bağımsız bir devlet oldu. Ülkenin yeni anayasası 15 Mart 1994’te kabul edildi ve 10 Temmuz 1994 seçiminde de yeni bir devlet başkanı seçildi.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gelin odası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istanbul Boğazı, Karadeniz Boğazı. the Bosphorus and its shores Boğaziçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şişe fırçası; atkuyruğu, bot .Equisetum arvense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Juraik devrinde yaşayan dinozor cinsinden çok büyük bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fırça; fırçalama: çok tüylü kuyruk, özellikle tilki kuyruğu: kısa bir temas veya karşılaşma; müfreze çarpışması; elek. fırça; f. fırçalamak; süpürmek; hafifçe dokunmak, değinmek; aceleyle ve telâş1a hareket etmek. brush aside brush away bir kenara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalıllk, fundalık: çalı çırpı; yer yer meskun olan ormanlık bölge. brushwood i. çalı çırpı; sık çalılık, fundalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili olumsuz cevap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sert, ters kaba. brusquely z. kabaca. brusqueness i. kabalık terslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bursa şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brüksel. Brussels carpet Brüksel halısı. Brussels lace el dokuması. Brüksel danteli. Brussels sprouts Brüksel lahanası, ufak lahana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saz otu su hezaranı, hasır sazı bot. scirpus cernuus; koğalık, bot. Scirpus lacustris. small bulrush su kamışı, bot. Typha latifolia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very creased. wrinkled all over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(L) («burmak» tan). Karnın şiddetle ve bağırsaklar kıvrılıp koparılır gibi sancıması, buruntu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrivel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok buruşuk: Yüzü buruş buruştu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

badly wrinkled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Türkçe «buruşmak» tan). Dil buruşturan şarap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buruşmak işi. (bk.) Buruşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creasing. buckling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çekilip toplanmak, takabbuz etmek: ihtiyarlıktan yüzü buruşmak. 2. Ütüsü ve düzlüğü bozulup kat kat ve kırma kırma olmak, sülpümek: Kâğıt, esvap buruştu. 3. Kuruyup toplanmak, solmak: Çiçek buruştu. 4. (dil) Ekşi bir şeyden kamaşıp toplanarak çekilmek: Erikten dilim buruştu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contort. crease. crinkle. crumple. ruck. shrivel. to crumple. to crease. to crinkle. to ruck up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become wrinkled / crumpled / ruffled. to get a sour taste in one's mouth. contract. crease. crinkle. pucker. ruck. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation. crush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin düzgünlüğünü bozup muntazam olmayan bir surette kat kat ve kırmalı etmek; ütüsünü bozmak: Kâğıdı, kumaşı buruşturmak. 2. Hoşlanmama alâmeti olarak (yüzü) toplayıp kat kat etmek, abûsluk göstermek: Yüzünü buruşturdu. 3. (dilin) Toplanıp çekilmesini mucip olmak: Bu şurup dil buruşturuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. wrinkle. wrinkle up. crumple. crumple up. corrugate. ruffle. cockle. crinkle. muss. pucker. pucker up. ruck. ruck up. ruckle. rumple. shrivel. shrivel up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crample. to wrinkle. to ruffle. to pucker. to contort. corrugate. crease. crinkle. crumple. crush. line. ruck. screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekilip toplanmış, Osm. takabbuz etmiş: Buruşuk yüz. 2. Ütüsü ve düzgünlüğü bozulmuş: Buruşuk kâğıt, kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wizened. crinkly. wrinkled. crumpled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puckered. crumpled. ruffled. wrinkled. crease. crinkle. crinky. crisp. furrow. wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkle. crease. pucker. ruck. rumple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kentaurus takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). cehennemin kapısını bekleyen üç başlı köpek; uyanık ve sadık bir bekçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üstübeç.4

