Sab ne demek? | Sab anlamı nedir? | Sab

Sab anlamı nedir?

Sab ne demek?

Sab anlamı nedir?

Sab | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sab

Türkçe Sözlük

(SA’B) (i.A. «suûbet» ten smüş.) (mü. sâbe). 1. Çetin, zor, müşkül: Sâb iş. 2. Kuvvetli, zorlu: Sâb düşman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şuûb). Cemaat, topluluk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah’ın kulu. Allah’ın isimlerinden, (bkz.es-Sabur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty. incoherent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balderdash. incoherent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşünmeksizin ve sayıklarcasına söylenilen, münasebetsiz, hezeyan kabilinden (söz): Abuksabuk söylemeye başladı, abuksabuk sözler (Sabuk «sapmak» tan türemiştir. «Abuk» ise buna uydurularak yapılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tavsiye edilebilir; uygun, münasip, muvafık. advisabil'ity, advisableness (i). uygunluk, muvafık olma, tavsiyeye lâyık olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Haşeb). (bk.) Haşeb. Keresteden, tahtadan yapılan: Ahşap ev, bina.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.>T.) [اخشاب] ahşap. 2.keresteler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expecting at any moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.). Hesâba sayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sabahleyin, erkenden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diğer parmakların uçlarına dokunabilen (baş parmak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft soap. yellow soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. asab). (bk.) Asab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâb). Sinir. Asaba dokunmak: Hiddet ve sıkıntıyı mucib olmak. (Cem’i daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. uşbu). Tâze otlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصب] sinir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâbât). Asab: 1. Bir tek sinir. (bk.) Asab. 2. Baba tarafından akraba olanlar, erkek tarafından hısımlar. 3. Hısım, akraba kavim ve kabile, tarafdarlar, avene. 4. Fıkıh. Uzaktan akraba ki, mirastan İslâm hukukunda ferâize hisseleri olmayıp, yakın akraba hisselerini aldıktan sonra kalan kısmı bunlara dağıtılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. asabiye) (Asâbî dememeli). Sinirleri zayıf ve pek hassas olup küçük sebeple müteessir olan ve hiddete gelen, kızan: Asabi adam, asabî mizaçlı: Asabiyyül-mizâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritable. nervous. prickly. quick-tempered. short-tempered. hot-blooded. choleric. crusty. hot-headed. ratty. techy. testy. waspish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritable. peppery. prickly. sinirli. neural sinirsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nervous. irritable. neutral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبی] sinirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sinirlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get nervous. to be irritated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sinir hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nervous diseases. neurology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sinir hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nerve specialist. neurologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. irritability. pepperiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritability. nervousness. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبی المزاج] asabî mizaçlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendi akraba ve yakınlarını veya vatan, din ve milliyetini müdafaa ve iltizam etmek gayreti, hamiyet, gayret: O adamın asabiyyeti vardır. Asabiyyet-i dîniyye, asabiyyet-i milliyyesi müsellemdir. 2. Asabî mizaçlı olma, sinirlilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبيت] sinirlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İplikçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aşab» dan imüb). Bitki çeşitlerini toplıyarak ve örneklerini kurutarak her biri üzerinde ilmî incelemeler yapan bilgin (fr. herberisto).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعصاب] sinirler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برسابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hesapsız, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hesapsız, çok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حساب] hesapsız, sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

household soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavun, Kırkağaç kavunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hakkında konuşulabilir; sohbeti tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DCI, LCD projektörler için tamamen titreşimsiz bir ekran görüntüsü oluşturur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). malûliyet; yetersizlik, kifayetsizlik, kuvvetsizlik, zaaf; yetkisizlik, salahiyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sakatlamak, kuvvetten düşürmek, zayıflatmak; (huk). salahiyetini elinden almak, ehliyetsiz kılmak. disabled (s). sakat. disablement (i). sakatlık; yetkisizlik, salahiyetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanlış bir fikri düzelterek gözünü açmak, doğru yolu göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). elzem olmayan, vaz geçilebilir; mazur görülebilir. dispensability (i). vazgeçilebilir olma hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). elden çıkarılabilir, verilebilir; icabına göre kullanılabilir; kullanıl dıktan sonra atılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üzüm ve hurma pekmezi; pekmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. neseb). 1. Nesebler. (bk.) Neseb. İlm-ül-ensâb ve (m. gibi) sadece ensâb = Başlıca Araplar’da kabile ve ailelerin nesillerini ve ne surette biribirinden çıktıklarını gösteren ilim. Fr. g£neologie. 2. (matematik) Logaritma cedvetlerinin sayıları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انساب] nesepler, soylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ısb). Parmaklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. üsbû). Haftalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ders arkadaşı. Bir ders okuyanların her biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حساب] hesap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sth into account. allow. comprise in an account. consult. figure on. include. make allowance for. reckon. reckon in. to include in the reckoning. take account of / into account. take into account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HİSABİ) (i. A.) (m. hisâbiyye). 1. Hesaba ait, hesap işleri. 2. (Türkçe) Hesabını bilir, idareli. Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economical. thrifty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account of. pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حساب] hesap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Horozun sabah erkenden, gün doğarken ötmesinin, insanları uyandırma arzusu ile bir ilgisi yoktur. Onlar kendileri için öterler.

Aslında horozlar gün boyu öterler ama gün ağarırken ötmeleri daha kuvvetli, daha canlıdır. Ortalık da iyice sessiz olunca çok uzaklardan bile duyulabilir. Horozların ötüş tempoları öğleden sonra saat 3’e doğru düşer. Horozların ötmeye başlamaları tam şafak vakti veya çok az öncedir.

Gerek doğan Güneş’in ışığının etkisini gerekse yine aynı zamanda ötmeye başlayan diğer kuşların seslerinin etkilerini ölçmek amacıyla horozlar ışık ve ses geçirmez bir bölmeye konulmuşlar ama yine aynı saatte ötmeye başladıkları görülmüştür. Buradan da sabah sabah ötmenin horozun biyolojik saatinde ayarlanmış olduğu anlaşılıyor.

Sabah Güneş doğarken ötmek sadece horozlara mahsus değildir. Kulağa en çok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasındandır.

Kuşların büyük çoğunluğu da aynı saatlerde dallarda koro halinde ve kuvvetlice öterler. Gün boyu kuşlardan duyabileceğiniz en büyük ses hacmi bu saatlere rastlar.

Bu sabah ötüşünün nedeni kuşun kendi hakimiyeti altındaki alanı belirtmesidir. Horoz da her ne kadar uçamasa da bir kuş türü olduğundan onun da sabah ötüş nedeni aynidir. ‘Her horoz kendi çöplüğünde öter’ ifadesi bu bakımdan çok doğrudur. Öterek o gün boyu kendi alanı içinde olan kümesin ve tavukların yanına kimsenin özellikle diğer horozların yaklaşmamasını ikaz eder.

