Saha-i Istigal | Saha-i Istigal ne demek? | Saha-i Istigal anlamı nedir?

Saha-i istigal | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: saha istigal

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şahid’in kulu. Görünen ve görünmeyen eşyanın hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her şeyi müşahade altında bulunduran Allah’ın kulu. - Şahid, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.eş-Şahid).

Türkçe Sözlük

(i. «açmak» tan). 1. Kapalının zıddı, açık kapı, ev, sandık. 2. Kapalı olmayan, mânisiz: Açık yol. 3. Geniş, vâsî: Açık meydan, deniz. 4. Örtüsüz, çıplak: Başı, kollan açık. 5. Seyrek, aralıklı: Açık adımlar, açık kaş. 6. Bulutsuz, berrak: Açık hava. 7. Aşikâr, vazıh: Açık söz, ibare. 8. Gönül açıcı, ferah verici: Açık bir yer. 9. Koyu olmayan, beyaza çalan: Açık mavi, pembe. 10. Perdesiz, iffet hususunda laubali: Filan kadın açıktır, açık meşrepli. 11. Sahipsiz, boş, münhal: Açık memuriyet. 12. Mahfuz olmayan, istihkâmsız: Açık liman, kasaba. 13. Bozuk, ihtilâflı: Filanla aramız açıktır. 14. İsim yeri boş olan: Açık bono, poliçe. 15. Aşikâr sarâhaten: Açık söylemek. 16. Sesle: Açık okumak. Açık ağız: Bönlük, şaşkınlık. Açık el: Cömertlik, sahavet. Eli açık: Cömert, sehavetli. Alnı açık: Serbest, pervasız. Açık saçık: Adâb dışı giyinme, söz. Açık kapı: Misafirseverlik: Açıkgöz: Uyanık, becerikli. Gözü açık gitmek: Arzusuna kavuşamayıp hasret İçinde ölmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ayın onüçüncü gecesi. 2.Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanımlardan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting star. falling star akanyıldız. şahap.

Türkçe Sözlük

(i.). Daha çok yaz geceleri gökyüzünde hızla geçip giden ışıklı iz, şahap. Bunlar, göktaşlarının, atmosfere girince sürtünmeyle akor halini almasından meydana gelir.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Akmak fiili, cereyan, akış. 2. Yıldız akması (eskiden «şahâb» denirdi).

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih’in hocasıdır. İstanbul’un fethinde bulundu. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari’nin mezarını bulduğu söylenir. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. circus. compass. course. domain. extent. field. ground. land. pitch. place. range. realm. receiver. scope. space. sphere. square. tract. space. pitch saha. airfield. clearing kayran.

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. penah = melce). Cihanın sığındığı (yer veya saha): Pâdişâh-ı Alempenâh.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Al = harf-i tarif ilâh = mabûd). Kâinatı yaratan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Allahu a’lem = Allah daha iyi bilir, galiba, zannederim. Allahu ekber = Allah büyüktür (hayır temennisi). Allah Allah = Hayret ve hiddet ifade eder. Allah ıslâh etsin = Islaha muhtaç bir kimse hakkında denilir. Allah encâmını hayreyleye = Neticesi tehlikeli görünen bir iş hakkında. Allah için, Allah hakkı için = Yemindir; doğrusu: Hakkâ. Allah etmesin = Maazallah. Allah inandırsın = Hilâfım yoktur. Allah iyilik versin = Allah belâ vermesin beddua niyetiyle acıyarak dua. Allah bir = Yemin makamında. Söz bir Allah bir = Sözden dönülmiyeceğini temin makamında. Allah belâ versin = Beddua. Allah bilir = Allahu Alem, Hudâ Alem. Allah’tan bul, bulsun = Beddua. Allah’tan kork = Yapma, günahtır. Allah’tan korkmaz = ZAlim, insafsız. Allah selâmet versin = Yola çıkanlara dua. Allah sabır versin; Allah sabır ecir ihsan eyleye = Bir acı ve Afet halinde söylenilir teselli duası. Allah aşkına = Allah hakkı için; Allahı seversen = Yemin. Allah akıllar versin = Yolsuz bir harekette bulunanlar hakkında. Allah ömürler versin = Dua ve teşekkür makamında. Allah kavuştursun = Sevdiğinden ayrılana olunan dua. Allah kerim = Bir mahrumiyet ve ihtiyaç halinde söylenilir teselli ve ümit duasıdır. Allahım, rabbim, ilâhî; Allah versin = Bir nimete nail olanlar hakkında sevinç ifadesi ve olmıyanlar hakkında duadır. Allahı seversen = Allah aşkına; yemin. Aman Allah, aman Allahım = Aman ya rabbî. El-hükmullah = Emir Allah indir, rızâ ve tevekkül tâbiri. El-hamdüllllah = Şükür Allaha, itmam duasıdır. El-iyazübillah = Allaha sığındık. İnşallah — Allah isterse. Billahi; tallahi; vallahi = Allah hakkı için, yemin. Bismillah Allah’ın emriyle. Tecâvüzullah-i anhü, ann-seyyiate = Allah kusurunu affetsin. Taalallah = Makam-ı hayrette denilir. Hasbin-allah = Allah bize kâfidir. Rahmallah (müz.) rahmeallah (mü.) rahmehümallah (tes.), rahmehimallah (c.) ve rahmetullahı aleyhe, aleyhâ, aleyhimâ, aleyhim = Allah rahmet eyleye; ölüler hakkında dua. Radiallahü-anhü, anhâ, anhümâ, anhüm — Allah râzı olsun; sahabe ve tabiîn vesair millet büyükleri hakkında dua. Subhânallah = Takdis ve hayret makamında müstameldir. Şehdullah = Allah şahidimdir. Afaallah-ı anhu, anhâ, anhümâ, anhüm = Allah affetsin. Ilmullah = Allah bilir, yemin. Gufrullahu lehO, lehâ, lehümâ, lehüm = Allah affetsin. Kudusullah-ı sırre = Allah sırrını takdis etsin, evliyâ ve sofular hakkında dua. Kef-i billahi şehiden = Allahın şehadeti kâfidir. Maşallah = Makam-ı tahsin ve takdirde ve nazardan koruma duası. Meded-ullah = Ya rabbi meded. Maazallah, neüzu-billah = Allaha sığındık. («AlIahî» ve «Allahiyân» dememeli; «ilâhî» ve «ilâhiyûn» denir. Halk dilinde «elâlem» kelimesi Allah-u Alem terkibinden galattır).

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Çok eskiden adi madenleri altına çevirmek gayesini güden bir çalışma sahası; simya. Alşimi bazı madenlerin bulunmasına yol açtığı için kimyanın ilerlemesine biraz yaramıştır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Memur eden. 2.Bayındırlaştıran. (bkz.Amir). - Ammar b. Yasir. Sahabeden. İlk müslüman olanlardandır. Çok işkence gördü. Habeşistan’a hicret etti. Annesi ilk İslam şehidcsi Sümeyye (r. anha)’dir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(-ing). -tre (i). amfiteatr, amfiteatr Seklinde herhangi bir şey; spor sahası, arena.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sahadaki bilgileri veya bütün bilgileri sistemli veya alfabetik bir tarzda sıralayan eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önlük, göğüslük, önlük gibi kullanılan şey, peştamal; tiyatro sahnesinin ön kısmı; (hav). hangarın önündeki beton saha; makinelerin üzerindeki koruyucu metal kapaklar; kayışlı taşıyıcı; buzul eteği; örtü. tied to her apron strings aşırı der

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alan, saha, mesaha, yüzölçümü.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arşınla ölçmek. 2. Mesâha etmek. 3. Açık adımlar atarak çabuk geçmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir büyük zatın önüne koyma, takdim, sunma: Bir arzuhal yazıp ait olduğu makama arzetmeli. 2. Büyük bir zâta ifade etme, anlatma: Durumumu size arzedeyim. Halimi kendisine birkaç defa söz ve yazı ile arzettim. 3. Osmanlı devrinde bir iş hakkındaki resmî evrakın padişah tasdikine gitmesi: İşim arza gitti, arzdadır, arzdan çıktı. Arı odası = Bir resmî dairenin en büyük odası ve salonu ki, Amir bulunan zat, orada, hallerini arzedecek İş sahiplerini kabûl eder. Arz tezkeresi = Osmanlı devrinde saderetten bir iş hakkındaki evrakın padişaha arzı için mâbeyn-i hümâyûn başkâtipliğine yazılan tezkere. Arz-ı hal. (bk.) Arzuhal. Arz-ı hulûs, arz-ı ubûdiyyet, arz-ı meveddet, arz-ı muvâhat = Selâm tâbirleridir. Arz-ı mahzar = Bir iş hakkında umum ahali veya bir cemaat ve tpluluk tarafından mühürlenerek sunulan müşterek arzıhal.

Türkçe Sözlük

(i. A.). On kişi veya on şeyin toplamı, onluk, onlar: Aşere-i mübeşşere = Hazret-i Peygamber’in Cennet’le müjdelediği 10 büyük sahâbe.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahib’in çoğulu. 2.Hz.Muhammcd (s.a.s)’i görüp ona tabi olan kişil(Erkek İsmi) İnsanlık aleminin en seçkin simaları ve örnek neslidirl(Erkek İsmi) Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah’ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygamberin öğretilerini harfiyyen yaşamışlardır. Ashab-ı Kiram: Yüce sahabel(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i.A. «atık»dan smüş.) mü. atîka) (c. uteka). 1. Eski, kadîm, beyt-i atîk-ı kâbe-i şerife. Ahd-I atîk = Tevrât. Atîk, Sahâbelerin en eskisi olan Ebû Bekr’in lâkabıdır. 2. Azatlı, azat olmuş (köle). Asâr-ı atika = Eski zamanlardan kalan san’at eserleri: Asâr-ı atîka ilmi; Asâr-ı atîka müzesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,( i). resmen ve açıkça söylemek, iddia etmek; şahadet etmek, tasdik etmek, ispat etmek, delil göstermek, beyan etmek; (i). şahadet, tasdik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) şahadet, tasdik; yemin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) yetki, salâhiyet, hâkimiyet , otorite; hükümet; itibar, nüfuz; bilirkişi, ehli vukuf, erbap; şahadet, şahit; yetkili sayılan kitap veya yazar. the authorities yetkili olanlar; polis ve hakimler author'itative (s). yetkili, salahiyettar; itima

Türkçe Sözlük

(e. F.). ile, maa. Bâ emr-i Alî = Yüksek emirle. Bâ kemâl-i hürmet ve tâlim = Hürmet ve tazimle. Bâ telgraf = Telgrafla (kullanılmasında hiç bir ihtiyaç olmayıp, yerine, «ile» kullanılması elbstte daha güzel ve fesahat kaidesine daha uygundur).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). bailiff denilen yetki bölgesi; A.B.D. ihtisas sahası

Türkçe Sözlük

(i.) Cu senbolüyle gösterilen bir eleman. 1. Kırmızıya yakın renkte maruf maden ki çeşitli kap kaçak imaline ve kalay vesaire ile birleştirilerek prinç ve tunç gibi mürekkep madenler teşkiline girer. 2. Bakırdan kap kaçak, mutfak takımları: Bakırları kalaycıya vermek; bakır takımı. 3. Bakır pası, jenkâr: Bu sahanlar bakır olmuş; bu yemek bakır çalmış. Bakırdan yapılmış: Bakır leğen, bakır akça = Sikke-i nuhâssiyye, fülüs-i ahmer; bakır kaplama. Bakır paıı = Bakıra ekşi bir şey dokunduğunda hasıl olan yeşil pas. Bakır çalmak = Bakır pasının yiyeceğe bulaşması. Bakırtaşı = Malakit. Bakır tuzu = Kıbrıs zaçı.

