şeb-hün ne demek? | şeb-hün anlamı nedir? | şeb-hün

şeb-hün anlamı nedir?

şeb-hün ne demek?

şeb-hün anlamı nedir?

şeb-hün | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: seb hun

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hûn = kan). Gece baskını, düşmanı gece vakti ansızın basma. »

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İlk çağ’ın 7 hârikası. 7 şaşılacak şey. 1. Mısır’ ın ehramları. 2. Bâbil’in asma bahçeleri. 3. Zeus’un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes’ te Artemis mâbedi. 6. Bodrum (Halikarnas)da Mosoleos’un türbesi. 7. İskenderiye deniz feneri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آخوند] molla, hoca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهونگاه] ceylan bakışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İ.) (Erkek İsmi) - 1.Temiz ruhlu ve çabuk. 2.Toy. 3.Namus konusunda titiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Ot cinsinden olan bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik) (mü. aşebiye). Ot çeşidinden olan (fr. herbace).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir hüner ve marifeti olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir hüner ve marifeti olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-irâb = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-İrib = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sebepsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمناسبه] bir münasebetle, sırası geldiğinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی ثبات] dayanıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی سبب] dayanıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Sırası düşünce, sırası gelince, sırasında, sırasını bularak, sırasını getirerek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. (argo), aşağ. kabiliyetsiz yabancı asıllı işçi; özellikle Balkan asıllı yabancı işçi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çarşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چارشب] çarşaf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Orta Asya’da Amu-Derya’ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2.Tevrat’a göre cennetin 4 nehrinden biri.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). peynirli köfte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). külçe, yığın, topak; (k.dili). kuvvetli ve tıknaz adam; bodur ve güçlü at veya başka hayvan. chunky (s). bodur, tıknaz; topak topak, külçe halinde. chunkiness (i). bodurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Iztıraptan ciğeri kanlı, çok acılı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa bacaklı bodur bir cins Alman köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Her açıdan kolay izleme için değişebilir açılı yüksek kaliteli geniş LCD ekran. Bu özellik ile çekilecek alanı belirlerken kamerayı yukarı veya aşağı doğru eğerek kadrajı rahatlıkla ayarlayabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ezber okuma, hatırlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dün gece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hûn = kan). Yüreği kanlı, pek kederli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخون] yüreği kanlı, içi kan ağlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçi kan ağlayan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیشب] dün gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİVAN-I MUHASEBAT) (i. F. A.). Muhasebeler dîvânı, Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesîb» den itaf.). Daha münasip, daha veya pek lâyık ve şayan: O adam bu ise ensebdir; cümlenin ensebi odur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mübarek, uğurlu, mes’ut. Ferhunde-ply = Ayağı uğurlu. Ferhunde-rey = Görüşü, fikri üstün. Ferhunde-tllih, ferhunde-fil = TAlihi yaver, mes’ ut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرخنده] kutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Falı uğurlu, kutlu olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kutluluk, mübâreklik, uğurluluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Tâlihi yâver.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah yolunda. mec. Karşılık beklemeksizin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی سبيل الله] Tanrı rızası için, Tanrı yolunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bektaşi üzümü, (bot.) Ribes grossularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değer, kadir, şahsî, kıymet. İnsanın kendi tabiî değeri, neseb mukabili: Bu adamın haseb ve nesebir vardır (böyle beraber kullanılması aynı mânâda olmaları zannına sebebiyet vermiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İtibar, «be» edatıyle beraber «bihaseb» kullanılır ki, itibariyle, göre, -ce demektir Behasebülİrâb = Irâb itibariyle, İrâbca. Türkçe «ile» veya «-ce» edatıyle de kullanılır: Akrabalık hasebiyle, hasebince: Münasebetiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cem’i haşebe, haşebât gelirken biz yanlış olarak ahşab kullanıyoruz). Ağacın odun kısmı, kerestesi, aslı: Ceviz ağacının haşebi iyi cilâ alır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خشب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. haşebât). Ağaç, odun, yonga.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصبه] kızamık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Odun yapısında, odun gibi, oduna ait, odun cinsinden 2. (botanik) Ağaç gibi, ağaca benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. T). Dolayısıyle, -den ötürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because of. by reason of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kafa avcısı; argo teknik eleman avcısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., z. at sırtı; z. at sırtında, ata binerek. on horseback ata binmiş, at üstünde, beygirle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. binektaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at terbiyecisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüzen ev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uşak, erkek hizmetçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev soyan hırsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dışarıda veya belirli bir yerde pislemeye alıştırılmış (köpek, kedi); halim selim, munis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kan. HÜn-i şühedâ = Şehitlerin kanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a warlike nomadic people of Northern Asia who, in the 5th century, under Atilla, invaded and conquered a great part of Europe. a member of a nomadic people who invaded Europe in the 4th century.