Saç ışt ırmak ne demek? | Saç ışt ırmak anlamı nedir? | Saç ışt ırmak

Saç ışt ırmak anlamı nedir?

Saç ışt ırmak ne demek?

Saç ışt ırmak anlamı nedir?

Saç ışt ırmak | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sac ist irmak

Türkçe Sözlük

(f.). Azar azar serpip her tarafa dağıtmak: Şu tohumu, sürülmüş toprağın her tarafına saçıştırmalı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sol ve sağ kanallar için hoparlörler ve bir pasif subwoofer’dan oluşan üç yollu ses sistemidir.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب آبستنی meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) «Deveyi» çökertmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâmile, gebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gebe, 2. Dişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستن] gebe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستنگاه] döl yatağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gebelik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kralların kayıtsız şartsız hakimiyeti taraftarı, mutlakıyetci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). piyanoda eşlik eden kimse, akompanist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. coğrafya). İran, Farsça konuşulan yerler: Acemistan’a seyahat; Acemistan’ı dolaşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجمستان] İran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

risque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdy. improper. impure. indecent. lewd. nasty. obscene. pornographic. ribald. risqué. salacious. smutty. spicy. suggestive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erotic. obscene. pornographic. bawdy. dirty. filthy. fruity. immodest. naughty. racy. ribald. scabrous. smutty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aç komak, açlığa düşürmek. 2. Açlık vermek, iştiha açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel hungry. to starve sb. to deprive sb of food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to turn rancid. to embitter. sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Merhamete getirmek, acımaya sevketmek, rikkati mucip olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arouse pity for. to ask for sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause regret. to excite pity. tell the tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Başkası vasıtasıyle açmak, açmağa sevk ve icbar etmek: Kapıyı açtırdım, (bk.) açık. 2. Bir daha işlenmemiş ham araziyi sürmek. Ağız açtırmak: Söylemeye mecbur etmek. Göz açtırmamak: Pek sıkı tutup bir şeye müsaade etmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have opened. to cause to open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened. to let open. to let be opened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etkinci; eylemci, özellikle politikada eylemciliğe meyilli olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kidnap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). isim koymak, isim takmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. entitle. intitle. refer to. denominate. designate. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

name. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a name. to call. to denominate. designate. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yönetmek, idare etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin ettirmek; hizmet etmek, levazımını temin etmek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetim, idare, hükümet nezaret; başkan ve yardımcıları , idareciler; bakanlar kurulu, vekiller heyeti ; yemin ettirme; ilaç verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yönetimle ilgili, idari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yönetmen, idareci, mudur, mütevelli; (huk). vasi, vekil, mirası idare eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Şaşkınlığa düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. affairiste

dalavereci

Çıkarı için hileye başvuran kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Afghanistan) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Pakistan’ın kuzey batısında, İran’ın doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 65 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 647,500 km²; Kara: 647,500 km²; Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 529 km.

Sınır komşuları: kuzeydoğuda Çin 76 km, batıda İran 936 km, doğu ve güneyde Pakistan 2,430 km, kuzeyde Tacikistan 1,206 km, kuzeyde Türkmenistan 744 km, kuzeyde Özbekistan 137 km

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)

Sahip olduğu denizler: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Sert bir bozkır iklimi hakimdir; kışları soğuk, yazları sıcak geçer.

Arazi yapısı: Kuzeydoğu ve güneyde engebeli dağlık arazilere ve ovalara sahiptir. Kuzey doğusunu Hindu Kuş dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney bati bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Amu Darya 258 m; en yüksek noktası: Nowshak 7,485 m.

Doğal kaynakları: doğal gaz, petrol, kömür, bakır, krom, kükürt, kurşun, çinko, demir, berilyum, yakut, tuz, kıymetli taşlar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.3.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %3.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 27.200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Hindu Kuş dağları bölgesinde depremler; su baskınları; kuraklıklar.

Akarsuları: En önemli akarsuyu Hilmend’dir. Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 31,056,997 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlarda: %44.6 (erkek 7,095,117/kadın 6,763,759).

15-64 yaşlarda: %52.9 (erkek 8,436,716/kadın 8,008,463).

65 yaş ve üzerinde: %2.4 (erkek 366,642/kadın 386,300) (2006 tahmini).

Nüfus artış oranı: %2.67 (2006 tahmini).

Not: Bu oran İran mültecilerini de kapsar.

Mülteci sayısı: 23.06 mülteci/1,000 nüfus (2004 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.95 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 160.23 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.34 yıl.

Erkeklerde: 43.16 yıl.

Kadınlarda: 43.53 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 6.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01(2001 verileri).

Ulus: Afgan.

Nüfusun etnik dağılımı: Pestunlar %42, Tacikler %27, Hazaralar %9, küçük etnik unsurlar (Aymaklar, Türkmenler, Beluciler ve diğerleri) %13, Özbekler %9.

Dinler: Sünni Müslümanlar %80, Şii Müslümanlar %19, diğerleri %1.

Dil: Resmi dil Pestuca ve Tacikçedir. Nüfusun %35 i Pestuca, %50 si Farisice (Dari), %11 i Özbekce ve Türkmence, %4 ü Belucice ve Pasice) ve diğer azınlıkların dillerinde konuşmaktadır.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %36.

Erkeklerin: %51.

Ka


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Afganistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağaçlık haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afforest. to afforest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to afforest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ateşte karıştırıp pişirerek koyulaştırmak, lüzucetlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to raise. to lend or incline to oneside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır etmek, ağırlığını arttırmak. 2. Ehemmiyet ve vahametini arttırmak. 3. Güçleştirmek, daha zor etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make heavier. to make slower. to slow down. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bulaşmış: Agişte-i hûn ve hâk = Kana ve toprağa bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آغشته] bulaşmış, bulanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münakaşa yoluyla istediğini elde etmeye çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make one foolish / stupid. to make one act like an idiot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb see reason. to bring sb to his senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Solunum kaslarının birdenbire ve şiddetle kasılmasıyle ağız ve burundan hızlı ve gürültülü bir şekilde nefes boşaltmak, hapşırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Aksırık. Aslı: Ansırmak, ansırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze. to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. activiste

etkinci

Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştiren kimse.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. aquariste

akvaryumcu

Bilim ve sanatı kullanarak akvaryum ortamında balık vb.ni besleyen kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interest. to concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Almaya sevk ve icbar etmek, kabul ettirmek. 2. Vasıtayla almak, almaya adam göndermek. 3. Satın aldırmak, satın almaya sevk ve icbar veya buna müsaade etmek: Bana sunu aldırmadılar. 4. Sığdırmak, istiap ettirmek: Bu kadar zahireyi şu anbara nasıl aldıracaksınız? 1. Ehemmiyet vermek: Herif hiç aldırmıyor. 2. Deli olmak, çaldırmak. Burnundan kıl aldırmamak = Kibirli bir tavırla muhalefet etmek, söz dinlememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay attention. mind. take heed of. bother about. heed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. mind. regard. to make sb take. to get sb to take. to have sth out. to mind. to care. to pay attention. to worry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb get sth. to mind. to pay attention to. to have sth surgically removed. care. reck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاستمرار] sürekli, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akıl hastalıkları uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alıştırmak işi. 2. Herhangi bir işe iyice alışmak için yapılan veya yaptırılan çalışma, temrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. exercise. lapping. practice. shakedown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ülfet ettirmek, Adet ettirmek: Doğru adamı yalana alıştı ramazsı n . 2. Öğretmek, tâlim etmek: Herkesi biniciliğe alıştırmalı. 3. Vahşeti yok edip evcilleştirmek, ünsiyet peyda ettirmek : Dağda tutulan yabanî hayvanı da alıştırmak mümkündür. 4. İmtizaç ettirmek, kolay işleyecek hale getirmek: Anahtarı kilide alıştırmak. 5. (Sıcak suyu) Mülâyim ve ılık etmek. (Bu beşinci mânâda kelimenin aslı: «ılıştırmak» olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regrind. accustom. familiarize. addict. adjust. condition. break in. train. accommodate. attune. conform. dovetail. enure. exercise. habituate. harden. inure. school. season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustom. attune. condition. drill. familiarize. readjust. season. to accustom. to habituate. to acclimatize. to familiarize. to inure sb to. to train. to tame. to break in. to run sth in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to train. to allow sb to become addicted to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alpiniste

dağcı

Dağa tırmanma sporu yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A climber of the Alps. a mountain climber who specializes in difficult climbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountaineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mountain climber who specializes in difficult climbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alpinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alşimi (simya) ile uğraşan kimse, simyager.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hepyek ; talihsizlik , şanssızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Mor renkli bir kuvars çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amethyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. empiriste

fel. deneyci

Deneycilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kil). çocukların vaftizini reddeden bir Hıristiyan mezhebine mensup kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analyste

çözümleyici

Çözümleme yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Anarşi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anarchiste

kargaşacı

Kargaşa çıkaran kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist. anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who is skilled in the art of anatomy, or dissection. an expert in anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an expert in anatomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teşrih,ci, anatomi bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitutionalist. constitutional expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «an» dan). 1. Birinin hatırına getirmek, hatırlatmak. 2. Bir şeyi hatıra getirmek, unutturmamak: Kendini hayırla andır. 3. Benzetilen, hatıra getirecek surette çok benzemek: Mahşeri andırır bir kalabalık. Konuşma dilinde: Bu kumaş onu andırıyor. Şu adam falanı andırıyor, denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind. to resemble. to border on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind one of. to resemble. to recall sb to the memory of others. evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). narkozcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). animizmle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «an» dan) (eşek ve ona benzer hayvan). Kötü sesle genizden bağırmak, mec. kötü sesle merkep gibi bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bray. to bray. to hee-haw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insinuate. to hint. to imply. to allude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain the meaning. to give the meaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to give meaning to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vasıtayla anlatmak, birine bir başkasının aracılığı ile bir şeyi malûm ettirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarihi olayları kaydeden kimse tarihçi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Ansırır) («an» dan. Galatı: Aksırmak). Beyinden gelir gibi görünen, öksürüğe benzer bir şeyi burundan çıkarmak. Atse vurmak, (bk.) Aksırmak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antagoniste

düşman

Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who contends with another, especially in combat; an adversary; an opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A muscle which acts in opposition to another; as a flexor, which bends a part, is the antagonist of an extensor, which extends it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A medicine which opposes the action of another medicine or of a poison when absorbed into the blood or tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antagonistic; opposing; counteracting; as, antagonist schools of philosophy. a drug that neutralizes or counteracts the effects of another drug a muscle that relaxes while another contracts; 'when bending the elbow the triceps are the antagonist'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone who offers opposition. a muscle that relaxes while another contracts; 'when bending the elbow the triceps are the antagonist'. a drug that neutralizes or counteracts the effects of another drug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drug or a compound that opposes the physiological effects of another At the receptor level, it is a chemical entity that opposes the receptor- associated responses normally induced by another bioactive agent [IUPAC Medicinal Chemistry] Compare agonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An agent or substance that counteracts the action of another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muscle that counteracts the agonist, lengthening when the agonist muscle contracts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical that binds to a receptor and blocks it, producing no response, and preventing agonists from binding, or attaching, to the receptor Antagonists include caffeine and naloxone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drug that prevents or reverses the action of another drug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that tends to nullify the action of another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that tends to nullify the action of another; in pharmaceutical terms, a drug that binds to a receptor without eliciting a biological response.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A character whose actions work in direct opposition to the protagonist Examples:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound or drug which blocks or inhibits the effects of a neurotransmitter on receptor activation in the post-synaptic cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Opponent of the protagonist in a drama. a neutral term for a character who opposes the leading male or female character See hero/heroine and protagonist Close Window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule that makes it more difficult for a post-synaptic cell to be influenced by neurotransmitters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule that prevents the activation of a receptor See Agonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One agent that opposes or fights the action of another For example, insulin lowers the level of glucose in the blood, whereas glucagon raises it; therefore, insulin and glucagon are antagonists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Biological agent that reduces the number or disease-producing activities of a pathogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The major character in opposition to the hero or protagonist of a narrative or drama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something opposing or resisting the action of another One of two muscles which pull in nearly opposite directions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhasım, karşı çIkan, muhalif kimse. antagonis'tic (s). muhasım, zıt, muhalif. antagonis'tically (z). muhalefet ederek, karşı çIkarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Bir ağaç ve bu ağacın kabuklu meyvesi. Yanlışlıkla şamfıstığı da denen bu bitki Antepfıstığıgillerin örnek bitkisidir. (Pistacia vera).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Şam fıstığı): Antepfıstığıgiller familyasındandır; Gaziantep havalisinde yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde bir ağaç ve bunun meyvesidir. İçeriğinde sabit yağ, sakkaroz ve proteinli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudun gelişmesini sağlar. Bedeni ve zihni gücü arttırır. Cinsel istekleri kamçılar. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

( i.c ). Ayrı taçyapraklılardan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Deccal, Sahte Mesih; Mesih düşmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Hıristiyan dinine karşı gelen veya çIkan; Deccal'e ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). antıhistamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). iltihabı azaltan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunan tiyatrosunda koronun stropheden sonraki dönüş hareketinde okuduğu satırlar; dansta ters hareketler yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geniş zaman, muzari, bazı dillerde kesinlikle zaman bildirmeyen zaman; özellikle Yunanca'da haber kipinin geniş zamanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). darbımesel kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arı yetiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Hayvanı) çok yormak, artık yürümeye mecali olmayacak dereceye getirmek. 2. Yıldırmak, horonlatmak. 3. (Gemiyi) iki ucundan demirleyip veya bağlayıp sağlam kasmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yazılı veya sözlü olarak bir şahıs veya fikri savunan kimse, müdafi, apolojist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stultify. stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One well versed in the Arabic language or literature; also, formerly, one who followed the Arabic system of surgery. a scholar who specializes in Arab languages and culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a scholar who specializes in Arab languages and culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arap dil ve edebiyatı âlimi,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Arap memleketi. Arap ahali ile meskûn yer, Cezîre-t-ül-Arab = Arabistan yarııVıadası: Arabistan’da çok dolaştığı için güzel Arapça söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinden çıkılamaz derecede karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woolly hair. tangled skein. skein. tangle. snarl. dogs dinner. elflock. spaghetti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hash. ragbag. snarl. tangle. fuzzy hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mix up. muddle. spaghetti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Teftiş ve taharri etmek. Ağır araştırmak = Dolayısiyle sorup söyletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. investigate. research into. explore. seek. analyse. analyze. study. dig up. fish. cast about. cast around. check up. dig. drag up. dredge for. dredge up. ferret. ferret about. fish around. forage. go into. hunt after. hunt out. hunt up. inqui.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascertain. explore. hunt. inquire. investigate. probe. prospect. research. search. seek. sift. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to search thoroughly. to explore. to investigate. to research. to make a study. to do a research on. ascertain. costean. delve. ferret. fish. hunt. inquire. probe. quest. scout. seek. smell about. try.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Talep veya teftiş ve tecessüs ettirmek. 2. Selefinden beter olup onu arzu ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purify. to purify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowdlerize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aristokratlık, aristokrasi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aristokrat; asilzade, kibar kimse, hâkim sınıftan biri; aristokrasi taraftarı. aristocrat'ic (s). aristokrasiye ait, asil, çok kibar. aristocrat'ically (z). aristokratça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. felsefe). 1. Yunan filozoflarından Aristo’nun görüşleri. 2. Bu felsefe yolunda bulunma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Aristokratlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aristocracy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aristocracy soyluerki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aristocracy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Sınıf farkı güden ülkelerde asîl sayılan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aristocrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aristocrat. aristocratic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aristocrat. blue blood. silk stocking. upper- crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aristocracy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). Yunan filozofu Aristo'ya ait; (i). Aristo nazariyeleri taraftarı. Aristotelianism (i). Aristoculuk. Aristotelic (s). Aristo'ya veya felsefesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Aristo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mütareke, ateşkes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Artmasını sağlamak. 2. Daha yüksek fiyat öne sürmek. 3. Biriktirerek çoğaltmak. 4. Bir davranışta ileri gitmek: Sen işi artırdın artık. (bk.) arttırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. augment. add. upgrade. raise. bid up. economize. save. aggrandize. amplify. boom. boost. build up. bump up. compound. deepen. eke out. enhance. escalate. exalt. fade up. gain. heighten. improve. outbid. overbid. put on. scale up. screw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

augment. boost. compound. develop. heighten. increase. redound. save. to increase. to raise. to augment. to enhance. to boost. to bump sth up. to step sth up. to put away. to economize. to save.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. to increase. to add to. to save. to raise the bid at an auction. to overbid. augment. deepen. heighten. multiply. raise. run up. swell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Güzel san’atlardan birini iş edinen kimse, sanatçı, sanatkâr. 2. Eğlence yerlerinde numara yapan kimse. 3. Sinema ve tiyatro oyuncusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actor. actress. performer. show-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who practices some mechanic art or craft; an artisan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who professes and practices an art in which science and taste preside over the manual execution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who shows trained skill or rare taste in any manual art or occupation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An artful person; a schemer. a person whose creative work shows sensitivity and imagination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actor. actress. performer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person whose creative work shows sensitivity and imagination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the individual or group who made the work that is the subject of the record e g Lawrence Beck for Punk Bear Spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A practicing fine artist who is not necessarily a resident of the Kansas City metro area Generally recognized by critics and peers as a professional of serious intent and ability The artist may not be a member of the project architectural firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who practices an art in which imagination and taste presides over the execution This is not deemed to include the business of teaching the mechanics of the art.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An attribute which may be used in the Recording and Source elements to specify the name of the recording artist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be an artist is often to give yourself permission to do things which you think are not allowed Get inspired from people around you, share, make 'mistakes', look at what are others peoples doing, do something even if you don't have the perfect skills to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The artist is usually listed first i e Hunting scene by Henry Alken The artist painted or drew the original picture He or she may or may not have been involved in the print making process Sometimes the original might be redrawn- i e Hunting scene by Smith

