şaşaa-paş ne demek? | şaşaa-paş anlamı nedir? | şaşaa-paş

şaşaa-paş anlamı nedir?

şaşaa-paş ne demek?

şaşaa-paş anlamı nedir?

şaşaa-paş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sasaa pas

Türkçe Sözlük

(I. A. F.), Parıltı sejan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi. Büyük Selçuklu hükümdarı. Selçukluların en büyük zaferi sayılan Malazgirt zaferi onundur (l071).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). sinir krizlerini teskin eden veya önleyen (ilaç), kulunç giderici, kasınç giderici (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Külhanbeyi, hayta.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. apache

hayta

Başıboş, bir baltaya sap olamamış.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. İ. ihtiraslı). Musikide bu kelime ile işaret edilen pasajın böyle çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arpa vesaire bazı hububattan çıkarılan maruf gıda verici içki, bira.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verdigris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verdigris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. by-pass

1. devre dışı, 2. tıp köprüleme

1. Konudan uzak, ilgisiz. 2. Vücudun bir yerinden alınan damarı tıkanmış damarın yerine koymak suretiyle yapılan tedavi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bypass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasoline pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel pump. gas pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bazı sağlık nedenleri ile beyinlerinin bir kısmı fonksiyonlarını yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak normal sağlıklı insanlar beyinlerinin tüm bölümlerini kullanırlar ama hepsini aynı anda değil. Yani bir beyin hiçbir zaman yüzde yüz kapasite ile çalışmaz.

İnsanlar belirli zamanlarda belirli işler yaparlar. Beyin hücrelerinin kontrol ettiği bir çok şeyi aynı anda yapmazlar, yapamazlar. Satranç oynarken bakkaldan ne alacaklarını düşünmezler. Dolayısıyla yaşamın her anında beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5’i faal durumdadır.

Bu açıdan bakınca belirli zamanlarda beynimizin az bir kısmını kullandığımız doğrudur ama bu, diğer kısımların görev kendilerine geldiğinde çalışmayacağı anlamına gelmez.

Kısacası sağlıklı bir beynin çalışmayan veya yedek olarak tutulan hiç bir bölümü yoktur. Görev kendisine geldiğinde her bölüm, her hücre çalışır ve görevini yapar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pasmantarıgilerden asalak bir mantar (puccinia graminis).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). atlama; dolaştırma;kestirme yol; elektrik şube devresi; aşma borusu; (f). bertaraf etmek, atlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaplumbağanın üst kabuğundan çıkan et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafını dolaşmak; şamil olmak, kapsamak; çevirmek, sarmak, kuşatmak; başarmak; kavramak, anlamak; gizli plan kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pusula; pergel; çevre; sınır; saha, alan, menzil; devir, deveran, süre. compass card, compass rose pusula kartı, rüzgargülü. compass needle pusula ibresi, pusula inesi. compass saw delik testeresi. beam compass büyük daire çizmeye mahsus sürgülü perg

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şefkat, merhamet, acıma, sevecenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şefkatli, merhametli, sevecen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). ahenk; bir çalgı veya sesin en ince perdeden en kalın perdeye kadar olan sesleri; iki kollu çelik ses öIçüsü, diyapazon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tarafsız, hislerine kapılmayan, serinkanlı, sakin. dispassionately (z). tarafsızlıkla, hislerine mağlup olmadan. dispassionateness (i). tarafsızlık; serinkanlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. geçerken, sırası gelmişken, akla gelmişken. take the pawn en passant (satranç) piyadeyi an pasan vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, etrafını sarmak, çevirmek; içine almak, ihtiva etmek . encompassment i. kuşatma, sarma, sarılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (tıb.) kabarcık hası1 eden; (i.) yakı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. espace