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporeal soul. nIII: reason, motive. Food that is forbidden in Buddhism. a member of a nomadic people who invaded Europe in the 4th century. offensive terms for a person of German descent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون] kan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hun kavmi; barbar kimse, vahşi kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Alûden = bulaşmak). Kana bulaşmış, kanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Aşâmîden = içmek). Kan içici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bahâ = değer). Kan bahâsı, diyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, bârîden = yağmak). Kan yağdıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, efşânden = Saçmak). Kan saçan, kan serpen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., hûn = kan, horden = yemek). Kan içen, kanla doymayan, zalim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ hûn = kan, rîhten = dökmek). Kan döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hunâbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Ab = su). 1. Sulu kan, kanlı su, su ile kan karışık. 2. mec. Kanlı gözyaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. tıp) («hunnâk» gibi çift n ile yazmak yanlıştır). Boğaz hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. hunâkıyye). Boğaz hastalığına ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, kahraman.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون آلود] kanlı, kana bulanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون بها] diyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. eğmek, bükmek, kamburlaştırmak; omuzlamak; i. kambur; iri parça; A.B.D, k.dili önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kambur; kambur kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sükun, sulh ve mütareke, (bkz.Hudeybiye). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yüz sayısı, yüz rakamı (100, C); s. yüz. hundredweight i. 112 librelik ingiliz ağırlık ölçü birimi; 100 librelik Amerikan ağırlık ölçü birimi. a hundredfold yüz kat, yüz misli. a hundred per- cent yüzde yüz. hundredth s., i. yüzüncü; i. yüzde bi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hanîf). Hanîfler. (bk.) Hanîf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bilme, bilgi, mârifet, mâlûmat: O da bir hünerdir. 2. Ustalık, ihtisas, maharet: Bunu yapmak için hüner ister; bu işte çok hüner vardır. 3. İlim, fen, bilgi: İlim ve hüner tahsili. 4. İnce ve güzel san’atlar: Hüner sahipleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adroitness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplishment. dexterity. skill. stunt. trick. ability. art. talent. expertise. knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dexterity. skill. technical ability. acquirement. art. attainment. craft. device. doubling. facility. fixup. gift. hand. ingenuity. knack. science. stuff. talent. trickiness. virtuosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Bir işte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalık marifet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hünermendân). Hüner sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hüver-verân). Hüner, mârifet ve ihtisas sahibi: Hünermend, hüner-ver bir adamdır; zamanın hünerverlerinden bir zât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ilim ve mârifeti veya ihtisas, mahareti olan: Hünerli edamdır. 2. Sanat ve maharetle yapılmış, süslü: Pek hünerli bir resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. skilly. dexterous. ingenious. talented. performing. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplished. dexterous. skilful. able. skillful. skilled. talented. practised. adroit. adept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. made with craftsmanship. done with skill. clever. dexterous. gifted. good. ingenious. inventive. tricky. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İlim, mârifet, ihtisas ve mahareti olmayan: Hünersiz adam. 2. Sanat ve maharetle yapılmamış, sanatsız: Hünersiz bir yapıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in proficiency. clumsy. imperfectly done. artless. inapt. inept. unaccomplished. unskilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. hang; s. asılmış, asılı. hung beef tuzlanmış ve kurutulmuş sığır eti. hung jury kararında oybirliğine varamayan jüri. He is hung up on food A.B.D.,argo Aklı fikri yemekte. Hung. kıs. Hungarian, Hungary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Macar; Macar dili; s. Macar, Macaristan halkından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Macaristan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. açlık; kuvvetli istek, arzu, özlem, iştiyak; f. acıkmak; hasret çekmek, özlemini duymak, şiddetle arzulamak; aç bırakmak. hunger march açlık yürüyüşü. hunger strike açlık grevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aç, karnı acıkmış; istekli; kuru, kıraç. hungrily z. açlıkla; arzuyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: ÜNGÜR) (i. ses taklidi). Sesle, hıçkıra hıçkıra, hüngür hüngür ağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sobbingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hüngür hüngür ağlamak, sesle bir çeşit asabi halecanla ağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sob violently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hüngür derken çıkan ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodthirsty. sanguinary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blutgierig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خونخوار] kan içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). HÜnhâr olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan). Ağzı dar kaplara sıvı dökmeye mahsus Alet ki, yukarısı geniş ve aşağısı dar olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanlı, kan dökmeye meyilli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funnel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