Gerek horozun gerekse diğer kuşların gün içinde ötmelerinin nedeni ise farklıdır. Bu ötüşler, yiyeceği, tehlikeyi haber veren, diğerlerinin gözden kaybolmamaları için ‘ben buradayım’ mesajını veren, zaman zaman da aşkını ifade eden iletişim ötüşleridir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hoşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوشاب] hoşaf, komposto.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gasb» dan masdar) (c. iğtisâbât). Zorla elinden alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hisâb’dan masdar). 1. Hesap sorma, hesaba çekme, mesuliyet. 2. Ceza. 3. Vaktiyle polis ve belediye işlerini yapan, başlıca görevi esnafın ölçülerini kontrolden ibaret olan muhtesib veya ihtisâb ağalığı işi ve dairesi. 4. Bu daireye ait her türlü vergi. İhtisâb ağası; nâzırı = Muhtesib, daruga, şehremini, belediye reisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(j. A.) (rüsum-ı ihtisâbiyye’den kısaltılmış), ihtisâba yani belediyeye ait resim ve vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «klsb» den masdar) (ci. iktisibit). Kazanma, edinme, Ar. tahsil: İktlsib-ı maarif. Ticaretle çok mülk iktisîb etti (Kisb’ten farkı ancak bir çeşit tekellüf ve (kendi İçin) minisini taşımasıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکتساب] kazanma, çalışarak kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçilemez, aşlıamaz, geçit vermez. impassabil'ity i. geçit vermezlik. impassably z. geçit vermeyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tavsiye edilemez; makul olmayan; akla uygun olmayan. inadvisability i. makul olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yoğunlaştınlamaz; kısaltılamaz; sıvı haline dönüştürülemeyen (gaz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bileşimi bozulmaz, çözüm kabul etmez; çü rümez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zaruri, elzem, zorunlu, onsuz olamaz. indispensably z. zaruri olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mazur görülemez, affedilemez, mazeret kabul etmez. inexcusably z. affedilemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nisbet» den masdar) (c. intisâbât). Bir büyük adama veya bir daire, heyet ve hânedâna bağlı ve alâkalı olma, bağlılık, Osm. irtibat, taalluk, mensubiyet: Bu hânedâna eskiden intisâbı vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انتساب] bir yere mensup olma. 2.bir yere bağlanma, bir yerde çalışmaya başlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) reddolunamaz, kabul olunması icap eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sargı, bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Genç yaşta saç ve sakal ağarması. 2. Saç ve sakal ağartma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yerini bulma, rastlama, uygun olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit. hitting. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit. hitting the mark. well-timed action/word. falling to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitting the mark. saying or doing exactly the right thing. falling by chance to. hit. lucky hit. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصابت] rastgelme. 2.tutarlılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Düşme, (isabet). 2.Düşme, çıkma. 3.Değme, tutma. 4.Yerindelik, yazılmazlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Yerinde, uygun, münasip, yerini bulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-directed. on the mark. pointed. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unerring. right. exact. well-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very fitting. very appropriate. felicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Yerinde olmayan, uygunsuz, yerini bulmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. ineffective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «iktisâb» dan galattır). Kazanma, edinme, bk. İktisâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neseb» den). Soyu bildirme, soy dâvâsı gütme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İğrenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluff. brusque. crude. homely. rustic. uncouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brutish. inelegant. jerky. like a sack of potatoes. square- built.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İptidai bir saban çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قصب] şeker kamışı. 2.nefes borusu. 3.ince keten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kasap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kasabât). Kamış, saz, Fars. nây, ney (anatomi) Kasaba-i ree = Akciğer boruları, (tıp) lltihâb-ı kasabât = Akciğer borularında hâsıl olan kızarma ve öksürük, Fransızca: bronchite.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Küçük şehir, çarşısı, belediyesi olan büyük köy, ahalisi beş on bin kadar olan yer: Çorlu, Tire, İnegöl kasabası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

town. small town. borough. burg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

town. town. small town. borough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small town. large village. burg. inland town. place. county town. country town. municipal town. township.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قصبه] kasaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kasaba ahalisinden olan adam: Kasabalılar köylülerin işini göremezler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

township.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burgher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kasaba). Nefes boruları, bronşlar. Iltihâb-ı kasabât = Akciğer borularında meydana gelen kızarma ve öksürük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Kasap. bk. Kasap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قصاب] kasap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koyun vesaire kesip yüzmek için kasaba verilen ücret, kasaplık hakkı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کما فی السابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for one's own account. on one's own account. to one's own expense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Sadece papağan ve muhabbet kuşları değil, üzerinde uğraşıldığında kargalar, kuzgunlar, saksağanlar ve sığırcıklar da konuşabilirler. Hatta bir kaç kelime söyleyebilen serçe ve kanaryalar bile kayıtlara geçmiştir.

Aslında bu, kuşların yaptıkları konuşma değil, sesleri ezberlemeleri ve taklit etmeleridir. Her insan ağzı ile konuşur ama konusabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler daha sonra dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları da konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrarıdır.

Kuşların ses organlarının memeli hayvanlardan çok farklı olarak gırtlakta değil de göğüs kafeslerinin dibinde, karın boşluğunun derinliklerinde yer alması kuşların bu ses taklit özelliklerini daha anlaşılmaz bir hale getirmektedir. Ses organlarının bu yeri dolayısıyla tavuk, ördek gibi bazı kuşgiller kafaları kesildikten sonra da ötmeye devam ederler.