aralık

Basımcılıkta harfler veya satırlar arasındaki açıklık.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). kusur, kabahat, pot,toplum kurallarına aykırı davranış. make afaux pas pot kırmak, çam devirmek, kusurlu bir davranışta bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Cevher seçici, saçan. 2. Çok güzel söz ve şiir söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grease gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cevahir saçan, serpen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ciroskoplu pusula, topaç pusulası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçilemez, aşlıamaz, geçit vermez. impassabil'ity i. geçit vermezlik. impassably z. geçit vermeyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içinden çıkılmaz durum, kördüğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissiz, duygusuz; ağrı duymaz; ıstıraba maruz olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hırslandlrmak, hırsını tahrik etmek,kızdırmak, çileden çıkarmak; heyecanlandlrmak. impassioned s. ateşli, heyecanlı, kabına sığmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissiz, duygusuz; etkilenmez, müteessir olmaz, vurdumduymaz; sakin; cansız, ruhsuz, heyecanse; ağrıduymaz. impassively z. heyecan duymayarak; heyecan göstermeyerek. impassive - ness, impassiv'ity i. vurdumduymazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yoğurmak, macun haline getirmek; macunla kaplamak; güz. san . koyu renk boya vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., güz. san. koyu boya tabakası; koyu boya vurma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capability. capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity. capability. output rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official passport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calipers. caliper compass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (Fr. compas) Pergel. 2. mec. Ölçüp biçme, ölçüş: Kumpas etmek. 3. Tertip, kurma. 4. Hile, fesat, tezvir: Kumpas kurmak. 5. (Fr. composteur’dan) (basın) Mürettiplerin harfleri dizip satır boyunda sıralamak üzere elde tuttukları demirden Alet ki, harfleri elan kısmı vida ile açılıp kapanır. 6. (İng. compasse’dan) (denizcilik) Pusla. Çap kumpası = Çap ölçmeye mehsus eğri ayaklı pergel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composing stick. stick. plot. have. callipers. mariner's compass. trick. intrigue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composing stick. calipers. calper rule. mariner's compass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tertip edilmiş, tasarlanmış. 2. Fesatlı, tezvirli: Kumpaslı if-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. lalssez-passer). 1. Bir ülkenin sınırından geçebilmek için verilen izin kâğıdı. 2. Gümrük engellerini kaldırmak isteyen liberal ticaret sistemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Uzayın sınırlanmış parçası. Mimarlık mesleğinin konusunu oluşturur. Aynı zamanda mekân, bir mimari ürünün vazgeçilmez tek niteliği, bir mimari ürünü var eden temel koşuldur. Bir mekân oluşturmak için onun mutlaka her yönden kesin engellerle sınırlanması gerekmez. Mekânı oluşturan sınırlama fiziksel olabileceği gibi yalnızca görsel de olabilir. Örneğin ışık, herhangi bir somut engel niteliği taşımadığı hâlde, bir mekanı belirleyebilir. Bir yapıyı üç boyutlu bir kitle olmaktan çıkaran özellik, bir mekâna sahip olmasıdır. Yapı onun sayesinde, en, boy ve yüksekliğin ötesinde, bireyin devingenliğinden kaynaklanan anlık yaşantılarla edinilen bir mekân boyutu kazanır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناسپاس] nankör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. üst geçit; üstten geçen yol; f. üstünden geçmek; geçmek, üstesinden gelmek; görmezlikten gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i R.). Rum dinî reisi, rahip, keşiş. Papazotu = Bitotuna benzer bir bitki. Papasbalığı = Bir cins küçük kayabalığı. Papasyahnisi = Zeytinyağlı, soğanlı balık yahnisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. paillase’dan galat). Ayakları silmek için kapı önlerine konulan tüylü hasır. Paspas.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. eşit adımlarla, aynı hızla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı madenlerde rutubetten ıslaklık tesiriyle meydana gelen oksit: Demir pası, bakır pası. 2. Madenlerden başka şeyler üzerindeki kire de bazen pas denir: Dil pası, diş pası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Futbolda topu başka oyuncuya geçirmek. 2. Pokerde bir tâbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. pâşîden fiilinden. Birleşik kelime teşkiline girer). Saçan, serpen, dağıtan. Zer-pâş = Altın serpen. Güher-pâş = Mücevher serpen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pace; a step, as in a dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Right of going foremost; precedence. a step in dancing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust. tarnish. corrosion. iron oxide. blemish. smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a step in dancing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Program announcement with set-aside funds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

PAS is the mainframe, central University system used to enter requisitions, place orders, and make payments for travel, purchasing equipment, materials, services, etc Getting started with PAS. Dance step Used often in ballet, as in pas de deux, meaning da

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pseudo Aircraft Simulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The computerized database of all property for which Carnegie Mellon has responsibility. Precommissioning Assessment System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Patient Administration System One of the earliest components of a hospital computer system which records the patient's name, home address, date of birth and each contact with the outpatient department or admission and discharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

