Sat-nav (satellite Navigatio ne demek? | Sat-nav (satellite Navigatio anlamı nedir? | Sat-nav (satellite Navigatio

Sat-nav (satellite Navigatio anlamı nedir?

Sat-nav (satellite Navigatio ne demek?

Sat-nav (satellite Navigatio anlamı nedir?

Sat-nav (satellite Navigatio | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sat nav satellite navigatio

Teknolojik Terim

Uydu navigasyon sistemi. Uydudan gelen sinyaller sayesinde, küçük elektronik araçların koordinatları belirlenebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (gram) ) (-i) halinde; (i). (-i) hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Short Selling)

Sahip olunmayan menkul kıymetlerin ödünç alınmak sureti ile satılmasıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhalefet belirten , karşı fikri ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ahzüita’dan). Alış veriş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Topal etmek mec. noksan bırakmak, bitirmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to hamper. to paralyse. to delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to impede. to arrest. to interrupt. to throw cold water on. to retard. to slacken. to delay. to hold back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase and sale. business. trade. commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Intermediation For Trading in Securities)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım satımını ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short sale. sale for the account. time bargain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Alsas'a ait; (i). Alsas'lı; iri bir çeşit Alsas çoban köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind of. be evocative of. evoke. bring to mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evoke. recapture. to evoke. to remember sb of hatırlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. suggest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediate examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «arsa» başka mânâya gelir). Kıyamette haşr ü neşr olunacağımız meydan. Mahşer meydanı: Arasâtta hasenât ve seyyiâtımız muvazene olunacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca ve Arnavutça’dan). Arnavûd suretinde yazılması lüzumsuzdur. Balkan yarımadasının batı cihetinde oturan bir kavim. Arnavut elması = Kalkandelen cihetinde çıkan Alâ cinsi. Arnavut biberi = Kırmızı biber. Arnavut peyniri =: Arnavutluğun Koniça cihetinde çıkan ufak, kelle şeklinde yağlı bir cins peynir. Arnavut darısı = Darının bir cinsi. Arnavut rıhtımı = Denizin dibini biraz tarayıp büyük taşları birbiri üzerine oturtmak suretiyle yapılan hafif rıhtım. Arnavut kaldırımı = Aynı şekilde yapılmış kaldırım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albanian. albanian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albanian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Albanian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough cobblestone pavement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arnavut dili. 1. Arnavut dilinde: Arnavutça söylemek. 2. Arnavutlar’a mahsus tarzda: Arnavutça kuzu pişirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albanian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albanianization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arnavut cinsiyeti ve bu cinsiyete mensubiyet: Arnavutluğunu inkâr etmiyor. 2. Arnavutlar’la meskûn memleket, Rumeli’nin batı ciheti: Osmanlı devrinde Kosova, Işkodra, Manastır, Yanya vilâyetleri. Şimdi müstakil bir devletin Türkçe’deki adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

albania.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Albania. albania.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Albania) Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Avrupa’da, Adriyatik Denizi kıyısında yer almakta olup, kuzey ve kuzey doğuda Karadağ, Kosova, doğuda Makedonya, güney ve güney batıda Yunanistan ile komşudur.

Coğrafi konumu: 41 00 Kuzey enlemi, 20 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 28,748 km².

Kara: 27,398 km².

Su: 1,350 km².

Sınırları: toplam: 720 km.

Sınır komşuları: Yunanistan 282 km, Makedonya 151 km, Karadağ 172 km, Serbistan 115 km.

Akarsuları: Kuzeydeki İşkodra Gölü (368 km²) Balkanlardaki en büyük gölüdür. Ohri Gölü 362 km² güney-doğudadır ve Balkanların en derin gölüdür. Prespa Gölü ise Makedonya, Yunanistan ve Arnavutluk arasındadır. Bunların dışında kuzey ve kuzeydoğusunda küçük alp gölleri mevcuttur. Drin, Mati, İşmi, Erzeni, Şkurbini, Semani, Niosa başlıca ırmaklardır. 152 ırmak ve çay, 5 baraj, 200 kaynak (içme suyu ve mineral) vardır.

Sahil şeridi: 362 km.

İklimi: Ilıman iklim; kışlar soğuk, bulutlu, yağışlı; yazlar sıcak, açık, kuru geçer; iç kısımlarında daha soğuk ve daha rutubetli bir iklim hakimdir.

Arazi yapısı: Arnavutluk dağlık bir ülkedir. Ülkenin batısında denizden yüksekliği 300 metre olan platolar olmakla birlikte üçte ikisi dağlık ve tepeliktir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Adriyatik Denizi 0 m; en yüksek noktası: Maja e Korabit (Korabi dağı) 2,764 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, kereste, nikel.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %20.

düzenli ekilen topraklar: %5.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %38.

Diğer: %21 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,530 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: yıkıcı depremler; güneybatı kıyısında su baskınları; kuraklık.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 3,581,655 (2006 Temmuz ayı tahmini) Nüfusun %50 si kırsal alanda ikame eder.

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %24.8 (erkek 464,954; kadın 423,003).

15-64 yaş: %66.3 (erkek 1,214,942; kadın 1,158,562).

65 yaş ve üzeri: %8.9 (erkek 148,028; kadın 172,166) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.52 (2006 verileri).

Nüfus yoğunluğu: Nüfus yoğunluğu km²’ye 113,3 dir.

Mülteci sayısı: -4.67 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.1 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.86 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.04 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 20.75 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.43 yıl.

Erkeklerde: 74.78 yıl.

Kadınlarda: 80.34 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 2.03 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01den az (1999 verileri).

Ulus: Arnavut.

