Sed Ve Bend | Sed Ve Bend ne demek? | Sed Ve Bend anlamı nedir?

Sed Ve Bend | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sed bend

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bus Association. a digital code used by the American Bankers Association to define a bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Bus Association; comprised of bus companies, operators and owners.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A three-part compositional form in which the second section contrasts with the first section The third section is a restatement of the first section in a condensed, abbreviated, or extended form.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sert, çatık kaşlı kimse. 2.Arslan (bkz.Esed, gazanfer, şiir). - Abbas b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)’ın amcası, Mekke’nin fethinde müslüman olmuştur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix used in many Muslim male names in conjunction with a divine attribute of God, meaning 'servant ' Examples include Abd-Allah , Abd al-Rahman , and Abd al-Khaliq. 'All but degree' or 'all but dissertation' - Not a formal degree; applies to someone

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Arabic word for a holy man or saint from any religion that is used mostly by archaeologists Arabs of today use the word as a slang term to describe the head of a family or father of children Back to Abu reading.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opener. any device used to open.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). accuracy. ac.curs.ed (s). lanetlenmiş, melun,meşum, nefret uyandıran, menfur.accursedly (z). meşum olarak, uğursuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Lânetlenmiş, melun, meşum; nefret uyandıran, menfur. accursedly (z). meşum olarak, uğursuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suclamak, itham etmek, cürüm isnat etmek accusa'tion (i). cürüm isnadı, suçlama, itham; töhmet accused (s). sanık, maznun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shot with which the receiver cannot even make contact with the racquet; used especially with reference to service.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Computing Environment: a consortium to agree on an open architecture based on the MIPS R4000 chip A computer architecture ARCS will be defined, on which either OS/2 or Open Desktop can be run.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Communication Exchange The current National Relay Service provider and emergency call person for the text based emergency call service. 1 a score of 1 on a hole 2 holing the first shot, or tee shot, on a hole Example: An ace or hole in one is u

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. clumsy. unskilled. untrained. learner. unbaked. inexpert. callow. green. guiltless. half-baked. inept. new. raw. simple. strange. sucking. unfledged. unseasoned. unversed. young. young in one's job. beginner. novice. stranger. trainee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. unskilled. unfamiliar with. unfledged. callow. inexperienced. amateur. clumsy. erk. fresh. gauche. inexpert. johnny raw. left handed. noncongnoscenti. novice. rude. strange. tiro. tyro. unhandy. unpractised. unversed.

Şifalı Bitki

(kuvasya ağacı): Sedefotugillerden; 2-3 metre boyunda küçük bir bitkidir. İnce kabuklarının üzerinde sarı benekler vardır. Çiçekleri kırmızıdır. Sıcak ülkelerde yetişir. Bu ülkelerde acı ağaç kabuklarından yapılan kaplardan su içenlerin kuvvetleneceğine inanılır. Hekimlikte; kökü, kabuğu ve odunu kullanılır. Etkili maddesi “Quassine”dir. Çok acıdır. Kullanıldığı yerler: İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.

Türkçe Sözlük

(i.). Sedefotugillerden küçük bir ağaç. Hekimlikte kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. sig

Türkçe - İngilizce Sözlük

on. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open city. open town. unenclosed // unenclosed town.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisede rahibe yardım eden memur; yardımcı kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It becomes ac- before qu, as in acquiesce. a public promotion of some product or service in the Christian era; used before dates after the supposed year Christ was born; 'in AD 200'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a public promotion of some product or service. in the Christian era; used before dates after the supposed year Christ was born; 'in AD 200'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Robert Adam : eminent architect who designed furniture for the houses he built or re-modelled; famous for his revival of the classical style, based on Ancient Greek and Roman taste, begun in England during the 1760's.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Defence Industries Ltd. 'Place of' or 'village of ' Used with village names like Adi Abun, 'Bishop's-ville'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used in medicine as a stimulant and hemostatic.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tavsiye etmek; öğüt veya nasihat vermek, akıl öğretmek; haber veya bilgi vermek; danışmak, istişare etmek, akıl sormak. ill-advised (s). akılsız, tedbirsiz well-advised (s). tedbirli, akıllı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alternative Frequencies List of the frequencies of the broadcast used for swap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Total of all funding sources. is the acronym for ash free and is used to characterize the ultimate analysis.

Türkçe Sözlük

(i. R.). Papa tarafından bir Hristiyan’ın kiliseden çıkarılması, dinden hariç addolunması. Aforoz etmek, aforoz okumak, aforoz olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. a title used when addressing a respected person who is older than the speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fucus or seaweed much used in the East for soups and jellies; Ceylon moss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gelatinlike substance, or a solution of it, prepared from certain seaweeds containing gelose, and used in the artificial cultivation of bacteria; often called agar, by abbreviation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In ancient Greek cities, the open marketplace, often used for public meetings.

Sağlık Bilgisi

Genellikle vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ağrılar için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal kabuğu, zeytinyağı

Hazırlanışı : Küçük bir şişeye; 1 su bardağı zeytinyağı konulur. Üzerine dört adet portakalın kabuğu ilave edilir. Güneş gören bir yerde, 15 gün bekletilir. Bu karışımdan, ağrıyan yerlere sürülür.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, Parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır.

Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayali de olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşulan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi, vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır. Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayalide olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirlerle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşılan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. Ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya; 1 kahve kaşığı kimyon konur. Ilındıktan sonra içilir. Günde, iki kere tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Attack Helicopter. expresses delight HI - used as a greeting OS - a bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Archway and Hospitals; AW - Archway Furnival; BD - Bedford; BG - Bounds Green; CF - Chase Farm Hospital; CH - Cat Hill; EN - Enfield; HE - Hendon; IH - Ivy House; NC - National Centre for Work Based Learning Partnerships; NM - North Middlesex Hospital ; Q

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ahi tuna is simply yellowfin tuna It is a term used in Hawaii to describe this variety of tuna which is distinguished from the other variety of tuna, known as bluefin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Animal Health Institute is the U S trade association that represents manufacturers of animal health care products -- the pharmaceuticals, vaccines and feed additives used to produce a safe supply of meat, milk and eggs, and veterinary medicines.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hulk.). (bk.) Hulk. 1. İnsanın yaradılışında haiz olduğu veya terbiye ile kazandığı rûhî, kalbî şeyler: Ahlâk-ı hamide = Güzel ahlâk. Fezâil-i ahlâk = Ahlâkın fâziletleri, hüsn-i ahlâk = İyi ahlâk, ahlâk-ı zemime = Kötü ahlâk. 2. Ahlâk ve terbiyeden bahseden ilim ki, felsefe şubelerindendir: llm-i ahlâk = Ahlâk ile uğraşan bilgeler. Ahlâk bozukluğu, fesâd-ı ahlâk = Umumî ahlâka Arız olan kötülük.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Astigmatic Keratotomy A surgical procedure used to correct moderate cases of astigmatism Often performed at the same time as the Radial Keratotomy procedure for correcting nearsightedness The procedures are somewhat similar, differing primaril

Türkçe - İngilizce Sözlük

Avtomat Klashnikova, or Automatic Kalashnikov The most widely used automatic rifle line in the world, Russian-designed; there are several Airsoft variants.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as Used in contracts when a person uses more than one name In other words, an alias.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Red Often used in kumite competition where one competitor wears a red belt and the other a white belt The officials then refer to the competitors by the colour of their belt See also Shiro.

Türkçe Sözlük

(ka kalındır) (i. A.) (c. akaid). İnanılan şey. İtikad, iman: akîdesi sağlam, akîdesi bozuk. c. Bir dinin ibâdetler hakkındaki emirleri dışında ulûhiyet vesaire hakkındaki fikirlerden bahseden ilim: llm-i akid, akaid-i Islâmiye, akaid kitabı. «Akide şekeri» tabiri galat olup doğrusu «ağda şekeri» dir. (bk.) Ağda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smart. clever. intelligent. brainy. wise. reasonable. well-advised. all there. astute. cute. knowing. knowledgeable. longheaded. sagacious. sapient. sensible. sparkling. spiritual. understanding. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise. intelligent. reasonable. prudent. clever. he's got brains. brainy. adroit. advised. well advised. clear sighted. intellectual. rational. sagacious. sapient. shrewd. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smart. advisable. advisedly. cleverly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolish. unreasonable. ill advised. featherbrain. headless. insensate. irrational. mindless. simple minded. stupid. touch in the brain. weak. witless.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir yere çarpma, vurma: Duvara aksetti. 2. Işık ve şeklin bir yere vurup geri dönmesi veya orada görünmesi: Güneş duvara aksediyor. Sureti aynaya aksediyor. 3. Sesin bir yere vurup geri dönmesi; yankılanma: Topun sesi dağlara aksetti. 4. Ters, zıd, hilâf, aykırı: Yalan, doğruluğun aksidir; siz benim dediğimin aksini iltizam ediyorsunuz. Edebiyat. Sözün bir kısmını diğer kısmından önce getirerek aksetme: «Kelâm-ı kibar, kibar-ı kelâmdır» gibi. Aksine: Tersine, zıddına, ters ve zıd olarak. Bilakis. Ber aks = Büsbütün zıddı ve tersi olmak üzere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be acquitted. to be cleared. to be discharged (of a liability. to be released. to be granted full discharge.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere çarpıp geri dönmek (ses ve ışık). 2. Bir yere vurmak (ışık): Lambanın ışığı eve aksediyor. 3. Parlak ve düz bir yüzeye çarpıp aynen görünmek, yansımak: Durgun suya akseden evler. 4. Ulaştırılmak, duyurulmak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Action). Şirket ve ticaret hissesi, sehim (karşılığı olduğu için lüzumsuzdur. Hele hissedar mânâsiyle «aksiyoner» demek büsbütün lüzumsuzdur).

Türkçe - İngilizce Sözlük

a silvery ductile metallic element found primarily in bauxite. a state in the southeastern United States on the Gulf of Mexico; one of the Confederate states during the American Civil War. , all', alla, alle - To; used with other words, e g al Fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is an acronym for the ICQ feature call Active List to create/join a group of individuals with the same interests. , all', alla, alle: To; used with other words, e g al Fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of two aliens that appeared in SailormoonR He disguised herself as Ginga Seijuurou and attended Juban Junior High School He had a crush on Tsukino Usagi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association This is the national organization for all types of libraries Based in Chicago, it sponsors on going training and research for the profession, publications, annual conferences for staff and trustees and lobbies at the natio

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'wing', used to describe a Roman auxiliary cavalry unit.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. alâka: ilişik. F. dâşten: tutmak) alâkası ve ilişiği olan, münasebetli, hissedar: Bu işle ben de alâkadarım. Yeni yapılan fabrikayla siz de alâkadar mısınız?

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message, usually generated by the AEOLUS VAX process, indicating that the digital or analog status of a device is not within the tolerances set for it. a test of a training sample, usually used before the signature statistics are calculated An alarm hig

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alarm is related to any abnormal situation on the equipment that may endanger people, equipment, or material being processed GEM allows the host to be notified when alarm conditions are detected and cleared.

Türkçe - İngilizce Sözlük

confessed. overt. public. open.

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. open. declared. professed. to the view.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plant of North Africa; also, its fiber, used in paper making.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fourth of the four Rightly-Guided Caliphs and the cousin and son-in-law of Muhammad He was raised by Muhammad and was the second to embrace Islam after Khadeejah.

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to. accustomed. familiar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

familiar. accustomed. used.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustomed to. used to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to. accustomed. trained.

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to. accustomed to. accustomed. familiar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be in the habit of doing. get used to. get accustomed to smth. accommodate oneself. addict. acclimate. acclimatize. accommodate. adjust. drop into a habit. become inured to. orient oneself. orientate oneself. become reconciled to. reconcile oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be used to. to be accustomed to. to get used to. to become accustomed to. to accustom oneself. to acclimatize oneself. to be in the habit of. to become addicted. to become reconciled to. to inure oneself to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get used to. to become familiar with. to grow used to sth. to be accustomed to. to accustom oneself to sth / to do sth. adjust oneself. get into. orient oneself. orientate. orientate oneself. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It produces the Turkish reds. an orange-red crystalline compound used in making red pigments and in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an orange-red crystalline compound used in making red pigments and in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soluble hydroxide of a metal substance which can be used to neutralizes acids.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The one, supreme, and only God, the creator of the world and the universe The term 'Allah' is used by Muslims and many Arabic-speaking Christians alike to refer to the God of Abraham, Isaac, and Jacob whom adherents of Christianity, Islam, and Judaism wor

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Muslim name for God used in the Holy Qur'an Allah [CE] is equivalent to the monotheistic God of the Hebrew scriptures and the pre-trinitarian God of Christianity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. pell mell. shambolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

showingly dressed. jazzed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. used by taking turns.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Annual Leave Payoff Earnings type used when paying the first 240 hours of terminal annual leave for classified staff These earnings are subject to PERS deductions. airport layout plan.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Efsanevi Türk hükümdarı ve destan kahramanı. M.Ö. 626 yıllarında yaşayıp İranlılarla uzun savaşlara giren Turan (Saka) hükümdarı olduğu söylenir. Türk, İran, Arap, Hint, Eski Yunan ve Asur kaynaklarında kendisinden değişik adlarla bahsedilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to a key on the two ends of the spacebar on the keyboard ALT keys are used for keyboard short cuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The [ALT] key on the keyboard is used in conjunction with other keys and mouse actions to perform various commands and functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ALTernate key on the keyboard, used to access alternate characters or modify mouse actions You can move a polygon after selecting it, for example, by holding down the Left Mouse Button and the ALT key simultaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alternative label Used in an HTML tag for the benefit of people using nongraphical browsers, or for people using a browser with graphics turned off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A special key on most computer keyboards that allows users to access alternate features and keyboard 'hotkeys' Alt is almost always used in conjunction with another key, such as 'F4' or 'Ctrl'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a liver enzyme The ALT test determines the level of this enzyme in the blood Blood donors who show a high level of ALT may be at increased risk of transmitting Hepatitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A USENET category used for newsgroups on alternative topics. angular distance above the horizon.

Türkçe Sözlük

(i.). Arka arkaya ve kapalı olarak uç uca eklenmiş altı kenardan ibaret türlü şekillerin umumî adı, müseddes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the musical ranges Most women are altos and the term contralto is usually used while for men the term is generally countertenor F below middle C to one octave above middle C.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest female voice Sometimes this term is used interchangeably with Mezzo Soprano. 'High ' Commonly, the low female voice Also, when prefixed to the name of an instrument it indicates one size lerger than the soprano member of the family. prefix to c

Türkçe - İngilizce Sözlük

The second highest voice used in four part writing The traditional range of the alto is G3 to D5.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation AM is the standard broadcast transmission system used by the majority of licensed radio stations The term is commonly used to differentiate between AM and FM radio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A modulation technique used to add information to a sine-wave signal; the magnitude of the sine wave, or carrier, is modified in accordance with the information to be transmitted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude modulation Used for radio broadcasts, usually in the MW and SW bands. amplitude modulation A modulation technique by which information is conveyed through the amplitude of the carrier signal Compare with FM and PAM See also modulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude modulation A method of operation for transmitting signals by radio waves, used in medium wave broadcasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To amalgamate. a combination or blend of diverse things; 'his theory is an amalgam of earlier ideas' an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemist

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dental filling material, composed of mercury, silver and other metals, used to fill teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A physical alloy of mercury with one or more other metals. a mixture of silver and mercury that has been used for fillings since the mid 1800s Expands and contracts over time eventually damaging or fracturing the tooth Definitely not part of 21st century

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of silver, mercury, and other metals that is used to fill cavities in teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tooth filling. the most common material used for fillings, also called silver fillings; a mixture of mercury , silver, tin, copper and zinc used for fillings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Silver-mercury alloy used for dental purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dental filling material, composed of mercury and other minerals, used to fill decayed teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy containing mercury. an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemists refer to the resulting mercury mixtures as amalgams. a combination or

Türkçe - İngilizce Sözlük

It takes a fine polish, and is used for pipe mouthpieces, beads, etc., and as a basis for a fine varnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To preserve in amber; as, an ambered fly. a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair' a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair'. a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry. a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fossilised resin from ancient trees It is clear, translucent, varying in colour from yellow to brown From it are carved beautiful and expensive pipe stems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Naturally occurring, yellow to gold gemstone, fairly soft, which is the fossilized remains of tree resin Used in jewelry, mostly in the Roman period. A chromatic color of glass or plastic containers It is used principally to protect the contents of the co

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very hard fossilized plant resin Yellowish in color it is often used for semiprecious gem stones. one of the four only true realities, all else is but an influence reflection or shadow of these realities The second oldest of the known realities Amber is

Türkçe - İngilizce Sözlük

Obtained from fir trees Gives a fragrance a very rich, warm fragrance tone It is commonly used in fragrances that fall into the 'oriental' category.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber is a fossilised resin The most commonly found colours are brown and yellow However, there are also specimens found in red, green and close to white. a hard, translucent, yellow, orange, or brownish-yellow fossil resin, used for making jewelry and ot

Türkçe - İngilizce Sözlük

A translucent fossilised resin that comes in a range of colours including, yellows, reds, whites, blacks and blues When rubbed, amber produces static electricity The best quality amber is clear.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. a’mide). 1. Direk, sütun: Mabetlerin mermer amutları. 2. (matematik) Geometride dikey olarak yukarıdan aşağıya inen ve dik açı teşkil eden hat. (anatomi). Amûd-ı fıkarî = Fıkra denilen egü kemiklerinin bağlı bulundukları ve enseden kuyruk sokumuna kadar uzanan zincir gibi kemik, bel kemiği, eğin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used before nouns of the singular number only, and signifies one, or any, but somewhat less emphatically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

If; a word used by old English authors.

Türkçe - İngilizce Sözlük

After Newton The period of time that has elapsed since the cancellation of the Newton Generally agreed to be any point after February 27th, 1998 AN is also an abbreviation for the Action Names software package See also BN and DN Source: NTLK.

Türkçe - İngilizce Sözlük

NAT, ann, anna, initial six months or year's income due in payment to executors of an estate. ammonium nitrate - used for explosives. article. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of two aliens that appeared in SailormoonR She disguised herself as Ginga Natsumi and attended Juban Junior High School She had a crush on Chiba Mamoru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix to names of persons or places, used to denote a collection of notable sayings, literary gossip, anecdotes, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Analog refers to electronic transmission accomplished by adding signals of varying frequency or amplitude to carrier waves of a given frequency of alternating electromagnetic current Broadcast and phone transmission have conventionally used analog technol

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic signals based on a variable that move up and down continuously and are found in products such as analog radios and clocks Analog products are not as common as digital because the mathematical description is more complex, as opposed to digital s

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to continuous values As opposed to digital or discrete quantities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A way of sending data in which the signal is similar, or analogous, to the original signal Analog signals are continuos expressions of electricity, as opposed to digital signals in which there is an alternating absence and presence of signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is the traditional method of telecommunications A transmission method employing a continuous electrical signal that varies in amplitude or frequency in response to changes in sound impressed on a transducer in the sending device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in the National Ocean Service, a continuous measurement or a continuous graphic display of data See ADR gauge and marigram. is a continuous signal that constantly varies In contrast, digital transmission has specific intervals or values that are u

Türkçe - İngilizce Sözlük

The pineapple. a genus of tropical American plants have sword-shaped leaves and a fleshy compound fruits composed of the fruits of several flowers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a genus of tropical American plants have sword-shaped leaves and a fleshy compound fruits composed of the fruits of several flowers. large sweet fleshy tropical fruit with a terminal tuft of stiff leaves; widely cultivated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A city of Asia Minor which has given its name to a goat, a cat, etc. a long-haired breed similar to the Persian cat domestic breed with long white silky hair raised for its long silky hair which is the true mohair.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yarn made from the hair of the angora rabbit Prized for its soft feel and fluffy look, angora is often used in blends Adds great warmth to socks Angora is now often simulated by the use of specialty acrylic fibers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A feature of the telephone network that identifies the billing telephone number of the calling party It was originally used for automatic billing purposes, but now is available for numerous other applications Part of ISDN, the series of digits that arrive

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification; the term ANI has come to mean a phone's number Automatic Number Identification refers to the system used to identify the phone number of an incoming call.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A service offered by long distance carriers where the billing telephone number of the trunk used by the caller is delivered as DTMF digits along with the call ANI identifies the caller for Automatic Data Delivery/Screen Pop applications or specialized Cal

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sert, şiddetli. 2.Haşin. 3.Geçmişte, pek yakında, burnun ucu denecek kadar yakından geçen. 4.Biraz önce, belirtilen, bahsedilen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used to describe a style of Japanese animation where people are drawn with big doe-eyes There's also usually at least one of the following large human-controlled anthropomorphic robots; big space ships; ninja, samurai, or other martial arts; demoni

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İsimsiz, ismi belli olmayan; söylenmeyen: Anonim şirket = Kimsenin namına olmayarak, hissedarlarının cümlesine ait bulunan şirket. Sahibi belli olmayan eser, kitap, musiki parçası, şiir vs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contraction for are and am not; also used for is not; now usually written ain't.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Java-based, and thus cross-platform, build tool that can be extended using Java classes The configuration files are XML-based, calling out a target tree where various tasks get executed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A one-hundred-percent Java based build tool that is used to compile, assemble, and run applications Instead of the traditional model where build envionrments are extended with shell-based commands, Ant is extended using Java classes Instead of writing she

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ant is an amazingly useful tool for building, testing, deploying, and managing Java-based projects It replaces make as the tool of choice for building projects, as well as providing an excellent cross-platform utility for basic programming-task-related sc

Türkçe - İngilizce Sözlük

Although the term once meant a before-dinner liqueur drink, it is now used with the word cocktail almost interchangeably.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kral tarafından hanedana mensup olanlara irat ve maaş olarak tahsis olunan arazi veya para; has, tımar; bir kimsede yaradılıştan mevcut olan kabiliyetler , fıtri istidat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eastern end of a church, generally semicircular, in which the altar is housed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A semicircular and usually vaulted projection from a rectangular structure Origins of the word are classical, but it is most commonly used to describe an element of a Gothic church A recess, usually singular and semi-circular, at the east end of a Christi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (mim). bir binada ve bilhassa bir kilisede ekseriyetle yarım daire şeklindeki çıkıntılı kısım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One well versed in the Arabic language or literature; also, formerly, one who followed the Arabic system of surgery. a scholar who specializes in Arab languages and culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

land. terrain. territory. country. soil. real estate. realty. possession. ground. property. premises. plowland. domain. inclosed land. law of real property. country property.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a particular environment or walk of life; 'his social sphere is limited'; 'it was a closed area of employment'; 'he's out of my orbit'. the central area of an ancient Roman amphitheater where contests and spectacles were held; especially a sand-strewn are

Türkçe - İngilizce Sözlük

Part of the ancient amphitheatre strewed with sand and used for the combats of gladiators and wild beasts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A huge structure, focused around organized battles There is a small community of residents comprised of gladiators, shopkeepers, scribes, etc The arena is often viewed as a city in its own right.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colorless, odorless inert gas sometimes used in the spaces between the panes in energy efficient windows This gas is used because it will transfer less heat than air Therefore, it provides additional protection against conduction and convection of heat

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colorless, odorless, non-toxic gas used to fill the airspace between panes of Insulating Glass The addition of argon greatly increases the thermal performance of a window by minimizing heat transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inert gas typically used in deposition systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inert, nontoxic gas used in insulating windows to reduce heat transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gas and air constituent used to fill insulating units to increase thermal performance in windows.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inert gas used in incandescent and fluorescent lamps Inincandescent lamps it helps to retard evaporation of tungsten filament. a dense gas generally used to insulate drysuit diving Not for breathing purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gas which, when mixed with mercury, is used in fluorescent lamps and neon tubes In neon tubes, the combination of gases creates a blue color In a neon tube by itself, argon is a pale lavender. an inert gas that makes up less than one percent of air.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). Argonot, Altın Pösteki''yi elde etmek için Argo gemisinde Yason'un idaresi altında seyahat eden kahramanlardan biri; (k.h.) sedefli deniz helezonu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air-Conditioning and Refrigeration Institute is a non-profit, voluntary organization comprised of heating, air conditioning and refrigeration manufacturers ARI publishes standards for testing and rating heat pumps and air conditioners to provide you with

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air-Conditioning and Refrigeration Institute is a nonprofit, voluntary organization comprised of heating,air conditioning and refrigeration manufacturers ARI publishes standards for testing and rating heat pumps and air conditioners to provide you with a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air conditioning and Refrigeration Institute is a voluntary, nonprofit organization comprised of HVAC manufacturers whom publish the standards of testing and rating heat pumps and air conditioners They ensure a level of quality within the industry. infect

Türkçe - İngilizce Sözlük

Awl-like hooked needle, often used for chain stitch embroidery. a fighter, one's own champion; a hostile fighter, an enemy.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Sayılardan, sayıların işlemlerinden bahseden matematik kolu, sayı ilmi. 2. Bu ilimle ilgili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large flatboat used on Western American rivers to transport produce to market. a boat built by Noah to save his family and animals from the Flood sacred chest where the ancient Hebrews kept the two tablets containing the Ten Commandments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Spanish Armada The fleet assembled by Philip II of Spain, in 1588, for the conquest of England Used for any fleet. a fleet of warships.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The intensity and character of the aroma can be assessed with nearly any descriptive adjective Usually refers to the particular smell of the grape variety The word 'bouquet' is usually restricted to describing the aroma of a cellar-aged bottled wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The intensity and character of the aroma can be assessed with nearly any descriptive adjective Usually refers to the particular smell of the grape variety The word 'bouquet' is usually restricted to describing the aroma of a cellar-aged bottled wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smell of the gasses released from brewed coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

All-purpose word for the smell of a wine, which may vary in type and in strength Aroma is used in the general sense and is usually positive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Perception resulting from stimulating the olfactory receptors; in a broader sense, the term is sometimes used to refer to the combination of sensations resulting from stimulation of the nasal cavity See also 'odor ' [ASTM E253-97]. fragran flavor of brewe

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term loosely used to describe the smell of wine, specifically it refers to the smells that derive from grapes and from fermentation Now it more commonly means the wine's total smell, including changes that resulted from oak ageing or that occurred in th

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term loosely used to describe the smell of wine, specifically it refers to the smells that derive from grapes Now it more commonly means the wine's total smell, including changes that resulted from oak aging or that occurred in the bottle--good or bad '

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol A TCP/IP protocol used for resolving local network addresses by mapping a physical address to an IP address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol Used to dynamically discover the low-level physical network hardware address that corresponds to the high level IP Address for a given host, for instance ARP is limited to physical network systems that support broadcast packets

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol Internet protocol used to map an IP address to a MAC address Defined in RFC 826 Compare with RARP. A means of determining a host's address from its Internet address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol An Internet protocol used for mapping an IP address to a physical address on an Ethernet LAN.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol provides dynamic address mapping between an IP address and hardware address. Address resolution protocol under TCP/IP used to dynamically bind a high level IP address to a low-level physical hardware address ARP is limited to a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol Internet protocol used to map an IP address to a MAC address Defined in RFC 826 Compare with RARP See also proxy ARP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol that translates Internet Protocol, or IP, addresses into physical network addresses One of the many members of the TCP/IP protocol suite, ARP is a key player in the process that allows a packet of data addressed to a particular Internet host

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol The Internet protocol used to dynamically map Internet addresses to physical addresses on local area networks Limited to networks that support hardware broadcast.

Türkçe Sözlük

(ASLAN) (i. zooloji). Kedi cinsinden kuvvet ve cesaretiyle meşhur olan maruf hayvan, Ar. esed, Fars. şîr (felisleo) mec. Cesur adam, bahadır, sıhhatli. Aslan pençesi, kuyruğu — Bitki çeşidi. Aslanpayı = Hakkından çok alınan pay. Aslansütü = Rakı. Aslan yatağından belli olur = insanın oturduğu yerin kendi itibarına uygun olması gerektiğini anlatır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kuvvet ve saldırganlığıyla tanınan hayvan, esed, şir. 2.Cesur adam, bahadır. 3.Bir çeşit çiçek. Arslan Argun: Alpaslan’ın oğlu (1097).

Türkçe - İngilizce Sözlük

It usually has the sense of one who has to a high or excessive degree the quality expressed by the root; as, braggart, sluggard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Now used only in solemn or poetical style.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any photograph, map or illustration used in preparing a job for printing. [n] Objects created by humans that have aesthetic value or express symbolic meaning, including drawings, paintings, and sculpture. v The integration and manifestation into a state o

Türkçe - İngilizce Sözlük

All illustrations used in preparing a job for printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In this case, art is the trade abbreviation for artificial and is used to describe certain book binding materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascending. remaining. leftover. growing. increasing. progressive. increased. upward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be increased. to be saved.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An attribute which may be used in the Recording and Source elements to specify the name of the recording artist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This term is used to apply to any practitioner in the arts, not limited to visual arts.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Asıl gelincik demektir). Yeşil ve pembe dalgalı bir nevi sedef ki, tezyinatta kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gelin, küçük gelin. 2.Bebek gibi güzel kız. 3.İşlemecilikte kullanılan yeşil parlak sedef. 4.Ateş böceği. 5.Küçük bir mancınık çeşidi.

Türkçe Sözlük

(I. F. T.). Yukarıda zikrolunan renkli sedefle süslü: Arûsekli ud.

Türkçe Sözlük

(i. A. edebiyat). 1. Nazmın vezinlerinden bahseden ilim. Arap, Fars, Türk şiirinde kullanılan vezin ki, hecelerin uzunluk (kapalılık) ve kısalık (Açıklık) değerlerine dayanır: llm-i arûz, arûz okumak. 2. Bir beytin birinci mısraı’nın son tef’ilesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

For instance; by way of example; thus; used to introduce illustrative phrases, sentences, or citations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a very poisonous metallic element that has three allotropic forms; arsenic and arsenic compounds are used as herbicides and insecticides and various alloys; found in arsenopyrite and orpiment and realgar. a United States territory on the eastern part of t

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous System, a unique number identifying an Internet-connected network that has routing policies distinct from their upstream connection Used in the BGP routing protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apollo-Saturn The NASA mission designator for Apollo project missions launched using one of the Saturn family of rocket boosters NASA's convention in the 1960s and 1970s for designating a mission used one letter to represent the responsible project and on

Türkçe - İngilizce Sözlük

Application Server. sessment: A charge imposed by a co-operative or condominium apartment building on apartment owners to cover the cost of an improvement on the building Assessments are levied proportionately to the number of shares or the percentage of

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Standards Association denotes a speed system with which manufacturers may 'rate' their film in terms of its sensitivity to light Now superseded by ISO.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Advertising Standards Authority Used inside the Marketing Industry as the standard initial set to describe the organisation name.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Standards Association Denotes a speed system in which manufacturers rate their film in terms of of its sensitivity to light Now superseded by ISO.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposure Index or speed rating that denotes the film sensitivity, defined by the American National Standards Institution Actually defined only for black-and-white films, but also used in the trade for color films.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposure Index or speed rating that denotes the film sensitivity, defined by the American National Standards Instution Actually defined only for black-and-white films, but also used in the trade for color films Films differ greatly in their sensitivity to

Türkçe - İngilizce Sözlük

ASAP stands for Application System Authorization Process ASAP is used to send email notification to the reviewers that an update has occurred and to send additional notifications to other interested parties ASAP can also be used to refer to the notice tha

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. sedef, sedefler), (bk.) Sedef.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedient. insurgent. rebel. beat. contumacious. insubordinate. insurrectional. insurrectionary. mutinous. rebellious. seditious. ungovernable. unruly. unsubmissive. wayward. insurgent. insurrectionist. mugwump. mutineer. rebel. rioter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Application Service Identifier A string token used in uOne applications signifying functionality offered by the given application Used by TNT for routing/Group Handoff decisions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something spoken aside; as, a remark made by a stageplayer which the other players are not supposed to hear. a line spoken by an actor to the audience but not intended for others on the stage in reserve; not for immediate use; 'started setting aside money

Türkçe - İngilizce Sözlük

In drama, a speech directed to the audience that supposedly is not audible to the other characters onstage at the time When Hamlet first appears onstage, for example, his aside 'A little more than kin, and less than kind!' gives the audience a strong sens

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be passed over. to be surpassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To request; to seek to obtain by words; to petition; to solicit; often with of, in the sense of from, before the person addressed.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde bir şed makam.