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This term is used to apply to any practitioner in the arts, not limited to visual arts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Europe, this refers to cards of actors and actresses In America, it refers to illustrators.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An artist is somebody who draws, paints or produces other works of art.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who makes art.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Entertainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The traditional skills of fine artists like painters or sculptors in visually defining and describing objects is a core influence on the work of the designer for industry Designers in Britain in the early years of the 20th century were called commercial a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A waste of space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatçı, sanatkâr, ressam, heykeltıraş; sahne sanatçısı; argo düzenbaz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sahne sanatçısı, dansöz, şantöz, aktör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sanat yönü olan, estetik güzellie sahip, sanatkârane, güzel sanatlara ait. artistically (z). sanatkârca, sanatkârane bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Güzel sanatların gerektirdiği hususiyetleri taşıyan, sanatlı, sanatça, sanatlıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artistic. artistical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatkârlık, sanat kabiliyeti , sanat eserleri; güzel sanatlarla meşgul olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Artırmak şeklinde de yazılabilir) (f.). 1. Çoğaltmak, tezyid ve teksir etmek: Yürük hayvan yemini arttırır. 2. Müzayede fiyatı yükseltmek, ziyade vermek. 3. Hadden ziyade etmek, haddi aşırmak. 4. Tasarrufla biriktirmek: Para arttırıyor. 5. Saygı göstererek ikram etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bilgi, mekanik bir deklanşör kullanılarak bir bir her satırdan toplanır ve işlenir. Benzer sonuçlar sağlayan Aşamalı Tarama Sistemine benzer bir işlemdir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu terim, sırayla her bir satırın verilerini toplayan ve işleyen bir görüntü sensörünü tanımlamak için kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Sürterek oyup çukurlatmak veya üstündeki yazı, çiçek vesaireyi silip kazımak: Fazla tedavül meskûkâtı (madenî paraları) aşındırır. Birinin kapısını aşındırmak = Çok gidip gelmek, usandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrade. corrode. eat. erode. fray. to erode. to corrode. to abrade. to wear away. to eat sth away. to eat away at sth. to go very often.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to erode. to wear off. to corrode. to eat. abrade. fret. obliterate. wear. wear away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» tan). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirmek. 2. Atlamak, geçirmek, savmak: Bu kazayı da aşırdık. 3. Uzaklaştırmak, defetmek. 4. Kapıp götürmek. 5. Çalmak, sirkat etmek. 6, Haddi tecavüz etmek, çok ileri gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filch. sneak. steal. to pass over. to pinch. to swipe. to pilfer. to filch. to bag. to nick. to crib. to run away with. to rip sth off. plagiarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over / beyond. to overshoot. to steal. to purloin. crib. filch. finger. hook. lift. pick. pick and steal. pilfer. pinch. prig. rip off. scrounge. snitch. swipe. thieve. waltz off with. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Bir işin başında bulunan bir kimsenin yardımcısı. Daha çok profesör ve doçent yardımcıları için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. assistant

1. yardımcı, 2. araştırma görevlisi

1. Yardım eden veya gerektiğinde yardım edecek olan kimse vb. 2. Yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen görevleri yapan öğretim yardımcısı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant. intern. coadjutor. demonstrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant. assistant to a professor. assistant doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant (of a professor. assistant. instructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistantship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr..Y. botanik). Zambakgillerden, daha çok saksıda yetiştirilen, yaprakları doğrudan doğruya topraktan çıkan bir süs bitkisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evergreen perennial with large handsome basal leaves; grown primarily as a foliage houseplant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evergreen perennial with large handsome basal leaves; grown primarily as a foliage houseplant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). aspidistra, zambak familyasından çok güzel yaprakll bir salon bitkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yardım etmek, muavenet etmek, iane vermek, desteklemek; (i). yardım assist at hazır bulunmak assistance (i). yardım, muavenet, imdat, iane assistant (i). muavin, yardımcı assistant professor asistan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

top billing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yere iliştirip sarkıtmak, tâlik ettirmek: Ben esvabımı çiviye astırmam. 2. Asmakla idam ettirmek, salb ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. athéiste

fel. tanrıtanımaz

Tanrı’nın varlığını inkâr eden.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atheist. atheistic. atheist. disbeliever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atheist. atheistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yaz gecelerinin karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş böceğidir.

Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı ‘soğuk ışık’tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.

Kısa bir zaman öncesine kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4’ünü, florasan ampul ise yüzde 10’unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları, böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına... Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkansızdır. Yani ışık üretim mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştiirebildikleridir.

Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır.

Ateş böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.

Bu gizemli böceklerin 2 bin çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.

Genellikle ısırarak zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği yemeye teşebbüs etmez.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

yahut ATIŞDIRMAK. 1. Sövüp saymak, birinin kabahatlerini sayarak suçlamak ve serzeniş etmek. 2. Acele ile yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bolt down. to gobble. to drizzle. to mizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gobble. to begin to rain or snow slowly. spit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «at» tan). Birine at kazandırmak, atlı etmek, ata bindirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb thrown / expelled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İ.). «Görünce» anlamına gelen bir terim. Gösterildikçe ödenmesi lâzımgelen poliçelere yazılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Tahrik etmek, isyan ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Tahrik etmek, isyan ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make revolt. to cause to revolt. to arouse. to provoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arouse to revolt. arouse. incite a riot. stir up. touch off a riot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.)’. 1. Ayırmak, tefrik etmek. 2. Bölmek, taksim etmek: İkiye ayırdı. 3. Seçerek ayırmak: iyi adamları ayırmalı. 4. Seçmek, intihab etmek: İçlerinden bir iki tane ayıralım. 5. Yarmak, bölmek, ortasından parçalamak: Kalası dörde ayırdı. 6. Boşatmak: Onu kocasından ayırdılar. 7. Çekmek, almak: Derisinden ayırdılar. Göz ayırmamak = Çok dikkat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayırıp dağıtmak, akıtıp dağıtmak, perişan etmek: Ey Hudâ, sen doğru yoldan ayırmagıl( Eski Türkçe)-

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. set apart. keep apart. assort. divorce. isolate. sort. split. sever. abstract. allocate. allot. allow. appropriate. book. choose. classify. comb. comb out. contradistinguish. cut off. cut out. demarcate. detach. devote. disband. discard. di.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. allocate. allow. appropriate. assign. detach. differentiate. disconnect. disengage. dissociate. distinguish. divide. divorce. except. grade. insulate. isolate. part. rend. reserve. save. segregate. separate. sever. spare. split. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allow. allocate. detache. reserve. separate. to set apart. to part. to separate. to sever from. to pitch. to choose. to select. to distinguish from. to discriminate between. to divide. to divide sth into so many parts. to save. to reserve for. to book. to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Biyolojik bozulma yaratan, bakteriler ve mantarlar gibi ayrıştırıcı organizmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decomposition. extrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decomposition. degradation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(yeni kelime) (f. kimya). Birleşik olan bir şeyi unsurlarına ayırmak, tahallül ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. dissociate. distil. distill. extricate. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. resolve. to decompose. to resolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parse. to decompose. to analyze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Harekete getirmek, kışkırtmak. 2. Yüz verip şımartmak. 3. Yoldan çıkartmak, ayartmak, sapıttırmak. 4. Küçük bir fenalığı ıslah olunmayacak hale getirmek: Çamaşırcı çamaşırı azdırdı: Fena yıkayarak temizlenmeyecek hâle getirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead astray. drive smb. wild. excite. exacerbate. irritate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windfall. to inflame. to exacerbate. to turn sb on. to spoil şımartmak. to deprave. to debauch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to irritate. to tease. to excite sexually. to spoil. to corrupt. to lead astray. exacerbate. seduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tedricen şiddetlendirmek: Kavgayı azıştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. accommodate. correlate. ensure harmony. associate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodate. to harmonize. to reconcile. to accommodate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to reconcile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırdan, içeriden ses çıkarmak, bağırmak, haykırmak, sayha, nâra atmak, (hayvan) öğürmek, böğürmek. Bağırıp çağırmak = Yaygara ve gürültü etmek. Yüze bağırmak = Bağırarak sert muamele İle ürkütmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shout. bawl. yell. scream. exclaim. shout out. shout at. bark at. bark. bellow. call. cry. ejaculate. holler. hollo. holloa. hoop. hoot. howl. roar. sing out. whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blare. call. cry. exclaim. holler. scream. shout. thunder. whine. whoop. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shout. to clamour. to cry. bellow. call. cry out. holler. scream. sing out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahçelik ve bağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bağlantı istasyonu, taşınabilir bilgisayara ek arayüzler, sürücü yuvaları ve güç kaynağı sağlayarak gerçek bir masaüstü bilgisayar gibi çalışmasını sağlayan bir donanımdır. Dizüstü bilgisayar ve bağlantı istasyonu arasındaki dijital ve fiziksel bağlantıyı tek arayüz sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

İstenmeyen bakterileri öldürmek için kullanılan kimyasal bileşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Baktırmak, bakmaya sevk, mecbur veya müsaade etmek: HSrem tarafına açıldığı için o pencereden baktırmazlar. 2. Hizmet ettirmek, iyi idare ettirmek: Bu ata iyi baktırmalı. 3. Hekime göstermek: Siz kendinize baktırın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb look at sth. take care of sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. askerlik). Merminin ateşlendikten sonra hedefe varıncaya kadar uğradığı tesirleri İnceleyen bilim. BâLİŞ (i. F.). Yüz yastığı. BâLKABAĞI (i.), (bk.) Kabak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bal gibi tatlı etmek. 2. Koyulaştırıp yapışkanlık peyda ettirmek. 3. Çok öğmek ve güzel tavsif edip imrendirmek: Tarif ederken o kadar ballandırdı ki, ağzımızın suyunu akıttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to praise extravagantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ.-tae) mancınık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balistik ilmi, askerlikte atış ilmi. ballistic (s). atılan gülleyle ilgili. ballistic curve bir güllenin çizdiği eğri. ballistic missile ask. roket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sulu şeyin içine bırakıp ıslatarak yumuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dip. to dunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dip into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who administers baptism; specifically applied to John, the forerunner of Christ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a denomination of Christians who deny the validity of infant baptism and of sprinkling, and maintain that baptism should be administered to believers alone, and should be by immersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Anabaptist. follower of Baptistic doctrines of or pertaining to or characteristic of the Baptist church; 'Baptist baptismal practices'; 'a Baptist minister'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

follower of Baptistic doctrines. of or pertaining to or characteristic of the Baptist church; 'Baptist baptismal practices'; 'a Baptist minister'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Baptist denilen Protestan mezhebi mensubu; vaftiz eden kimse. John the Baptist Yahya peygamber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisenin vaftiz ayini için ayrılmış kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Siper altına almak, muhafaza ve himaye etmek, korumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelter. hut. house. hold. nestle. keep back. harbor. harbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodate. harbour. house. nestle. shelter. to shelter. to accommodate. to lodge. to house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shelter sb. to afford / to give / to offer / to provide shelter. harbour. nestle. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışdıran, iki hasım arasında sulh ettiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müsalâha ettirme, arabulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Müsalâha ettirmek, arabuluculuk etmek, uzlaştırmak, mec. Renk vesaireyi uygunlaştırmak, uydurmak, imtizaç ettirmek, uyuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. conciliate. pacify. reunite. make peace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. to reconcile. to conciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reconcile. to make peace among. to effect a reconciliation. conciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. dava vekili, mahkemede dava görebilen avukat, avukat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphose. transmogrify. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presidential system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Orta ve yüksek frekanslı ses kalitesinden ödün vermeden bas ses üretimini en iyi hale getiren delik ya da delikler içeren bir hoparlör tasarımı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Fiziksel olarak küçük sürücü birimleri kullanıldığında bas ses üretimi çok zordur. Bu nedenle bazı hoparlörlere bass reflex sistemi eklenmektedir. Bass tepkisi, ses yoluna akustik olarak ayarlı açıklıklar ekleyerek geliştirilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vasıtayla basmak, ezdirmek: Bu toprağı ayakla bastırmalı. 2. Vasıtayla basmak, tab’etmek, söndürmek: Yangını bastırdılar. 4. Galebe çalmak, geçmek, üstünlük göstermek, tefevvuk etmek: Hilekârlıkta arkadaşlarını bastırdı. 5. Örtbas etmek, saklamak: Onun kabahatlarını bastırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depress. push down. compress. weigh down. weigh. allay. alleviate. appease. assuage. bear against. beat down. bottle up. burke. choke. crucify. drown. extinguish. flow. gulp. gulp down. hold down. keep down. keep in. keep under. outtalk. overbear. po.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compress. contain. dampen. depress. jam. overtake. overwhelm. print. push. quash. quell. ram. relieve. repress. squash. squelch. stay. stifle. to have printed. to make sb print. to subdue. to repress. to stifle. to contain. to put sth down. to suppress. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth printed. to let sb stand on to force down. to come all at once. to damp. to press. to supress. to depress. to weight. to restrain. to choke. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. batteriste

müz. davulcu

Orkestrada vurmalı çalgı takımını kullanan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drummer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to westernize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sokmak, bir şeyin içine indirmek, daldırmak: Suya, çamura, yere batırmak. 2. Girdirmek, delmek ve geçirmek; iğne, şiş batırmak. 3. Garketmek, mustağrak etmek: Kaptan gemiyi batırdı. 4. Mahvetmek, kaybetmek: Malını, servetini batırdı. 5. İflâsına sebep olmak, iflâs ettirmek: Bu muameleler bankayı batıracaktır. 6. Bozguna uğratıp mahvetmek: Tedbirsizliğiyle bir alayı batırdı. 7. Mahvetmek, çok zarar ve ziyana uğratmak: O adamı oğulları batıracaklardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dip. sink. submerge. to sink. to founder. to submerge. to dip. to dunk. to immerse. to stick. to thrust. to dig sth into. to plung into. to scupper. to scuttle. to disparage. to dirty. to ruin. to spoil. to bankrupt iflas ettirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sink. to plunge. to dip. to soil. to prick. to stick into. to lose. to run down. to defame. to cause the ruin of. decry. founder. ruin. steep. submerge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Patiska.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). batist, ince ve renkli patiska.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to improve. to build up. to provide public services for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «bay» dan). Zengin olmak, genişlik ve kudret hasıl etmek: Yoksul bayırsa, çanağı bayırmaz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Mobil iletişimin sağlanması için gerekli olan elektromanyetik sinyalleri gönderen ve alan sistemlerdir.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسرشت] kötü yaratılışlı, mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uçmak, cennet, firdevs. Behişt-Aşyân: Behişt-mekân = Cennet-mekân. Firdevs-makar = Büyük ölüler için kullanılmış tâbirler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهشت] cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Cennet. 2.Uçmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cennete mensup ve müteallik, cennetlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهشتی] cennetlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas station. petrol station. filling station. gasoline station. gas pump. petrol pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Berber kavmiyle meskûn yer. Berber ülkeleri. Eskiden bilhassa Cezâyir’e Avrupalılar’ın verdikleri ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZZAZISTAN (bk.) Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZİSTAN bk. Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hastane. (Arapça’da dahi kullanılıp, Abbâsîler zamanında hastaneler bu namla yâd olunurdu).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes'i kelimesi kelimesine kabul eden kimse; Kitabı Mukaddes bilgini . biblio- önek kitaplarla ilgili, Kitabı Mukaddes'le ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle güzel sanatlarda, fotoğrafta ve dansta; verilerini doğadan alan ve belirli normların ya da normal (olağan) biçimlerin bulunduğu kabul edilen görüntülerde biçimi abartarak sunma, « normal» in göstergelerini tümüyle yok etmeden değiştirme. Biçim bozmada amaç, daha güçlü bir etki yaratmak ya da güçlü bir anlatım sağlamaktır. Dışavurumculuk ya da Gotik sanat gibi duygu ve anlatımın vurgulandığı, izleyiciyle iletişimin etkili olmasının amaçlandığı sanat türlerinde biçim bozma yoğun olarak kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki kişiyle aynı zamanda evli olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهشت] cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Usandırmak, bezdirmek, öğretmenin usulsüzlüğü talebeyi dersten bıktırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irk. pall. satiate. to sicken. to weary. to tire out. to plague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to annoy. to disgust. to bore. irk. sate. tire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstisnasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without exception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefiting of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاستفاده] yararlanarak, istifade ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاستحصال] alarak, elde ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاشتراک] katılarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Billûr haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayati kimya, biyokimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyoloji bilgini, biyolog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Terk ettirmek, terk etmeye sevk ve icbar etmek: O evi bırakmak istemedim ama bıraktırdılar. 2. Attırmak, ilka ettirmek: Bu mektubu postaya bıraktınız. 3. Boşatmak, karısından ayırmak: Kendisi karısından memnundu ama annesi bıraktırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb leave sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برشته] kavrulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yirmi, 20.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيست] yirmi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki sabit durumu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mercan taşı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bistem). - Bayezid Bistami: Ünlü mutasavvıf, hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Horasan eyaletinde El-Bürz eleklerinde bir şehir. Hüsrev 2.Pervizin dayısı Bistam tarafından kurulduğu için bu ismi almıştır. Elmaslanyla ünlüdür.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بستر] yatak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyu kahverengi bir çeşit boya; kurum boyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurt pençesi, yılankökü, bot. Polygonum bistorta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. neşter, bisturi, teşrih bıçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small informal restaurant; serves wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small informal restaurant; serves wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bistro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili küçük bar, taverna, gece kulübü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Neşter.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lancet. scalpel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaştırılmak: Şu iki masa bitiştirilirse bir uzun sofra olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaştırmak, yanaştırmak, ittisal ettirmek: Şu İki masayı bitiştirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concatenate. to juxtapose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Faydalanmak suretiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkı ile, liyâkatli olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstiklâl üzere, başlıbaşına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif, iştirâk = ortaklık). Ortaklıkla, ortaklaşa, ortaklık ederek, birleşerek: Ortaklar bi’l-iştirâk bir fabrika açtılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İzinle, ruhsat alarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kara liste; f. kara listeye almak, boykot etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabarcık, fiske, su toplama; yakı; ask. uçağın üsünde bulunan ve içine silah yerleştirilen saydam odacık; f. kabarmak, su toplamak; kabartmak; azarlamak. blistery s. kabarcıklı; azarlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürültülü; şiddetli; fırtınalı (dalga,hava,rüzgar). boisterously z.gürültülü olarak. boisterousness i. gürültülü olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to loosen. to make plentiful. to provide liberally. widen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to debit. to charge. indebt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahvil ve kâğıt para üzerine borsa oyunu yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bull. stockbroker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. botanist, bitkiler bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uzatmak, boylandırmak. 2. Boy boy ayırarak düzenlemek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kalın ve sert kıl, domuz kılı; f. tüylerini kabartmak, öfkelenmek: dikelmek; diken diken olmak (saş, kıl,ve tüy); sert kılları andıran bir şeyle dolu veya kaplı olmak; dikeltmek. bristly s. kıllı; öfkeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddhist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budhist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to vaporize. evaporate. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bulanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blur. dim. muddy. cloud. darken. trouble. upset. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blur. cloud. to muddy. to roil. to turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to muddy. to stir up. cloud. dim. thicken. trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blur. fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bulaşmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infect. contaminate. transmit. involve. daub. dirty. smear. taint. bedabble. bedaub. besmear. blur. communicate. corrupt. drag. embroil. entangle. imbrue. implicate. inweave. propagate. slush. smudge. splodge. splotch. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. contaminate. implicate. involve. smear. smudge. transmit. to smear. to smudge. to blur. to infect. to spread. to transmit. to communicate. to involve. to embroil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smear. to infect. to spread. bedaub. besmear. communicate. contaminate. defile. embroil. implicate. propagate. smirch. splotch. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bulgaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bulgaria) Başkent: Sofya.