Bu ses taklit yeteneği bazı kuşların doğasında vardır. Tabiatla içice yaşarken diğer kuşların seslerini taklit edebilmeleri sayesinde onlarla daha iyi iletişim kurabilmişler ve çevreye daha iyi uyum sağlayabilmişlerdir.

Konuşma denilince ilk akla gelen kuş olan papağanlar Avrupa’ya ilk olarak Büyük İskender tarafından Hindistan’dan getirilmişlerdir. Papağanlar arasında en iyi konuşan tür olan Afrika Papağanları’nın gelişi ise daha sonradır. Muhabbet kumarı 19. yüzyılın ortalarında Avustralya’dan Avrupa’ya getirilmişlerdir. Papağanlar insan isimleri, selam, emir ve soru sözcüklerini öğrenmekten hoşlanırlar. Bir papağan 500-600 kelime öğrenebilir. Zamanla bazı kelimeleri unutur ve yerine yeni kelimeler öğrenir.

Papağanların insan seslerini ve hayvanların bağırışlarını son derece benzeterek taklit etme ve parmaklarını kullanabilme yeteneklerine rağmen çok gelişmiş bir tür oldukları söylenemez. Uzmanlara göre papağanlar, ruhsal bakımdan kargagillerden daha az gelişmişlerdir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماسبق] geçen, geçmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Derece: Lâ-şey (hiçbir şey) mesâbesinde (değerinde).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. misbâh). Misbâhlar. (bk.) Misbâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUNSABB) (i. A. «sebebe» den imef.) (mü. munsabba). Dökülen, denize veya ırmağa kavuşan: Tuna Karadeniz’e munsab olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûb» dan imef.) (mü. musâbe) (c. musâbîn). Üzerine düşmüş, isabet etmiş, düşkün, uğramış, bir Afete tutulmuş: Yangına, koleraya musâb olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاب] yakalanmış, tutulmuş, uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakalanmak, tutulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müşebbek» den galat.). Kafesli, kafes ve ağ şeklinde (nakış veya telkâri işlemeli gümüş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSABAKA) (i. A. «sebk» ten masdar). Birbirini geçmeye ve birbirinden ileri olmaya çalışma, yarış, yarışma, rekabet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarış, yarışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. contest. race yarış. yarışma. karşılaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contest. competitive bidding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsabaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh, şebeh» den masdar). Benzeme, iki şey arasındaki benzeyiş: Bu iki adam, bu evler arasında ne kadar müşâbehet var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabr» dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabrı dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebere» den mas.) Devamlı uğraşma, direnme, sabırla çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» den if.). Benzer, aralarında benzerlik bulunan iki şahıs veya şeyin her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). MUsabaka yapan, yarışan, yarışçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contestant. competitor. contender. contester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şabeze» den if.). Hokkabaz, hokkabazlık eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh ve şlbh» den if.) (mü. müteşâbihe). Birbirine benzer. 2. Ayât-ı müteşâbihe. (bk.) Müteşâblhât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ayât-ı müteşâbihe yâni Kur’an-ı Kerîm’in dış mânâsı kastedilmeyen Ayetler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسابقه] yarışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشابهت] benzerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشابه] benzer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسابق] yarışmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neseb» den imüb.) (c. nessâbîn). Şecere (ilm-i ensâb) mütehassısı, Fr. genealogie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Asıl ve esas. 2. Kıvam, istenen derece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نصاب] aranan sınır. 2.sermaye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİŞABÜR, NIŞAPÜR) (i. F) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam (İran’da Horasan’da bir şehrin adıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde Nişâbûr makamında kullanılan üçlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde dügâh (lâ) perdesinde kalan bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Aydınlık sabah.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı konulabilir, muhalefet edilebilir; karşısına konulabilen (baş parmağın diğer parmakların karşısına konulabilmesi gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçirilebilir, geçer; kabul edilir, geçerli, muteber; fena olmayan; içinden geçilebilir. passably z geçerli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İsp. Kim bilir?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şap çıkarılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kuzeydoğudan esen hafif ve latif rüzgâr. Bid-ı sabi = Sabah yeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a island in the Netherlands Antilles that is the top of an extinct volcano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a island in the Netherlands Antilles that is the top of an extinct volcano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صبا] meltem, gündoğusunden esen yel. 2.sabâ makamı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gündoğusundan esen hafif rüzgar. Türk müziğinin en eski makamlarından.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Sabâ makamının tertibinde bulunan dörtlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bûselik beşlisi İla kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sabl-Zemzeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Rüzgâr gibi hafif ve çabuk giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde kürdî dörtlüsü ile kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SABAH) (I. A.). Gündüzün başı: Sabah oldu, sabah namazı, sabah yemeği, sabah dersi. Sabah akşam = Her sabah ve her akşam belirli ve kesiksiz şekilde. Akşama, sabaha = Akşam olmazsa sabah olacak, pek yakındır: Yolcumuz akşama sabaha gelir. Sabah olmak = Gündüz açılmak, şafak atmak. Sabah atmak, gacayi sabah atmak = Sabaha kader uyuyamamak, geceyi uykusuz geçirmek. Sabaha çıkmak = Sabaha yetişmek. Sabahlar hayrolsun, sebâh-ı şerifiniz hayrola = Oğla vaktine kadar kullanılan selim tâbiri. 1. Sabah vakti: Sabah erken kalkar. 2. Bugünün sabahı, bu sabah: Sabah gelirim, sabah gelin. Sabahları = Sabahleyin, sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morning. matutinal. a.m. in the morning. morning. ante meridiem. morrow. morn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morn. morning. in the morning. forenoon. dawn. daybreak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of Malaysia in northeastern Borneo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morning. in the morning. forenoon. matutinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of Malaysia in northeastern Borneo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Gündüzün ilk saatleri, günün başlangıcı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brekker. petit déjeuner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