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Aslı ve Han kelimelerinden türetilmiş birleşik bir isimdir. Kerem ile Aslı hikayesinin kadın kahramanıdır. Güzelliğinin yanında saçlarının uzunluğu ve gürlüğünden bahsedilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A white crystalline compound of acetyl and salicylic acid used as a drug for the salicylic acid liberated from it in the intestines. the acetylated derivative of salicylic acid; used as an analgesic anti-inflammatory drug usually taken in tablet form; use

Türkçe - İngilizce Sözlük

n A drug used in the treatment of arthritis, commonly found in a container with a childproof cap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acetylsalicylic acid ; aspirin and other products containing ASP should not be used by people with bleeding disorders since ASA slows the clotting process.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A medication that decreases platelet funtion. the acetylated derivative of salicylic acid; used as an analgesic anti-inflammatory drug usually taken in tablet form; used as an antipyretic; slows clotting of the blood by poisoning platelets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic spanning tree Function that supports the automatic resolution of spanning trees in SRB networks, providing a single path for spanning explorer frames to traverse from a given node in the network to another AST is based on the IEEE 802 1 standard

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Technology IBM's first 286-based PC, introduced in 1984 It was the most advanced machine in the PC line and featured a new keyboard, 1 2MB floppy and 16-bit data bus AT-class machines run considerably faster than XTs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Analog Access Trunk Expressed as AT-2, AT-4, or AT-8 to correspond to 2-, 4-, and 8-port gateways.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The model name of the second-generation, 80286-based IBM computer Many aspects of the AT, such as the BIOS, CMOS, and expansion bus, have become de facto standards in the PC industry The physical organization of the components on the motherboard is called

Türkçe - İngilizce Sözlük

The form factor used by most PC motherboards prior to 1998 The original motherboard for the PC-AT measured 12'x13' Baby AT motherboards are a little smaller, usually 8 5'x13'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Access table; may be used in a business model or system model to define access rights to databases.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Technology Attachment An interface standard generally used for data storage devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemistry it is used to denote the salts formed from those acids whose names end -ic ; as, sulphate from sulphuric acid, nitrate from nitric acid, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is also used in the case of certain basic salts. goddess of criminal rashness and its punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated test equipment used to perform electrical testing of integrated circuits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Test Equipment; computer controlled equipment used in the production testing of packaged ICs Test voltage sequences are applied and responses compared to data on file or to a known-to-be-good IC.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equipment that automatically tests populated circuit boards and can be used to program Lattice ISP devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. court. pounce. to be thrown. to be discarded. to be dismissed. to get the sack kovulmak. to rush. to dash. to attack saldırmak. hücum etmek. to break in on. to burst in upon. to begin. to go into girişmek. başlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be thrown / discharged. to be cast. to assail. to attack. to be discarded. to be fired. to be dismissed. to be sacked. to be cast away. dash. drive at. fling. fly out at sb. get thrown out. leap. to engage in a lob of business. lunge. plunge. shoot. ta

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rich kind of satin manufactured in India. a figure of a man used as a supporting column the 1st cervical vertebra a collection of maps in book form a Titan who was forced by Zeus to bear the sky on his shoulders.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Titan who was forced by Zeus to bear the sky on his shoulders. a collection of maps in book form. the 1st cervical vertebra. a figure of a man used as a supporting column.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An early liquid-fueled rocket, used by US astronauts and still in use for unmanned launches Because of its lightweight construction it uses no staging, but only drops two of its engines. a collection of maps.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finest woven silk, the best quality of jacquard with the folklore that an entire yard of atlas can be strung through a small ring to show how fine the weave is Expensive and very exclusive and is mostly used for very formal or bridal wear and in collector

Türkçe - İngilizce Sözlük

A constituent particle of matter, or a molecule supposed to be made up of subordinate particles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can exist either alone or in combination Composed of an electron cloud and a central nucleus. the smallest particles of an element that can exist either alone or in combination, considered a source of vast potentia

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle into which a chemical element can be divided and still retain the properties characteristic of the element; consists of a central core or nucleus composed of PROTONs and NEUTRONs, encircled by one or more ELECTRONs that move around t

Türkçe - İngilizce Sözlük

Music that lacks a tonal centre, or in which all pitches carry equal importance. a commonly misused term which refers to music having no perceived tonal center This perception is often due to the uneducated ears of the listener Twelve-tone and serial musi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otobiyografi , bir yazarın kendi hal tercümesi. autobiograph'ical (s). kendihayatından bahseden yazarın biyografisine ait. autobiographically (z). kendi hayat hikâyesi ile ilgili olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for audio visual An AV computer is capable of input and/or output of audio and video to and from external hardware, such as video cameras, VCRs, computer projection devices, and large screen monitors. an abbreviation used to distinguish the antivi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation of aperture value Used on some camera information displays as a shortened way to refer to aperture settings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The code in the PAS used to specify a movable asset's current status as determined by physical inspection or report by the Department Property Officer, as follows: U - Property that is in use within the control of the noted department A - Property that is

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Generic term used to deal with animation, audio and video.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is much used in viva voce voting in legislative bodies, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

seductive. corrupting. perverting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

seductive. enticing. corrupting. perverting. seducer. abusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tempted / seduced / enticed / perverted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perversion. seduction. temptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abduct. enticement. enticing away. perversion. seduction. temptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. debauch. entice. lure. pervert. seduce. tempt. to seduce. to tempt. to entice. to pervert. to allure. to lure. to debauch. to lead astray.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to seduce. to lead astray. to pervert. to entice sb to change employer. beguile. corrupt. debauch. deprave. entice. inveigle. lead sb astray. lure. suborn. tempt. unbend the mind.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ay sahibi, ay hakimi. Oğuz Kağan Destanı’na göre, Oğuz’un altı oğlundan biri. Efsanede bahsedilen, Oğuz’un ışıktan doğan karısından olan 3 oğlundan biri. Ayhan’ın 4 oğlu 24 Oğuz boyunun 4’ünü oluşturur. Bunlar Bozoklu soyudur.

Şifalı Bitki

(kokarağaç): Sedefotugillerden; bir çeşit süs ağacıdır. Çiçekleri uzun salkım şeklindedir. Kokusu keskindir. Meyveleri sonbaharda dökülmeden önce kızarır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

privileged. concessive. franchised.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separated. assorted. detached. discrete. disespoused. divided. insular. secluded. segregated. selected. spoken for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. to separate. to decompose. to be decomposed.

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.

Peki bu oluşum içinde ayın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve dünyanın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?

Dünyadaki yaşam koşulları bakımından Ay’dan kaynaklanan hiçbir olumsuz etken yoktur. Yani Ay’ın varlığının hiç bir zararı yoktur. Ya yararı?

Ay’ın dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay’ın olmaması dünyanın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapılan farklılaşabilecek buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti.

Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay’ın yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı. Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70’i Ay’dan, diğer yüzde 30’u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı.

Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada’da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükselir. Bu olay Manş sahillerinde 11,5 metre, Çanakkale Boğazı’nda 5-6 santimetre olup İstanbul Boğazı’nda pek hissedilmez. Ay’ın etkisiyle yalnız denizler değil karalar da hareketlenir. Kara parçalarında saptanan en büyük yükselme ise 50 santimetredir.

Astronomik gözlemlerde nasıl atmosferimiz iyi görüş almamıza mani teşkil ediyorsa Ay’ın ışığı da öyledir. Öyleyse Ay’ın olmaması bu konuda faydalı olacaktı. Dünya’nın yörünge hareketindeki Ay’dan kaynaklanan küçük salınım hareketleri yavaş yavaş ortadan kalkacak ama dünyanın dönme ekseni bundan pek etkilenmeyecekti.

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.

Ay olmayınca etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to diminish. to lessen. to become less. to be reduced. to be decreased. to decrease. decay. decline. de escalate. fall. fall away. fall off. to be on the fall. fine down. let up. to run low. taper. wane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to irritate. to tease. to excite sexually. to spoil. to corrupt. to lead astray. exacerbate. seduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitious. bound. determined. earnest. intent. resolute. sedulous. sturdy. unbending. unflinching. dogged.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dismissed. to be discharged / removed from office.

Genel Bilgi

Eskiden borçları olanlar Baba Cafer Zindanı’na atılırlardı. Hapsedilen borçlular zindanın tek penceresinden yardım isterler, borçlarını ödemeleri için halka yalvarırlardı. Baba Cafer’den bir borçlu kurtarmak büyük sevap sayılırdı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A preparation of claret, spiced and sweetened. a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a game played on a court with light long-handled rackets used to volley a shuttlecock over a net.

Türkçe Sözlük

(i.). Kurbağa ve kaplumbağa çeşidinden hayvanların umumî ismidir: Kaplubağa (kaplumbağa), kurbağa, taşbağa (tosbağa), otlubağa, yeşilbağa vesaire. 2. Kaplumbağa cinsinden bazı deniz hayvanlarının kabuğu ki, sedef gibi, lâkin siyahımsı ve daha yumuşak olur. Bu bağadan yapılan eşya: Bağa taraf, muhafaza vesaire.

Sağlık Bilgisi

Bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kaşığı içilir.

Türkçe Sözlük

(f. aslı: Bağmak). 1. ip ve ona benzer şeyleri dolaştırıp rabtetmek, düğüm yapmak: ipi bağlamak; İpi çiviye bağlamak. 2. İp ve ona benzer bir şeyle bir şeyi diğerine veya birkaç şeyi birlikte rabt ve bend etmek, bir araya getirmek: Demet bağlamak; ağacı hereğe bağlamak; hayvanı kazığa bağlamak; birinin ellerini, ayaklarını bağlamak. 3. Sarmak, sargı geçirmek: Başını, gözünü, yarayı bağlamak; başına mendil bağlamak. 4. Takmak, asmak, kuşanmak, kuşatmak: Bele kılıç bağlamak. 5. Kapamak, sed ve bend etmek: Kapıyı, suyun mecrasını bağlamak. 6. Hâsıl ve peyda etmek, edinmek: Ekin, tane, tohum bağladı; süt kaymak bağladı. Sular buz bağlamış; yara kabuk bağladı. 7. Kavuşturmak: Ellerini bağlayıp divan durmak. 8. Tahsis ve tayin etmek: Birine maaş, aylık tayinat bağlamak. 9. Yapmak, teşkil etmek: Saf bağlamak. 10. Toplayıp bohça ve denk etmek: Eşyayı bağlamış; yatakları bağlamışlardı. 11. Pranga ve zincire vurmak: Suçluları bağlamak usûlü kaldırıldı. Baş bağlamak = Bir yere mensup ve bağlı olmak, intisâb etmek. Başını banlamak = Bir işle uğraştırmak, işi vermek, Avârelikten kurtarmak. Evlendirmek. Bel bağlamak = Umld etmek, intisab etmek, hizmet arz etmek: Hizmetinize bel bağladım. Pamuk ipliğiyle bağlamak = Geçici bir tedbir ve çare bulmak. Sağlam kazığa bağlamak = Sağlamlaştırmak. Tatlı yerinde bağlamak = İyi netice vermek. Göz bağlamak = Sihir ve büyü etmek. Gönül bağlamak = Aşık olmak, sevmek, kendini bir şahsa, bir şeye, bir ümide vakfetmek. Yelken bağlamak = (Gemi) harekete hazırlanmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconnected. uncommitted. uncoursed. non-aligned. choppy. disconnected.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Rabt ve kayd ve bend olunmuş. Bağlı, merbut, düğümlü: Kazığa bağlı at. 2. Sed ve bend olunmuş, kapatılmış: Bağlı kapı, geçit. 3. Dayalı, alâkalı, mütevakkıf: Bunun anlaşılması kelimelerinin bilinmesine bağlıdır. 4. Cinsî iktidarı olmayan, cinsî iktidarını kaybeden. Eli, ayağı bağlı = İstediğini yapamayan. Başıbağlı = Nişanlı, nikâhlı. Basireti bağlı = Gafil. Dili bağlı = Dilsiz, ebkem. Gözü bağlı = Ummî, habersiz, gafil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. blind excuse. cloak. cop- out. cover. poor excuse. handle. stalking horse. idle pretext. peg. pretense. professed excuse. put off. rationalization. slim evidence. subterfuge. thin excuse. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weight used in certain parts of the East Indies, varying considerably in different localities, the range being from 223 to 625 pounds.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahis» den if.). Bahseden, bir bahsi havi, bir şeye dair malûmat ve ifadeyi toplayan: Ziraatten bâhis kitap.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı bahs) (c. ebhas). 1. Bir şey hakkında etrafiyle söz söyleyip hakikati araştırma: İslâm medeniyetinden bahsediyorduk; son ilmî terakkilerden bahis açıldı. 2. Söz münazaası, muaraza, mübahase: Bu adam bahsi çok seviyor; bazı inanışlar hakkında bahse giriştiler. 3. Bir mevzu hakkında tafsilât, açıklama: Fizikte ses bahsi; akaait’te kader bahsi. 4. Bir iddia üzerine, sözü doğru çıkan tarafından kazanılmak üzere bir mükâfat tayini, ödül: Böyle olduğuna bahsederim; bahsi kazandı; bahse girişmem (bu dördüncü mânâ dilimize mahsustur).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باحث] bahseden, söz eden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Söz eden, bahseden.

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Bağışlama, hibe, ihsan: Bunu bana falan bahşeyledi. 2. Af: Bu kabahati bana bahşediniz.

Türkçe Sözlük

(f. A.). 1. Bir konuda konuşmak, söz söylemek. 2. Hakkında konuşmak: Bugün bize yaptığınız seyahatten bahsedin.

Türkçe Sözlük

(i.). Yapma sedef veya kehribar sedef.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bully tree ; also, its milky juice , which when dried constitutes an elastic gum called chicle, or chicle gum. a hard-wooded tropical tree yielding balata gum and heavy red timber when dried yields a hard substance used e.g. in golf balls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rubber like material used for making soft golf ball covers Example: Balata covered golf balls yield a high spin rate and lots of feel, but don't offer much durability.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Narural or synthetic compound used to make the cover for top-standard golf balls Its soft, elastic qualities produce a high spin rate and it is favoured by tournament players. rubber like material used for making the outermost layer of a golf ball softer

Türkçe - İngilizce Sözlük

A package of wool, compactly compressed, warped in a protective cover One or more bales can make up a sale lot A bale of wool is 1 25 meters high, up to 204 kg and is one cubic meter in capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bag, sack, square or oblong package into which fiber is compressed The size and weight of a bale is variable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The end product of a compaction process that is used to decrease the volume that material occupies by increasing the density and weight Bales are typically 3' x 4' x 5' and must be bound with plastic stripping or wire to keep from falling apart. a large b

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large rectangular shaped compressed package of waste paper, rag, pulp etc Bale dimensions and weight varies widely depending on the baling material and handling capabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large compressed, bound, and often wrapped bundle of a commodity, such as cotton or hay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solid, compressed stack of pulp or paper sheets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large bundle of compressed and bound goods, such as cotton.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compressed block of grass usually weighing in from a 1- 10 kilos from source. open air pavilion. harm or disaster; sorrow, woe; something which is harmful. n sorrow, grief [OE Angl balu].

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compressed pack of wool/cotton/cloth of a convenient form for transit The heavily compressed bale is also less fire hazardous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To treat or anoint with balsam; to relieve, as with balsam; to render balsamic. a fragrant ointment containing a balsam resin any seed plant yielding balsam any of various fragrant oleoresins used in medicines and perfumes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any seed plant yielding balsam. any of various fragrant oleoresins used in medicines and perfumes. a fragrant ointment containing a balsam resin. a water insoluble, semi-solid or viscous, resinous exudate of trees and bushes similar to gum resins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resinous product used as a soothing agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Notice of a proposed marriage, proclaimed in church.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Billing Account Number Used by telephone companies to designate a billing account, i e , a customer or customer location that receives a bill A customer may have any number of BANs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Burmese method of armed and unarmed combat composed of karate-like striking a kicking, judo-like throws, stick fighting, swordplay, and knife and spear fighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mound, pile, or ridge of earth, raised above the surrounding level; hence, anything shaped like a mound or ridge of earth; as, a bank of clouds; a bank of snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sort of table used by printers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The building or office used for banking purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fund from deposits or contributions, to be used in transacting business; a joint stock or capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bank holds all of the money at the start of the game Payments of dividends to players are made from the bank Payments for new trains and terrain costs are made to the bank Payment for shares purchased from the initial offering or from the open market,

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bank that is the drawee of a time draft and that becomes the acceptor of the draft. a rising ground in the sea, differing from a shoal, because not rocky but composed of sand, mud or gravel. A set of patches Any related set of items, e g , a filter bank

Türkçe Sözlük

(i.). Banka hissedarı, bankada görevli veya banka işleri uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ask. seğirdim yolu; yaya kaldırımı; büfe arkalığı; tek kollu sedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of wood, metal, or other material, long in proportion to its breadth or thickness, used as a lever and for various other purposes, but especially for a hindrance, obstruction, or fastening; as, the bars of a fence or gate; the bar of a door.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole body of lawyers licensed in a court or district; the legal profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A barrier or counter, over which liquors and food are passed to customers; hence, the portion of the room behind the counter where liquors for sale are kept.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cross with one or more stripes or lines. a rigid piece of metal or wood; usually used as a fastening or obstruction or weapon; 'there were bars in the windows to prevent escape' an obstruction placed at the top of a goal; 'it was an excellent kick but

Türkçe - İngilizce Sözlük

The raised ridge down the center of a backgammon board dividing the home board from the outer board, where checkers are placed after they have been hit A player with a checker on the bar must enter that checker before he can make any other move.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure equal to 100 kilopascals The millibar is commonly used in aviation and meteorology The pascal is the S I unit for pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quality of blessedness or grace found characteristically in marabouts and other divinely favored persons Also, charisma that endows the blessed with a special capacity to rule.

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The living tissue outside the vascular cambium in a woody stem It is composed of phloem tissues, which occur as living inner and dead outer zones. outward covering of the tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tough exterior covering of a woody root or stem that protects the tree from injury caused by insects and other animals, by other plants, by disease and by fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Technically, the tissue comprised of phloem, phelloderm, cork cambium, and cork external of the vascular cambium Bark occurs in plants that have secondary growth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An older term used to describe the decarburized skin that develops on steel bars heated in a non-protective atmosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An uncommon practice for most of us Used wisely, you can scare the CRAPOLA out of unsuspecting people Best use is for you black Chows in the dark Stand still and watch people get close then suddenly BARK Then, watch out for the smell of soiled human pants

Türkçe - İngilizce Sözlük

Medieval category of soft instruments, used principally for indoor occasions, as distinct from haut, or loud, instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

poky. flattened. depressed. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. pressed down. compressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given to several aromatic herbs of the Mint family, but chiefly to the common or sweet basil , and the bush basil, or lesser basil , the leaves of which are used in cookery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The skin of a sheep tanned with bark. leaves or the common basil; used fresh or dried the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century; a saint and Doctor of the Church any of several Old World tropical aromatic annua

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of several Old World tropical aromatic annual or perennial herbs of the genus Ocimum. the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century; a saint and Doctor of the Church. leaves or the common basil; used fresh or d

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lie in warmth; to be exposed to genial heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To warm by continued exposure to heat; to warm with genial heat. be exposed; 'The seals were basking in the sun'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

derive or receive pleasure from; get enjoyment from; take pleasure in; 'She relished her fame and basked in her glory'. be exposed; 'The seals were basking in the sun'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of currencies normally used to manage the exchange rate of a currency Sometimes referred to as a unit of account. the hoop with the net hanging from it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A swing for 2 couples, with the men's hands supporting their partners' backs and with the ladies' hands resting on their partner's shoulders In a properly balanced set the men's hands will take almost no weight at all The feet are used as in a normal swin

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass. perversion. seduction. temptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. corrupt. pervert. seduce. tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to seduce. corrupt. deprave. inveigle. mislead.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be printed. to be raided. to be suppressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wooden or rattan stick or cane of varying lengths used in the Filipino martial arts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large stick; a club; specifically, a piece of wood with one end thicker or broader than the other, used in playing baseball, cricket, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sheet of cotton used for filling quilts or comfortables; batting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Best Available Techniques BAT Standards are used to judge the performance of industrial processes and to provide a target for improvement plans They are gathered in a BAT Reference Document.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluffy layer which is composed of interlaced and matted strands of fibrous material used for filling or insulating articles such as mattresses or comforters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Many people in Europe use the term 'bat' to refer to kiln shelves Thus 'bat wash' is kiln wash However in North America, 'bat' most often refers to wood, plastic, or plaster disks which are used on the potters wheel A bat is held in place by pins, an inte

Türkçe - İngilizce Sözlük

Baths Advanced Trainer, a small kayak with round ends and designed for use in swimming pools Used as the mount for Canoe [sic] Polo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beam Auto Tracker A feedback mechanism used to compensate electronically for outboard antenna misalignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat disk that sits on the wheel Used for heavy pieces that would be difficult to separate from the wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunken. submerged. submersed. ingrown. ruined. lagan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a dyed fabric; a removable wax is used where the dye is not wanted dye with wax; 'Indonesian fabrics are often batiked'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Malay word, it refers to a method of creating designs by laying downwax on the parts of the surface not to be dyed. a traditional dyeing process in which portions of cloth are coated with wax and therefore resist the dye Batik fabrics are characterised

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Indonesian method by which fabric is printed by coating with wax the parts of the textile that are not to be dyed; also, a patterned fabric created by such method. a dyed fabric; a removable wax is used where the dye is not wanted. dye with wax; 'Indon

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weight used in the East, varying according to the locality; in Turkey, the greater batman is about 157 pounds, the lesser only a fourth of this; at Aleppo and Smyrna, the batman is 17 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük

over-size. useless. void. cancelled. abrogated. lapsed.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Bir saygı ifadesi olarak erkeklerin öz veya soyadlarının başına getirilir: Bay Ahmet, Bay Celâl. Adı bilinmeyen bir erkekten bahsederken isim yerine kullanılır: Bir bay beni aramış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dam, as water; with up or back. a horse of a moderate reddish-brown color a compartment in an aircraft used for some specific purpose; 'he opened the bomb bay' a compartment on a ship between decks; often used as a hospital; 'they put him in the sick b

Türkçe - İngilizce Sözlük

an indentation of a shoreline larger than a cove but smaller than a gulf. the sound of a hound on the scent. small Mediterranean evergreen tree with small blackish berries and glossy aromatic leaves used for flavoring in cooking; also used by ancient Gree

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vertical division of a vessel from stem to stern, used as a part of the indication of a stowage place for containers The numbers run from stem to stern; odd numbers indicate a 20 foot position, even numbers indicate a 40 foot position.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body of water partially enclosed by land, but with a large outlet to the sea or ocean.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An opening in the chassis used for installation of mass storage equipment such as a CD-ROM drive.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir saygı ifadesi olarak kadınların öz veya soyadlarının başına getirilir: Bayan Fatma, Bayan Yücel. Adı bilinmeyen bir kadından bahsederken isim yerine kullanılır: Beni bir bayan aramış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealer. supplier. retailer. seller on commission. licensed retailer of beverages and tobacco from the government monopolies. wholesale distributor of newspapers. seller. selling party. commercant. concessionnaire. dealer's buyer. retail dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Base Embossed Used to denote that there is embossing on the base of the insulator See also: Base.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplished. adroit. clever. deft. dexterous. efficient. good. ingenious. practical. practised. proficient. skilful. skilled. capable. resourceful. accomplished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adroit. clever. skilful. resourceful. able. adept. deft. dexterous. diplomatic. facile. great at. handy. hot and strong. ingenious. inventive. savior faire. tricky. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrive. manage. to manage. to contrive. to break up. to mess up. to ruin. to seduce. to lay. to make.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a general sense, any thing or place used for sleeping or reclining on or in, as a quantity of hay, straw, leaves, or twigs. Marriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plat or level piece of ground in a garden, usually a little raised above the adjoining ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay or put in any hollow place, or place of rest and security, surrounded or inclosed; to embed; to furnish with or place upon a bed or foundation; as, to bed a stone; it was bedded on a rock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock, usually sediments, which is homogeneous in composition One bed is separated from another by a bedding plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subdivision of a stratified sequence of rocks, lower in rank than a member or formation, internally composed of relatively homogeneous material exhibiting some degree of lithologic unity, and separated from the rocks above and below by visually or physi

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer within a sequence of sedimentary rocks defined by planar to irregular boundaries representing an original depositional surface. In relation to any river - i For the purposes of esplanade reserves, esplanade strips, and subdivision, the space of la

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sedimentary structure that usually represents a layer of deposited sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section of a number, usually used when referring to triples and doubles All three darts in the same triple is called Three in a Bed.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. bedîa). 1. Nümune ve emsali olmayan bir şeyi yaratan ve icad eden: Bedi-üs-semâvât vel-arz = Arzın ve semanın yaratıcısı, yani Tanrı. 2. Nümune ve emsali olmayan, yeni icad, yeni, görülmemiş, nâdîde: Nazm-ı bedî, sun’-ı bedî (edebiyat). Yazının lafzî ve manevî süslerinden bahseden ilim.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hisse ve nasibi olan, hissedar: ilim ve terbiyeden behredâr adam.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasibi olan, hissedar, bilen, anlayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fruit is used medicinally, and the rind yields a perfume and a yellow dye.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measurement of sound intensity named in honor of Alexander Graham Bell First used to relate intensity to a level corresponding to hearing sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documented. dismissed from school.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz.Süleyman’a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur’an’da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz.Süleymanla arasında geçen olaylar Neml suresinde anlatılır. Kur’an’da bahsedilen kadının o olduğu rivayet edilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole plant and its fruit are very poisonous, and the root and leaves are used as powerful medicinal agents.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of Amaryllis ; the belladonna lily. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United State

Türkçe - İngilizce Sözlük

perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United States; roots and leaves yield atropine. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aklını karıştırmak. bemused s. şaşkın; dalgın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner or principal room in a hut or house of two rooms; opposed to but, the outer apartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Well Used with other words, e g ben marcato, well accented, emphasized.

Türkçe - İngilizce Sözlük

EPA's computer model for analyzing a violator's economic gain from not complying with the law. Used frequently in 'patronymics' ; Rabbi Akiba ben Joseph means Akiba son of Joseph. a mountain peak. benedictive mood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Son of; frequently used in personal names, as Ben-Gurion.

Türkçe Sözlük

(i.). Hep kendisinden bahseden, kendisini öven, hodpesent.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağlama, rabt, kayd: Bendetmek = Bağlamak. 2. Kendi hükmü altına alma, ayrılamıyacak ve her hususta tâbî olacak surette celbetme: Kendisine bend etmek. (Bu iki mânâda masdar hâlini ifade eder). 3. Bağ, rabıta, kayd: Bend-i Ahenîn = Demirden bağ. 4. Boğum, mafsal, boğmak: Kamışın bendleri. 5. Kanun ve kavâid kitaplarında rakam altında veya rakamsız fıkra, madde: İkinci faslın beşinci bendi. 6. Yüksekten suyu akıtmak için yapılan kemerli veya düz su yolu yahut suyu biriktirmek için yapılan sed. 7. Gazete ve benzeri evraka konulan makale, sütun, bahis: Bend-i mahsûs, bend yazmak. 8. (edebiyat) Çeşitli kafiyelerde birkaç kısımdan mürekkep bir manzumenin her kısmı nihayetinde aynen tekrar veya kafiyeli olarak irad olunan beyit ki, birinci takdirde manzumeye «tereî-i bend» ve ikinci takdirde «terkîb-i bend» derler. 9. Bağlayan, rabt ve kaydeden. (Bu mânâ ile sıfat terkibi teşkiline girer: Dİv-bend = Devleri bağlayan, pâ-bend — Ayak bağlayan, bukağı. 10. Bağlanmış, bağlı, merbut, kayıtlı, mukayyed. (Keza sıfat terkibi teşkiline girer): Zencîr-bend = Zincirle bağlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بند] bağ. 2.zincir. 3.boğum. 4.bend, fıkra. 4.baraj, su bendi. bend olmak bağlanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kıvlrmak, bükmek, eğmek; yola getirmek (birisini), razı etmek; den. bağlamak; kıvrılmak, bükülmek, edilmek; kuvvetini bir tarafa yöneltmek bend to veya towards aklı yatmak (bir şeye).on bended knee yalvararak, diz çökmüş durumda. bendable s. eğilir, eğ

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıvtılma, kıvrılış, kıvrım; dirsek; kavis; inhina; dönemeç, viraj; den. bağ, düğüm.

Türkçe Sözlük

(f.). Benimsemek, sahip çıkmak. Sahip çıkmak, sahip olmak, bir şey hakkında boş yere benimdir iddiasında bulunmak: Benden aldığı kitabı benimsedi. Herkesin şiirlerini benimsiyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strongly inclined toward something, so as to be resolved, determined, set, etc.; said of the mind, character, disposition, desires, etc., and used with on; as, to be bent on going to college; he is bent on mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name is also used of many other grasses, esp. in America.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An impure benzene, used in the arts as a solvent, and for various other purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

horrible. terrible. awful. miserable. bad. rotten. spoilt. destroyed. stinking. abominable. abysmal. accursed. accurst. appalling. atrocious. bum. chronic. crappy. dashed. deuced. devilish. disgusting. dread. dreadfull. egregious. execrable. fierce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of a race somewhat resembling the Arabs, but often classed as Hamitic, who were formerly the inhabitants of the whole of North Africa from the Mediterranean southward into the Sahara, and who still occupy a large part of that region; called also

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. exuberant. fertile. luxuriant. plenteous. plentiful. rich. blessed. fruitful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brit. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential oil of the bergamot orange used to flavor a black tea base to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A citrus oil derived from the bergamot orange used to flavor black tea to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bergamot oil acts as a natural astringent and is best suited for oily skin and hair conditions Its spicy scent of oranges and lemons also helps to lift the spirits. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Şifalı Bitki

(citrus bergamia): Sedefotugiller familyasından bir çeşit narenciye türüdür. Meyvesinin kabuklarından güzel kokulu bir esans yapılır. Dalları seyrek ve kısa dikenlidir. Meyvesi armut şeklinde, sarımtırak yeşil veya altın sarısı rengindedir. 8-10 dilimi vardır. Bergamot meyvasından çıkarılan esans yeşilimtırak veya sarımtırak yeşil renktedir. Acı ama hoş kokuludur. Kullanıldığı yerler: Koku vermesi için bazı ilaçlara ve çaya karıştırılır. Reçeli de yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acute disease occurring in India, characterized by multiple inflammatory changes in the nerves, producing great muscular debility, a painful rigidity of the limbs, and cachexy. avitaminosis caused by lack of thiamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

avitaminosis caused by lack of thiamine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bet is to put money into the pot, usually by opening as later action in a round is a raise or a re-raise As a noun, a bet can be the money added to the pot by a player on one turn, or the amount required in order to call It can also be used to mean 'tu

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bet is to put money into the pot, usually by opening as later action in a round is a raise or a re-raise As a noun, a bet can be the money added to the pot by a player on one turn, or the amount required in order to call It can also be used to mean 'tu

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particle accelerator in which magnetic induction is used to accelerate electrons.