funnel. funnel. hopper. cone. hop. pouring funnel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanla bulaşmış, kanlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili iri parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HÜNKAR) (i.) («Hudâvendigâr» dan hafifletilmiş). 1. Osmanlı hükümdar, padişah ve sultanı. 2. Mevlânâ Celâleddîn-i RÜmî’nin unvanlarından.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Uğurlu. 2.15-29 yaş arasında Osmanlı Sultanlarına verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hunâk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خناق] boğmaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çanakyapraklı ikiçe-’ neklilerden bir ağaç ve bunun kırmızı kabuklu sert çekirdekli meyvesi (zizyphus iniubar).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çiğde): Ayrı çanakyapraklı ikiçeneklilerden bir ağaç ve bu ağacın verdiği kırmızı kabuklu, sert çekirdekli, iri zeytin biçim ve büyüklüğünde bir yemiştir. Güz’ün olgunlaşır. Çiçekleri küçük ve yeşilimsidir. Meyveleri ise tatlımsıdır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrıtaçyapraklı ikiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi hünnap’tır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خونریز] kan dökücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kan dökücülük, gaddarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hem erkek, hem dişi olan. 2. (botanik) Erkeklik ve dişilik alâmetlerini bir arada taşıyan bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkeklik ve dişilik organları aynı fertte bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ferdin hem erkek, hem dişi olması. Bitkilerde de olur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. avlanmak, peşine düşmek; avlamak, av peşinden gitmek; araştırmak; mak., elek. bir nokta çevresinde dalgalanmak; i. av, şikar; avcılık; avcılar kulübü; arama; avlak. hunt down yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. hunt up aramak, arayıp bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcı; arayıcı; av atı veya köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcılık; arama, araştırma; mak., elek. dalgalanma. hunting box İng. avcı kulübesi. hunting cap coğunlukla kadifeden yapılmış avcı kasketi. hunting case madeni saat kapağı. hunting dog av köpeği. hunting knife av bıçağı. hunting seat av köşkü. happy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın avcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcı; av köpeklerine bakan uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Hindî) (Hindli). Hindliler. (bk.) Hindî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mumyalama. («Tahnit» daha çok kullanılır). 2. Bir ölünün uzun müddet dayanıp çürümemesi için kullanılan eczalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خنياگر] şarkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (dişi çift kişi için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (dişi çokluk için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kin ile dolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرم شب افروز] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Köşe tutturan; köşeyi tutturmaya yarayan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle iron. brace clamp. brace. gusset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusset. angle iron. cornerpiece. bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama edâtı, sebak «sebk» den geçmiş zaman, 3. müz. şahıs). Sebk eden, geçen, geçmiş: Mâ-sebakı unutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika’dan gelen koyu renkli ve güzel cilâ alır bir cins kıymetli ağaç: Mahundan bir dolap, maun kaplaması, (i.). Bu ağaçtan yapılmış mahun dolap, karyola.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı çiçekli bir nevi bahçe ağacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماسبق] geçen, geçmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tahn» dan imef.) ‘ (mü. mathûne). Övütülmüş, Osm. tahn olunmuş: Hubûbât-ı mathûne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهول النسب] onun bunun çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kisb»den mimli masdar) (c. mekâsib). 1. Kazanç, kâr. 2. Kazanca vasıta olan iş: Bu, benîm meksebimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «rehin» den imef.) (mü. merhûne). 1. Rehine konmuş, Osm. terhin olunmuş: Çiftliği merhûndur. 2. mec. Esir, bağlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرهون] rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözlük yazarı, sözcük anlamı uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. meşhûne). Dolu, Osm. memlû, pür, mâlâmâl: Tahılla meşhûn bir gemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشحون] dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act of god. act of providence. act of got. force majeure. circumstances beyond one's control. acts of God. fortuituous / unforeseeable event / circumstances. case of absolute necessity. superior force. main act. impossibility of performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hesap işleri. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay, (bk.) Muhâsebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHASEBE) (i. A. «hisâb»dan) (c. muhâsebât). 