Nüfus: 8.800.000.

Yüzölçümü: 42.885 km2.

Komşuları: Kuzeyde Romanya, Batıda Yugoslavya, Makedonya, Güneyde Yunanistan ve Türkiye.

Önemli Şehirleri: Sofya, Plovdiv, Varna.

Din: %85 Bulgar Ortodoksu, %13 Müslüman.

Dil: Bulgarca.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Bulgaristan Sosyalist Partisi, Bulgar-Halk Çiftçi Birliği, Hak ve Özgürlükler Partisi, Demokratik Güçler Birliği.

Tarih: Bulgaristan’a ilk yerleşenler 6. Yy. da Slavlar oldular. Türk Bulgarları 7. yy.’da geldiler. Slavlarla karışarak 9. yy.da Hıristiyan oldular, 10. Ve 12. yy.larda güçlü imparatorluklar kurdular. Ülke 1396’da Osmanlılar tarafından ele geçirildi ve 500 yıllık Osmanlı egemenliğine sahne oldular. 1876’da meydana gelen bir ayaklanma 1908’de bağımsız krallık olunmasına yol açtı. Bulgaristan I. Balkan savaşından topraklarını genişletmesine rağmen, Almanya’nın yer aldığı I. Dünya Savaşında Ege Sahil Şeridini kaybetti. II. Dünya savaşında Mihver’e katıldı fakat 1944’de bu ittifaktan çekildi. Komünistler Sovyet desteğiyle iktidarı ele geçirdiler. 8 Eylül 1946’da monarşi lağvedildi. 10 Kasım 1989’da 35 yıldır iktidarda olan, Komünist parti lideri ve devlet başkanı Todar Jivkov istifa etti. Ocak 1990’da tutuklanan Jivkov, Eylül 1992’de yolsuzluktan ve görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.

Burma bkz. Myanmar.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(f.). Süratlendirmek, çabukluk vermek. Osm. tesrî etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerate. expedite. quicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to modernize. contemporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağırmak, haykırmak, yüksek sesle seslenmek: O kadar çağırmayın, bağırıp çağırmak. 2. Yüksek sesle okumak, tegannî etmek: Türkü çağırmak (davet etmek mânâsını İfade eden «çağırmak» fiiliyle karıştırılmaması lâzımdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Davet etmek, gelmesini istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invite. summon. invoke. cry out. call for. call in. shout to. sing. call away. hail. whistle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ask. bid. call. have. invite. page. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invoke. evoke. to call. to summon. to issue a call for. to call in sb. accite. convoke. crowd out. cry out. hail. to be an invitation to buy. invite. whistle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). içki içmek, işret etmek, içip keyif yapmak: Oturmuş çakıştırıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drink. to booze. to sow enmity between (two people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kakdırmak, mıhlatmak, sokmak: Buraya bir çivi çaktırmalı, kazık çaktırmak. 2. mec. İçirmek, işret ettirmek: Kendisini çok çaktırmışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail. to let be noticed. to fail. to pluck. to pip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have hammered down. to let people take cognizance of sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurdurmak, dövdürmek, çarptırmak: Yere çaldırmak. 2. Bir musiki Aleti icrâ ettirmek: Davul, çan, piyano çaldırmak. 3. Vurdurmak: Hizmetçiye kapıyı çaldırmak. 4. Hırsızlığa uğratmak, kaptırmak, iyi muhafaza edemeyip çalınmasına sebebiyet vermek: Ahırın kapısını açık bırakarak atı çaldırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb play. to let sb play. to get sth stolen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lose by theft. to have sb play (an instrument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bedeneğitimi, jimnastik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be run. to be employed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çalıştırmak işi: Çocuk fizikten pek zayıf, çalıştırmadan olmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment. manipulation. startup. operating. running. training. start-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuation. crank. starting. operation. running / operating of a machine. tutoring. employment. driving. running. manipulation. priming. startup. operating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Emek verdirmek, çabalatmak: Bu işe ne kendisi çalışıyor ve ne de bizi çalıştırıyor. 2. İşletmek, iş vermek, işte kullanmak, görevlendirmek: Her gün on, on beş işçi çalıştırıyor. 3. Okutmak, tahsil ettirmek, tahsil ile uğraştırmak: Yazın sıcak aylarında çocukları çaIıştırmak sıhhatlerine zarar vericidir; oğlunu Almanca’ya çalıştırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make smth. work. set to work. actuate. operate. run. power. start up. start. employ. have smb. on the payroll. drive. drill. exercise. make things hum. put on. switch on. task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. coach. employ. engage. groom. operate. recruit. start. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

run. to operate. to run. to use. to employ. to tutor. actuate. start running. start up. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hattat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kalvinist, Kalvin doktrinine inanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pine ut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski kambiyocu, kambiyo uzmanı; kambiyo el kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pine nut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

((pinus pinea): Çam kozalaklarının içinden çıkarılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaşığı kadar (25 gram)’dan fazla yenilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Cinsel istekleri artırır, ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla madenden yapılmış olan çay, kahve vb kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Can vermek, diriltmek: Hazret-i isa’nın bir ölüyü canlandırmış olduğu söylenir. 2. Ayıltmak, kendine getirmek: Lokmanruhunu koklatmakla derhal kendisini canlandırdı. 3. Taze hayat vermek, neşelendirmek, revaç ve muamelâtını arttırmak: Demiryolu hatları Anadolu’yu, Anadolu’nun ticaretini canlandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring to life. characterize. animate. play the role of. perform. personate. personalize. personify. refresh. uplift. enliven. brace. exhilarate. inspire. liven up. spirit up. spirit. quicken. accelerate. arouse. brisk. brisk up. drum up. enact. forti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animate. arouse. boost. brighten. enliven. exhilarate. fire. foster. galvanize. impersonate. invigorate. liven. portray. refresh. relieve. renew. resuscitate. revitalize. revive. rouse. spirit. stimulate. stir. stoke. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animate. to animate. to enliven. to resuscitate. to personify. to bring to life. arouse. bestir. brighten. brisk. crank up. exhilarate. fire. freshen. galvanize. galvanize into life. ginger. hearten. inform. jazz up. leaven. light. play. quicken. raise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fıkıh bilgini, fakih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Carl Zeiss®’in profesyonel sınıf, tam kaplamalı, hassas cam lensleri, sapmasız optik mükemmellikleriyle ünlüdür. Görüntünün kenar kısımlarında bile net görüntüler ve daha az bozulma sağlar. Optik elemanlara uygulanan gelişmiş kaplama, kontrastı ve renk doğruluğunun daha iyi olmasını sağlarken istenmeyen suni efektleri azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

italian pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vuruşturmak, tokuşturmak: Kapının kanatlarını çarpıştırmak. 2. Tutuşturmak, vuruşturmak, savaştırmak, müsademe ettirmek: İki adamı çarpıştırıp kendisi seyirci kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make collide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). meyva bilimi ile uğraşan uzman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurdurmak, çarpmasına sebep olmak: Rüzgâr pencerenin kanadını hızla duvara çarptırdı. 2. Çaldırmak, gasbettirmek: Eşyayı açıkta bırakıp çarptırdınız. 3. Eğriltmek, çarpık yapmak: İnme ağzını çarptırmış. 4. Oynamak, re ecana getirmek: Ansızın işittiğim bir ses yüreğimi çarptırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. crash. hit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lose sth to a pickpocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahlâk meseleleriyle ugraşan kimse. ahlâk kurallarını kendi isteğine göre yorumlamaya gayret eden kimse. casuis'tic (s). ahlâk kurallarıyla ilgili; ahlak kurallarınl kendi çıkanna göre yorumlayan. casuis'tically (z). kendi çıkarına göre yorumlayarak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. İkiye ayırıp çatal etmek: Demiryolunu filân yerde çatallandırdılar. 2. mec. İçinden çıkılmaz yapmak, karıştırmak: Bu hal işi çatallandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Çatallandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uç uca kavuşturmak, iliştirmek, birbirine bağlamak, birleştirmek. 2. Tokuşturmak, çarpıştırmak, müsademe ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vuruşturmak, müsademe ettirmek: Arabayı duvara çattırdı. 2. (gemiyi) Diğer bir gemiye çarptırıp batırmak: Kaptan gemisini çattırmış. 3. Keresteyi veya bir şeyin parçalarını birbirine bağlayıp kurmak: Üst katın direklerini çattırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cennet gibi yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Tereddüt edilecek nokta, şüpheli olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vazveçirmek, döndürmek: Kendisini o fikirden, o niyetten caydırdım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissuade. deter. talk smb. out of smth. argue smb. out of smth. sidetrack. wean away from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissuade. deter. talk smb. out of smth. argue smb. out of smth. sidetrack. wean away from. discourage. to dissuade. to deter. to disincline. to deflect sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deter. disincline. divert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Harici CD/MiniDisc otomatik değiştiricilerin kontrol edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aleyhinde bulunma, Osm. fasi, gıybet ve mezemmet tarzı: Onu bir çekiştiriş çekiştirdi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aleyhinde bulunma, Osm. fasi ve gıybet, mezemmet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fenalığını söylemek, Osm. fasi ve gıybet etmek: Adam çekiştirme pek kötü bir huydur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbite. pull. to pull at both ends. to run down. to backbite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to criticize maliciously. to run down. to backbite. to pull sth at both ends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). viyolonsel çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çimenlik, bah

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok sık ağaçlardan müteşekkil orman. Bilhassa Hindistan ve daha çok Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sık ağaçlı orman. Bilhassa Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daunt. demoralize. discourage. dishearten. unnerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abate. throw / pour cold water on. to cast a damper on. discourage. dishearten. dismay. unnerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cevabını vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer. to reply yanıtlandırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza vermek, cezaya uğratmak, mahkemece cezasını tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. gyp. punish. penalize. castigate. cop it. correct. crime. discipline. dish out. plague. scourge. slate. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. do. penalize. punish. scourge. to punish. to penalize. to discipline. to castigate. to fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). diğerlerinden aylrıcı nitelikte olan, tipik; kendine has; (i). özellik, hususiyet, vasıf; logaritma karakteristiği. characteristically (z). ayırıcı nitelikte olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. check-list

denetim çizelgesi

Yolcu veya ürün sayısının denetlenmesi için kullanılan yolcu veya mal adının yazılı bulunduğu liste.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimyager; (ing). eczacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kimya .analytical chemistry analitik kimya. inorganic chemistry inorganik kimya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak bakım mütehassısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koro üyesi; kilise korosunda şarkı söyleyen erkek çocuk; koro şefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mesih, isa. Christlike (s). isa gibi. Christ's thorn kaba diken, (bot). Rhamnus palurius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vaftiz etmek; vaftiz ederken isim koymak: isim koymak ve ithaf etmek; (k.dili). ilk olarak kullanmak. christening (i). vaftiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hıristiyan alemi; Hıristiyanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Hıristiyan, isa peygambere inanan; (k.dili). saygıdeğer, dürüst; insani, merhametli; (i). Hıristiyan olan kimse, hayatında isa'nın yolunu takip eden kimse; temiz ahlaklı kimse. Christian era Milâdt tarih. Christian name vaftizde verilen ad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hıristiyanlık; Hıristiyan dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Noel, isa'nın doğumu yortusu (25 aralık). christmas eve noel arifesi. chrıstmas rose kara çöpleme, (bot). helleborus niger. chrıstmas tree noel ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsal, iblâğ etmek: Para çıkıştıramadım. 2. Çaresini bulmak, tedarik etmek, istihsâl eylemek: yol parasını çıkıştıramadı. 3. Sona erdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aklını oynatmak, delirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go bananas. go crazy. go mad. go nuts. be nuts. go berserker. loose one's senses. be out of one's senses. flip. flip out. rave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go crazy/crackers/nuts/insane/bananas/barmy. to go off one's head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go mad. craze. to become insane. to be out of one's mind. to go off one's nuts. rave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bazı hayvanlar ve bilhassa kuşlar: Dışkı yapmak, pislemek: Daima martılar çımkırdığı için, orasının temiz durması mümkün değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıl yolmaya ve batan diken vesaireyi tutup çıkarmaya yarayan maşa şeklinde düz Alet, cımbız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile ve dikkatsiz yazılmış yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. ince değnekle hafifçe vurmak. 2. Kâğıda vurur gibi çabuk çabuk ve dikkatsiz yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yavaş vurdurmak. 2. Kenarından biraz kestirmek. 3. Temiz su ile yıkatmak, bir sudan geçirtmek, kasarlatmak. 4. Boyaya batırılmış iple çizdirmek, nişan yaptırmak, çırpı vurdurmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). tarih öncesi devirlere ait taş veya ağaç lahit; kutsal araçlara mahsus sandık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Bilmece.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sarnıç, mahzen, su deposu; (anat). vücutta herhangi bir sıvının toplandığı kese.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Baştan savma, üstünkörü bir şekilde yazmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). klasik üslup taraftan; klasik sanat veya edebiyat bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). gonca halinde kalan ve bu halde kendi kendine döllenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). manastır; bir binaya bitişik üstü kapalı kemerli yol; munzevi hayat, manastır hayatı; (f). manastıra kapatmak; tecrit etmek, ayırmak; manastır haline getirmek. cloistered (s). manastırda oturan; dünyadan uzak. cloistral (s). manastır ile il

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cimri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir arada var olmak. coexistence (i). bir arada var oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspire. crave. itch. yearn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long. yearn. yearn for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askeri birlikler tarafından işgal edilmiş memleketin düşman ile işbirliği yapan vatandaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sömürgede oturan kimse; koloni kurucularından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). renkleri ustalıkla kullanan sanatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).fıkra yazarı, gazetede belirli bir köşesi olan yazar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçerli olan fikirlere veya inançlara uyan kimse; toplum kurallarını çiğnemeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (isp). 16. yüzyılda Meksiko veya Peru fatihlerinden herhangi biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., of ile ibaret olmak, -den meydana gelmek, mürekkep olmak; in ile içine almak, havi olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlılık tutarlık, uyum, ahenk; yoğunluk, kesafet, kıvam, koyuluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirine uygun, aralarında mutabakat olan, birbirini tutan, insicamlı,tutarlı. consistently (z). devamlı olarak, mütemadiyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilise idare heyeti; Papanın başkanlığındaki kardinaller kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanun tefsircisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fark, zıt oluş, aksi. in contradistinction to -in aksine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zıddı ile tefrik etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dindaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karsak, (zool). Vulpes corsac.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kazak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ibikli; hotozlu, tepelikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çıkmaz; çıkmaz sokak; tuzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çok coşkun, taşkın. Pek coşkun ve taşkın bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جوشاجوش] coşkun, coşkulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bisikletçi, motosikletçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