Türkçe Sözlük

(i. aslı Arapça olup şeddelidir: Bezz). Pamuk veya ketenden yapılmış be yaz dokuma ki, çeşitleri olup başlıca çamaşır, çarşaf, kese vesaire imaline yarar. Trabzon bezi. Ayak bezi = Ayak silecek bez. El beıi = Çocukların ellerini silmeye mahsus bez. Tahta bezi = Tahta oğdukları ve yıkanmış tahtaların üzerine yaydıkları bez. Çocuk bezi = Kundak bezlerinin beheri. Sofra bezi = Masanın üstüne açılan örtü ve vaktiyle sofranın altına yayılan yaygı. Namaz bezi = Kadınların namaz kıldıkları vakit başlarına örttükleri bez. Bez çözmek = Bezi tezgâhtan çıkarmak ve mec. gidip gelmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weary. depressed. disgusted. discouraged. down- and-out. sick.

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a digestive juice secreted by the liver and stored in the gallbladder; aids in the digestion of fats. green fluid produced by the liver and stored in the gallbladder, where it is released into the duodenum to aid in the digestion and absorption of fats. a

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluid produced by the liver, stored in the gallbladder and released into the small intestine to help absorb dietary fats. fluid produced by the liver that is transported to the intestines to help digestion and remove waste products.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thick brown liquid made by the liver that helps the body digest fats It is stored in the gallbladder and released when food enters the small intestine. a greenish-yellow fluid secreted by the liver and stored in the gallbladder Bile contains cholesterol

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bitter yellowish substances that is released by the liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük

knowing. learned. wise. sophisticated. scholarly. deeply read. knowledgeable. well informed. erudite. informed. read. thoroughbred. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

learned. to be informed. well-informed. brainy. hep. in the known. intellectual. in the know. profound. red hot. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A box, frame, crib, or inclosed place, used as a receptacle for any commodity; as, a corn bin; a wine bin; a coal bin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A DNA fragment size range within which alleles are assigned based on their relative electrophoretic mobilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for 'binary ' bin is frequently used as the name of a directory on a UNIX file system intended to contain executable programs, such as operating system utilities, or CGI programs in a subdirectory of a Web server's content root. equivalent to

Türkçe - İngilizce Sözlük

A MacBinary II encoded file This file type, downloaded as MacBinary or Binary, can be decompressed with Stuffit Expander. [Arabic] son of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. in consequence of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bodywork combining exfoliation, herbal treatment, and light massage. a reusable, adhesive, decoration that is used by women and placed on the forehead between the eyebrows a traditional ornament that was used for women to symbolize that they are married i

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Means 'In the name of Allah'. 'In the name of God ' It's used by Muslims to ask for God's blessing on any action, and is found at the start of almost every surah of the Holy Qur'an.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contraction of binary digit, a bit is the smallest unit of information that a computer can hold Eight bits is equivalent to a byte The speed at which bits are transmitted or bit rate is usually expressed as bits per second or bps. -- A single digit numb

Türkçe - İngilizce Sözlük

A binary digit ; it is the most basic unit of data that can be recognized and processed by a computer. A bit is the smallest unit of data in a computer A bit has a single binary value, either 0 or 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A taste sensation, usually sensed on the back of the tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A taste you get at the back of the tongue which should not be confused with the taste of tannins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That stage in the development of the ovum in which the outer cells of the morula become more defined and form the blastoderm. early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum; a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cell

Türkçe - İngilizce Sözlük

early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum; a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cells; during this stage implantation in the wall of the uterus occurs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mübarek; Allahın cezası: We didn't catch a blessed fish Allahın cezası bir balık bile tutamadık. blessed event k.dili doğum blessed thistle kalkan dikeni, bot. Carduus benedictus. bless edness i kutluluk.

Sağlık Bilgisi

Böbreklerin iç kısımlarının iltihaplanmasıdır. Tıp dilinde piyelonefrit adı verilir. İki çeşiti vardır:

- Akut Böbrek İltihabı : Ani olarak ortaya çıkan, titreme, kaburga altlarında ve yanlarında başlayıp, kasıklara kadar yayılan bir ağrı ile kendini gösterir. Sık sık idrara gitmek ihtiyacı duyulur. İdrar çıkarken de yanma ve ağrı hissedilir. İlk önlem olarak belin iki yanına sıcak su torbası konur. Bol su, limonata ve açık çay içilir.

- Kronik Böbrek İltihabı : Akut böbrek iltihabının gereği gibi tedavi edilmemiş olması, kronik böbrek iltihabının başlıca nedenidir. Hastada iştahsızlık, ateş, halsizlik, baş ağrısı, ağrılı idrar etme ve bel ağrıları görülür. Yapılacak ilk iş, bol bol meyva suları içmek ve aşağıdaki reçetelerden birini uygulamaktır. Ayrıca tuz ve hayvani gıdalar azaltılmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı kekik konur. 10 dakika bekletildikten sonra, süzülür ve bir kerede içilir.

Sağlık Bilgisi

İdrarda bulunan oksalat billurlarının meydana getirdiği böbrek taşları, kum tanesi kadar olabildiği gibi pinpon topu büyüklüğünde de olabilir. Ufak taşlar böbrekten kolaylıkla çıkabilr. Büyükler ise böbreklerden mesaneye giderken şiddetli ağrılara neden olur. Göğsün yukarı ve ön kısmında, kaburgaların altında, ani ve kıvrandırıcı ağrı hissedilir. Terleme ve kusma da görülebilir. İdrarın rengi bulanık ve bazen kanlıdır. Böbrek taşlarını düşürmek için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su

Hazırlanışı : 1 fincan suya, 1 kahve kaşığı gliserin konur. Karıştırılıp içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to veer. to falter. to act in a confused manner. baffle. flounder. fluctuate. to get oneself tied up. vacillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Lading transport or Document used to acknowledge receipt of goods; may also be used to serve as a contract for the cargo. Bill of Lading Document used to acknowledge receipt of goods; may also serve as a contract for the transport of cargo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by SAG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In addition to Ja

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by Software AG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In additi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beginning of Medium: The first location on the medium which can be accessed. bill of materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Big drum used in Puerto Rico Name of an African dance and song. 1 A folkloric songstyle of Puerto Rico with predominatly African influence 2 Large barrel-shaped drums used in the Bomba style.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A French term used to describe a swelling curve: the fronts of some later-18th century commodes and chests of drawers curve from top to bottom as well as from side to side; such fronts are called bombe. commode with a bulging front.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A connective tissue that contains a hardened matrix of mineral salts and collagen fibers Its cells include osteocytes, which are embedded within lacunae, and the free-roaming osteoblasts and osteoclasts. derived from naturally deceased animals Bone is usu

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hard tissue that provides structural support tothe body, It is primarily composed of hydroxyapatite crystals and collagen Individual bones may be classed aslong, short, or flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hard tissue that provides structural support to the body, It is primarily composed of hydroxyapatite crystals and collagen Individual bones may be classed as long, short, or flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hard tissue that provides structural support to the body It is primarily composed of hydroxyapatite crystals and collagen Individual bones may be classed as long, short, or flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hard bone or wood used to rub off pencil or charcoal design to fabric for samples, or for enlargements '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Broken Orange Pekoe - Full-bodied black tea comprising broken segments of somewhat coarse leaves without tips The smallest of the leaf grades, it gives good color in the cup and is used for many blends.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of jazz characterized by rhythmic and harmonic complexity, improvised solo performances and a virtuoso execution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic Object Persistence A serialization mechanism used through the Dataphor toolset to persist object state.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complex, highly improvised style of jazz Charlie Parker and Dizzy Gillespie were important performers of this style.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beginning of Partition: The first location in a partition which can be accessed Identical to BOM if only one partition is defined.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term used to describe a katabatic wind in Yugoslavia. a regional downslope wind whose source is so cold that it is experienced as a cold wind, despite compression warming as it descends the lee slope of a mountain range.

Türkçe - İngilizce Sözlük

without any debt. ungeared. clear of debts. free from debt. debtless. free of debt. not indebted. unembarassed. unencumbered. unincumbered. unindebted. without debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorce. obtain a divorce. be loosed. burst into tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for infobot, robot, or knowbot; a program used to search the Internet for data.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slang term originating from the word 'robot' It is used to describe a program that automates a task This could be searching the Internet for new sites to add to a database or sorting your incoming e-mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for robot, this term is often used interchangeably with 'intelligent agent ' It is a tool for sifting through data and can be tailored to perform a specific function. n A software agent found on IRC channels e g Zakim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bot is short for 'robot ' It is a program on an IRC-or undernet-system, which acts as a real person by accepting certain commands and responding. is an abbreviation of robot but used in a software context A bot automates acomputing function.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program that automates mundane or repetitive tasks and runs [usually] 24 hours a day 7 days a week regardless of whether the user is logged-on Somewhat similar to an agent, bots can be used to explore the World Wide Web, retrieving a particular document

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is assumed that an xAIML interpreter is part of a larger application generically termed a bot, which carries the larger functional set of interaction based on xAIML This document does not constrain the specific behavior of a bot.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı hayvanların başında tırnak gibi bir maddeden az çok uzun ve kıvrık çift uzuv ki müdafaa ve hücum silâhlarıdır. Ar. karn, Fars. şâh: Öküz, koç, geyik boynuzu. Böceklerde dahi olup hareket edicidir. 2. Boynuzdan yapılmış boru ki ekseriya celp ve davet alâmeti olmak üzere çalınır. Ar. nefîr, sûr. 3. Hacamat edenlerin kanı çekmek için kullandıkları boynuz hokka. Boynuzdan yapılmış Boynuz kâse, kaşık. Boynuz ağacı = Erguvan. Boynuzotu = Çöpleme. Boynuz çekmek = Hacamat etmek. Koçboynuzu = Yonca çeşitlerinden biri. Kuru boynuz = Hacamatsız yapıştırılan boynuz veya şişeden hokka: Sızıya kuru boynuz çekmek. Keçiboynuzu = Bir meyve. Geyikboynuzu = Bir tıbbî bitki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. decay. decompose. discolour. perish. repine. rot. shatter. sour. spoil. to spoil. to deteriorate. to go bad. to go sour. to turn sour. to rot. to sour. to decompose. to decay. to be disconcerted. to be embarrassed. to look small. to feel small. to

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spoil. to go bad. to go sour. to become depraved / corrupt. to be embarrassed. to be flustered. to be angry and upset. to have bad health. to go wrong. to change for the worse. to disintegrate. to rot. to ruin. to decay. to dissolve. to defor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of the highest or sacerdotal caste among the Hindoos. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian cattle and now used chiefly

Türkçe - İngilizce Sözlük

Godhead The Absolute, the Supreme Reality, the Ultimate Reality, Truth or the Self of the Vedanta Philosophy are also used interchangeably for Brahman; See Sat-Chit-Ananda. also called Nirguna Brahman, this state of Voidness is regarded as the Unmanifest

Türkçe - İngilizce Sözlük

very creased. wrinkled all over.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slightly sweetened raised cake or bisquit with a glazing of sugar and milk on the top crust. small rounded bread either plain or sweet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for blood urea nitrogen A test often used as a measurement of kidney function. stands for blood urea nitrogen, a waste product normally excreted by the kidney Your BUN value represents how well the kidneys function.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of the urea level in the blood Urea is cleared by the kidney BUN is a laboratory blood test to assess how well the kidney is functioning Diseases, such as myeloma, which compromise kidney function, frequently lead to increased levels of BUN. : A

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel suffocated. to get bored. to be depressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be distressed. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sac or saclike cavity; especially, one of the synovial sacs, or small spaces, often lined with synovial membrane, interposed between tendons and bony prominences. a small fluid-filled sac located between movable parts of the body especially at joints

Türkçe - İngilizce Sözlük

A closed fluid-filled sac that functions as a gliding surface to reduce friction between tissues of the body The major bursae are located adjacent to the tendons near the large joints, such as the shoulders, elbows, hips, and knees. - a fluid-filled sac t

Türkçe - İngilizce Sözlük

On the contrary; on the other hand; only; yet; still; however; nevertheless; more; further; as connective of sentences or clauses of a sentence, in a sense more or less exceptive or adversative; as, the House of Representatives passed the bill, but the Se

Türkçe - İngilizce Sözlük

The outer apartment or kitchen of a two-roomed house; opposed to ben, the inner room.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of hinge used in hanging doors, etc.; so named because fastened on the edge of the door, which butts against the casing, instead of on its face, like the strap hinge; also called butt hinge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thickest and stoutest part of tanned oxhides, used for soles of boots, harness, trunks.

Türkçe Sözlük

(i.). Elbisede süs için veya bi çim ve dikiş icabı büzülen yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardworking. diligent. industrious. studious. active. full of action. earnest. arduous. assiduous. energetic. labored. laborious. laboured. sedulous. strenuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

diligent. energetic. industrious. sedulous. studious. hard-working.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard working. industrious. hard-working. assiduous. diligent. energetic. hard. laborious. operose. sedulous. studious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

industriousness. diligence. assiduity. sedulity. strenuousness. studiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tossed around. to shake oneself. to be rough. to be talked about everywhere. oscillate. slosh.

Türkçe Sözlük

(i.). Silisli kumun potas veya soda katılıp eritilmesiyle yapılan cisim, sırça. Zücâc, şişe. 2. Pencere çerçevelerine takılan sırça tabakası: Pencerenin camlarını takmak, pencerelerde cam kalmadı. Şişeden, sırçadan, camdan: Cam tabak, cam gözlük. Camgöbeği = Yeşile yakın mavi. Camgöz = 1. Tamahkâr, haris. 2. Köpekbalığının bir cinsi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A curved wedge, movable about an axis, used for forcing or clamping two pieces together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mechanical device for converting one kind of motion to another, usually rotary to linear The main application for cams in bicycle technology is in quick-release mechanisms As the quick-release lever is rotated from the open to the closed position, the c

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fotoğraf makinası, kamera; hakimin özel odası. in camera (huk). gizli celsede. cameraman (i). kameraman.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depressed. disgruntled. fraught. out of spirits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. complicated. abstruse. complicate complicated. dark. devious. hazy. involved. prickly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become involved and confused.

Türkçe Sözlük

(e.). Faydasız bağırıp çağırmayı ve gevezeliği ifade eder ve ekseriya mükerrer kullanılır: Bütün gün car car edip ağzı durmuyor. Ses, sedâ, Avâz, nidâ: Car çektirmek = Tellâl çağırtmak, tellâl vasıtasiyle ilân etmek.

Türkçe Sözlük

(i. F. çâr = dört, pâre = parça. Türkçe’si çalpara). Raksederken parmaklara takılıp çalınan dört parçalı kaşık, kastanyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalpten ve kalbin görevlerinden bahseden ilim, kalp bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). endişeden bitkin.

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide süs notalarından biri. Aslî notalardan olmayıp, yanındaki notaya akseden ses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A light business wagon used by bakers, grocerymen, butchers, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a heavy open wagon usually having two wheels and drawn by an animal. wheeled vehicle that can be pushed by a person; may have one or two or four wheels; 'he used a handcart to carry the rocks away'; 'their pushcart was piled high with groceries'. draw slo

Türkçe - İngilizce Sözlük

Powered buggy used to transport golfer and equipment around the course.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification And Regression Trees A decision tree technique used for classification of a dataset Provides a set of rules applicable to a new dataset to predict which records will have a given outcome Segments a dataset by creating 2-way splits Requires

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (Lat). piskoposun bölgesi dahilindeki en buyük kilisede bulunan kürsüsü; resmi kürsü, profesörlük kursüsü. ex cathedra yetkisine dayanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). (-ed, -ing, -sed, -sing) . ABD mahalli parti meclisi toplantısı; (ing). parti yönetim kurulu; parti disiplin kurulu; (f). parti kurulu toplantısı yapmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractiveness. attraction. fascination. appeal. charm. charms. feminene charms. witchery. enchantment. enticement. allure. allurement. desirability. draw. drawing power. gilt. glamor. glamour. gravitation. it. lure. magnetism. oomph. romance. seduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catching. charming. inviting. prepossessing. seductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a ductile gray metallic element of the lanthanide series; used in lighter flints; the most abundant of the rare-earth group.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Common Era; preferred term among many Jews and other non-Christians for the current civil year numerical system, as opposed to Anno Domini BC becomes Before the Common Era under this system.

Türkçe Sözlük

(CEBR) (i. A.). 1. Zor, kahır, zorlama: Cebir kullandı, cebir ile malını aldı: Cebr-i nefsetmek = Kendini zorla zaptetmek. 2. Kırık veya çıkık kemiği bağlayıp yerine getirme, yapıştırma. 3. Umumiyetle tamir, onarma, ıslâh. 4. Matematiğin yüksek bahislerinden bahseden ilim. Cebr-I Adi = Bu ilmin başlangıç bahisleri. Cebr-i Alâ = Bunun yüksek bahisleri. Cebr-i hâtır = Hatırı kırılan bir adamın gönlünü alma. Cebr-i mâfât = Kaybedilen bir şeye bedel, başka bir şey kazanıp teselli bulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir ağacı; erz ağacı,(bot). Cedrus; bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan y

Türkçe - İngilizce Sözlük

An international book-entry settlement and depository system based in Luxembourg, which is merging with Deutsche Borse Cedel and Euroclear are connected by an 'Electronic Bridge' for processing purposes; a transnational depository.

Türkçe - İngilizce Sözlük

not to be able to stand by / sth. to be displeased with sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. tractive. alluring. appealing. magnetic. bewitching. catchy. catching. charming. witching. seductive. sexy. juicy. inviting. comely. captivating. charismatic. darling. desirable. endearing. engaging. engrossing. enthralling. fascinating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. appeal. attraction. charm. glamour. lure. magic. magnetism. seduction. attractiveness. allure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be cursed with smth. take one's medicine. stand the racket. pull. draw. magnetize. attract. suffer. go through. bear. shrink. pull over. pull away. tow. tow away. take after. undergo. carry. engross. hold. inhale. sip. abide. absorb. bear with. broo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract manufacturing or contract electronics manufacturing Production of electronic equipment on behalf of an original equipment manufacturer customer, in which the design and brand name belongs to the OEM Often refers to the industry based on providing

Türkçe Sözlük

(CERR) (i. A.). 1. Çekme, sürükleme: Arabayı beygir, sapanı öküz cer eder. 2. Kendine doğru çekme: Cerr-i menfaat (menfaat çekme). 3. Eskiden medrese talebesinin üç aylarda vaaza çıkarak nafakalarını toplamaları: Cerre çıkmak (bu mânâ Arapça’da olmayıp ikinci mânâdan alınmıştır). 4. Arapça gramerde ismin dört hâlinden biri ki, alâmeti herekeli irabda «y» dir. (KÜfî ekolünde «hafez» denilir. Cer-i icap eden amile «câr» ve kabûl eden mâmu’le «mecrûr» derler). Hurûf-ı cer = (Arapça gramerde) dahil oldukları ismi mecrûr eden harfler ki bâ, men, ilâ, alâ, li, kef, an vesairedir. (Hurûf-ı ilsak da denilir). Cerr-i eşkal = Matematikte ağırlıklardan bahseden bir bilgi dalı («Fenn-i mihanikî» dahi denilir).

Türkçe Sözlük

(CESED) (I. A.) (c. ecsâd). insan veya hayvan bedeni, gövcte, ten. (Arapça’da cisim mânâsına de gelir).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2.İnatçı, azimli, şedid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be encircled. to be enclosed. to be translated. to be turned. turn round.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asker, cünd. Fars. leşker, sipâh, ordu. Sevk-ul-ceyş = Askerî hareketlerden bahseden fen. (Fr. strategie).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskemle, sandalye; makam; kürsü; başkanlık sandalyesi; elektrikli iskemle; sedye; tahtırevan; (d.y). rayı traverslere bağlamak için kullanılan bir cins destek. easy chair rahat koltuk. chair car koltuklu vagon. take the chair başkanlık makamına geç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalseduan, Kadıköytaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisede mihrabın yanında bulunan din adamlarına mahsus bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel ibadet yeri; kilisenin özel törenlere ayrılmış bölümü; küçük kilise, mabet; bir okul, saray vb,nin ibadete ayrılmış odası; böyle bir kilisede yapılan ayin; kilise koro veya orkestrası; eski matbaa, basımevi; bir basımevine bağlı olarak çalışan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kilise korosu, koro; kilisede koroya mahsus yer; (f). koroda şarkı söylemek. choir loft kilise balkonunda koro yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiliseye getirmek; kilise disiplinine tabi tutmak; kilisede şükran duası etmek (bilhassa doğumdan sonra kadınlar).

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. earnest. businesslike. unsmiling. critical. important. austere. capital. demure. devout. eventful. forbidding. grave. gut. momentous. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. starched. mortally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness. earnestness. demureness. devoutness. momentousness. sedateness. severity. solemnity. staidness. starch.

Şifalı Bitki

(kokarsedefotu): Sedefotugillerden, çayırlarda ve hendek kenarlarında yetişen zehirli bir bitkidir. Yaprakları geniş, çiçekleri küçük ve sarı renklidir. Çiçekleri dallarının dışına çıkmış demetler şeklindedir. Keskin bir kokusu vardır. Acıdır. Kullanırken, tavsiye edilen dozu aşmamak gerekir. Kullanıldığı yerler: Kalp çarpıntılarını giderir. Mide ağrılarını dindirir. Zeytinyağı ile kavrulduktan sonra çıbanların üstüne konulacak olursa, olgunlaştırır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

projecting. stretching out. bossed. overhanging. dented.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. mad. insane. lunatic. raving. wild. berserk. bonkers. crackpot. crazed. delirious. demented. demon. demoniac. distracted. foolhardy. frenetic. frenzied. kooky. maniacal. phrenetic. possessed. rip-roaring. ripsnorter. scatty. moonstruck. lunati.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. mad. insane. lunatic. raving. wild. berserk. bonkers. crackpot. crazed. delirious. demented. demon. demoniac. distracted. foolhardy. frenetic. frenzied. kooky. maniacal. phrenetic. possessed. rip-roaring. ripsnorter. scatty. moonstruck. lunati. amo

Türkçe - İngilizce Sözlük

Convective INhibition A measure of the amount of energy needed in order to initiate convection Values of CIN typically reflect the strength of the cap They are obtained on a sounding by computing the area enclosed between the environmental temperature pro

Türkçe - İngilizce Sözlük

Convective INhibition A measure of the amount of energy needed in order to initiate convection Values of CIN typically reflect the strength of the cap They are obtained on a sounding by computing the area enclosed between the environmental temperature pro

Türkçe - İngilizce Sözlük

Function which tells the system to input data in the standard-input stream , used with the extraction operator See also: cerr, cout.

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification of Instructional Programs: a commonly used taxonomy for coding programs and courses offered by education and training providers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Construction in process; CAMS term used to identify fabrications in the system; also known as WIP or work in process.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carrier Identification Parameter: A 3 or 4 digit code in the initial address message identifying the carrier to be used for the connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

naked. bare. undressed. uncovered. nude. innocent of clothes. bleak. unclad.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bare. naked. nude. destitute. in the nude. stark. unclad. undressed.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuyruk yağının kıkırdağı. 2. Cızlayan, hisseden, hassas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruled. lined. marked. scratched. drawn. delineated. canceled. crossed out.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık; yarılma, çatlama; (kim). molekülün aynlması; (k.dili). göğüs yangının dekolte elbiseden görünmesi; (biyol). hücrenin bölünmesi; (jeol). dilinim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı müessesede çalışan kimselerden her biri; meslektaş.

Türkçe Sözlük

yahut COĞRAFİYE (i. A.) Dünyanın tabiî, beşerî, iktisadî durumundan bahseden ilim ki şu dallara ayrılır: Tabiî coğrafya, riyâzî coğrafya, siyasî coğrafya, beşerî coğrafya, iktisadî coğrafya, tarihî coğrafya, nüfus coğrafyası, jeopolitik vs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitation. sedimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitation. sedimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dregs. precipitate. sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitate. detritus. refuse parts. sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. collapse. sedimentation. subsidence. settlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. sag. slump. breaking down. disintegration. deposition. settlement. settling slip. sedimentation. precipitation. failure. declination. squat. decline. deflation. shrinkage. cave-in. depression. breakdown. bust up. cave in. decadence. descent. dow

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapsed. sunken. dent. graben. rift valley.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. debris. depression. sag. collapse. sinking. subsidence. wreckage. sediment. deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitate. ruin. debris. wreckage. sediment. deposit. subsidence. depression. collapsing. settlement. slip. residue. crash. deposition. landslide. residual. slump. cup hole. sedimentary. cave in. dent.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplama; toplanmış şeyler, koleksiyon; kilisede toplanan para, iane; tabaka.

Türkçe Sözlük

(I.). Medresede talebeye ve müderrise hizmet ederek ilim öğrenen kimse, talebe yamağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydana getirmek, oluşturmak; düzenlemek, tertip etmek; bir butünün parçalarını teşkil etmek; bestelemek; (eser) yazmak, yaratmak; (matb). dizmek, tertip etmek. composed of -den ibaret. composing machine (matb). dizgi makinası. composed (s). sakin, k

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, basmak, tazyik etmek. compressed air sıkıştırılmış hava. compressible (s). sıkıştırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (kim)., (fiz). yoğunlaştırmak, koyulaştırmak; özetlemek, kısaltmak. condensed milk teksif edilmiş süt. condensable (s). yoğunlaştırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). helezoni sedef kabuk; nefesli çalgı olarak kullanılan kabuk boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). konkoid; sedef eğrisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itiraf etmek; ikrar etmek; teyit etmek, doğrulamak teslim etmek; günah çıkartmak; şiir belli etmek. confesedly (z). itiraf kabilinden, teslim ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapanış, hapsedilme; hasta olup evde kalma; loğusalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şiddetle sarsmak. be convulsed with laughter gülmekten katılmak. convulsion (i). ihtilâç, katılma, ıspazmoz. convulsive (s). ihtilâç nevinden, ihtilâç gibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measurement for determining the energy efficiency of heating equipment It is determined by dividing the total heating provided by the system by the total electricity used to produce this heat A minimum of 3 0 COP is recommended.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeryüzünde depremin aynı anda hissedildiği noktaların birleştiği çizgi ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir, kanepe, divan, yatacak yer; in, vahşi hayvan barınağı. couch grass ayrık otu, (bot). Agropyron repens.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyuk yarık, buzulda veya bir seddin yüzünde açılan yarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çaprazlamak; karşıdan karşıya geçmek; geçirmek; (bot)., (zool). türleri ayrı olan hayvan veya çiçekleri çiftleştirip melez çeşitler elde etmek; karşı gelmek; türleri karışmak; haç işareti yapmak; üstüne çizgi çizmek. crossed in love aşkta bedbaht ol

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small vessel, used commonly to drink from; as, a tin cup, a silver cup, a wine cup; especially, in modern times, the pottery or porcelain vessel, commonly with a handle, used with a saucer in drinking tea, coffee, and the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cupping glass or other vessel or instrument used to produce the vacuum in cupping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cock or cup containing grease, to serve as a lubricator. a small open container usually used for drinking; usually has a handle; 'he put the cup back in the saucer'; 'the handle of the cup was missing' a large metal vessel with two handles that is award

Türkçe - İngilizce Sözlük

a United States liquid unit equal to 8 fluid ounces. the quantity a cup will hold; 'he drank a cup of coffee'; 'he borrowed a cup of sugar'. a small open container usually used for drinking; usually has a handle; 'he put the cup back in the saucer'; 'the

Türkçe - İngilizce Sözlük

To close the palm on the ball when tossing it up for a serve Cupping is against the rules, since it can be used to put spin on the ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equivalent to one condensed milk can: 10 fl oz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Common Underlying Proficiency theory of language interdependence asserts that a person who has high language proficency in one language will learn a second language better and faster because many of the basic concepts can be used to strengthen both la

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). Iânet etmek, beddua etmek, sövmek, sövüp saymak; belâ getirmek; (i). Iânet, beddua, inkisar; belâ, felâket, gazap. the curse (k).dili aybaşı, regl. cursed (s). Iânetli. cursed (s). talihsiz; hırçın. cursed with çeken, -den mustarip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decay. to rot. to putrify. to go bad. to be refuted. to be bruised. decompose. go to the bad or dogs. molder. molder away. perish. putrefy. wither.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (A.B.D). (k).dili küfretmek, sövmek, lanetlemek; (i). Iânet; (k).dili herif. a queer cuss (k).dili acayip yaratık. cussedness (i)., (A.B.D)., (k).dili terslik, huysuzluk; Iânetlilik.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalık, maraz. Birçok Osmanlıca terimlerde geçer: Dâ-ül-esed, dâüs-sâleb, dâ-ül-fil vs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scatter. to disperse. to be dispersed. to be messed up. to be dissolved. to disintegrate. to crumble. to calcine. to stagger. to decompose. to shatter. to dissolve. to spread. to dissipate. diffuse. disband. fall apart. fall out. range. strew.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scattered. dispersed. untidy. out of trim. messy. diffuse. straggly. disorganized. bedraggled. ragged. scruffy. sick. straggling. unkempt. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scattered. dispersed. untidy. sporadically. desultory. loose. messy. rambling. sparse. straggly. thin on the ground. vagrant. woolly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be distributed. to be dispersed. to become untidy. to be dissolved.

Türkçe Sözlük

(DAHİLİ) (i. A.) (mü. dâhiliyye). 1. İç veya içeri ile alâkalı: Göğsümde dahilî bir ağrı hissediyorum. 2. Aileye ait, mahrem, hususî: Onun dahilî bir rahatsızlığı vardır; dahilî masrafları pek fazla. 3. Bir devletin kendi ülkesiyle alâkalı: UmOr-ı dâhiliyye, nizâm-ı dâhili, nizâmnâme-l dâhili = Bir resmî veya ticarî idarenin kurulmasını ve görevlerini tanzim eden nizamname.

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Eğreltiotugillerden bir bitki, duvar sedefi (dichapelatum).