Nüfusun etnik dağılımı: %95 Arnavut, %3 Yunan, diğerleri %2 2 (Roman, Sırp, Bulgar).

Dinler: %70 Müslüman, %20 Arnavut Ortodoksu, %10 Katolik.

Dil: Resmi dil Arnavutçadır, ayrıca Yunanca konuşulmaktadır.

Okur yazar oranı: 9 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfusta: %86.5 (2003 tahmini).

Eğitim alanında Avrupa sta


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peddlar. roadman. pitch-man. peddler. marketman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eşkıya kılıklı ve daha çok Iriyarı kimseler hakkında söylenen «aznavur gibi» deyiminde geçer. 2. Asilzâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bostan). Bostanlar, sebze bahçeleri, (bk.) Bostan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بساتين] bahçeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمناوبه] dönüşümlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâni, engel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).) Döşeme, kilim, seccade, halı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بساط] yaygı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nöbetleşe, değişe değişe.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Block Sale)

Emir miktarı şirketin ödenmiş/çıkarılmış sermayesinin % 10’unu aşan satış işlemidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ilah. Budalık mertebesine ulaşabilen fakat başkalarının ıstırabına karşı duyduğu merhamet ile bu mertebeden vazgeçen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eşlerden birinin diğerinden ayrılması: Kayın validesi tarafından boşatıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlik ettirmek, (eşini) bıraktırmak: Nihayet karısını boşattılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Bosnalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bisât). Bisâtlar, kilimler, döşekler, minderler, keçe yaygıları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make-up examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «cân-Aver yahut cânver»den). 1. Yırtıcı, vahşî hayvan; tufandan evvelki garip canavarlar. 2. Domuz, hınzır: Canavar resmi. 3. Pek gaddar ve kıyıcı adam: O, insan değil, Adetâ bir canavardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monster. beast. brute. chimera. monstrosity. ogre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monster. imp. monkey. cruel. evil. super.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monster. dragon. impudent. wild beast. bully. fiend. hellkite. monstrosity. ogre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yırtıcı hayvan sıfat ve hususiyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

savagery. ferocity. brutality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity. savagery. ferocity. monstrosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iptal, lağvetme, fesih. court of cassation (bazı Avrupa memleketlerinde) temyiz mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sebep olma, hasıl etme, meydana getirme; sebep, neden; neden ve sonuç ilişkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sebep olan; (gram) ettirgen, müteaddi causatively (z). sebep olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلسات] oturumlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). durma, kesilme, inkıta; fasıla, ara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). denizden etrafını dolaşmak. circumnaviga'tion (i). denizden etrafını dolaşma. circumnavigator (i). denizden etrafını dolaşan kimse. circumnutate.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Atlantik Okyanusunun bu tarafında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). medeniyet, uygarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tazmin etmek, bedelini ödemek; telafi etmek, karşılamak; (mak). denklemek, denge sağlamak, eşitlemek. compensate for one thing with another tazmin etmek, bir şeyi diğeri ile telâfi etmek. compensate one for -in bedelini birine ödemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tazmin, telafi; karşılık, ücret, maaş, bedel; takas, karşılama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). telafi eden şey veya kimse; dengeleme tertibatı. compensator coil (elek). dengeleme bobini. compensator spring saatte dengeleme yayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). telafi etmeye yarayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısaltma, özet; (kim)., (fiz). yoğunlaştırma, sıklaştırma, koyulaştırma; buğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konuşma, sohbet, muhavere mükâleme. conversation piece dikkati çeken ve kendisinden bahsettiren herhangi bir şey. criminal conversation (huk). zina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşmaya ait , konuşmaya hazır, konuşabilir, konuşkan. conversationalist (i). iyi konuşan kimse, sözü sohbeti yerinde kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). çaprazvari geçmek; X şeklinde geçmek; (s). X şeklinde, çaprazvari .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death certificate. certificate of death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. destûr). Düsturlar. (bk.) Düstur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dağıtma, bölme; idare, tertip; takdiri ilâhi; bağışıklık, muafiyet; af, hariç tutma, dışında bırakma, istisna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâçların ter kibini izah eden kitap, kodeks; eski dispanser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). memnun etmemek, hoşnut etmemek, tatmin edememek. dissatisfac'tion (i). memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk, tatminsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elimination examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eralp).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) aslının yerine geçen taklit (madde); suni (şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. esas). Esaslar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اساسات] asıllar, esaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. üstüvâne). 1. Üstüvâneler. (bk.) Üstüvâne. 2. mec. Bir topluluğun sütun ve direk yerini tutacak surette ileri gelenleri, erkân: Esâtin-i ulemâ = Bilginlerin ileri gelenleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Hurâfeler, Fr. mitoloji. Eski kavimlerin tanrıları hakkındaki hikâye, efsane, hurafe ve rivayetler: Yunan esâtiri, İran esâtiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اساطير] mitoloji. 2.uydurma sözler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اساتيذ] ustalar. 2.üstadlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. üstâz). Üstadlar, bir güzel sanatın ustaları, (bk.) Ustad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde 26 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vasat). Vasatlar, orta dereceler, (bk.) Vasat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اوسط] orta, ortadaki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb.) damarlardan dışarıya kan akıtmak veya akmak. extravasa'tion (i). bu çeşit akma; böyle akan kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FESADA ) (i. A.) (c. fesâdâ). 1. Bozukluk, bozuk şeyin hali, çürüklük, yolsuzluk: Fesâd-ı mide = Mide bozukluğu. Fesâd-ı dimağ = Beyin bozukluğu. Fesâd-ı ahlâk = Ahlâk bozukluğu, bozuk ahlâk. 2. Karışıklık, nifak, fesat karıştırmak; aralarına fesat düştü. Ehl-I fesâd, erbab-ı fesâd = Fesât karıştıranlar, asayişi bozanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poisonous. low-minded. jaundiced. sinister. malice. depravity. intrigue. mischief. corruption. plot. agitator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sinister. disturbance. disorder. sedition. mischief. treachery. intrigue. mischievous. factious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedition. disturbance. disorder. treachery. corruption. depravity. mischief. plot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فساد] bozukluk, kötülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fesat karıştıran, karıştırıcı, nifakçı, iş bozan. Ar. münâfık: Fe satçı adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troublemaker. trouble making. factious. firebrand. incendiary. mischief maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stirring up trouble. sedition. criminal mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedition. disorder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: FURSAT) (i. A.). Münasip ve muvafık vakit ve hal. Faydalanmak sırası, elden kaçırılmayacak faydalı vakit ve hal: Bu, benim için bir fırsattır. Bu fırsat her vakit ele geçmez. Fırsattan istifade etmek. Fırsat beklemek, bulmak, vermek. Fırsatı elden kaçırmak = Fırsattan faydalanamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunity. chance. occasion. opening. break. facility. show. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunity. chance. occasion. opening. break. facility. show. turn. room. scope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. opportunity. break. chance. leisure. look in. permit. room. scope. show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرصت] uygun an, fırsat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pusher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal opportunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (Ar. fursat, Fars. cüsten = aramak). Fırsat arayan,” bekleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. fursat, Fars. yâften = bulmak). Fırsat bulan, eline fırsat geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporizing. timeserving. opportunist. profiteer. time-server. pusher. temporizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. pusher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. fence-straddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fırsat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرصت] fırsat, uygun an.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فرصت جو] fırsatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşlerin yürüyüşü, hadiseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