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevher = kıymetli taş, F. fürûhten = satmak). Cevâhir satan, cevâhirci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جوهرفروش] mücevherci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit kremalı pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). koro, koro parçası; bir şarkının koro kısmı; koro ekibi; (f). koro halinde şarkı söylemek veya konuşmak. chorus girl kabare kızı. in chorus hep beraber, hep bir ağızdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -ri). meteor sirrus, saçakbulut; (zool). sülük; (bot). filize benzer sürgün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). turunçgiller familyasma ait. citrus fruit turunçgillerden herhangi bir meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). parıldamak, ışıIdamak. coruscant (s). ışıldayan. corusca-tion (i). parıltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). incik kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). haçlı seferi; din uğruna yapılan savaş, cihat; kampanya, hararetli mücadele; (f). bu gibi bir mücadeleye katılmak, the Crusades Haçlı Seferleri. crusader (i). Haçlı Seferlerine katılan asker; bir reform veya başka davanın hararetli taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). testi, küp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ezme, baskı, sıkma; kalabalık, izdiham;(k).dili şiddetli ve geçici sevgi, tutku, düşkünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ezmek; baskı yapmak, tazyik etmek, sıkmak, basmak; gadretmek, zulmetmek; ezilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ekmek kabuğu; pişmiş herhangi bir şeyin kabuğu; kabuk, dış tabaka; argo arsızlık; (f). kabukla kaplamak, kabuk tutturmak; kabuklanmak, kabuk bağlamak; crust of the earth yerkabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool eklembacaklılar kolundan kabuklular. crustacean (s)., (i). kabuklulara ait ; (i). kabuklular sınıfından bir hayvan. crustaceous (s). kabuklu; (zool). kabuklular sınıfına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabuk gibi, kabuklu; aksi, huysuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kıbrıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. insular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. hidebound. illiberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insularity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şüphe etmek, itimat etmemek, güvenmemek, emniyet etmemek, inanmamak; (i). şüphe, güvensizlik, emniyetsizlik, itimatsızlık. distrulltful (s). şüpheci, vesveseli, kuşkulu, başkalarına güveni olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. as straight as a tie. straight and narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Doğrusal Motorlu İzleme Sisteminde, lazer, manyetik alandaki değişikliklere göre hareket eder. Yüksek hızlı, doğru konum kontrolü sağlar ve neredeyse tamamen gürültüsüzdür ve aşınmaz. Doğrusal Motorlu İzleme sistemi, hassas izleme ve CD üzerinde herhangi bir noktaya hızlı erişim sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Doğrusal PCM (Darbe Kod Modülasyonu) sıkıştırma yapılmayan bir ses teknolojisidir. Ses verilerini sıkıştırmak yerine, bilgiyi olduğu gibi kaydederek orijinal CD’nin birebir kopyasını yaratır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Doğrusal PCM (Pulse Code Modulation – Tını Kodlama Modülasyonu) sesi, bir sıkıştırılmamış yüksek kaliteli dijital ses biçimidir. Sony DVD Video oynatıcılar, çeşitli kuantizasyon (16 bit, 20 bit ya da 24 bit) ve örnekleme hızlarında (48 kHz ya da 96 kHz) DVD’leri oynatabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in fact. actually. as a matter of fact. honestly. to tell the truth. in all conscience. frankly speaking. strictly speaking. the straight of it. frankly. honest. indeed. in sooth to say. strictly. verily. of a verity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the truth of the matter. to speak honestly. indeed. frankly. verily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dürzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

world view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Durmak işi, durma. 2. Durma tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ders). Dersler, (bk.) Ders.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