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent-minded. plunged in thought. absent. vacant. lost. far-off. dreamy. woolgathering. abstracted. deep. distrait. engrossed. faraway. glassy. meditative. moony. pensive. preoccupied. reflective. ruminant. ruminative. self-absorbed. thoughtful. unh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

daydream. dive. penetrate. submerge. to dive. to submerge. to plunge. to be engrossed in. to be immured in. to enter suddenly. to dash into. to plunge in. to drop off. to fall asleep. to lose consciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dive. to plunge into. to be engrossed in. to enter suddenly. to concentrate on. to fall asleep. to doze. to lose consciousness. dip. plunge. swim in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A female parent; used of beasts, especially of quadrupeds; sometimes applied in contempt to a human mother.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To obstruct or restrain the flow of, by a dam; to confine by constructing a dam, as a stream of water; generally used with in or up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A constructed barrier that would create a water storage reservoir or divert water. a barrier constructed across a watercourse for the purpose of: creating a reservoir; diverting water into a conduit of channel; creating a head which can be used to generat

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Demkoruğugillerden, bir bitki (sedum). Buna kayakoruğu da denir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Damın saçağı altına gelen aralık yer ki damın yağmuru oraya damlar. 2. Damla hesabiyle alınacak ilâcı damlatıp damlalarını saymaya mahsus lastik ve şişe borucuklardan mürekkep veya birer damladan fazla akıtmayan küçük bir şişeden ibaret Alet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which damps or checks; as: A valve or movable plate in the flue or other part of a stove, furnace, etc., used to check or regulate the draught of air. A contrivance, as in a pianoforte, to deaden vibrations; or, as in other pieces of mechanism, to ch

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movable plate that controls airflow through a ductwork system Dampers are used to direct air to the areas of the home that need it most.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bladed device used to vary the volume of air passing through the air outlet, air inlet or duct These are used to regulate airflow to certain rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Found in ductwork, this movable plate opens and closes to control airflow Dampers can be used to balance airflow in a duct system They are also used in zoning to regulate airflow to certain rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Normally a piece of felt, action cloth, or leather mounted to a jack which damps the string when the key is released Occasionally the overhead dampers of the sort found in grand pianos are used.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of 'valve' used in ductwork that opens or closes to control airflow Used in zoning to control the amount of warm or cold air entering certain areas of your home.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Found in duct work, this movable plate opens and closes to control airflow Dampers are used effectively in zoning to regulate airflow to certain rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A crude device - usually a refractory clay brick - used to block the flue of a kiln.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Found in ductwork, this moveable plate opens and closes to control airflow It is also used in zoning to regulate airflow to certain rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Damper - A part of an air conditioning system that can be opened or closed to allow more or less air to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A venting device in fireplaces used to control combustion, prevent heat loss, and redirect downdrafts. device used to damp out coherent transverse beam oscillations. a mechanical device in HVAC systems that varies airflow through an air outlet, inlet, or

Türkçe - İngilizce Sözlük

Materials, design, and mounting techniques used to reduce ringing in the transducer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small truck or sledge used in coal mines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in the Japanese martial arts for anyone who has achieved the rank of at least first-degree black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in the Japanese, Okinawan and Korean martial arts for anyone who has achieved the rank of at least first-degree black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shrink. to get narrow. to get tight. to decrease. to get hard. to be upset. to be distressed. to contract. to straiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

angry with. cross. stuffy. offended. huffy. resentful. huffish. injured. vexed. wroth. displeased.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Facts represented in a readable language on a durable medium Data on its own carries no meaning Empirical data are facts originating in or based on observations or experiences A database is a store of data concerning a particular domain Data in a database

Türkçe - İngilizce Sözlük

Programs, files, and other information stored in, communicated, or processed by a computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Data can be defined in many ways Information science defines data as unprocessed information Data is converted into information, and information is converted into knowledge For the purposes of Enterprise, data is a small unit of information, i e a learner

Türkçe - İngilizce Sözlük

Factual information used as a basis for reasoning, discussion, or calculation. 'A formalized representation of facts or concepts suitable for communication, interpretation, or processing by people or automated means ' The term 'data' is often used to refe

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital information that is input to, output from, or processed and stored in a computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information that is collected, stored or processed systematically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital information or just information, depending on the context. 1 in the context of remote sensing, a computer file containing numbers which represent a remotely sensed image, and can be processed to display that image 2 a collection of numbers, string

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to information in numerical form that can be digitally transmitted or processed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information stored on the computer system, used by applications to accomplish tasks. the information and evidence gathered during the assessment process for use in determining the level of teaching performance See Evidence, Extant Data, Information.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Factual information used as a basis for reasoning, discussion, or calculation; a collection of numerical facts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Data is an un-processed collection or representation of raw facts, concepts, or instructions in a manner suitable for communication, interpretation, or processing by humans or by automatic means.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanepe, sedir, divan; (ing). küçük yazıhane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reliant. leaning against. propped up. based on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be leaned on. to be based on. to be borne. to be tolerated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stand the racket. last. endure. resist. go on. survive. hang on. hold on. stand. bear up. take. take it. tolerate. withstand. lean. lean upon. rest. rest against. rely on. rely upon. be based on. stand on. abut. bear up against. bear with. brook. con.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear. brook. consist. endure. last. lean. lump. repose. resist. rest. stay. stomach. support. withstand. to lean. to be based on. to resist. to endure. to bear. to bear up. to stand. to put up with. to stomach. to withstand. to hold out. to last. to push.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean against / on. to be based on. to rely on. to resist. to last. to stand up. to wear well. to endure. to bear. to put up with. to reach. to arrive at. to push. to shove. to carry. to stabilize. to lean. abide. abut. bear with sb. brook. c.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Discard Eligible A 1-bit field in a frame relay header that provides a two level priority indicator Used to bias discards of frames in the event of congestion toward lower priority frames Similar to the CLP bit in ATM.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for GERMANY. of; from - used in names MM - expresses assent UN - one.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A commonly used abbreviation for diatomaceous earth filter aid.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kıymetini düşürmek, ayarını bozmak; şeref ve itibarına halel getirmek, tezlil etmek, alçaltmak, indirmek; bozmak. debased coinage içindeki gümüş veya altın miktarı azaltılmış madeni paralar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sulu bir şeyi tortusundan ayırmak için dikkatlice dökmek, şarap v.b.'ni şişeden sürahiye boşaltmak. decanta'tion (i). bir kaptan bir kaba aktarma, boşaltma, dökme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). öIüm, öIme, vefat; (f). öImek. the deceased merhum, rahmetli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic editable unit of a design Some common synonyms used by other systems are module, block, page, and cell Defs are included hierarchically within each other by means of uses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a narrow pass. place under suspicion or cast doubt upon; 'sully someone's reputation'. make dirty or spotty, as by exposure to air; also used metaphorically; 'The silver was tarnished by the long exposure to the air'; 'Her reputation was sullied after the

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-sed, -sing) zehirli gazlardan arıtmak; (radyo tüplerini) bütün gazlardan arıtmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mad. insane. crazy. loony. lunatic. out of one's mind. out of one's senses. not all there. possessed. mad about. batty. bonkers. daft. delirious. demented. demon. demoniac. demoniacal. dippy. distracted. distraught. gaga. loco. nutty. off one's onion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balmy. bats. batty. crackers. crank. crazy. cuckoo. demented. insane. loony. lunatic. mad. maniac. manic. mental. nuts. nutshell. possessed. potty. soft. daft. nutty. crazy about. mad about. potty about. fond of. madman. madwoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tract of land shaped like the letter delta , especially when the land is alluvial and inclosed between two or more mouths of a river; as, the delta of the Ganges, of the Nile, or of the Mississippi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The closed figure produced by connecting three coils or circuits successively, end for end, esp. in a three-phase system; often used attributively, as delta winding, delta connection , etc. the 4th letter of the Greek alphabet a low triangular area where

Türkçe - İngilizce Sözlük

The low, nearly flat, alluvial tract of land at or near the mouth of a river, commonly forming a triangular or fan-shaped plain of considerable area, crossed by many distributaries of the main river, perhaps extending beyond the general trend of the coast

Türkçe - İngilizce Sözlük

The low, nearly flat, alluvial tract of land at or near the mouth of a river, commonly forming a triangular or fan-shaped plain of considerable area, crossed by many distributaries of the main river, perhaps extending beyond the general trend of the coast

Türkçe - İngilizce Sözlük

The change in the value of the option premium relative to the instantaneous change in the value of the underlying instrument, expressed as a coefficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The change in the value of the option premium made fully paid by the capitalisation of reserves and given relative to the instantaneous change in the value of the; underlying instrument, expressed as a coefficient. An alluvial deposit made of rock particl

Türkçe - İngilizce Sözlük

Large deposit of alluvial sediment located at the mouth of a stream where it enters a body of standing water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A value used in referring to power tables that combines gamma and the sample size. a low triangular area where a river divides before entering a larger body of water. the 4th letter of the Greek alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital Elevation Model A digital representation of a continuous variable over a two-dimensional surface by a regular array of z values referenced to a common datum Digital elevation models are typically used to represent terrain relief The format of the

Türkçe - İngilizce Sözlük

DEM means 'Digital Elevation Model' It is a 'grid' of points that contains both horizontal and vertical data about the earth's surface DEMs are commonly used for the creation of 'ortho' photos A sketch of a DEM is shown below:. is short for digital elevat

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital Elevation Model See digital terrain model. digital elevation model - This term is used very generally to describe a great variety of terrain files and file formats There are also a number of mutually incompatible file formats that use the dem file

Türkçe - İngilizce Sözlük

A separately evolving subset of the whole population The subsets may be evolved on a different computers Emigration between subset may be used.

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de: demür veya temür). 1. Fe senbolü ile gösterilen, 7.8 yoğunluğunda bir eleman. Demir 1510°’de erir. Kullanış yeri pek çok ve ehemmiyeti büyük olan demir, tabiatta oksit, karbonat ve sülfür halinde bulunur. Ar. hadîd, Fars. Ahen. 2. Gemiyi bir yerde durdurmak için zincirle denizin dibine bırakılan çengel şeklinde ağır demir Alet, lenger, çapa: Demir atmak = Gemi vesairenin, demirini denize salması. Demir almak = Demir kaldırmak. Demir üzerinde = Demirli. Demir taramak = Rüzgârın şiddetiyle demirin deniz dibinde sürünmesi. Demir yeri = Liman. Ocaklık demiri = Gemilerde ihtiyaten bulundurulan en büyük demir. Göz demiri = Teknelerin daima kullandıkları demirler. Tonoz demiri = Geminin kıç tarafından başını çevirmek için atılan küçük demir. Demir resmi = Bir limana demirlemek için verilmesi lâzım gelen para. 3. Bir Aletin demirden olan kısmı, namlı: Kılıç, bıçak, sapan demiri. 4. Pranga, zenclr: Ayağına demir vurdular. Demire vurmak. 5. Demirden yapılmış çeşitli Aletler: Kapı demiri, ocak demiri. Ak demir = Çekiçle dövülmüş demir. Kara demir = Kalıba dökülmüş demir. Erkek demir = Serti. Dişi demir = Yumuşağı. Demir kapan = Mıknatıs. Demirkapı = Nehirlerde gemilerin geçmesini engelleyen kayalık sed ve şelâle. Demir kırı = Demirin rengini andırır at donu. 6. Demirden yapılmış: Demir, karyola, demirkapı, demiryoju. 7. mec. Demir gibi sert ve katı yahut dayanıklı: Demir çarık.

Türkçe Sözlük

(mü. münsedde). Seddedilmiş, tıkanmış, tıkalı, kapalı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be inspected. to be supervised. to be audited.

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced. old. practical. skilled. versed. veteran. practiced.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced. equable. level. poised. well-balanced. level-headed. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coarse cotton drilling used for overalls, etc. a coarse durable twill-weave cotton fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fibre: Cotton Weave: Twill - right hand - may be L2/1 or L3/1 Characteristics: Name derived from French 'serge de Nimes' Originally had dark blue, brown or dark grey warp with a white or gray filling giving a mottled look and used only for work clothes no

Türkçe - İngilizce Sözlük

This staple cotton cloth is rugged and serviceable, and is recognized by a left-hand twill on the face Mostly Coarse single yarns are used A 2-up and 1-down or a 3-up and 1-down twill may be used in the weave formation Standard denim is made with indigo-b

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Himalaya dağlarına mahsus bir çeşit sedir ağacı, cin ağacı, (bot). Cedrus deodara.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affects liver and detoxification systems due to its ability to absorb or destroy foul odors. a chemical which inhibits the growth of bacteria, rather like an antiseptic Used to control body odour.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetsizlik, bitkinlik: Vücudumda, kollarımda bir dermansızlık hissediyorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cildiye, dermatoloji, ciltten ve deri hastalıklarından bahseden ilim. dermatologist (i). cilt hastalıkları mütehassısı dermatolog.

Türkçe - İngilizce Sözlük

God Demi-god; great personality in devotion to Krishna, selfrealized to administrative independence 'Shining one ' A being living in the higher astral plane, in a subtle, nonphysical body Deva is also used in scripture to mean 'God or Deity '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

periodic. rotary. endorsed. cyclical.

Türkçe Sözlük

yahut DEYE (e.). 1. Diye, güya, sözde, diyerek, sanki: Bugün ders yoktur deyü beni mektebe gitmekten alıkoydu. 2. Zannıyle, iddiasıyle, bahanesiyle: Ben emektarım deyü köşede oturup hiç bir iş görmek istemiyor (deyi şeklinde söylenmesi galattır. Bugün bu kelime yerine «diye» kullanılmaktadır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). köşegen, diyagonal. diagonally (z). diyagonal olarak. diagonally opposite karşılıklı iki köşede bulunan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jewish dispersion or exile from the Land of Israel Also the term used to refer to Jews and Jewish communities living worldwide beyond the borders of the State of Israel. the movement, migration or scattering of people from their original homelands. forced

Türkçe - İngilizce Sözlük

Greek for 'dispersion,' most commonly used of Jews living outside the land of Israel anytime after the Babylonian Exile, but also used by other groups.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alert. attentive. careful. cautious. chary. circumspect. conservative. deliberate. diligent. diplomatic. exact. intent. meticulous. minute. painstaking. punctilious. rigorous. scrupulous. sedulous. strict. studious. watchful. assiduous. regardful. close.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a gradually diminishing manner; with abatement of tone; decrescendo; expressed on the staff by Dim., or Dimin., or the sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A remote device which reduces the light output of a stage lighting fixture by reducing the total wattage it receives, commonly grouped in banks, panels or packs Present technology usually has a dimmer per circuit, as opposed to systems where a limited num

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic controls that allow stage lighting to fade up or down slowly, as opposed to being on or off only Submitted by Karl Kuenning RFL from Roadie Net.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument used to change the voltage of lights on the set, regulating in this way thier intensity NOTE: Not recommended for color cinematography, as the color temperature of the lights will also change.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Controls the brightness of a particular fixture A dimmer pack is a device used to control a fixture from a remote control panel Dimming may also be a feature within an intelligent light or a specific control device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that controls levels of light by varying the electric current. a device in the electrical circuit used for varying the brightness of lamps in a lighting installation Dimming controls are ideal for any number of rooms because they allow you to cha

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loud, confused, harsh noise; a loud, continuous, rattling or clanging sound; clamor; roar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To strike with confused or clanging sound; to stun with loud and continued noise; to harass with clamor; as, to din the ears with cries.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The initials stand for German Industrial Standard and in car audio can be used to describe a standard dash opening for a deck or a multi-pin connector used in lieu of a RCA connector.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutsches Institut fur Normung A type of connector defined by the German Standards Institute Generally used to connect peripherals such as mice, modems, and keyboards to computing devices The DIN connector found on 1x0-series Newtons and the eMate is a DI

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is an acronym used for the Deutsches Institut fur Normung.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A numerical rating used in Europe to describe the sensitivity of film to light The DIN rating increases by 3 as the sensitivity of the film doubles See film speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wild dog found in Australia, but supposed to have introduced at a very early period.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Double income, no kids A term used to denote a working couple, often in the market for condominium ownership or other types of real estate investments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden drop followed by a climb, usually to avoid obstacles or as the result of getting into an airhole. a gymnastic exercise on the parallel bars in which the body is lowered and raised by bending and straightening the arms a brief swim in water a cand

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the angle at which the bedrock strata are inclined from the horizontal Dip on bedrock surfaces may be caused by forces that bend the rock mass or by a variety of mechanisms active when sediments that make up the rock were accumulating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for dual in-line package, a type of chip housed in a rectangular casing with two rows of connecting pins on either side. Abbreviation for Dual In-line Package A type of housing for integrated circuits The standard form is a molded plastic containe

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hasta, mariz, hastalıklı. He was diseased in body and mind. Hem vücutça hem akılca hasta idi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gizlenmek, kılığını değiştirmek, tebdili kıyafet etmek, gizlemek, saklamak. thinly disguised sözde gizli, yarı kapalı. disguisedly (z). gizlenmiş olarak, tebdili kıyafet ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bir şeyden veya kimseden) soğutmak, çevirmek, caydırmak. be veya feel disinclined canı istememek. disinclina'tion (i). isteksizlik, gönülsüzlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower side of the body of some invertebrates, especially when used for locomotion, when it is often called a creeping disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

something with a round shape like a flat circular plate. a flat circular plate. sound recording consisting of a disc with continuous grooves; formerly used to reproduce music by rotating while a phonograph needle tracked in the grooves. a memory device co

Türkçe - İngilizce Sözlük

A disk is a physical object used for storing data It will not forget its data when it loses power It is always used in conjunction with a disk drive Some disks can be removed from their drives, some cannot Generally it is possible to write new information

Türkçe - İngilizce Sözlük

A storage system for computers There are two types of disks in common use on computers: Floppy and Hard Floppy disks are the limited storage devices used to initally boot up your computer, and used by many as a convient way to loose data and spread viruse

Türkçe - İngilizce Sözlük

A disk is a circular-shaped material with a magnetic coating that can be used for storing data Most microcomputers have two types of disks: floppy disks and hard disks Floppy disks can be removed from the computer, while most hard drives are not removable

Türkçe - İngilizce Sözlük

This spelling refers to any disk-based storage media, such as your computer's hard drive, a floppy-disk, and other storage media like Syquest or Zip cartridges.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (z)., ünlem, (f). aynı şey (az önce anılan); (z). yukanda bahsedildiği gibi, aynı, aynen, tıpkı; ünlem, k.dili Kabull; (f). tekrarlamak; kopya etmek, makinayla suret çıkarmak. ditto mark denden işareti, ().

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also used by the poets for a grand deliberative council or assembly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir; divan, meclisi hümayun, büyük meclis; salon, divan odası; tütün ve kahve içmeye mahsus salon veya oda; divan, bir şairin alfabetik sıraya göre düzenlenmiş şiirlerinin toplamı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is the first of the seven syllables used by the Italians as manes of musical tones, and replaced, for the sake of euphony, the syllable Ut, applied to the note C.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In England and America the same syllables are used by many as a scale pattern, while the tones in respect to absolute pitch are named from the first seven letters of the alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first degree of the major scale. 'Way' or 'path ' When this term is used as a suffix to a particular style of the Japanese martial arts, it is indicitive of more than just a means of combat Do indicates a discipline and philosophy with moral and spiri

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dissolved Oxygen - a measure of the oxygen dissolved in water expressed in milligrams per liter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Doctor of Osteopathy DOs complete a training, certification and licensing program that is almost exactly the same as that of an allopathic medical doctor They are licensed to perform surgery and write prescriptions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Defaulted then bankruptactive, other UI Unreinsured. a) Way, path, etc This word was used frequently in Chinese and Japanese philosophy in the sense of the way of doing an act in the moral and ethical spheres well as the simple physical Jigoro Kano 'borro

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtının yüzeyinin görünümü veya hissedilmesi, ki düz veya parlaktan, kaba veya mata kadar çeşitlenebilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indirect. round about. intricate. tangled. confused.

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct tax. direct / assessed tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuffing. act of filling. fill. material used for filling. filling. charge. charging. back fillet. back fill. batch. core. liner. slug. pane. packing. pack. stuff. cushion. inlay.

Genel Bilgi

İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar.

Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir. O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta ‘kurt adam’ efsanesine bile inanılıyordu.

Bilim insanları yine de Ay’ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay’ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistiki bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay’ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.

Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.

Bilindiği gibi Ay’ın dünyada okyanuslardaki ‘gel-git’ denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi? Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi ‘gel-git’ olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.

Dolunay safhasında iken Ay’ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay’ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya’nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş’in, Ay’ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir. Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir.

Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay’ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chord based on the fifth degree of the diatonic scale being used A dominant usually resolves to the tonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present See also: gene, genome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The extent to which a gene is expressed; dominant indicates that it is expressed a lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heritable character possessed by one parent of a hybrid which, when pure, will express itself in the hybrid to the apparent exclusion of the opposite or recessive character in the other parent Also a species that comprises the majority of biota in an ec

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele or phenotype that is expressed in either the homozygous or the heterozygous state. a trait governed by an allele that can be expressed in the presence of another, different allele Dominant alleles prevent the expression of recessive alleles in h

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those conditions that are expressed in heterozygotes, ie, individuals with 1 copy of the mutant gene and 1 copy of the normal allele; refers to phenotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele that is almost always expressed, even if only one copy is present Source : Human Genome Project Information.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The game is played by matching the spots or the blank of an unmatched half of a domino already played One of the pieces with which the game of dominoes is played. a small rectangular block used in playing the game of dominoes; the face of each block has t

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States rhythm and blues pianist and singer and composer. a loose hooded cloak worn with a half mask as part of a masquerade costume. a mask covering the upper part of the face but with holes for the eyes. a small rectangular block used in playing t

Türkçe - İngilizce Sözlük

British equipment used to counter the German Y-Beam bombing system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Software from Lotus Development Corporation, used for developing interactive applications that run on Web servers. a long loose hooded cloak usually worn with a half mask as a masquerade costume; a half mask worn over the eyes with a masquerade costume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sound effect that is used most often in this series Usually, this sound effect is used when someone is being shoved from the back, cannons are being fired, or doors are being pounded upon, but in One Piece, it is used more as a fanfare to something the

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dressed up. to be adorned. to be decorated. to be embellished. to be equipped.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is done or agreed; let it be a match or bargain; used elliptically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Given; executed; issued; made public; used chiefly in the clause giving the date of a proclamation or public act. cooked until ready to serve having finished or arrived at completion; 'certain to make history before he's done'; 'it's a done deed'; 'after

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolving. rotating. spiral. turning. spinning. circling. circulating. rotated. rotary. rolling. whirling. pressed lamb roasted on a large vertical spit. gyratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressed lamb roasted on a large vertical spit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dragon is of ancient date and played a prominent part in early romance, though little used in English heraldry He is usually depicted with four legs and wings, a long barbed tail, usually knotted, and a body protected by scales When the dragon is draw

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic random access memory A type of memory component used to store information in a computer system 'Dynamic' means the DRAMs need a constant 'refresh' to keep the stored information.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic Random Access Memory: a type of memory used in most personal computers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic Randon Access Memory The most common type of RAM chips used on DIMMs and SIMMs. A type of memory that is lost when the power is turned off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dynamic Random Access Memory Dynamic RAM is the most common type of electronic memory used in computers today Memory amount and type have a significant effect on applications performance.

Türkçe Sözlük

(i.) («düğmek» ten). 1. Elbiseyi kavuşturmak için karşısındaki iliğe geçmeye mahsus, maden, kemik, sedef vesair maddelerden veya harç ve kumaştan yuvarlak, yassı veya üçgen tane: Gömlek, ceket, kol, yaka düğmesi. 2. Baş, top, ufak yuvarlak şey: Meme düğmesi. 3. Ufak ur, yumru, çıban.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Duma, percursion instruments used by Hausa people.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A remote network that can be accessed via a telephone number Also provides modular support for multiple dial-up providers with support for a variety of different protocols.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dial-up Networking A part of the Windows 95/98 operating system used for initializing communications between modems and establishing new connections to remote dial-up services.

Türkçe Sözlük

(DÜRR) (i. A.) (c. dürer). inci, Ar. lûlû. Dürr-I nâ-süfte = Delinmemiş inci ve mec. Kimse tarafından söylenmemiş söz. Dürr-i yetim = Bir sedefte tek bulunan büyük ve makbûl inci tanesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. flat. still. untroubled. unruffled. static. airless. bovine. depressed. ditch-water. ditchwater. halcyon. inactive. languid. lifeless. placid. quiescent. serene. settled. slack. sleepy. stagnant. standing. stock-still. tranquil. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

placid. quiet. sedate. serene. stagnant. standing. still. tranquil. windless. calm. flat. dull.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sedefinden tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Peygamberimiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thoughtful. considerate. regardful. circumspect. wistful. advised. forethoughtful. mindful. pensive. worried. abstracted. delicate. meditative. philosophic. philosophical. reflective. ruminant. ruminative. sophisticated. tactful. minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pensive. thoughtful. careful. lost in thought. depressed. worried. mindful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thoughtless. inconsiderate. careless. mindless. unmindful. blind. blindfold. brusque. flighty. freewheeling. gauche. half-baked. headfirst. headforemost. headlong. heady. ill-advised. ill-judged. imprudent. impulsive. incautious. indiscreet. injudici. cav

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dropped. to be decreased. to be overthrown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device Under Test It is used interchangeably with UUT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device under test. device under test. Device Under Test A DUT board is used in automated testing of integrated circuits It is part of the interface between the chip and a test head, which in turn attaches to computerized test equipment The specific test e

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.His. 2.Duyulan, işitilen, hissedilen şey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be heard. to be sensed. to get out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be heard. to be sensed. to have general currency. filter. greet. to be spread about. transpire. to take wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disorderly. irregular. confused. non-uniform. inharmonious. non-harmonic. out of order. out of trim. out of balance. unsymmetrical. unorganized. gearless. sporadically. anyhow. back to front. chaotic. desultory. disordered. episodic. erratic. formless. il

Türkçe Sözlük

Mekânın iki boyutlu, düşey ya da yatay bir uzantısı. Mimari kompozisyonlarda somut değeri olsa da resimde mekân ve hareket yanılsamasının ön koşuludur. Heykelde ise çok yalın geometrik biçimler dışında düzlem çokça ilgilenilen bir öğe değildir. Resimde tuvalin yüzeyi resimdeki mekânın en yakın boyutu olarak hissedilmekle birlikte, bu yüzeyin alt bölümü izleyiciye en yakın, en üstüyse en uzak mekânı içeren bir yer düzlemi olarak da yanılsanır. Derinlik yanılsamasını amaçlayan kompozisyonlarda ön plan, orta plan, arka plan anlatımları, bunları algılatan farklı derinlik düzlemlerinin vurgulanmasıyla oluşturulur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ışığını karartmak, tutmak, örtmek; (bir kimsenin) yıldızını söndürmek, bir kimseden üstün çıkmak, gölgede bırakmak; tutulmak, sönmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cesed). Cesetler. (bk.) Ceset.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation The successor to CAE, refers to software tools used by general or specialized designers of chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation; the name used for activities or facilities that involve software design aids used in chip design, or the industry sector making the aids.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Kafa dengi, birbirinden ayrılmayan iki kişiden bahsederken kullanılan Edi İle Büdü sözünde geçer.’ 2. Elinden iş gelmeyen iki kişiden bahsedilirken söylenen «Edi ile Büdü Şakire dudu» deyiminde geçer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange, Contact between companies exchanging orders via intra- or internet A standard for that is EDIFACT This can be more secure using internet-tunneling, i e two partners use connections that can not be accessed by anybody else. Thi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange is a form of electronic messaging used by business and government to make purchases, payments, and other routine transactions. is Electronic Data Interchange EDI provides electronic formats, which allow for an exchange of busin

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gökte oturan melek. - Eflaki Şemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlı sufi ve yazar. Mevlana’ya dair Menakıbü’l-Arifin adlı eserin müellifi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disposed. inclined. apt. affected. inclinable. liable. slant. slanting. vulnerable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rollick. have fun. have a good time. be amused. amuse oneself. recreate oneself. laugh away. make fun. make merry over. make merry. disport oneself. fool. frolic. revel. sport. go on a spree.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The conscious and permanent subject of all psychical experiences, whether held to be directly known or the product of reflective thought; opposed to non-ego. the conscious mind an inflated feeling of pride in your superiority to others.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exhaust Gas Oxygen; the concentration of oxygen in the exhaust of an engine An EGO sensor is used in closed-loop fuel control systems to indicate rich or lean A/F. part of the mental apparatus that is present at the interface of the perceptual and interna

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ruh ve bedenden ibaret insan; (fels). hisseden, düşünen ve iradesini kullanan kimse; (psik). ben, ego; (k).dili kendini beğenmişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendinden çok bahsetme, egotizm, kendini beğenmişlik, övünme; hodbinlik, bencillik. egotist (i). kendinden çok bahseden övüngen kimse; bencil kimse. egotistical (s). kendini beğenen; bencil. egotistically (z). kendini överek; bencillikle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To increase; to add to; to augment; now commonly used with out, the notion conveyed being to add to, or piece out by a laborious, inferior, or scanty addition; as, to eke out a scanty supply of one kind with some other.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sour. to become sour. to sour. to ferment. to be upset. to be embarrassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an extreme leftist terrorist group formed in Greece in 1971 to oppose the military junta that ruled Greece from 1967 to 1974; a revolutionary group opposed to capitalism and imperialism and the United States.

Genel Bilgi

İnsanların elektriğe çarpılmaları onun bir iletkeni haline gelmelerinden oluyor. Sıvılar iyi iletkendirler, yani elektriği iyi iletirler. Vücudumuzu içi sıvı dolu bir kap olarak düşünürsek, bütün koruma görevi derimize kalıyor. O da vücudumuzun her tarafında aynı kalınlıkta değil. Islanınca o da iletkenleşiyor, hele üzerinde bir yara varsa direnci tamamen yok oluyor.

Evlerimizde 220 volt ve 50 Herz akım daima vardır. Ne kadar ilginçtir ki, bir elektrik akımının insana en tehlikeli frekans aralığı 50 - 60 Hz.dir. Elektrik akımını evimizdeki su tesisatına benzetebiliriz. Suyun basıncı neyse ‘Volt’ta odur. ‘Amper’ de suyun miktarının karşılığıdır.

Elektriğe çarpılmada süre de önemlidir. Süre uzarsa deride yaralar oluşur ve elektrik bu yaralardan daha çabuk geçer. Derimizden geçen elektrik akımı derhal sinir sistemimizi etkiler. Beyindeki nefes alma merkezini felç eder, kalbin ritmini bozar hatta durmasına neden olur. Elektrik çarpmasının sonucu genellikle kalp durması olduğu için ilk yardım da ona göre yapılmalıdır. Elektriğe nereden çarpıldığımız da önemlidir. Elektriğin elden ele veya elden ayağa geçmesi aradaki hayati organlarımıza zarar verebilir.

Elektriğe çarpılınca şoka girmemizin nedeni kendi elektriğimizdir. Sinir sistemimizin ürettiği elektrik ile dışardan çarpıldığımız elektrik karşılaşıp iç içe girince vücudumuzda kasılmalar ve titremeler yaratıyor.

Elektrik çarpmasında voltajın değil de akımın şiddetinin yani amperin önemli olduğu ileri sürülüyor. Bu konuda elektrik mühendisleri ile fizikçiler arasında görüş ayrılığı var. Zaten elektriğin kendisinin de tam bir tanımı yapılmış veya tek bir tanım üzerinde uzlaşma sağlanmış değil.

Elektriğin öldürücü gücünün voltaj değil de akım miktarı olduğunu öne sürenlere göre akım doğrudan kalbi etkiliyor. Bu düşünüşe göre l ila 5 miliamper akımın vücutta hissedilme seviyesi; 10 miliamperde acı başlıyor; 100 miliampere gelince sinirler reaksiyon gösteriyor ve 100-300 miliamperde şok oluşuyor. Tabii bütün bu değerlendirmeler tam bir bilimsel sınıflandırma değil. Yani tuzlu bir suyun içinde iseniz, cereyan tüm vücudunuza birden değeceğinden mili değil mikroamper seviyesinde bile bir akımdan zarar görebilirsiniz.