Türkçe Sözlük

(i.). Erkek sesleri içinde tenor’la bas arasında ses sahası olan. Bazı çalgılara da bu ad verilmiştir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk şairi. Timur’un 1386’da Kars’ı Karakoyunlular’dan alması üzerine ünlü bir destan yazdı. Anadolu-Azerbaycan sahasının en eski aşığıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A). Dolunay, on dört gecelik ay. (coğrafya). Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer ki, Peygamberimizin meşhur gazasının geçtiği yerdir. Ashâb-ı Bedr: Bu gazâda bulunan sahâbe.

Türkçe Sözlük

(i. A. edebiyat). Meramın iyi suretle, düzgün ve san’atlı sözlerle ifadesi. Fesâhat dahi belâgatın şartlarından olmakla, her söz fasîh ve belîğ değilse de, her beliğ sözün fasîh olması şarttır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çan kulesi, çan kulesi sahanlığı; çanın üzerine asıldığı tahta iskele

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region; called also

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı, bilhassa nadir bulunan kitapları satan kimse, sahaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyosferin üç sahasından biri: deniz, tatlı su veya kara.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera’: Sahabedendir. Babası Bera’ b. Marun Akabe beyatına katılanlardandı. Bişr, iyi bir savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek şehid oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağır topla oynanan bir oyun. bowling alley bu oyuna mahsus dar yol. bowling green bu oyunun oynandığı yeşil saha.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boy kazandırmak, uzatmak 2. Boyuna ölçmek, Osm. tûlen mesâha etmek. Boyuna gitmek, uzanmak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İhtisas belgesi, şahadetname.

Türkçe - İngilizce Sözlük

diploma. certificate diploma. şahadetname.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeraltı sığınağı;den. ambar, yerinden oynamayan ve depo olarak kullanılan büyük sandık; golf sahasında kumluk çukur veya toprak tümsek gibi topun gidişine engel olan kısım.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Cebreden, zorlayan. 2.Galip gelen. 3.Aziz ve kuvvetli olan. Allah’ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4.Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey’atından sonra müslüman oldu. Rasulullah’ın bulun savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Yağ kandili, lamba, mum. 2.Atın şaha kalkması. 3.Çırak edilme. 4.Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5.Vazifesinden emekli edilen.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cerâid). T. Vaktiyle haraç tahsildârlarının arazinin mesahasını yazdıkları kâğıt veya deftere denirdi. Bir çeşit kadastrodur. 2. Sonradan mühim vak’aların yazıldığı kâğıda dendi. Bu münasebetle memleketimizde ilk çıkışında gazeteye bu isim verilmiş ise de, bugün kullanılmamaktadır: Cerîde-i askeriyye, cerîde-i bahriyye, cerîde-i tıbbiyye: Eski bazı Osmanlı mecmualarının adıdır. 3. Resmî dairelerin bazı büyük defterleri.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi taşıyanlar vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belge, vesika; sertifika, tasdikname, şahadetname; ruhsat; diploma. birth certificate nüfus kâğıdı. health certificate sağlık belgesi. certificate of origin menşe belgesi, rapor. certificate of registry gemi tasdiknamesi. stock certificate hisse sen

Türkçe Sözlük

(I. A. «cesâmet» den) (mü. cesîme). 1. Vücutlu, gövdeli, iri: Cesîm bir deve. 2. Büyük, Ar. azîm, kebîr: Cesîm bir dağ. 3. Büyük, ehemmiyetli: Cesîm bir iş, cesîm bir ticaret sahası.

Türkçe Sözlük

(i. F.): Hükümdara mensup ve müteallik, şâhâne: Fermân-ı cihânbânî = Padişah fermanı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdâra mensup, şâhâne.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çember, halka; bu şekildeki herhangi bir cisim; ring, meydan; etki sahası; devir: hale; muhit, grup; (coğr). paralel dairesi; (astr). gök cisimlerinin yörüngesi; gök cisimlerinin kendi etraflarında dönmeleri. great circle (coğr). büyük dair

Türkçe Sözlük

(i. F.). Civânmertlik, cömertlik, sahâvet, kerem.

Türkçe Sözlük

(i.). El açıklığı, sahâvet, cûd.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pusula; pergel; çevre; sınır; saha, alan, menzil; devir, deveran, süre. compass card, compass rose pusula kartı, rüzgargülü. compass needle pusula ibresi, pusula inesi. compass saw delik testeresi. beam compass büyük daire çizmeye mahsus sürgülü perg

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). eskiden bir sanığın suçsuzluğunun birkaç tanığın şahadeti ile kabul edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı, bir araya gelme; kalabalık, izdiham; bir park içinden geçen araba veya gezinti yolu; istasyon binasındaki hol; atletizm sahası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hemhudutluk; yekpare bir saha veya kütle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avlu, iç bahçe, saha, meydan; hükümdar sarayı, saray, kralın maiyeti; (huk). mahkeme; dalkavukluk; kur. court fool saray soytarısı. Court of Appeals (huk). istinaf mahkemesi; yargıtay. Court of Common Pleas (huk). medeni hukuk mahkemesi. cour

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik, sahâvet, el açıklığı: CCd u kerem sahibi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tek inci anlamında. Hz.Ali (r.a.)’nin kızkardeşi ve Rasulullah’ın amcasının kızı olan hanım sahabi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaha kalkıp hafif sıçrama; (f). bu hareketi yapmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şahâdetnâme, diploma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu’l-Hasen Ali b. Öm(Erkek İsmi) Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat’ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ölü, öImüş, müteveffa; sönük; cansız, hareketsiz, ölü gibi; renksiz, solgun, tadı kaçmış, soğuk. dead ahead dosdoğru. dead and gone öImüş gitmiş. dead as a doornail öImüş, cansız. dead ball spor saha dışına çıkmış top, ölü top. dead beat çok yorgun

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.

Yabancı Kelime

Fr. déplacement

sp. dış saha

1. Spor takımlarının kendi sahaları dışında oynaması durumu. 2. Sporcuların daha önce oynamadıkları veya rakip takımla karşılaşma yapmak üzere geldikleri rakip takımın sahası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). elmas; baklava biçimi; iskambil karo; beysbol main, beysbol sahasının iç meydanı; (matb) 4 1/2 puntolu ufak harf. diamond anniversary altmışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. diamondback (i). baklava şeklinde benekli sırtı olan kaplumbağa

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Söyleşmek, karşılıklı konuşmak. Osm. mükâleme, müsahabe etmek: Hüneri varsa gelsin, dilleşelim. 2. Ecnebi dili ile konuşmak. 3. Münakaşa etmek (ağızlarda).

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Diplomatik, siyasî işler ve dış münasebetlerle meşgul devlet adamı; bu sahada pek usta olan: Bismark gibi bir diplomat nâdir yetişir, Reşid Paşa büyük bir diplomattı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Diplomatın mesleği, bu sahada ustalık. 2. mec. Kurnazlık, hilekârlık.

Türkçe Sözlük

(i.). Ağzın içinde, alt ve üst çene kemikleri üzerine karşılıklı olarak sıralanmış beyazımsı organların her biri. Hayvanların çoğunda müdafaa ve taarruz silâhı yerini de tutar. Ar. sin, Fars. dendân: Diş çıkarmak, çekmek, diş düşmek, dökülmek, ön dişler, azı dişleri, köpek dişleri, dip dişi. Süt dişi = Çocukların sonradan değişen dişleri. Akıl dişleri = 18-20 yaşlarında çıkan azı dişleri. 2. Çark ve testere gibi çentikli şeylerin her çentiği. Fars. dendâne: Tarağın birkaç dişi kırık, çarkın dişleri eğrilmiş. 3. Bazı şeylerin ince ve uzun dilimleri, bu şekilde olan tane: Sarmısak dişi; diş diş kar. 4. Kap kenarında ve kesici Aletlerin ağzında meydana gelen çentik: Sahanın kenarı diş diş olmuş. Bu çakının bir dişi var. Diş otu = Ada çayı. Diş bademi = Dişle kırılır ince kabuklu sakız hademi. Dişbudak = Bir cins orman ağacı. Diş bilemek = Hırslanmak, yemeğe hazırlanmak. Diş buğdayı = 1. Çocuk diş çıkardığı zaman kaynatılıp dağıtılan buğday. 2. Aşure yapmakta kullanılan iri buğday. Diş tabibi, hekimi = Dişlere bakan tabip, dişçi. Diş göstermek = Mukavemete hazırlanıp tehdit etmek. Diş geçirmek = Taarruz etmek, bir şey yapmak: O, diş geçiremiyor. Takma, yapma diş = Sun’i olarak yapılan diş: Diş takmak. Peynir dişi = İhtiyarların seksen, doksan yaşında çıkardıkları diş.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Yüksek tahsilini tamamladıktan sonra, kendi sahasında çalışmalarına devam ederek o İlim kolunda yüksek bir mertebeye vardığını imtihanla isbat edenlere verilen ilmî unvan: Edebiyat doktoru, tıp doktoru, hukuk doktoru. 2. Hekim, tıp doktoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mülk, mal, arazi; memleket, üIke; nüfuz sahası, nüfuz bölgesi; saha, alan, ihtisas; (huk). yüce hakimiyet. right of eminent domain istimlâk hakkı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Asıl adı Halid b. Seyd’dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine’ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir oldu. İstanbul’a kadar gelip Bizanslılarla savaştı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). (Nu’man b. Sabit). Hanefi mezhebinin kurucusu. Müetehid, alim. (Küfe 699-Bağdat 787). Kabil’den gelen büyük babası Kufe’ye yerleşti. İslami ilimler sahasında mükemmel bir eğitim gören İmam-ı Azam ictihad edebilecek seviyeye geldi. Devrinin en meşhur bilginidir. Küfe kadılığı teklifini reddedince Halife Mansur onu hapse attırdı. Hapishanede iken vefat etli.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye’de vefat elti.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Sahabedendir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). (fasîh’ten itaf). Daha veya pek fesâhatlı, enfasîh, en açık ve anlaşılır. Efsah-ı üdebâ-yı Arab = Arap ediplerinin en fasihi. Efsah-ül-kelâm = Açık, anlaşılır sözü, yazısı olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for WESTERN SAHARA.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Uzun tecrübe neticesi bir sahada ihtisas kazanan, meleke sahibi olan: Eksper işçi, çay eksperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. etkili ve güzel söz söyleme sanatı, belagat, fesahat. eloquent s. hitabet yeteneğine sahip, açık ve düzgün (ifade); dokunaklı. eloquently z. belagatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istihkâm muhiti; çevresi surla kuşatılmış saha veya şehir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İnsan. 2.Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)’den çok hadis nakleden sahabelerdendir. Hicretten sonra annesi onu, 10 yaşındayken Rasûlullah (s.a.s)’ın hizmetine vermiştir. Rasûlullah (s.a.s)’ın vefatına kadar yanında kalmıştır. 97-107 yaşına kadar yaşadığı rivayet edilmektedir.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nasr bu mânâ ile kullanılmaz). Peygamberimiz’in Medine ahalisinden ve Hazrec ile Evs kabilelerinden olan arkadaşları. Sahâbe, muhâcirîn ve Ensâr olmak üzere ikiye ayrılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam’ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günümüze Daru’l-Erkam olarak ulaşmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Oldukça mutlu, daha saadetli. 2.Çok hayırlı. – Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır. Esad b. Zürare: Sahabedendir. Künyesi Ebu Umame’dir. Akabe bey’atmdan önce müslüman oldu. 1.2.ve 3.Akabe bey’atlarında hazır bulundu. Medine’ye İslamı ilk tebliğ eden sahabidir. Hicretin II. yılında Şevval ayında (Bedir öncesi) vefat elti.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: esbapçı). 1. Hazır elbise satan tacir. 2. Eskiden bir büyük zatın elbisesine ve elbiseye ait siparişlerine bakan memur. Ar. esvâbî: Esvapcı başı = Padişaha bu görevi yapan saray memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özellikle Florida' da bataklık. the Everglades Güney Florida'daki geniş bataklık saha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) delil, tanıklık, şahadet, ispat, tanıt; vuzuh, açıklık, aydınlık; şahit; (f.) belirtmek, tasrih etmek, açıklamak, tavzih etmek; ispat etmek. be in evidence göz önünde olmak, belirmek, meydana çıkmak. external evidence harici delil, konu dışında