posture. position. pose. stand. stance. attitude. carriage. hang. poise. port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. bearing. carriage. cessation. halt. pose. position. posture. presence. stand. stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pose. position. posture. stand. stop. rest. standing. parking. repose. aspect. attitude. pause. carriage. halt. poise. presence. set. set up. stance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz olarak tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir muhakeme sırasında bir davanın hâkim huzurunda görüşülme safhası, celse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. hearing. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hearing in a lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşı karşıya gelip bir işe başlamak, konuşmaya, bir bahse, cenge girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir işe devam edip çalışmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Durusan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sıhhati yerinde, sağ. Ar. sahîh, sâlim: Ten-dürüst = Bedeni sağ ve salim, mec. Güzel vücutlu, yakışıklı. 2. Doğru, hatasız, iyi: Dürüst bir kelime söyleyemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sert, katı, kaba: Dürüşt taş, kâğıt. 2. Dokunaklı, sert, ters: Dürüşt söz, cevap hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straightforward. above-board. conscientious. right-minded. square. on the square. candid. christian. dinkum. direct. downright. fair. faithful. frank. guileless. incorruptible. jannock. just. level. moral. open. plain. regular. right. righteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candid. conscientious. direct. fair. guileless. honest. incorruptible. just. moral. open. plain. respectable. right. righteous. simple. square. straight. truthful. unimpeachable. upright. virtuous. frank. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straight forward. flawless. above-board. above board. candid. christian. conscientious. dinkum. down to earth. fair and square. god fearing. guileless. incorruptible. on the level. moral. of good moral character. right. righteous. rightful. on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Doğru, düzgün, sağlam. 2.Bütün, tam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru ve hatasız okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ve daha dürüstü: dürüstlük). 1. Sıhhat, selâmet, sağlık. 2. Doğruluk, hatasızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Katılık, kabalık, sertlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uprightness. honesty. probity. correctness. straightforwardness. fairness. righteousness. faithfulness. sincerity. squareness. conscientiousness. correctitude. directness. erectness. evenness. incorruptibility. incorruption. integrity. justice. recti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour. character. equity. honesty. integrity. justice. principle. probity. propriety. rectitude. right. righteousness. truth. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دروس] dersler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -ri) i, fiz endüksiyon yoluyla elektrik toplamaya yarayan alet, elektroforus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstüne katıca bir kabuk çekmek, kabuk bağlamak, sert bir tabaka teskil etmek, kabuk tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Fr. hongrois). Eski Osmanlılar’ın Macarlar’a verdikleri isim. Diyâr-ı Engerûs = Macaristan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. emniyet etmek, emanet etmek; tevdi etmek, havale etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Üstün erkek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) kızışma, kösnüme devresi (dişi hayvanlarda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) eski italya da Etrurya ya ait; (i.) Etrurya'lı, Etrurya dili. ette sonek küçültme eki: kitchenette: dişil isim yapmak için: farmerette: taklit anlamında: leatherette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), Yu. (mit.) doğu veya güneydoğu rüzgârı tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). işini bozmak, boşa çıkarmak, hayal kırıklığına uğratmak: amacına engel olmak. frustrated (s). boşuna didinmiş, hedefine ulaşamamış; sinirli. frustra'tion (i). aksiliğe çatma hissi, boşuna uğraşma; asabiyet. frus'trating (s). boşa çıkaran, engelleye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. tums, ta) (i)., (geom). kesik koni veya piramit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapı saçak ve tavanlarına doğramadan yapılan oymalı süsler: Saçak furuşları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürûhten fiilinden imas.). Satan, Osm. bey’ eden: Mey-fürûş = Şarap satan. Hod-fürüş = Egoist (kelime mânâsı: kendini satan). Mâlûmat-fürûş = Bilgili görünmek isteyen, malûmat satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Furûsiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi binici, ata iyi binen, iyi süvari.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). At yetiştirip terbiye etmek ve binmek işi (ferâset de denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cevâhirci, kuyumcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görme, Ar. rü›yet, nazar, nazra: Bir görüşte = Bir bakışta, Osm. yek nazarda, nazra-i vâhidede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visual. optic. optical. idea. sentiments. opinion. sight. view. concept. apprehension. argument. aspect. case. conviction. estimation. eye. feeling. genius. horizon. interest. notion. outlook. position. thought. vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assess. attitude. conception. contention. error. eye. idea. judgment. observation. remark. sight. slant. standpoint. thinking. thought. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point of view. vision. sight. act or manner of seeing. opinion standpoint. concept. conception. contention. judicium. thought. visibility. opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point of view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slant. viewpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viewpoint. point of view. angle of vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Parlaklık kaybı ya da renk kayması olmadan bir monitörü görebileceğiniz maksimum açıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord of viewpoints. agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point of view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mülâkat. 2. Sohbet, sevgi, muhabbet. 3. Mükâleme, konuşma, görüşme, müzakere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iki veya fazla kimsenin karşılıklı konuşması; karşılaşmak, buluşmak: Kardeşimle çoktan görüşmedim. Komşularla her gün görüşürüz. Görüşmeyeli nasılsınız? Birbirimizi görmeyeli. 2. Konuşmak, sohbet etmek, muhabbet eylemek: Bir saat kadar görüştük. Öteki beriki ile görüşmeye sarfedeceğim zamanı kitap okumaya ayırsam daha faydalı olur. Uzun uzadıya görüştük. 3. Söyleşmek, konuşmak, müzakere etmek: Bu iş için görüşmeliyiz. Kendileriyle görüşüp bir karar verelim. 4. Sohbet, anlaşma, temas etmek: O, kimse ile görüşmez. Görüştüğü adamlar sayılıdır. 5. Tanışmak, birbirini tanımak, tanışıklığı bulunmak, Osm. muârefesi olmak veya muârefe peyda etmek: Falan zatla görüşüyor musunuz? Komşuyuz ama, görüşmüyoruz. Alçaktan görüşmek = Dalkavukluk etmek, aşağıdan almak, Osm. müdârâ etmek. Görüşmemek = Dargın olmak, münasebeti kesmek: Ben, onunla görüşmüyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interview. have a talk with. meet. talk. discuss. negotiate. approach. argue. canvass. confer. consult. contact. parley. powwow. reason. see. get into touch. keep in touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confer. contact. debate. discuss. interview. meet. negotiate. reach. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to meet. to converse. to have an interview. to visit each other. to see each other. to discuss. to talk over. to speak. to debate. to consult. to confer. to call. to negotiate. to reason. to contact. to handle. powwow. see. talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki veya fazla adamın birbirlerini görmelerine vasıta olmak, mülâkat ettirmek, bir yere gelmelerine yardım veya müsaade etmek: Sizi seveceğiniz bir adamla görüştüreceğim. Bu mektepte talebeyi yabancılarla görüştürmezler. 2. Sohbet ve mükâleme veya müzakere ettirmek: Ben iki tarafı görüştüreyim de karalarını size bildiririm. .