towards morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin güzelliği. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Güzellik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzellik, letafet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nöbeti sabaha kadar olan veya sabaha rastlayan kimse. 1. Uyumadan sabahı eden kimse. 3. Öğleden önce ve sonra olmak üzere İki öğretim yapan okullarda öğleden önce okula giden öğrenci. Sabahçı kahvesi = Sabaha kadar açık kalan kahve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who works on a morning shift. person who stays awake all night. early- bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the early hours of the morning. at an unearthly hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sabaha, kadar uyuyamamak, bütün gece uykususz kalıp sabahı bulmak: Oyunda sabahlamışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sit up all night. pass the whole night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stay awake all night. to keep an all-night vigil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the mornings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to stay awake / to sit up / to work all night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabah vakti, sabah erkenden: Sabahleyin biraz kahvaltı ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning. early.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the morning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her sabah olan. Sabahlı akşamlı = Har sabah, her akşam olan veya tekrarlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yataktan kalkınca eğreti olarak giyilen üstlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing gown. deshabille. housecoat. morning gown. robe. gown. neglige. negligee. peignoir. wrapper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing gown. housecoat. bathrobe. robe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing gown. dress- gown. morning gown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sabah ışığı, aydınlığı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıldızlara tapınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hicrî yılın 8. ayı. Eskiden «ş» harfi ile kısaitılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şaşırmış, şaşkın, hayran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plough. plow. cultivator. grubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plough. plow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Aralık, fasıla. 2.Hicri, Kameri ayların sekizincisi, üç ayların ikinci ayı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ploughshare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ploughshare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çift sürmeye mahsus Alet ki, bir çift öküze çektirilir. Saban oku = Demirinden öküzlerin arasından boyunduruğa kadar uzanan ağaç. Sabankıran = Pek sert bir cins kök.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. ordular, askerler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beğenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galat olup doğrusu sabuvvet veya sabl’dır). Çocukluk, sabflik: Sabâvatinde, sablvetinden beri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صباوت] çocukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeâb» dan if.) (c. Şubbân). Genç, delikanlı, civan, yiğit; şâbb-ı emred = daha sakalı bıyığı gelmemiş delikanlı. Seyyid-i şubbân-ı Cennet = Hz. Hüseyn.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Çok sabırlı. 2.Atlas çiçeği. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cumartesi veya pazar gününü kutsal kabul eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sebt günü; Musevilerce cumartesileri, Hıristiyanlarca pazarları uygulanan kutsal dinlenme günü; dinlenmegünü veya zamanı. Sabbathday's journey on beş dakikalık yol; kısa yolculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sebt gününe ait; tatile ait sabbatical i., sabbatical year üniversite öğretim üyelerinin çoğunlukla yedi senede bir yaptıkları ücretli izin yılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tar. Seba ülkesi ile ilgili; i. Seba ülkesinden olan kimse; Seba dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din topluluğu, cemaati. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süvari kılıcı. saber rattling savaş tehditi. sabertoothed tiger bugün yalnız fosil halinde bulunan ve uzun azı dişleri olan kaplan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâ’bede» şekli galattır). El çabukluğu ile yapılan hüner, hokkabazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. Şâbeze = Hokkabazlık, F. Bâhten = Oynamak). El çabukluğu ile hünerler gösteren, hokkabaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: SâBİYY) (i. A. «sabvet»