PlaNet Administration System Refers to the portion of the PlaNet system that will be used by administrators to keep employee and location records up-to-date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pascal source code file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Perris Auto Speedway, located in Perris, CA.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Profile Alignment System: This is a technique for using non electro-optical linked access technology for aligning fibres for splicing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پاش] saçan, serpen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. dansta adım veya figür; dans; ileri geçme hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: baş ağa). Osmanlı imparatorluğu devrinde vezirlere ve yüksek rütbeli askerî ve mülkî erkâna verilen unvandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasha. pacha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasha. general. admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasha. general. admiral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. 2.Uslu, ağırbaşlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

husband's tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Büyük hanların, yapıların altında, yayaların bir sokaktan öbürüne geçebileceği ve çok defa içinde dükkânlar bulunan geçit. 2. Bir yazıdan alınan parça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passage. passageway. arcade. alley. gangway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arcade. passage. arcade with shops. passage. precinct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passage. covered shopping arcade. passageway lined with shops. gangway. passageway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kirli ve biçimsiz esvap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirt. filth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirt. filth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kirli ve biçimsiz kıyafetli, çapaçul, salkımsaçak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenly. sloppy. untidy. dowdy. dowdyish. draggled. frowzy. gay. messy. ratty. slatternly. slipshod. sluttish. out of trim. sloven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrubby. sloppy. sloven. slovenly. slut. dirty. filthy. dowdy. tatty. shabby. scruffy. scruff. slob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty and slovenly looking. frowzy. scruffy. sloppy. slovenly. slummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slatternliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frowziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slatternliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frowziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle paşa hizmetinde bulunanlar için söylenirdi: Paşalı kıyafeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Paşa unvanı. 2. Bir paşanın idaresinde bulunan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order passed through the ranks by word of month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order passed through the ranks by word of month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. passaporte). Girişçıkış tezkeresi, yabancı ülkelere gidenlere verilen yol tezkeresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passport. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yurt dışında tarlası, bahçesi olan kimselere, serbestçe gidip gelmeleri için verilen vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laissez-passer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laissez-passer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece bekçisi (halk dilinde: pazvant).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پاسبان] bekçi, gece bekçisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Musevilerin Fısıh bayramına ait; paskalyaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. paşa. pashalik, pashalic i. paşalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Aktif olmayan, hareketsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive. inactive. non-violent. nonviolent. quiescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inactive. passive. liabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liability. liabilities. passive. debit side of a balance sheet. debtor's figure. debtor side. liability item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pacification

etkisizleştirme

Etkisizleştirmek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make passive. carry as liability / liabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make passive. carry as liability / liabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. passivisé

etkisizleştirilmiş

Etkisiz duruma getirilmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsanı güldürüp eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i._ R.). Hıristiyanların bayramı. Hazret-i Isâ’nın yükselmesi gününe rastlar. Küçük paskalya = Isâ’nın doğumu. Paskalya çiçeği = Bir cins bodur leylak. Paskalya çöreği = Paskalya günlerinde yapılan çörek. Paskalya yumurtası = Hıristiyanların büyük paskalyada kırmızıya boyadıkları haşlanmış yumurta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eastern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Passover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eastern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Passover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sweet yeast bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sweet yeast bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easter egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrode. oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrode. oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxidation. rust. becoming rusty. rustiness. corrosion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosion. oxidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Paslı hâle gelmek. 2. mec. çalışmamak yüzünden melekeleri kaybetmek: Okumamaktan kafası paslanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrode. rust. to rust. to be coated. to corrode. to be rusty. to be out of practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rust. to tarnish. to corrode. to become coated with a white film. oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. stainless. rustless. non-corroding. noncorroding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. stainless. noncorrosive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. tarnishproof. rustless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. stainless. rustless. non-corroding. noncorroding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. stainless. noncorrosive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustproof. tarnishproof. rustless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stainless steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stainless steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stainless steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stainless steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Çelik ile demir arasında çok az bir fark vardır. Saf demir bir bakır kadar yumuşaktır. Onun içine yüzde 2’ye kadar karbon katılması ile inanılmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adı artık çeliktir. Demirin bol olması, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle çeliğin de kullanımı çok yaygındır. Ancak çelikte de, demirde olan bir zayıf nokta vardır. Paslanma, diğer bir deyişle oksidasyon.

Günlük hayatımızda kullanılan eşyaların paslanması sonucu her yıl dünyada milyonlarca dolar boşa gitmektedir. Bu kaybın büyük bir kısmı demir ve çeliğin paslanmasından dolayıdır. Paslanmayı kısaca demirin havadaki oksijen ile birleşmesi olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde başlayan paslanma boyanın altından geçerek diğer bir yerde ortaya çıkabilir.

