şeb-reng ne demek? | şeb-reng anlamı nedir? | şeb-reng

şeb-reng anlamı nedir?

şeb-reng ne demek?

şeb-reng anlamı nedir?

şeb-reng | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: seb reng

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece renginde, siyah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب باده رنگ kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İlk çağ’ın 7 hârikası. 7 şaşılacak şey. 1. Mısır’ ın ehramları. 2. Bâbil’in asma bahçeleri. 3. Zeus’un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes’ te Artemis mâbedi. 6. Bodrum (Halikarnas)da Mosoleos’un türbesi. 7. İskenderiye deniz feneri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biscuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İ.) (Erkek İsmi) - 1.Temiz ruhlu ve çabuk. 2.Toy. 3.Namus konusunda titiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Ot cinsinden olan bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik) (mü. aşebiye). Ot çeşidinden olan (fr. herbace).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş renginde, kızıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copper color.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sür’atli, seri, hızlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sür’atli, seri, hızlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Renksiz. 2. Renksiz, taslak hâlinde bulunan resim. 3. Tasavvufta, ilâhî cevher.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Renksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-irâb = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-İrib = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sebepsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمناسبه] bir münasebetle, sırası geldiğinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی ثبات] dayanıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی سبب] dayanıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Sırası düşünce, sırası gelince, sırasında, sırasını bularak, sırasını getirerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çarşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چارشب] çarşaf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çan-ve zil sesi, kılıç ve topuzun çarpışmasından çıkan ses.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). peynirli köfte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indigo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Her açıdan kolay izleme için değişebilir açılı yüksek kaliteli geniş LCD ekran. Bu özellik ile çekilecek alanı belirlerken kamerayı yukarı veya aşağı doğru eğerek kadrajı rahatlıkla ayarlayabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dün gece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gecikme, yavaşlık. Ar. teenni, teahhur. 2. Dinlenme, karar, istirahat. Fars. Arâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tenacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیشب] dün gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİVAN-I MUHASEBAT) (i. F. A.). Muhasebeler dîvânı, Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesîb» den itaf.). Daha münasip, daha veya pek lâyık ve şayan: O adam bu ise ensebdir; cümlenin ensebi odur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eren).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Eren). - Eren ve gül isimlerinden birleşik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysterious. enigmatic. enigmatical. eery. veiled in secrecy. bottomless. eerie. uncanny. weird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enigmatic. inscrutable. magical. mysterious. occult. uncanny. unearthly. inscrutable esrarlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysterious. enigmatic. esoteric. occult. uncanny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اسرارانگيز] gizemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taht.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اورنگ] taht.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tahtta oturan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taht süsleyen, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zühre, çoban yıldızı, Venüs gezegeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah yolunda. mec. Karşılık beklemeksizin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرنگ] Batı, Avrupa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suların dışarıya akması için gemilerin güvertesinde bordalara açılan delik. 2. Kilidin bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 32 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی سبيل الله] Tanrı rızası için, Tanrı yolunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİRENGİ) (i. F.). t. Avrupalılar’a ait veya mahsus: Raks-ı Frengi. 2. Bir tenasül uzvu hastalığı ki, vaktinde tedavi görmezse öldürücü olmaktan başka, nesilden nesle geçer; bize Avrupa’dan veya Avrupa’ya da Amerika’dan geçmiştir: Frengiye tutulmak, frengisi olmak. 3. Gayet kuvvetli ince ip. 4. Kilidin bir kısmı, (denizcilik) Frengi locası = Denizden fırtına ile içeriye giren veya gemi yıkanırken biriken suyun çıkması için bordaya açılan delikler. Frengi lombarı = Yine bu maksatla açılan ufak lombarlar, delikler. Frengi morulası = Frengi deliklerini tıkamaya yarayan tıpalar.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Zührevi bir hastalıktır. Bulaşıcıdır. Tıp dilinde sifilis denir. Frengili kadının doğurduğu çocuğa, doğuştan geçmesi şekli istisna edilirse; hemen hemen her zaman cinsel ilişkiyle geçer. Mikrop vücuda girdikten 3 hafta sonra belirtilerini göstermeye başlar. Mikrobun vücuda girdiği yerde, yani erkeklerde peniste, kadınlarda vajinada Şankr adı verilen bir yara meydana gelir. Bu yara dudakta, meme ucunda, makatta veya parmaklarda da görülebilir. Zamanla akıntılı bir yara haline gelip; çevresi kızarır ve sertleşir. Mikrobun vücuda girmesinden 6-12 hafta sonra hastada; baş ağrıları, ateş, boğaz ağrısı, deri döküntüleri ve iştahsızlık, görülmeye başlar. 6 ay sonra ise, mikrop vücudun belli başlı organlarına oturur. Tedaviye en kısa zamanda başlanması gerekir. Penisilin tedavisi ile iyi sonuç alınır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Saparna, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 50 gram saparna konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis. the pox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syphilis. pox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firengî Fer’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Frengi hastalığına tutulmuş, frengisi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Frenkler’in memleketi, Frenkler’le meskûn yer, Avrupa: Frengistan’a seyahat etti. Bu mânâda eskiden Fransa için kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çocuk annesine sormuş: ‘Anne gelinlerin giysisi niçin beyaz renkte?’ Annesi cevaplamış: ‘Beyaz renk masumiyetin ve mutluluğun sembolüdür.’ Çocuk tekrar sormuş: Teki o zaman damatlar niçin siyah giyiyorlar?’