going. goings-on. state of affairs. course. way. complexion. drift. set. trend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. pattern. things. goings-on. affairs. situation. conduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the course of events. the progress of a job. conduct. behaviour. goings on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حادثات] olaylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Ekin biçme: Köylüler, şimdi hasatla meşguldürler. 2. Ekin biçimi vakti, orak mevsimi: Hasatta ödemek üzere borç aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Taş, çakıl. 2. (tıp) Mesane, karaciğer, böbrek ve başka iç organlarda olan taş. Hasat’ül-mesâne, hasatü’l-kilye, hasatü’r-rahim vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hasad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest. reaping. ingathering. crop. pick. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest. a reaping. reaping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaping. harvest. ingathering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worn-out automobile. worn-out. in poor condition. upset. in trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper. harvester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvesting. the work of a reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASSAD) (i. A. «hasad» dan imüb.). Ekin biçici, orakçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. heves’in c.). Hevesler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هوسات] istekler, hevesler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Kısaca, muhtasaran, hulâsa yoluyla. Az sözle: Maksadı hulâsaten yazmalı, ifade etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاصة] özetle, kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. husûs). Husûslar. (bk.) Husûs.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصوصات] hususlar, konular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاصة] özetle, kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغتشاشات] karışıklıklar, anarşiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتباسات] alıntılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKTİSAD) (ka ile) (I. A. «kasd» dan masdar) (c. iktisidit). 1. İtidal ile hareket. 2. Tasarruf, idare etme. İlm-I iktlsid = Ekonomi, Osm. ilm-l idare, llm-i servet, Fransızca: iconomie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy. economics. thrift. saving. economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to economize. to spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). İktisat mütehassısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ıbast» tan masdar). Yayılma, açılma; Kurşun, dövüldükçe inbisat eder. 2. İç açılma, ferahlanma, Osm. inşirâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. koyulaşmak, kalınlaşmak; s., bot. s şişmiş, kalınlaşmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clearance / cheap sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Neşelendirme, (bkz.Neşet).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doymak bilmez, doymaz, kanmaz; açgözlü, obur. insatiableness, insatiabil'ity i. doymazlık, açgözlülük. insatiably z. kanmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doymak bilmez, hiç kanmaz, çok obur. insatiately z. hiç kanmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissiz, duygusuz; insafsız, merhametsiz; cansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. koyultmak, daha yoğun bir hale koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guidance. leading sb in the right path.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guide. to teach. to show sb the right way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. Fr.). iskandinavyalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). J. Çuval ve minder yüzü vesaire imaline yarayan kalın ve seyrek kenevir bezi. 2. Yün İpliğiyle nakış işlemeye mahsus seyrek ve satranç dokumalı sert kolalı bez: Kanaviçe işlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embroidery canvas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fransızca: carnaval). Hıristiyanlar’ın büyük perhizden önce, et kesiminde kıyafet değiştirerek yaptıkları şenlikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnival. carnaval. masquerader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnival mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erlerin belde taşıdıkları, yalın olarak süngü yerine tüfeğin namlusu ucuna taktıkları düz ve kısa kılıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bayonet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sword bayonet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slack. stagnant. flat. slackness. dullness. scarcity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant. slack. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, satılmama, geçmeme: Ticarette çok kesat var. 2. Revaçsızlık, azlık, kıtlık, yokluk, az bulunma, Ar. nedret, kaht: Tahıl kesâdı vardır; para üesâdı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, kesat: Ortada kesatlık vardır. 2. Sürümsüzlük ve kıtlık vakti: O sene kesatlıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slackness. stagnation. letdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hilekâr kimse; iskambil oyununda bacak; eski uşak. knavery (i.) hilekârlık. knavish (s.) hilekâr. knavishly (z.) hileyle, düzenbazca. knavishness (i.) hilekarlık, düzenbazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). içine elektrik enerjisi yığılan cihaz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. condensateur