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geniş saha veya meydan;açılma, yayılma; genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). boy, uzunluk, mesafe, saha,büyüklük; kapsam, şümul; derece, mertebe,had; (huk). musadere emirnamesi, müsadere; (mat). uzanma. to a great extent büyük çapta. to the full extent of his power elinden geldiği kadar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, kutlu. 2.Sağ taraftaki. Eymen b. Hureym . Sahabedendir. Mekke’nin alınışı sırasında müslüman oldu. Babası ve amcası Bedir şehitlerindendir. Hadis rivayetleriyle ün kazandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolaylık, suhulet; fesahat;serbestlik; uzluk, hüner; (ask.) özel bir iş için yapılmış bina. facilities (i). vasıta, imkân,bina, tesisat.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Faziletli. 2.Rasulullah’a tabi olmuş sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandır. Birçok hadis rivayeti mevcuttur.

Türkçe Sözlük

(i. A. feres’ten if.) (c. fürsân). 1. Atlı, süvari: Fürsân-ı Arab. 2. Binici, binmek işini iyi bilen, binicilikte mâhir. 3. mec. Mahir, muktedir, bir fen ve hünerde sanki at oynatmaya ehil: Fâris-i meydan-ı fesâhat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiftlik, tarla; su altında kabuklu deniz hayvanları yetiştirmek için ayrılan saha; beysbol idman takımı; eski bir belediye veya mıntıkadan tarhedilen vergi; eski bu verginin mültezimliği. farm hand çiftlik amelesi, rençper.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir dilin doğru ve hatasız olarak, kolaylıkla söylenmesi ve yazılması. Sözün yanlış ve yabancı yahut pek seyrek kullanılan kelimelerden uzak olmasıyle beraber kaidelere de uygun olması: Fesâhatle söylemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fasihe) (c. füsehâ). 1. Fasahatle söyleyen, bir dili pek doğru ve kaideye uygun olarak söyleyen: Arablar’da pek fasih adamlar yetişmiştir. 2. Fasahatle yani doğru ve kaideye uygun olarak söylenilen (söz); fasîh konuşma. Fesahatle: Fransızca’yı fasîh söylüyor.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açıklıkla, fasahatle, fasih söyleyip yazanlara mahsus tarz ve usulde: Fasîhâne ifâde, fasîhâne ifade etti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Türkiye ve Irak'ı içine alan hilal şeklindeki bir toprağı kapsayan ve tarım alanı olarak kullanılan verimli bir saha.

Türkçe Sözlük

(bk.) Fasâhat.

Türkçe Sözlük

(i. A. (c. fityân). 1. Genç, delikanlı, yiğit. 2. Fütûvvetli, kerem ve sahavet sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çayır, kır, otlak, mera; tarla; saha, meydan, alan; savaş meydanı; oyun sahası; bir yarışmaya katılanlar; fırsat; (han). zemin; (fiz). saha, tesir sahası, etki alanı; (f). top oyunlarında meydancı olmak; topu yakalayıp atmak. field artillery

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifade düzgünlüğü, fesahat, akıcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yavaş yürüyüş; merdiven sahanlıgı; ufak sahne.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yağda pişirilmiş; kızartılmış; argo sarhoş. fried eggs sahanda yumurta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). ön, baş; ön taraf, ön saf; (bir arsanın) yol kenarı; birleşik hareket grubu, cephe; hareket sahası, mücadele alanı; başkan, sözcü; gizli maksatları örtmek için kullanılan kurum veya şahıs; cüret; takdir; (otelde) sıra kendisinde olan va

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hudut, sınır, hudut bölgesi; yerleşilmemiş bölge, boş bölge; ilimde keşif sahası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very, extremely, completely and utterly 'Those baatezu Hardheads were ful angry when we gave them the laugh!'. a family of languages of the Fulani people of West Africa and used as a lingua franca in the sub-Saharan regions from Senegal to Chad; the best

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Boşuna, yersiz, lüzumsuz, haksız. 2.Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. 3.Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan. - Fuzuli Mehmed: XVI. yy. ‘da yaşamış büyük Türk şairlerinden. Çağatay edebiyatı da dahil olmak üzere, Türk edebiyatının birçok sahalarında kuvvetli tesir ve nüfus sahibidir. Türkçe, Arapça, Farsça, manzum, mensur birçok eserleri vardır. Bunlar arasında “Leyla ve Mecnun” mesnevisi çok meşhurdur.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Orman, koru ve bilhassa arslan yatağı olan yer: Usdül-gaabe fi mârifet-is-sahâbe = İbnü’l-Esîr’ in Peygamberimizin sahabesinin biyografilerini anlatan ünlü Arapça eseri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. görüş sahası geniş olan balkon veya taraça, manzaralı ev; A.B.D., argo adam, delikanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. taş tabakalannın geniş bir sahada aşağıya çöktüğü mıntıka.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ölçmek, Osm. mesâha etmek. 2. Düzeltmek, tesviye etmek. (oku) Yayın kirişine takıp kurmak.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Müşahade, gözlemek karşılığı olarak kullanılan kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (gen. Holy Grail) son akşam yemeğinde Hazreti İsa'nın kullandığı farzolunan sahan veya kase .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ızgara; ızgara şeklinde şey; Amerikan futbol sahası; (d.y.), ray şebekesi; sahne için ışık ve panoların asıldığı ızgara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeryüzü; yer, zemin; toprak; meydan, saha, arsa; mesafe, yer; denizin dibi, dip; mebde, prensip; kabartma iş yapılacak düz satıh; maden levha üstüne sürülen ve işlenmeyecek kısımları muhafaza eden yapışkan terkip; (elek.) toprak. ground ball beys

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) özel arazi mülk; oyun sahası, stadyum; saha; sebep, bahane. coffee grounds telve.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atletizm yarışması; atletizm sahası; ABD spor araba yanşı.

Türkçe Sözlük

(HADD) (i. A.) (c. hudûd). 1. Sınır, iki devlet ülkelerinin veya iki memleket ve eyaletin temas ettikleri yer (bu mânâ ile ekseriye cem’i kullanılır). 2. Derece, mertebe: Hadd-i İeiz = Fesâhatin çok yüksek bir derecesi. 3. İnsanın kadir ve derecesi, gerçek pâyesi, değeri: Haddini bilir adamdır; insan haddini tecavüz etmemeli; benim haddim değildir; haddim olmayarak. 4. Şerîat hükümlerine uygun ceza: Hadd-i şer’İsini vermek; yalan şahidin hadd-i şer’İsini vermek; yalan şahidin şer’İ haddi nedir? 5. (mantık) Kaziyeyi terkip eden iki kısmın her biri: Hadd-i ekber, hadd-i asgar. 6. (matematik) Cebirde bir denklemi yapan kısımların beheri (Fr. terme). Birine haddini bildirmek = LAyık cezayı vermek. Hadden ziyade, bî-had = Pek çok. Hadd-I zâtında = Zaten, tab’an, doğuştan, fıtreten.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâdim) (hadem ve hüddâm gibi). Bir resmî dairenin ayak işlerini gören adamlar ki, odacı ve kapıcı kabilinden olup kendilerine mahsus kıyafetleri de vardır: Vilâyet hademesi (halk dilinde müfret mânâda kullanılır). Hademe-i hâssa, hademe-i şâhâne = Tanzimat’ tan sonra saray askerinin bazı sınıfları.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.) (mü. hâkaniyye). Hâkana mensup ve ait, Ar. sultânî, Fars. şâhâne: Tapu ve kadastro idaresi. Hudûd-ı hâkanî = Osmanlı devleti hududu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sonsuz, daim, ebedi. 2.Bir yıldan çok yaşayan. 3.Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır. Halid b. Velid: Ünlü sahabi. Allah’ın kılıcı olarak anıldı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [حریم عصمت] kutsal saha.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hitab eden, söz söyleyen. 2.Camide hutbe okuyan. 3.Güzel, düzgün konuşan kimse. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Etraf, çevre, güç, kuvvet. 2.Sahabe hanımlarından birisi. Hakkında ayet inmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Utanma, sıkılma. Ar. hacâlet, mahcûbiyyet, Fars. şerm: Hazret-i Osman bin Affân sahabe arasında hayâsı ile tanınmıştı. 2. Nâmus, edeb.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça endâze’den Arapça’laşmış). Geometri. Hendese-i musattaha = Düzlem geometri. Yalnız satıhlar üzerine olan şekiller ve mesahalardan bahsedeni. Hendese-i mücesseme = Uzay geometri. Uç boyutlu cisimlerden bahsedeni. Hendese-i halliyye = Tasarı geometri. Hendese-i resmiyye = Resim ve benzerinden bahsedeni. Geometri, matematiğin uzamsal ilişkiler ile ilgilenen alt dalıdır (Eski adı: Hendese). Yunanca Γεωμετρία “Geo” (yer) ve “metro” (ölçüm) birleşiminden türetilmiş bir isimdir. Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i.Ö.450), Geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Ona göre geometri kavramı Mısır kö­kenlidir. Sözcüğün kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Öklit geometri sözcüğü yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Elements sözcüğünün Yunanca karşılığı stoicheia sözcüğüdür. Bir kümenin üzerine konan ve kümenin öğelerini birbirleriyle ilişkilendiren bir uygun yapı, geometri yapılmasını olanaklı kılar. Bir düzlemin üzerine doğal olarak konacak ve sezgisel uzaklık duygusunu gözetecek “lise geometrisi”nin adı Öklit geometrisidir. Bu geometrinin tarihsel olarak ilginç ve önemli bir özelliği paralellik belitidir. Bu beliti sağlamayan ama geri kalan tüm belitleri sağlayan geometrilere Öklit dışı geometriler denir. Bunlara örnek olarak Hiperbolik geometri ya da küresel geometri verilebilir. Günümüzde kullanılan doğru, yay, ışın, açı ortay, kenarortay gibi birçok temel geometri teriminin Türkçe’leri Mustafa Kemal Atatürk’ün Geometri adlı eserinde yazılan eserde önerdiği terimlerden yararlanılarak kullanılmaya başlanmıştır. Hendese (Geometri) günlük yaşamın hemen her alanında gereklidir. Geometride uzunluk, alan, yüzey, açı gibi kavramlar bazı nicelikleri belirlemede kullanılır. Hendese’nin (Geometri’nin) en çok iç içe olduğu dallar; cebir ve trigonometri, mimarlık, mühendislikler (Yol, köprü, yapı, makine, gemi ve uçak yapımı; maden, su ve elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalar, vb.), endüstiryel alanlar, simülasyonlar, bilgisayar programları ve grafikleri, sibernetik, tasarım, sanat vb. dir geometrinin kullanılmadığı meslek ya da alan yok gibidir desek yerinde olur. Geometri ve sanat bir sanat eserlerinin geometrik olması onlara estetik değerler kazandırmıştır. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin resimde vücut oranları üzerine yaptığı çalışmalar, çizdiği eskizler bulunmaktadır. Bu orana Altın Oran denmektedir.