Eski Roma’da gelinliklerin rengi sarıydı. Gelinler yine sarı renkte peçe takıyorlardı. Peçe evli ve bekar kadınları ayırt ediyordu. Ortaçağlarda ise gelinliğin rengi üzerinde pek durulmadı. Kumaşın kaliteli ve gösterişli olması daha önemliydi. Herkes en iyi elbiselerini giyiyordu, renk de herkesin kendi tercihine göreydi.

Beyaz gelinlik adetinin yaygınlaşması 16. yüzyılda olmuştur. Bu yıllarda kraliyet ailesi gelinlerinin gümüşi renkte gelinlik giymeleri gelenekti. Kraliçe Viktorya bunu reddetti ve beyaz gelinlik giymekte ısrar etti.

Bundan sonra İngiliz ve Fransız yazarlar, beyaz rengin masumiyetin simgesi olduğu konusunu işlemeye başladılar. O dönem ahlakına göre bekaret evliliğin vazgeçilmez koşulu olduğu için beyaz gelinlik adeti tuttu. Evlenirken beyaz giysi giymek genç kızların bekaretlerini topluma ilan etmelerinin vasıtası oldu.

Gelinlikle ilgili bazı batıl inançlar da var. Bunlara göre gelinin gelinliğini bizzat kendisi dikmesi, damadın düğünden önce gelini gelinlikle görmesi, gelinin gelinliği düğünden önce giymesi uğursuzluk getiriyor.

Söz evlenmeden açılınca evlilik yüzüğünden de bahsetmek gerekiyor. İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır’da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.

Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir adet olarak kaldı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bektaşi üzümü, (bot.) Ribes grossularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül renginde, güzel penbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گل رنگ] gül rengi, pembe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü ile, rasgele, düzensiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değer, kadir, şahsî, kıymet. İnsanın kendi tabiî değeri, neseb mukabili: Bu adamın haseb ve nesebir vardır (böyle beraber kullanılması aynı mânâda olmaları zannına sebebiyet vermiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İtibar, «be» edatıyle beraber «bihaseb» kullanılır ki, itibariyle, göre, -ce demektir Behasebülİrâb = Irâb itibariyle, İrâbca. Türkçe «ile» veya «-ce» edatıyle de kullanılır: Akrabalık hasebiyle, hasebince: Münasebetiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cem’i haşebe, haşebât gelirken biz yanlış olarak ahşab kullanıyoruz). Ağacın odun kısmı, kerestesi, aslı: Ceviz ağacının haşebi iyi cilâ alır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خشب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. haşebât). Ağaç, odun, yonga.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصبه] kızamık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Odun yapısında, odun gibi, oduna ait, odun cinsinden 2. (botanik) Ağaç gibi, ağaca benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. T). Dolayısıyle, -den ötürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because of. by reason of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. astronomi). Büyük ve Küçükayı’yı meydana getiren yedi yıldız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yedi renk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هفت اورنگ] yedi yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir renkte bulunan, renkleri bir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., z. at sırtı; z. at sırtında, ata binerek. on horseback ata binmiş, at üstünde, beygirle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. binektaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at terbiyecisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüzen ev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uşak, erkek hizmetçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev soyan hırsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dışarıda veya belirli bir yerde pislemeye alıştırılmış (köpek, kedi); halim selim, munis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kahvenin renginde olan. bk. Kahve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. brown. coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brownish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auburn. chestnut. maroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brick colour (ed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرم شب افروز] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Köşe tutturan; köşeyi tutturmaya yarayan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle iron. brace clamp. brace. gusset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusset. angle iron. cornerpiece. bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chocolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ash gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gray. ash gray. ashen. grey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lividity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Lâl renkli, kırmızı, al.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama edâtı, sebak «sebk» den geçmiş zaman, 3. müz. şahıs). Sebk eden, geçen, geçmiş: Mâ-sebakı unutmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماسبق] geçen, geçmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهول النسب] onun bunun çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kisb»den mimli masdar) (c. mekâsib). 1. Kazanç, kâr. 2. Kazanca vasıta olan iş: Bu, benîm meksebimdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözlük yazarı, sözcük anlamı uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act of god. act of providence. act of got. force majeure. circumstances beyond one's control. acts of God. fortuituous / unforeseeable event / circumstances. case of absolute necessity. superior force. main act. impossibility of performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hesap işleri. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay, (bk.) Muhâsebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHASEBE) (i. A. «hisâb»dan) (c. muhâsebât). 1. Hesaplaşma, sayışma, hesap görme: Sizinle bir muhasebemiz vardır. Kendisiyle kat’-ı muhasebe ettik = Hesabımız kalmadı. 2. Hesap ilmi ve usûlü, muntazam hesap ve defter tutma usûlü: Muhasebede mahareti vardır; muhasebeden hiç anlamam. 3. Bir resmî dairenin hesap şubesi, gelir ve giderlerin hesaplandığı, ödemelerin yapıldığı şube veya kalem: Muhasebe-i vilâyet; muhasebe kalemi; muhasebe mümeyizi; muhasebe kâtipleri. Devr-i muhasebe = Selefin halefe hesap verip defter, senet, mevcut nakit vs.’yi teslim etmesi. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping. accountancy. business office. cashier's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. bookkeeping. accounting or bookkeeping department of a firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparatorluk devrinde bir nezâretin (bakanlığın) hesap ve para işlerine bakan yüksek memur: Maliye, maarif muhasebecisi. 2. İmparatorluk devrinde bir sancağın (vilâyet = ilin) hesap ve para işlerine bakan memur: Saruhan, Kütahya muhasebecisi (vilâyetinkine «eyalet» defterdâr ve kazânınkine mal müdürü denirdi). 