D-Aralık Geliştirici işlevi, yüksek kontrastlı çekim koşullarının etkilerine karşı görüntünün pozlama ve kontrastını ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin tadını tattırıp alıştırmak, iptilâ ettirmek: Siz çocukları oyuna dadandırdınız, şimdi derse çalışmıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to get a taste for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tabir) Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kafkasya’nın kuzeydoğusunda bir ülke ki eskiden Albanya denilirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dagestan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Dağıstan halkından olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toprak ve su vs. içine sokmak, batırmak: Yüzerken başını suya daldırmak, kaşığı çorbaya daldırdı. 2. Ağaç veya bağ kütüğü dalını yeniden kök tutup müstakil bir ağaç veya bağ kütüğü olmak üzere toprağın içine yatırmak: Bağı, ağacın dallarını daldırmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dip. immerse. submerge. to dip. to plunge. to immerse. to submerge. to layer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to plunge. to layer. to dip. to submerge. to immerge. to immerse. to splash. to quench. to sink. to steep. bury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dalgalı hale getirmek, dalga çıkarmak, talazlandırmak. Osm. temvîc etmek: Lodos denizi dalgalandırdı. 2. Dalgalı göstermek. Osm. temevvüc ettirmek: Rüzgâr, çayırları dalgalandırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wave. to agitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make waves in. to wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dal budak peydâ ettirmek, dallı budaklı etmek. 2. Şubelere ve parçalara bölmek, dallara ayırmak. 3. mec. Büyütüp zorlaştırmak. Osm. İzâm etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sth branch out. to overexpand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Devlet şûrası, şûrây-ı devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha dar etmek: Yapılan binalar bahçeyi darlaştırdı 2. Darlık ve sıkıntıyı arttırmak: Ticaretteki durgunluk geçimim! bir kat daha darlaştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to constrict. to make sth narrow. to cut down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağa kaldırtmak, durdurmak. 2. Karşı durdurmak, dayandırmak. 3. Cesaret vermek, gayrete getirmek, teşvik etmek: Onu siz davrandırırsanız davranacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

predicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean sth on sth. to make sth depend on sth. father on / upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mektep, medrese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alterative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be changed. to be exchanged. to be converted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide portenin başında yazılan diyez ve bemoller: Değiştirme işaretleri yahut portenin donanımına aykırı olarak nota içinde diyez, bemol veya bekar kullanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. exchange. replacement. alteration. conversion. shift. switch. interchange. commutation. disguise. leavening. modification. re-formation. recast. reformation. trans-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. amendment. change. conversion. exchange. modification. shift. swap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. shift. switching. change. distortion. conversion. shifting. alternation. change-over. modulation. variation. permutation. replacement. modification. inversion. substitution. denaturalization. transformation. change over. changing. commutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi verip yerine diğer bir şeyi almak, değiştirmek: Atları, arabayı değiştirdim. 2. Bir şeyi bırakıp yenisini kullanmak, yeniletmek: Odanın bütün mobilyasını değiştireceğim. Bugün çamaşır değiştirmeli. 3. Başkalatmak, Osm. tagyîr etmek: Tabiatını büsbütün değiştirmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. exchange. convert. alter. vary. shift. switch. swop. swap. replace. alternate. commute. disguise. diversify. doctor. falsify. garble. interchange. intersperse. juggle with. metamorphose. modify. recast. switch to. transmute. unmake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alter. cast. change. convert. distort. doctor. falsify. modify. qualify. shift. swap. switch. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alter. change. modify. substitute. to change. to exchange sth for sth else. to modify. to amend. to alter. to shift. to convert. to replace. to vary. to substitute for. to alternate. to denaturize. to turn. to transform. to distort. to variate. to modulat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Değişmek işini yaptırmak: Onlara yerlerini değiştirttim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth changed or exchanged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in the existence of a God, but denies revealed religion; a freethinker. a person who believes that God created the universe and then abandoned it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who believes in the existence of a remote, unknowable deity, usually male, who created the universe, but has not been involved with it since Most of the politicians who founded America were Deists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person whose worldview embraces Deism [noun] [OW] a philosophy of natural religion, emphasizing morality, and, usually, denying interference by a Creator with the laws of the universe Deism [CE] was a widely-held belief among the founding fathers of the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes that God created the universe but then left it alone to operate on its own principles, principles that human reason and science can discover. a person who believes that God created the universe and then abandoned it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utter nonsense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intend. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(mousse de corse): Deniz kayalarında bulunur. Kuru iken saç gibi ince, esmer, birbirine girmiş liflerdir. Deniz bitkileri gibi kokar. Tadı tuzludur. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneous equations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diş tabibi, diş hekimi. dentistry (i). diş hekimliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (gen). from ile vaz geçmek, çekilmek, bırakmak, ayrılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Sterin onda biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Determinizme bağlı kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déterministe

fel. belirlenimci

Belirlenimcilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in determinism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also adj.; as, determinist theories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anyone who submits to the belief that they are powerless to change their destiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İstenmeyen suni efektlere neden olmadan resim kalitesini artıran bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diplomat, hariciye memuru, siyaset adamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). ihtilaf halinde olmak, aralarında anlaşmazlık olmak; (i). anlaşmazlık, ahenksizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir alışkanlıktan vazgeçirmek, bir itiyadı bıraktırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inkar etmek, kabul etmemek, reddetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). öreke; kadın işi, kadın veya kadınlar. distaff side ailenin kadın kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (anat). merkez veya mafsaldan uzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Aslında olmayıp dışarının etkisiyle sonradan meydana gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

externally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mesafe, uzaklık, ara, menzil; müddet, fasıla; aralık; (güz). (san). buut, perspektif; (f). geride bırakmak. a good distance off epeyce uzakta. at a distance uzakta, uzak bir yerde; belirli bir mesafede. from a distance uzaktan. keep one's

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzak, ırak (yer veya zaman); soğuk, ağır, mesafeli (kimse); belirsiz, hafif. distant relative uzak akraba. distantly (z). uzaktan, soğuk bir tavırla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sevmeyiş, hoşlanmayış; (f). tadını beğenmemek, zevk almamak, hazzetmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tatsız, nahoş, sevilmeyen, makbul olmayan. diststefully (z). tatsız bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). huysuzluk, aksilik, terslik; rahatsızlık; karışıklık; bir çeşit köpek hastalığı; (f). rahatsız etmek, hasta etmek,keyfini kaçırmak,sirlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yumurta karıştırılmış bir çeşit boya; bu boyayı kullanma usulu; (f). boyaya yumurta karıştırmak; bu boya ile sahne veya duvar boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şişirmek, yaymak, germek; şişmek, yayılmak, gerilmek. distention (i).şişme, gerilme, germe, yayılma, yayma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beyit, iki mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). dikey iki sıra halinde düzenlenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (tilled, tilling) imbikten çekmek, taktir etmek, damıtmak; damlamak, süzülmek, imbikten çekilmek; bir fikrin özünü bulup çıkarmak. distillate (i). imbikten geçmiş sıvı, öz. distilled (s). imbikten geçmiş distilla'tion (i). taktir, damıtma: öz. di

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayrı, farklı, başka; bağımsız, müstakil; açık, vazıh, belli. distinctly (z). açıkça, vuzuhla; şüphesiz, muhakkak, kesin olarak. distinctness (i). vuzuh, açıklık, farkIıIık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayırt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; açıklık, vuzuh; nişan, rütbe, paye; sivrilme, yukselme, temayüz; üstünlük. distinction without a differ ence hak olunmayan sivrilme, suni fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıran, ayırt eden, tefrik ve temyiz eden; özellik belirten. disnctively (z). ayırt ederek, farklı bir şekilde. distinctiveness (i). ayırt edici özellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (Fr). sivrilmiş, üstün, mükemmel, zarif, kibar, nazik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırt etmek, ayırmak, tefrik etmek; anlamak, idrak etmek; sivrilmek, temayüz etmek; değer kazandırmak. distinguishable (s). görülebilir, fark edilebilir. distinguishably (z). farkedilecek surette. distinguished (s). üstün, mükemmel, kibar, sivri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğri büğrü etmek, çarpıtmak, biçimini bozmak, kırmak, bükmek; tahrif etmek, olduğundan başka anlam vermek; azdırmak. distortion (i).çarpıklık, bükülme; tahrif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zihni veya ilgiyi başka tarafa çekmek; rahatsız etmek,şaşırtmak; çıldırtmak.distracted (s). şaşırmış, aklı başında olmayan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). borç yüzünden bir kimsenin eşyasına el koymak veya hac- zetmek. distrainable (s). haczolunabilir. distrainor (i). haciz veya el koyan kimse. distraint (i). haciz veya el koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşırmış, aklı başından gitmiş, üzülmüş; çılgın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dert, sıkıntı, üzüntü, keder, ıstırap, tehlike; (huk). borca karşllık eşyaya el konulması, haciz; (f). keder vermek, ıstırap çektirmek, sıkıntı vermek, sıkmak, felakete sürüklemek; (huk). borca karşılık bir kim senin eşyasına el koymak. dis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl nehirden dışarı akan kol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dağıtmak, tevzi etmek, yaymak, taksim etmek, bölmek; düzenlemek, tasnif etmek, sınıflama yapmak; (matb). tertip olunmuş harfleri yerlerine dağıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dağıtım, tevzi, dağıtma; bölme, taksim; tertip, tanzim; dağılma, yayılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dağıtan, tevzi eden, taksim eden; (man). üleştirimli, tevzii; ferdl; (gram). ''her bir, ''her'', gibi sıfat ların anlamınl ifade eden. distributive jus tice herkesin hakkını verme, adalet dağıtımı, üleştirimli tüze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. distributeur

tek. dağıtıcı

Motorlarda yüksek gerilimli akımı çalışma sırasına göre bujilere yayıp gönderen aygıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. distributer. agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. distributing agency. distributing agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributorship. distributing trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mıntıka, bölge, havali, nahiye, mahalle, kaza, sancak, seçim bölgesi; (f). mıntıkalara ayırmak. district attorney bir mıntıkanın başsavcısı (kıs DA) district court hukuki bir mıntıka içinde yetki sahibi olan mahkeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs DC) Washington mıntıkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şüphe etmek, itimat etmemek, güvenmemek, emniyet etmemek, inanmamak; (i). şüphe, güvensizlik, emniyetsizlik, itimatsızlık. distrulltful (s). şüpheci, vesveseli, kuşkulu, başkalarına güveni olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kanştırmak, altüst etmek, düzenini bozmak; rahatsız etmek, taciz etmek, tedirgin etmek; endişelendirmek, müteessir etmek, üzmek; telâşa düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karışıklık, kargaşalık, fesat;rahatsızlık, sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çevirmek, kuşatmak, etrafını almak. Osm. ihata etmek. 2. Hile ile aldatıp soymak: Herkesi dolandırmakla geçiniyor; ondan yüz lira dolandırmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell smb. a gold brick. sell smb. a pup. swindle. cheat. spoof. gold brick. rotate. double-cross. take in. bilk. bunco. chisel. con. cozen. defraud. diddle. do. do down. do in. flimflam. gammon. gull. gyp. have. hornswoggle. jockey. nick. nobble. rac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. chisel. con. defraud. screw. to swindle. to cheat. to nick. to defraud. to bunk. to con. to screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to swindle. to take in. bamboozle. cheat. chisel. to take a person to cleaners. con. cozen. deceive. defraud. diddle. gull. let in. mulct. overreach. twist. welsh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek, devrettirmek, çepeçevre gezdirmek: Kendisine bütün bağları dolaştırdım; beni iki saat çarşıda dolaştırdı 2. Doğrudan doğruya götürmeyip sapa yollardan ve uzaklardan çevirerek götürmek: Yarım saatte gitmek mümkünken rehberimiz bizi iki saat dolaştırdı; bizi tâ nerelere kadar dolaştırdı. 3. (sözü) Maksada sevk için münasebet düşürmek: Sözünü dolaştıra dolaştıra maksadına geldi. 4. Çevirmek, sarmak: Ayağına bir ip dolaştırdı. 5. Etrafını çevirmek, sarmak, kuşatmak: Düşmanın bulunduğu tepeyi askerle dolaştırdı. Ayağa, başa dolaştırmak = Musallat etmek: Bu işi, bu belâyı başıma, ayağıma dolaştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulate. entwine. float. ravel. snarl. tangle. to take for a walk. to walk. to show around. to entangle. to tangle. to entwine. to circulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sb for a walk. to show sb around. to wind or tangle sth around sth else. to circulate. to lead around. to entangle. to twist. to tangle. to recirculate. to ravel. to complicate. entwine. foul. implicate. pass. snarl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Donatma işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb / sth equipped or decorated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaden. dim. flatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oyun yazarı, piyes yazarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eczacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki yüz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dualiste

fel. ikici

İkicilik felsefesini kabul eden.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move. touch. to move. to affect. to touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move. to affect. to touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دویست] ikiyüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beğenmeyen, eleştiren, tenkit eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yazılım içeriğine bağlı olarak çocukların izlemesini önlemek için ebeveynler tarafından yazılımın “kilitlenmesini” sağlar. Ebeveyn kilitli diskin normal izlenmesi için, kayıtlı tanımlama kodu gerekmektedir.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. égoïste

bencil

Yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egoist. selfish. egoistic. egotistical. calculating. egoist. egotist. self-seeker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egoist. egoistic. egotistic. selfish. egotist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One given overmuch to egoism or thoughts of self.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A believer in egoism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egoist. asocial. selfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a conceited and self-centered person. a self-centered person with little regard for others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egoist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. existentialiste

fel. varoluşçu

Varoluşçuluk yanlısı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. existentialisme

fel. varoluşçuluk

Varoluşun özden önce geldiğini ve özü sürekli olarak yarattığını ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Gal ülkesinde edebiyatçılarla saz şairlerinin yıllık yarışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Birbirleri ile ve cansız ortamla ilişki içinde olan kendi içinde yeterli bitki ve hayvan topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Mutlak hürriyeti esas alan, kadere inanmayan ve insanın hür iradesiyle kendi kaderini çizdiğine inanan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. expressionniste

fel. dışa vurumcu

Dışa vurumculuk akımına bağlı olan (sanatçı).


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Kalbin normal atışlarına, fazladan atış eklenmesine Ekstrasistol bir başka deyişle fazladan atış denir. Kalbin bir atışı, vaktinden önce olur. Sonra, bir süre atış olmaz. Bu atışlar, tek tek veya arka arkaya meydana gelir. Kalp hastalıklarında görüldüğü gibi; fazla sigara, içki içmek; heyecanlanmak ve hazmı güç yemeklerden sonra da görülebilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Marrup, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı ufalanmış marrup yaprağı konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Şikayet ortaya çıktığı zaman içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. yasal elektrik, elektroşimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emperyalizmi gaye edinen.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. impérialiste

yayılmacı, yayılımcı

Emperyalizm yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperialist. imperialistic. imperialist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperialist. imperialistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperialist. imperialistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. impressionniste

izlenimci

İzlenimcilik yanlısı olan (sanat veya sanatçı).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ansiklopediyi yazan veya derleyen veya bu işe katılan kimse; ansiklopedik bilgisi olan kimse. the Encyclopedists on sekizinci yüzyılın büyük Fransız Ansiklopedisini yazmış olan âlimler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kız kardeş, teyze veya halanın kocası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sister's or aunt's husband. uncle by marriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kaydetmek; askere almak; yardımını temin etmek; gönüllü olarak askere gitmek; bir işe atılmak. enlistment i. kaydetme, kaydedilme, gönüllü asker yazma veya yazılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. deftere kaydetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انساج] dokular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. entomologiste

böcek bilimci

Böcek bilimi uzmanı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sarmak, dolaştırmak, bükmek, örmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) burun kanaması

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) epistemoloji, bilgi kuramı, bilginin esas ve sınırlarından bahseden bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İlmin felsefe bakımından incelenmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épistémologie

bilgi kuramı

Bilginin temelini, bilim alanında uygulanan yöntemleri, sınır ve güvenilirlik bakımından inceleyip araştıran felsefe dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mektup, name, risale; Yeni Ahit'te bir Resulün yazdığı mektup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mektup kabilinden, mektup tarzında; mektuplardan meydana gelmiş (roman); mektubun içinde geçen; mektuplaşma ile yürütülen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mim.) üst taban, baş taban, saçaklığın alt kısmı ve sütun başlığı üzerine dayanan taban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) eşit uzaklıkta,aynı mesafede olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) akrobat, ip cambazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. iplik demek olan rişte’ den). Hamurdan kesme taze ev şehriyesi: Erişte çorbası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vermicelli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homemade macaroni. noodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ihtilâflı, münakaşa kaldırır; (i.) münakaşa etmeyi seven kimse; (fels.) didişimcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. éristique

fel. didişim

Konuşma ve tartışmayı bir araç değil, bir amaç sayan felsefe yöntemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsâl etmek: Tanrı çok yıllara eriştirsin. 2. Haber vermek, Osm. ihbâr, inbâ etmek. Bir haberi yetiştirmek: Burada söylediklerimizi kendisine eriştirmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to convey. to bring to a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Erivan.

Nüfus: 3.522.000.

Yüzölçümü: 11.500 km2.

Komşuları: Kuzeyde Gürcistan, Doğuda Azerbaycan, Güneyde İran, Batıda Türkiye.

Din: %94 Ortodoks.