1. Hesaplaşma, sayışma, hesap görme: Sizinle bir muhasebemiz vardır. Kendisiyle kat’-ı muhasebe ettik = Hesabımız kalmadı. 2. Hesap ilmi ve usûlü, muntazam hesap ve defter tutma usûlü: Muhasebede mahareti vardır; muhasebeden hiç anlamam. 3. Bir resmî dairenin hesap şubesi, gelir ve giderlerin hesaplandığı, ödemelerin yapıldığı şube veya kalem: Muhasebe-i vilâyet; muhasebe kalemi; muhasebe mümeyizi; muhasebe kâtipleri. Devr-i muhasebe = Selefin halefe hesap verip defter, senet, mevcut nakit vs.’yi teslim etmesi. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping. accountancy. business office. cashier's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. bookkeeping. accounting or bookkeeping department of a firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparatorluk devrinde bir nezâretin (bakanlığın) hesap ve para işlerine bakan yüksek memur: Maliye, maarif muhasebecisi. 2. İmparatorluk devrinde bir sancağın (vilâyet = ilin) hesap ve para işlerine bakan memur: Saruhan, Kütahya muhasebecisi (vilâyetinkine «eyalet» defterdâr ve kazânınkine mal müdürü denirdi). 3. Bir şirkette aynı işle uğraşan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. controller. chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. bookkepeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeper accountant. bookkeeper. bursar. chamberlain. bookkeeping clerk. entering clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bakanlık veya resmî dairenin yahut bir vilâyetin muhasebe işlerine ve mâlî işlerine başkanlık eden zatın memuriyet ve vazifesi: Dahiliye, adliye, posta ve telgraf, Amasya muhasebeciliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy. accountant. bookkeeping. the profession of an accountant. clerkship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kisb» den imef.) (mü. müktesebe). Kazanılan, kazanılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. c.). Edinilen bilgiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münâsebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNASEBET) (İ.A. «nisbet» ten masdar) (c. münâsebât). İki şey arasındaki nisbet, uygunluk, muvafakat: Hâli ile kıyafeti arasında münasebet yoktur. 2. Yakışma, uyma: Münasebet almaz. 3. Alâka, yakınlık, bağlılık: Kendisiyle biraz münasebetimiz vardır; onun bizimle münasebeti vardır. 4. Vesile: Bir münasebetle kendisine işi açtım; münasebet düşerse söylerim. Ne münasebet? = Oyle şey mi olur? Bunun imkânı var mı? S. İki şahıs veya topluluk arasındaki iş ve bağlılıklar: Onunla münâsebâtımıZ pek İyi değildir; biz onunla münasebeti kestik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. relation. connection. intercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. connection. reason. means. comparison. contact. intercourse. pertinency. proprieties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in connexion with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the occasion of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uygun, muvafık, münasip: Bu iş pek münasebetli oldu. 2. Yakışır, yaraşır: Münasebetli bir kıyafet. (hâl) Münasebetli münasebetsiz = Münasebet olsun olmasın: Oraya münasebetli münasebetsiz gidiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportune. appropriate. securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasebeti olmayan, uygunsuz, yersiz: Bu iş münasebetsiz oldu. 2. Yakışıksız, yaraşmaz: Münasebetsiz bir kıyafet. 3. Söyleyeceğine ve yapacağına münasip vakit ve hâl düşünmeyen: Pek münasebetsiz adamdır. 4. Münasebet düşmeksizin, vesilesiz: Ben oraya münasebetsiz gidemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. inopportune. tactless. thoughtless. impertinent. impossible. improper. inapposite. incongruous. inconvenient. inexpedient. irrational. malapropos. naughty. out of the way. unbecoming. undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impertinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inopportuness. unseemliness. tactless action. tactlessness. impertinence. impolicy. inconvenience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seb» den imef.) (mü. müsebbaa). 1. Yedi parçadan yapılmış, yedili. 2. Yedi kat, yedi ile çarpılan. 3. (matematik) Yedi köşesi veya açısı olan, yedi köşeli: Şekl-I müsebbâ. 4. (edebiyat). Yedi mısrâdan meydana gelen manzume.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A. «şeb’» den imef.) (mü. müşebbaa). 1. Doymuş, tok. 2. (kimya) Bir maddeden erimiş hâlinde tutabileceği miktarı alıp fazla eritemeyen (sıvı), Fr. satur6 («meşbû» da denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «sebeb» den imef.) (mü. müsebbebe). Sebep verilip vücuda getirilmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Şibh» den imef.) (mü. müşebbehe). Benzetilen, teşbih olunan. Müşebbehün-bih = Kendisine teşbih olunan (cesur adamı arslana teşbih ettiğimizde «cesur» müşebbeh ve «arslan» müşebbehün-bih’tir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine benzetilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebeb» den İf.) (mü. müsebbibe). 1. Sebep ve vesile olan, icap ettiren. 