3. Bir şirkette aynı işle uğraşan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. controller. chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. bookkepeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeper accountant. bookkeeper. bursar. chamberlain. bookkeeping clerk. entering clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bakanlık veya resmî dairenin yahut bir vilâyetin muhasebe işlerine ve mâlî işlerine başkanlık eden zatın memuriyet ve vazifesi: Dahiliye, adliye, posta ve telgraf, Amasya muhasebeciliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy. accountant. bookkeeping. the profession of an accountant. clerkship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kisb» den imef.) (mü. müktesebe). Kazanılan, kazanılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. c.). Edinilen bilgiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münâsebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNASEBET) (İ.A. «nisbet» ten masdar) (c. münâsebât). İki şey arasındaki nisbet, uygunluk, muvafakat: Hâli ile kıyafeti arasında münasebet yoktur. 2. Yakışma, uyma: Münasebet almaz. 3. Alâka, yakınlık, bağlılık: Kendisiyle biraz münasebetimiz vardır; onun bizimle münasebeti vardır. 4. Vesile: Bir münasebetle kendisine işi açtım; münasebet düşerse söylerim. Ne münasebet? = Oyle şey mi olur? Bunun imkânı var mı? S. İki şahıs veya topluluk arasındaki iş ve bağlılıklar: Onunla münâsebâtımıZ pek İyi değildir; biz onunla münasebeti kestik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. relation. connection. intercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. connection. reason. means. comparison. contact. intercourse. pertinency. proprieties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in connexion with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the occasion of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uygun, muvafık, münasip: Bu iş pek münasebetli oldu. 2. Yakışır, yaraşır: Münasebetli bir kıyafet. (hâl) Münasebetli münasebetsiz = Münasebet olsun olmasın: Oraya münasebetli münasebetsiz gidiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportune. appropriate. securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasebeti olmayan, uygunsuz, yersiz: Bu iş münasebetsiz oldu. 2. Yakışıksız, yaraşmaz: Münasebetsiz bir kıyafet. 3. Söyleyeceğine ve yapacağına münasip vakit ve hâl düşünmeyen: Pek münasebetsiz adamdır. 4. Münasebet düşmeksizin, vesilesiz: Ben oraya münasebetsiz gidemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. inopportune. tactless. thoughtless. impertinent. impossible. improper. inapposite. incongruous. inconvenient. inexpedient. irrational. malapropos. naughty. out of the way. unbecoming. undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impertinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inopportuness. unseemliness. tactless action. tactlessness. impertinence. impolicy. inconvenience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seb» den imef.) (mü. müsebbaa). 1. Yedi parçadan yapılmış, yedili. 2. Yedi kat, yedi ile çarpılan. 3. (matematik) Yedi köşesi veya açısı olan, yedi köşeli: Şekl-I müsebbâ. 4. (edebiyat). Yedi mısrâdan meydana gelen manzume.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A. «şeb’» den imef.) (mü. müşebbaa). 1. Doymuş, tok. 2. (kimya) Bir maddeden erimiş hâlinde tutabileceği miktarı alıp fazla eritemeyen (sıvı), Fr. satur6 («meşbû» da denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «sebeb» den imef.) (mü. müsebbebe). Sebep verilip vücuda getirilmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Şibh» den imef.) (mü. müşebbehe). Benzetilen, teşbih olunan. Müşebbehün-bih = Kendisine teşbih olunan (cesur adamı arslana teşbih ettiğimizde «cesur» müşebbeh ve «arslan» müşebbehün-bih’tir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine benzetilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebeb» den İf.) (mü. müsebbibe). 1. Sebep ve vesile olan, icap ettiren. 2. Kuran, vücuda getiren, icat eden, tertip ve teşkil eden. Müsebbib-i hakîkî, müsebbibü’l-esbâb = Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. causer. author. instigator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebbek» ten imef.) (mü. müşebbeke). Ağ ve kafes gibi, dallı budaklı, birbirine geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebk» den if.) (mü. müteşebbeke). Ağ gibi birbirine geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den İf.) (mü. müteşebbihe). Benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebes» den İf.) (mü. müteşebbise). Teşebbüs eden, yapışan, girişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur. enterprising. entrepreneur girişimci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur. enterprising. go ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسب] kazanılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسبات] bilgi birikimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسبه] kazanılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناسبات] münasebetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسبب] yol açan, sebep olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متشبث] girişen, teşebbüs eden. 2.girişimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ensâb). Soy, şecere: Bütün insanların nesebi Hazret-i NÜh’a çıkar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نسب] soy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nesebce, soyca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neseb» den imen.) (mü. nesebiyye). Nesil ve nesebe ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legitimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hile. 2. Sihir, tılsım, büyü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نيرنگ] afsun. 2.hile, düzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haritasını çıkarmak için bir alanı üçgenlere bölmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triangulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triangulation. landing mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