Elektriğe çarpılanlar eğer ölmezlerse, genellikle hayatlarının geri kalan kısmını bu olayın izi kalmadan, problemsiz olarak yaşayabiliyorlar. Ama az miktarda da olsa sinir sistemi üzerinde hasar bırakabiliyor. Elektrikten çarpılıp şoka girenlere de, kalp ritmini düzenlemek için yine elektro şok uygulanıyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the simplest or essential parts or principles of which anything consists, or upon which the constitution or fundamental powers of anything are based.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specifically: A substance which cannot be decomposed into different kinds of matter by any means at present employed; as, the elements of water are oxygen and hydrogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Substance entirely composed of atoms of the same atomic number that cannot be further broken down into a chemical reaction Currently there are 112 known elements, of which 92 occur naturally and 20 are artificial Each element has a specific number of prot

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fundamental substance which can occur in nature, composed of atoms having identical numbers of protons The lightest element is hydrogen, with a single proton in its nucleus which characterizes all isotopes of hydrogen Deuterium and tritium are isotopes

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule composed of one type of atom Chemists have recognized or created 112 different types of elements See the following WWW link for the chemical description of these different elements Two or more different elements form a compound.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. özgürlük bahşeden.

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of a line formerly occupied by the letter m, then a square type, used as a unit by which to measure the amount of printed matter on a page; the square of the body of a type.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See En-. a linear unit used in printing the square of a body of any size of type.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the square of a body of any size of type. a linear unit used in printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of type measurement, based on the 'M' character.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A setwise relative unit of measurement equal to the current type size, e g , an em in 10-point type is equal to 10 points Originally derived from the width of the upper-case 'M' character Less commonly, a pica em , is used as an absolute unit of measure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measurement of linear space used by typographers in which the unit is as wide and as high as the point size being set; twice the width of an en So named because the letter 'm' in early fonts was usually cast on a square body.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Em dash The square of the body size of any type, used a a unit of measure in some expanded or condensed faces, the em is also expanded or condensed form the square proportion A dash one em long Also called a long dash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In typesetting, a fixed space equal to the square of the type size being used One em is often used as a standard of paragraph indent in text.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic word meaning 'commander' and used to refer to the virtually independent rulers of the conquered territories.

Türkçe - İngilizce Sözlük

matchless. peerless. unequalled. unprecedented. unsurpassed. without precedent. puller. unexampled. unique. unmatched.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix signifying in or into, used in many English words, chiefly those borrowed from the French.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is sometimes used to give a causal force, as in enable, enfeeble, to cause to be, or to make, able, or feeble; and sometimes merely gives an intensive force, as in enchasten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix from AS. - an, formerly used to form the plural of many nouns, as in ashen, eyen, oxen, all obs. except oxen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix corresponding to AS. -en and -on, formerly used to form the plural of verbs, as in housen, escapen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix signifying to make, to cause, used to form verbs from nouns and adjectives; as in strengthen, quicken, frighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This must not be confused with -en corresponding in Old English to the AS. infinitive ending -an.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measurement of linear space used by typographers; half the width of an em.

Türkçe - İngilizce Sözlük

European Normes or standards, which are gradually harmonising with and superseding British Standards.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. enclosed, enclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. worried. concerned. ill at ease. uneasy. apprehensive. fearful. doubting. distressed. on the downbeat. obsessed. on edge. overcast. perturbed. preoccupied. solicitous. suspenseful. weighty. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

carefree. calm. unembarassed.

Yabancı Kelime

Fr. industrialisme

sanayicilik

İnsanın sanayiyi tek amaç olarak benimsediği sistem.

Sağlık Bilgisi

Kalbi besleyen büyük damarlardan birinin aniden tıkanması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Enfarktüs krizi geçiren hasta; kalp bölgesinde ani bir ağrı hisseder. Bütün benliğini ölüm korkusu sarar. Nefes almakta zorluk çeker. Yapılacak ilk iş, hastanın 45 derece bir meyille oturmasını sağlamaktır. Sonra; vakit geçirmeden doktor çağrılır. Enfarktüs krizini atlattıktan sonra kesin istirahat ve doktorun dediklerine uymak şarttır. Aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal, toz şeker, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı yeni sıkılmış portakal suyu ile 1 su bardağı su karıştırılır. Üzerine bir tatlı kaşığı toz şeker ilave edilip, içilir. Aynı işlem saat 10, 15 ve 21’de tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oyma klişeden çıkarılan resim; hakkâklık, oymacılık; hakkâk işi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Estimated Position Error The term used by Airbus Industries as a measure of the current estimated navigational performance Also referred to as Actual Navigation Performance or Estimated Position Uncertainty Note: The RTCA DO-236 Term is Estimated Position

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) salgın hastalıklardan bahseden ilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An effusion of wit; a bright thought tersely and sharply expressed, whether in verse or prose.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short poem with a witty turn of thought or a wittily condensed expression in prose It was originally a form of monumental inscription in ancient Greece but was developed into a literary form by the poets of the Hellenistic age and by Martial, a Roman po

Türkçe - İngilizce Sözlük

a short speech addressed directly to the audience by an actor at the end of a play. a short passage added at the end of a literary work; 'the epilogue told what eventually happened to the main characters'.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) epistemoloji, bilgi kuramı, bilginin esas ve sınırlarından bahseden bilim dalı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix used to form the comparative degree of adjectives and adverbs; as, warmer, sooner, later, earlier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Explicit Rate: The Explicit Rate is an RM-cell field used to limit the source ACR to a specific value It is initially set by the source to a requested rate It may be subsequently reduced by any network element in the path to a value that the element can s

Türkçe - İngilizce Sözlük

Entity-relationship diagram; used in the context of system modeling and business modeling to describe database and data-store structures; these structures are called ER models. expresses hesitation OD - a hypothetical force YA - you.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. goal. ideal. end. intention. drift. objective. land of promise. promised land. terminus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Metric unit of work, 1 dyne over a distance of 1 centimeter. Indoor Rowing machine, of which the most common type is the Concept II model C, as found in Catz gym, and the Boathouse Erg Room Other ergs commonly used by rowers are the Rowperfect, and Waterr

Türkçe - İngilizce Sözlük

to melt. to dissolve. to thaw. to pine away. to wear out. to be greatly embarassed. to fuse. to liquefy. to mingle. to flux. to run. to bleed. to leach. to wear-out. flag. give.

Genel Bilgi

1991’de Avusturya Alpleri’nde buzullar arasında donmuş bir erkek cesedi bulundu. Şaşırtıcı olan cesedin 5.200 yıl önce yaşamış birine ait olması ve bugüne kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalabilmesiydi. ‘Alp Çobanı’ adı verilen bu cesette dikkat çeken bir başka husus da, yüzünde sakal ve bıyık olmamasıydı.

Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de tıraş oluyorlardı. Mağara duvarlarındaki bu devirlerden kalma resimler sakal tıraşı için kabukların, köpekbalığı dişlerinin, en çok da keskinleştirilmiş çakmaktaşlarının kullanıldığını göstermektedir. Günümüzde keşfedilen bazı ilkel kabilelerde çakmaktaşının bu amaçla kullanıldığı gerçekten de görülmektedir. Mısır’da açılan mezarlarda eski Mısırlıların M.Ö. 4. yüzyılda sakal kesmek için kullandıkları altın ve bakır aletler bulunmuştur.

Tarih öncesi erkeğinin sakal tıraşı olma nedeni, kesilmezse 150 santimetreye kadar uzayabilecek olan sakalın hareket kabiliyetini hayli kısıtlamasıdır. Ancak sinek kaydı tıraş olma ihtiyacının nedeni bilinmemektedir. Her gün kesilmesi gerekiyorsa erkekler niçin sakallı yaratılmışlardır, o da ayrı bir konu. Erkekler günümüzde olduğu gibi geçmiş zamanlarda da din, toplumsal konum ve moda gibi nedenlerle tıraş oluyorlardı. Örneğin, Roma’da sadece özgür insanlar tıraş olabilirdi.

MS. 14. yüzyılda şimdiki usturanın ilkelleri ortaya çıkmaya başladı, ama erkeklerin acılı ve kanlı tıraş derdi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. King Camp Gillette (jilet) ABD’de 1901 yılında ilk iki taraflı jileti keşfetti. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar 168 jilet ve 51 makine satabilmişti. Savaş başlarında ABD hükümeti ordunun ihtiyacını karşılamak için firmaya 3,5 milyon tıraş makinesi sipariş etti. Böylece tıraş bıçağı bir sektör haline geldi.

Kısa bir süre sonra eski bir kılıç üreticisi olan Wilkinson firması da tıraş bıçağı üretimine geçti ve bu ikili günümüze kadar piyasanın devleri olarak geldiler. Günümüzde Gillette dünya pazarının yüzde 66’sim elinde bulundururken, Wilkinson’un payı yüzde 20’dir. Daima sektörün motoru olan Gillette aslında kaşifinin ve firmanın ismi ve bir marka iken ürünün de ismi haline gelmiştir

1950’li yıllarda ilk elektrikli tıraş makineleri devreye girdi. Aynı yıllarda ise paslanmaz çelik tıraş bıçağı piyasaya çıktı. Günümüz erkeklerinin yaklaşık yüzde 80’i ıslak tıraşı yani tıraş bıçağı kullanmayı tercih ediyor. Dünyada tıraş olan 2 milyar erkek ve her birinin yüzünde ortalama 15 bin kıl varken ve hele hele bu kıllar günde yaklaşık 2 milimetre uzarken, yani bir erkeğin ömrünün ortalama 100 günü tıraş olmakla geçerken, kim bükebilir tıraş bıçağı sektörünün bileğini?

Ülke

Başkent: Erivan.

Nüfus: 3.522.000.

Yüzölçümü: 11.500 km2.

Komşuları: Kuzeyde Gürcistan, Doğuda Azerbaycan, Güneyde İran, Batıda Türkiye.

Din: %94 Ortodoks.

Dil: Ermenice.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Bugünkü Ermenistan 2 Nisan 1921’de bir Sovyet Cumhuriyeti olarak kurulmuştur. 30 Aralık 1922’de SSCB’nin bir parçası olan Kafkas seddini oluşturmak üzere, 12 Mart 1922’de Gürcistan ve Azerbaycan’la birleşti. Ermenistan, 5 Aralık 1936’da SSCB’nin anayasal bir cumhuriyeti oldu. 7 Aralık 198’de meydana gelen bir deprem sonucu 55.000’den fazla insan öldü, bir çok şehir yıkıntı haline dönüştü. Ermenistan 23 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etti ve 26 Aralık 1991’de SSCB dağılınca da tamamen bağımsız bir devlet oldu. Çoğunluğu Hıristiyan olan Ermenistan ile çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan arasındaki savaş 1992’de yayıldı ve 1993’te, 1994’te de devam etti. Azerbaycan’da Dağlık Karabağ Enklavi üzerine iki tarafın da egemenlik iddiaları vardı. 1994 Mayıs’ında Ermeni güçlerinin bu bölgede kontrol kazanmaları üzerine geçici bir ateşkes ilan edildi.

Türkçe Sözlük

(i. A. reşîd’den itaf.). Daha ve en reşîd. Doğru yola diğerlerinden daha yakın, her hal ve hareketi daha doğru ve daha makbul olan: Ekber ve erşed evlâdı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential. real. true. fundamental. main. based. founded. principal. basic. solid.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.),(huk.) mirasçısız ölen kimsenin emlâkinin devlete geçişi, bu şekilde intikal eden mülk, mahlul mülk. by way ofescheat mahlulen, mirasçısı olmayan bir kimseden hukumete kalarak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslan, Fars. şîr. Esedullah = Tanrı’nın arslanı (Hazret-i Ali’ nin unvanıdır), (astronomi) Burc-ı Essd = Arslan burcu, 12 burcun beşincisi ki, Güneş bu burca rûmî temmuzun onbirinde girer. Kalb-ül-esed = Arslan burcunda birinci derecede bir sâbit yıldız. (Fr. regulus). Zeneb-ül esed = Yine o burçda ikinci derecede bir sabit yıldız (Fr. denebola). Zahr-ül esed = Yine o burçta ikinci derecede bir yıldız (Fr. geba). Esed-i asgar = Arslan burcu ile Dübb-i Ekber arasında bir yıldız kümesi (Fr. petit lion).

Türkçe Sözlük

(EŞEDD) (i. A. «şedid» den itaf.). Daha, en veya pek şiddetli, pek ağır, pek kuvvetli, pek sert veya güç: Eşedd-i ihtiyâç = Pek kuvvetli ihtiyaç: Eşedd-i mücâzât = Cezaların en ağırı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. ancient. early. former. earlier. ex. out-of-date. old-time. used. secondhand. archaic. bygone. crusted. cut-and-dried. disused. erstwhile. immemorial. late. obsolete. olden. onetime. passe. passee. past. previous. prior. quondam. sometime. of lo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient. antiquated. archaic. bygone. corny. dated. early. former. late. obsolete. old. onetime. past. shabby. sometime. unto. used. veteran. ex. previous. obsolescent. old-fashioned. out of date. outmoded. worn-out. secondhand. back.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient. ex. former. old. veteran. worn out. second hand. archaic. early. gray. grey. hoary. olden. one time. outworn. previous. primitive. pristine. quondam. stale. threadbare. used.

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of date. decrepit. month eaten. obsolete. past praying for. supperannuated. timeworn. trite. twice- told. used up. well worn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

historically used to refer to indigenous people of Arctic North America The term derives from the Algonquin word for 'eaters of raw meat '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An artificial language, intended to be universal, devised by Dr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The vocabulary is very largely based upon words common to the chief European languages, and sounds peculiar to any one language are eliminated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spelling is phonetic, and the accent is always on the penult. an artificial language based as far as possible on words common to all the European languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Alternative Esperanto Dictionary Esperanto-German-Esperanto Esperanto - German On-line Dictionary Features a translator of words from Esperanto to German French - Esperanto On-line Dictionary. an artificial language based as far as possible on words c

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thick, strong coffee, usually served in a tiny cup, often used as a base for coffee drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique. incomparable. peerless. matchless. unequalled. unmatched. unparalleled. nonpareil. heavenly. inimitable. irreplaceable. nonesuch. without a peer. singular. unexampled. unexcelled. unrivaled. unrivalled. unsurpassed. in a class of one's own.

Türkçe - İngilizce Sözlük

peerless. unique. unmatched. unequaled. unpaired. unprecedented. unsurpassed. beyond example. heavenly. inapproachable. inimitable. irreplaceable. matchless. non pareil. only. superlative. surpassing. unequalled. unexampled. unrivalled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equivalent Training. a past tense of eat OF - coming from YO - used to call attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a soft cotton or worsted fabric with an open mesh; used for curtains or clothing etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym used by the Labor Department in ERISA Interpretive Bulletin 94-1 for Economically Targeted Investment See Social Investing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be affected. be touched. be impressed. be thrilled. grip. impose. respond.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic unit of energy used in high energy physics It is the energy gained by one electron when it moves through a potential difference of one volt By definition an eV is equivalent to 1 6 x 10-19 joules This is a very small amount of energy and the mor

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde bir şed makam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kiliseden aforoz etmek, mahrum etmek, cemaatten tardetmek, Hıristiyan ayinlerine kabul etmemek. excommunica'tion (i.) aforoz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. bruise. dent. crushed. squashed. contusion. bruised.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. crushed. bruised and squashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

downtrodden. repressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushed. downtrodden. repressed. smashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Family Allowance. ncy-Faced Veneers: Veneers that are cut into exotic patterns, which are usually used in more visible areas of wooden furniture such as door fronts and table tops. attacking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bundle of sticks, twigs, or small branches of trees, used for fuel, for raising batteries, filling ditches, or other purposes in fortification; a fascine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be affected with want; to come short; to lack; to be deficient or unprovided; used with of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To perish; to die; used of a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Miscarriage; failure; deficiency; fault; mostly superseded by failure or failing, except in the phrase without fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. needy. pauper. destitute. distressed. impecunious. indigent. necessitous. penniless. penurious. ropy. small. pauper. poor person. fakir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fusil Automatique Leger A 7 62mm battle rifle designed by FN and copied the world over The FAL has not made it into the world of airsoft so far, but we're keeping our fingers crossed. v fall; befall [OE Angl fallan].

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisede diz çökmek için kullanılan alçak tabure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument used for producing artificial currents of air, by the wafting or revolving motion of a broad surface An instrument for cooling the person, made of feathers, paper, silk, etc., and often mounted on sticks all turning about the same pivot, so

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any revolving vane or vanes used for producing currents of air, in winnowing grain, blowing a fire, ventilation, etc., or for checking rapid motion by the resistance of the air; a fan blower; a fan wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument for winnowing grain, by moving which the grain is tossed and agitated, and the chaff is separated and blown away.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small vane or sail, used to keep the large sails of a smock windmill always in the direction of the wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Wedge-shaped body of sediment with a roughly semicircular map pattern and a gentle to steep upper surface that slopes away from the head or apex of the body.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AVN forecast output for a specific location; used by meteorologists as a 'first guess'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To miss the puck completely when attempting a shot or pass. is a basic figure used in the International Style Rumba and Cha-Cha incorporating the Fan Position by swivelling on one foot while fanning with the other foot and ending with the foot that fanned

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fan is used to pull air through a radiator or oil cooler Heat is transferred from the hot oil or water in the radiator to the moving air.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A radial or axial flow device used for moving or producing artificial currents of air.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal Acquisition Regulations These are the primary regulations for use by all Federal Executive agencies in their acquisition of supplies and services with appropriated funds Clauses from the FAR are usually passed on to IU through contracts with the F

Türkçe - İngilizce Sözlük

The standard unit of capacitance Abbreviated as F A voltage change of one volt per second produces a current of one amp across a one-farad capacitance The farad is too large a unit for practical application, so two smaller units are generally used The mic

Türkçe - İngilizce Sözlük

To happen well, or ill; used impersonally; as, we shall see how it will fare with him.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the abbreviation for Free Alongside Ship, an internationally recognized shipping term , used when a purchaser wants a quotation that includes delivery of goods to their point of export and through customs formalities All other costs become the res

Türkçe - İngilizce Sözlük

Shipping term meaning Free Along Side , commonly used for ships or very large freight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Financial accounting system of the University All financial transactions are processed and recorded through this system via input from LDEO-FAS.

Türkçe Sözlük

(i. A. fesâd’dan if.) (mü. fâside) (c. fesede). 1. Bozuk, bozulmuş, sağlam ve doğru olmayan: Fikr-i fâsid, itikadât-ı fâside. 2. Featçı, iş bozan, nifak düşüren müfsld: Fâsid adam. Fesad eden bir şahıs (yalnız bu ikinci mânâ ile ve ekseriye isim gibi kullanılır), (tıp) Fisldül-bünye = Her hastalığa istidadı olan zayıf ve hasta mizaç. Fr. diathésique. Flsid daire = Bir meseleyi başka bir mesele, onu da tekrar birincisiyle tarif etme yolu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the first or opening sura of the Quran which is the central prayer of Islam and is used on all special occasions as well as during the five daily prayers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the first or opening sura of the Quran which is the central prayer of Islam and is used on all special occasions as well as during the five daily prayers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collective term used to group all animal life. animal life.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Composed of states or districts which retain only a subordinate and limited sovereignty, as the Union of the United States, or the Sonderbund of Switzerland.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acquisition Network : a huge network that links numerous computer servers within all areas of the United States The Federal Government aids supply chains for the Government and large corporations that have adopted EC-based transactions as the way to do bu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dokunan kimse veya şey, hisseden kimse veya şey; (zool). dokunaç; (mak). kalınlığı ölçmeye mahsus araç; deneme kabilinden bir teklif veya bir şey. put out feelers ağzını aramak, ne düşündüğünü anlamaya çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). his, duyu, duygu, dokunma; dokunma hissi; (çoğ). his dünyası, iç âlemi, merhamet, şefkat; (s). duygulu, hisli, hassas; şefkatli; dokunaklı, tesirli. hurt one's feelings hatırını kırmak, gücendirmek. feelingly (z). tesir ederek, hissederek,

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Astronomiyle alâkalı bilgiler: Felekiyyâtla uğraşmak; felekiyyâttan bahseden bir kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saadet bahşeden, mutluluk getiren, sevindirici.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low land overflowed, or covered wholly or partially with water, but producing sedge, coarse grasses, or other aquatic plants; boggy land; moor; marsh. 100 fen equal 1 yuan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sedge-moss type of wetland produced where slightly alkaline water emerges at the surface Peat-forming freshwater wetlands are generally non-acidic, receive nutrients mainly from groundwater sources, and are dominated by marsh-like vegetation. a type of

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plants found in chalky wetland areas typically composed of willowherbs, meadowsweet, reed canary grass and various sedges. a type of wetland that builds up peat and receives some drainage from surrounding mineral soils and supports marsh like vegetation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nutrient rich, organic wetland influenced by mineral-bearing groundwater Forms a moderately decomposed peat near the top The surface is usually level and mostly covered with sedges, brown mosses, grasses and willow and birch trees and shrubs. an open or l

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sedge or reed dominated peatland, often with some shrubs or small trees, characterized by mineral-rich, aerated waters at or near the surface Fens with lower calcium content often evolve into Sphagnum lawns and, eventually, acid bogs An Old English word

Türkçe - İngilizce Sözlük

A habitat composed of woodland and swamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fatigue Equivalent Rounds The mechanical fatigue life of a gun barrel or liner expressed as the number of mechanical cycles the gun or liner can withstand before failing.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin şed makamlarından biri.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. farîze). Şeriatta, mirastan ve vârislerin her birine düşen hisselerin miktar ve vasıflarından bahseden ilim: İyi ferâiz bilir. Eshab-ül-ferâiz = Mirasa dahil olanlar, verese, (bk.) Farîze.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Döşeme, yayma, serme: Yatak, kilim, seccade, mobilya ferşettller. 2. Toprağı ve umumiyetle basılacak ve gezilecek yeri örtmek üzere bir şeyi döşetme: Kapının önüne mermer, çakıl, malta ferşedeceğim («tefriş» daha çok kullanılır). 3. Yapılan şey, döşeme, kilim, halı, yaygı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Folder Error Summary A list of errors made during the auditing of an individual, as well as an appraisal of the individual's progress Frequently used as a verb, meaning 'to examine a case folder and note the errors found '. fixed earth station.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sinister. disturbance. disorder. sedition. mischief. treachery. intrigue. mischievous. factious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedition. disturbance. disorder. treachery. corruption. depravity. mischief. plot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stirring up trouble. sedition. criminal mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general name for the raw material, such as cotton, flax, hemp, etc., used in textile manufactures. a leatherlike material made by compressing layers of paper or cloth a slender and greatly elongated solid substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the fiber optic cable used to carry high volumes of data in the form of light pulses Fiber optic cable forms the backbone of networks such as the one Conxion uses to connect datacenters around the world. optical fiber: a very long, narrow, flexi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber-optic cable is made of glass fibers instead of copper strands Data, expressed as pulses of lighter rather than electrons, is transmitted by lasers or other devices Optical fiber can carry billions of bits a second, many times more than coaxial or co

Türkçe - İngilizce Sözlük

Made of very pure glass, it is used in fiber optic communications It carries a digital signal made of modulated light It can carry much more much faster that the traditional copper lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber: a very long, narrow, flexible piece of glass Used for high-speed communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of matter characterised by having a length at least 100 times its diameter or width The fundamental component used in making textile yarns and fabrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The number of prosecutions filed during the current year Counts are based on the number of defendants/suspects included in the prosecution TRAC counts all prosecutions, whether the proceeding is before a judge or magistrate This is a broader definition th

Türkçe - İngilizce Sözlük

A steel instrument, having cutting ridges or teeth, made by indentation with a chisel, used for abrading or smoothing other substances, as metals, wood, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make foul; to defile. a steel hand tool with small sharp teeth on some or all of its surfaces; used for smoothing wood or metal office furniture consisting of a container for keeping papers in order a set of related records kept together a line of pers

Türkçe - İngilizce Sözlük

a set of related records kept together. a line of persons or things ranged one behind the other. office furniture consisting of a container for keeping papers in order. a steel hand tool with small sharp teeth on some or all of its surfaces; used for smoo

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of data treated as a unit, such as a list, document, index, note, set of procedures, etc Generally used to refer to data stored on magnetic tapes or disks See also filename, extension, and file type.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organised and structured collection of information In computing it is the basic unit of stored or accessible user data held in auxiliary storage Programs as well as data are held in file format.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related information in a computer that can be accessed by a unique name Files may be stored on tapes or disks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian. palestine. holy land. promised land. land of promise.

Genel Bilgi

Fillerin kulaklarının büyüklüğünün daha iyi işitmeleri ile bir ilgisi yoktur, kulaklar soğutucu görevi yaparlar.

Bilindiği gibi filler çok büyük hayvanlardır ve havanın çok sıcak olduğu bölgelerde yaşarlar. Filin kulaklarında bir çok kan taşıyıcı damar vardır. Bunlar sıcak kanı kulağın yüzeyine taşırlar ve sıcaklığın buradan havaya gitmesini sağlarlar. Böylece hayvancağız kulaklarını oynatarak kendini serinlemiş hisseder.

Afrika filleri çok az ağaç bulunan kurak yerlerde yaşadıklarından kulakları daha büyüktür. Asya’da özellikle Hindistan’da ise fillerin saklanabilecekleri ağaç gölgeleri çok olduğu için oralarda yaşayanların kulakları daha küçük ve üçgenimsidir.

Afrika filleri Asya fillerinden ortalama yüzde 5 daha büyüktürler.

Bugüne kadar yaşayan fillerin içinde büyüklük rekoru 4,10 metre yükseklik ve 10,7 ton ağırlık ile bir Afrika filine aittir. Fillerde dişler yeme değil de savunma amaçlı olup Asya fillerindekiler daha ince ve uzun ama daha hafiftirler.

Filin burnu değişikliğe uğrayarak uzamış, yakalayıcı bir hortuma dönüşmüştür. Bir insanın vücudundaki kasların sayısı 600 iken bir filin gövdesinde 50 bin kas vardır. İnsanda kalp tek bir kastan oluşmuşken gülmek için 17, surat asmak için ise 43 kasın çalışması gerekir. Yani gülmek daha az yorucudur. Fillerin kaslarının 40 bini hortumda bulunur. Bu hortumu ile fil bir ağacı devirebilir, yerdeki bir toplu iğneyi alabilir.

Filleri diğer hayvanlardan ayıran bazı ilginç özellikleri vardır. Örneğin fil zıplayamayan tek memeli hayvandır. Ayrıca fil insanın dışında başı üstünde amuda kalkabilen tek hayvandır.

Filler parmak uçlarına basarak yürürler, çünkü ayaklarının geri taraflarında kemik yoktur, bu bölge sadece yağdan oluşmuştur. Bir günde 30 kilometre yüzebilirler, bu arada hortumlarını şnorkel gibi kullanarak hava alabilirler. Suyun kokusunu 5 kilometre öleden alabilirler ve bir günde 250 litre su içebilirler. Filler, özellikle Asya filleri sakin ve uyumlu hayvanlardır. Ancak bugüne kadar sirklerde ölümcül kazalara aslan ve kaplanlardan çok filler yol açmışlardır.