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arrange a meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring about a meeting between (one person and another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Görüşmeleri sağlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be brought together (for a meeting , discussion , interview.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mülâkat edilmek, bir araya gelinmek: Vakitsiz görüşülmek olmaz, sonra görüşülebilir. 2. Konuşulmak, sohbet edilmek, anlaşma için müzakere olunmak: Bu iş hakkında kendileriyle görüşülmek lâzım gelir. Kahvede görüşülmek münasebet almaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be discussed. to be talked over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Cevher satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Kurutulmuş penbe gül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty pink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğu. 2. Bu yönden esen rüzgâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گهرفروش] mücevheratçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev, hâne, satan, ev tellâlı, ev komisyoncusu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski Roma ve Etrüsk'te kesilen kurbanın bağırsaklarına bakarak ilâhların arzularını oku- yan kâhin. haruspicy (i.) bu şekilde falcılık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haşarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air crossing. skylift. air lift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whelp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get. young animal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حلوا فروش] helvacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akşam yıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hikmet satan, hikmetli bir söz söylediğini sanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adamant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. intolerant. strict. uncharitable. strict toleranssız.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austereness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kol kemigi, dirsekten omuza kadar olan kemik, karaca kemiği, pazı kemiği. humeral s. kol kemiğine veya omuza ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = ufak tefek şeyler, fürûhten = satmak). Ufak tefek şeyler satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şamata, gürültü, bağırma, telâş: Cûş-u hurûş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خروش] coşku, coşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırıp şamata eden veya ederek, telâşlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sarılık; bot. yapraklara arız olan sarılık hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İffet satan, namusluluk taslayan, daima iffet ve şereftin bahseden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farseeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

far- sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farsightedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. encrust.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üstüne kabuk bağlama; bağlanmış kabuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içeriye hücum, baskın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zorla içeri girme, fuzuli işgal; davetsiz olarak sokulma, müsaadesiz şekilde araya girme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) müsaadesiz gelip zorla içeri giren; (jeol.) tabakalar arasına giren (volkanik kaya) intrusively (z.) tabakalar arasına girerek. intrusiveness (i.) zorla içeri girmeye meyli olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) entrust.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kudüs, Kudsü şerif, Yeruşalim. Jerusalem artichoke yerelması, bot. Helianthus tuberosus. Jerusalem cherry kiraz yibi meyva veren bir salon yeşilliği. Jerusalem pine Halep çamı, bot. Pinus halepensis. New Jerusalem öbür dünya, cennet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

select. elite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reveille.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing in camera / chambers. closed-door hearing. closed hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captain's bridge. bridge of boats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Armonide uyguların seyrek ve sık duruşlarının bir araya gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counterview.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kişi yolsuz olduğunu bildiği bir işi yaparken kendini mazur göstermek için bahane uydurur. Atasözü

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of limited view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puppy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puppy. whelp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (guruş: Almanca groschen yahut LAtince grossi’den). Türk lirasının yüzde biri. Osmanlı devrinde bir altının yüzde biri ki, 40 para’ya ayrılırdı. Daha önceleri ise ortalama yarım altın değerinde bir para idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kurush. piastre. piaster. kurus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kuruş. piaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluff. blank cartridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuruşa çevirmek, paraya çevirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to itemize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadar kuruş değerinde olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hanımeline benzer bir bitki, (bot.) Viburnum tinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gars» dan imef.) (mü. mağrûse). Dikilmiş, garsolunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırâsat» ten imef.) (mü. mahrûsa). Muhafaza olunan, gözetilen, korunan, mahfuz, emniyet ve asayişi temin olunmuş. MemSlik-i Mahrûsa-i ŞAhâne = Osmanlı İmparatorluğu. MahrOsâtü’l-mesâlik = Yollan muhafazalı ve emin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («belde-i mahrûsa» dan kısaltılmış). Büyük şehir: Mahrûsa-i Kostantıniyye, mahrûsa-i Bursa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bilgi satan, bilgiçlik taslayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [معلومات فروش] bilgiçlik taslayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) bilgiçlik taslama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bilgiçlik taslamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («tıraş» kelimesi Arapça sanılarak uydurulmuştur). Saçı, saçalı tıraş edilmiş, sakalsız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مطروش] sakalsız. 2.tıraşlanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدروس] eski, yırtık pırtık. 2.ders olarak verilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEFRÜŞ) (i. A. «ferş» ten