triangulation point. triangulation station. landmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisi makam ve dizilerinde tam sekizli ve beşlilerin toplam sayısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atın yem torbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yuların atın burnu üzerinden geçen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) burun kanaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yaban gülü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پشه بند] cibinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رنگ] renk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «gönül rengi») (musiki). Türk musikisinde bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رنگارنگ] renkli, renk renk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birkaç renkte olan, renk renk, alaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

particolored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colourful. variegated. multicolored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motley. particoloured. pied.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discolour. fade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F-). 1. Rengi olan, parlak renkli. 2. mec. Güzel, süslü. 3. Süslü (şiir, söz): Bir mısra-ı rengîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ رنگين] renkli. 2.hoş, havalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Renkli, parlak renkli. 2.Güzel, hoş. Süslü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nar renginde olan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zakkum, ağıağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül koncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [روز و شب] gündüz gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Seb’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece, Ar. leyi: şeb-i hicrân = hicranla geçirilen gece; şeb-ü rûz = gece gündüz; şeb-i yeldi = yılın en uzun gecesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبع] yedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب] gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sövme, Ar. ta’n, Fars. düşnâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb gece, çerağ = ışık). Bir cins değerli taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. şeb = gece, efrûhten = parlamak). Gece parlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hâsten = kalkmak). Gece kalkan, gece kalkıp ibâdet eden veya çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hûn = kan). Gece baskını, düşmanı gece vakti ansızın basma. »

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gelin gecesi 2. Mevlânâ’nın öldüğü gece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شب عروس] düğün gecesi. 2.Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ölüm gecesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شب یلدا] yılın en uzun gecesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, periden = uçmak). Gece kuşu, yarasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece renginde, siyah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, reften = gitmek). Gece giden, yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Geceden sabaha kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, tâften = parlamak). Ateşböceği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece gündüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, zinde = diri, dâşten = tutmak). Geceyi diri tutan, gaflet uygusuyla geçirmeyip ibâdetle canlandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemen’in meşhur bir eski şehri. Belkıs’ın taht şehri olup, eski eserlerde de adı çok geçer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yedi. İslam öncesi Sami ve Arap kavimleri yedi sayısının kutsal bir nitelik taşıdığına inanırlardı, “yedi” sayısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gençlik: ahd-i şebâb = gençlik zamanı («şebâbet» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شباب] gençlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gençlik, tazelik. -Türk dil kuralına göre «b/p» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şebâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Şebâbiyye). Gençliğe ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. et yağı gibi, yağa ait; yağ salgılayan. sebaceous gland anat. saç köklerinin altında bulunan ve yağ ifraz eden gudde, yağ bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabahat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Suda yüzme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Benzeme, benzeyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شباهت] benzerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. sebîke). (bk.) Sebîke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esbak). Ders, öğrencinin bir defada öğretmenindeln alıp öğrendiği şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Geçti. Mâ-sebak = Geçen, daha önce olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبق] ders.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeb). Geceler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبان] geceler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir gece ve gündüzün toplamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geceye ait, gecelik, gece vakti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece vakti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبانگاه] geceleyin, gece vakti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yerinde durma, sâbit ve kararlı olma, devamlılık, yerinden veya sözünden oynamama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perseverance. constancy. permanency. fastness. persistence. pertinacity. strenght of purpose. resoluteness. steadfastness. steadiness. stoutness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. perseverance. persistence. tenacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The eleventh month of the ancient Hebrew year, approximately corresponding with February.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmness. perseverance. tenacity. constancy. persistence. decision. determinatedness. determination. insistence. patience. permanency. stability. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثبات] yerinden kımıldamama, kararından vazgeçmeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sabit).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hold fast to one's purpose. to show resolution. to persevere. hang in. persist. stand. stand one's ground. stand to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sebatlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ثباتکار] sebat eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perseverant. constant. stable. pertinacious. sedulous. steadfast. sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflexible. permanent. sedulous. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who is not steadfast. erratic. inconsistent. infirm. variable. various. weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of steadfastness or perseverance. infirmity of purpose. instability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شباویز] ishak kuşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سه با دو] üç ve iki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SE BA DÜ) (i. F ). Tavla zarlarından birinin üçü, öbürünün ikili düşmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şehadet parmağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبابه] işaret parmağı, şehadet parmağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sibâhet» den imüb.). Suda yüzen, yüzücü, yüzgeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEBBÜY) (i. F. şeb = gece, bûy = koku). Güzel kokulu bir çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleeding heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(matthiola): Turpgiller familyasından; güzel kokulu, kırmızı, açık sarı veya mor çiçekleri olan çok yıllık bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب بوی] şebboy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sebep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبب] sebep, neden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sebebiyye). Sebeple alâkalı, sebebe ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (masdara masdar edatı ilâvesiyle yapılmış uydurma bir sözdür). Sebep olma, icab ettirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causality. used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سببيت] sebep olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sebep olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبد] sepet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب افروز] geceyi aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Geceyi aydınlatan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıçı kırmızı, tüysüz bir çeşit maymun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ağ, balık ağı. 2. Kafes, demir kafes veya parmaklık ve bilhassa bir mezarın sandûkasını çeviren ka• fes. 3. Bir memleketteki demiryolları, karayolları v.s.: Demiryolu şebekesi. 4. Iskara. 5. (anatomi) Ağ ve kafes şeklinde zar vesaire. 6. Üniversite talebesi pasosu için kullanılan tâbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. network. system. graticule. grid. gridiron. plexus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