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.) (mü. slbia). Yedinci, Fars. heftüm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صبی] bebek. 2.küçük çocuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سابع] yedinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Yedinci.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Yedinci olarak, yedinci derecede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebâhet» ten if.) (mü. sâbiha). Yüzücü. Slbih batarya = Sahil muhafazasına mahsus toplu zırhlılar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güzel, şirin.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzel, latif, şirin.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Gemil(Erkek İsmi) 2.Yıldızlar. 3 İmanlıların ruhları.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sebk» den) (mü. sibıka). 1. Geçen, geçmiş, olmuş, önce. 2. Şimdikinden önce bir görev veya makamda bulunmuş olan, zıddı: llhık: Slbık İstanbul valisi. 3. ileride bulunan, zamanca veya plye ve rütbece önde bulunan, geçmiş zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

former. previous. ex. earlier. erstwhile. prior. quondam. sometime. ex-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

former. last. previous. preceding. ex. late. past. prior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سابق] eski. 2.bir önceki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. savibık). 1. Geçmiş hâl ve olay. 2. Mahkemeye düşüp mahkûm olmayı Icab ettiren geçmiş bir suç: Sâbıkası vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal record. crime. previous conviction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

former misdeed. previous conviction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal record. relapse. previous offense / crime. crime for which sb was convicted in the past. past offense. past crime. record of conviction. prior judgment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سابقه] geçmişte kalan suç. 2.bir insanın geçmişteki hali.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal record. record of conviction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hukuk). Sabıkası olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recidivist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