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفروش] döşenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Döşeme ve döşetmeye yarayan şeyler, mobilya: Salon mefrûşâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrics. furnishings. interior fittings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishings. furniture. upholstery. upholstering. fitment. furnishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفروشات] döşeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Odalık mânâsiyle kullanılıyorsa da, Arapça’da yoktur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. güvensizlik,itimatsızlık, şüphe; f. güvenmemek, hakkında şüphe etmek. mistrustful s. güvensiz, şüpheli, kuşkulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru olmayan, eğri, yanlış, haksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trachea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. throttle. venting pipe. windpipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preliminary inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preliminary inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üşüşme, saldırış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski uygur adlarındandır. “Talih, baht, saadet” anlamındadır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Oturmak işi ve tarzı: Bu, nasıl oturuş?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

way of sitting. sit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yatışmak: Kargaşalık, fırtına oturuştu (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). 1. Papirüsgillerden bir bitki; Nil kıyılarında yetişir (byperus papirüs). 2. Bu bitkinin saplarını saran ve eski Mısırlılar’ca yazı kâğıdı gibi kullanılmış olan zar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

papyrus. papyrus plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

papyrus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

papyrus. papyrus plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

papyrus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birçeneklilerden, bir bitki familyası. Örnek bitkisi papirüstür.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ri) papirüs, Nil sahillerinde biten ve eski zamanlarda işlenerek kâğıt gibi kullanılan bir çeşit saz bot. Cyperus papyrus; bu sazdan yapılan kâğıt; papirüs üzerine yazılmışı yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potato salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dikkatle okuma, mütalaa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dikkatle okumak, mütalaa etmek, incelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fosfor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perisher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head chute. waste drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., paleont. boynu uzun, başı küçük ve dört ayağı küreğe benzeyen bir çeşit sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zulüm ve cebirle yola getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. boylarını yatağına uydurmak için misafirlerinin kol ve bacaklarını çekip uzatan veya kırıp kısaltan efsanevi dev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çıkarılabilir, uzatılabilir, pırtlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çıkarma veya çıkarılma; dışarı sürülen şey, çıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dışarıya çıkan veya çıkmış olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bursa'nın eski adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Prusya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Prusyalı, Prusya'ya ait; i. Prusyalı; Prusya dili. Prussian blue koyu lâcivert renk veya boya. Prussianize f. Prusyalılaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asit prusik tuzu. prussic acid kim. asit prusik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Almanya’nın kuzeydoğu bölgesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Prusya ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prussian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. mide kapısı, pilor. pyloric s. mide kapısına ait, pilorik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ri) havayla temas edince kendiliğinden ateş alan bir madde veya terkip; ateş böceğinden daha parlak ışık veren Amerika'ya mahsus bir böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at ease. standing in the at-ease position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.) (vaktiyle: Urûs). Rusça konuşan, Rusyalı: Ruslar, Rus kacmi. Rus hıyarı = Çok su istemeyen bîr cins hıyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red. russian. russian. muscovite. russo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

russian. rusian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the medieval Russian state established by Scandanavian traders in the 9th century; the capital was first in Novgorod and then in Kiev.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

russian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Russia , excluding Bel , Est, Lat and Lit ), Kaz , Kry ) and Ukr ).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 6,000 m submersible designed by Malachite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Runway Use System, a noise mitigation operational procedure which directs as many aircraft as possible over compatible land use areas The RUS replaced the PRS at MSP. the medieval Russian state established by Scandanavian traders in the 9th century; the c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

russian roulette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

russian salad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Ruslar’ın konuştuğu en yaygın Slav dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

russian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

russian. in russian. russian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Russian language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Russian. in Russian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Doğru yolda gitme, doğru yolu bulma. 2. Doğru düşünme, akıl, kavrayış, anlayış sahibi olma. 3. Bâllğ olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rüşdiyye). Rüşde ait. Mekteb-i rüşdi, mekâtib-i rüşdiyye ve kısaca rüşdiyye = Tanzimat’tan sonra ortaokullara verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rüşdî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hile, düzen, desise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Aydın, aydınlık. 2. Apaçık, ortada olan. Dîdeler rûşen = Gözler aydın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ روشن] aydınlık. 2.açık, aşikar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Aydın, parlak. Belli, aşikar.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklamak, söylemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aydın, ışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aydınlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Aydınlık, açıklık. Belli olma. 2.Bir tarikatın adı. Halvetiyyenin Ruşeni kolunun kurucusu olan Aydınlı Ömer Dede’dir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (reşm’den küçültme ismi) (botanik). Tohumun aslı olan tanecik, Fr. embryon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). El ve ayak ayasının arkası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. koşmak, hızla yürümek, acele etmek; saldırmak; hızla akmak; düşüncesizce hamle yapmak; koşturmak, acele ettirmek; geriye atmak, püskürtmek; Amerikan futbolunda topu koltuğuna alıp koşmak; A.B.D. üyeliğini göz önünde bulundurmak. rush a bill through