network. system. grating. band. gang. student's pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

network. ring organized for criminal purposes. system. network. identity card of a university student. grate. lattice. gridiron. net. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شبکه] ağ. 2.balık ağı. 3.dokular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Şebekiyye) (anatomi). Ağ ve kafes şeklinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (zooloji). Primatların alt takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Gözde meydana gelen hafif bir perde ki, dumanlı görmeye sebep olur, Fr. pannus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece kuşu, yarasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esbâb) (asıl mânâsı «ip» tir). 1. Bir şeyin meydana gelmesini gerektiren şey. Ar. bâis, mûcib. 2. Vesile, bahâne, münasebet: Kavga çıkarmak için sebep arıyor. 3. Vasıta, Alet. Bilâsebeb = Sebepsiz. Sebep tahtında = Hususî bir maksatla, kendiliğinden olmayarak. Sebeb-i hayat = Baba, Ar. vâiid. Esbâb-ı mûcibe = Bir işi gerektirip meydana getirmeye sebep olan şeyler: Bu cinayetin esbâb-ı mûcibesi bulunamadı. Li sebebi = Bir sebepten, bir işten dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reason. cause. occasion. ground. subject. why. account. causation. consideration. inducement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. score. cause. reason. source. means. occassion. reason neden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causa. cause. pretext. excuse. means. medium. ground. motive. account. bond. casus. inducement. motivation. peg. reason. score. source.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause. to bring about. beget. breed. bring on. call forth. conduce. induce. to be the occasion of sth. to give occasion to sth. occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinden geçinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get a share of the pie. to get a piece of the action. to get a share of sth good that is come to sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for no evident reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without any reason. innocent of reason. causeless. groundless. gratuitous. unprovoked. wanton. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a cause/reason. for no reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is done for no apparent reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,.). Yük hayvanına takılan gem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگرد] bekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگير] geceleri uyuyamayan, uykusuzluk çeken. 2.sabah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gece öten bir cins bülbül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gençlik, tazelik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den smüş.) (mü. şebîhe). Benzer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شبيه] benzer, benzeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüzme, yüzüş.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبيخون] gece baskını.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sebâik). Eritilip parça şeklinde dökülmüş maden, külçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبيکه] külçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free distribution of water. public fountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سبيل] yol. 2.su dağıtım yeri, sebil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Yol, büyük cadde. 2.Su dağıtılan y(Erkek İsmi) Hayır için parasız dağıtılan su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sübül). 1. Yol, cadde. Ebnây-i sebil = Yolcular. Fi sebîl-Ullah = Hak yolunda, sevap için, hayrat olarak. 2. Allah rızası için her zaman parasız su dağıtılan hususî yapı: Lâleli Camii’nin sebili. 3. Hayır maksadıyla sokakta parasız dağıtılan su. Sebil etmek = mec. Parasız olarak dağıtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah rızası için gelip geçenin su içmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sokakta kırba ile su gezdirip parasız dağıtan ve bu vesile ile ekseriya dilenen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eski iranlılar’da harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شبستان] yatak odası. 2.harem dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Geçme, takaddüm etme, ileride bulunma, evvelce geçmiş ve vuku bulmuş olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). 1. Bir madeni eritip kalıba dökme. 2. (edebiyat-gramer) Cümlenin tertip ve tanzimi,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden Akdeniz’de kullanılan kıç tarafı dar ve uzun bir çeşit karavele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبک] üslup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İfadede sözlerin birbirini tutması: Sebk-ü rabtı yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (geçme mânâsıyla sebk yerine kullanılıyorsa da Arapça’da mânâsı başka olup Türkçe’de hiç kullanılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبقت] geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبلا] uzun kirpikli göz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Uzun, kirpikli göz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew. dew çiy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبنم] çiy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Havada buhar durumundayken gecenin serinliğiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde toplanan su damlacıkları, çiğ.