previously convicted. confirmed criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recidivist. ex-convict. hardened / old / habitual offender. inveterate criminal. convicted previously. habitual criminal. gaol bird. old offender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bundan önce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has a clean criminal record. no criminal record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. slbık). Sâbıklar, geçmişler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سابق الذکر] anılan, zikredilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sabr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SABR) (i. A.). 1. Başa galen acıya karşı tellş ve Üzüntü göstermeyip dayanma, tahammül. 2. Gelecek ve olacak bir şey için acele ve tellş göstermeyip bekleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sabr» dan if.) (mü. slbıra) (c. sâbırtn). 1. Sabreden, tellş ve kuruntu etmeksizin bekleyen. 2. Bir zahmet ve acıya veya bir tecavüz ve haksızlığa karşı hiddet etmeyip sabır ve tahammül eden, sabırlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patience. forbearance. endurance. fastness. steadfastness. steadiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endurance. forbearance. fortitude. patience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbearance. patience. sufferance. toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صبر] dayanma, kendini tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صابر] sabırlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. 2.Acele etmeyen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabır).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patiently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enduringly. patiently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabrı olan, sabreden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patient. tolerant. enduring. uncomplaining. long-suffering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patient. stoic. stoical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbearing. patient. tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Sabır ve tahammülü olmayan, acıya dayanamayan. 2. Bekleyemeyen, aceleci, tellşlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient. agog. eager. on edge. rash. restive. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eager. impatient. testy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient. eager. on edge. rash / adj ,. testy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sabırsızlık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kick one's heels. strain at the leash. become impatient. look forward to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow impatient. to champ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sebredemeyiş. 2. Bekleyememe, acele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience. eagerness. headiness. restiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatience. tut tut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seblt, sübût» tan if.) (mü. slblte) (c. sevlblt). 1. Yerinde duran, hareket etmeyen, yeril: Değirmenin alt taşı sâblttir, ben fikrimde slbittim. 2. Gerçekleşmiş, ispatlanmış, müsbet, muhakkak, zan ve vehim üzerine kurulmayan: Bu gerçek, İlmen sâbit oldu. 3. Gökyüzünde hareket etmez gibi görünen yıldız: Nücüm-l slbite (slbit yıldızlar). Slbit-kadem = Sebatlı, dönek olmayan: Verdiği sözde slbit-kadem kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed. constant. stationary. set. settled. immobile. immovable. permanent. stable. firm. attached. changeless. entrenched. established. fast. flat. flat-footed. immutable. indelible. invariable. irremovable. put. real. rigid. staid. standing. staring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. fast. firm. fixed. immobile. immovable. immutable. indelible. invariant. set. settled. stable. stationary. steady. static. fast. established. definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. fixed. stable. stationary. indelible. proven. established. localized permanent. deep seated. entrenched. fixed assets. immobile. immovable. immutable. irremovable. sedentary. settled. standing. steadfast. steady. substanti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ثابت] kanıtlanmış. 2.yerinde duran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Değişmeyen, kımıldamayan. 2.Kanıtlanmış, anlaşılmış.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Bir CD çalar ve tümleşik bir sabit diskten (40 GB) oluşan ses sistemi. ATRAC teknolojisinde yapılan geliştirmeler (örn., ATRAC3) sayesinde sabit disk artık 500 CD’ye karşılık gelen 600 saate varan sürelerde müzik saklayabilmektedir. “M-Crew for HDD” yazılımı, müzik dosyalarının PC ya da USB arayüzüyle kolayca işlenmesine olanak tanımaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

296 saat müzik ya da yaklaşık 4000 parça alabilen tümleşik 16 GB sabit diske sahip bir radyolu CD olan yeni MEX-1HD’i tanımlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obsession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed idea / opinion. a bee in one's bonnet. fixed idea. fixed opinion. mad point. monomania. set opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. intransigent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monomaniac. obsessional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Fixed Income Securities)

Alacaklılık hakkı sağlayan, belirli bir meblağı temsil eden, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve yatırım aracı olarak kullanılan borçlanma senetleridir. İhraç eden kuruluşların niteliğine göre kamu ve özel sektör menkul kıymetleri olarak ikiye ayrılırlar. Sabit getirili menkul kıymetler vade sonuna kadar elde tutulmaları halinde belirli bir getiriyi garanti eder.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

established / fixed rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Oynatma sırasında diskin motoru CD’yle birlikte hareket eder; lazer sabittir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hareket etmeyen yıldız, gezegen olmayan yıldız. 2.Matematik formülünde değeri değişmeyen miktar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stabilize. to become stable. to become fixed. firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fastness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. immutability. unchangeableness. stable equilibrium. stabilization. fixity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Küçük kız çocuğu, küçük kız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sabiyi). Bülûğe ermemiş kız çocuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سابعا] yedincisi, yedinci olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صابئی] yıldıza tapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. samur, zool. Martes zibellina; samur kürkü veya derisi; samur rengi; siyah renk, matem rengi; çoğ., (siir) matem elbiseleri; s. siyah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stencil. template. templet. pattern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pattern. template. stencil. gauge. routine. cliché.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

template. stencilling pattern. gauge. gaze. face mould. pattern design. stencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sabot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. tahta pabuç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., Fr. sabotaj, baltalama; f. sabotaj yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Baltalama.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. sabotage