Türkçe Sözlük

(HİMAYE) (i. A.). Koruma, sahip çıkma, Ar. siyânet, sahâbet: O adam filânın himayesi altındadır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hindistan. 2.Sahabeden Ebu Süfyan’ın karısı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Fil burnu. 2. Tulumbaya takılan plastik, lastik veya sık bez boru. 3. Dar sahalı bir siklon çeşidi. Hortum, buhar veya suyun hızla dönüp sütun halinde yükselmesi şeklinde olur.

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Kuvvetli, saadetli, Fars. huceste, mübarek: Tâlî-i hümâyûn. 2. Devlet ve saltanat sahibi olan padişaha ait, şâhâne, mülükâne, sultânî: Saray-i hümâyûn = Padişah sarayı. Enderûn-i hümâyûn = Eski Osmanlı saray üniversitesi. Amedî-i dîvân-ı hümâyûn = BAbıâlî’nin dîvân-ı hümâyûnla olan yazışmalarına mahsus daire. Dîvân-ı hümâyûn kalemi = Babıâli’de muahedelerin, fermanların, beratların kayıt ve zaptına memur daire. Hatt-ı hümâyûn = Osmanlı padişahının el yazısı ile yazılmış en yüksek derecede ferman. Gülhane hatt-ı hümâyûnu; Babıâli’de hatt-ı hümâyûn okundu. Ordu-yı hümâyûn = Osmanlı impaartorluk ordusu. Donanmay-ı hümâyûn = Osmanlı imparatorluk donanması. Nâme-i hümâyûn — Osmanlı padişahının diğer hükümdarlara gönderdiği mektup.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Kedicik, kedi yavrusu. - Ebu Hüreyre: Ashab-ı Kiram’dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularını çok sevdiği için bu ismi aldığı söylenir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şâhâne.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır. İbn Abbas (Abdullah): Rasulullah ‹in amcası Abbas’ın oğlu. Sahabedendir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasen»den (c. ihsânât). I. İyilik etme, güzel muamele. 2. Bağışlama, bir şey verme. Kendisine güzel bir at ihsan etti. 3. Verilen, bağışlanan şey, hediye, bahşiş: Vaktiyle ihsan-ı şâhâne dağıtılırdı. 4. Lutuf, yardım, iyilik: İhsan buyrun iki söz söyleyeyim, (bu mânâ ile kullanılması yersizdir). İhsân alel-ihsân = İhsan üstüne ihsan. El Ihsânü bit-tamâm = Bir şey verilince tamamiyle verilmelidir.

Türkçe Sözlük

(İHTİSAS) (i. A. «husûs» tan masdar). 1. Bir kimsenin bir işe veya bir fen, ilim veya sanata kendini vakfedip o sahada geniş bilgi ve tecrübe kazanması ve yalnız onunla uğraşması: Bu doktorun kalb hastalıklarında ihtisâsı vardır, Fransızca: spicialiti. Erbâb-ı ihtisâs = Mensup bulundukları fen ve sanatın yalnız bir dalıyla uğraşanlar, Fransızca: spicialistes. 2. Bir adama bağlı olma, hususiyet, intisap: Falân zâta öteden beri ihtlsâsım vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. imparatora veya imparatorluga ait; imparatora yakışır, şahane; ingiliz ölçü standartlanna uygun; i. keçi sakalı; ,çok büyük herhangi bir şey. imperial gallon ingiliz galonu (4546 cm3). imperially z. imparatora yakışır şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., beysbol dört esas hat dahilindeki saha, bu sahada oynayan oyuncular; çiftlik evine yakın tarla. infielder i., beysbol iç sahada oynayan oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hudutsuz, nihayetsiz, sonsuz; bitmez, tükenmez, sayıya gelmez; pek çok; külli; mutlak; i. sonsuz saha, sonsuzluk. Infinite Being Sonsuz Varlık, Cenabı Hak. infinite pains sonsuz gayret. infinite time ebediyet. infinitely z. son derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) şiddetli, bir noktada toplanmış; yoğun; şiddet gösteren; dar bir sahada çok mahsul yetiştirmeye vesile olan; (tıb.) tedrici aşılama suretiyle tedaviye ait. intensive care unit (tıb.) hastaya çok yönden bakım imkânı veren hastane tertibatı. intens

Türkçe Sözlük

(a uzun) . (i. A. «şugUden masdar) (c. iştigalât). Meşgul olma, bir işleme, uğraşma: Dersle iştigal ediyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being busy. occupying oneself.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتغال] uğraşı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Topuk kemiği, aşık kemiği anlamında. 2.(Mecazen): Şeref, şan, onur anlamında kullanılır. 3.Ka’b b. Züheyr (Vll.yy.): Sahabedendir. Rasulullah için okuduğu Kaside-i Bürde çok meşhurdur. Birçok dillere çevirisi yapıldı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «küfr, küfrân» dan if.) (c. küffâr, kefere). 1. Tanımayan, bilmeyen, gördüğü iyiliği unutan, iyilik bilmeyen, şâkir zıddı: Kâfir-I nimet = Nankör. 2. Tanrı’nın birliğine, vahdâniyyete inanmayan, Tanrı’ya ortak tanıyan ve ona yakışmaz iş ve beşerî sıfatlar isnâd eden: O sözü söyleyen kâfir olur; küffâr-ı Kureyş’in sahâbeye ettikleri ezâ: Kefere-i Hind’in kötü inanışları. Kâfirîler = Araplar’ ın güneydoğu Afrika zencilerine (Zulular vs.) verdikleri ad ki, Ümit Burnu ile Zengîbâr arasında yaşarlar. Avrupalılar da Araplar’dan alarak «Kafres» demişlerdir.

Türkçe Sözlük

(.). Sıçramak, fırlamak, hoplamak, şaha kalkmak: At, balık kalkıdı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zarf, mahfaza: Saat kabı, bıçak kabı, sümüklüböcek kabı, mektup kabı. 2. Örtü, yüz, Fars. pûşîde: Kürk kabı. 3. Kapak, cilt: Kitap kabı. 4. Su, yemek vesaire koymaya mahsus kap kaçak, çanak vesaire: Mutfak kapları. Yağ için kap getirdiniz mi? 5. Sahan, tabak, yemek konulan mahfaza: Uç kap yemek. 6. Çuval, torba, fıçı ve her çeşit koruma ve nakil vasıtası: Saman için, sirke için kabımız yoktur. Kap kaçak = Her çeşit kap vesaire. Ayakkabı = Ayağa giyilen pabuç, çizme, fotin vesaire. Sağ ayakkabı (şimdi sağlam ayakkabı) değildir = Güvenilemez, hilekâr. Kabına sığmamak = Sabırsızlık göstermek, telâş etmek.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Her çeşit kabın üstünü örtmeye mahsus çeşitli şekil ve biçimde mahfaza ki, kaba bağlı veya ayrı olabilir: Sahan, tencere, kutu, cezve, ibrik, sandık kapağı. Kapağını açmak, kaldırmak. 2. Lâğım vesaire üstünü örtmeye yarayabilecek şekilde ince ve yassı yontulmuş taş: Su yolunun üstüne kapak örtmek. 3. Bazı vücut organlarını örtmeye mahsus zar veya uzuv: Göz kapağı, üst kapak, alt kapak, dizkapağı. 4. (denizcilik). Her tarafında iki sıra topu olan bir çeşit eski savaş gemisi: Kapak süvarisi = Eskiden bahriye miralayı (deniz albayı). Kapağı atmak = 1. Acele ile kaçıp kurtulmak. 2. İltica etmek, kaçıp sığınmak. Kapak vurmak = Saklamak, gizlemek, örtbas etmek. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş = İki arkadaş veya karı koca birbirine uygun. Tencerede pişirip kapağında yemek = Darlıkla, kıtkanaat yaşamak.

Finansal Terim

(Ko Profit and Loss Sharing Certificate)

Ortaklıkların, kar ve zarara ortak olmak üzere iştigal sahalarına giren tüm faaliyetlerin gerektirdiği finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ihraç veya halka arz edebilecekleri bir tür sermaye piyasası aracıdır.

Türkçe Sözlük

(KAST, KASİT) (i. A.). 1. Kurma, niyet, tertip, tasavvur: Birtakım kitaplar almak kasdiyle sahaflara gittim. 2. İsteyerek bir işe teşebbüs etme, rasgele olmayıp isteyerek yapılan işin hal ve sureti: Bu cinayette kasit yoktur. 3. Kötü niyet, biri aleyhinde olan teşebbüs, garaz: Onun bana kasdi vardır. 4. Öldürme, yaralama veya zarar vermeye teşebbüs: Canıma kastetti. An kasdin = (halk dilinde yanlış olarak: en kast) İsteyerek, evvelden düşünüp karar vererek: O işi an kasdin işlediği anlaşıldı. Bilâ-kasdin; bigayri kasdin = Kasd olmaksızın, isteyerek değil, kaza ile, tesadüfen: Bilâ kasdin, bigayri kasdin yaraladığı iddia olunuyor. Kasdetmek = 1. Kötülük etmek. 2. Hedef olarak almak: Ben kimseyi kasdetmedim.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Bütün, hep, cümle: Katıbe-i ahvâlde emr-ü fermân hazret-i menlehül-emrindir (Osmanlı devrinde padişaha yazılan yazıların son cümlesi).

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur. 2. Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. keskin, sivri; acı; sert, şiddetli, keskin; kuvvetli, canlı, yoğun; gözü açık,zeki, akıllı;( A.B.D.),( argo) şahane. keen on çok hevesli, meraklı, düşkün. keen on acting aktörlüğe hevesli. keenly z. şiddetle; şevk ile. keenness i. keskinlik; düşkün

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ned, -ning) İskoç, i. bilmek, anlamak, tanımak, tefrik etmek; iskoç, huk. mirasçı olarak tamnmak; i. görüş sahası, bilgi alanı, görüş açısı. beyond one's ken akıl almaz. within my ken gözumün seçebildiği yerde; bildiklerim arasında.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tkeşf» ten imüb.). 1. Mübalâğa ile keşfeden, gizli bir şeyi meydana çıkaran, keşif sahibi: Amerika keşşâfı; kendisi sanayi sahasında keşşâftır. 2. Gizli mânâ ve sırları açığa çıkaran (Bu mânâ ile Zemahşeri’nin meşhur tefsirine unvan olmuştur). 3. (askerlik) Askerin önünde gidip arazi ve düşmanı keşif ve muayene eden subay veya birlik.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Key’e, şâha ait, şâhâne.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. krala ait; krala yaraşır; şahane, azametli, muhteşem, kral gibi. king liness i. kral heybeti ve azameti, haşmet.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalıp. 2. (felsefe) Değişebilen, iğreti ve geçici nitelik: Bir maddenin şekli bir kiptir. 3. (gramer) Fiil kök ve gövdelerinin şahsa bağlanmak, böylece kullanış sahasına çıkmak için girdikleri şekil, fiil çekimi kalıbı, siga. Haber kipleri: Şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman, görülen geçmiş zaman, öğrenilen geçmiş zaman. Tasarlama kipleri: Şart, istek, gereklilik, emir. Birleşik kipler: Hikâye, rivayet, şart. Gelecek zaman kipi: Gelecek zaman slgası, emir kipi: Emir sigası.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergelil(Erkek İsmi) 2.Cömertler, eliaçıklar. Sahabenin lakabı olmuştur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Görüşme, dostluk. 2. Mükâleme, müsâhabe, sohbet: Konuşması tatlı bir adam.