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koşma, acele etme; hücum, hamle, hız; hızlı hareket; üşüşme rush hour işin veya trafiğin en sıkışık olduğu zaman. rush order acele sipariş. in a rush meşgul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saz, hasırotu, kofa, bot. Juncus; saz sapı; önemsiz şey, ıvır zıvır, fasa fiso. rush'y s. sazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., rush candle saz mumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gevrek, peksimet; kızarmış ekmek parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rospi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Rus; Rusça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. koyu kırmızı; kuru yaprak renginde; i. koyu kırmızı veya kuru yaprak rengi; bu renk kumaş veya giysi. russet apple kış elması. russety s. koyu kırmızı renkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Rusya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Rus, Rusya'ya veya Rus diline ait; i. Rus; Rusça .Russian dressing turşulu ve baharatlı mayonez. Russian leather Rus meşini, sahtiyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rüşd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age of maturity. majority of a person. majority. man of estate. puberty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. pas; bot. pas hastalığı, bitkilerde mantar hastalığı; zehirli mantar; f. paslanmak; tembelleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köy, nahiye, çiftlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıyamet, mahşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rustâyî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. (resâtik) (Farsça rûstâ’dan Arapça’laşmış). Köy, çiftlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köye ve kıra ait, Fr. rustique.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, kahraman. İran’ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. köye veya kıra ait; köylü; kaba, yontulmamış; kıra uygun, sade, basit; i. köyde yaşayan kimse; basit ve kaba kimse . rustically z. köylü gibi; kabaca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir süre köyde yaşamak; ceza olarak köye veya kıra göndermek; ing. (üniversiteden) geçici olarak uzaklaştırma cezası vermek; kaba işçilikle inşa etmek. rustication i. bir süre köyde oturma; ing. üniversiteden geçici olarak uzaklaştırılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köylülük, köylü havatı: kabalık cahillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Rustâyî, kıra ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustic. russet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rüşdiye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hışırdamak; hışırdatmak; k.dili faaliyet göstermek, gayretle çalışmak; A.B.D., k.dili davar çalmak; i. hışırtı sesi. rustler i., A.B.D., k.dili davar veya at hırsızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğru yolda olan. Akıllı, ergin.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s paslı, paslanmış; ham, tembelleşmiş. rustily z. paslanmış halde, paslı olarak. rustiness i. paslılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.j. Tortu, telve, çöküntü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sağlamlık, metanet. 2. Bir ilimde geniş bilgi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam, güçlü. 2.Becerikli, yetenekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. resm). (bk.) Resm. Bunun da çokluğu: Rüsûmat. (bk.) Rüsûmât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duties. taxes. imposts. charge. charges.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (resm’in çokluğunun çokluğu). 1. Muhtelif malların devlete ait vergileri. 2. (müfret gibi) Gümrük idaresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rüsûmiyye) Gümrüğe ve resimlere, vergilere ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RüsOb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rusvây.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rezîl, maskara. Aleme rüsvây oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir memura, haklı veya haksız bir iş gördürmek için verilen ücret ve hediye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribe. bribery. corruption. palm oil. palm grease. inducement. backhander. boodle. douceur. graft. kickback. payoff. pie. sop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribe. bribery. graft. sop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribe. bribery. corruption. pay-off. back hander. boodle. secret commission. douceur. gravy. golden / silver key. manche present. meed. slush money. palm grease. payola. pie. corrupt practices. price. protection money. slush fault. sop. subornation. sweet

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bent. venal. bribe-taker. grafter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who takes bribes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bribery. corrupt practices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

russia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Russia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Asya’da (Ural Dağlarının batı kısmı Avrupa’dadır.), Arktik Okyanusu kıyısında, Avrupa ile Kuzey Pasifik Okyanusu arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 60 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 17,075,200 km².

Sınırları: 20,096.5 km.

sınır komşuları: Azerbaycan 284 km, Beyaz Rusya 959 km, Çin (güneydoğu) 3,605 km, Çin (güney) 40 km, Estonya 294 km, Finlandiya 1,340 km, Gürcistan 723 km, Kazakistan 6,846 km, Kuzey Kore 19 km, Letonya 217 km, Litvanya (Kaliningrad Bölgesi) 280.5 km, Moğolistan 3,485 km, Norveç 196 km, Polonya (Kaliningrad Bölgesi) 232 km, Ukrayna 1,576 km.

Sahil şeridi: 37,653 km.

İklimi: Avrupa sınırında nemli kıtasal iklim, Sibirya’da subarktik, kuzey kutbuna doğru tundra, kışlar Karadeniz boyunca soğuk, Sibirya’da dondurucu, yazlar steplerde Arktik kıyılarına nazaran daha ılımandır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Elbrus Dağları 5,633 m.

Doğal kaynakları: Doğal gaz, kömür, mineraller, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %7.17.

daimi ekinler: %0.11.