2. Kuran, vücuda getiren, icat eden, tertip ve teşkil eden. Müsebbib-i hakîkî, müsebbibü’l-esbâb = Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. causer. author. instigator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebbek» ten imef.) (mü. müşebbeke). Ağ ve kafes gibi, dallı budaklı, birbirine geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebk» den if.) (mü. müteşebbeke). Ağ gibi birbirine geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den İf.) (mü. müteşebbihe). Benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebes» den İf.) (mü. müteşebbise). Teşebbüs eden, yapışan, girişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur. enterprising. entrepreneur girişimci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur. enterprising. go ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسب] kazanılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسبات] bilgi birikimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسبه] kazanılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناسبات] münasebetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسبب] yol açan, sebep olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متشبث] girişen, teşebbüs eden. 2.girişimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tırnak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخن] tırnak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ensâb). Soy, şecere: Bütün insanların nesebi Hazret-i NÜh’a çıkar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نسب] soy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nesebce, soyca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neseb» den imen.) (mü. nesebiyye). Nesil ve nesebe ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legitimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisi makam ve dizilerinde tam sekizli ve beşlilerin toplam sayısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atın yem torbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yuların atın burnu üzerinden geçen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) burun kanaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Orta Asya’da bir ırmak. 2.Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. 3.Yüksek, yüce Hun anlamında.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پشه بند] cibinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرخون] kan dolu, kanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zakkum, ağıağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül koncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ruhinur).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [روز و شب] gündüz gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Seb’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece, Ar. leyi: şeb-i hicrân = hicranla geçirilen gece; şeb-ü rûz = gece gündüz; şeb-i yeldi = yılın en uzun gecesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبع] yedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب] gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sövme, Ar. ta’n, Fars. düşnâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb gece, çerağ = ışık). Bir cins değerli taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. şeb = gece, efrûhten = parlamak). Gece parlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hâsten = kalkmak). Gece kalkan, gece kalkıp ibâdet eden veya çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hûn = kan). Gece baskını, düşmanı gece vakti ansızın basma. »

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gelin gecesi 2. Mevlânâ’nın öldüğü gece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شب عروس] düğün gecesi. 2.Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ölüm gecesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شب یلدا] yılın en uzun gecesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, periden = uçmak). Gece kuşu, yarasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece renginde, siyah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, reften = gitmek). Gece giden, yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Geceden sabaha kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, tâften = parlamak). Ateşböceği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece gündüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, zinde = diri, dâşten = tutmak). Geceyi diri tutan, gaflet uygusuyla geçirmeyip ibâdetle canlandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemen’in meşhur bir eski şehri. Belkıs’ın taht şehri olup, eski eserlerde de adı çok geçer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yedi. İslam öncesi Sami ve Arap kavimleri yedi sayısının kutsal bir nitelik taşıdığına inanırlardı, “yedi” sayısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gençlik: ahd-i şebâb = gençlik zamanı («şebâbet» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شباب] gençlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gençlik, tazelik. -Türk dil kuralına göre «b/p» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şebâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Şebâbiyye). Gençliğe ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. et yağı gibi, yağa ait; yağ salgılayan. sebaceous gland anat. saç köklerinin altında bulunan ve yağ ifraz eden gudde, yağ bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabahat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Suda yüzme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Benzeme, benzeyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شباهت] benzerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. sebîke). (bk.) Sebîke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esbak). Ders, öğrencinin bir defada öğretmenindeln alıp öğrendiği şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Geçti. Mâ-sebak = Geçen, daha önce olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبق] ders.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeb). Geceler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبان] geceler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir gece ve gündüzün toplamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geceye ait, gecelik, gece vakti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece vakti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبانگاه] geceleyin, gece vakti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yerinde durma, sâbit ve kararlı olma, devamlılık, yerinden veya sözünden oynamama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perseverance. constancy. permanency. fastness. persistence. pertinacity. strenght of purpose. resoluteness. steadfastness. steadiness. stoutness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. perseverance. persistence. tenacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The eleventh month of the ancient Hebrew year, approximately corresponding with February.