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Tenis sahası.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateşin üzerinde ıskarada pişmiş et parçası. 2. Koyunun belkemiği ucundaki et: Külbastı pişirmek, koyun, sığır külbastısı. Sahan külbastısı = Sahanda kendi suyu ile pisio kızarmış et.

Genel Bilgi

Hayvanlar aleminde genellikle dişiler erkeklerini seçerler. Bu nedenle erkek cazip olmak zorundadır. Sadece dış görünüşü ile değil kuşlarda olduğu gibi özellikle çiftleşme zamanında sesleriyle, yani ötüşleriyle de rakiplerinden üstün olmaları gerekir.

Dişileri cezbetmek için bu kadar gösterişli olmak erkekleri düşmanları için çok kolay bulunan bir av haline getirir. Dişiler kendilerini tabiat içinde veya yuvalarında gösterişsiz renkleri ile daha iyi saklayabilir, düşmanların dikkatlerini çekmezken çoğunlukla erkekler hedef olurlar.

Aslında tüm kuşlar memeli hayvanlardan daha güzel ve süslüdürler. Bu, kuşların tüylerindeki melanin denilen bir maddeden kaynaklanmaktadır. Bu madde insanın saç ve derisinde de vardır ama miktarı kuşlardakine oranla çok azdır.

Hayvanlar dünyasında güzellik ve renklilik önemli bir iletişim aracıdır. Çevresindekilere büyüklük, güç, yaş ve cinsiyet konularında fikir verir, etkiler.

İnsanların aksine hayvanlarda erkek daha güzeldir, dişisinden görünüm ve ebat olarak farklıdır. Erkek geyiğin gösterişli boynuzları, erkek aslanın yelesi, horozun ibiği hep ya düşmana karşı veya sürü içinde liderlik yarışındaki rakiplerine karşı etkileyici bir silahtır.

Kuşlarda erkeklerin daha iri olmaları, parlak renkleri ve kuvvetli ötüşleri bir açıdan da yuvayı savunma sorumluluğunu taşımalarındandır. Bu özellikler ne kadar kuvvetliyse düşman o kadar ürküp çekinebilir, o yuvayı bırakıp daha başka kolay avlara yönelebilir.

Güzellik ve gösteriş sadece kelebeklerde güzel olma amacına yöneliktir. Onlar ömürlerinin büyük bir kısmını kuluçka devrinde geçirdiklerinden, kelebek şeklindeki kısacık yaşamlarında bu kadar güzel olmaları da haklarıdır doğrusu.

Hayvanlar aleminde kuşların en çok ötenleri de erkeklerdir. Bunu hem dişi kuşu davet hem de hakimiyetleri altında olan alanları belirtmek için yaparlar. İüphesiz dişi kuşlar da en çok öten erkeği tercih ederler. Bu tercih tabii ki erkeğin sesinin güzel olmasından dolayı değil güçlü olmasından, hakimiyet sahasının geniş olmasından ve daha fazla yiyecek imkanına sahip olmasındandır.

Tabiatın kanunu dişi kuşlar için de geçerlidir. Erkeklerini zengin ve güçlü oldukları için seçerler.

Aslında erkekler yiyecek bulmak için çok zaman harcamazlar, onlar daha çok öterler. İunu da ilave edelim ki, memeli hayvan türleri içinde sadece yüzde 3’ü tek eşli iken kuş türleri içinde tek eşlilik oranı yüzde 90’dır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (hav.) iniş; iskele; merdiven sahanlığı; karaya çıkma veya çıkarma. land (İng.) beam (hav.) iniş kılavuzu, radyo işareti. landing craft çıkartma gemisi. landing field havaalanı. landing gear (hav.) iniş takımı. landing place, landing stage iske

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) suya indirme; hareket ettirme. launching pad roketin hareket sahası; yeni bir teşebbüse atılmak için seçilen yer veya vesile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rahatça kımıldanacak yer, bol yer; den. geminin yolundan rüzgar altına düşmesi. have leeway faaliyet sahası olmak.

Türkçe Sözlük

(A. terkip) (I = harf-i cer, e = Birleşik zamir, müfret müzekker). 1. Onun için, ona. Mağfûruleh = Af ve gufran olunmuş. 2. Birinin menfaati ve iyiliği için olan hareket, aleyh zıddı: Kimsenin leh ve aleyhinde söz söylemez, onun lehinde şahadet edecek çok adamlar vardır ama aleyhinde kimse şahadet edemez. O, benim lehimde idi. Müennesi: lehâ, tesniyesi: lehümâ, cem’i: lehüm olup bazen bunlar da kullanılır: Mağfûru lehâ.

Türkçe Sözlük

(i.). Bakırdan yayvan ve kenarları enli sahan veya tepsi: Bir lenger pilav.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. halka, zincir baklası; mesaha zincirinin 20 santimetre boyunda bir ölçü halkası; bağ, rabıta, bağlantı; tek sosis kangalı; mak. mafsal, oynak yeri; f. zincirlemek, birbirine bağlamak, birleştirmek. link mo- tion mak. yuva yolu, kulis tertib

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. golf oyunu sahası.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırâsat» ten imef.) (mü. mahrûsa). Muhafaza olunan, gözetilen, korunan, mahfuz, emniyet ve asayişi temin olunmuş. MemSlik-i Mahrûsa-i ŞAhâne = Osmanlı İmparatorluğu. MahrOsâtü’l-mesâlik = Yollan muhafazalı ve emin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haşmetli, şahane, muhteşem, heybetli. majestically z. heybetli bir sekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sınır, hudut; çoğ. ingiltere ile iskoçya veya ingiltere ile Gal arasındaki hudut sahaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ maria) astr. ayda koyu renkli düz saha.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meârik). Savaş meydanı, vuruşma sahası.

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mârûza bu mânâda kullanılmaz). 1. Bir büyük kimse veya makama sunulan maddeler, söylenen sözler. 2. Eskiden çok yüksek bir makama ve bilhassa padişaha sunulan evrak ve yazılar.

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Denizde su yüzünde veya su altında, serbest veya bağlı; karada örtülü olarak bulundurulan bomba. Mayın tarlan = Denizde veya karada, mayınlanmış saha. ,

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adi, aşağı, değersiz; rezil, alçak, bayağı; cimri, pinti; kılıksız; yoksul; k.dili huysuz; k.dili utangaç; A.B.D., k.dili keyifsiz; A.B.D., k.dili kötü huylu, ahlâksız, tehlikeli; A.B.D., k.dili zor, güç; A.B.D., (argo) şahane, nefis. no mean city

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birleşik şehirler, nüfus artışıyle büyük şehirlerin yayılarak birbirine bitişmesiyle meydana gelen yerleşme sahası.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hükümdara ait, şâhâne («mülOkâne» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. memâlik). 1. Bir devletin idaresinde bulunan yer, ülke: Bahreyn şeyhinin memleketi. 2. Bir idareye tâbî veya bir milletin yaşadığı, büyük toprak parçası, Ar. hıtta, diyâr: Anadolu, Irak, Horasan memleketi, memâllk-i Osmâniyye, memâlik-l mahrûsa-i şâhâne, memâlik-i Islâmiyye. 3. (Türkçe) Şehir, kasaba, belde: İstanbul gibi güzel memleket olmaz. 4. (Türkçe) Bir İnsanın doğup büyüdüğü yer ve diyar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ölçme mesaha; hacim ve alan ile uzunluk belirlenmesinden bahseden matematik dalı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arazinin ilmi şekilde ölçülmesi, arsa, tarla, ev ve toprağı ölçmek: Arsayı mesaha edip dört parçaya taksim ettiler. 2. Arazi vesalrenin ölçülmesi ilmi, geometrinin bundan bahseden kısmı: Fenn-i mesâha pek lüzumlu bir ilimdir. 3. Bir arsa vesairenin ölçüsü, miktarı. Mesaha-i sathiyye = Yüzölçümü: filân vilâyetin mesaha-i sathiyyesl şu kadar kilometrekaredir. Mesâha zenciri = Araziyi ölçmede kullanılan yüz mıkyaslı zencir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akanyıldız, meteortaşı şahap, ağan, ağma, göktaşı. meteorite i. yere düşen meteortaşı. meteor shower meteortaşı yağmuru.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz» dan imef.) (mü. mevzûa). 1. Konulmuş, vaz’olunmuş, Fars. nihâde: Rafın üzerine mevzû eşya. 2. Kurulmuş, kararlaştırılmış, hükmü geçen: Nlzâm-ı mevzû, usûl-i mevzûa. 3. Doğru olmayan, uydurma, düzme: Hadîs-i mevzû. 4. Bahis, bir ilmin sahası. Mevzû-ı bahis = Bahsolunan madde.

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer. 2. Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer. 3. Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı. 4. Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır. 5. Ara, vakit, fırsat. 6. Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur. 7. Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak = 1. Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak. 2. Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hükümdara ait, şâhâne: Cânib-i Alî-i milk-dârîye. 2. Hâkimiyet, hükümet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memuriyet veya vazife ile bir yere gönderilen kimseler; misyon, memuriyet, vazife, görev, hizmet; misyoner heyeti; misyonerlerin faaliyet sahası: A.B.D. sefarethane, elçilik; kilisede yapılan özel toplantı veya vaiz serisi; imaret, fakirlere yardım

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Korunan, sığınan. 2.Çok aziz, izzet sahibi, saygı uyandıran, kıymetli, muhterem, sevgili. Muaz b. Cebel, sahabeden.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşâret» den imef.) (mü. mübeşşere). Tebşîr olunmuş, müjde verilmiş, bir iyi haberle sevindirilmiş: Af ile mübeşşer. Aşere-i Mübeşşere = Peygamber’in hayatlarında cennetle müjdelediği en seçkin 10 sahâbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamur; k.dili herhangi bir işin en kirli kısmı; kötü söz veya iftira. mud bath çamur banyosu. mud flat gelgit esnasmda biriken çamurların ;toplandığı saha. mudhen su tavuğu, zool. Fulica atra; su yelvesi, zool. Rallus aquaticus. mud pie çocukların

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicret» ten if.) (mü. muhâcire) (c. muhâcirîn). 1. Ailece yerleşmek üzere başka ülkeye giden adam: Kırım, Bosna muhâcirleri; Amerika’daki Avrupa muhâcirîni. 2. Peygamberimizde birlikte veya sonradan Mekke’yi bırakarak Medine’ye göç eden sahâbe: Muhâcirîn ve Ensâr.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hükümdara alt, sultânî, şâhâne.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Akıbetinin kötülüğünü söyleyerek korkutan. 2.Kafirleri ve münafıkları sapıklıklarından döndürmek için cehennem azabı ile korkutan. Rasulullah için kullanılmıştır. Birçok sahabe de bu ismi kullanmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). İki veya fazla kişi arasında konuşma, sohbet etme: Akşamları birleşip musâhabe ederdik.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahafe» den imef.) (c. masâhif). 1. Sahifelerden mürekkep yazılmış şey, kitap. 2. Kur’an-ı Kerim: Mushaf-ı Şerîf.