fiz. yoğunlaç

İçinde akımsız elektrik yükü biriktirilen cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser. capacitor yoğunlaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser. capacitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale on consignment. sale or return. consignment sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale on account. sales on account. credit sale. purchase on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inauguration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuşatmak işine mevzû teşkil etmek, çevresi sarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be surrounded. to be besieged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrounding. encirclement. enclosure. envelopment. siege. blockade. circumscription. investment. surround.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enclosure. siege. surrounding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siege. surrounding. besieging. enclosure. envelopment. inclosure. investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kuşak bağlatmak, beline kemer bağlatmak: Çocuğu giydirip kuşattı (eski kıyafette kuşağın ehemmiyeti fazla olduğundan ekseriya giymek ve giyinmek kelimesiyle beraber geçer). 2. Bele bağlanacak bir şeyi bağlatmak: Kılıç kuşatmak. 3. Etrafını almak, sarmak, muhasara etmek: Kaleyi kuşattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brood. encircle. enclose. encompass. surround. to surround. to enclose. to encircle. to close in. to besiege.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to surround. to besiege. to gird sb with. to wrap around sb's waist. beleaguer. beset. blockade. bound. circle. compass. corral. encircle. enclose. encompass. envelop. fold. girdle. hedge. hem about / around. hem in , hem about. invest. inv.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

New York şehrinde birçok reklam sirketinin bulunduğu cadde; Amerikan reklam dünyası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAKSAD) (i. A. «kasd» ten masdar) (c. makasid). Kasdolunan şey, meram, istek, niyet: Maksadınız nedir? Maksadını ifade edemiyor; bu sözden maksat şudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. intention. purpose. intent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intention. purpose. intent. aim. object.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. design. end. goal. intent. intention. meaning. object. plan. point. purpose. resolve. terminus. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposeful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done or said with an aim in mind. done or said in order to hurt somebody. intentional. purposeful. purposive. studied. witting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purposeless. unintentional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüşvet yeme, irtikap, suiistimal, zimmete para geçirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taze yemiş satan esnaf: Manav dükkânı; manavdan yemiş almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greengrocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greengrocer. greengrocer's. fruit and vegetable store. fruit seller. vegetable man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller of fruits and vegetables. greengrocer. store where fruits and vegetables are sold. costermonger's trade. fruiterer. green grocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «meşhaz»dan galat). Bıçak bilemeye mahsus demirden Alet: Kasap, aşçı masadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butcher's steel for sharpening knives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «meşhed» den galat). Gayrimüslim, bilhassa Yahudi mezarlığı: Yahudi, Ermeni maşatlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Döşeme ve döşetmeye yarayan şeyler, mobilya: Salon mefrûşâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabrics. furnishings. interior fittings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishings. furniture. upholstery. upholstering. fitment. furnishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفروشات] döşeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Giyilecek şeyler, giylnti, esvap, elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mastar). Mastarlar, (bk.) Mastar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشاطه] gelin süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kedi sesini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gemi demiri, lenger.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Müesseseler, kuruluşlar, tesis olunmuş, kurulmuş şeyler: Müessesât-ı ilmiyye (İlmî müesseseler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Bir kişiye tahsis ve tayin olunmuş maaş vesaire, tahsisat: Muhassasâtını alıyor. 2. Devlet dairelerinden her birine bütçeye göre ayrılan para: Maarif muhassasâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mukaddes mefhumların bütünü, (bk.) Mukaddes.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقدسات] kutsal değerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kist» dan imef.) (mü. mukassaata). Taksitli. Te’dîyfit-ı mukeşşafa = Taksitli ödemeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Taksitle, taksitli şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşy»den masdar). 1. Birlikte yürüme, yoldaşlık. 2. mec. Yalandan uyma, birinin fikrine katılmış görünme: Kötü adamlara mümâşât göstermemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevbet» ten masdar). Nöbetle iş görme, nöbetleşme: Münâvebe ile bekleriz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternation. rotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nöbetle, sıra ile: İki kişiye bir at düştüğünden münâvebeten biniyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevi» den masdar). El uzatıp bir şey verme, sunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şetm»den masdar) (c. müşâtemât). İki kişinin birbirine sövmesi, sövüşme, atışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sath» tan imef.) (mü. musattaha). Düz bir yüz üzerinde resimlendirilmiş, biçilmiş, en ve boyu olup derinlik ve yüksekliği olmayan, sathî: Şekl-i musattah, küre-i musattaha. Hendese-i musattaha = Düzlem, düzey, geometri, zıddı: hendese-i mücesseme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسطح] düz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. matematik). Trigonometri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevbet» ten If.) (mü. mütenâvibe). Nöbetle devam eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Teselli. 2. Devlet hizmetindeyken ölenlerin ailelerine maaş bağlama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مباحثات] tartışmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤسسات] kurumlar, kuruluşlar, müesseseler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مماشات] uysallık, suyuna gitme, alttan alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناوبة] dönüşümlü olaram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مثلثات] trigonometri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متناوب] dönüşümlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ناو] gemi. 2.kayık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. harp gemilerine ait; denizel, bahri. naval academy deniz harp akademisi. naval architecture gemi inşaatçılığı. naval base deniz üssü. naval forces deniz kuvvetleri. naval officer deniz subayı. naval power harp donanması olan memleket. naval reserv