Diğer: %92.72 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 46,000 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Sibirya’da buzlanmalar, Kuril adalarında yanardağlar, Kamçatka Yarımadasında Deprem ve yanardağlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 142,893,540 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.03 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 15.13 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 67.08 yıl.

Erkeklerde: 60.45 yıl.

Kadınlarda: 74.1 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.28 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 860,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 9,000 (2001 verileri).

Ulus: Rus.

Nüfusun etnik dağılımı: Rus %79.8, Tatar %3.8, Ukraynalı %2, Başkır %1.2, Çuvaş %1.1, diğer %12.1.

Din: Rus Ortodoksları, Müslümanlar, diğer.

Diller: Rusça, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.6.

erkekler: %99.7.

kadınlar: %99.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Rusya Federasyonu.

kısa şekli : Rusya.

Yerel tam adı: Rossiyskaya Federatsiya.

yerel kısa şekli: Rossiya.

Eski adı: Rusya İmparatorluğu, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet - Federasyon.

Başkent: Moskova.

İdari bölümler: 49 bölge, 21 cumhuriyet, 10 özerk yöre, 6 yurt, 2 federal şehir, ve 1 özerk bölge; Adygeya (Maykop), Aginskiy Buryatskiy (Aginskoye), Altay (Gorno-Altaysk), Altayskiy (Barnaul), Amurskaya (Blagoveshchensk), Arkhangel’skaya, Astrakhanskaya, Bashkortostan (Ufa), Belgorodskaya, Bryanskaya, Buryatiya (Ulan-Ude), Chechnya (Groznyy), Chelyabinskaya, Chitinskaya, Chukotskiy (Anadyr’), Chuvashiya (Cheboksary), Dagestan (Makhachkala),


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. A.B.D'ne mahsus bir çeşit kokulu çalı, bot. Artemisia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Güneş sisteminin de içinde bulunduğu, yüz milyar kadar yıldızdan meydana gelmiş bir yıldızlar kümesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gelin gecesi 2. Mevlânâ’nın öldüğü gece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شب عروس] düğün gecesi. 2.Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ölüm gecesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendine güvensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free kick. free-kick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Trafik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic. navigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traffic of vehicles. traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Bir bulut çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

meteor. saçak bulut

İnce, tüy gibi saçaklı görünüşü olan buz parçalarından oluşmuş beyaz bulut.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cirrus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windpipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sorma, sual. Hatır soruş = Hatır sorma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ri) bot. eğrelti otu yaprakları arkasındaki tohum kümesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine sormak, birbirine sual etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Soruşturmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquisitional. inquisitorial. inquiries. investigation. questionnaire. inquiry. checkback. disquisition. enquiry. examination. hearing. inquest. inquisition. probe. quest. question. verification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquiry. inquest. inquiry. investigation. inguiry. research. questionnaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquiry. investigation. inquest. official investigation. ascertainment. canvass. examination. field investigation. inquiries. inquisition. preliminary inquiry. search. sifting. verification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board of inquiry. committee of enquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquirer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquirer. investigator. examiner. tester. inspector. scrutinizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öğrenilmek istenen şeyi birçok kişiye sorarak iz aramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquire. investigate. query. to make inquiries. to inquire about. to investigate. to inquire into. to ascretain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inquire. to ask. to question. to query. to make inquiry. to take up / to institute / to pursue / to follow up / to conduct / to carr. to ask about. to ask questions. to put querries. to put a question to. to interpellate. ascertain. fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Jura devrinde ABD'nin batısında yaşamış dikenli zırh olan dev kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drainpipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water carriage / carrier / pipe / tube. water carriage. water carrier. water pipe. water tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cebrâil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunmak, birbirine sürünmek: Pencere kanatları sürüşe sürüşe aşınmışlar (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iki şeyi birbirine dokundurmak: Ellerini, ayaklarını sürüştürüyordu. 2. Yavaş yavaş ovmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سروش] melek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tafra, Fars. furûhten = satmak). Tafra satan, üst perdeden atıp tutan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طفده فروش] atıp tutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Tafra satma, üst perdeden atıp tutma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) atıp tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çekinme, sakınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oturulan veya yatıları yerlerde üreyerek insan kanıyle beslenen, pis kokulu yassı ve küçük bir böcek (cimex).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedbug. bug. chinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedbug. bug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedbug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. katran fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. ölüler diyarı ''Hadesten aşağıda bulunan derin uçurum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. Boğa takım yıldızı; Boğa burcu, Sevir; Toros Dağları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ders» ten). Ders alma, okuma, öğrenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feraset» ten). Çehreden insanı anlama, zekâ ile anlama, sezme. ,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde on iki zamanlı bir küçük usûl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEN-DÜRÜST) (i. F„ ten = beden, dürüst = doğru, düzgün). Vücudu sağlam ve düzgün, sıhhat ve Afiyette bulunan, mec. Ölçülü, düzenli: Tendürüst adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tendürüstlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «verâset» ten). 1. irsen mirasa konma. 2. Miras kalma, irsen geçme, miras gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inheriting. devolving on sb. descent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ri) kavramlar dizini; hazine, ambar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ardıçkuşu, zool. Turdus pilaris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. pamukçuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (thrust) i. itmek, dürtmek, zorla kakarak sürmek; süngülemek, saplamak; lafı kesmek; i. dürtme, itme; hamle; bıçak sokma, süngüleme; mim. kemer veya kubbenin duvar üzerine tazyiki; mak. itme kuvveti. thrust at someone kılıçla hamlede bulunmak. thru