Sadece demir ve çelik değil diğer metaller de paslanır. Örneğin, alüminyum, pirinç, bronz gibi. Ancak onlarda malzeme ile oksijenin birleşmesinden oluşan çok ince tabaka, daha oluşur oluşmaz malzemenin hava ile temasını keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanın ilerlemesini önler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemen değişmez. Demirdeki paslanmanın özelliği onun ve oksijen atomlarının boyutlarındaki büyük farktan dolayı yüzeyde sağlam bir birleşme olamaması, paslanmanın malzemenin içine nüfuz etmesi, sadece görüntü değil mukavemetin de bozulmasıdır.

Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Reaksiyondaki su miktarı pasın rengini de belirler. Bu nedenle pasın rengi siyah veya çok koyu kahverengi olabildiği gibi sarımtırak da olabilir. Paslanmanın hızını artıran faktörlerden bir diğeri de tuzdur. O da bu elektro-kimyasal reaksiyonun hızını arttırır. Kışın kar nedeni ile yollarına tuz dökülen yerler ve deniz kenarlarında paslanma daha hızlı olur.

Paslanmaz çelikten önce, paslanmayı önlemek için malzeme boyanıyor veya galvaniz kaplanıyordu. Bu çözümler de özellikle sağlık ve gıda sektöründe başka sorunlar yaratıyordu. İlk paslanmaz çeliği Harry Brearley, 1913 yılında tesadüfen keşfetti. Tüfek namluları için çeşitli metalleri birleştirerek deneyler yaparken bazılarının paslanmaya karşı dirençli olduklarını gördü. Her büyük buluşta olduğu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek için uzun bir uğraş verdi.

Krom gibi bazı metaller, atom boyutlarının birbirine yakın olmasından dolayı oksijenle çok kolay ve süratli birleşirler. Kalınlığı birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok sağlam bir tabaka oluştururlar. Başka reaksiyon olmaz. Bu tabaka zedelense bile tekrar oluşur. Krom belli bir oranda çeliğe katılırsa yine aynı olay olur, çelik artık paslanmaz.

Paslanmaz çeliğin içinde yüzde 10-30 krom vardır. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, alüminyum, bakır, sülfür, fosfor ve benzeri elemanlara bağlı olarak kullanım yeri değişir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Çelik ile demir arasında çok az bir fark vardır. Saf demir bir bakır kadar yumuşaktır. Onun içine yüzde 2’ye kadar karbon katılması ile inanılmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adı artık çeliktir. Demirin bol olması, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle çeliğin de kullanımı çok yaygındır. Ancak çelikte de, demirde olan zayıf bir nokta vardır. Paslanma, diğer bir deyişle oksidasyon.

Günlük hayatımızda kullanılan eşyaların paslanması sonucu her yıl dünyada milyonlarca dolar boşa gitmektedir. Bu kaybın büyük bir kısmı demir ve çeliğin paslanmasından dolayıdır. Paslanmayı kısaca demirin havadaki oksijen ile birleşmesi olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde başlayan paslanma boyanın altından geçerek diğer bir yerde ortaya çıkabilir.

Sadece demir ve çelik değil diğer metaller de paslanır. Örneğin, alüminyum, pirinç, bronz gibi. Ancak onlarda malzemem ile oksijenin birleşmesinden oluşan çok ince bir tabaka, daha oluşur oluşmaz malzemenin hava ile temasını keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanın ilerlemesini önler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemrn değişmez. Demirdeki paslanmanın özelliği onun ve oksijen atomlarının boyutlarındaki büyük farktan dolayı yüzeyde sağlam bir birleşme olmaması, paslanmanın malzemenin içine nüfuz etmesi, sadece görüntü değil mukavemetin de bozulmasıdır.

Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Reaksiyondaki su miktarı pasın rengini de belirler. Bu nedenle pasın rengi siyah veya çok koyu kahverengi olabildiği gibi sarımtrak da olabilir. Paslanmanın hızını artıran faktörlerden bir diğeri de tuzdur. O da elektro-kimyasal reaksiyonun hızını artırır. Kışın kar nedeni ile yollarına tuz dökülen yerler ve deniz kenarlarında paslanma daha hızlı olur.

Paslanmaz çelikten önce, paslanmayı önlemek için malzeme boyanıyor veya galvaniz kaplanıyordu. Bu çözümler de özellikle sağlık ve gıda sektöründe başka sorunlar yaratıyordu. İlk paslanmaz çeliği Harry Brearley, 1913 yılında tesadüfen keşfetti. Tüfek namluları için çeşitli metalleri birleştirerek deneyler yaparken bazılarının paslanmaya karşı dirençli olduklarını gördü. Her büyük buluşta olduğu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek için uzun bir uğraş verdi.