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناودان] oluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dingil başlığı, tekerlek poyrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyuk kiliselerin binanın diğer kısımlarından yüksekçe olan uzun ve dar orta kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ok. Nâvek-i müjgân = Ok gibi olan kirpik. Nâvek-endâz = Ok atan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناوک] ok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göbek; orta yer, merkez. navel cord tıb. göbek kordonu. navel orange göbekli ve çekirdeksiz portakal, Yafa portakalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saksıgüzeli, bot. Umbilicus pendulinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Gemi, kayık, tekne.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Navi Shuttle’de, çeşitli çalma seçeneklerine ulaşmak için bir Jog halka ve menü seçeneklerini seçmek için bir imleç artısı bulunmaktadır. DVD’nin tek parmakla kontrol edilebilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. harp halinde bulunan bir devletin tarafsız bir gemiye verdiği serbest geçiş belgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kayık şeklinde. navicular bone anat. sandal kemik (el ve ayak bileğindeki). navicular disease atların topuk kemiğine arız olan bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. içinde gemi veya kayık gezebilir, gidiş gelişe elverişli; dümen kullanılması olanaklı; hareket ettirilebilir (balon). navigabil'ity, navigableness i. gidiş gelişe elverişli olma (sular).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. navigation

den. yolbul

Yol ve belirlenen yeri bulma işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gemi ile gezmek, gemi kullanmak, gidip gelmek; içinde gemi ve kayıkla gezmek; kaptanlık etmek, kılavuzluk etmek. naviga'tion i. gemi seferi; gemilerin gidiş geliş yollarının haritasını çizme ilmi; denizcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. navigateur

yolbil

Taşıtlarda belirlenen noktaya ulaşmak için yön bulmayı sağlayan aygıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yun.’dan). Navlun, (bk.) Navlun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartage. freight. portage. carriage. transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freight charge for cargo. freight. freight rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freight. freightage. shipment. freight. freight charge. freight fare. truckage. carriage chart. cartage. freight charges. maritime freight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. kanal veya demiryolu işçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. donanma, devletin gemi kuvveti; deniz kuvvetleri; deniz filosu. navy bean küçük kuru fasulye. navy blue lacivert, koyu mavi. navy yard harp gemileri tersanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sevinç, şen olma, keyif: Neşâta geldi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نشاط] sevinç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sevinç, neşe, şenlik, keyif. İran şairlerinden birisinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sevinç veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sevinç arttıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (musiki). Türk musikisinde 13 zamalı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to caress. to let sb caress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advanced sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advanced sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazlasıyle karşılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Yaprakların üst yüzünde özümleme işine yarayan doku tabakası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پهناور] engin. 2.geniş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retail sale. retail. sale of retail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (yemek yağlarından) damar sertliğine karşı koruyucu tipte olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türkçe`de çok seyrek kullanılan sözcük Fransızca “Pochade” den kaynaklanır. Doğrudan doğruya doğa içinde yapılan renkli yağlı boya küçük resim eskizi anlamındadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nabız gibi atmak, yürek gibi çarpmak. pulsa'tion i. nabız atışı. pulsatile, pulsative, pulsatory s. nabız gibi atan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Silâhlar, zırh ve silâh gibi harp Aletleri. 2. At takımı. 3. Alet ve edevat takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. equipment araç. weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortaoyununda şakşak ve tahta kılıç gibi Aletle maskaralık eden soytarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zırh giymiş, zırhlı, cebeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RASAD) (i. A. astronomi). Özel Aletlerle gök cisimlerini inceleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomical or meteorological observation. observation gözlem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomical or meteorological observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RASAD-HANE) (i. A. F.). Gökcisimlerini Aletler ve teleskoplarla ilmî şekilde gözlemeye mahsus yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory. meteorological station. observatory gözlemevi. observatuvar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory. meteorological station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Reşâd.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Layık, değer, yakışır.

İsimler ve Anlamları by

Finansal Terim

(Buy in / Sell out)

Temerrüt halinin Borsa Yönetim Kurulu’nun belirlediği süreyi doldurması halinde, sürenin bitimini takip eden ilk iş günü işlem konusu hisse senetlerinin temerrüde düşen üyenin pozisyonuna göre Hisse Senetleri Piyasası Müdürlüğü’nce elektronik ortamda ayrı hisse koduyla, cari fiyattan alım satımının yapılmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İzin, müsaade: Ruhsat almak, İstemek, vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concessionairy. permit. licence. warrant. certificate. permission. authorization. leave. certification. concession. imprimatur. logbook. pass. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licence. permission. warrant. permit. license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorization. permission. licence. permit. charter. grant. franchise. concession. approval. approvement. warranty. warrant. certificate. certificate of approval. certification. leave. letter of approbation. licence license. privilege. to claim a privileg

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رخصت] izin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İzin, müsaade. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruhsat veren kâğıt, izin-nâme, i; vesikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ruhsatı olan, izinli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licenced. officially permitted or authorized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlicenced. officially unauthorized. nonlicensed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan). Aldatıcı ve yalancı şeylerle gerçeği ortaya çıkarmak iddiasında bulunma: Birtakım safsatalarla beni kandırmaya çalışıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallacious. sophistry. sophism. nonsense. casuistry. fallacy. flubdub. jesuitry. quiddity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sophism. sophistry. false reasoning. sophisty. nonsense. fallacy. casuistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sophistry. casuistry. fallacy. pettifoggery. sophism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سفسطه] doğru olmadığı halde doğru gibi gösterilen düşünce veya söz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casuist. sophist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Kozalaklılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞATT) (I. A.). 1. Büyük nehir, ırmak. 2. (hi. coğrafya) Şatt yahut Şattü’lArab = Fırat ile Dicle’nin Basra Körfezl’ne dökülmeden önce birleşmesinden meydana gelen geniş ırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of lighter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. sit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Uydu navigasyon sistemi. Uydudan gelen sinyaller sayesinde, küçük elektronik araçların koordinatları belirlenebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Saturday.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şatafat