Dil: Ermenice.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Bugünkü Ermenistan 2 Nisan 1921’de bir Sovyet Cumhuriyeti olarak kurulmuştur. 30 Aralık 1922’de SSCB’nin bir parçası olan Kafkas seddini oluşturmak üzere, 12 Mart 1922’de Gürcistan ve Azerbaycan’la birleşti. Ermenistan, 5 Aralık 1936’da SSCB’nin anayasal bir cumhuriyeti oldu. 7 Aralık 198’de meydana gelen bir deprem sonucu 55.000’den fazla insan öldü, bir çok şehir yıkıntı haline dönüştü. Ermenistan 23 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etti ve 26 Aralık 1991’de SSCB dağılınca da tamamen bağımsız bir devlet oldu. Çoğunluğu Hıristiyan olan Ermenistan ile çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan arasındaki savaş 1992’de yayıldı ve 1993’te, 1994’te de devam etti. Azerbaycan’da Dağlık Karabağ Enklavi üzerine iki tarafın da egemenlik iddiaları vardı. 1994 Mayıs’ında Ermeni güçlerinin bu bölgede kontrol kazanmaları üzerine geçici bir ateşkes ilan edildi.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Temelini atmak, bir temel üzerine bina etmek. 2. Sağlatmak, sağlam şekilde bağlamak. 3. Tashih ve tahkik etmek, düzeltmek, araştırmak. 4. Teferruatına sonra girişmek üzere asıl mevzuu kararlaştırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayat yükünden kaçıp kafasını dinlemek isteyen kimse. escapism (i.) hayatın yükünden kaçmak için kendini başka işlere verme, hayal kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hıristiyan kilisesine mahsus Aşai Rabbani ayini, Komünyon, şarap ve ekmek yeme ayini; bu ayin için takdis edilen şarap ve ekmek. Eucharis'tic (s.) Aşai Rabbaniye ait; şükrana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gezici vaiz; dört İncil'i yazanlardan biri. evangelis'tic (s.) dört İncil'e ait, İncil va'zma ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) var olmak, mevcut olmak; bulunmak, olmak; kalmak, baki olmak; yaşamak, geçinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) varlık, mevcudiyet, var oluş; hayat, ömür; bulunma, tezahür. existent (s.) mevcut, mevcut olan, var olan, bulunan. existen'tial (s.) var olan, mevcudiyeti olan. existen'tialism (i.),(fels.) egzistansiyalizm, varoluşçuluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifrata kaçan kimse,aşırı giden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal unsuruna dayanan hikâyeler yazan kimse; yalan uyduran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differentiate. diversify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make different. to differentiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differentiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Faşizm taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fascist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fascist. black-shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fataliste

fel. yazgıcı

Yazgıcılık yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who maintains that all things happen by inevitable necessity. anyone who submits to the belief that they are powerless to change their destiny relating to or implying fatalism; 'fatalistic thinking' believing in or inclined to fatalism; 'a fatalist pe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anyone who submits to the belief that they are powerless to change their destiny. believing in or inclined to fatalism; 'a fatalist person'. relating to or implying fatalism; 'fatalistic thinking'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). her şeyi kader ve kısmete bağlayan kimse, fatalist. fatalistic (s). her şeyi talih veya kadere bırakan. fatalistically (z). mukadderata bırakarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advocate of confederation; a friend of the Constitution of the United States at its formation and adoption; a member of the political party which favored the administration of president Washington. an advocate of federalism a member of a former politic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a former political party in the United States that favored a strong centralized federal government. an advocate of federalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). federal sistem taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Femnizm taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feminist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a supporter of feminism of or relating to or advocating equal rights for women; 'feminist critique'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feminist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a supporter of feminism. of or relating to or advocating equal rights for women; 'feminist critique'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). feminist, kadın hakları savunucusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fena hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth worse. to make sb feel faint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Açmak, ferah hâle getirmek. 2. Sevindirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. feriştegân). 1. Melek, melâike. 2. Pek güzel ve uysal ta biatlı. 3. Masum, günahsız. Ferişte-sıfat = Huy ve tabiatça melek gibi olen kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته] melek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fetishist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fetishist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir kitabın kısımlarını sayfa rakamları ile gösteren cetvel ki, kitabın başına veya sonuna konur. Fransızca: table des mati&res. 2. Bir kütüphanedeki kitapların veya bir mağazada bulunan eşyanın isimlerini ihtivâ eden defter. Fransızca: catalogue. 3. Lokanta veya ziyafet yemeklerinin isimleri yazılı pusula (şimdi bu mânâ için «liste» denmektedir). Fransızcası: liste. Fihrist odası = Osmanlı devrinde şûrâ-yı devlet kararlarını kayıt ve tescil eden kalem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. table of contents. catalogue. list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. list. catalogue. table of contents. register. syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philatéliste

pulcu

Pul derleyen veya derleyenlere pul satan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Mukaddes toprağı ve Kudüs’ü içine alan ülke ki, şimdi İsrail ile Ürdün devletleri arasında bölünmüştür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian. palestine. holy land. promised land. land of promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestine. palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Filistin’de oturan, Filinstin’de yerleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oluk rendesi; oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the players who meet in the final round of a tournament in which the losers in any round do not play again. a contestant who reaches the final stages of a competition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who goes to the finals. finalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a contestant who reaches the final stages of a competition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., spor finale kalan yarışmacı, finalist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. firistâde-gân). 1. Gönderilmiş, Ar. mersûl, mürsel. 2. Elçi, hususî görevli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرستاده] elçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته] melek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته خو] melek gibi, melek huylu, güzel huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go crazy. to go nuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Su veya diğer bir sıvı), şiddetli bir basınç altında, bulduğu dar bir aralıktan şiddetle sıçramak. Osm. feverân etmek: Bu fıskiyeden su beş metre yukarı kadar fışkırıyor. 2. Tohum büyük bir kuvvet ve şiddetle bitip birdenbire büyümek: Ektiğimiz tohumlar bir güzel fışkırmış ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gush out. spurt. burst. belch. blow. ejaculate. erupt. flush. spout. squirt. well. well forth. well out. well up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. gush. spout. spurt. squirt. to gush out. spurt out. squirt forth. to spurt out. to gush. to squirt. to spout. to jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gush out. to spurt out. to squirt forth. to jet. to spring up. emanate. gush. shoot. spew. spout. spurt. squirt. well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yumruk, muşta; (h). dili el, el yazısı; (matb). işaret parmağı; (f). yumruklamak; avuçlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arnavutça’dan). 1. Arnavutların giydikleri ve belden dize kadar uzanan geniş ve çok kırmalı patiskadan yapılmış beyaz bir giyecek: Arnavut fistanı. 2. Eski zaman modasında kadınların giydikleri çeşitli biçimde kırmalı ve süslü entari: ipek fistan. 3. (denizcilik) Direklerin güverte ıskarçalarını yağmurdan korumak için üzerine kaplanan muşamba. Baca fistanı = Bacaların alt nihayetindeki arbaz kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fistan giyen: Yunanlıların, efzun denen fistanlı bir sınıf askeri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fistan yapmaya yarayan, fistana mahsus: Fistanlık kumaş, basma. Bir fistan yapmaya yetecek ölçüde kumaş: Kendisine bu kumaştan bir fistanlık alacağım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boks sporuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumruk yumruğa kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça püste’den Arapça’laştırılmıştır). 1. Gaziantep bölgesinde yetişen bir cins ağaç ve bunun verdiği meyve ki, kolay açılır ince kabuklarının içinde badem cinsinden yeşilimtrak, lezzetli bir meyvesi vardır: Antep fıstığı. 2. Çam çeşitlerinden çok dallı bir ağaç ve bunun verdiği bir meyve ki, bir büyük kozalağın içinde sert kabukla çevrili fındık uzunluğunda lâkin ince bir meyvesi vardır. Fıstık, kuş üzümüyle beraber pilav ve dolma gibi yemeklere konur: Çamfıstığı, fıstık ağacı. Hindfıstiğı — Bahârattan, arakıton da denilen bir madde. Fıstık gibi = Semiz ve eti pek katı, şişman ve sülpük olmayan, balıketli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Filân» kelimesine katılarak kullanılan bir halk tâbiri: Falan fıstık, falan fıstık festegiz diyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peanut. pistachio. crumpet. fluff. bit of fluff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

babe. babunbaby. cracker. pistachio. pistachio nut. peanut. chick. peach. smasher of a girl. baby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio nut. beautiful woman. babe. cracker. dolly bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peanut butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıstık satan veya fıstık yetiştiren kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller or grower of pistachio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cultivation or selling of pistachios.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i.). Antep fıstığının içi renginde olan, açık yeşil: Fıstıkî kumaş, boya. Fıstıkî makam = 1. Hırıltı. 2. Çok yavaş ve telâşsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Antep yahut çamfıstığı ağaçlarından ibaret koruluk: Orada bir fıstıklık vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio grove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kumaşın kenarına ilmik ile sarılarak yapılan veya hazır olarak alınıp eklenen dilimli süs işlemesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scallop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

festoon. scallop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. tıp). Devamlı olarak işleyen cerahat yolu; akıntılı hastalık; akarca.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fistule

tıp akarca

Sürekli işleyen çıban.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla anüs yakınında meydana gelen, içi cerahat dolu, ufak, kırmızı ve akıntılı bir şişliktir. Etrafında ağrı vardır. Tedavi edilmedikçe geçmez. Tedavisi için aşağıdaki reçeteler veya ameliyat tavsiye edilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 3 kahve kaşığı adaçayı konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Sonra bu suya batırılan bir parça pamukla, fistülün üzerine kompres yapılır. Aynı işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fistula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fistula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ, las, Iae) (tıb). fistül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boru şeklinde; (tıb). fistül gibi, fistüle ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). flütçü, flavtacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiçekçi, çiçek yetiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Flüt çalan sanatkâr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hile yaparak kabul ettirmek, hile veya zorla sokmak, sokuşturmak; (sahte bir şeyi) aslı diye kabul ettirmek. foist something off on somebody hile ile kabul ettirmek, yutturmak, kazık atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folklorist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. formaliste

1. biçimci, 2. bürokrat

1. Alışılmış kural, tutum, davranış veya belli biçimin dışına çıkmayan. 2. Devletle ilgili işlerin yürütülmesinde, kırtasiye işlerini öne sürerek işlemleri zorlaştıran.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One overattentive to forms, or too much confined to them; esp., one who rests in external religious forms, or observes strictly the outward forms of worship, without possessing the life and spirit of religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biçimci kimse; resmiyet taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Frenkler’in memleketi, Frenkler’le meskûn yer, Avrupa: Frengistan’a seyahat etti. Bu mânâda eskiden Fransa için kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i ip cambazı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fondamentaliste

top. b. kökten dinci

Kökten dincilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a supporter of fundamentalism of or relating to or tending toward fundamentalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who thinks that a corporation's security prices are determined by its future earnings and dividend abilities Besides studying a corporation's financial data, they will also examine its industry and how the economy will affect the company's core b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fundamentalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Sanatta fütürizm görüşüne bağlı olan. 2. Bu görüşle yapılan sanat eseri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. futuriste

gelecekçi

Gelecekçilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurist. futuristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i ocakların iç tarafına doşenen çakmaktaşı ve balçıktan ibaret bir cins tuğla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfkelendirmek, gazaba gelmek, hiddetlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gasify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geçirmek, def ve bertaraf etmek, atlatmak: Çocuklar kızamığı kolay geçiştirdiler. Bugün bir kaza olunan tebrik. 2. Artık vakit kalmadı, sırası geçti. Geç = Kulak asma, ehemmiyet verme I

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry. stay. to pass over easily. to avoid. to weather. to evade. to parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over lightly. to escape sth with little harm. parry. weather. brazen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Kontrast Geliştirici muhteşem geçiş düzeyleri sunmak için arka ışık düzeyini ayarlayarak, her sahnenin kontrastını optimize eder. Olağanüstü bir derinlik duygusu yaratmak için, parlaklığı kaybetmeden, en karanlık sahnelerde bile en derin siyahlar görüntülenir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constructive. salutary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be improved / developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improving. build-up. progress. growth. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improvement. bonification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gelişmesini sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improve. develop. better. advance. work up. build up. ameliorate. boom. cultivate. enlarge. evolve. launch out. open up. reclaim. soup up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. build. develop. foster. improve. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

develop. enhance. to develop. to improve. build up. cultivate. expand. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. katırtırnagı, bot. Genista scoparia, Genista luncea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kibirli, gururlu. 2. Tenbel. 3. Kan dökücü, zâlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callback. recall. to call back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to demand back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

German philology , German studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öz, meselenin esası, hulâsa, özet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guitar player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guitarist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. glaciologiste

buzul bilimci

Buzul bilimi uzmanı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. pırıldamak; parlamak i. parıltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir defada öğütülecek zahire; öğütülmüş zahire. All's grist that comes to the mill. Ele geçen her şeyden istifade edilir. gristmill (i.) buğday değirmeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kıkırdak. gristly (s.) kıkırdaktan ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather into a group. to assemble into groups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gülden yatak, mec. Sevgilinin yatağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GÜLSİTAN) (i F.). Gül ülkesi, güllük, gül bahçesi, gül ağaçları çok bahçe. Sadî’nin ünlü eserinin adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül bahçesi, güllük. 2.Azerbaycan’da Karabağ bölgesinde bir mevki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solar system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solar system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Güneybatı Kafkasya’da bir ülke ki, Gürcü denilen ve Gürcü dili konuşan bir milletin yurdudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

georgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Georgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Karadeniz kıyısında, Türkiye ile Rusya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 00 Kuzey enlemi, 43 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: toplam: 69,700 km².

Sınırları: toplam: 1,461 km.

sınır komşuları: Ermenistan 164 km, Azerbaycan 322 km, Rusya 723 km, Türkiye 252 km.

Sahil şeridi: 310 km.

İklimi: Ilıman ve sıcaktır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karadeniz 0 m; en yüksek noktası: Mt’a Mqinvartsveri (Kazbek dağı) 5,048 m.

Doğal kaynakları: Orman, hidro enerji, manganez, demir, bakır, kömür, petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %11.51.

daimi ekinler: %3.79.

Diğer: %84.7 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,690 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,661,473 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.34 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.54 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.97 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.09 yıl.

Erkeklerde: 72.8 yıl.

Kadınlarda: 79.87 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Gürcü.

Nüfusun etnik dağılımı: Gürcü %70.1, Ermeni %8.1, Rus %6.3, Azeri %5.7, Osetin %3, Abkhaz %1.8, diğer %5.

Din: Gürcistan Ortodoksları %65, Müslümanlar %11, Rus Ortodoksları %10, diğer %14.

Diller: Gürcüce %71 (resmi), Rusça %9, Ermenice %7, Azerice %6, diğer %7.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100 (2004 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Gürcistan Cumhuriyeti.

Yerel adı: Sak’art’velo.

Eski adı: Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

ingilizce: Georgia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Tiflis.

İdari bölümler: 53 bölge, 9 şehir ve 2 bağımsız cumhuriyet ; Abashis, Abkhaziai (Sokhumi), Adigenis, Ajaria (Bat’umi), Akhalgoris, Akhalk’alak’is, Akhalts’ikhis, Akhmetis, Ambrolauris, Aspindzis, Baghdat’is, Bolnisis, Borjomis, Chiat’ura, Ch’khorotsqus, Ch’okhatauris, Dedop’listsqaros, Dmanisis, Dushet’is, Gardabanis, Gori, Goris, Gurjaanis, Javis, K’arelis, Kaspis, Kharagaulis, Khashuris, Khobis, Khonis, K’ut’aisi, Lagodekhis, Lanch’khut’is, Lentekhis, Marneulis, Martvilis, Mestiis, Mts’khet’is, Ninotsmindis, Onis, Ozurget’is, P’ot’i, Qazbegis, Qvarlis, Rust’avi, Sach’kheris, Sagarejos, Samtrediis, Senakis, Sighnaghis, T’bilisi, T’elavis, T’erjolis, T’et’ritsqaros, T’ianet’is, Tqibuli, Ts’ageris, Tsalenjikhis, Tsalkis, Tsqaltubo, Vanis, Zestap’onis, Zugdidi, Zugdidis.

Bağımsızlık günü: 9 Nisan 1991 (Sovyetler Birliği).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 26 Mayıs (1918).