Krom gibi bazı metaller, atom boyutlarının birbirine yakın olmasından dolayı oksijenle çok kolay ve süratli birleşirler. Kalınlığı birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok sağlam bir tabaka oluştururlar. Başka reaksiyon olmaz. Bu tabaka zedelense bile tekrar oluşur. Krom belli bir oranda çeliğe katılırsa yine aynı olay olur, çelik artık paslanmaz.

Paslanmaz çeliğin içinde yüzde 10-30 krom vardır. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, alüminyum, bakır, sülfür, fosfor ve benzeri elemanlara bağlı olarak kullanım yeri değişir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to pass to each other. to give each other the glad eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to give each other the glad eye. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to pass to each other. to give each other the glad eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass the ball to each other. to give each other the glad eye. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Paslanmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Pas tutmuş, paslanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rusty. rustly. tarnished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dingy. rusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla mide hastalıkları veya bazı ateşli hastalıklarda dilin paslandığı görülür. Uzun süreli dil paslarında doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Paşmakçı. (bk.) Başmak vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerde pas denilen lekeler yapan bir mantar takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1. Bir kimsenin, herhangi bir ücretin bütününden veya bir kısmından muaf tutulduğunu gösteren vesika. 2. (argo) Bir işten vazgeçildiğini anlatır: Benden paso, o işte yokum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass (entitling its holder to free entry or a reduced rate. frc- pass. pass a check. free pass. complimentary ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. passeur

sp. pasçı

Voleybolda öbür oyuncuların vurması için topu, ağın üzerine yükselten oyuncu.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Kepeği çok un.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabıların altını temizlemek için kullanılan keçe vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat. doormat. mop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doormat. mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mob. swab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mob. swab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüzgâr çiçeği, bot. Anemone pulsatilla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. herkesin görebileceği bir yere yapıştırılmış hakaretli hicviye; f. hakkında hakaretli hiciv yazmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçiş, geçme; paso, şebeke; sınavda geçme; boğaz, geçit, dar yol; ask. hatlardan geçme izni; hal, durum; meç hamlesi; hokkabazların kaybetme oyunu; top oyunlarında topu elden ele geçirme, pas. free pass ücretsiz giriş sağlayan paso. bring to pass s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstünden, içinden veya yanından geçmek; geçirmek; gezdirmek, dolaştırmak; geçirmek (zaman); söz vermek; huk. hüküm vermek, intikal etmek, karar vermek; beyan etmek, söylemek (fikir); ileri gitmek, aşmak; boşaltmak, tahliye etmek; kabul ve tasdik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. passive.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçirilebilir, geçer; kabul edilir, geçerli, muteber; fena olmayan; içinden geçilebilir. passably z geçerli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (eski) bir ispanyol dansı; bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçme, gitme; yol, tarik; boğaz, geçit; pasaj; yolculuk, seyahat; geçiş hakkı, müruriye; koridor, dehliz; bent, parça, paragraf, fıkra; bir tasarının kabul edilip yürürlüğe girmesi; bağırsakların işlemesi. passage money navlun, yol parası. passage w

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hesap cüzdanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçmiş, eski; geçkin, modası geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sırma, dantela, boncuk gibi elbise süsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolcu, seyyah gezmen. passengermile i. yolcu başına bir mil hesabı ile yapılan mesafe ölçüsü. passenger pigeon nesli tükenmiş bir yaban güvercini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. bantla çerçevelenmiş camlı resim; bir binadaki bütün kilitleri açan anahtar ana anahtar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. passers-by) yoldan gelip geçen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., zool. tüneyen ötücü kuş; serçegillerden herhangi bir kuş; s. tüneyen ötücü kuşlar takımına ait; serçe gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ancak geçti ve geçmedi diye değerlendirme yapan karne sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hassas, duygulu, kolay müteessir olur. passibil'ity i. hassasiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. (kitapta) çeşitli yerlerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. geçen, geçici; çabuk geçen (zaman); rasgele olan; i. gitme, göçme, ölme; geçit; intikal. passing grade geçer not. passing tone müz. ahenkli olmayıp iki nota arasında geçiş olan nota. in passing geçerken; tesadüfen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuvvetli his, hırs; tutku, ihtiras, aşk; hiddet, öfke; ıstırap, elem; özlem, iştiyak; aşırı heves; delilik; b.h. Hazreti isa'nın çarmıha gerilmesinde çektiği ıstırap. passion flower çarkıfelek çiçeği, bot. Passiflora Passion Music Hazreti isa'nın ç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı tutkuları olan; çabuk öfkelenen, hiddetli; heyecanlı, hararetli, ateşli, şiddetli; şiddetle aşık. passionately z. tutkuyla; hararetle, ateşli olarak. passionateness i. ihtiraslı oluş, ateşli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. pasif, eylemsiz, faaliyeti olmayan, dış etkiler karşısında hareketsiz kalan; gram. edilgen, meful, meçhul; ikt. faizsiz; dayanıklı, uysal; tıb. atıl; i., gram. edilgen fiil. passive commerce tic. ihraç mallarını yabancı gemilerle nakletmek suret