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çiy, Ar. nidâ, Fars. jâie.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gecenin nuru, gecenin ışığı, aydınlığı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب پره] yarasa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ölçülü, deneyimli. Sahabeden bu ismi taşıyanlar olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شب رنگ] siyah. 2.gece rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cumartesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yazma, kaydetme, yazıp zabtetme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثبت] kayda geçirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبتاب] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Testi, şarap kabı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبو] testi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sibâ). Yırtıcı hayvan, arslan ve kaplan gibi vahşî hayvan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Küçük kap. Küçük testi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hafif, çabuk, serî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. 2.Sevgili, aziz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sebük = hafif, bâr = yük). 1. Hafif yüklü, yanında çok eşya bulunmayan. 2. mec. Hızlı giden, ayağına hafif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. mağz = beyin) (c. sebük-mağzân). Hafif beyinli, akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. mizâç = huy, tabiat). Hafif mizaçlı, hafif meşrepli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pây = ayak). Ayağı çabuk, ayağına çabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pervâz = uçma). Hızlı uçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, reften = gitmek, yürümek). Çabuk giden, süratle yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. rûh = can). Ağır canlı olmayan, sohbeti hoş ve güzel.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hızlı, atak, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sebük).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب و روز] gece gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبک] hafif. 2.kıvrak, çevik. 3.çabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبک مز] dangalak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سبک مزاج] hoppa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبک پای] ayağına çabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبک سر] dangalak. 2.aşağılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.i A.). Düşman memleketindeki erkek ve kadın ahaliyi esir edip götürme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yılın en uzun gecesi (22 Aralık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeşil. Sebz-pûş = Yeşil giyinen. Sebz-fim = Yeşil renkli, yeşil boyalı. Hatt-ı sebz = Genç delikanlılarda sakal ve bıyıktan evvel gelen ince tüy.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبز] yeşil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yeşillik, çimen, çayır. 2. Yemek pişirmeye mahsus yeşillik, zerzevat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. vegetable. vegetables. greens.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. green plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. cross- over store. garden ware. produce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبزه] çimenlik. 2.sebze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable soup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable soup. pottage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeşillik biten, yeşillikle örtülü yer; çayırlık, çimenlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable seller. greengrocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable seller. greengrocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) (sebze’nin çokluğu. Türkçe şekli: zerzevat). Pişirilerek yemekte yenen, salata ve turşusu yapılan: Bamya, patlıcan, domates, fasulye, lahana vesair yeşillikler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب زنده دار] geceleri ibadet eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Yedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şib’» den smüş.). Tok, karnı tok, doymuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seb’iyye) (tıb). Yedi günde bir gelen (sıtma vs.).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبعين] yetmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبعون] yetmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hafif ve lezzetli su. Cennet’te bir çeşmenin ismidir. 2. Çeşitli deliklerden su akıtan sebil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Tatlı ve hafif su. 2.Cennette bir çeşmenin adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Şemsiyeler ilk olarak 3400 yıl önce Mezopotamya’da, bir rütbenin, bir ayrıcalığın sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Bu ilk şemsiyeler Mezopotamyalıları yağmurdan değil, yakıcı güneşten korumak için kullanılıyordu.