Anayasa: 17 Ekim 1995.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BSEC (Karad


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kabristan, mezarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گورستان] mezarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلستان] gül bahçesi, güllük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eskiden Hindistan'da bulunan ve çıplak gezen filozof sınıfından bir kimse; çıplak gezen kimse. gymnosophy (i.) bu sınıfın inandığı felsefe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yatak odası, yatakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abyssinia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ethiopia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستر] kül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاکستری] kül rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aksırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikenlik, çalılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tamahkâr, cimri, eli sıkı; yumruğu kuvvetli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارستان] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) kompozitör; uyum kurallarını bilen kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hasta etmek, hastalığı mucib olmak: Dünkü rüzgâr beni hastalandırdı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hata düzeltme sistemi, zorlu veri okuma koşulları altında bile en iyi çalma kalitesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hava aldırmak, havasını yenilemek: Şu odayı havalandırmalı, her sabah pencereleri açıp koğuşları havalandırırlar. 2. Hava boşluğuna kaldırmak, uçurmak: Uçurtmayı havalandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air. to air. to ventilate. to fly. to cause to take off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to air. to ventilate. to take up into air. to fly (a kite. to cause sb to become distracted from his / her work. aerate. breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asker çantası; kumanya torbası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırmak, hay huy diyerek ses çıkarmak, gürültü etmek: Bu herif ne haykırıyor?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shout. bawl. cry. cry out. shout out. burst out. burst in. call to. ejaculate. exclaim. roar. rumble. rumble out. scream. spit. whoop. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. exclaim. shriek. whine. yell. to cry out. shout. scream. to cry. to shout. to scream. to exclaim. to shriek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cry out. to shout. to scream. to protest loudly. bawl. exclaim. holler. squeal. whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazan (sonbahar) görmüş, sararıp solmuş yer, güz bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

3B hız sensörü ani hareketleri algılar ve HDD kafasını derhal kilitler. HDD darbeye karşı koruma sistemi, dizüstü bilgisayarın düşmesini veya çarpmasını algılayan donanım ve yazılımın bir birleşimidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özel okul müdiresi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibranice bilgini; Musevi gelenek ve mezhebine bağlı kimse. Hebraistic (s). ibranilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hedonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in hedonism. someone motivated by desires for sensual pleasures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone motivated by desires for sensual pleasures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (A.B.D)., argo aşırmak, çalmak, yürütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heliport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Yunanlı olmayıp Yunanca konuşan kimse. (özellikle eski Musevilerde); Yunan dili ve edebiyatı bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Yunan tarihinde Büyük iskender zamanından sonraki devreye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarım mısra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Heşt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keşfe yarayan, anlamaya vesile olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Heyecan vermek, heyecana düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excite. electrify. stir up. stir. thrill. turn on. warm up. work up. carry away. exalt. ferment. flush. hot up. impassion. inebriate. key up. spike. sweep away. sweep off. tickle up. transport. unsettle. wind up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electrify. excite. ferment. fire. send. thrill. titillate. warm. windfall. to excite. to thrill. to turn sb on. to titillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to get excited / enthusiastic / upset. to arouse sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu hibrit SACD (Super Audio CD), bir HD katmanı ve bir CD katmanında oluşmaktadır. Hibrit diskin CD katmanı geleneksel CD çalarlar tarafından okunabildiğinden ve SACD çalarlar mevcut CD’leri çalabildiğinden, SACD ve CD biçimleri arasında tam bir uyumluluk sağlanmaktadır. HD katmanında, 2 kanal ve çok kanallı DSD ses kayıtları ve çalmaları yapılabilir, ayrıca metin, grafik ve video verileri saklanabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hiccup. to hiccup. to sob. hiccough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hiccup. to sob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğaz tıkanarak ve derinden iç çekerek ağlamak: Hıçkırıp duruyordu. Hıçkıra hıçkıra ağladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya) (Hindûstân). Hind ülkeleri. Hindistan cevizi = 1. Baharattan sayılan sert bir tane ki, mideyi kızdırmak ve sancıyı durdurmak için yenir, cevz-i bua. 2. Kabuğu sert ve içi kestane gibi beyaz ve besleyici, portakaldan büyükçe bir meyve, narcil, koka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

india. hindustan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rupee. india. indian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

India. rupee. the subcontinent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya, Arap Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, Burma ile Pakistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 20 00 Kuzey enlemi, 77 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 3,287,590 km².

Sınırları: toplam: 14,103 km.

sınır komşuları: Bangladeş 4,053 km, Butan 605 km, Burma 1,463 km, Çin 3,380 km, Nepal 1,690 km, Pakistan 2,912 km.

Sahil şeridi: 7,000 km.

İklimi: Güneyde tropikal musondan kuzeydeki ılıman iklime kadar çeşitlilik görülmektedir.

Arazi yapısı: Güneyde yüksek ovalar (Deccan Yaylası), Gang arazisinde düzlükler, batıda çöller, kuzeyde Himalaylar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Kanchenjunga 8,598 m.

Doğal kaynakları: Kömür, demir, manganez, mika, boksit, titanyum, krom, doğal gaz, elmas, petrol, kireçtaşı, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: İslenebilir topraklar: %48.83.

daimi ekinler: %2.8.

Diğer: %48.37 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 558,080 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık, su baskını, yıldırımlı fırtına, deprem, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 1,095,351,995 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.38 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.07 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 54.63 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.71 yıl.

Erkeklerde: 63.9 yıl.

Kadınlarda: 65.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.73 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.9 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5.1 milyon (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 310,000 (2001 verileri).

Ulus: Hintli.

Nüfusun etnik dağılımı: Hint-Aryan %72, Dravidian %25, Moğol ve diğer %3 (2000).

Din: Hindu %81.3, Müslüman %12, Hıristiyan %2.3, diğer %4.4 (2000).

Dil: İngilizce, Hintçe, Bengali (resmi), Telugu (resmi), Marathi (resmi), Tamil (resmi), Urdu (resmi), Gujarati (resmi), Malayalam (resmi), Kannada (resmi), Oriya (resmi), Punjabi (resmi), Assamese (resmi), Kashmiri (resmi), Sindhi (resmi), Sanskrit (resmi), Hindustani.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %59.5.

erkekler: %70.2.

kadınlar: %48.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hindistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Hindistan.

ingilizce: India.

Yönetim biçimi: Parlamenter Federal Cumhuriyet.

Başkent: Yeni Delhi.

İdari bölümler: 28 eyalet ve 7 birleşik bölge; Andaman ve Nicobar Adaları, Andhra Pradesh, Arunachal Pradesh, Assam, Bihar, Chandigarh, Chhattisgarh, Dadra ve Nagar Haveli, Daman ve Diu, Delhi, Goa, Gujarat, Haryana, Himachal Pradesh, Jammu ve Kashmir, Jharkhand, Karnataka, Kerala, Lakshadweep, Madhya Pradesh, Maharashtra, Manipur, Meghalaya, Mizoram, Nagaland, Orissa, Pondicherry, Punjab, Rajasthan, Sikkim, Tamil Nadu, Tripura, Uttaranchal, Uttar Pradesh, Batı Bengal.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1947 (İngiltere’den).

Milli bayram: Cum


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coconut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coconut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cocos nucifera): Tropikal bölgelerde yetişen, hurma cinsinden bir çeşit ağacın yemişidir. Portakaldan büyüktür. Kabuğu çok serttir. İçinde sütümsü bir sıvı vardır. Yemişin içinde kabuğuna bitişik yağlı ve nişastalı eti vardır. Büyük ve Küçük olmak üzere iki çeşidi vardır. Hekimlikte küçükleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan). İsâ dinine tâbi olan, İsevî, Nasrânî, Hıristiyanlar, Hıristiyan kavimler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (m. Hıristiyâniyye). Isâ dinine mensup ve ait, Nasrânî, İsevî (yanlış tâbir olup, yerine Nasrânî ve İsevî kullanılması doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İsâ dini, İseviyyet, Nasrâniyyet: Hıristiyanlık Alemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birinin hırs ve tamahını uyandırmak, şiddetle arzu ettirmek. 2. Kızdırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to anger. to infuriate sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

croatia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Croatia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa, Adriyatik Denizi kıyısında, Bosna - Hersek ve Slovenya arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 45 10 Kuzey enlemi, 15 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 56,542 km².

Sınırları: toplam: 2,197 km.

sınır komşuları: Bosna - Hersek 932 km, Macaristan 329 km, Sırbistan 241 km, Karadağ 25 km, Slovenya 670 km.

Sahil şeridi: 5,835 km.

İklimi: Akdeniz ve kıtasal iklim etkilidir.

Arazi yapısı: Coğrafik olarak çeşitlilik göstermektedir; Macaristan sınırı boyunca düz ovalar, Adriyatik kıyısında yüksek olmayan dağlar ve dağlık bölge yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Dinara 1,830 m.

Doğal kaynakları: Petrol, az miktarda kömür, boksit, demir, kalsiyum, doğal asfalt, silis, mika, kil, tuz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %25.82.

Sürekli ekinler: %2.19.

Diğer: %71.99 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 110 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Yıkıcı depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 4,494,749 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.03 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.58 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.99 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.93 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 6.72 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.68 yıl.

Erkeklerde: 71.03 yıl.

Kadınlarda: 78.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 200 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 10 (2001 verileri).

Ulus: Hırvat.

Nüfusun etnik dağılımı: Hırvat %89.6, Sırp %4.5, diğer %5.9 (Boşnak, Macar, Slovenyalı, Çek ve Romalı) (2001).

Din: Roma Katolikleri %87.8, Ortodoks %4.4, Müslüman %1.3, Protestan %0.4, diğer %6.1 (2001).

Diller: Hırvatça %96.1, Sırpça %1, diğer %2.9 (İtalyanca, Macarca, Çekce, Slovakca ve Almanca).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.5.

erkekler: %99.4.

kadınlar: %97.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hırvatistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Hırvatistan.

Yerel tam adı: Republika Hrvatska.

yerel kısa şekli: Hrvatska.

ingilizce: Croatia.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Zagrep.

İdari bölümler: 20 bölge ve 1 şehir; Bjelovarsko-Bilogorska Zupanija, Brodsko-Posavska Zupanija, Dubrovacko-Neretvanska Zupanija, Istarska Zupanija, Karlovacka Zupanija, Koprivnicko-Krizevacka Zupanija, Krapinsko-Zagorska Zupanija, Licko-Senjska Zupanija, Medimurska Zupanija, Osjecko-Baranjska Zupanija, Pozesko-Slavonska Zupanija, Primorsko-Goranska Zupanija, Sibensko-Kninska Zupanija, Sisacko-Moslavacka Zupanija, Splitsko-Dalmatinska Zupanija, Varazdinska


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalın ve kısa harbe, el mızrağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kerpiç, tuğla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خشت] kerpiç. 2.tuğla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Sus! Dur! Dinle!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (leh). kaldırmak, yükseltmek; (bak). hoist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). historian, historical, history.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). histamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. fizik). Bir mıknatıs alanında tutulan bir çelik parçasının bu alandan uzaklaştırıldığı zaman, kendisinde yine bir kısım mıknatıslığın saklı kalması hâdisesi ve bunun derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İsteri.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Histogram ekranı, bir görüntüde her bir aydınlık değerinin kaç kez gösterildiğini belirtilen bir grafiktir. Aydınlatma koşullarını açık ve doğru biçimde gösterdiğinden pozlamanın ayarlanması için mükemmel bir araçtır. Bu işlev bir çok kayıt ve oynatma modunda kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Histogram işlevi açık olduğunda, ekranda bir histogram grafiği görüntülenir. Bu grafik, siyah ve beyaz geçişlerini kontrol etmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mikroskopik anatomi, histoloji, dokubilim. histologist (i). histoloji bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarihçi, tarih bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tarihsel, tarihi, tarihe geçmiş; önemli, mühim. historic character tarihi şahsiyet. historic method tarihsel yöntem. historic moment dönüm noktası, tarihi an.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tarihsel, tarihi, tarihe geçmiş; tarihe uygun. historical novel tarihi roman. historically (z). tarihe göre, tarihi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). olayın tarihi yönü, tarihi geçerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarihçi, tarih yazarı. historiography (i). tarih yazma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarih, tarihi olaylar; tarihi dram; tarih kitabı. family history aile tarihçesi. natural history tabiat bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sahneye ait, aktörlere ait; fazla dramatik; aşırı duygusal. histrionically (z). coşkunlukla, taşkınlıkla. histrionics (i). düzme duygusallık; tiyatro sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hızını arttırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerate. expedite. precipitate. press. quicken. to speed sth up. to accelerate. to quicken. to precipitate. to expedite. to hurry sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerate. to speed up. to accelerate. expedite. hasten. precipitate. quicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ed, eski hoist) (i). yukarı kaldırmak, yukarı çıkarmak, yükseltmek; (i). bir sancağın yüksekliği; ağır yük asansörü. be hoist with veya by one's own petard kendi kazdığı çukura düşmek, kendi kuyusunu kazmak, kendi planının kurbanı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins çuval bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Memnun ve hoşnut etmek, sevindirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christian. christian. the galilean. nazarene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christianity. christianism. the cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

christianity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limit. to put a limit to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden bazı dairelerde verilen dilekçelerin hulâsasını çıkarmaya memur kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humane. classical. humanist. classical scholar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humanist. humanist insancıl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şakacı kimse, nüktedan kimse; mizahçı, güldürü yazarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to upset sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disquit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küçültme ve sevgi isim şekillerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Ülkücü. 2. idealizm görüşüne bağlı filozof.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. idéaliste

ülkücü

Bir ülküye çıkar gütmeden bağlı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aktawi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes that Truth with a capital T can be discovered and known as in a unified field theory of physics Numbers are discovered. someone guided more by ideals than by practical considerations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üIkücü, idealist, mefkureci idealis'tic s. üIkücü, idealizme ait, fazla ümitli; kendi çıkarını düşünmeyip kamu yaranna çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (deveyi) Çöktürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deify. idolize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilıklatmak, ılık yapmak, soğuğu kırıp veya biraz soğutup az sıcak bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağlanılmak, çengel ve düğme gibi bir şeyle tutturulmak: Bir yere lllştlrllmezse durmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilıkdırmak, az ısıtmak veya az sıcak kalacak surette soğutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağlamak, çengel ve düğme gibi bir şeye tutturmak, takmak: Madalyayı göğse iliştirirler. Elbiseyi çiviye iliştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attach. to be fastened lightly. to be attached to. to attach. to fasten sth lightly to. buckle. hitch. pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hokkabaz; kuruntu sahibi kimse, hayalperest kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. illusionniste

göz bağcı

Göz bağı yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illusionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illusionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. inanmaya sevketmek, zorlamak, kandırmak, inanmasını temin etmek, Osm. ikna etmek: Ben sizi inandıramadım, Allah inandırsın. 2. (yalanı) kabûl ettirmek, aldatmak, bk. İnanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. convince. lead. persuade. satisfy. sell. to persuade. to convince.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to convince. to persuade. reason with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sanat değeri olmayan; içinde sanat zevki veya kabiliyeti bulunmayan. inartistically z. sanatsız şekilde, zevksizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyuşmaz, aykırı, tutarsız; kararsız, sebatsız. inconsistency i. tutarsızlık, insicamsızlık. inconsistently z. tutarsız bir şekilde, insicamsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indéterministe

fel. belirlenmezci

Belirlenmezcilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belirsiz, seçilmez, iyice görülmez, ayırt edilmez. indistinctive s. tefrik olunamaz; tefrik edemeyen. indistinctly z. belirsiz surette. indistinctness i. belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayırt edilmesi olanaksız, seçilemez. indis- tinguishably z. seçilemeyecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. individualiste

fel. ve top. b. bireyci

Bireycilikten yana olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanayide mevki sahibi, fabrika sahibi, fabrika yöneticisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mevcudiyeti olmayan, varlığı olmayan. inexistence,- cy i. yokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kızgınlığa yol açmak, öfke yaratmak. Deyim

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ısrar etmek, sebat göstermek, davasından vaz geçmemek. insistence i. ısrar, sebat. insistent s. ısrar edici, zorlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) akla fazla kıymet veren kimse; ilmin mantıktan çıktığını iddia eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) enternasyonalizm taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dahiliye uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesc» den masdar, iftiâl). Mensucet gibi iki taraftan çizgili ve dokumalı olma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) entwist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzaklaştırmak, Osm. teb’İd etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akar suyun büyüğü, doğrudan doğruya denize döküleni, nehir: Kızılırmak gibi (daha küçüğüne ve bir ırmağa dökülenine «çay», daha küçüğüne «su» ve her vakit akmıyanına «dere» denir. Dere bazen akan küçük suya da denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potamic. river. brook. beck. the horn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

river. seaway. river nehir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

river. oggin. stream. watercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alaylı bir surette yazan veya konuşan kimse, cinasçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. irrationaliste

fel. us dışıcı

Us dışıcılık yanlısı olan (kimse.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. irréaliste

gerçek dışı

Gerçeğin dışında olan, gerçek olmayan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentiste

kurtarımcı

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak isteyen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kendi memleketinin kaybettiği toprakları geri isteyen kimse. irredentism (i.) böyle bir kimsenin doktrini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) karşı konulamaz, mukavemet edilemez, çok kuvvetli, çok çekici. irresistibil'ity (i.) karşı konulamama. irresistibly (z.) karşı konulamayacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (fiz.) sesin şiddeti ve berraklığı ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blaze. burn. lighten. radiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Isınmasını sağlamak, alıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dişle koparmak, dişle tutup sıkmak, dişlemek: Elmayı ısırdım, köpek elimi ısırdı. Avuç ısırmak = Çok hiddetlenmek. Parmak ısırmak =,Çok şaşmak, hayrette kalmak. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. Yaka ısırmak = Yardım ve medet istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. bite off. nip. snap. champ. nibble. sting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. nip. to bite. to nip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bite. to irritate. scratch. nip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Islık çalmak, kuş gibi ötmek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir bilgisayardaki temel kontrol yazılımıdır. Çok bilinen işletim sistemleri arasında DOS, Microsoft® Windows® 95/98/2000/XP ve Windows NT® bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istidâriyye) (anatomi). Dönerek ve daire teşkil ederek olan: Hereket-i istidâriyye = Barsakların bu şekildeki hareketi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan). Ahır. Istabl-ı Amire = Padişah ahırı (galat = has ahır). İstabl-ı Amire müdürü = Osmanlı devrinde mîr-Ahûr. Istabl-Amire piyesi = Kapıcıbaşılıktan yukarı ve emîrülümerâlıktan aşağı mülkiye rütbesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sırma tellerle süslü kalın bir cins ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Durmuş, oturmuş, Ar. kaim: Istlde-i mevkî-i tâzîm = Saygı yerinde durmuş (asker).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. appetence. appetency. stomach. inner man. desire. belly. lustiness. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. relish. stomach. desire. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. desire for food. bodily want. desire. urge. inner man. stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arouse appetite or desire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get pleasantly hungry. to feel a desire. to get a craving for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İştihalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