Türkçe Sözlük

(I. A. «Vİşâh» dan imef.) (mü. müveşşaha). 1. Süslenmiş, süslü, giyinip kuşanmış. 2. (edebiyat) Mısrâlarının birinci harfleri bir kelime teşkil eden şiir (akrostiş), (bk.) Muvaşşah.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Yüksek yayla. Arabistan’ın sahil ovasına ve çukur sahaya zıt olan yüksek kısım. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ted,- ting) ağ, şebeke; tuzak, tel kafes; hile; f. ağ veya tuzağa düşürmek, ağ ile tutmak; ağ ile örtmek; ağ örmek; ağ ile avlamak. net ball (tenis) ağa dokunduktan sonra rakibin sahası içine düşen top. tennis net tenis ağı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deniz. (bkz.Derya). Sahabe isimlerindendir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fidan dallarından yapılan ve sofrada yemek sahanları altına konulan dairevî şey ki, sırmalı meşinden, madenden vs. den yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yağlamak, üzerine yağ sürmek; rüşvet vermek. oil the wheels kolaylık göstermek, iş sahasnı hazırlamak. oil one's hand rüşvet vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağ, sıvı yağ; petrol; zeytinyağı; yağ gibi şey; yağlıboya; yağlıboya resim. oil cake keten veya pamuk tohumunun posası, küspe, köftün. oil color yağlıboya. oil field petrol sahası. oil lamp yağ lambası, kandil.oil pan yağ deposu. oil painting yağlı

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. üzerinde, üstünde, ileriye, ileride; bir düziye, aralıksız; vuku bulmakta; s. giyilmiş, çıkmamış; İng., argo olması muhtemel; makbul; i. kriket oyununda vurucunun bulunduğu saha tarafı. off and on kesintili and so on filan, v.s., v.b. on and on

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iş sahasında yetiştirme ile ilgili.

Genel Bilgi

Farsça “yeni gün” anlamına gelen Nevruz Osmanlı’da da şenliklerle kutlanırdı. Baharın başlangıcı kabul edilen Nevruz ile birlikte herkes birbirine Nevruziye denen kıymetli hediyeler verir, yine Nevruziye denen içinde sandal ağacı, anber, gül suyu, zencefil gibi türlü baharatların bulunduğu çok kuvvetli ve nefis bir macun özel olarak hazırlanarak padişaha ve devlet büyüklerine ikram edilirdi.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Al.). Bir yerde durup bekleyecek otomobillerin sıra sıra dizildikleri saha.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Kumanda etme, itaat ettirme hak ve iktidarı. 2. idarî veya siyasî iktidar. 3. Doktrini, muhakemeleri umumiyetle doğru olarak kabûl edilen, bir sahada derinleşmiş şahıs, eser.

Türkçe Sözlük

(i.). Oturtulmuş, yerleştirilmiş. Patlıcan oturtması = Tekerlek tekerlek kesilip sahana oturtulmuş patlıcan ile kıymadan yapılan yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., beysbol, kriket iç sahanın dış tarafı veya orada oynayan oyuncular. outfielder i. dış saha oyuncusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. park, umumi bahçe; ask. ordu mühimmatının biriktirildiği yer; lunapark; vahşi hayvanlar için çitle ayrılmış geniş saha; f. arabayı park etmek: A.B.D., (argo) koymak; bir araya biriktirmek; park içine koymak. parking lot araba park yeri. parkin

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İnsanda ve bazı hayvanlarda el ve ayağın uçlarından ayrılan kısımlardan herbiri; insanda beş tane bulunur: El, ayak parmakları. Başparmak, şahadet parmağı, orta parmak ve yüzük parmağı, serçe parmak = İnsanın beş parmağının isimleridir. 2. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların herbiri: Tekerleğin iki parmağı kırıldı. 3. Parmaklık denilen, iki veya üç yerinden kuşakla bağlanmış tahta yahut demir çubuklardan mürekkep olan bölmenin her çubuğu: Bu parmaklığın birkaç çubuğu değiştirilmelidir. 4. Dağ tepesinin sivri yeri. 5. Uzunluk ölçüsü olarak bir ayağın 12 ve arşının 24’te biri. 6. Koyu bir sıvıya batırılan bir parmağın aldığı miktar: Bir parmak bal, yağ. 7. mec. Müdahale, karışma. Ar. dahi, kışkırtma: Bu işte onun parmağı vardır. Adsız parmak = Yüzük parmağı. Ağıza bir parmak bal çalmak = Tatlı veya faydalı bir şey gösterip aldatmak, ümide düşürmek. Altıparmak = 1. Elinde bir fazla parmağı olan. 2. Çubuklu bir cins kumaş. 3. Palamut balığının iri cinsi. Ortaparmak = İnsan elinin ortadaki en uzun parmağı. On parmağı yakasında — Dava ve şikâyet, birini mesul tutmayı ifade eder. Başparmak = Elin, ayrıca bulunan kalın ve kısa parmağı, Ar. ibham. Beşparmak = 1. Ahtapot cinsinden bir deniz böceği. 2. Çakır dikeni denilen bir cins bitki. Parmağı ağzında = Şaşa kalmış. Parmak usulü = Hece veznini anlatmakta kullanılır. Parmak üzümü = Uzun taneli bir cins üzüm. Parmak ısırmak — Şaşakalmak. Parmak hesabı — Hesabı parmakla yapma. Parmak karıştırmak = Müdahale etmek. Parmakla gösterilmek = Meşhur ve seçkin olmak. Serçe parmak İnsan elinin en küçük ve kenarda bulunan parmağı. Şehadet parmağı = Başparmağın karşısında bulunan parmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. diz kapağı; eski Roma'da ufak sahan veya herhangi bir yayvan kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. iki boyutlu bir cismin çevresi veya çevre uzunluğu; tıb. görüş sahasını ölçme aleti. perimetric(al) s. iki boyutlu bir cismin çevresine veya çevre uzunluğuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalan yere yemin ettirmek. perjure oneself yalan yere yemin etmek. perjured s. yalan yere yemin etmekten suçlu; yalan, yalan şahadete dayanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. binanın önünde veya bahçede bulunan merdivenli sahanlık, çıkma merdiven, binek merdiveni.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Hava alanlarında uçakların inip kalkarken kullandığı düzgün saha. 2. Koşuların yapıldığı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, mevki, mahal, mekân, mevzi; küçük sokak veya meydan; semt, şehir, kasaba; ev; mat. hane; mevki, memuriyet, görev, vazife. place card davetlilerin sofradaki yerlerini gösteren kart. place in the sun iyi durum. place kick (spor) saha üzerine ko

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabak; sahan; bir tabakdolusu şey; madeni levha; altın veya gümüş sofra takımı; kupa, şilt; maden baskı kalıbı; dişçi damak, takma diş, protez; mim. duvar tabanlığı; zırh levhası; böyle levhalardan yapılmış zırh; cam negatif; fotoğraf klişesi; (bey

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Deniz çekildiği zaman meydana çıkan, kabardığı zaman su altında kalan yassı kıyı parçası. 2. Saha, meydanımsı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. platform, yüksekçe yer, kürsü; peron; tramvay sahanlığı; bir siyasi partinin resmen kabul ettiği prensipler, parti programı; plan, tasarı. platform car açık yük vagonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-d,-d veya proven) tanıtlamak, ispat etmek, doğruluğunu tespit etmek; denemek; tecrübe ile anlatmak; mat. sağlamasını yapmak; olmak; çıkmak. proving ground tecrübe sahası, deneme alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vilayet, il, eyalet; eskiden İtalya haricinde olup Roma imparatorluğuna baglı eyalet; çoğ. taşra; bilgi veya edebiyat alanı; yetki alanı; bir şahsın belirli iş sahası; ekol. kendine özgü bitey, direy ve insan tipleri olan dirimsel coğrafya alanı. with

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meal, mefhum, mana; sadet, konu; huk. bir kanunun hüküm kısmı;saha.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. tamamen, bütün bütün, her yönüyle, gerçekten, hakikaten; k.dili epey. quite a bit, quite a lot epeyce; pek çok defa. quite a man harika adam. quite a view şahane manzara.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kaldıran, yücelten, yükselten. Allah’ın isimlerinden, (bkz.Abdürrafi’). Rafi’ b. Hadic, sahabeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. şahlanmak, şaha kalkmak; saldırmak; i. şahlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaha kalkma, şahlanma; ifrat, haddi aşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sınır tanımayan, başıboş; yaygın; şahlanmış, şaha kalkmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alan, saha; ABD mera, otlak; (biyol.) direy veya bitey alanı; yayılma alanı; (müz.) genişlik; sıra, dizi, silsile; uçak menzili; menzil, erim; uzaklık; poligon, atış yeri; fırınlı ocak; istatistik dağılım. range finder telemetre. range lights (de

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) uzatma; uzanma, yetişme; erişme; erim, menzil; etki alanı, alan, görüş sahası; düz uzam; (den.) volta seyrinde zikzaklardan biri. beyond reach, out of reach erişilmez, yetişilmez. within reach erişilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) krala ait, krala yakışır, şahane; muhteşem, mükellef. regally (z.) kral gibi, şahane olarak.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Revah). Ünlü sahabi Abdullah b, Revaha’nın babası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağdaki; sağ tarafa ait, sağa dönen; güvenilen. righthand man en çok güvenilen kimse, sağ kol (özellikle iş sahasında) .

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sadrâzam, vezirler ve bazı devlet ricâli tarafından belirli zamanlarda padişaha verilen hediyeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı oyunlara mahsus buz sahası; bina içinde patinaj alanı; tekerlekli patenle kayma yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. pürüzlü, düzgün olmayan; tüylü; taşlık; inişli yokuşlu; kaba, zahmetli, sert; fırtınalı; hoyrat; kabataslak; yaklaşık; i. kaba ve terbiyesiz adam; pürüzlü şey; (golf) düz olmayan saha. rough breathing Yunancada ''h sesi. rough draft ilk müsvedd

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. krala ait, krala yakışır; kral himayesinde; şahane, muhteşem, saltanatlı; muazzam, çok büyük; i. büyük tabaka kağıt; den. kontra babafingo. royal mast den. kontra babafingo direği. Royal Navy İngiltere deniz kuvvetleri. royally z. görkemle.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Görme, seyretme, bakma, görüş. Basiret, isabetli düşünme hassası. Kalp gözüyle manevi alemi görme, müşahade. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(I.). Atın iki art ayağı üzerine kalkması: Şah kalkmak, şaha kalkmak.

Türkçe Sözlük

(ŞEH) (i. F.) (c. Şâhân). 1. Sahip, mâlik. 2. İmparator, padişah. Bilhassa İran imparatoru. 3. Terkiplerde «baş, reis, birinci» mânâsını ifade eder: Şâh-râh = Büyük cadde; ŞAh-bâz = İri doğan; ŞAhsuvâr = Pek mahir binici; ŞAh-damar = büyük damar, 4. Satranç tuşlarından biri. Şâh-ı serdâr, şâh-ı velâyet = Hz. Ali.

Türkçe Sözlük

(SAHA) (i. A.). Alan, açıklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

field. ground. range. pitch. tract. breadth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. course. court. field. ground. pitch. range. scope. zone. open space. domain. courtyard. region.