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapı anahtarı; bir binanın bütün kapılarını açan anahtar, ana anahtar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilerin Fısıh bayramı; Fısıh bayramında kurban olarak kesilen kuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pasaport; bir memleketin karasularına girmek veya çıkmak için bir gemiye verilen izin kâğıdı; giriş vesilesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z., (edat) geçmiş, geçen, olmuş, sabık; i. geçmiş zaman, eski zaman; bir kimsenin geçmişi; fiilin geçmiş zaman kipi; z. geçecek şekilde; (edat) -den daha ötede veya öteye; ötesinde. past master mason locasının eski reisi; usta adam, mesleğini i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. pasta). 1. Hamurdan çeşitli şekilerde yapılan tatlı: Bademli, çikolatalı pasta. 2. Otomobil cilâ malzemesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elbiselerde dikişli kıvrım. 2. Çerkesler’e mahsus bir nevi darı irmiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biscuit. cake. confectionery. pastry. tuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shaped and dried dough made from flour and water and sometimes egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cream-cake. pleat. fold. crease. pastry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All macaroni products Any form of spaghetti or noodles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General term for any shape of macaroni product or egg noodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A staple made from flour, salt, water and often eggs Countless varieties are served covered with sauces, cheese, butter, olive oils, soups, or used to enclose stuffings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dried starch product available in a variety of sizes and shapes, the most popular being spaghetti. a food made from flour like macaroni, spaghetti, canelloni.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dough such as macaroni, noodles or spaghetti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Durum paste or egg flour dough, shaped, boiled and served with sauce. cooking fresh pasta - requires less water than dried pasta Place pasta in rapidly boiling water with a little oil to keep the pasta from sticking Separate pasta and keep the water boili

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pasta may refer to any of a wide variety of noodles from a variety of countries Italian pasta is usually made with a dough of durum or semolina wheat flour, liquid, and sometimes egg Pasta made with semolina flour is generally superior, since it doesn't a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. makarna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pasta yapıp satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry seller. confectioner. pastrycook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry seller. confectioner. pastrycook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterilerin oturarak pasta yemesine mahsus yeri olan pastacı dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tütün yaprağı dizisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde pasta olan: Pastalı bulûz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patisserie. confectionery. sweetshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry shop. cake shop. confectionery. confectioner's.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry shop. bakery. cafe. tuckshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Macarca’dan). Ucu yaldızlı çuha topu. Pastavla pazarlık = Toptan pazarlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kola; hamur; macun; lapa; çömlekçi çamuru; elmas taklidi cam; f. kola ile yapıştırmak; üstüne yapıştırmak; (argo) yumruk atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mukavva; hamur tahtası; (argo) kartvizit, iskambil kâğıdı; s. mukavvadan yapılmış; dayanıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Resim yapmada kullanılan renkli kurşun kalemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A crayon made of a paste composed of a color ground with gum water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plant affording a blue dye; the woad ; also, the dye itself. any of various pale or light colors delicate and pale in color; 'pastel pink' lacking in body or vigor; 'faded pastel charms of the naive music'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastel. pastel crayon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pastel drawing. in crayon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A color to which a lot of white has been added to make it very light in value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A light, soft color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drawing made by rubbing colored chalks on paper. a light, pale tint of color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of pure pigment and binder forming permanent colored sticks; noted for colors which go from soft to brilliant When the ground is completely covered with pigment, the work is considered a pastel painting; leaving much of the ground exposed pr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soft chalk made of pigments, water and a binder, blended into a stiff paste and dried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pale or light color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chalklike stick that is of a color having a soft, subdued shade used for drawing. a crayon made from pigment mixed with gum and water and pressed into a stick-shaped form A work of art created from these crayons is also called a pastel Pastel can also i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pure pigments ground into a paste with a dash of gum binder, which is then rolled and dried into stick form Pastels are not chalk, and will not fade, yellow, crack or blister with time or exposure to light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Technique of painting using sticks, called pastels, made of dry powdered pigments mixed with a small amount of gum They are used on paper or fine textured canvas. [Spanish] cake; pie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pigments mixed with gum and pressed into a stick for use as crayons Work of art done with such pigments are referred to as pastels It comes in a stick form and consists of dry pigment that is bound with gum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dry pigment mixed with bum and fixative used in stick form for drawing also a soft, pale shade or any work of art made with pastels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pastel is basically a pigment presented in a stick form and held together by an extremely weak binding medium that is ineffective once the pastel has been applied The pigment relies on being embedded in the surface of the ground and on static and friction