throaty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having an appetite. desirous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having an appetite. desirous. enthusiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İştihasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anorexic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Soğuk algınlığı, mide rahatsızlıkları, bağırsak hastalıkları, karaciğer hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, böbrek veya kalp hastalıkları, kadınlarda aybaşı halleri, isteri, yorgunluk, can sıkıntısı, iştahsızlık gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Tedaviye yemekleri belirli saatlerde yemeye alışmakla başlanabilir. Üzücü ve sıkıcı olaylardan uzak durmaya çalışılır. Nedeni bulmak için doktora başvurulur. Aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı çörek otu konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Bir kerede içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of appetite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. zooloji). On ayaklı kabuklulardan, suda yaşayan iri bir böcek (homarus vulgaris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Bilinen büyük deniz böceği ki, kıskaçlıdır; eti beyaz ve lezzetli olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lobster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lobster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dikit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sarkıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Gemilerin limanda yük almak için nöbet beklemelerinin nizâmî müddeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. stampe). Mürekkeple veya kuru olarak bir şeyin üzerine basılan büyük damga, kalıp: Istampa vurmak, )asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ink pad. stamp. stamp pad. stamp. imprint. inkpad. stamper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R. «şehre» mânâsında). Türkiye’nin en büyük şehri ve Osmanlı İmparatorluğunun taht şehri (1453 1922), İslâm halifeliğinin son merkezi (1516 1924). Türkler’den önce Bizans (Doğu Roma) imparatorluğunun taht şehri idi (3951453). İstanbul pâyesi = İstanbul kadılığı ilmî rütbesi ki, askerî rütbelerden birinci ferik (orgeneral) e eşitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the largest city and former capital of Turkey; rebuilt on the site of ancient Byzantium by Constantine I in the fourth century; renamed Constantinople by Constantine who made it the capital of the Byzantine Empire; now the seat of the Eastern Orthodox Chu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Istanbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar kullanılan, yakası kapalı bir çeşit redingot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «satr» dan masdar). Yazma ve tahrir mânâsı ile kullanılmış ise de, gerçek mânâsı «satır atlamak» ve «yanlış okumak» tan ibarettir. «Tastîr» daha doğrudur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yıldız, necm, sitare.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. station). Demiryolu durağı, Ar. mevkıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

station. railway station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

station. railway station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, kanal hafızalarını otomatik olarak tanımlamak ve etiketlemek için her bir TV yayın istasyonu tarafından gönderilen bilgileri kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y„ Fr. statistique). Bir memleketin nüfus, gelir, ithalât ve ihracat gibi şeylerini her sene muntazam surette kayıt ve mukayesesi ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). İstatistikle alâkalı (nisbet bildirmek için Arapça ekle yapılan istatistikî sözü yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. statistique

1. sayımlama, 2. sayım bilimi

1. Bir sonuç çıkarmak için verileri yöntemli bir biçimde toplayıp sayı olarak belirtme işi. 2. İlkelerini olasılık kuramlarından alarak eldeki verileri grafik ve sayı biçiminde değerlendirmeye dayandıran matematiğin uygulamalı dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statistic. statistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statistics. statistical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the science of statistics. a statistic. data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mathematical statistician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statistician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Omuzunda haç şekli bulunan bir cins deniz balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse mackarel. horse mackerel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse mackerel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Haç, Ar. salîb, çelîpâ, çarmıh. İstavroz çıkarmak = Haç işareti yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. crucifix haç. spider. pinion spider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. spider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (aslı: uşda). İşaret edatı. Bak, vah: İşte kalem, işte kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at work. here. here is.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

here. there. here!. here it is!. here you are!. there you are!. see!. look!. you see.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Asıl mânâsı taç olup, Hıristlyanlar’da nikâh sırasında eşlere çiçek ve mücevherden taç giydirmek Adet olduğundan, Hıristiyan nikâhı mânâsiyle kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hesaplaşma, uyuşma: Istefil oldular (Türkçe’ye benzemiyor, aslı anlaşılamadı. Rumca (istofilikon) yani dostane ve sevgiyle tabirinden çıkmış olması ihtimali vardır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.). 1. İrâde, Ar. ihtiyâr: Kendi isteğiyle. 2. Arzu, rağbet, meyil, iştiha: İsteğiniz var mıdır? İstek etmek = Arzu etmek, istemek, imrenmek (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. desire. want. wish. request. claim. mind. adjuration. alacrity. appetite. aspiration. avidity. bent. demand. device. devoutness. disposition. earnestness. enthusiasm. grace. hunger. instance. intentness. pleasure. propensity. readiness. relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambition. appetite. ardour. aspiration. calling. claim. demand. desire. disposition. fancy. market. relish. request. run. rush. sale. stomach. want. will. wish. zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

request. appetite. aida. anxiety. bidding. cry. demand. desire. disposition. eagerness. exigency exigence. inclination. itch. lyrical. mind. pretension. requisition. stomach. want. will. wish. zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Cerm.). 1. Bilardo oyununda kullanılan değnek. 2. Matbaalarda kitap formalarını kırmak, katlamak için kullanılan tahta veya kemikten yapılmış küçük Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cue. billiard cue. bone folder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billiard cue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şey yapmak isteğini uyandırmak, teşvik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. to motivate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to want to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İsteği olan, tâlib, arzu eden: Bu işin isteklisi değilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. anxious. keen. willing. wishful. inclined. eager. disposed. dead-set. ambitious. agog. athirst for. cheerful. covetous. devout. enthusiastic. forward. hellbent. inclinable. intense. intent. itching. itchy. minded. ready. solicitous. strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agog. applicant. avid. bouncy. desirous. disposed. eager. game. intent. longing. prepared. ready. solicitor. solicitous. willing. zealous. enthusiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. willing. wanting. person who wants sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işi yapmaya isteği olmayan, gönülsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwilling. undesirous. reluctant. gutless. halfhearted. grudging. averse. backward. disinclined. indisposed. jaded. languid. loath. loth. repugnant. sticky. undisposed. wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

averse. disinclined. grudging. indisposed. loath. reluctant. unwilling. half-hearted. involuntary. averse. unwillingly. involuntarily. grudgingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reluctant. unwilling. indifferent. having no desire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reluctantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwillingly. reluctantly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwillingness. aversion. disinclination. indisposition. reluctance. repugnance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reluctance. unwillingness. indisposition. disinclination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reluctance. unwillingness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji) (uyd. k.). İra-, de ve isteğin fiil hali, iş halinde belirmesi, irtiyâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. request. volition. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

volition. will. demand. request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. formal request. will. volition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Zulüm ve sitem. 2.İsim olarak kullanılması uygun değildir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), istemek işi. bk. İstemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking. wishing. desire. wish. demand. encore. requisition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wanting. desiring. requisition. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Dilemek, talep etmek: Biri gelmiş para istiyor. 2. Arzu etmek, isteklisi ölmek: Herkes zengin olmayı ister. 3. Aramak, araştırmak: Kimi istiyorsunuz? 4. Çağırmak, celp ve davet etmek: Sizi istiyorlar, kendisini mahkemeden istediler. 5. Kast ye niyet etmek: Ava gitmek isterim. 6. Muhtaç olmak, lüzum ve ihtiyacını hissetmek: Mahallemiz muntazam bir mektep ister. Lüzum ve ihtiyacı olmak, lâzım olmak: Bu odaya bir avize ister. İstemez = Lüzumu yoktur, hâcet yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. wish. will. desire. ask for. ask. request. like. long. hope. bespeak. call for. call on. call upon. choose. claim. court. demand. enjoin. exact. fancy. hanker. intend. invite. require. requisition. seek. solicit. be spoiling for. sue. sue for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. wish. will. desire. ask for. ask. request. like. long. hope. bespeak. call for. call on. call upon. choose. claim. court. demand. enjoin. exact. fancy. hanker. intend. invite. require. requisition. seek. solicit. be spoiling for. sue. sue for. beg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claim. to want. to desire. to wish. to ask sb for sth. to be necessary. to require. to ask for marriage. call for. choose. court. crave. demand. drive at. insist. list. need. petition. please. postulate. purpose. request. requisition. seek. sue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Yapılıp yapılmaması insanın kendi isteğine bağlı olan, ihtiyari. 2. İstemle yapılan, iradi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voluntary. unprompted. optional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optional. voluntary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (uyd. k.). İstem dışında yapılan, gayr-ı iradî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involuntary. reflex. automatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involuntary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involuntary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comb out. discharge. dismiss. dismiss from. let off. remove. sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

willpower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İstenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwanted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beastly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncalled for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Talep olunmak. 2. Arzu olunmak. 3. Aranmak, araştırılmak. 4. Çeğırılmak, celb ve davet olunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Stenograf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Stenotip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça). Bozkır, bk. Step.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). (Aslı istemek fiili; geniş zamanın 3. müfret şahsıdır). Gerek, Fars. hâh: İster o, ister başkası, ister kendi gelsin, ister birini göndersin. İster istemez = Arzu etse de etmese de, Fars. hâh nâhâh. Ar. tav’en ve kerhen, bk. İstemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

either. either.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requirement. necessity. whether. or.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. demand. requirement. whether. or not.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perforce. unavoidably. inevitably. necessarily. needs. willy nilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Y.). Mersin yağı ve zamkı, mey’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). His bozuklukları, çeşitli ruhî şaşkınlıklar, çırpınma, kasılmalar ve bazan inmelerle kendisini gösteren bir sinir bozukluğu.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Psikonevrozlar grubuna giren bir çeşit hastalıktır. Tıp dilinde babinski hastalığı veya pithiatisme adı verilir. Hastalığın belirtileri; hastanın sosyal ve entellektüel seviyesine göre değişir. Hastanın gayesi, çevresinin ilgisini üzerine çekmektir. Bunun için aşağıdaki şikayetlerin biri veya birkaçı birden görülebilir. Hastada; ağrılar, baş dönmesi, bayılma, iştahsızlık, titreme, boğazında düğümlenme duygusu, kaslarda gerilme, geçici körlük, sağırlık, herhangi bir uzuvda uyuşma, hafıza kaybı görülür. Tedavinin temeli telkindir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kediotu, bal, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 30 gram kediotu konur. Kaynatılıp süzülür. 1 çay bardağı kediotu suyuna, 1 tatlı kaşığı süzme bal konulup, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysteria. hysteria histeri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysteria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İsteri halleri gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysterical. hysteric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysterical. hysterical histerik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hysterical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). işte ortaklık. İşteşlik fiili (gramer) = Bir işin faillerce müşterek olarak yapıldığını anlatan fiil, müşareket fiili: Konuşmak, sevişmek, bağrışmak gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başkası vasıtasiyle istemek, talep ettirmek. 2. Çağırtmak, celp ve davet ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstemek işi ve tarzı, talep, arzu, Fars. hâhiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kıstağa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kıstak, berzah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sayd» dan masdar). Avlama, ava gitme: Istıyâda çıkmıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. İçine alma, içine sığma: Bu tencere iki litre su istîAb eder. 2. Tutma, kaplama, zaptetme: Bu ağaçlar bütün bahçeyi istîab edeceğe benziyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. iştiâlât). Tutuşma, parlama, alevlenme, yalınlanma: Ateş, rüzgârdan iştiâl etti. Kaabil-i iştiâl = Birden tutuşup parlayabilen (barut ve kibrit gibi şeyler).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتعال] alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» dan masdar) (c. istiânât). Yardım isteme: Tanrı’nın lutfundan istiâne ederim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(a.) [استعانه] yardım isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yardım istenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing. holding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to contain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

load limit. capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avr» den masdar) (c. istiârât). 1. Ödünç alma, başkasından alıp kullanma: Dilimiz Arapça’dan kelimeler istiâre etmiştir. 2. (edebiyat) Bilhassa Dİvân şiirinde bir çeşit teşbih (benzetme) ki, benzetilen söylenmez, yalnız benzeyen söylenir ve benzetilen yerine kullanılır. Saç yerine sünbül, ben yerine misk, güzel yerine mâh kullanılması gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphor. metaphor eğretileme. borrowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borrowing. the use of metaphor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Eûzü biîlâhi min eş-şeytân-irracîm veya neûzü billâh ve el-iyâz-i billâh diyerek Tanrı’nın yardım ve imdâdına sığınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şüphe etmek, Fars. şek: iştibâha yer yoktur. Bî-iştibâh, bilâiştibâh = Şüphesiz, şeksiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتباه] kuşkuya düşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. Helâl ve mubah sayma. 2. Bir kitlenin topluca öldürülmesine göz yumma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sabr’dan masdar). Sabır ve tahammül etme, katlanma, dişi ni sıkıp dayanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطبار] sabretme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedd» den masdar). Kendi başına ve hiçbi nizam ve kanuna tâbî olmaksızın hükmetme, dikta, diktatörlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استبداد] baskı rejimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstibdadla yapılan, müstebide yakışır şekilde, istibdadla, müstebitçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استبدادکار] baskıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den masdar). Değiştirme, bir şeyi verip yerine diğer bir şey isteme. Osmanlı devrinde müddeti biten erlerin yerine yeni kur’a erleri getirip eskilerine izin verme. Istibdâl neferâtı = Bu şekilde izin alıp giden erler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotism despotizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotism. absolute rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «beka» dan masdar). Beka ve devamını isteme: İstibkay-i teveccühleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). 1. idrardan sonra tenâsül organının temizlenmesi. 2. Nikâhla alınan dul kadının gebe olmadığına inanmak için bir Adet görünceye kadar yaklaşmama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Müjde alma, bir haber alıp sevinme. Bir haberi müjde gibi kabûl etme: Avrupa’dan İstanbul’a gelişinizi istibşâr ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. masdar). Uzak sayma, ihtimal vermeyiş, yakıştırmama: O adam için böyle bir hareket istib’Ad sayılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استبعاد] uzak görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aceb» den masdar). Şaşma, taaccüp etme, hayrette kalma, Ar. istiğrâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan masdar). Duânın Tanrı katında kabûl olunması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استجابت] kabul edilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acl»den masdar). Acele ettirme, bir şeyin çabuk olup bitmesini isteme, Ar. tâcîl: Köprünün açılmasını istîcâl ediyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ecr» den masdar). Kira ile tutma, kiralama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hiring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Himâye ve sığınak isteme, sığınma (ecr’den olan istîcâr ile karıştırılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevaz» dan masdar). 1. Icâzet isteme, izin isteme. 2. Câize yâni bir şiir için ihsan ve mükâfat isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celb» den masdar). Çekmeye, celb ve yöneltme, sebep olma: Şefkat ve merhametini isticlâb etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan masdar) (bu kelime yanlış olup doğrusu «isticâbe»dir). Sorup cevap isteme, söyletme, istintak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sorgulamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: İSTİD’A) (i. A. «duâ» dan masdar). 1. Yalvararak isteme, dileme, ricâ ile talep: Cenâb-ı Hak’tan istid’ay-ı merhamet eyledi. 2. Hükümetten resmen ve yazılı olarak bir hak veya istek veya bir muamelenin yapılmasını isteme: Filân İşi mahkemeden istida etti. 3. Böyle bir iş veya istek rica etmek için bir resmî makama sunulan yazı kl, eskiden, pullu olması gerekirdi, istidânâme, arzuhal, dilekçe: Yazılı istidâ sunuldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. official request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir istek ve rica için bir makama sunulan damgalı ve pullu kâğıt, arzuhal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiddet» ten masdar). Şiddetlenme, şiddet kazanma, daha kuvvetli ve daha ağır olma, sertleşme, ağırlaşma, büyüme, artma: Harp, hararet, hastalık iştidâd etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استعداد] yetenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan masdar). Bir şey veya hâlin devamını isteme ve arzu etme: İstidâme-i sihhat ve Afiyetleri duâsiyle sözümü bitiriyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. formally written petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn» den masdar). Ödünç alma, borç etme: idâne sandığından istidâneye hakkı olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devriden masdar). 1. Dönme, dolaşma, devretme. 2. Yuvarlak, dairemsi veya daire gibi olma, bu şekli alma: İstidâre-i kamer (ayin dolunay hâline gelmesi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİDAD) (i. A. masdar). 1. Bir şeyin kabûl edilmesine olan tabîİ meyil, kabiliyet: Bazı kavimlerin askerliğe ve bâzılarının çiftçiliğe istidatları vardır. Bu adamın filân hastalığa çok istidâdı vardır. 2. Zekâ, anlayış, ilim ve terbiyeye kabiliyyet: Bu çocuğun çok istidâdı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aptitude. natural readiness. quickness. capacity to learn. skill. talent. capacity to yield to some influence or action. capability. disposition. dowry. fitness. genius. gift. instinct. intelligence. predispostion. tendency. vocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talented. promising. capable. apt. gifted. predisposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having no talent. unpromising. incapable. incompetent. inept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «delâlet» ten masdar) (c. istidlâlât). Bir delile dayanarak bir şeyden bir netice çıkarma, delil ile anlama: Kullandığı dilden bu işin üstesinden gelemiyeceğini istidlâl ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implication. inference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استدلال] delil ile hüküm çıkarma, akıl yürütme, delillerin ışığında yargıda bulunma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). İstidlâl yoluyla, delil sayılan bir işaretten anlayarak: Tav rından istidlâlen cahilliğini anladım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derece» den masdar). 1. Derece derece arttırma. 2. Cenâb-ı Hakkin dinsizlerin sapıtkanlığını arttırmak için dünyada birbiri üzerine nimetler ihsanı ve bu kabilden olan talih, baht ve kader: Istidrâcı uygun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» ten masdar). Yetişme, nâil olma, kavuşma (anlama ve istifham mânâsiyle kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استدعا] dilekçe. 2.yalvararak isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استدعانامه] dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yığma, mal biriktirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stacking. stowing. piling. stack. hoard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoard. stack. stacking. stowage. storing. hoarding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orderly stack. neatly arranged file. storage. hoarding. storing. composure. serenity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sâf hâle gelme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİFA) (i. A. «afv» dan masdar). 1. Af isteme: İstîfây-ı kusûr. 2. Bir makam ve görevden affolunmayı isteme, kendi isteğiyle işten ayrılma: İstifasını verdi, istifası kabûl olundu, olunmadı, istifasını geri aldı: İstifadan vazgeçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefâ» dan masdar). Tamamiyle elde etme: İsteğini istifâ eti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation. resigning. demission. tender of resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation. attribution. demission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطفا] seçme, ayıklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resign. to demit office. to vacate one's seat. abdicate. bow out. cease to hold office. chuck. to leave office. peg out. quit one's job. recede from one's position. step down. surrender one's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir memurun görevinden alınmasını istemek maksadıyla verdiği resmî kâğıt: İstîfâ-nâmesini sundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fâide» den masdar) (c. istifâdât). 1. Faydalanma, kazanma, kâr etme: Bu çalışmadan bir istifadeniz var mıdır? 2. Mânen faydalanma, bir şey öğrenme, bilgisini genişletme: Bu adamın sohbetinden istifade olunur; istifade olunacak bir kitaptır. Bundan ne istifade olunur: Ne kazanılır, ne çıkar, ne hâsıl olur?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit. benefit. advantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profiting. benefiting. profit. gain. benefit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استفاده بخش] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kârlı, kazançlı: İstifadeli bir iştir. 2. Faydalı, bilgi veren: istifadeli bir kitaptır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «iffet» ten masdar). İffetli ve namuslu olma (iffet bu mânâyı ifade ettiğinden lüzumsuzdur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطفائی] seçimle ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyz» den masdar). Feyz, bereket, verimlilik alma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Malları, eşyayı istif eden kimse. 2. mec. Karaborsacılık maksadıyle mal biriktiren adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarder. stacker. stevedore. packer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. istifçi işi. 2. mec. ileride bulunmayacağı veya pahalanacağı düşüncesiyle çok mal yığarak piyasada sıkıntıya yol açma suçu: İstifçilik benciliğin en kötü belirtilerinden biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarding for profit. stowage. work of a stacker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den masdar) (c. istifhâmât). Sorup anlama. Anlamak için sorulan sual. Edit-ı istifhâm = Soru edatı, Türkçe’deki «mi?» gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