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. field. sphere. sweep. region. zone. open space. open area. playing field. arena. acreage. yard. basin. bound. scope. playground compass. domain. ground. line. purview. range. tract.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساخه] cömertlik, eliaçıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساحه] alan.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâhib, sahâbî). «ashâb» ile aynı mânâdadır, (bk.) Sahip, ashâb, sahâbî.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ashâb, sahâbe). Peygamberimiz’in bizzat görüp konuştuğu çağdaşları, yakınları.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sahâbiyyât). Peygamber’le görüşüp konuşan kadın.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. insanın gördüğü ve bildiği bir işi mahkemede yeminle ifade etmesi, şahitlik. 2. İkrar, itiraf, bir işin sıhhat ve gereğine inanma. 3. Açık alâmet, delil. 4. Kelime-i Şehâdet: Şehâdet getirmek. 5. Hak yolunda can fedâ edip şehâd olma. 6. Gözle görülen şeyler. Şahadet parmağı = Şahâdet getirirken kaldırılan işaret parmağı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yemek koymaya mahsus kap. 2. Bir sahan dolusu yemek: Bir sahan yahniyi tek başına yedi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şâha ait: Fermân-ı şâhâne. 2. imparatorlara lâyık, en üstün güzellikte: Şâhâne bir kadın, bir saray, bir yat, bir yemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Merdiven başında veya altındaki sed. 2. Merdivenin döndüğü yerde veya aşağıdan bir, iki basamak çıkıldıktan sonra bulunan geniş basamak. 3. Birkaç sahandan yapılmış: Beş sahanlık bir sofra.

Türkçe Sözlük

(bk.) Şahâb.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. sâhib, sahâbî, sahâbe ve ashâb ile aynı mânâdadır) (bk.) sâhib, sahâbi, ashâb, sahâbe.

Türkçe Sözlük

Sahara çölünün güneyinde, Senegal’den Moritanya, Mali, Yukarı Volta, Nijer, Nijerya, Çad, Sudan ve son yıllarda Etopya’yı da içeren araziyi içeren, yarı çöl yarı otlak bölge. 1960’lı yıllardan beri büyük nüfus artışı ve bölgeye su sağlamak için kuyu kazma girişimleri, bölgenin sosyal yapısını değiştirmiştir. Göçebe hayvancılık yapan toplumu, hayvan yetiştiren ve tarım yapan bir topluma dönüştürme çabası sonucunda aşırı otlatma ve büyük bölgelerin çölleşmesine yol açmıştır. Çölleşme kıtlığa yol açmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahaf» dan imüb.). Kitap alıp satan adam, kitapçı: Sahhaf dükkânı, sahaflar çarşısı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şâha ait. (şâhâne daha çok kullanılır). 2. Iran şâhına ait.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahâfet» ten smüş.) (mü. sahîfe). Gevşek, zayıf, hafif, boş: Akıllıca sahîftir.

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: SâYFA) (i. A.) (c. sahâif). Kitap veya her türlü yazıl-ı kâğıdın bir yüzü, yaprağın yarısı: Yüz sahifeli kitap, kitabın otuz beşinci sahifesi.

Türkçe Sözlük

(SAHİB) (i. A. «sohbet» ten if.) (c. ashab, sahâbe, sahb). Konuşulan, arkadaş. Peygamberimiz’le konuşabilen çağdaşları: Ashâb-ı Kirâm. Sahâbe-i Resûlu’llâh, Al ve sahbına salât ve selâm olsun.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahâdet» den if) (c. ŞuhOd). 1. Gördüğü veya bildiği şeyleri mahkemede yerinde ifade ederek davanın isbatına yardımcı olan. 2. Tanrı’nın birliğine şahit olan Hz. Muhammed’in sıfatlarından biri. 3. Senet yerine geçecek derecede makbul ve muteber bir eserden getirilen misal: Şâhid-i Adil = Şehâdetinde asla şüphe olunmayan şahit. Yalan şâhid, şâhid-i zor = Yalan yere şâhitlik eden.

Türkçe Sözlük

(i.). Şahit olma. Ar. Şahâdet.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sahârâ). 1. Kaya, büyük taş (Jeoloji). Kubbetu’s-Sahr» = Kudüs’teki kutsal Müslüman mâbedi.

Türkçe Sözlük

(ŞEH-VAR) (i. F.). 1. Şâha lâyık ve yaraşır. 2. İri taneli ve Alâ cins inci: Dürr-I şehvâr.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Şaha, hükümdara yakışacak surette. 2.İri ve iyi cins inci.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut. Sevap kazanmış, Allah katında makbul tutulmuş. Sahabe isimlerinden

Yabancı Kelime

Fr. centre

sp. 1. orta yuvarlak, 2. başlama vuruşu

1. Futbol, basketbol vb. oyunların sahasında ortada bulunan ve başlama vuruşu veya atışının yapıldığı noktanın merkez olduğu alan, santra yuvarlağı. 2. Futbolda oyuna ilk başlamada veya her golden sonra topu orta yuvarlağın merkezinde yeniden oyuna sokmak için yapılan vuruş.

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saha, faaliyet alanı; fırsat, vesile; genişlik, vüsat; k.dili teleskop, mikroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. izci, gözcü, keşif kolu; casus (asker, gemi veya uçak); keşif, gözcülük; kriket açık saha oyuncusu; izci çocuk; f. keşif yapmak, keşfe çıkmak; dolaşıp keşfetmek. scout around arayıp taramak. scout plane keşif uçağı. boy scout erkek izci, girl

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili çok güzel, harikulade, şahane, enfes.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ölçülü, deneyimli. Sahabeden bu ismi taşıyanlar olmuştur.

Genel Bilgi

MARİFETNAMEDEN

• Başın üst kısmının seğirmesi: İyi bir makam ve mevkiden haber verir.

• Başın ön tarafının seğirmesi: İyi bir devlet bulmaya işarettir.

• Başın yan tarafının seğirmesi: Sağı ve solu hayırlı eyler.

• Alnın seğirmesi: Sağda ise eğlence – Solda ise habere işarettir.

• Kaşın seğirmesinden: Sağ ve sol her yer dostlukla dolar.

• Kaşın ortası seğirirse: Sağı zevk – solu kederdir.

• Dil seğirirse: sağı hüzün – solu coşkunluktur.

• Gözün dışı seğirirse: Sağda kötüleme – Solda ziynettir.

• Gözbebeğinin seğirmesi: sağ gözde olursa sıkıntı - solda sevinçtir.

• Göz kuyruğunun seğirmesinde: sağ göz için sevinç - solda maldır.

• Gözün altı seğirirse: Sağdaki iyiliğe – soldaki mevkiye alamettir.

• Yanağın seğirmesi: sağda olursa hayır – solda olursa mala işarettir.

• Burundaki seğirme: sağ tarafta kahır – sol taraftaki mevkiye alamettir.

• Dudağın üst kısmındaki seğirme: Sağda olursa rızık – solda şenliktir.

• Dudağın uç kısmının seğirmesi: Sağda zarar – solda esenliktir.

• Dudak altının seğirmesi: Sağda ve solda daima güzellik alametidir.

• Seğiren çene: Sağda eğlence – solda güzellik işaretidir.

• Kulağın seğirmesi: Sağda ve solda güzel habere işarettir.

• Boğazın seğirmesi: sağda mala – solda üzüntüye işarettir.

• Arka omuzların seğirmesi: Sağda üzün – solda keder alametidir.

• Kol pazularının seğirmesi: Sağda olursa rızık – solda olursa mala çıkar.

• Bilek seğirirse: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Kolların seğirmesi: Sağda kötüleme – solda ayıptır.

• Elin bilekleri seğirirse: Sağda mala – solda meşakkate delildir.

• Elin sırtı seğirirse: Sağdaki üzüntüye soldaki şerefe alamettir.

• Avucun seğirmesi: Her ikisinde de rızık ve mala işarettir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda yük – solda üzüntüdür.

• Şahadet parmağı titreyip seğirirse: Sağ ve solda yeni sebeplere çıkar.

• Ortak parmak seğirirse: Sağda olursa üzüntü – solda olursa neşedir.

• Serçe parmak seğirirse: Sağda makam – solda gam işaretidir.

• Yüzük parmağının seğirmesi: Sağda mal – solda hayır.

• Göğüs seğirmesi: Sağda hüzün – solda sevinç olur.

• Meme seğirmesi: Sağda makam – solda sevinç işarettir.

• Karnın seğirmesi: Sağda kavuşma – solda neşedir.

• Göbek seğirmesi: Sağda üzüntü – solda esenliktir.

• Böğür seğirmesi: Sağda mevki – solda rızık alametidir.

• Oyluğun seğirmesi: Sağda güzellik - solda oğul işarettir.

• Kasık seğirmesi: Sağda olursa cima – solda yolculuktur.

• Husyelerin seğirmesi: Sağda çocuk doğumuna – solda kedere işarettir.

• Makatın seğirmesi: Sağda mal – solda yola işarettir.

• Baldır seğirmesi: Sağda olursa eğlence – solda yolculuk işaretidir.

• Diz seğirmesi: Sağda üzüntü – solda sevinç alametidir.

• Diz altı seğirmesi: Sağda yola – solda kedere çıkar.

• Bacak seğirmesinden: Sağda mal – solda mevki görünür.

• Sırtın ortasının seğirmesi: Sağda yol – solda erzak işaretidir.

• Karın arkasının seğirmesi: Sağda mal – solda ayrılık alametidir.

• Topuğun seğirmesi: Sağda mal – solda yolculuk alametidir.

• Ayak arkasının seğirmesi: sağda hüzün – solda esenliğe çıkar.

• Elin kemiği seğirmesi: Sağda yolculuk – solda mal demektir.

• Avuç seğirirse: Sağda yola - solda şeref kazanmaya delildir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda mal – solda murada çıkar.

• İkinci parmak seğirmesi: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Ortak parmaklar seğirirse: Sağda ve solda çekişmeye sebep olur.

• Yüzük parmağı seğirirse: Sağda çekişme – solda sevinç vardır.

• Küçük parmak seğirirse: Sağda ve solda rızık ve mal demektir.

Eğer bir yerin seğirirse bak ve bu söylediklerimizi hatırla ve şüpheye düşmeden inan.

Bir damar yerinden oynuyorsa onu hareket ettiren mutlaka ALLAHU Tealadır.

Damarın sana vermek istediği işareti anla ve arkasından gelecek olanı bekle.

Erzurumlu İbrahim HAKKI Hazretleri (Kuddise Sirruh)

Türkçe Sözlük

(I. A.), (bk.) Şahadet.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - (bkz.Şahadet).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cömertlik, (bkz.Sahavet).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kolay, sade. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Yumuşak. 2.Kolay. 3.Taze, körpe. Habeşistan’a hicret eden kadın sahabelerden.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara ait, şâhâne. •

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Sulh, barış, asayiş. 2. Tehlikelerden uzak olma, selâmet, sonu iyi ve hayırlı çıkma (bu mânâ ile selâmet daha çok kullanılır). 3. Allah’ın isimlerindendir: Ya Selâml 4. Aşinâlık. Esselâmü aleyküm = Selâm üstünüze olsun! Ve aleykümselam = Bu selâmın cevabı. Aleyhisselîm = Peygamberler ve bazen sahabelerin adı geçince söylenen dua tâbiridir: Hazret-i NÜh aleyhisselâm. Vesselam = işte o kadarl DArü’s-Selâm = 1. Cennet. 2. Vaktiyle Bağdad şehri. 3. Tanzanya’nın başkenti. Medînetii’s-Selâm = Yine Bağdad şehri.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Niyaz kabul eden derviş. İran İsfahan’ından olup, Rasulullah’la birlikte İslami mücadelede üzerine düşeni fazlasıyla yapmış büyük mücahid ve sahabi. Selman-ı Farisi’ye nispetle bu ad kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esmerlik, kara renkli adam. - Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yaşlı adam, ihtiyar. 2.Kabile ve aşiret reisi. 3.Bir sahada üst seviyeye gelmiş, otorite. 4.Tekke ve zaviye reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. asıl mesleğinden ayrı meşguliyet sahası; tali hat; sporda kenar çizgisi; sorumlu olmayan bir kimsenin görüşü; f. oyun dışı edilmek.