baltalama

Bilinçli ve kasıtlı olarak bir işi veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sabotage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sabotage. malicious damage / destruction. diversionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saboteur. wrecker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saboteur. botcher. ratter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. saboté

baltalama

Bilinçli ve kasıtlı olarak bir işi veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sabotajcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sabır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صبر] sabır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Özü tıpta kullanılan bir bitki ki, en İyisi Sokotra adasında çıkar: Sarı sabr, sabır ağacı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

israil yerlisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. süvari subay çantası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be patient. endure. forbear. bear with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forbear. to be patient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be patient. to show patience. possess one's soul in patience. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sabırla ilgili, sabra ilişkin.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kadınların sabırlısı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sabahleyin içilen şarap vesaire, mahmurluk bozan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صبوح] sabah içilen şarap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sapmış, doğru yolu faşırmış, sapık. Abuk-sabuk = Saçma sapan, altı üstüne uymaz (söz), hezeyln: Abuk-sabuk söylemeye başladı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kumlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Latince «sapo.dan). Kir çıkarmak, gerek vücudu ve gerek çamaşır vesaireyi yıkeyıp temizlemekte kullanılan, zeytinyağıyla kireç, kül, soda veseireden yapılan madde. Girit sabunu = Bir çeşit beyaz sabun. Arap sabunu = Hamur hâlinde ve koyu renklisi. Leke sabunu = Leke çıkarmaya mahsus terkip. Misk sabunu = Kokulu sabun. Sabun taşı = Leke çıkarmak için kullanılan bir çeşit kil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صابون] sabun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı (ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda, derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır. Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kireç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonra da karıştırmışlardır.

Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olarak kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de, sığır ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodorantlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve reklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. Şampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı(ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda derimizin, üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır.

Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kiraç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonrada karıştırmışlardır. Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olark kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de sığır, ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodoranlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve raklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. İampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap bubble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lather. suds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap bubble. suds. lather. suds soapsuds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soapstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabun yapılan yer, sabun fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a maker or seller of soap. manufacturing or selling soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soapery. soap factory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sabOniyye). 1. Sabuncu. 2. Sebunle karışık, sabunlu. 3. Sabun çeşidinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit nişasta helvası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabunla yıkama, sabun sürme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soaping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sabun sürmek, sabunla yıkamak: Bu mendili güzelce sabunlamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap. soap down. lather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lather. soap. to soap. wash with soap. to lather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to soap. to lather (chin before shaving. lather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to soap oneself. to be soaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saponification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to saponification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to saponify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sabun karışmış: Sabunlu su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soapy. with soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soapy. covered with soap. saponated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap dish. washcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap dish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabr»dan imüb.). Çok sabırlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صبور] çok sabırlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Geminin alt anbarına, dengeyi tutmak için konulan ağırlık, safra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Zambakgillerden bir süs bitkisi (aloe). 2. Bu bitkinin yapraklarından çıkarılan, tıpta ve boyacılıkta kullanılan bir madde.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(azvay): Zambakgiller familyasından 180 kadar türü bulunan ve tropikal bölgelerde yetişen bir bitkidir. Bazan sapsız küçük bitkiler, bazan da dallı budaklı ağaçlar halinde bulunur. Yaprakları kalın ve etli olup, rozet şeklindedir. Çiçekleri yeşilimsi, sarı veya donuk kırmızıdır. Çoğu zaman üç renklidir. Yaprakları kesildiği zaman acı bir su çıkar. Pankima denilen bu su; hekimlikte kullanılır. Yurdumuzda da bulunur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Mide hastalıklarında faydalıdır. Vücudu kuvvetlendirir. Yanıkların sebep olduğu sancıları keser. Sirke ile karıştırılıp, saç diplerine sürülürse, dökülmelerini önler. Tavsiye edilen miktardan fazla kullanılmamalıdır. Mesane ve rahim hastalıklarından şikayet edenlerin de kesinlikle kullanmaması gerekir.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tasavvuru mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den). Benzeşme, birbirine benzeme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشابه] benzeşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soap powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toilet soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toilet soap. facial soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kullanılır, elverişli. usableness i. kullanışlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by