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A crayon made of a paste composed of a color ground with gum water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plant affording a blue dye; the woad ; also, the dye itself. any of various pale or light colors delicate and pale in color; 'pastel pink' lacking in body or vigor; 'faded pastel charms of the naive music'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastel. pastel crayon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pastel drawing. in crayon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A color to which a lot of white has been added to make it very light in value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A light, soft color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drawing made by rubbing colored chalks on paper. a light, pale tint of color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of pure pigment and binder forming permanent colored sticks; noted for colors which go from soft to brilliant When the ground is completely covered with pigment, the work is considered a pastel painting; leaving much of the ground exposed pr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soft chalk made of pigments, water and a binder, blended into a stiff paste and dried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pale or light color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chalklike stick that is of a color having a soft, subdued shade used for drawing. a crayon made from pigment mixed with gum and water and pressed into a stick-shaped form A work of art created from these crayons is also called a pastel Pastel can also i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pure pigments ground into a paste with a dash of gum binder, which is then rolled and dried into stick form Pastels are not chalk, and will not fade, yellow, crack or blister with time or exposure to light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Technique of painting using sticks, called pastels, made of dry powdered pigments mixed with a small amount of gum They are used on paper or fine textured canvas. [Spanish] cake; pie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pigments mixed with gum and pressed into a stick for use as crayons Work of art done with such pigments are referred to as pastels It comes in a stick form and consists of dry pigment that is bound with gum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dry pigment mixed with bum and fixative used in stick form for drawing also a soft, pale shade or any work of art made with pastels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pastel is basically a pigment presented in a stick form and held together by an extremely weak binding medium that is ineffective once the pastel has been applied The pigment relies on being embedded in the surface of the ground and on static and friction

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pastel kalemi; pastel ile yapılmış resim; fantezi hikâye, zarif ve hayal mahsulü yazı; pastel renk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i atın ayağına bukağı takılan yer, bukağılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle kuduz hastalığını Pasteurun keşfettiği usule göre bir seri iğneyle tedavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pastorize etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. pastörize etmek. pasteurizer i. pastörize makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhtelif eserleri taklit edip hicvederek yapılan müzik parçası veya resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İlâçlı küçük şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cough drop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lozenge. pastille. cough drop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small cone or mass made of paste of gum, benzoin, cinnamon, and other aromatics, used for fumigating or scenting the air of a room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An aromatic or medicated lozenge; a troche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Pastel, a crayon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastille. lozenge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a medicated lozenge used to soothe the throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. pastil; bir çeşit şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğlence .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (Basdırmak fiilinden. (bk.) Basdırmak). 2. Tuz ve çemenle bastırılıp iste veya güneşte kurutulmuş et: Kayseri pastırması. 3. mec. Pastırmasını çıkarmak = Çok dövmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastrami. pressed meat cured with garlic and other spices. preserve of dried meat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beef that has been smoked or dried in the sun after being treated with spic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastrami. pressed meat cured with garlic and other spices. preserve of dried meat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beef that has been smoked or dried in the sun after being treated with spic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indian summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indian summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

similar to absinthe but containing no wormwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

similar to absinthe but containing no wormwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

similar to absinthe but containing no wormwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

similar to absinthe but containing no wormwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papaz. pastorate i. papazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pastoral

ed. çobanlama

Kır yaşantısını ve özellikle çobanların aşk ve yaşayışlarını anlatan edebiyat türü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idyllic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to shepherds; hence, relating to rural life and scenes; as, a pastoral life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to the care of souls, or to the pastor of a church; as, pastoral duties; a pastoral letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A poem describing the life and manners of shepherds; a poem in which the speakers assume the character of shepherds; an idyl; a bucolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cantata relating to rural life; a composition for instruments characterized by simplicity and sweetness; a lyrical composition the subject of which is taken from rural life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A letter of a pastor to his charge; specifically, a letter addressed by a bishop to his diocese; also , a letter of the House of Bishops, to be read in each parish. a literary work idealizing the rural life a letter from a pastor to the congregation of or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a musical composition that evokes rural life. a letter from a pastor to the congregation. a literary work idealizing the rural life. of or relating to a pastor; 'pastoral work'; 'a pastoral letter'. relating to shepherds or herdsmen or devoted to raising