Fillerin en önemli özelliklerinden birinin kendilerine yapılan bir hareketi unutmadıkları olduğu söylenir. Bu inanış tam doğru değildir. Yapılan deneylerde fillerin zor öğrenen ama bir kere öğrenince ömür boyu unutmayan hayvanlar oldukları saptanmıştır. Kendisine yapılan kötü bir hareketi hiçbir zaman unutmayan hayvan devedir. Kendisini döven kim olursa olsun fırsatını bulduğunda intikamını alır. Dayak yedikten yıllar sonra sahibini öldüren develer görülmüştür. ‘Deve kini’ tanımı işte bu nedenle kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The material used in a camera to record a photographic image Generally it is a light-sensitive emulsion coated on a flexible acetate or plastic base.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A roll or sheet of a flexible material coated on one side with a light-sensitive emulsion and used in the camera to record an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Material that is loaded into an imagesetter Film is coated with a light sensitive emulsion and exposed with laser light inside the output device After chemical development the film holds a very sharp image of the layout created by the designer This film i

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film is photo-sensitized acetate sheets which are processed through exposure to light Film carries the images to be printed The acetate sheets are solid black before exposure After esposure, the image areas become clear Film is first used to make proofs a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film is photo-sensitized acetate sheets which are processed through exposure to light Film carries the images to be printed The acetate sheets are solid black before exposure After exposure, the image areas become clear Film is first used to make proofs a

Türkçe - İngilizce Sözlük

A photographic mixture coated on a flexible, transparent base that can record images or scenes Based on the type, film has the ability to record either still or moving images.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin, transparent plastic sheet that is coated with a photographic emulsion After exposure, it is developed and processed to produce either a negative or a positive to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hi-resolution files are sent from a computer to an imagesetter which prints onto clear film Once the film has been developed with chemicals it is used as a mask when exposing a specially coated metal 'plate'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light sensitive material used in non-digital cameras to record an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Single or multiple layers or coatings of thin or thick material used to form various elements or interconnections and crossovers Thin films are deposited by vacuum evaporation or sputtering and/or plating Thick films are deposited by screen printing. bit

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finance. a term used to describe a deck surface condition A sharp raised edge capable of damaging a roof membrane or vapor retarder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A JavaTM programming language keyword You define an entity once and cannot change it or derive from it later More specifically: a final class cannot be subclassed, a final method cannot be overridden and a final variable cannot change from its initialized

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Java reserved word which serves as a modifier for classes , methods, and variables A final class cannot be used to derive a new class A final method cannot be overridden A final variable is a constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The final keyword is a modifier that may be applied to classes, methods, and variables It has a similar, but not identical meaning in each case When final is applied to a class, it means that the class may never be subclassed java lang System is an exampl

Türkçe - İngilizce Sözlük

Java keyword indicating that a variable, method or class cannot be further defined or overridden or subclassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Java programming language keyword You define an entity once and cannot change it or derive from it later More specifically: a final class cannot be subclassed, a final method cannot be overridden and a final variable cannot change from its initialized v

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keyword used to define a constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The final keyword is a modifier that may be applied to classes, methods, and variables It has a similar, but not identical, meaning in each case When final is applied to a class, it means that the class may never be subclassed java lang System is an examp

Türkçe Sözlük

(FİR’AVN) (i. A.) (c. Ferline.). M. Ö. 525’teki İran istilâsına kadar Mısır’da 3000 yıl saltanat süren imparatorlara verilen unvan. Firavunlar, 40 kadar sülâleye ayrılır. Kutsal kitaplarda Hazret-I MÜsâ ve Hazret-i YÜsuf ile çağdaş firavunlardan pek çok bahsedilir, mec. Pek mağrur ve mütekebbir ve anûd adam. Firavun Tepeleri = Ehram, piramitler. Firavun faresi = Fransızca ichneumon denilen kedi kadar bir hayvan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The discharge of firearms; firing; as, the troops were exposed to a heavy fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In property insurance, 'fire' refers to the unintentional or 'hostile' occurrences of flame and combustion Damage caused by fire in your fireplace, for instance, is not covered under your homeowners insurance quotes policy But if your rug were ignited by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rule is said to 'fire' when its action is executed A rule fires only when its condition evaluates to true. To ignite, to cause burning, the chemical change in combustion producing heat and light Fire has long been used for the benefit of humans Fires he

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four classic elements of the fantasy world Also, a spell domain composed of nine divine spells and a granted power themed around the element fire Also, a spell descriptor denoting spells that produce or use fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirligig used as child's toy. weather cock. pin wheel. rotor. vane. weathercock. whirligig. wind vane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge. squib. fuse. rocket. missile. garnish. ammunition. shell. scroll. cartridge. skyrocket. any projectile used as a firework. shot shell. shotshell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abr /CRS Foreign independent tour Now generally used to indicate any independent travel, domestic or international, that does not involve a package tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of internal clearance in a bearing Fit can also be used to describe shaft and housing size and how they relate to the bore or outside diameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The general term used to specify the range of tightness or looseness as a result of a specific combination of allowances and tolerances in the design of mating part features There are four fits: clearance, interference, transition, and line.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuse. match. suppository. wick. seton. tent. piping. primer. tampon. bob. heart yarn. heart. core. cord. stripe. slow match. slub. roving. silver. detonator. pissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigation. disorder. sedition. mischief-making. factious. factional.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard. dissension. strife (caused by sb not actually involved in it. cabal. sedition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief-maker. sower of dissent. factious. seditious.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yetenek, kabiliyet, Allah vergisi; anlayış, seziş, hissediş; (k).dili gösterişli uslup.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray insecticide. spray gun used to spread insecticides.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free On Board 'FOB' means the exporter is responsible for all costs up to the point where the goods actually cross the ship's rail This term should only be used for sea transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller fulfills his obligation to deliver when the goods have passed over the ship's rail at the n

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contractual terms between a buyer and a seller which define where title transfer takes place Cost of a product before transportation costs are figured in Used for ocean or inland water transportation Ends the seller's obligation when goods, cleared for ex

Türkçe - İngilizce Sözlük

An International Term of Sale that means the seller fulfills his or her obligation to deliver when the goods have passed over the ship's rail at the named port of shipment This means that the buyer has to bear all costs and risks to loss of or damage to t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short chain with a decorative seal or other device attached to the end The fob and chain hung outside watch pocket, and could be used to pull the watch out of the pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the abbreviation for Free on Board, an internationally recognized shipping term It is used when a purchaser wants a quotation that includes the cost of goods plus the cost, including loading charges, of putting them on a vessel or airplane Under t

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. cuses, ci), (f). (ed veyased, ing veya sing) odak, mihrak: belirli bir noktayı iyi görebilmek için göz veya aleti ayar etme; (mat). odak noktası, faaliyet merkezi; (f). bir noktaya getirmek, odağı ayar etmek; dikkatini toplamak. in focus o

Türkçe - İngilizce Sözlük

People in general, or a separate class of people; generally used in the plural form, and often with a qualifying adjective; as, the old folks; poor folks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of glyphs used for the visual depiction of character data A font is often associated with a set of parameters , which, when set to particular values, generate a collection of imagable glyphs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete assortment of letters, numbers, and symbols of a specific size and design There are hundreds of different fonts ranging from businesslike type styles to fonts composed only of special characters such as math symbols or miniature graphics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One weight, width, and style of a typeface Before scalable type, there was little distinction between the terms font, face, and family Font and face still tend to be used interchangeably, although the term face is usually more correct.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The source or mother of the letter shapes that appear on a page A collection of glyphs used for the visual depiction of character data A font is often associated with a set of parameters, e g , size, posture, slant, weight, serifness, etc , which, when se

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix used to denote in the form or shape of, resembling, etc.; as, valiform; oviform.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The shape and structure of anything, as distinguished from the material of which it is composed; particular disposition or arrangement of matter, giving it individuality or distinctive character; configuration; figure; external appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is not necessarily a closed solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To treat so as to bring them to fit condition for introduction into a storage battery, causing one plate to be composed more or less of spongy lead, and the other of lead peroxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the phonological or orthographic sound or appearance of a word that can be used to describe or identify something; 'the inflected forms of a word can be represented by a stem and a list of inflections to be attached'. a category of things distinguished by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of data entry fields on a page that are processed on the server The data is sent to the server when the user submits the form by clicking on a button or, in some cases, by clicking on an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of data-entry fields on a page that are processed on a server The data is sent to the server when a user submits the form by clicking on a button or, in some cases, by clicking an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The arrangement, manner or method used to convey the content, such as free verse, ballad, haiku, etc In other words, the 'way-it-is-said ' Sidelight: Form provides a 'pattern' for the poem, but is usually most effective when it is the least obvious Sideli

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of form fields on a web page whose information is processed by a web server The information on a form is sent to a server when the user submits the form by clicking a button or image,.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of data-entry fields on a page that are processed on a Web server The data is sent to the server when a site visitor submits the form by clicking on a button or, in some cases, by clicking a graphic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of data-entry fields on a page that are processed on a Web server The data is converted to plain html format and forwarded to the recipient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 'syntax' of a tense tec Form refers to the auxiliary verb used, the form of the main verb and other grammatical information unrelated to meaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An HTML page which passes variables back to the server These pages are used to gather information from users Also referred to as scripts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Format strings are used to control the appearance of output in the printf statement Also, data conversions from numbers to strings are controlled by the format string contained in the built-in variable CONVFMT See section Format-Control Letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The pattern into which data are systematically arranged for use on a computer A file format is the specific design of how information is organized in the file For example, ArcInfo has specific, proprietary formats used to store coverages DLG, DEM, and TIG

Türkçe - İngilizce Sözlük

To format media is to prepare the media for use with a particular file system When you format media, you overwrite any existing information on the media. The system used for storing a file on disk Different programs use different methods of recording iden

Türkçe - İngilizce Sözlük

REQUIRED FIELD The format in which UCSF holds the material: print, image file, web-based image file [Dublin Core Metadata Mapping: Format].

Türkçe - İngilizce Sözlük

The set of unique bit-string patterns of Zeros and Ones corresponding to the set of data characters used in magnetic stripe encoding; many different data formats are used, the best known being the ANSI/ISO BCD and ALPHA formats.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evvelki, önceki; öncel, eski, geçmiş, sabık; ilk bahsedilen: Of the two choices I prefer the former. iki şıktan birincisini tercih ederim. former times geçmiş zaman, eski günler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stronger part of the blade of a sword; the part of half nearest the hilt; opposed to foible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loudly; strongly; powerfully. the stronger part of a sword blade between the hilt and the foible with great loudness an asset of special worth or utility; 'cooking is his forte' used chiefly as a direction or description in music; 'the forte passages in t

Türkçe - İngilizce Sözlük

an asset of special worth or utility; 'cooking is his forte'. with great loudness. the stronger part of a sword blade between the hilt and the foible. used as a direction in music; to be played relatively loudly. used chiefly as a direction or description

Türkçe - İngilizce Sözlük

A forum is an online discussion group Forums can be newsgroups, or they can be Web-based The Sympatico discussion forums are Web-based forums.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Web based interface where people can post messages and converse with others on the spectrum of topics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A forum is an online discussion group Forums can be newsgroups, or they can be Web-based.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The equivalent or term used by newsgroups a place where you can post or leave email messages. The place where a legal decision is made The court or locale wherein causes are judicially tried.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A forum in WebCT is a group This group can be either closed or open Forums are often used for peer editing groups, for survey questions, or for group or class projects Collaborative work may be done in a forum, sending and receiving messages and sharing w

Türkçe - İngilizce Sözlük

Flight Operation Segment, composed of the Flight Operations Control Centre located at ESOC, Darmstadt and the associated command and control stations It provides control of the satellite through all mission phases.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Faint Object Spectrograph - - First Generation Spectrometer FOS was used to obtain spectra of very faint or far away sources FOS also had a polarimeter for the study of polarised light from these sources.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unrestrained; loose; licentious; used in a bad sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Western Europe; a European; a term used in the Levant.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özellikle elbisede gereksiz süs; yapmacık, gösterişli söz; cici bici şeyler, değersiz süsler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very, extremely, completely and utterly 'Those baatezu Hardheads were ful angry when we gave them the laugh!'. a family of languages of the Fulani people of West Africa and used as a lingua franca in the sub-Saharan regions from Senegal to Chad; the best

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Esnaf teşkilâtı ile bunların uymaları icab eden usul ve kaidelerden bahseden eser.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fast 19th-century ballroom dance in 2/4 time, used frequently by the Strauss family.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic Attribute Registration Protocol. 'Growth At a Reasonable Price ' Used to define the style of a manager who seeks attractively priced growth-oriented securities.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. es, -ses) f. (-sed,-sing) gaz, havagazı; A.B.D. benzin; anestezide kullanılan gaz karışımı; zehirli gaz; (midede) gaz; mad. patlayıcı metan karışımı; argo olağanüstü şey; fevkalade durum; argo boş laf, anlamsız söz; argo insana zevk veren h

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Mide iltihabı veya mide nezlesi de denir. Hazırlayıcı nedenler : Ağır yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olması, çabuk çabuk ve çiğnemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer veya safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizmadır. Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.

Belirtileri : Mide ağrısı, bulantı veya kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, aniden çıkan ateş, baş dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastırlınca da ağrı hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarında artar.

Tedavisi : Perhiz ve istirahat şarttır. Hastalığı doğuran nedenler ortadan kaldırılır. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanılmaz. Yemekler, yavaş yavaş ve çok çiğnenerek yenir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 1 kahve kaşığı kuru nane konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Yemeklerden sonra içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The C.G.S. unit of density of magnetic field, equal to a field of one line of force per square centimeter, being thus adopted as an international unit at Paris in 1900; sometimes used as a unit of intensity of magnetic field.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of magnetic induction, equal to 1 Maxwell per square centimeter Higher Gauss measurements mean more power can be induced to flow in an alternator Gauss readings can be increased by putting steel behind magnets, stacking magnets, or using larger or

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير محسوس] hissedilmeyecek şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. go. zeal. ardor. ardour. endeavor. endeavour. energy. assiduity. conation. enthusiasm. exertion. fervency. fervor. fervour. hastiness. industry. intentness. keenness. nerve. pep. push. sedulity. slog. snap. spurt. strenuousness. struggle. stu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

eager. hardworking. zealous. persevering. arduous. assiduous. diligent. fervent. industrious. full of pep. sedulous. strenuous. studious. vigorous. full of vim. as keen as mustard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardent. avid. diligent. eager. fervent. strenuous. zealous. sedulous.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gayret’ten imüb. olup şedde (çift y) ile kullanılması yanlıştır). Pek kıskanç, karısını ve kendisine mensup her şeyi fazla kıskanıp yabancıların yakınlığını ve tecavüzünü asla çekemeyen. Pek hamiyetli, son derecede iyilik ve gayret sahibi. 3. Pek çalışkan, fazla çalışan ve himmet eden: Gayûr bir öğretmen

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arslan, Ar. esed, Fars. şîr. 2. mec. Kahraman ve cesur adam.

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Klasik Arap FarsTürk şiirinin en ünlü formu. 5-15 beyitli her türlü konudan, fakat ekseriya aşktan bahseden lirik şiir. 2. Bu şiirin Türk musikisinde taksim edildiği yeni usuldür. Fakat makamla okunduğu zaman dindışı bir musiki formu olarak aldığı ad.

Türkçe - İngilizce Sözlük

illegal. invalid. void. null. nugatory. bad. without effect. insufficient at law. lapsed. null and void. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth passed through or entered (in an account.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intermix. to be diffused.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything of small size, or expressed within brief limits, which is regarded as a gem on account of its beauty or value, as a small picture, a verse of poetry, a witty or wise saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mortgage in which annual increases in monthly payments are used to reduce outstanding principal and to shorten the term of the loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gateway to Educational Materials A consortium of stakeholders interested in providing a set of standards and technical mechanisms for efficient, simple access to education materials on the Internet Also used to denote the GEM Standard and its accompanying

Türkçe - İngilizce Sözlük

Commonly a mineral or organic substance that is cut and polished and used as an ornament Jade comes within the broad scope of the tern gem The qualities sought in gems are beauty, rarity, and durability The unit of weight used for gems is the metric carat

Türkçe - İngilizce Sözlük

A non-standard grading term used to describe a flawless coin struck from dies used for normal circulation coinage. a generic term used for an excellent coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gender Equality Mainstreaming. attractive minerals used as jewellery A diamond free of flaws, as far as can be determined by a trained observer with the aid of a 10-power magnifying glass, and having a colour and other characteristics that do not deleteri

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix used in scientific words in the sense of producing, generating: as, amphigen, amidogen, halogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The functional and physical unit of heredity passed from parent to offspring Genes are pieces of DNA, and most genes contain the information for making a specific protein 1.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic unit of hereditary information A gene consists of a DNA segment, which includes information for the synthesis of RNA In some cases this RNA itself is the final product However, it is mostly used for the transport of genetic information to the riboso

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole; the total; that which comprehends or relates to all, or the chief part; opposed to particular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The public; the people; the vulgar. a fact about the whole ; 'he discussed the general but neglected the particular' a general officer of the highest rank the head of a religious order or congregation command as a general; 'We are generaled by an incompet

Türkçe - İngilizce Sözlük

a general officer of the highest rank. the head of a religious order or congregation. a fact about the whole ; 'he discussed the general but neglected the particular'. command as a general; 'We are generaled by an incompetent!'. applying to all or most me

Türkçe - İngilizce Sözlük

Search index used by Item Lookup; the General index seems to contain all fields.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayalar bilgisi, kayaların madeni oluşumlarından, sınıflarınrından ve bulundukları yerlerden bahseden ilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be necessary. require. be required. need. be essential. call for. necessitate. suppose. supposed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be necessary. to be lacking. to be needed. to need. to have to. must. should. to be supposed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tense. to become taut. become tense. to get stretched. to get tensed up.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Art, jirka, kıç, halef: Evin, geminin, kervanın gerisi. 2. Bir şeyin sonra gelen kısmı, son, art: Kışın, soğuğun, alınan haberlerin gerisi. 3. insan ve hayvanın arkasındaki organ, kıç, kuyruk. Ar. acz, verâ: Tavuğun gerisi. 4. Alt taraf, Ar. mâbâd: Gerisi gelecektir. Gerisi bundan iyidir. 5. Dönüş, avdet; arkaya doğru hareket: Sağdan geri, soldan geri. 6. Arkada bulunan, art, halef, Fars. pesîn: Binanın, geminin geri tarafı, kervanın geri kısmı. 7. Sonraki, Ar. muahhar, ait: Hikâyenin geri kısmı, yazın geri sıcakları. 8. Aşağı bulunan, Fars. dön. Derste arkadaşlarından geridir. 9. Gerçek vakitten az gösteren, ileri mukabili: Sizin saat geridir. 10. Arkada, artta: Geri kalmak, geri geri gidiyor. 11. Sonra, Ar. bâde, muahhar: Şimden geri. 12. Tekrar, yine: Geri gitmek, geri dönmek, geri çevirmek, geri vermek. Katılan harflerle beraber yer ve zaman zarfları teşkil eder: Geriden, geride, geriye, gerisince: Geride kalmak, geriye dönmek, geriden yürümek, gerisince gitmek. Geri almak = Tekrar almak: Malımı beğenmezse geri alırım. Bu sözü geri alın. Gerisini almak = Kalan kısmı da yapıpı bitirmek: O işin gerisini aldınız mı? Ayakları geri geri gitmek = Gönülsüz ve istemiyerek gitmek. Geri çevirmek = İade etmek, yüzgeri etmek. Geri dönmek = Avdet etmek. Geri durmak = Teşebbüs etmemek, karışmamak, ictinâb etmek, çekilmek. Geri kalmak = 1. Diğerlerine yetişememek, arkada kalmak: Arkadaşlarından geri kaldı. O, kimseden geri kalmıyor. 2. Tehir olunmak, geciktirilmek, muvakkaten vazgeçilip yapılmamak: O iş geri kaldı. 3. Uzak olmak, vazgeçmek: Çalışmaktan geri kalmıyor. 4. Gecikmek: Bugün vapur geri kaldı. Geri koymak = Tehir etmek, sonraya bırakmak. Geri gelmek = Geri dönmek. Geri gitmek = Çökmek, çözülmek. Geri vermek = Red, iade etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretch. to be stretched. to be tightened. to be tensed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stretched / tightened / tensed / under tension. to span. to stretch. to spread. to tighten. to hang. to tighten up. distend. tauten. tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of memories connected neurologically based on similar emotions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any system of stuff that appears to take on an existence of its own, beyond the sum of its parts It can be addressed as a whole.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gerginliği bozulmak, koyuverilmek, salıverilmek. Osm. kesb-i rehavet etmek: Bu ip gevşedi, yay gevşemiş. 2. Sıklık ve pekliğini kaybetmek, yumuşamak: Etleri pek gevşedi. 3. Kuvvetten düşmek, zayıflamak: Bu at çok gevşedi. 4. Gayret, çalışkanlık ve harareti kaybedip yılgınlık getirmek: O adam, o iş pek gevşedi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başkasının iyi hâlini arzu etme, imrenme: Sizin bu hâlinize, gıbta ediyorum (gıbte’nın hasetten farkı vardır: Hasetçi, başkasındaki nimet ve iyi hâlin ortadan kalkmasını; gıbta eden ise onun ortadan kalkmasını istemeksizin, yalnız kendisinde dahi olmasını arzu eder. Hased, yasak ve kötü, gıbta ise câizdir).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeterlilik, yeter olma, lüzumu kadarına sahip olup fazlasını istememe. Ar. iktifa, kifayet: Tamahkâr adam gınâ bilmez. Kanaat sahibi gınâ getirince daha fazlasını istemez. 2. Zenginlik, servet: Erbâb-ı gınâdan. 3. mec. (Türkçe): Usanç, bıkma: Artık bu yemekten gınâ. Bu adam durmadan kendinden bahseder, artık söylediği sözler gınâ verdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Chinese name for this sweet licorice-flavored root means 'human-shaped root ' Often used in teas, ginseng has been credited over the centuries for being everything from a restorative to an aphrodisiac.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. to get dressed. to dress oneself. to put on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

behind the arras. under cover. disguised. masked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidden. concealed. secret. classified. confidential. esoteric. unknown. clandestine. covert. sealed. restricted. underground. arcane. back-door. blind. closet. under cover. cryptic. cryptical. dark. disguised. furtive. hole-and-corner. hugger-mugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed session. secret session. meeting in private. closed-down meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In 1985 Mikhail Gorbachev acceded to power in the Soviet Union and instituted a sweeping program of political liberalization known as glasnost and economic reform known as perestroika. the Russian name for a policy that eased restrictions on writing and s

Türkçe - İngilizce Sözlük

In programming languages, pertaining to information defined in one subdivision of a program and used in at least one other subdivision of the program; pertaining to information available to more than one program or subroutine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This defines the scope of a variable or procedure If they are made global they can be accessed from anywhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An object that has been created with the GLOBAL attribute and exported to all nodes in a multiprocessor system. the international dimension is completely integrated in these teaching materials Different terms and theories are discussed in an originally gl

Türkçe - İngilizce Sözlük

Globulin is the group of proteins in your blood that helps to fight infections It is actually comprised of about 60 different important proteins Some of the proteins in this group play an important role in blood clotting If your globulin level is abnormal

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Bir makamı veya diziyi, başka bir perde üzerine nakletme, şed, Fr. transposition.

Türkçe Sözlük

(f. musiki). Bir makamı veya diziyi, başka bir perde üzerine nakletmek, şed yapmak, Fr. transposer.

Türkçe Sözlük

(i. T. A. musiki). Asıl durağından başka .bir perdeye nakledilmiş, şed makam.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde sulu zatülcemp denilen hastalıktır. Akciğerlerin etrafını saran zarın iltihaplanması sonucu meydana gelir. Zarın iki yaprağı arasına su toplanmıştır. Nedeni; şiddetli soğuk algınlığı, bronşit, böbrek hastalıkları veya kulak iltihaplarıdır. Göğsün yan taraflarında şiddetli ağrı hissedilir. Bunlara bastırıldığı zaman ağrı şiddetlenir. Nefes darlığı vardır. Yatak istirahati ve doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazırlanışı : 250 gram süzme bala 3 tatlı kaşığı dövülmüş kantaron kökü konup, iyice karıştırılır. Günde 3 kere aç karnına birer tatlı kaşığı yenir.

Genel Bilgi

Bu işin daha ilginç bir yanı var. Güneşin ışığı ne renktir, hiç düşündünüz mü? Çoğunuzun sarı diyeceğine eminim. Güneş ışığı beyazdır, yani bir renk değildir, bütün renklerin karışımıdır.

Bunun ispatı ise çok kolaydır. Eğer evinizde kristal bir avize varsa, bir parçasını annenize belli etmeden alın ve güneşe doğru tutun. Kristalin ışığı kırarak aynı gökkuşağının renkleri gibi ayrıştırdığını göreceksiniz.

Bilindiği gibi, güneşin beyaz ışığı aslında mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin karışımıdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol alan güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir kısmı atmosferimiz tarafından emilir.

Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha fazla dağılırlar ve atmosferde çoğunlukla mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır. Bu durumda biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz-sarı karışımı bir renkte görürüz.

Atmosferimiz olmasaydı, güneşi yine parlak bembeyaz renkte görecek ancak bütün gökyüzü geceleri olduğu gibi karanlık olacak, güneşle beraber diğer yıldızlar da görünüyor olacaktı.

Peki aslında beyaz renk olan güneş ışınları yukarıda bahsedilenler nedeniyle sarı renk görülüyor da, güneş ufka yaklaşıp batarken nasıl turuncu, hatta kıpkırmızı bir renk alabiliyor?

Güneş ufukta alçaldığı zaman, açısı nedeni ile gözümüze ulaştığı mesafe de uzadığından, ışınları ona bakanlara daha çok yol kat ederek ulaşır. Bu, ışınların havada daha çok molekül ve parçacık arasından geçmesi, onlar tarafından daha çok yansıtılması ve dağıtılması demektir.

Böylece güneş ufukta alçalmaya, batma noktasına doğru gelmeye başlayınca, o anda tepesinde bulunduğu yerlerde kırmızı dışındaki renkler atmosfer tarafından emildiği için gökyüzü mavi, güneş sarı renkte görüldüğü halde, güneşi ufukta görenlere kırmızı ve biraz da turuncu renkler ulaşır.

Genel Bilgi

Bu işin daha ilginç bir yanı var. Güneşin ışığı ne renktir, hiç düşündünüz mü? Çoğunuzun sarı diyeceğine eminim. Güneş ışığı beyazdır, yani bir renk değildir, bütün renklerin karışımıdır.

Bunun ispatı ise çok kolaydır. Eğer evinizde kristal bir avize varsa, bir parçasını annenize belli etmeden alın ve güneşe doğru tutun. Kristalin ışığı kırarak aynı gökkuşağının renkleri gibi ayrıştırdığını göreceksiniz.

Bilindiği gibi, güneşin beyaz ışığı aslında mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin karışımıdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol alan güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir kısmı atmosferimiz tarafından emilir.

Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha fazla dağılırlar ve atmosferde çoğunlukla mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır. Bu durumda biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz-sarı karışımı bir renkte görürüz.

Atmosferimiz olmasaydı, güneşi yine parlak bembeyaz renkte görecek ancak bütün gökyüzü geceleri olduğu gibi karanlık olacak, güneşle beraber diğer yıldızlar da görünüyor olacaktı. Peki aslında beyaz renk olan güneş ışınları yukarıda bahsedilenler nedeniyle sarı renk görülüyor da, güneş ufka yaklaşıp batarken nasıl turuncu, hatta kıpkırmızı bir renk alabiliyor?

Güneş ufukta alçaldığı zaman, açısı nedeniyle gözümüze ulaştığı mesafe de uzandığından, ışınları ona bakanlara da çok yol kat ederek ulaşır. Bu, ışınların havada daha çok molekül ve parçacık arasından geçmesi, onlar tarafından daha çok yansıtılması ve dağatılması demektir.

Böylece güneş ufukta alçalmaya, batma noktasına doğru gelmeye başlayınca, o anda tepesinde bulunduğu yerlerde kırmızı dışındaki renkler atmosfer tarafından emildiği için gökyüzü mavi, güneş sarı renkte görüldüğü halde, güneşi ufukta görenlere kırmızı ve biraz da turuncu renkler ulaşır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

burying. inlaid. buried. set-in. recessed. sunken. embedded. engaged. build-in. sinking. insertion. embedding. countersunk. inset. inserted. inlay. inlaying. inlaid work. impression. inlet. fitment. built in. bury. committal. funeral. nesting. sepu.

Türkçe Sözlük

(GÜNÜ) (I.). Kıskanma, hased, gıpta, kıskançlık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın duygu merkezi, yüreğin mânevi varlığı, kalb, Fars. dil. Ar. fuâd: Gönlüm istiyor, gönlüme tesir etti, gönül ihtiyarlamaz. 2. mec. Duygu, his, tesir: O adamda gönül yoktur. 3. Muhabbet, şefkat, sevgi: Gönül vermek, bağlamak. 4. Aşk, alâka, ibtilâ: Gönül çekiyor, gönül belâsı. 5. İstek, arzu, heves, meyil, hâhiş: Okumaya gönlü yoktur. O kitapta gönlüm kaldı. Gönül ile, gönülsüz işliyor. 6. Rıza, muvafakat: Bir türlü gönlü olamadı. Ben, onun gönlünü ederim. 7. Cesaret, cüret, şecaat (bu mânâ ile yürek daha çok kullanılır). 8. Kibir, gurur, Ar. taazzum, tekebbür: O adamda hiç gönül yoktur. Pek gönülsüzdür. 9. Ahlak, yaradılış, sîret, tabiat, duygu: Gönlü güzel adam. Onun gönlü kimsede yoktur. 10. Hatır: Gönlünü almak, yapmak, gönül kırmak. 11. Mide: Gönlüm bulanıyor. O yemeği gönlüm almadı. Gönül açılmak = Ferahlamak, neşelenmek. Gönül açıklığı = Ferahlık, neş’e. Gönül almak = Hatır yapmak, memnun etmek, sevindirmek. Gönül eğlencesi = Gönlü dinlendiren şey, Fars. dil-Arâm, dil-firîb. Gönlü olmak = Razı olmak, rıza vermek, muvafakat etmek. Gönlünü etmek = Kandırmak, Osm. ırzâ etmek. İki gönül bir olmak = Sevişmek, Osm. muâşaka etmek. Gönül bulandırmak = Yürek bulandırmak, mide kabartmak. mec. Şüpheyi davet etmek. Gönül bulanmak = Yürek bulanmak, mide bozulmak, kusacak hâle gelmek, mec. Şüphelenmek’. Gönül bolluğu = Kanaat, göz tokluğu. Can ve gönülden = Samimiyetle, arzu ile. Hatır, gönül = İltimas, birini memnun etmek için adalet ve hakkaniyetten ayrılma. Gönlü hoş olmak — Memnun ve hoşnut olmak. Gönül hoşluğu = Memnuniyet, hoşnutluk. Gönülden = Kalben, arzu ile, isteyerek. Gönülden kopmak = (bir sadaka veya iane için) Kendiliğinden verilmek: Herkes gönlünden ne koparsa verir. Gönül darlığı = Hüzün, keder, ıztırap. Gönül kalmak = Kırılmak, hatır kalmak, Osm. münfail ve münkesir olmak. Gönlü kara = Kötülük isteyen, kötü niyetli, yüreği fena. Gönül kırmak = Hatır bozmak, üzmek, kelbini kırmak. Gönlünce = Arzusunca, İstediği gibi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudging. indisposed. loath. reluctant. humble. modest. unwilling. disinclined. half-hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be discussed. to be talked over.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another's envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin, hapsedilmemekle birlikte, belirli bir yerde oturmaya mecbur olma durumu. Gözaltı etmek veya gözaltına almak = Birini böyle bir duruma sokmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongated, relatively depressed crustal unit or block that is bounded by faults on its sides.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongate, relatively depressed crustal unit or block that is bounded by faults on its long sides.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elongate crustal block that is relatively depressed between two fault systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The East Indian name of the chick- pea and its seeds; also, other similar seeds there used for food.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A metric unit of weight One ounce equals 28 4 grams. metric measure of mass used for small objects -- 'A MacTruckie's hamburger weighs 115 grams '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of grasping; 'he released his clasp on my arm'; 'he has a strong grip for an old man'; 'she kept a firm hold on the railing'. the appendage to an object that is designed to be held in order to use or move it; 'he grabbed the hammer by the handle';

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the hilt held by the user. 1 the handle of a golf club 2 the method of holding a golf club Example: 'Don't let your grips get so worn that they become slippery 2 The most widely used grip is called the overlapping grip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance found in great abundance on some coasts or islands frequented by sea fowls, and composed chiefly of their excrement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is rich in phosphates and ammonia, and is used as a powerful fertilizer. the excrement of sea birds; used as fertilizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Manure, i e , excretions, of bats and birds Can be purchased after being dried and composted. the droppings of birds or bats In some places, like penguin colonies, huge deposits of guano build up over many years People sometimes harvest this guano to use

Türkçe - İngilizce Sözlük

Manure of birds and bats that is used for fertilizer purposes. is the Peruvian word huano , and consists of the droppings of sea-fowls. the rich manure of bat dung.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hojas secas o pencas de las palmas. the excrement of sea birds; used as fertilizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the prepared entrails of an animal, esp. of a sheep, used for various purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This, when dry, is exceedingly strong, and is used as the snood of a fish line.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The alimentary canal A term used when describing fish larvae. A narrow passage such as a strait or INLET A CHANNEL in otherwise shallow water, generally formed by water in motion.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evlenmekte olan erkek, gelin mukabili, Ar. arûs: Güvey ölmek, gelin güvey, güvey gelinin koltuğuna girdi. 2. Bir adamın kızını veya kızı olan yakınlarından bir kızı almış olan adam, damat: Filânın güveysi, o, benim güveyimdir. Güveyotu = Bir cins bitki Fars. merzencûş. Içgüveysi = Karısının evine giden damat. Içgüveyisinden hallice = Kendi hâlinde, kendi derdiyle sessiz sedasız uğraşır durumda. Güvey feneri = KAkünç denilen bitki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

as if. as though. like. professedly. quasi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

supposedly. as if/though. it seemed that. one would think that. as though. as if.

Türkçe - İngilizce Sözlük

supposedly. as if. allegedly. admittedly. quasi. reportedly. reputedly. seemingly. so to speak. so called. as though.