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar.’den). 1. Birini yüzüne karşı övme, dalkavukluk, koltuk verme: şatafat vermek. 2. Debdebe, gösteriş. 3. Zâhirllik ve gösteriş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

highfalutin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaudy. ostentatious. showy. pompous. guady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostentatious. pompous. showy. deluxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (eski Türkçe’de). Bacak. 2. Bütün but.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeytan, iblis; kötü adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Seytanca, iblise benzer satanically z. şeytan gibi, şeytanlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very wicked person. an adherent of Satan or Satanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an adherent of Satan or Satanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation. molestation. teasing. interference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çatmak, takılmak, rahat bırakmamak: Bana sataşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pick on. tease. annoy. go for. hit at. ride. twit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ride. taunt. tease. to be aggressive. to pick a quarrel. to annoy. interfere with. to tease. to needle. to taunt. to ask for trouble. to molest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to annoy. to provoke. to aggravate. to molest / disturb. to attack. to assail. to worry one. to hoax. to tease. taunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el çantası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. doyurmak; tıka basa yedirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saten taklidi pamuklu kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uydu, peyk, satelit, bir gezegenin uydusu; büyük bir kimsenin peşinde dolaşan kimse, bende, uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. Çince). 1. Atlas. 2. Atlas gibi parlak, pamuklu kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satin. satin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satin. made of satin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir bitki. Sitar-1 berrt = Kekik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Satıh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سطح] yüzey, satıh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Satıh itibariyle, yalnız dış yüzünden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sathlyye). Satha ait, satıkla alâkalı, dıştan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cursory. shallow. superficial. pertaining to a surface. dilettantish. frivolous. trifling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سطحی] yüzeysel, üstünkörü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Dış yüzden, üstünkörü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become superficial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth superficial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. e.). Şathiyyeler. (bk.) Şatıh, şathiyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شطحيات] ince anlamlı ve eğlendirici manzume.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Öbür dünyaya ait meseleleri alaylı bir dille anlatan manzumeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Sathice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Satış, Ar. bey, Fars. fürûht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sütü»dan İf.) (mü. sâtıa). Yükselip meydana çıkan. Ar. mürtefî, zâhir, Osm. teâlî ve tezahür eden: Berk-ı sâtî, râyât-ı sâtıa.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Satma, satış. Alışveriş. 2.Düğün armağanı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kıyı, kenar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doyurulabilir. satiabil'ity, satiableness i. doyurulabilme. satiably z. doyacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. doyurmak; s. doymuş, tıka basa doymuş, tok. satia'tion i. doyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Satı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Satan, Ar. bâyî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salesperson. salesman. seller. dealer. vendor. vender. saleslady. salesclerk. saleswoman. monger. shop assistant. supplier. monger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk. dealer. purveyor. rep. salesman. saleswoman. seller. tradesman. vendor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resaler. seller. supplier. vendor. clerk. reseller. dealer. salesman. saleswoman. sales representative. peddler (Br pedlar. salesperson. free dealer. disposer. monger. purveyor. vendor vender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sokaklarda öte beri gezdirip bağırarak satan adamın hâl, sıfat ve İşi: Satıcılıkla geçiniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being seller. peddler (Br pedlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doymuşluk, tokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Satı).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(SATH) (I. A.) (c. sutOh). 1. Bir şeyin dış tarafı, yüz. 2. Bir şeyin pek üstten görünen tarafı, dış görünüş. 3. (geometri) Eni ve boyu olup derinliği olmayan şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yeryüzünü açan: Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞATH) (i. A.). Ciddî bir fikri aley ve şaka ile anlatma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superficies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surface. plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Satılmış, Buğra).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on sale. on offer. for sale. for sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for sale. on sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for sale. sth which is for sale. for disposal on sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Satılması kararlaşmış, satılığa çıkarılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Satılmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Satma işine konu olmak. 2. Bir menfaat karşılığı düşman hesabına çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go. sell. to be sold. to sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sold. to sell oneself traitorously to. to sell out to. go. vend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Adanmış: Allah’a satılmış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk, satı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Satma, satış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. selling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. selling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mal sahibi hesabına satılan bir şeyden satıcının aldığı yüzde, Ar. bey’iyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission received by a seller. invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sarımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Satın almak = Fiyatını vererek sahip olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. saten, atlas; s. sateni andıran; parlak, mucellâ, yumuşak satin finish gümüş kaplara tel fırça ile yapılan cila. satin paper parlak yazı veya duvar kâğıdı. satin stitch nakışta sarma işi. satin stone bir çeşit cilalı alçıtaşı. satiny s. saten gib

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saten. satensı. dümdüz. pürüzsüz ve parlak. saten. atlas. pürüzsüzleştırmek. perdahlamak. parlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buying. perquisitio. purchase. purchasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saten. satensı. dümdüz. pürüzsüz ve parlak. saten. atlas. pürüzsüzleştırmek. perdahlamak. parlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buy. purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to buy. to purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iş ince saten veya saten taklidi kumaş; pamuk arışlı ve yün atkıl kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iş Hint ağacı; mobilya yapımında kullanılan sertçe bir çeşit sarı Hint ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SATR) (i. A.) (c. sutûr). Bir sıra yazı: On satır yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. savâtır). 1. Et vesaire kesmeye ve kıymaya mahsus enli ve ağır bıçak ki, balta gibi vurarak keser. 2. Tütün kıymaya mahsus Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «setr» den if.). Örten, setreden: Sâtirü’l-uyûb (settâr daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şetâret» den if.). 1. Şen, şetaretli; çevik, hizmete koşup her işe hazır bulunan 2. Vaktiyle vezirlerin yanında giden asker.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. satire