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relating to a romantic or idealized image of rural life; in classical literature, to a world peopled by shepherds, nymphs, and satyrs. following Theocritus , verse about those shepherds and their beloveds who lived the simple vice-free life in Arcadia, a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A highly conventional mode of writing which celebrates the innocent life of shepherds and shepherdesses in poetry, plays and prose romances Pastoral literature describes the loves and sorrows of musical shepherds - usually in an idealised Golden Age of ru

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A poem that depicts rural life in a peaceful, idealized way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rural life, usually associated with people raising animals. a poem that describes the simple life of country folk, usually shepherds who live a timeless, painless life in a world that is full of beauty, music, and love Close Window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Poetry dealing with idealized, rural life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çobanlara ve kırlara ait: papazlığa ait; i. köy veya çobanların hayatını tasvir eden şiir veya resim, pastoral şiir ve resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i köy hayatım tasvir eden şarkl, parça veya piyes

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Pastörize etme işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasteurization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasteurization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Pasteur’ün adından). 65 dereceye kadar ısıtıldıktan sonra sıcaklığı birdenbire düşürülmek suretiyle mikropları öldürülmüş olan süt, konserve vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasteurized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasteurized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasteurized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pasteurized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir iskambil oyunu çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sığır pastırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamur işi, pasta. pastry cook hamur işi aşçısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çayır, otlak, mera; f. çayırda otlamak veya otlatmak. pasturage i. otlak. put out to pasture emekliye ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. etli börek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hamur gibi, macun kıvamında; solgun. pastyfaced s. uçuk benizli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yemek, taam; öğün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe and sound. in perfect health. as sound as bell. sound. copper-bottomed. iron. knockabout. as large as life. rude. fit as a fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well and sound. very strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast iron constitution. as hard as nails. in the best / pink of health. sound health. sound as a bell / dollar. sound in wind and limb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Parlaklık, parlama: Güneşin ŞAşaası. 2. Gösteriş, debdebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glittering. brilliant. splendid. resplendent. pompous. grand. dazzling. glory. pageantry. refulgence. splendour splendor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Şa’şaayı, gösterişli, parlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.), Parıltı sejan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t). Parlaklık ve gösteriş kazandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Parlak, debdebeli, pek gösterişli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effulgent. refulgent. splendiferous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir gün ikinci Mahmut Mısır Çarşışı’nda halk arasında gezinirken uğradığı bir dükkanda kendisine kahve getiren sevimli bir kahveci çırağını çok sevdi. Hemen o gün saraya alınan çocuk sonradan tarihimizin meşhur Serasker Rıza Paşa’sı olmuştur.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şükür, hamd: Allah’a hamd-ü sipâs olsun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپاس] şükür.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Şükretme, dua etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamdeden, şükreden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sipâs = şükür, güzârîden = edâ etmek). Hamd ve şükür eder, minnetdâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپای گزار] şükreden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. spazm, sinir kasılması, ıspazmos: birden gelip geçen heyecan veya gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. ıspazmoz kabilinden; ara sıra ve birdenbire vaki olan, birden gelip geçen. spasmodical s. spazmodik; birdenbire gelip geçen. spasmodically z. spazmodik olarak; birdenbire gelip geçerek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. ıspazmozlu; i. ıspazmozlu felci olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spasticity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geçmek, baskın çıkmak, üstün olmak, faik olmak. surpassing s., z. en üstün olan, âlâ; z., (şiir) fevkalade. surpassingly z. hepsinden üstün surette, fevkalade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. diş macunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tecavüz etmek; başkasının mülküne haksız olarak ayak basmak, hududu geçmek; ihla1 etmek; bozmak; günah işlemek; i. başkasının hakkına tecavüz; kanuna karşı gelme; günah, suç. No trespassing. Geçilmez. Girilmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. demiryolu altından geçen yol, alt geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçilemez, üstün, eşsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Cava adasında bulunan özsuyu zehirli bir ağaç; bu ağacın özsuyu; zehirli şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir toprağın yetişme ortamının, bitki ve hayvan toplumunun veya akarsuların arzu edilen ürünü, yararlanılabilir biyolojik kütleyi verebilme yeteneği veya kapasitesidir. Bu yetenek veya kapasite, iklim, toprak, bitki, hayvan, bakım ve işletme tekniğinin kombinasyonuna (ortak etkisine) bağlıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., ziyâ = nur, pâşîden = saçmak). Nur neşreden, nur saçan, parlak, Fars. şaşaa dâr.

Türkçe Sözlük by