query. inquiry. seeking an explanation. interrogation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استفهام] sorma. 2.soru işareti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istifhâmiyye). Soruya ait: Hitâb-ı istifhâmî, cümle-i istifhâmiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıralamak, dizmek, istif etmek: Odunları istiflediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stow. to hoard. to cuttle. to pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stack neatly. to stow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stacked neatly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) istifrâğ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kusma, Osm. kay, gasyan: İstifrâğ etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استفراغ] kusma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kusmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «firâş = yatak» tan Osmanlılar’ın yaptığı yanlış bir kelime). Odalık olarak bir cariyeyi kullanma: Cariyesini istifrâş etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sorup anlama, bir şey hakkında tafsilât ve bilgi isteme: İstifsâr-ı hâtır = Hatır sorma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklama istemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fetvâ» dan masdar). Müftüden fetvâ isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feth» ten masdar). 1. Başlama, işe girişme, iptida. 2. Esnafın uğur saydıkları ilk alış-veriş (galatı: siftah): Daha istiftâh (siftah) etmedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) . (i. A. «şugUden masdar) (c. iştigalât). Meşgul olma, bir işleme, uğraşma: Dersle iştigal ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being busy. occupying oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being busy with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتغال] uğraşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uğraşmak, meşgul olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iştigal). İştigaller, meşgul olmalar, bir şeyle uğraşmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «gavs» den masdar). Yardım ve imdad isteme, e. Edat-ı istigase = Aman ve ah gibi imdat isteği gösteren edat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استغاثه] yardım isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gufrân»dan masdar). Cenâb-ı Hak’tan günahların af ve bağışlanmasını yakarma, Estağfirullah diyerek tövbe etme: Tövbe ve istiğfâr edelim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

praying for forgiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kirası veya muhsulü borca karşı verilmek üzere bir mülkün rehine verilmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استغنا] kimseye muhtaç olmama. 2.eyvallah etmeme. 3.tokgözlülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «garâbet» ten masdar). Şaşma, şaşırma, taaccüp etme, hayrette kalma. Kemâl-i istiğrâb ile işittim. «Istiğrâb», bir şeyin garip ve bambaşka olmasına ve «istTcâb» ise pek güzel ve fevkalâde beğenilecek bir halde bulunmasına şaşmak hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gark» tan masdar). 1. Dalma, bir şeyin içine gömülme, bir şeyle kaplanma. 2. Dalgınlık, tasavvuf erbâbının vecde dalıp kendilerinden geçmeleri ve dünya işlerini unutmaları: Hâlet-i istiğrakta ne yaptığın bilmiyordu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استغراق] dalma, gömülme. 2.boğulma. 3.kendinden geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» ten masdar). 1. istek, arzu (asıl Arapça’da mânisi bundan ibarettir). 2. (Türkçe’de iştah telâffuzuyla) yemeğe istekli olma, boğaz ve mide açlığı: Çok iştiham var; iştiham kapandı; salata iştihayı açar, iştiha verir; büyük bir iştiha ile yemeğe başladı. 3. mec. İstek, hal, arzu: İştiha ile iş görüyor; adamın kitap okumaya karşı iştihası yok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتها] iştah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İştihâ veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتها انگيز] iştah açıcı, iştah verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den masdar). 1. Muhâl olma, imkânsız olma, imkânsızlık: Bu iş mertebe-i istihâleye varmıştır. 2. (tıp ve tarih) Bir halden diğer bir hale geçme, değişme, Ar. inkılâb, tahavvül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحاله] başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahlı). 1. Yemeğe isteği olan, boğazı, midesi açık: Bu hava ile insan daima iştihalı olur. 2. İstekli, arzulu: Lâkırdı söylemeye iştihalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten masdar). Şöhret bulma, meşhur olma, nam kazanma: Şiirleri iştihâr etmiştir; yiğitliğiyle iştihar edenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتهار] meşhur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meşhur olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayr» dan masdar). Girişilecek bir teşebbüsün hayırlı çıkıp çıkmayacağını anlamak için bir çeşit fal olarak abdest alıp dua okuyarak rüyaya yatma: Istihâre etti; istihâreye yattı; istihâresi çıkmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking for divine guidance through a dream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخاره] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten sonra uykuya yatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (jeoloji). Pek eski zamanlardan kalma organların şekillerini muhafaza ile beraber taş haline geçmesi, fosilleşme, taşlaşma (Türkler’in yaptığı Ar. kelimelerdendir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحاثه] fosilleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahsız). 1. Yemeğe isteği olmayan. 2. İstek ve arzusu olmayan. 3. Yemeğe isteği olmaksızın, olmadığı halde. 4. Arzusuz, hâhişsiz olarak: Iştihâsız iş görüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: iştahsızlık). İştihâ eksikliği, yemeğe isteksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHBAR) (I. A. «haber» den masdar) (c. istihbârât). Asıl mânâsı: Sorup araştırarak haber ve bilgi alma iken; dilimizde duyma, haber alma mânâsiyle kullanılıyor: Gelişinizi dün istihbâr ettim. İstihbârât = Duyulan şeyler, toplanan haberler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبار] duyum, haber alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence. news. information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news. information. secret information. intelligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخبارات] duyumlar, haber almalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligence service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hüdâ» dan masdar). Hidâyet isteme, doğru yola yönelmeyi isteme ve arzu etme: Istihdâ için bir mürşide başvurdu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهداف] hedef edinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hedef edinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHDAM) (i. A. «hizmet» ten masdar). Kullanma, hizmete kabûl, memuriyete tâyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deploy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment. employing. taking into service. usuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخدام] hizmete alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİHFAF) (i. A. «hiffet» ten masdar). Hafif ve ehemmiyetsiz gözüyle bakma, ehemmiyet vermeylş, hor görme: Bu işi o kadar istihfâf etmeyin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استخفاف] hafife alma, küçümseme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استخفافکار] hafife alan, küçümseyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «hakk» tan masdar). 1. Haklı ve lâyık olma, değme, liyakat, hakketme: Emekli maaşına istihkakı vardır; terfie istihkak hakketmedi. Erbib-ı istihkak = Müstahak olanlar; hak kazanmış olanlar. Bit-irs-vel-istihkak = Hem miras suretiyle, hem de hak ettiği halde. 2. Hak edilen para, işlemiş maaş: Sizin istihkakınız ne kadardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ration. title. deserving. merit. right. share. due.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remuneration. claim. claims. money earned. meriting. deserving sth. merit. due. fee. renumeration. allowance. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحقاق] hak etme. 2.hak edilmiş şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. istihkâmât). 1. Metin ve muhkem, sağlam ve açılması zor olma: İstihkâm bulmak. 2. (askerlik) Düşmana karşı savunma için taş veya topraktan vesair maddelerden yapılan kale, duvar, set, hendek gibi müdafaa ve sıtalerı. Istihkâmât-ı cesime = Büyük ve devamlı istihkâmlar. İstihkimât-ı hafife = Ufak ve geçici istihkâmlar. İstihkâm sınıfı = İstihkâm, köprü, yol vs. inşasiyle meşgul olan askerî sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulwark. fortification. fortress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحکام] sağlamlık. 2.siper.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. istihkâm), istihkâmlar, siperler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Köprü, yol gibi savaşla ilgili inşaat işleri ve bu işleri yapan askeri sınıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Türkler’in Arapça kaidesiyle yaptığı bir tıp terimi ki, doğrusu ihtikan’dır. bk. İhtikan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A. «hakaret» ten masdar). Hor ve hakir görme: Nezar-ı istihkarla baktı (mânâsı «Istihfâf» tan kuvvetlidir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحقار] aşağılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »halef» ten masdar). Birini halef bırekma, kendi yerine geçirme: Yavuz, oğlu Kanunt’y! istihlâf etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »helâk» ten masdar). 1. İsraf suretiyle mahvetme: Bunca mirası az vakitte istihlâk etti. 2. Kullanarak sarfetme, bitirme, tüketme: Kışın istihlâk olunan odun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consumption. consuming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهلاک] tüketim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consume. to use up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tüketmek, harcamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâl» den masdar). 1. Helâl nazarıyla bakma, helâl sayma. 2. Helâl etmesini isteme, helâllaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hilâl» den masdar). Yeni ayın görünmesi, hilâl seyretme. Berâat-i istihlâl = Bir kitap, nutuk veya makalenin ön sözü içinde, bahsolunacak maddeleri andırır fıkralar söyleyip yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hulûs» tan masdar). Bir şeyi tamamen edinmeye, kendine mahsus etmeye çalışma: istihlâs-ı vaktetme = Meşguliyet arasında vakit bulmak, başka işe zaman ayırma (kurtarma ve tahlis mânâsıyle kullanılması hatâdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Hamama girme, banyo etme. (tıp) İ«tihmâm-ür-reml = Kum banyosu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحمام] banyo yapma, yıkanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» dan masdar) (c. istihrâcat). 1. Bir şeyin içinden diğer bir şeyi çıkarma: Arapça’dan mânâ istihrâc etmeye muktedirdir; gül yaprağından gül suyu denilen güzel kokulu su istihrâc olunur. 2. Netice çıkarma, istidlâl etme: Bu sözden ne İstihrâc ediyorsunuz? 3. Bir dilde okuduğunu anlama, mânâ çıkarma: Fransızca’da Istihrâcı vardır. 4. Fal bakma, yıldızlardan mânâ çıkarma: İstihracâtla uğraşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extracting. drawing out with effort. deducting. deduction. inference. at deduction. interpretations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استخراج] çıkarma. 2.hüküm çıkarma. 3.anket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deduce. to try to get the meaning of. derive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çıkarmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hâsıl etme, ele geçirme, üretme. Doğrusu tahsîl’dir. Türkler, hem bu kelimeyi, hem de «istihsâlât» şeklinde cemini yapmışlardır: Türkiye’nin yıllık petrol istihsâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production üretim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production. procuring. obtaining. acquiring. getting sth. acquisition. procurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحصال] elde etme. 2.elde edilme. 3.üretim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hüsn» den masdar). Güzel bulma, güzel gözüyle bakma, beğenme: Bu işinizi herkes istihsân etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحسان] güzel bulma, beğenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Güzel bulma, beğenme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâ» dan masdar). 1. Utanma, hayâ etme: Bu işi yapmaya istihyâ etmedin mi? 2. (tıp) Diriltme, yaşatma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحيا] utanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. masdar). Eğlenme, alaya alma, zevklenme: Birini istihzâya almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibe. irony. sarcasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irony. mockery. ridicule. rediculing. mocking. jearing. sneering. sarcasm. banter. derision. gibe. jeer. taunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استهزا] alay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alay etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan masdar). 1. Huzura getirme, çağırma, hazır bulundurma. 2. Hatıra getirme, hatırlama (yanlış olarak hazır etme mânâsıyla da kullanılmıştır), c. İstihzârât = Hatırda kalan bilgi vesaire. Ar. müstahzerât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحضار] hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekvâ» dan masdar). Şikâyet etme, birinin haksız muamelesinden veya bir dertten yanıp yakılma, Ar. tazallüm: Ahali kuraklıktan iştikâ ediyor; kendisi müzmin bir hastalıktan iştikâ ediyordu (şikâyet kelimesi de bu mânâyı ifade eder), (hukuk) İştikâ-i al’el-hükkâm = HAkimlerin hüküm ve kararına itiraz etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «şakk» tan masdar) (c. iştikakât). Bir kökten türeyen kelimelerin birbirleriyle ve asıllarıyla olan münâsebetleri ve meydana geliş şekilleri; ilm-i iştikak: Bundan bahseden ilim, Fr. etimologie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتقاق] türeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (mü. iştikakıyye). İştikak kaidesine ve etimolojiye ait veya muvafık olan, Fr. itimologique: Iştikaki kaideler; iştikak! tedkikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kıyâm» dan masdar). 1. Doğruluk, dürüstlük, eğrilik zıddı: Çizginin, yolun, hattın istikameti. 2. Doğru, namuslu davranış, doğruluk, Ar. sıdk: İstikametten ayrılmamalı; istikamet insanı selâmete çıkarır. 3. Bir şeyin bir tarafa doğru uzanması, yön, yönelme: Sıra dağların istikameti doğudan batıya doğrudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction yön. doğrultu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction. straightness. uprightness. integrity. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استقامت] doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yön vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استقباح] ayıplama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «kabl»den masdar). 1. Gelecek zaman, mazi zıddı ve hâl olmayan zaman. Ar. Ati: İstikbalde ne olacağını ancak Allah bilir; istikbalden haber vermek iddiesı. 2. Karşılama, gelmekte olan kimseyi ağırlamak için önüne çıkma: Pek parlak bir istikbâle mazhar oldu; onu merasimle istikbal ettiler; istikbâline çıktılar. 3. (astronomi) Güneş ve Ayin birbirine karşı bulunması: İstikbâl-i kamer. 4. Fiilde gelecek zaman kipi ki, dilimizde «cek» ve «cak» edatiyle son bulur: Gelecek, yazacak gibi. Istikbâl-i mâzt = Geçmiş zamanın içinde bir gelecek gösteren kip: Gelmiş olacak gibi. Hikâye-i istikbâl — Nakil ve rivâyet olunan bir geçmiş zamana göre gelecek gösteren kip: Gelecekmiş gibi. İstikbâl-i kıble = Kıbleye yönelme, doğrulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. future gelecek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استقبال] karşılama. 2.gelecek. 3.kıbleye dönme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Gelecek zaman. 2.Geleni karşılama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karşılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İleride gelecek zamanda, Ar. Atiyen: Hâlen ve istilcbâlen = Şimdiki halde ve gelecek zamanda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istikbâliyye). Gelecek zamana veya karşılamaya alt: Te’ mînât-ı istikbâliyye, teşrîfât-ı istikbâliyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kibr» den masdar). 1. Büyük bulma, büyük görme, büyütme, çok ehemmiyet verme («istîzâm» daha çok kullanılmıştır). 2. Kibir, azamet («tekebbür» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکبار] büyüklenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استکفاف] yetinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «killet» ten masdar). 1. Kendi başına olma, kimseye bağlı olmama, kendi bağlı olma, bağımsızlık («istiklâliyet» demek yanlıştır). 2. Az görme, azımsama: Kendisine tâyin olunan maaşı istiklâl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independence bağımsızlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independence. liberty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استقلال] bağımsızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). İstiklâl arayan, istiklâl peşinde koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. istiklâliyye). İstiklâle, bağımsızlığa, kendi başına olmaya ait.

Türkçe Sözlük by