ed. yergi

Bir kimseyi, bir toplumu, bir düşünceyi, bir nesneyi, bir göreneği yermek için yazılmış yazı veya söylenmiş söz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line. chopper. chopping knife. cleaver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chopper. cleave. line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satyr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satyr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شاطر] neşeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Neşeli, şen. 2.Büyük bir kimsenin atı yanında gitmekle vazifeli ağa.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

between the lines. line space. interlinear space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of a paragraph. new line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hiciv, taşlama, yergi, yerme; hiciv söyleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiciv niteliğinde. satirically z. hicivle ifade ederek, taşlama yaparak. satiricalness i. hiciv özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taşlama yazarı hicivci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hicvetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suyun fışkırıp çağlaması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Satma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selling. selling. sale. sell. disposal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selling. sale. sell. disposal. sales. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. selling. disposal. discharge. sell. vending. vendition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sales note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale value. sales value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale price. selling price. ask price. public price. selling rate. sales price. asked rate. disposal / sale price. sales / selling price. disposal price. output price. public fas. short price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sales licence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sales contract. sale contract. sales agreement. contract for sale / to sell. contract for sale. note of sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. memnuniyet, hoşnutluk, kanaat; tarziye, tatmin, tazmin; hoşnut etme, memnun etme: huk. tediye, ifa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. memnuniyet verici, hoşnut edici; kafi, tatmin edici. satisfactorily z. memnun edici surette. satisfactoriness i. yeterlik, kifayet, memnuniyet verici hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. memnun etmek, razı etmek, hoşnut etmek; tatmin etmek, ikna etmek; doyurmak; kafi gelmek; sağlamak, yetmek, uymak, tamamlamak; parasını vermek, ödemek; tarziye vermek; tazmin etmek; şartlarını yerine getirmek. satisfying s. tatmin edici, doyurucu. sat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سطل] kova.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göğüs zarı iltihabı, zâtülcenb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Satmak işi, Ar. bey’, Fars. fürûht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selling. sale. disposal. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir mal ve mülkü para karşılığında vermek. 2. Kendinde olmayan bir şeyi yalandan var gibi gösterip övünmek. Avurtutmak = Birine surat etmek. Kandini tutmak = Kendi kendini methetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell. market. dispose of. offload. push off. resell. unload. vend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell. market. dispose of. offload. push off. resell. unload. vend. flog. realize. trade. to sell. to pretend. to flog. to get rid of. to choke off. to dispose of sb/sth. to sell sb out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sell. to effect on sale. to conclude a sale. to put on a show of. to affect. to deal in. to pretend. to assume. to vaunt. dispose. dispose of. flag. flog. flog off. handle. trade off. vend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Ortaçağ Avrupası’nda, büyük, müstahkem, etrafında su hendeği bulunan kuleli ve duvarlarla çevrili derebeyi ikametgâhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve galatı ŞATRANÇ (i. A. Fars. «sadranc»dan). 1. Dama tahtası gibi altmış dört bölümlü tahtada hususî taşlarla oynanan oyon. 2. Satranç tahtası gibi hanelere bölünmüş şekil. Bu şekilde olan: Satranç basma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk halk şiir ve musikisinde bir form.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شطرنج] satranç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess-board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chessman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A., F. «sedrenç» den veya Hindçe «set-renk» den galatı: santraç). Dama gibi hânelere bölünmüş bir tahtanın üzerinde pullarla oynanılan oyun: Şatranç oynamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Satranç şeklinde renkleri olan: Satrançlı basma.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Eski iran’da umumî vali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The governor of a province in ancient Persia; hence, a petty autocrat despot. a governor of a province in ancient Persia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a governor of a province in ancient Persia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski iranda vali, satrap; ufak prens. satrapy i. eski iran'da eyalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medium-sized largely seedless mandarin orange with thin smooth skin a variety of mandarin orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large domain on the southern Japanese island of Kyushu, dominated in the Edo period by the great samurai clan of Shimazu At the end of the Tokugawa period, the southern provinces of Satsuma and Choshu were home to a number of young samurai of relatively

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Japanese ceramic overlaid with a glaze that forms hairline cracks Over the glaze are figures, flowers, and decorations painted in polychrome enamel. a Japanese high-fired ceramic ware produced in southern Kyushu ; originated in 17th century with Korean

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شط] ırmak, büyük nehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

SATTC (Sony Acoustic Twin Turbo Circuit – Sony Akustik Çift Turbo Devresi) küçük kulaklıkların ses özelliklerini geliştirir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Satma işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Satılmış).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işba haline getirilebilir, doyurulabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. emdirmek, doyurmak; kim. herhangi bir cisme başka bir cismi katarak fazlasını alamayacak derecede doldurmak, işba etmek. saturant i., s. emici veya massedici şey; s., fiz. doyuran. saturated s. doymuş. satura'tion i. doyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cumartesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Rom. mit. Saturn, ziraat tanrısı; astr. Zühal, Saturn. Satur'nian s. bu tanrıya veya gezegene ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. veya tek) Satürn bayramı; aşırı derecede eğlence ve sefahat bayramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıcı, kasvetli; asık yüzlü, abus çehreli: eski, kim. kurşuna ait; tıb. kurşundan oluşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bîri üzerine şiddet ve kuvvetle sıçrama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سطوت] güçlülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezici kuvvet, zorluluk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Gandhinin uyguladığı pasif direniş programı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. yarısı insan yarısı keçi şeklinde şehvetli bir yarıtanrı; şehvet kurbanı olan kimse; bir çeşit kurşuni ve kahverengi kelebek. satyr'ic(al) s. yarısı insan yarısı keçi şeklinde olan tanrılarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. erkeklerde görülen zaptedilmez marazi şehvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İskandinavya. Scandinavian s., i. İskandinavyalı; İskandinavya'ya ait; i. İskandinav dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi halinden memnun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Öven, metheden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beş duyu ile algılanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. duyu duygu, his, seziş; duyarlık; hayret verici şey, heyecan uyandıran olay, sansasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duygusal, hissi; heyecanlı, merak uyandırıcı, sansasyonel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. duyumculuk; heyecan uyandırıcı yöntemlere baş vurma, sansasyonalizm; iyiliği duygulara bağlı olarak değerlendirme kuramı. sensationalist i. sansasyonalist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peddler. pedlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