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmness. perseverance. tenacity. constancy. persistence. decision. determinatedness. determination. insistence. patience. permanency. stability. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثبات] yerinden kımıldamama, kararından vazgeçmeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sabit).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hold fast to one's purpose. to show resolution. to persevere. hang in. persist. stand. stand one's ground. stand to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sebatlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ثباتکار] sebat eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perseverant. constant. stable. pertinacious. sedulous. steadfast. sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflexible. permanent. sedulous. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who is not steadfast. erratic. inconsistent. infirm. variable. various. weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of steadfastness or perseverance. infirmity of purpose. instability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شباویز] ishak kuşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سه با دو] üç ve iki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SE BA DÜ) (i. F ). Tavla zarlarından birinin üçü, öbürünün ikili düşmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şehadet parmağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبابه] işaret parmağı, şehadet parmağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sibâhet» den imüb.). Suda yüzen, yüzücü, yüzgeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEBBÜY) (i. F. şeb = gece, bûy = koku). Güzel kokulu bir çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleeding heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(matthiola): Turpgiller familyasından; güzel kokulu, kırmızı, açık sarı veya mor çiçekleri olan çok yıllık bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب بوی] şebboy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sebep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبب] sebep, neden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sebebiyye). Sebeple alâkalı, sebebe ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (masdara masdar edatı ilâvesiyle yapılmış uydurma bir sözdür). Sebep olma, icab ettirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causality. used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سببيت] sebep olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sebep olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبد] sepet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب افروز] geceyi aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Geceyi aydınlatan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıçı kırmızı, tüysüz bir çeşit maymun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ağ, balık ağı. 2. Kafes, demir kafes veya parmaklık ve bilhassa bir mezarın sandûkasını çeviren ka• fes. 3. Bir memleketteki demiryolları, karayolları v.s.: Demiryolu şebekesi. 4. Iskara. 5. (anatomi) Ağ ve kafes şeklinde zar vesaire. 6. Üniversite talebesi pasosu için kullanılan tâbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. network. system. graticule. grid. gridiron. plexus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

network. system. grating. band. gang. student's pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

network. ring organized for criminal purposes. system. network. identity card of a university student. grate. lattice. gridiron. net. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شبکه] ağ. 2.balık ağı. 3.dokular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Şebekiyye) (anatomi). Ağ ve kafes şeklinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (zooloji). Primatların alt takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Gözde meydana gelen hafif bir perde ki, dumanlı görmeye sebep olur, Fr. pannus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece kuşu, yarasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esbâb) (asıl mânâsı «ip» tir). 1. Bir şeyin meydana gelmesini gerektiren şey. Ar. bâis, mûcib. 2. Vesile, bahâne, münasebet: Kavga çıkarmak için sebep arıyor. 3. Vasıta, Alet. Bilâsebeb = Sebepsiz. Sebep tahtında = Hususî bir maksatla, kendiliğinden olmayarak. Sebeb-i hayat = Baba, Ar. vâiid. Esbâb-ı mûcibe = Bir işi gerektirip meydana getirmeye sebep olan şeyler: Bu cinayetin esbâb-ı mûcibesi bulunamadı. Li sebebi = Bir sebepten, bir işten dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reason. cause. occasion. ground. subject. why. account. causation. consideration. inducement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. score. cause. reason. source. means. occassion. reason neden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causa. cause. pretext. excuse. means. medium. ground. motive. account. bond. casus. inducement. motivation. peg. reason. score. source.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause. to bring about. beget. breed. bring on. call forth. conduce. induce. to be the occasion of sth. to give occasion to sth. occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinden geçinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get a share of the pie. to get a piece of the action. to get a share of sth good that is come to sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for no evident reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without any reason. innocent of reason. causeless. groundless. gratuitous. unprovoked. wanton. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a cause/reason. for no reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is done for no apparent reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,.). Yük hayvanına takılan gem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگرد] bekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگير] geceleri uyuyamayan, uykusuzluk çeken. 2.sabah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gece öten bir cins bülbül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gençlik, tazelik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den smüş.) (mü. şebîhe). Benzer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شبيه] benzer, benzeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüzme, yüzüş.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبيخون] gece baskını.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sebâik). Eritilip parça şeklinde dökülmüş maden, külçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبيکه] külçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free distribution of water. public fountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سبيل] yol. 2.su dağıtım yeri, sebil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Yol, büyük cadde. 2.Su dağıtılan y(Erkek İsmi) Hayır için parasız dağıtılan su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sübül). 1. Yol, cadde. Ebnây-i sebil = Yolcular. Fi sebîl-Ullah = Hak yolunda, sevap için, hayrat olarak. 2. Allah rızası için her zaman parasız su dağıtılan hususî yapı: Lâleli Camii’nin sebili. 3. Hayır maksadıyla sokakta parasız dağıtılan su. Sebil etmek = mec. Parasız olarak dağıtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah rızası için gelip geçenin su içmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sokakta kırba ile su gezdirip parasız dağıtan ve bu vesile ile ekseriya dilenen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eski iranlılar’da harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شبستان] yatak odası. 2.harem dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Geçme, takaddüm etme, ileride bulunma, evvelce geçmiş ve vuku bulmuş olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). 1. Bir madeni eritip kalıba dökme. 2. (edebiyat-gramer) Cümlenin tertip ve tanzimi,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden Akdeniz’de kullanılan kıç tarafı dar ve uzun bir çeşit karavele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبک] üslup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İfadede sözlerin birbirini tutması: Sebk-ü rabtı yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (geçme mânâsıyla sebk yerine kullanılıyorsa da Arapça’da mânâsı başka olup Türkçe’de hiç kullanılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبقت] geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبلا] uzun kirpikli göz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Uzun, kirpikli göz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew. dew çiy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبنم] çiy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Havada buhar durumundayken gecenin serinliğiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde toplanan su damlacıkları, çiğ.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çiy, Ar. nidâ, Fars. jâie.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gecenin nuru, gecenin ışığı, aydınlığı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب پره] yarasa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ölçülü, deneyimli. Sahabeden bu ismi taşıyanlar olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شب رنگ] siyah. 2.gece rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cumartesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yazma, kaydetme, yazıp zabtetme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثبت] kayda geçirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبتاب] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Testi, şarap kabı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبو] testi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sibâ). Yırtıcı hayvan, arslan ve kaplan gibi vahşî hayvan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Küçük kap. Küçük testi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hafif, çabuk, serî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. 2.Sevgili, aziz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sebük = hafif, bâr = yük). 1. Hafif yüklü, yanında çok eşya bulunmayan. 2. mec. Hızlı giden, ayağına hafif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. mağz = beyin) (c. sebük-mağzân). Hafif beyinli, akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. mizâç = huy, tabiat). Hafif mizaçlı, hafif meşrepli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pây = ayak). Ayağı çabuk, ayağına çabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pervâz = uçma). Hızlı uçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, reften = gitmek, yürümek). Çabuk giden, süratle yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. rûh = can). Ağır canlı olmayan, sohbeti hoş ve güzel.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hızlı, atak, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sebük).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب و روز] gece gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبک] hafif. 2.kıvrak, çevik. 3.çabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبک مز] dangalak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سبک مزاج] hoppa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبک پای] ayağına çabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبک سر] dangalak. 2.aşağılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.i A.). Düşman memleketindeki erkek ve kadın ahaliyi esir edip götürme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yılın en uzun gecesi (22 Aralık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeşil. Sebz-pûş = Yeşil giyinen. Sebz-fim = Yeşil renkli, yeşil boyalı. Hatt-ı sebz = Genç delikanlılarda sakal ve bıyıktan evvel gelen ince tüy.