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzay gemisini yöneten idare roketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. diş fırçası. tooth brush tree misvak agacı, bot. Salvadora persıca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. tori) mim. tam kaval; anat. kasta veya kemikte yuvarlak çıkıntı, yumru, kabartı; bot. çiçek tablası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karga cinsinden bir çeşit kuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fıtık bağı, kasık bağı; kiriş, destek, makas, dayak, üçgenlerden oluşan takviye iskeleti; kuru ot veya saman demeti; bağlam, demet; den. büyük serenin orta yerini direğe bağlayan demir çember; f. tavuğu pişirmeden önce kanadını kırıp bağlamak;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. itimat, güven, emniyet; tevekkül; ümit; güvenilen şahıs veya şey; emanet; kredi; mutemetlik; tröst; f. güvenmek itimat etmek emniyet etmek: güvenerek vermek, teslim etmek, emanet etmek: inanmak: tevekkül etmek; kredi vermek. trust company trös

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. k.dili tröstü bozmaya çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Trusted™ Platform Modülü çipi, verilere yetkisiz erişimin engellenmesine yardımcı olan önemli güvenlik hizmetleri sağlar. Bu çip, donanım ve yazılım da dahil olmak üzere, platformun kendisini izleyebilir. Parolalar ve şifreleme anahtarları gibi büyük önem taşıyan veriler için tamamen güvenli bir saklama ortamı sağlar. Daha sonra, her bir makineye benzersiz bir kimlik atayarak, dahili akıllı kart işlevi görür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. vekil, mutemet, yeddiemin, mütevelli; f. mutemede mal teslim etmek. trusteeship i. vekillik; Birleşmiş Milletler adına bir bölgenin idaresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güvenen, itimat kabilinden, çabuk inanılır. trustfully z. güvenle. trustfulness i. güvençlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itimada lâyık, güvenilir. trustworthiness i. güvenilirlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. güvenilir, sadık, emin; i. güvenilir kimse; güven uyandırdığından dolayı kendisine bazı özel haklar tanınan mahpus. trustily z. güvenilir surette. trustiness i. güvenilir hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

TruSurround XT®, BRAVIA LCD TV’lerde bulunan bir ses geliştirme teknolojisidir. Çok kanallı sanallaştırma özelliği ile, sadece iki hoparlörü kullanarak bir surround ses efekti üretmeyi hedefler. Yedi adede kadar (6.1) ses kanalını işleme alabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orman veya koruda büyük ağaçların altında bulunan çalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bağını çözmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güvenilmez, itimada lâyık olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. yeryüzü kabuğunun kabarması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nesli tükenmiş bir çeşit Avrupa yaban sığırı, zool. Bos primigenius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rahim, dölyatağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطروش] sağır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long sight. long- sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kemik veya eklemin kusurlu teşekkülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L ). Çok küçük bir çeşit mikrop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

germ. virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bug. virus. viral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. virüs; hastalıktan ileri gelen zehir; aşı için kullanılan zehirli madde; ahlâki veya manevi zehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vurmak iş ve şekli, darbe: Onun vuruşu adamı sakat eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Darb. Usûlün her darbı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. bat. battery. batting. beat. beating. chop. crusher. cut. hack. hit. impact. knock. plug. scoop. shoot. shot. sock. strike. stroke. swat. thwack. whack. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat. beat. chop. dash. hit. shock. shot. strike. stroke. blow. fight. beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impact. stroke. blow. hit. lash. pounding. shock. way of hitting or striking. beat. knock. impetus. impulse. percussion. strike. tap. wipe. pulsation. bump. dash. kick. plug. pound. rap. throb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belligerent. pugnaicious. combative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belligerency. pugnacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dövüşme. 2. Kavga, muharebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fighting. impact. shooting stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dövüşmek. 2. Kavga, muharebe, ceng etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight with one another. hit each other. to fight each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight each other. to have a fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mors, zool. Odobenus rosmarus; s. morsa özgü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. batı rüzgarı tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by