street peddler. hawker. pedlar. peddlar. badger. chapman. cheap jack. crier. itinerant merchant. itinerant pedling. itinerant trader. packman. pitchman. street hawker. street trader-. trafficker. transient merchant. travelling vendor. trucker. van sa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawking. itinerant trade. peddling. nonestablished retail trade. trafficking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanitary installations. plumbing. drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (y. k.). imtihan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examination. exam. test. trial. furnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examination. test. blue book. crunch. exam / n / examination. grade. proof. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüzücü, Ar. sebbâh.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Suda yüzen, yüzücü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). İskandinavyalı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla doymuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susuzluğa uğratmak, susuzluk vermek: Sabah yediğimiz tuzlu yemek beni bugün çok susattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb thirsty. to make trouble for sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ödenek, (bk.) tahsis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appropriation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allotment. allowance. grant. special appropriation. money earmarked for a special purpose. appropriations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allowance. appropriation. allotment. money designed for a special purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخصيصات] ödenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Devletin bazı organlarının, Sayıştay’ın murakabesinde olmayan ve genel bütçede görünmeyen harcamaları.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Private Placement)

Sermaye artırımlarında artırılan sermayeyi temsil eden hisse senetleri ile mevcut hisselerin hissedarlarınca, halka arz edilmeyerek, doğrudan dışarıda yerleşik kişilere, kayıt öncesi belirlenmiş yurtiçinde yerleşik kişilere tahsisli olarak veya Borsa’nın ilgili pazarında toptan satışıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Tavsamış hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to moderate. to abate. to slacken. to fall off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teaching. instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدریسات] öğretim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnishings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفریشات] döşemeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevi» den masdar). Alıp yeme veya içme: Biraz kahvaltı tenavül etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناوب] dönüşüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. diminishing. decreasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنقيصات] azaltmalar, eksiltmeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaçamaklı söz söylemek; din veya parti değiştirmek. tergiversa'tion (i.) değişkenlik, döneklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشبثات] girişimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. te’sîs). Tesisler. (bk.) Tesis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installment. instalment. installation. fitting. fitment. fixture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installation. installation döşem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installation. system. institutions. associations. establishments or foundations (cooperate bodies. plant. facilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tesisat yapan: Elektrik tesisatçısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitter. plumber. pipe fitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumber. installer döşemci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installer of plumbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installing plumbing, heating or gas systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تأسيسات] kuruluşlar. 2.düzenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Wholesale Market)

Alıcıları önceden belli olan veya olmayan, belli bir miktarın üzerindeki hisse senedi işlemlerinin Borsa’da güven ve şeffaflık ortamında organize bir piyasada gerçekleşmesini sağlayan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Vida, yani burgulu çivileri çevirip sıkıştırmaya veya gevşetmeye mahsus ucu yassı demir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

screwdriver. turnscrew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

screwdriver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

screwdriver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Atlantik okyanusunun ötesindeki; Atlantik aşırı; Atlantik okyanusunu geçen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Okyanus seferleri için yapılmış gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transatlantic. transatlantic liner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ocean liner. transatlantic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mevcut olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. boşuna, nafile; başarısız; tesirsiz, faydasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçımlmaz, bertaraf edilmez; iptali kabil olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. memnuniyet vermeyen; yetersiz, tatmin etmeyen. unsatisfactorily z .makbule geçmeyerek, yetersizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. doymamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Asî). Asîler, bk. Asî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale on credit terms. sale for the settlement. sale on account. forward sales. futures / forward sale. forward s sale. futures sale. put and call. time sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evâsıt). 1. Orta, iki taraftan eşit mesafede olan yer, Fars. miyân. 2. Ara, merkez, iç, göbek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

everyday. fair. fair average. indifferent. mediocre. medium. par. undistinguished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. indifferent. medial. mediocre. middling. undistinguished. middle. average. environment. moderate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediocre. ordinary. average. middling. arithmetic mean. centre. environment. the common run. medial. middle. middle class. so so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وسط] orta. 2.ortalama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. vasatiyye). 1. Ortada bulunan, arada olan iç. 2. İkisi ortası, orta hâlde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وسطی] ortalama. 2.orta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Akıllıya bir söz yeter, Arife tarif gerekmez. kıs. verbum sap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok yönlü, çeşitli ye tenekleri olan; şahbaz, çevik ve becerikli, eli her işe yatkın; biyol. kolay yönelebilen. versatil'ity, versatileness i. beceriklilik; çok yönlülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Araya girme, vasıta olma, aracılık, Osm. meyancılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وساطت] aracılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

term examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). 1. Geniş, bol: Pek vüsatli bir ova. 2. Müsaadeli; mW’ sâit: Vüsatli zaman, hâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sustenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balsamic. laxative. relaxing. plasticizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

softener. softening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertliği giderilmek, yumuşak hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertliğini gidermek, yumuşak hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attemper. unbend. chasten. dulcify. limber up. loosen. mellow. melt. moderate. mollify. mute. relax. season. shake up. smooth. soft-pedal. soften. supple. tame. unman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mellow. melt. mitigate. moderate. mollify. sanitize. soften. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumuşamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyluluk taslamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by