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبز] yeşil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yeşillik, çimen, çayır. 2. Yemek pişirmeye mahsus yeşillik, zerzevat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. vegetable. vegetables. greens.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. green plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. cross- over store. garden ware. produce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبزه] çimenlik. 2.sebze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable soup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable soup. pottage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeşillik biten, yeşillikle örtülü yer; çayırlık, çimenlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable seller. greengrocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable seller. greengrocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) (sebze’nin çokluğu. Türkçe şekli: zerzevat). Pişirilerek yemekte yenen, salata ve turşusu yapılan: Bamya, patlıcan, domates, fasulye, lahana vesair yeşillikler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب زنده دار] geceleri ibadet eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Yedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şib’» den smüş.). Tok, karnı tok, doymuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seb’iyye) (tıb). Yedi günde bir gelen (sıtma vs.).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبعين] yetmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبعون] yetmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söz, lâkırdı, Ar. kelâm, nutuk. (bk.) Suhan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hafif ve lezzetli su. Cennet’te bir çeşmenin ismidir. 2. Çeşitli deliklerden su akıtan sebil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Tatlı ve hafif su. 2.Cennette bir çeşmenin adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Asil kan, soylu kan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Ceyhun ile paralel akıp Aral’a dökülen büyük ırmak ki «Sır-Deryâ» da denir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Seyhan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ned, -ning) sakınmak, bir kimseden kaçınmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bir yana döndürmek, yolunu değiştirmek; yan yola geçirmek (katar veya vagon); elek. cereyanın bir kısmını diğer bir telden geçirmek; bir yana dönmek, yan yola sapmak; başından atmak; i. bir yana dönüş; d.y. yan hat, yan yol; elek. cereyanı ayıran

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sessizce ve gizlenerek avlama; k.dili. sessizce ve ihtiyatla bir şeyin peşinden gitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, ısı, kızgınlık, hararet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Katılık, peklik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Sıcaklık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سخونت] sıcaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tevâhîn). Değirmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Y.’dan, botanik) Güzel kokusu olan bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tarragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(artemisia dracunculus): Bileşikgiller familyasından; anayurdu Sibirya olan ıtırlı bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken tuz ve suyu atar. Hazımsızlığı giderir. Mide hastalıklarında faydalıdır. Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Aybaşı kanamalarının ağrısız olmasını sağlar.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kızıl söğüt, tarhun.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. teşebbüh). Benzemeler, andırmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. teşebbüsât). 1. (işe) Yapışma, sarılma, itina ile başlama, girişme. 2. (hukuk) Cezayı gerektiren bir işe davranma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attempt. enterprise. approach. bid. fist. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attempt. enterprise. undertaking. initiative. effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business concern. attempt. enterprise. undertaking. project. initiative. business venture. go. guts. proposition. shot. smack. step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebâtstan). Sebat gösterme, dayanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشبث] girişim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

girişmek, girişimde bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشبثات] girişimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gök gürlemesi; f. gümbürdemek, gürlemek; ağır söz veya tehdit savurmak; şiddetle söylemek, ateş püskürmek. steal one's thunder başkasının fikrini kendi fikri diye satmak. Who in thunder are you ? Kim oluyorsun sen ?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Allah kahretsin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıldırım; şaşırtıcı şey; yıldırım gibi hareket eden kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gök gürlemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırtına bulutu; asık surat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırtınaya alâmet olan bulut yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürleyen; uğultulu; k.dili. çok büyük, daniska. thunderingly z. gürleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gök gürlemesi hasıl eden, gök gürlemesi gibi ses çıkaran. thunderous applause alkış tufanı. thunderously z. gök gürlemesi gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şimşekli yıldırımlı fırtına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıldırım çarpmış, yıldırım vurmuş; büyük hayrete düşmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., leh., bak. think.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tazyikli hava ile işleyen kuvvetli fren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by