Şemsiyeler yüzyıllar boyu hep güneşten korunmak için kullanıldı. Bugün bile bazı Afrika kabilelerinde şefin arkasında yürüyen bir şemsiye taşıyıcısı görülmektedir. Hatta İngilizce’de şemsiye anlamındaki ‘umbrella’ kelimesi, Latince gölge anlamına gelen ‘umbra’ kelimesinden türemiştir.

Milattan önce 1200 yıllarına gelindiğinde şemsiye Mısırlılarda biraz dini bir anlam kazandı. Gökyüzünün Tanrının vücudundan yapılmış, dünyayı koruyan bir şemsiye olduğuna inanıyorlardı ve başlarının üzerinde taşıdıkları şemsiye yüksek ahlak sembolü idi.

Romalılar şemsiye kültürünü Mısırlılardan aldılar ama onu hep kadınsı bir sembol olarak gördüler ve erkekler tarafından hiç kullanılmadı. Yağlı kağıttan yapılan şemsiyelerin yağmuru da geçirmediği görülünce, kadınlar tarafından yağmurda da kullanılmaya başlandı. Artık antik tiyatrolarda, yağmurda kadınlar şemsiyeler altında rahat rahat otururlarken, erkekler sırıl sıklam ıslanıyorlardı.

Avrupa’da şemsiyelerin yaygın olarak kullanılmasına 1700’lü yıllarda başlanmıştır. Bu yıllarda şemsiyelerin yünlü kumaşlarının üstü bir çeşit yağ ile sıvanıyordu. Bu yağ kumaşa su geçirmez bir özellik kazandırıyor ve siyah bir renk veriyordu. Siyah renkli bu şemsiyeler erkekler tarafından da benimsendi ve güneş için olan beyaz şemsiyeler kadınların, yağmur için olan siyahlar ise erkeklerin vazgeçilmez aksesuarları oldu.

Bir çeşit yağ ile sıvanan siyah şemsiyeler gerçekten yağmuru hiç geçirmiyorlardı ama ömürleri de pek uzun sürmüyordu. Zamanla daha kaliteli şemsiyeler üretildi, ancak siyah renk su geçirmezliğin bir garantisiymiş gibi algılanmaya devam edildi. Günümüzde yazın şemsiye kullanma adeti pek kalmadı ama yağmurda erkekler siyah şemsiye taşımada hala ısrarlı. Kadınlar ise cıvıl cıvıl renklerdeki şemsiyelerle dolaşıyorlar.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Serendil). - Baş gül. Güllerin birincisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Üç renk, üç renkli. 2. Eski bir çeşit kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Siyah renkli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuvvet, güç, takat; sertlik, keskinlik; mukavemet gücü, dayanıklılık; şiddet; tesir derecesi; askeri kuvvet; kuvvet kaynağı; metanet, manevi güç. on the strength of -e güvenerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. takviye etmek, desteklemek; kuvvet vermek, kuvvetlendirmek; kuvvetini artırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سرور انگيز] sevinçli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شعله رنگ] alev rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on. on. onlu. onluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colour. colouring. complexion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. teşebbüh). Benzemeler, andırmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. teşebbüsât). 1. (işe) Yapışma, sarılma, itina ile başlama, girişme. 2. (hukuk) Cezayı gerektiren bir işe davranma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attempt. enterprise. approach. bid. fist. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attempt. enterprise. undertaking. initiative. effort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business concern. attempt. enterprise. undertaking. project. initiative. business venture. go. guts. proposition. shot. smack. step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebâtstan). Sebat gösterme, dayanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشبث] girişim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

girişmek, girişimde bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشبثات] girişimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tazyikli hava ile işleyen kuvvetli fren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir renkte, rengi bir, alaca olmayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bir renkte olan. 2.Sözünün eri olan. 3.Meşhur bir çeşit lale.

İsimler ve Anlamları by