Türkçe Sözlük

(bk.) Şahâb.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paten; f. patinaj yapmak, patenle kaymak. skate on thin ice tehlikeli bir işe girişmek. skating rink suni patinaj sahası. figure skating buz üzerinde şekil çizerek patinaj yapma. roller skate tekerlekli paten.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. âlâ, en yüksek; şahane; mutlak, bağımsız, müstakil; hükümdarca; çok tesirli (ilâç); i. hükümdar, kral, imparator; altın ingiliz lirası. sovereignly z. mutlak surette; hâkimane.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. küre; gök, sema; dünya; saha, alan; sınıf, derece; f. küreler arasına koymak; küre şeklini vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şahane, fevkalade, mükemmel, a1a; muhteşem, görkemli, debdebeli; parlak. splendidly z. fevkalade birşekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yayılma; saha, vüsat; ortu (sofra veya yatak için); k.dili. ziyafet; ekmek üzerine sürülen yiyecek; gazetede aynı konuyu ele alan karşılıklı iki sayfa.

Türkçe Sözlük

(il). Spor sahası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merdiven başı, sahanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalışma, okuma, irdeleme, mütalaa; inceleme, araştırma, tetkik; gayret, çalışkanlık; düşünme, tefekkür; dalgınlık; araştırma konusu veya sahası; kalem tecrübesi, alıştırma taslak; müz., etüt; yazıhane; çalışma odası; k.dili. rol ezberleyen kimse. stu

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of northern Africa south of the Sahara and Libyan deserts; extends from the Atlantic to the Red Sea a republic in northeastern Africa on the Red Sea; achieved independence from Egypt and the United Kingdom in 1956; involved in state-sponsored ter

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in northeastern Africa on the Red Sea; achieved independence from Egypt and the United Kingdom in 1956; involved in state-sponsored terrorism. a region of northern Africa south of the Sahara and Libyan deserts; extends from the Atlantic to the

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İslam’ın ilk şehidi. Ammar b. Yasir’in annesi ve ilk müslüman olan hanım sahabelerden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bakmak, dikkatle her şeye göz gezdirmek, muayene etmek; yoklamak, yoklama yapmak; düşünmek, mülâhaza etmek, mütalaa etmek; teftiş etmek; haritasını çıkarmak, mesaha etmek. surveyor i. mesahacı, mesaha memuru; gümrük müfettişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mesaha, yüzölçümü, teftiş, tetkik, yoklama, muayene; mülâhaza, mütalaa; harita veya plan yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mesaha ilmi, yer ölçmesi; mesaha etme. aerial surveying havadan mesaha etme, uçakla harita çıkarma. hydrographic surveying bir bölgenin idrografik haritasını çıkarma. photographic surveying fotoğraf çekmek suretiyle mesaha etme. surveyor's level

Türkçe Sözlük

(i. Arapça’dan alınma). 1. Tepsi şeklinde tahta veya madenden levha ki, satıcılar, sattıkları ufak tefek şeyleri onun içine koyup başlarında veya ellerinde gezdirirler: Simitçi, kestaneci tablası. 2. Bir sofra yemeklerini içine alan sahanları koyup bez ve örtü ile sardıktan sonra başta taşınan tahtadan daire şeklinde sini: Yemek tablası. 3. Bir tablaya konan ve birden götürülen yemeklerin miktarı: O aşçı günde beş tabla yemek çıkarıyor. 4. Mangal ve ona benzer şeylerin altına konan sini gibi daire şeklinde şey: Mangal tablası. 5. Sigara külünü dökmeye mahsus küçük tabak: Sigare, çubuk tablası. 6. Terazi gözü ve ona benzer şey: Terazi tablası. 7. Bazı şeylerin üstündeki düz yer: Direk tablası, çadır tablası. 8. Pafta, kurs. 9. (denizcilik) Makaranın yan yüzü. 10. Fesin tepesi. Tablalı fes = Tepesi geniş olan fes.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rızâ» dan masdar). 1. Râzı ve hoşnud etme. 2. Bir tecavüzde bulunan kimsenin, pişmanlığını söyleyip affını dilemesi: Tarziye talebinde ısrar ediyor. 3. Sahâbe ve din büyükleri için «Radiyallâhüanh» duâsını okuma.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (belki Fars. «taşt» tan). 1. Altı yuvarlak bakır vesair mâdenden yemek kabı: Çorba, pilâv tası (çini veya billurdan olursa «kâse» denilir). 2. Su içmeye veya su dökmeye mahsus yine mâdenden yuvarlak ve kulplu yahut kulpsuz kab, maşraba. Hamam tası = Kurnadan su alıp dökünmeye mahsus kab. 3. Tabanca kundağına ve çekmece vesaireye süs için mıhlanan gümüş veya bakırdan yarım küre şeklinde içi kof şey: Piştov tası. Saat tası = Çalar saatin tokmakla vurulan tasçığı.4. mec. Tasın dibi gibi çıplak ve kılsız, cavlak. Tas başlı, (bk.) Daz. Eski hamam eski tas = Eskisi gibi, asla ıslah olmaksızın. Kafatası = Beyni içine alan kafa kemiği. Ar. kahf, cimcime. Demir tas = Tulga, miğfer Sefer tası = Yemek taşımaya mahsus olarak birbiri üzerine konulan birkaç sahandan mürekkeb kab. Tastarak = Pılıpırtı Tası tarağı toplamak = Pılı pırtısını toplayıp savuşmak. Kızgın tas = Vaktiyle kızdırıp başa giydirdikleri demirden işkence Aleti. Taskebabı = Ufakça kesilmiş etten yapılan bir yemek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. telhîsât). 1. Hülâsa etme, uzun uzun yazılmış bir şeyin en ehemmiyetli yerlerini alıp kısaltarak ifade etme. 2. Eskiden sadrâzamlıktan, padişaha arzolunacak meselelerin hulâsa edilmesi ve bu şekilde hulâsa edilmiş yazı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Babıâli’den padişaha arzolunacak işleri hulâsa etmeye memur zat ve bu işle meşgul kalemin reisi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «medeniyyet» ten). 1. Medenî olma, çadır altında yaşamaktan yani göçebelikten vazgeçip bir şehir ve kasabada oturma. 2. Kültür, ilim, sanat vesair medenî sahalarda ilerleme, yükselme, gelişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tenis. tennis arm, tennis eIbow çok tenis oynamaktan ileri gelen kol ağrısı. tennis ball tenis topu. tennis court tenis sahası, tenis kortu.

Türkçe Sözlük

(i.). Tere satan kimse. Tereciye tere satmak = Bir kimseye çok iyi bildiği bir sahada akıl öğretmeye kalkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) şahadet etmek; delil olmak, ispat etmek, kanıtlamak; açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) şahadetname, belge; tavsiye mektubu, bonservis; takdirname; onaylama; (s.) belgeleyen; takdirlerini bildiren. testimonial dinner veda yemeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şahadet, şahitlik; kanıt; leh veya aleyhte tanıtlama.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru ve hafif bir sesle yapılan gürültü: Ayak tıkırtısı, sahanların tıkırtısı.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Sahan ve tencere gibi şeylerin çıkardığı gürültülü sesi ifade eder ve ekseriya art arda veya tıngır mıngır şeklinde kullanılır: Bakırlar raftan tıngır mıngır yuvarlandı; ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. 2. Peşin para sayılmasını tasvir eder: Parayı tıngır tıngır saydı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saha, alan, arazi parçası, toprak; anat. nahiye, bölge. digestive tract sindirim sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geçme, mürur; geçiş; transit; astr. gökcisminin teleskop sahasından geçmesi; astr. ufak bir gökcisminin büyük bir gökcismi ile dünyanın arasından geçmesi; yatay ve düşey açıları ölçmeye mahsus yüzölçümü aleti; f. geçmek, transit geçmek; teleskop s

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. aykırı, çapraz; i. kat eden kısım; çapraz kısım; travers; mim. galeri; bölen şey, engel; çapraz çizgi; karşıdan karşıya geçme; geçiş yolu; makina kısmının yana doğru hareket sahası; huk. resmi red; geminin volta seyri; kestirme mesafe; kay

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. heybetli; çok büyük, kocaman, gayet iri; k.dili çok iyi, şahane. tremendously z. çok. tremendousness i. heybetli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekne, yalak: oluk: iki dalga arasındaki çukur; uçurum. low pressure trough alçak basınçlı dar ve uzun hava sahası.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sahabedendir. Übey b. Ka’b.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Kulp, sağlam. Urvetü’l-Vuska, sağlam kulp. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Sahabe adlarındandır: Urve b. ez-Zübeyr.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Meşhur sahabelerden bazılarının ismi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وادی] vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sığınan, kurtulan. Sahabe adlarındandır: Vail b. Hucr.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Okçu, savaşçı. Sahabe isimlerindendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üstünlük; (tenis) düsten sonra gelen puvan. avantaj vantage ground üstünlük sağlayan alan. coign of vantage iş veya gözleme elverişli yer veya saha.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yeni doğmuş çocuk. Erkek çocuk, köle. Sahabe isimlerindendir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görme duyusuna ait, optik, görülebilir, görülmesi mümkün. visual aid öğretimde görme yoluyle bilgi vermek için kullanılan sinema gibi araç. visual angle görüş açısı. visual education görerek eğitim. visual field görüş sahası. visual nerve

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavşanın çok olduğu yer; ufak av hayvanları üretim sahası; ırmakta balık üretim sahası; kalaballk mahalle; İng. parmaklıklı yerde yabanıl hayvan üretme imtiyazı; ağıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kuyu, çeşme, memba, kaynak; pınar; hokka; sahanlık, merdiven veya asansör boşluğu; f. kaynamak, yerden fışkırmak. well up yükselmek. well sweep kaldıraç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. yaban kedisi; dağ kedisi, vaşak, zool. Lynx; şirret kadın, ters huylu kadın; lokomotif ve tender; rizikolu iş; değeri şüpheli maden ocağı; evvelce verimsiz olan bir sahada bol petrol veren ilk kuyu; s. çürük, rizikolu, sağlam olmayan (iş);

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şahit, tanık; şehadet, şahitlik, tanıklık; delil, burhan, hüccet, tanıt; f. şehadet etmek, tanıklık etmek; görmek, gözü ile görmek, müşahade etmek, şahit olmak. witness box , witness stand tanık kürsüsü. Witness my hand and seal. İmzam ve mührüm bu

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) usta kimse; şahane şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayret verici, harikulade, fevkalade; şaşılacak, garip; k.dili. şahane. wonderfully z. fevkalade olarak; şaşılacak bir şekilde. wonderfulness i. şaşılacak hal; fevkaladelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. serenlerde çalışan tayfa; d.y. manevra sahasında çalışan işçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., d.y. manevra sahası müdürü.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir şeyin yüzeyini ölçme ve bu ölçme sonunda beliren miktar, Osm. mesâha-i sathiyye.