Türkçe Sözlük

(i.). Halk şiir ve musikisinde, sevgilinin (bazen atın vs.) güzelliğinden bahseden şekil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Angle British designation used to denote DP or AAA guns or directors Means that the gun can be elevated past about 45 degrees or that the director was intended for AA use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Cuban dance in duple time music composed in duple time for dancing the habanera.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 19th century Cuban song and dance form that is slow to moderate in tempo and in duple meter. music composed in duple time for dancing the habanera. a Cuban dance in duple time.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahbâr). I. Bir vakanın tebliği, bir hâdiseden, hazır bulunmayanlara verilen malûmat, bilgi, havâdis, asıl Türkçe’si: Salık. Haber gelmedi; o işden bize haber veren olmadı; bir şey olursa ben size haber ederim. 2. İlim, vukuf, malûmat, bilgi: Fenden, senattan haberi yoktur; bu işden haberim olmadı. 3. Hadîs-i şerif = Peygamberimiz’in sözleri ve fiilleri: Haberde böyle denmiştir. 4. (edebiyat) Gramerde bir isme yakıştırılan sıfat, müsnet: «Allah büyüktür» denildiğinde «Allah» mübtedâ ve «büyük» haberdir. 5. (edebiyat) Olayı bildiren bir fiil veya cümle; mukabili: İnşâ. Bî-haber = Bir işten haber ve bilgisi olmayan, vukufsuz, malûmatsız, gafil (tersi olan «bâ-haber» tâbiri kullanılmayacak kadar soğuktur). İlmühaber = 1. Bir şeyin alındığını gösteren resmî senet. 2. Bir hususu göstermek üzere ekseri muhtarlarca verilen resmî kâğıt. Kara haber — Birinin ölümü hakkında akrabasına verilen haber.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific area or environment in which a particular plant or animal lives An organism's habitat provides all of the basic requirements for the maintenance of life For example, typical coastal habitats include beaches, marshes, rocky shores, bottom sedi

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. ip, urgan, Fars. resen. 2. (anatomi ve botanik). İp gibi bağlayıcı şeyler. Habl-i metin = Selâmet vasıtası. Habl-i mevhum = Daima olacak gibi görünüp de gittikçe uzaklaşan istek. Habl-ül-verid Ensedeki kalın sinirler (Fr. «cable» (kablo) ismi «habl» Arapça kelimesinden gelir).

Türkçe Sözlük

(i. A. hiddet’ten smüş.) (m. hadide). 1. Öfkeli, hiddetli, titiz. Ar. gazûb. Hadîd-ül-mizâc = Hiddeti galip, çabuk kızar. 2. Şiddetli, şedîd, keskin. 3. Demir, Fars. Ahen.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah bizi korusun (kötü bir ihtimalden bahsedilirken söylenir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevl» den if.) (mü. hâile). Korkunç, ürpertici: Bir seda-yi hâil: Bir korkunç ses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To declare, by hailing, the port from which a vessel sails or where she is registered; hence, to sail; to come; used with from; as, the steamer hails from New York.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pieces of ice that fall from thunderstorms Hail often is composed of concentric rings of ice that form as the particle moves through 'wet' and 'dry' areas of the thunderstorm. Precipitation which forms into balls or lumps of ice over 0 2 inch in diameter

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precipitation composed of balls or irregular lumps of ice with diameters between 5 and 50 mm. precipitation composed of chunks of ice that form atop cumulonimbus clouds and fall as soon as they become too heavy for the cloud updrafts to hold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pieces of ice that fall from thunderstorms Hail often is composed of concentric rings of ice that form as the particle moves through 'wet' and 'dry' areas of the thunderstorm. millimetric or larger precipitation particle of ice, formed by the accretion of

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is supposed to be the snake by means of whose bite Cleopatra committed suicide, and hence is sometimes called Cleopatra's snake or asp.

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). 1. Doğruluk, doğru ve gerçek olan şey, bâtıl mukabili: Hak budur; hakkı söylemeli. 2. Adi, adalet, hakkı koruma, insaf: Haktan katiyen ayrılmamalı. 3. Bir adama ait. olan şey: Hakkımı vermediler, hakkını istiyor; hakk-ı sarîh. 4. Bir iş ve zahmetin karşılığı: Emek hakkı, ayak hakkı. 5. Bir adamın emeğine karşı alacaklı olduğu maddî veya mânevî karşılık: Ana, babanın, öğretmenin hakkı pek büyüktür. 6. Pay, hisse: Makas hakkı = Makas peyi; ateş hakkı. 7. Adalet ve hakkaniyetin kendisi olan veya doğru olup bâtıl olmayan Allah: Hak-Taâlâ; Cenâb-ı Hak’tan dilerim. Bir isme bağlanarak «d» edatı ile beraber dair ve ait mânâsını ifade eder: Onun hakkında birtakım sözler oldu; bu husus hakkında bazı tafsilât verdi; bu, sizin hakkınızda hayırlı oldu. Hakkı olmak = Doğru söylemek, sözü doğru ve haklı olmak: Hakkınız vardır = Doğru söylüyorsunuz; bunu yapmaya, istemeye hakkım yok mudur? Hakketmek = Hak kazanmak, eriştiği bir karşılık ve mükâfata ait bir hizmette bulunmak: Siz bu rütbeyi, bu nişanı hakkettiniz. Hakkı için = Yemin tâbiri: Allah, peygamber hakkı için. Hakkından gelmek = Ustun gelip intikam almak veya birine lâyık olduğu cezayı vermek. Hak kazanmak. = Haklı çıkmak. Hakkuşu = Ishak kuşu. Hakuran (hakkuran) = Penbe kumru. Hak vermek = Tasdik etmek. Hakkını yemek = Alacağını vermemek veya değer ve emeğini kabûl etmemek: O adamın hakkı yenmez, değeri inkâr edilemez. Hak yolu = Doğruluk veya Tanrı yolu, Fars. râh-ı Hudâ. Elhak = Doğrusu, Ar. hakkaa. Bihakkın = Hakkıyle, haklı olarak. Bigayrihakkın = Haksız yere, hakkaniyete aykırı olarak. Nâhak = Haksız. Su hakkı = Kadınlar hamamında sarfolunan su için verilen para. c. 1. Herkesin hakkından, alacağından ve adaletten bahseden ilim: Hukuk ilmi, hukuk fakültesi. 2. Kanunun cinayete ve cezaya ait kısımlarından veya fıkhın itikat ve mezhep kısmından başka, sırf alacak, vereceğe ait kısmı: Hukuk mahkemesi. 3. Ahbaplık, dostluk, her birinden diğerine geçmiş iyilik ve hizmet hakları: Aramızda eski hukuk vardır; onunla hukukum pek eskidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hardware Abstraction Layer Used to provide a generic interface to the hardware and 'hide' hardware-specific functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The common term and command for stop. an official location with little infrastructure, perhaps just a sign and raised earth bank. stopping the horse When leading the horse, do not stop until the horse does The verbal signal is a confident, drawn-out 'Whoo

Türkçe - İngilizce Sözlük

To tie by the neck with a rope, strap, or halter; to put a halter on; to subject to a hangman's halter. either of the club-like rudimentary hind wings of dipterous insects; used for maintaining equilibrium during flight a woman's top that fastens behind t

Türkçe - İngilizce Sözlük

rope or canvas headgear for a horse, with a rope for leading. a rope that is used by a hangman to execute persons who have been condemned to death by hanging. a woman's top that fastens behind the back and neck leaving the back and arms uncovered. either

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thigh of any animal; especially, the thigh of a hog cured by salting and smoking. meat cut from the thigh of a hog an unskilled actor who overacts a licensed amateur radio operator son of Noah.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meat cut from the thigh of a hog. son of Noah. a licensed amateur radio operator. an unskilled actor who overacts. exaggerate one's acting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the sons of Noah; he abused his father and Canaan, his son, was cursed for it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-working. diligent. sedulous. industrious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high speed network connecting personal computing personal computing equipment and possibly other networked-devices within the home Hard Disk The non-removable disk in a computer The disk stores data and information to be used in a PC Header The first 5

Türkçe - İngilizce Sözlük

where. what happened to. you know. well. to tell the truth. actually. you said/promised. where?. where is it?. well?. what about it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A great servant devotee of Lord Rama who crossed the sea by jumping over it with the power of constant remembrance of the name of Rama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Compressed file archive created by HAP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highway Advisory Radio; a traffic information broadcasting system used in the U S Drivers are alerted to tune their car radios to a specific channel in order to receive transmitted information HAR is similar to the European ARI system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower abdomen The center of life energy, physical and spiritual Often used as a synonym for 'guts', courage All movement must originate from this point.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being spent. being used up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be spent / used up / ruined / expended / harmed / killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of females associated with one male - used in reference to polygamous animals. ipet, institutions run by the pharaoh's first wife for the benefit of the pharaoh's wives and female relatives, not to be confounded with the muslim harem of later time

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir’avun erkek çocukların öldürülmesi emrini kaldırdıktan sonra doğmuştur. Hz.Musa’dan 3 sene sonra doğduğu söylenir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Arkadaşı Marut ile tanınan melek, büyü ve sihir ile uğraştıkları için kıyamete kadar kalmak üzere Babil’de bir kuyuya hapsedil- mişlerdir. 2.Babil halkına korunmaları için büyü öğreten iki melekten biri, sihir yapar. - İsim olarak kullanılmaz.

Türkçe Sözlük

(HASS) (i. A. «his» ten if.) Hisseden, duyan, duygun, duygulu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasudluk, hasedcilik, çekememek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başkasının nimet ve faziletini çekemeyip bunların yok olmasını arzu etme, kıskanma: Hased etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسد] kıskançlık. hased etmek; kıskanmak.

Türkçe Sözlük

(bk.) Hased.

Türkçe Sözlük

(i.). Kıskanç, (bk.) Hased.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hased» den if.) (mü. lâsıde). Hasetçi, kıskanan, Ar. Hasûd.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edible viscera, as the heart, liver, etc., of a beast, esp. of a hog. heart and liver and other edible viscera especially of hogs; usually chopped and formed into a loaf and braised.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heart and liver and other edible viscera especially of hogs; usually chopped and formed into a loaf and braised.

Türkçe Sözlük

(HASSAS) (i. A.) (histen imüb.). Çok duyan, fazla hisseden, duygusu aşırı olan, duygulu.’ Asabî adamlar hassas olur. Kalbi hassastır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sick. ill. unwell. invalid. ailing. in bad health. diseased. fanatic. fanatical. poorly. unsound. valetudinarian. valetudinary. weakly. under the weather. patient. client. buff. case. fan. invalid. sufferer. valetudinarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sick. ill. unwell. invalid. ailing. in bad health. diseased. fanatic. fanatical. poorly. unsound. valetudinarian. valetudinary. weakly. under the weather. patient. client. buff. case. fan. sufferer. crazy. freak. hooked. indisposed. into. keen. lover. mad

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill. invalid. sick. sick person. patient. excessively fond of. ail. ailing. diseased. poorly. under the wheater. unwell. wan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

diseased. sickly. unhealthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sickly. ailing. diseased. invalid. morbid. out of health.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasetçi, kıskanç (hasede, sanıldığı gibi bunun cem’i olmayıp, hâsid’in cem’idir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

As it pertains to the Headline puzzle, one of the two words necessary to create the mixed alphabet The hat is used to create a sequence of numbers which is then used to number the columns of a matrix containing the letters of the alphabet The columns are

Türkçe - İngilizce Sözlük

Scientology slang term for a particular job, taken from the fact that in many professions, such as railroading, the type of hat worn is the badge of the job The term hat is also used to describe the write-ups, checksheets and packs that outline the purpos

Türkçe Sözlük

(HAYAL) (i. A.) (c. hayâlât). 1. Bir şahıs veya şeyin insanın aklında canlanan şekli: Hayali bir dem aklımdan çıkmıyor. 2. Asıl ve hakikati olmaksızın canlandırılan, görüldüğü sanılan şey: Hayal görmek, hayal gibi gözün önünden geçmek. 3. Gölge gibi az ve karışık surette görünen veya hatıra gelen şey: Hayal gibi görünüyor, hayal meyal görüyorum, hayal gibi aklıma geliyor. 4. Bir şey veya şahsın suya, ayna vesaireye akseden şekli: Suda kendi hayalini görmüş. 5. Kuruntu (bu mânâsıyle tahayyül demek daha uygundur).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan, esed, gazanfer, şir. 2.Cesur, yiğit adam. 3.Hz.Ali’nin lakabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be astound / astonished / suprised at. jolt. marvel. wonder.

Genel Bilgi

Kış mevsimi yaklaştıkça, hava soğur, günler kısalır, yapraklar renk değiştirir ve yere düşerler, kar toprağın üzerini kaplar. İnsanlar sıcak alışveriş merkezlerinde ihtiyaçlarını alıp, sıcak arabalarında, sıcak evlerine gelirler. Üzerlerine kazaklar, hırkalar giyerler. İyi de, tabiatta doğal ortamda yaşayan hayvanlar kışı nasıl geçirir, hiç düşündünüz mü?

Bir kısmı daha ılıman yerlere göçeler. Bu konuda kuşlar ve balıklar avantajlıdır. Bazıları kendilerini kışa adapte ederler, daha kalın yeni tüyler çıkarırlar. Hatta bazı tavşan türlerinde karda saklanabilmek için tüyler beyazlaşır. Bazıları yiyeceklerini önceden depoladıkları bir sığınak bulurlar. Bazıları da toprakta derin tüneller açarlar ama bazıları için de kış mevsimini uyuyarak geçirmekten başka çare yoktur.

Genellikle ayıların kış uykusuna yattıkları bilinir ama bu doğru değildir. Gerçi ayılar kışın mağaralarda uzun uzun uyurlar ama bu kış uykusu değildir. Daha doğrusu kış uykusu bir çeşit uyku değildir. Normal canlılarda uyanıkken ve uyku halindeyken, vücut ısısında ve metabolizmanın çalışmasında ciddi bir fark yoktur. Oysa kış uykusu, hayvanların hayat ile ölümü ayıran çizgiye kadar gelmeleri şeklinde tanımlanabilir.

Bazı hayvanların kış uykusuna yatmalarının iki sebebi vardır: Havanın çok soğuması ve yiyecek bulma güçlüğü. Soğuk havada yaşayabilmek için hayvanların daha çok enerjiye ihtiyaç duymalarına rağmen karlı kış günlerinde yiyecek bulma imkanı azalır. Kış uykusu bu zor mevsimde hayvanın enerji ihtiyacını azaltır, enerji tasarrufu sağlar.

Kış uykusu bildiğimiz şekilde uymak değildir. Buna bilim dilinde ‘’hibernasyon’’ diyorlar. Vücut ısısının ortam sıcaklığına düştüğü bu durumu birçok balık türünde, kurbağalarda, sürüngenlerde, kuşlarda ve memelilerde görebiliyoruz.

Hakiki anlamda kış uykusuna yatan bir hayvanı (hibernatör) gördüğünüde, ölmüş olduğunu sanabilirsiniz. Vücut ısıları sıfır dereceye kadar düşebilir. Bir dakika içinde sadece brkaç kez nefes alırlar, kalp atış hızı o kadar düşüktür ki, hissedilmez bile. Havalar ısındığında ise vücudun normal düzene geçmesi sadece birkaç saat alır.

Kış uykusuna yatan hayvanlar, uyku süresince kendi vücutlarındaki yağı tükettikleri gibi ara ara uyanarak bulundukları yere yazdan stok ettikleri yiyeceği yiyenler de vardır.

Kış uykusu sırasında hayvanlar vücut ağarlıklarının yüzde kırkına yakınını kaybederler. Bu kaybın yüzde doksanına periyodik olarak uyanmalardaki ısı üretimi ve enerji kaybı sebep olurken geri kalan yüzde on kayıp ise uyku sırasında olur. Kış uyksu kış boyunca sürmez. Hayvanlar havaların soğumaya başlaması ile birkaç günlük bir uyku periyoduna girerler. Kış mevsiminin şartları ağırlaştıkça bu periyotlar uzar.

Sağlık Bilgisi

Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir. Nedenleri çeşitlidir. Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir. Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. Kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı; sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 2 kahve kaşığı karbonat konup, eritilir. Yemekten sonra içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared. ready-made. quick. present. available. stand-by. up for. willing. agreeable. content. cut and dried. cut-and-dried. disposed. finished. forthcoming. forward. game. go. handy. on. on hand. on tap. operational. prompt. reach-me-down. r.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. extempore. extemporaneous. unready. unprovided for. offhand. at half cock. extemporary. incautious. off-the-cuff. offhanded. unprovided. unrehearsed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. be pleased. to relish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to be pleased by. delight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any one; the man or person; used indefinitely, and usually followed by a relative pronoun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Man; a male; any male person; in this sense used substantively. the 5th letter of the Hebrew alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

target. target. aim. goal. objective. blank. bourn. bourne. butt. clout. cock-shy. destination. intention. mark. object. land of promise. promised land. terminus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

target. aim. goal. objective. blank. bourn. bourne. butt. clout. cock-shy. destination. intention. mark. object. land of promise. promised land. terminus. cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable to be used as a gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük

My aunt on my mother's side She was like a grandmother to me when I was growing up Like Bill, I believe she's visited me several times since she passed on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Them An onomatopoetic word used as an expression of hesitation, doubt, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is often a sort of voluntary half cough, loud or subdued, and would perhaps be better expressed by hm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An utterance or sound of the voice, hem or hm, often indicative of hesitation or doubt, sometimes used to call attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make the sound expressed by the word hem; hence, to hesitate in speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Blood crystal, under Blood. a hemoprotein composed of globin and heme that gives red blood cells their characteristic color; function primarily to transport oxygen from the lungs to the body tissues; 'fish have simpler hemoglobin than mammals'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that transports oxygen from the lungs to the tissues where the oxygen is readily released and CO2 from the tissues to the lungs where it is released. the iron-containing pigment of the red blood cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protein found in red blood cells that carries oxygen Hemoglobin gives blood its red colour. an iron-containing respitory pigment of red blood cells that is made up of a globin composed of four subunits Each subunit is linked to a heme molecule that fu

Türkçe - İngilizce Sözlük

The oxygen-carrying pigment of red blood cells, it is manufactured in bone marrow, and composed of iron-containing heme and the protein globin Many types of hemoglobin have been identified, however adult and fetal types are considered to be normal Tests t

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça endâze’den Arapça’laşmış). Geometri. Hendese-i musattaha = Düzlem geometri. Yalnız satıhlar üzerine olan şekiller ve mesahalardan bahsedeni. Hendese-i mücesseme = Uzay geometri. Uç boyutlu cisimlerden bahsedeni. Hendese-i halliyye = Tasarı geometri. Hendese-i resmiyye = Resim ve benzerinden bahsedeni. Geometri, matematiğin uzamsal ilişkiler ile ilgilenen alt dalıdır (Eski adı: Hendese). Yunanca Γεωμετρία “Geo” (yer) ve “metro” (ölçüm) birleşiminden türetilmiş bir isimdir. Geometri, arazi ölçümü sözcüklerinden türetilmiştir. Herodot (i.Ö.450), Geometrinin başlangıç yerinin Mısır olduğunu kabul eder. Ona göre geometri kavramı Mısır kö­kenlidir. Sözcüğün kullanımı da Eflatun, Aristo ve Thales’e kadar gider. Yalnız Öklit geometri sözcüğü yerine Elements sözcüğünü yeğlemiştir. Elements sözcüğünün Yunanca karşılığı stoicheia sözcüğüdür. Bir kümenin üzerine konan ve kümenin öğelerini birbirleriyle ilişkilendiren bir uygun yapı, geometri yapılmasını olanaklı kılar. Bir düzlemin üzerine doğal olarak konacak ve sezgisel uzaklık duygusunu gözetecek “lise geometrisi”nin adı Öklit geometrisidir. Bu geometrinin tarihsel olarak ilginç ve önemli bir özelliği paralellik belitidir. Bu beliti sağlamayan ama geri kalan tüm belitleri sağlayan geometrilere Öklit dışı geometriler denir. Bunlara örnek olarak Hiperbolik geometri ya da küresel geometri verilebilir. Günümüzde kullanılan doğru, yay, ışın, açı ortay, kenarortay gibi birçok temel geometri teriminin Türkçe’leri Mustafa Kemal Atatürk’ün Geometri adlı eserinde yazılan eserde önerdiği terimlerden yararlanılarak kullanılmaya başlanmıştır. Hendese (Geometri) günlük yaşamın hemen her alanında gereklidir. Geometride uzunluk, alan, yüzey, açı gibi kavramlar bazı nicelikleri belirlemede kullanılır. Hendese’nin (Geometri’nin) en çok iç içe olduğu dallar; cebir ve trigonometri, mimarlık, mühendislikler (Yol, köprü, yapı, makine, gemi ve uçak yapımı; maden, su ve elektrik işleri gibi bayındırlık ve zanaatla ilgili teknik çalışmalar, vb.), endüstiryel alanlar, simülasyonlar, bilgisayar programları ve grafikleri, sibernetik, tasarım, sanat vb. dir geometrinin kullanılmadığı meslek ya da alan yok gibidir desek yerinde olur. Geometri ve sanat bir sanat eserlerinin geometrik olması onlara estetik değerler kazandırmıştır. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin resimde vücut oranları üzerine yaptığı çalışmalar, çizdiği eskizler bulunmaktadır. Bu orana Altın Oran denmektedir.

Şifalı Bitki

(viola tricolor): Sarı, mor, mavi çiçekleri olan bir çeşit menekşedir. Boyu 20 cm kadardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. İdraryollarındaki iltihapları giderir. Cilt hastalıkları ve özellikle egzamada faydalıdır. Öksürüğü keser. Damar sertliği ve sarılıkta da kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. heremiyye) (matematik, hendesede). Piramit şeklinde olan, mahrûti: Heremiyüş-şekl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kahramanca, cesur; kahramanlar devrine ait; (güz.san). muazzam (heykel veya resim), gerçek boyutlarından çok büyük (cisim); kahramanlardan bahseden (şiir), destansı, epik; (i). kahramanIık şiiri; (çoğ). abartmalı sözler. heroically (z). kah

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of frequency Expressed in cycles per second.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit used to measure frequency One hertz equals one cycle per second.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit used to measure frequency One Hertz is equal to one cycle per second.

Türkçe Sözlük

(aslı: HİSAB) (i. A.) (c. hisâbât). 1. Sayı sayma, sayıya ait iş: Paramızı, alıp verdiğimizi hesap edelim. 2. mec. Tahmin, düşünce: Benim hesabıma göre, hesabım doğru çıkarsa. 3. Defter tutma, alacak, vereceğin ve alınıp sarf olunanın kaydı: Hesap tutar. 4. Alacak, verecek, paraya ait münasebet: Kendisiyle bir hesabımız vardı, benim, onunla hiç bir hesabım yoktur. 5. Sayıya ait kaide ve işlerden bahseden ilim ki, matematiğin ilk basamağı sayılır: Hesap ilmi, hesap okumak, hesap öğrenmek. Bilhesâb = Hesabederek, hesap olunarak. Bî-hesab = Hesapsız, pek çok. Parmak hesabı = Parmakla yapılan kaba ve cahilâne hesap. Hesap tutmak = Alacak, vereceği veya makbuz ve sarfiyatı deftere kaydetmek. Hesaba çekmek = Birinden hesap isteyip mesul tutmak. Hesâb-ı zihnî = Çocuklara ezberden öğretilen hesap. Hesaba gelmek = 1. Uymak: Benim hesabıma gelir, gelmez. 2. Sayılabilmek, sayılabilecek miktarda olmak: Onun mal ve serveti hesaba gelmez. Alelhesap = Hesaptan önce, hesap görüldükte sayılmak üzere parça parça verilen para: İşleyen aylıktan alelhesap ikiyüz lira almıştır. Indelhesâb, ledilhesâb = Hesap olundukta, hesap görülünce. Yevm-ül-hesâb, rûz-ul-hesâb = Kıyamet günü, mahşer günü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agog. ardent. avid. bouncy. disposed. eager. fervent. game. keen. spirited. desirous. enthusiastic. dilettante. amateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enthusiastic. very interested. desirous. amateur. dilettante. ardent. curious. disposed. eager. flushed. greedy. keen. responsive. zealous.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan ve Zengûle’nin şeddi olan bir şed makam.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Saklama, koruma: Bu kitabı iyi hıfzediniz. Bu kâğıdın dosyada hıfzı lâzımdır. 2. Himaye, koruma, muhafaza: Allah hıfzeyleye. 3. Hatırda tutma, unutmama: Bu sözü hıfzediniz. 4. Kur’an-ı Kerîm’in ezber öğrenilmesi: Hıfza çalışıyor. Taht-el-hıfz = Muhafaza altında, kaçmasın diye yanına polis, jandarma katılarak: Taht-el-hıfz filân yere gönderildi. Hıfzıssıhha = Tıbbın sıhhati koruma kaidelerinden bahseden dalı, ijyen.

Teknolojik Terim

High Definition, çarpıcı görüntü kalitesi ve sese sahip ev eğlencesinin keyfini çıkarabilmenizi sağlar. Blu-ray Disc™ filmleri izlediğinizde, kendinizi sinemada hissedeceksiniz. Ekranda yaşam bulan karakter ve sahnelerle PLAYSTATION®3’ünüzü fişe takmak da aynıdır. Tümü, inanılmaz netliğe ve ayrıntıya sahip resim oluşturan High Definition TV setlerindeki çok yüksek çözünürlüğün sonucudur. Standard Definition TV’lerde 720 x 576 piksel bulunur. High Definition TV ekranlarında çok daha fazlası vardır; Bazı durumlarda 1920 x 1080 piksele kadar çıkan bu ekranlarla, ulaşabileceğiniz en üst noktaya ulaşırsınız. Piksel sayısı ne kadar fazla olursa, çözünürlük de o kadar yüksek ve görüntülerde göreceğiniz ayrıntılar da o kadar ince olur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hıllî). 1. Süs, ziynet, zîb. 2. Güzel sıfatlar. 3. Peygamberimizin vasıfları ve bundan bahseden kitap: Hılye-i Hakanî.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Health Industry Number A 9-digit alphanumeric identifier used to identify health care entities such as veterinarians, animal clinics, etc It is used in both the animal and human health industries and is administered by HIBCC. nII-III: high; height.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In dynamic addressing, an address that a node will test for uniqueness first The hint is either the last successful address the node used previously or a particular address that is specific to a particular model of device.

Genel Bilgi

Sadece Hindistan’a değil, kuzey Afrika ülkelerine, özellikle Fas’a gidenlerin en çok ilgisini çeken şeylerden biri de yılan oynatıcılarıdır. Yılan oynatıcısının yılanının sepetinden çıkartıp oynatmasının, onu bir tür hipnotize etmesinin, flütünden (aslında flüt benzeri bir çalgıdan) çıkardığı seslerle bir alakası yoktur.

Çünkü kobra yılanı bir taş gibi sağırdır. İşitme organı ve buna bağlı sinirleri yoktur. Sesleri duyması mümkün değildir. O sadece yerden, yani topraktan gelen titreşimleri hissedebilir. Yılanlar titreşimlere karşı çok hassastırlar.

Aslında yılanın sepetinden çıkıp, dikelip aldığı pozisyon saldırı pozisyonudur. Kobra gövdesinin ön bölümünü havaya diker ve boynunu yassıltarak genişletir. Bu hareketi boyun kaburgalarını birbirlerinden ayırarak sağlar.

Yılan oynatıcısı elindeki flütü sağa sola sallayarak yılanın baktığı hedefin yerini sürekli değiştirir. Yılan flüte doğru kafasını oynattıkça bu, seyircilere sanki yılan dans ediyormuş izlenimini verir. Aslında yılanın sallanması fiziksel bir olaydır. Onu vücudunun üst kısmını yerden yükseltebilmek için yapar. Sallanmayı kestiği an yere düşer.

Kobra yılanları türünün hepsi bir değildir. Yılan oynatıcıları genellikle gördükleri her şeye anında saldıran Kral Kobrası’nı tercih etmezler. Bunlar aynı zamanda dünyanın en büyük zehirli yılanlarıdırlar. Boyları 5 metreyi geçer zaten en kuytu yerlerde yaşarlar ve diğer kobraların aksine insandan kaçarlar.

Yılan oynatıcılarının tercihleri daha sakin olan ve yemeyi gözünün kesmediği büyüklükteki objelere saldırmayan Asya Kobrası’dır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Performance Parallel Interface - ANSI draft standard X3T9 3. High performance parallel interface; a point to point 100 MByte/sec interface standard used for networking components of high performance multicomputers together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high speed interface usually used to connect point-to- point Transfer speeds are usually quoted at 100 MBps.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The High Performance Parallel Interface is a network link, often used to connect computers It is slower than shared memory transfers but faster than TCP/IP transfers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardware. used hardware. junk. worn-out things. garnish. fittings. hardware supplies. garniture. lumber. furniture. lumber room. hardware store. narrow goods. hardware department. petty wares.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ragged. raggedly dressed. careless in one dress. unkempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging or pertaining to him; used as a pronominal adjective or adjective pronoun; as, tell John his papers are ready; formerly used also for its, but this use is now obsolete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hospital information system Typically used to describe hospital computer systems with functions like patient admission and discharge, order entry for laboratory tests or medications, and billing functions See also: Electronic medical record.

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

Türkçe Sözlük

(i.). Hisseleri olan, hisselere bölünmüş, hissedarlar arasında ortak: Hisseli mal, çiftlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A striking of the ball; as, a safe hit; a foul hit; sometimes used specifically for a base hit. a successful stroke in an athletic contest ; 'he came all the way around on Williams' hit' a conspicuous success; 'that song was his first hit and marked the b

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, 'hit' means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 'hits' would occur at the server: 1 for the HTML

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, ?hit? means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 ?hits? would occur at the server: 1 for the HTML

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, 'hit' means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 'hits' would occur at the server: 1 for the HTML

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the WWW, 'hit' means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 5 graphics, 6 'hits' would occur at the server: 1 for the HTML page, and

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, 'hit means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 'hit would occur at the server: 1 for the HTML pa

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, 'hit' means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 'hits' would occur at the server: 1 for the HTML

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'hit' is a single request from a web browser for a single item from a web server For example, a page displaying 3 graphics would require 4 hits: one for the HTML document, and one for each of the 3 graphics 'Hits' are often used as a rough measure of lo

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, ?hit? means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 ?hits? would occur at the server: 1 for the HTML

Türkçe - İngilizce Sözlük

In search terminology, every listing a search engine returns from a search is called a hit The term hit is also used to refer to calls on a web server, and it is much misunderstood Technically, if a web page is called by a remote browser, and it includes

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, 'hit' means a single request from a Web browser for a single item from a Web server; thus in order for a Web browser to display a page that contains three graphics, four 'hits' would occur at the server: one for

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, 'hit' means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 'hits' would occur at the server: 1 for the HTML

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, 'hit' means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 'hits' would occur at the server: 1 for the HTML

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in reference to the World Wide Web, 'hit' means a single request from a web browser for a single item from a web server; thus in order for a web browser to display a page that contains 3 graphics, 4 'hits' would occur at the server: 1 for the HTML

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. speaking to. addressed to.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan, esed, gazanfer, şir, bahadır. 2.Cesur, yürekli adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sür’atli, serî: Hızlı yürüyüş. 2. Şiddetli, Ar. şedîd: Hızlı vuruş. 3. Yüksek sesli: Hızlı söyleyiş. 1. Sür’atle: Hızlı yürümek. 2. Şiddetle Ar. şedîden: Hızlı vurmak, yüksek sesle: Hızlı söylemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. rapid. speedy. swift. strong. to be able to seduce the sex opposite quickly. fast working. like the devil. full out. like a house on fire. impetuous. mercurial. nippy. zippy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Aircraft flying a 'racetrack' pattern based on a defined constraint point.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This term is used by geneticists in two different senses: one member of a chromosome pair in diploid organisms, and a gene from one species, for example the mouse, that has a common origin and functions the same as a gene from another species, for example

Türkçe - İngilizce Sözlük

The catkin or strobilaceous fruit of the hop, much used in brewing to give a bitter taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of hopping; jumping upward or forward. twining perennials having cordate leaves and flowers arranged in conelike spikes; the dried flowers of this plant are used in brewing to add the characteristic bitter taste to beer. an informal dance where po

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in routing A path to a destination on a network is a series of hops, through routers, away from the origin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In data communications, one segment of the path between routers on a geographically dispersed network A hop is comparable to one 'leg' of a journey that includes intervening stops between the starting point and the destination The distance between each of

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term used to describe the data link between two gateways or routers that a packet must travel to reach its destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in routing to indicate a router within a path.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plant used for flavouring beer The seed cone of the female plant is used, imparting bitterness, aroma and tannin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A perennial climbing vine, also known by the Latin botanical name of Humulus lupulus, a member of the natural family of Cannabinaceae Only the female ripened flower is used to give beer its bitterness and characteristic aroma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İyi, Ar. tayyib: Dün hava pek hoş idi. 2. Garip, tuhaf: Onun hoş bir ismi vardır. Hoş geldiniz = Safa geldiniz, yeni gelen adama selâm tâbiri olup cevabı hoş bulduk tur. Hoş görmek = Bakmamak, darılmamak. Bir hoş (doğrusu bîhûş olsa gerek) = Bir çeşit baygınlık hisseden: Bir hoş oldum. Gönlünü, hatırını hoş etmek = Hatırını kırmaksızın, okşıyarak inandırmak, memnun etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take a shine to smb. like. enjoy. be pleased with. affect. be attracted. care. click. delight. dig. fancy. have a liking for smb. be partial to. relish. be taken by. be taken with. take a fancy to. take to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to like. to be pleased with. to enjoy. to be fond of. care. care for. get a kick out of. to take kindly to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleased. glad. satisfied. delighted. contented. gratified. content. rejoiced at.

Türkçe - İngilizce Sözlük

content. contented. glad. jolly. pleased. satisfied. contented.

Türkçe - İngilizce Sözlük

satisfied. pleased. content. chuffed. contented.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontented. displeased.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Third person singular pronoun, without gender, used in invocation, Zikr. adv or conj: how 30, 35, 61, 73, 95.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. self-sown. volunteer. raised with little or no supervision. self-taught. self-made.

Türkçe - İngilizce Sözlük

null and void. invalid. null. no longer in force. without effect. inoperative. lapsed. nugatory. vain.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.) (c. ahlâk). Doğuştan, hulkî olan huy, tabiat, Fars. sirişt: Hulk-ı hasen = Güzel huy. c. 1. Her insanın vasıflandığı iyi veya kötü huylar. Ahlâk-ı hamide = Övülen, güzel huylar. Ahlâk-ı zemime = Zemmedilen, kötülenen, kötü huylar. 2. Felsefenin ahlâktan bahseden kısmı, huy ve tabiata ait olan insan halleri: Ahlâk dersi; ahlâk kitapları 3. iyi huylar, insanı mânen ve hakikaten süsleyen iyi tabiatler: Talebede her şeyden evvel ahlâk aranmalıdır; komünistlerde ahlâk aramamalı. Ahlâk-ı umümiyye = Bir toplumda ahlâk hükmüne geçmiş tabiatler: Ahlâk-ı umûmiyyeyi kötüleşmekten korumak elzemdir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a valuable constituent of soils. partially decomposed organic matter; the organic component of soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Partially decomposed organic soil material.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Decomposed organic material. organic portion of the soil remaining after prolonged microbial decomposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The well-decomposed, more or less stable part of the organic matter of the soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The well decomposed, relatively stable portion of the partly or wholly decayed organic matter in a soil, which provides nutrients and helps the soil retain moisture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The end result of successful composting is humus It is the rich, dark, and fine mixture of decomposed organic materials Humus contains the microorganisms necessary for healthy soil, as well as a ready supply of the macro- and micro-nutrients necessary for

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the soil profile that is composed of decomposed organic matter from dead and decaying plants and animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Decomposed plant or animal matter; the organic portion of soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Total of the organic compounds in soil exclusive of undecayed plant and animal tissues, their 'partial decomposition' products, and the soil biomass The term is often used synonymously with soil organic matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term for the more or less decomposed plant and animal residues in the lower organic soil layer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark brown, decomposed, colloidal organic matter found in soils Humus usually has a beneficial effect on aeration and soil structure due to its ability to flocculate, or aggregate, multivalent cations. finished compost, formed through the break down of pl

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark brown or black partially decomposed organic matter. partially decomposed organic matter; the organic component of soil. a thick spread made from mashed chickpeas, tahini, lemon juice and garlic; used especially as a dip for pita; originated in the Mi

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. skilly. dexterous. ingenious. talented. performing. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplished. dexterous. skilful. able. skillful. skilled. talented. practised. adroit. adept.

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillful. made with craftsmanship. done with skill. clever. dexterous. gifted. good. ingenious. inventive. tricky. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word used as a shout of joy, triumph, applause, encouragement, or welcome.

Sağlık Bilgisi

Husye torbası (erbezi) şişkinliklerinde; nedenin ne olduğunu araştırmak gerekir. Bazı şişliklerde, husye torbasının görünüşü ışık geçirecek kadar şeffaflaşır. Bazıları da ağrılı olur. Husyelerde, şişlik ile birlikte ağrı da hissedilirse, iltihaplanma veya kanama ihtimali vardır. Aşağıdaki reçeteler kanama maksadı ile kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç kuru papatya çiçeği konup, kaynatılır. Soğuduktan sonra husyeler yıkanır. Husyelerdeki ağrıyı keser.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad-tempered. ill-tempered. ill-natured. grumpy. moody. cranky. peevish. difficult. vicious. acrimonious. bilious. cantankerous. churlish. crabbed. crabby. cross-grained. crotchety. crusty. cursed. disagreeable. disgruntled. doggish. farouche.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessed. calm. comfortable. halcyon. peaceful. quiet. restful. serene. at ease.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hidrostatik, makina ilminin sıvıların dengesinden ve basıncından bahseden dalı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consisting. composed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consisting of. composed of.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., Lat. evvelce bahsedilen yerde, aynı kitapta.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inter-Bank Information System A screen based German domestic electronic dealing systemused in the German Federal Republic for trading bunds Initial Margin The funds required when a futures position is opened Initial Performance Bond The funds required whe

Türkçe - İngilizce Sözlük

Image Based Information System. wading birds of warm regions having long slender down-curved bills.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. iber). Bir şeyden kaçınmak üzere ders alıp kendine gelmeye sebep olacak olay ve hal; böyle bir hal ve hâdiseden ders alma, Osm. mütenebbih olma: Suç işleyenlere, başkaları ibret alsınlar diye ceza verilir. İbret alınacak bir haldir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inland sea. closed / landlocked sea. closed sea. closed sea.

Türkçe Sözlük

(İDARE) (i. A. «devr» den masdar). 1. Çevirme, döndürme, dolaştırma: Makineyi idare etmek. 2. Kullanma, istimal, becerme, çevirme, zapt ve rabt: Bu konağı idare eden odur. İşini, maiyetini çok iyi idare ediyor. 3. Bir memleketin mülkî işlerinin yapılması, hükümet etme: Vilâyetin idare işleri valiye aittir. 4. Geçinme, Ar. taayyüş: Bu maaş idareme yeter. 5. Tasarruf, israftan kaçınma: Maaşını idare ile kullanıyor. İdareye çok bakıyor. İdare ile geçiniyor. 6. Yetme, kifâyet: Bu para, bu kumaş idare etmez. 7. Resmî bir işin veya bir şirket vesaire işinin görülmesiyle vazifeli ve ekseriya bir müdürün emrinde bulunan heyet ve daire: Posta ve telgraf, tekel, banka, sigorta idaresi. 8. Böyle bir heyetin devam edip iş gördükleri yer ve konak, daire: İdareye müracaat etmeli. idare lâmbası = Eskiden yatak odasında yanan kandil. İdare memuru = Mülkî işlerde görevli memur. İdare meclisi = Vilâyet, kazalarda, şirket ve banka gibi dairelerde ahali veya hissedarlardan seçilmiş üyelerden mürekkep meclis, yönetim kurulu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

International Data Encrypion Algorithm, developed in Europe as an alternative to exportable American ciphers such as DES which were too weak for serious use IDEA is a block cipher using 64-bit blocks and 128-bit keys, and is used in products such as PGP I

Türkçe - İngilizce Sözlük

Developed in Switzerland and licensed for non-commercial use in PGP IDEA uses a 128 bit user supplied key to perform a series of nonlinear mathematical transformations on a 64 bit data block Compare the length of this key with the 56 bits in DES or the 80

Sağlık Bilgisi

İdrar torbasının (mesanenin) bakteri ve virüsler tarafından iltihaplandırılması sonucu ortaya çıkan bu hastalığa, tıp dilinde sistit denir. Hastanın karın bölgesinin alt kısmında ve bacak aralarında ağrı vardır. Sık sık idrar yapmak ihtiyacı hisseder. İdrar yaptıktan sonra da mesanede veya penisin ucunda şiddetli ağrı hissedilir. Bazı durumlarda idrar yollarında yanma ve kanlı idrar da görülür. Ağrıları dindirmek için, karına sıcak su torbası konur. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı gliserin konup, karıştırılır. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

Sağlık Bilgisi

Mesane (idrar torbası) dolu olduğu halde idrar yapılamaz. Karnın alt bölgesi gerginleşmiştir. Bastırılınca ağrı hissedilir. Tıp dilinde akut retansiyon adı verilen bu durumun nedenleri çeşitlidir. Örneğin, böbreklerde taş, prostat büyümesi, idrar yollarının doğuştan kusurlu olması, fazla miktarda alkol içmek, mesane felci, belsoğukluğu, sinir hastalıkları veya üşütmek idrar tutukluğuna neden olabilir. İlk tedbir olarak hastanın karnına içinde sıcak su olan bir şişe konur. Sıcak su ile banyo yapılırken, idrar çıkarmaya çalışılır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kişniş, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya iki çorba kaşığı kişniş konur. Kaynatıldıktan sonra süzlür. Günde iki kere birer çay bardağı içilir.

Sağlık Bilgisi

İdrar torbası iltihabı; idrar yolları taşı, belsoğukluğu veya eklem hastalıklarının neden olduğu bir hastalıktır. Çok içki içenlerde görülür. İdrar yollarında acıma hissedilir. Tedaviye yardımcı olmak için bol miktarda su içilir, sıcak banyolar yapılır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 2 çay bardağı dolusu arpa konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Advisor In theory, these intermediaries should look at the entire financial market before making a selection and offer unbiased advice and access to all suitable financial products they sometimes still have access to special deals no

Türkçe - İngilizce Sözlük

A broker or other intermediary who is authorised to sell or advise on the policies offered by any insurance company, as well as other financial service providers They sometimes still have access to special deals not on offer elsewhere.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İffet satan, namusluluk taslayan, daima iffet ve şereftin bahseden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rape. to seduce. to tempt. to delude. abduct. seduction.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. iglâkat). 1. Kapama, sed: İglâk-ı ebvâb = Kapıları kapama. 2. (edebiyat). Sözü karışık ve anlaşılmaz surette söyleme, sözün bu halde, yani muğlak olması: Iglâk makbûl değildir (cem’i dilimizde bu mânâya mahsustur).

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusting. loathsome. dirty. repulsive. sickening. sick. horrible. hideous. abhorrent. abominable. accursed. accurst. cloying. crying. damn. damned. detestable. distasteful. dread. dreadfull. execrable. filthy. foul. frightful. ghoulish. god-awful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusting. loathsome. dirty. repulsive. sickening. sick. horrible. hideous. abhorrent. abominable. accursed. accurst. cloying. crying. damn. damned. detestable. distasteful. dread. dreadfull. execrable. filthy. foul. frightful. ghoulish. god-awful. abjec

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusting. loathsome. repulsive. detestable. abhorrent. abominable. atrocious. barbarous. cursed. dreadful. execrable. filthy. foul. ghoulish. gruesome. heinous. hellish. hideous. horrible. horrid. infernal. lousy. morbid. nefarious. obnoxious. odious. r

Türkçe - İngilizce Sözlük

large herbivorous tropical American arboreal lizards with a spiny crest along the back; used as human food in Central America and South America.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtilâfât). Uymayış, uyuşmama, Osm. adem-i tevafuk: Aramızda ihtilâf vardır. İhtilâf çıktı. İhtilâf-ı Arâ = KAfi rey toplanamaması. Ihtilâf-ı leyi ve’n-nehâr = Gece ile gündüz arasındaki fark. (hukuk) İhtilâf-dâr = iki kimseden biri bir devlet, diğeri başka bir devlet tab’asından olmak.

Türkçe Sözlük

(İLAHİYYAT) (i. A. e.). 1. Felsefenin ulûhlyetten ve Tanrı’ya ait meselelerden bahseden kısmı. 2. Dint ilimlerin bütünü, Fr. tiologle (bu mânâ Türkçe’ye mahsustur): llâhiyât Fakültesi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Ülkenin denizi. İldeniz Şemseddin: Azerbaycan Atabeyleri diye de anılan İldenizler Sülalesinin kurucusu. Kıpçaklardandır. (Öl. 1175). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(İLM) (I. A.) (e. ulûm). 1. Bilme, biliş, bilgi, dânlş, malumat, haber, vukuf: Cenâb-ı Hakkin ilmi her şeyi içine alır. Buna İlim yetişmiyor. Bu işe onun ilmi de yetmedi. 2. Okumakla öğrenilen bilgilerden biri: Sosyoloji İlmi, tıp ilmi, felsefe İlmi, matematik İlmi, tabiat ilmi, İlim öğrenmek, okumak: Bu adamın ilmi vardır. 3. Nazariyat: Yalnız İlim kâfi değil İş de ister. İlim ve İşi cem’etmek. İlm-ül-arz = Jeoloji. Arz tabakalarından, arzın yapısından ve oluşundan bahseden ilim. Fransızca: gâolojie. Ilm-ül-emriz = Hestahklar ilmi, patoloji. Fransızca: pathologie. İlm-t servet, ilm-i iktisâd = Ekonomi ilmi, İktisat. Fransızca: Aconomie polltique. İlm-ül-llsân = Mukayeseli diller İlmi. Fransızca: llnguistlque. İlm-ül-maâdln = Madenler ilmi. Fransızca: minirologie. Ehl-i İlim = İlim sahipleri, bilginler, ulema. Ilm-I hâl = Namaz, abdest ve daha başka dini bilgi ve inanırları çocuklara öğretmeye mahsus kitap: llm-l hâl okumak. İlmühaber = 1. Bir resmi daireye sunulmak üzere bir kimsenin durumu hakkında, ait bulunduğu makamdan verilen tasdikname: Mahalleden, belediyeden ilmühaber getirmek lâzımdır. 2. Para veya evrak gibi şeylerin teslim olunduğunu gösteren ve getirenin eline verilen pusula: Evrakı teslim ettiğime dair oradan ilmühaber aldım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attached. enclosed. concerning. pertaining. relating. connection. relation. bond. enclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attached. enclosed. connected. related. relating to. relation. connections with. accompanying. hitch. subjunction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Integrated Local Managment Interface: An ATM Forum defined interim specification for network management functions between an end user and a public or private network and between a public network and a private network This is based on a limited subset of S

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allows ATM devices to exchange fault and performance management information over a UNI interface. ILMI is an interim specification used to provide network management functions between end users and networks and between private and public networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information Management The way data is collected, analysed and the results disseminated and used Images Pictures represented on a computer screen, including X-rays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader In the specific sense, Imam refers to those 12 successors appointed by the prophet, on Allah's instructions, to lead the Muslims after him The first of them being Imam Ali and the last of them Imam Mahdi, who has been promised by the prophet to eme

Türkçe - İngilizce Sözlük

Word used in several senses In general use, it means the leader of congregational prayers; as such it implies no ordination or special spiritual powers beyond sufficient education to carry out this function It is also used figuratively by many Sunni Musli

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally the leader of congregational prayers, implying no ordination or special spiritual powers beyond sufficient education to carry out this function The word is also used figuratively by many Sunni Muslims to mean the leader of the Islamic community

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader of the congregational prayer that Muslims offer five times a day It is sometimes used to refer to the head of the Islamic State. the man who leads prayers in a mosque; for Shiites an imam is a recognized authority on Islamic theology and law and a

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. daldırmak, suya batırmak. immersed in thought dalgın, derin düşüncelere dalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dokunulunca hissedilmez; kolay kavranılmaz. impalpably z. kavranılamayacak bir şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In- is sometimes used with an simple intensive force.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used with verbs signifying being, resting, or moving within limits, or within circumstances or conditions of any kind conceived of as limiting, confining, or investing, either wholly or in part.

Türkçe - İngilizce Sözlük

With privilege or possession; used to denote a holding, possession, or seisin; as, in by descent; in by purchase; in of the seisin of her husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are three isomeric varieties. currently fashionable; 'the in thing to do'; 'large shoulder pads are in' inside an enclosed space to or toward the inside of; 'come in'; 'smash in the door'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a unit of length equal to one twelfth of a foot. a rare soft silvery metallic element; occurs in small quantities in sphalerite. a state in midwestern United States. to or toward the inside of; 'come in'; 'smash in the door'. inside an enclosed space. hol

Türkçe - İngilizce Sözlük

Industrial Nucleonics Multics customer 1977-1991, located in Columbus, OH Produced industrial process controllers and measurement instrumentation such as thickness gauges Used Multics as a software factory for Level 6 minicomputers Later called AcuRay Cor

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 1-bit field that contains either a 1 for IN or a 0 for OUT in the proposed DiffServ standard A field marked with a 1 for IN indicates that this packet is worthy of a higher level of service within whatever share of router resources are associated with a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intelligent Network - the capability in a public telecom network that allows new services to be developed quickly and introduced on any scale IOS Interoperability Standard The standard used to define open interfaces in cdmaOne and cdma2000 networks IP Int

Türkçe - İngilizce Sözlük

At T-intersection when stops cannot be listed as farside or nearside. is used in GEMIS as the acronym for industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stubborn. obstinate. stiff-necked. heady. inflexible. difficult. set. balky. cantankerous. contrary. contumacious. cussed. die-hard. dogged. dour. fractious. froward. hard-bitten. hard-headed. hard-mouthed. headstrong. indocile. insistent. intractabl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stubborn. obstinate. stiff-necked. heady. inflexible. difficult. set. balky. cantankerous. contrary. contumacious. cussed. die-hard. dogged. dour. fractious. froward. hard-bitten. hard-headed. hard-mouthed. headstrong. indocile. insistent. intractabl. ada

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstinate. stubborn. obdurate. bullheaded. pigheaded. bull headed. contumacious. cussed. decided. difficult. dogged. hard. headstrong. inflexible. one- track mind. opinionated. persistent. pertinacious. recalcitrant. refractory. self-opionionated. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stubbornness. obstinacy. obduracy. stiffness. contrariness. cussedness. dourness. hardness. indocility. intractability. intransigence. mulishness. stiff neck. perversity. recalcitrance. refractoriness. restiveness. self-will. stickiness. toughness. w.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. hapsetmek, kapatmak; s. hapsedilmiş. incarcera'tion i. hapsetme, hapsedilme.

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğuna sedef denilen, istridye cinsinden bir deniz hayvanının içinden çıkan kıymetli taneler ki, süs eşyası olarak kullanılır. Ar. lü’lü’ dür: inci takmak, dizmek. Pek beyaz ve küçük dişler için de söylenir. Inciçiçeği = Beyaz ve yuvarlak bir cins ağaç çiçeği. İnci tanesi = Pek güzel çocuk veya kız. Farsça dür-dâne. Ağzından inci saçmak = Çok tatlı konuşmak, güzel sözler söylemek. İncisoğanı = Bir cins kök.

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir eklemin, burkulması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Çoğunlukla ayak, el bileklerinde veya diz kapağında görülür. Eklem; incindiği zaman, kısa süren bir ağrı hissedilir. Sonra eklemin bulunduğu yerde şişme, zonklama, morarma görülür. Yapılacak ilk iş, incinen yeri sargı bezi ile sarmak ve üzerine soğuk su dökmektir. İncinen yerde kırık, çıkık yoksa aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, tuz.

Hazırlanışı : 2 adet çiğ yumurtanın sarısı, bir kaba dökülür. Üzerine, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu konup, karıştırılır. Sonra temiz bir sargı bezine dökülüp, her tarafına yayılır. İncinen yere sıkı sıkı sarılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. smart. to be hurt. to be injured. to be bruised. to be sprained. to be offended.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hevesini kırmak, soğutmak, zayıflatmak; rahatsız etmek; rağbetini azaltmak. indisposed s. rahatsız; isteksiz.

Genel Bilgi

Korktuğumuzda, ölüm tehlikesi veya bize çok rahatsızlık veren bir durumla karşılaştığımızda verdiğimiz tepki, ilk çağlarda yaşayan atalarımızın tepkileri ile hemen hemen aynıdır. Acıktığımızda karnımız guruldar, güzel bir yiyecek gördüğümüzde tükürük salgımız artar, yani ağzımız sulanır, korkunca çenemiz titrer, tüylerimiz diken diken olur.

Bedenimizin yüz binlerce yıl öncesine ait bu işleyiş düzeni bugün bile etkinliğini sürdürüyor. Fizyolojik olarak taş devri insanlarından farkımız yok, dış tehlikeler karşısında hala onlar gibi tepki veriyoruz. Ancak günümüzde strese yol açan modern etkenler karşısında bu tepkiler pek yararlı olamıyor.

Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman kendini savunmaya hazırlar. Bunu yaparken karşı tarafla savaş için bazı kasları hazır hale getirir, gerekirse kaçmada kullanacağı bazı kasları da seçer.

Diğer canlılarda olduğu gibi insanda da dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır. Şüphesiz ilk insanlarda bugün yırtıcı hayvanlarda olduğu gibi saldırmanın da etkili bir unsuruydular ama evrim sonrası bu işlevlerini kaybettiler.

İşte bu nedenle bir saldırının korkusu hissedildiğinde kalıtımsal olarak önce çene ve dişler savunma pozisyonunu alır. Çenedeki kaslar titremeye başlar, bu da sanki dişler takır takır birbirlerine vuruyorlarmış gibi bir görüntü yaratır.

Bu arada aynı şekilde bacaklardaki kaslara da koşmaya hazırlanma uyarısı gider. Buradaki kaslar da hazırlık halinde titremeye başlarlar. Çok korkan bir insanın bacaklarının zangır zangır titremesi de bundandır.

Korkunca tüylerimizin diken diken olması da vaktiyle vücutları tamamen kıllarla kaplı atalarımızdan kalmadır. Cildimizdeki her kıl ve saç teli bir küme istemsiz kas hücresi ile donatılmıştır. Korkunca başta kedi olmak üzere hayvanların bir çoğunda görülen savunma refleksiyle bu minik kaslar kasılır ve tüylerimiz dikleşir.

Üşüyünce tüylerimizin dikleşmelerinin amacı ise ayrıdır. Atalarımız bizler gibi gerektiğinde kalın giysilerle dolaşamadıkları için vücutlarındaki kıllar onların derilerini soğuktan koruyan bir izolasyon tabakası görevini de görüyordu. Aşırı soğukta bu kıllar dikleşerek daha geniş bir yüzey oluşturuyor ve ısı alışverişini en aza indiriyorlardı. Atalarımızdan genetik olarak aldığımız bu reaksiyon şekli sayesinde sıcak bir havanın ardından serin bir meltem çıktığında ürpeririz ve tüylerimiz diken diken olur.

Genel Bilgi

Televizyonda seyretmiş, gazetelerde okumuş belki de bizzat şahit olmuşsunuzdur. Bazı insanlar kızgın korlar üzerinde, üstelik de çıplak ayakla yürüyebilmekte, ayaklarına da bir şey olmamaktadır. Bu 3-4 metre uzunluğundaki ateş yığınım hiç acı çekmeden ve yara almadan yürüyerek geçenler bunu nasıl ve niçin yapıyorlar, kendilerini nasıl hissediyorlar?

Ateş yürüyüşü Hindistan, Japonya, Güney Afrika, Endonezya, Tahiti gibi yerlerde binlerce yıldan beri dini geleneklere dayanarak uygulanagelmiştir. Günümüzde ise gösteri ve psikolojik tedavi de dahil bir çok amaçla uygulanmakta, bu konuda bilimsel toplantılar ve seminerler düzenlenmektedir.

Psikolojik tedavi amacı ile uygulayanlar asıl amacın ateşin üzerinden yürümeyi başarmak değil, bunu başardıktan sonra güven duygusu ile özel hayatta ve iş yaşamında da başarılı olmak olduğunu söylüyorlar. Önemli olanın ateşe hükmetmek değil, güvenemediğimiz her şeyin üzerine cesaretle gitmek olduğunu savunuyorlar.

Peki nasıl oluyor da ateşte yürüyenlerin ayaklarına bir şey olmuyor? Olaya ruhsal bilinç değil de bilimsel açıdan yaklaşanların değişik görüşleri var. Bir görüşe göre 200 - 300 derece sıcaklıkta ayak tabanları normalden çok ter atmakta, bu ter tabakası koruyucu bir örtü oluşturmaktadır.

Nasıl kızgın bir tava üzerine düşen su damlası, aralarında oluşan buhar tabakası nedeniyle hemen yok olmaz, tava üzerinde zıplayıp durursa, onun gibi bir şey. Ancak ayak tabanı ile kızgın kömürler arasında böyle bir şeyin oluşması mümkün görülmüyor.

Bir diğer görüşe göre önemli olan ayağın kömürler üzerine basış süresidir. Buna göre yüksek sıcaklıklar, çok kısa bir sürede etkili oldukları zaman acı vermiyorlar. Deri yüzeyindeki alıcılar ısıya oldukça yavaş reaksiyon gösterdiklerinden 0,3 saniyeden kısa bir sürede etkili olan 500 derecelik bir sıcaklığı yalnızca 2 derece olarak algılıyorlar. Bu nedenle ateş üzerinde yürüyenler işin tekniğini biliyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar, böylece ateşe basış sürelerinin çok kısa olmasını sağlıyorlar.

Ama bu görüş de tam tatminkar değil. Basış süresi 0,3 saniyeyi geçmesine hatta 7 saniyeyi bulmasına rağmen ayakları yanmayan yürüyücüler de var. Ateş üzerinde çorapla yürüyenlerin ayaklarının duyarsızlığı trans hali ile açıklansa bile bu, çorapların nasıl olup da yanıtladığını açıklayamaz.

Yürüyüş sırasında beynin acıyı bastıran ‘endorfin’ gibi maddeleri salgıladığı doğrudur ama bu da ayak taban derilerinin nasıl olup da yanmadığına açıklık getirmez.

Psikologlara göre ateş yürüyüşü henüz bilimsel yöntemlerle tam açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Hiç bir dini inancı olmayanlar da dahil, ateşte yürüyenlere kendilerinin bu gücü nereden aldıkları sorulduğunda, tümü aynı cevabı veriyor: İnanç.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sedd» den masdar). Tıkanma, kapanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) alakadar etmek, ilgilendirmek; merakını uyandırmak; hissedar etmek, ortak etmek. interested (s.) meraklı; bir şeyde hakkı olan; menfaat gözeten. interested in a thing bir şeye meraklı .

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein liberated by cells following exposure to viruses and other microorganisms Interferons induce protein synthesis inhibitors that block translation of viral mRNA. a group of proteins released by white blood cells that combat a virus. n Any of a fam

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein produced by various cells in the body Large quantities of different interferons may be produced in the laboratory These proteins are used in the treatment of some forms of cancer Interferon is a type of biological response modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term used to describe a family of 20-25 proteins that cause a cell to become resistant to a wide variety of viruses They are produced by cells infected by almost any virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring class of proteins used to simulate the immune system to fight hepatitis and certain forms of cancer When used to fight hepatitis C, individual responses to treatment may be divided into three broad categories: sustained responders wh

Türkçe - İngilizce Sözlük

Substances produced by the body mainly to control its reaction to viruses and to act on the immune system There are different sorts of interferons - alpha, beta and gamma Beta-interferon is now being used to reduce the number of relapses in MS. - A class

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cytokine which is produced normally in response to a viral infection Produced by genetic engineering techniques, synthetic interferon is given as treatment for Myeloma It is used primarily as maintenance therapy in the plateau phase to block any re-grow

Türkçe - İngilizce Sözlük

Protein produced by cells that induces immunity to viral infection Various types of this substance are used in cancer treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of immune system proteins, produced and released by cells infected by a virus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two meanings: A short comic opera, usually with just two or three characters and lasting less than a half hour. a short movement coming between the major sections of a symphony. a short piece of instrumental music composed for performance between acts of

Türkçe Sözlük

(i. A. cneşr»den masdar) (c. intişârât). 1. Yayılma, dağılma, üreme. 2, Dillere düşme, Osm. fâş olup şuyû bulma: O hadise şehrin her tarafına intişar etti. 3. Taammüm etme, herkes hissedar olacak surette çoğalıp yayılma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol, the most basic protocol to communicate on the Internet An IP number is a numerical address consisting of four numbers seperated by periods Each IP address uniquely identifies a certain computer on the Internet The domain name is used to

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol A network and transport protocol used for exchanging data over the Internet See also TCP/IP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol, or method, used in communicating data from one computer to another across the Internet It is simply a delivery method Each computer on the network, both private and public, is allocated a unique address in much the same manner as an address

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The IP part of TCP/IP; the protocol that is used to route a data packet from its source to its destination over the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol Protocol that dictates how information is passed across the Internet An IP address is a unique string of numbers, such as 123 456 789 01, that identifies a computer on the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Internet Protocol is used in the TCP/IP set of protocols, which supports the Internet and many private networks IP is responsible for delivering data, and TCP is responsible for keeping track of packets used to deliver it as well as providing other fu

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Internet Protocol A protocol that ensures data goes where it is supposed to go on the Internet.

Türkçe Sözlük

(i. A.) Vaktiyle Şeddâd tarafından Cennet’e benzetilerek yapılan bahçe. Bağ-ı irem = Cennet bahçesi. İrem zât-ülimâd = Cenneti kasteden.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Cennet bahçesi. 2.Ok veya kurşun atılan nişan tahtası. 3.Cenk denilen musiki aleti ve bunu icad edenin adı. 4.Ad kavmi zamanında, Şeddad tarafından cennete benzetilme amacıyla yapılan bahçe olup, Şam’da veya Yemen’de bulunduğu söylenir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Institute on Rehabilitation Issues. Instrument used by teachers to determine an accurate reading level such as: Sucher-Allred Jerry Johns Basic Reading Inventory S T A R Reading Program Teacher made. from hairu, to enter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The round, pigmented membrane surrounding the pupil of the eye, having muscles that adjust the size of the pupil to regulate the amount of light entering the eye. plants with sword-shaped leaves and erect stalks bearing bright-colored flowers composed of

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Initial Receive Sequence number The first sequence number used by the sender on a connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used by the client to select and send authentication information for an authentication type supported by the server.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Su dökmek, çiş etmek, Osm. tebevvül etmek. 2. İdrarla veya idrar yerine çıkarmak: Kan işedi.

Türkçe Sözlük

(i.). Adsız, adı olmayan. İsimsiz şirket = Anonim denilen şirket çeşidi ki, bütün hissedarların ve senet sahiplerinin malı sayılıp kimsenin ötekinden fazla hakkı yoktur.

Türkçe Sözlük

(i.). Suya bulaşmış olan şeyin hâli, nemlilik, Ar. tebellül, tartîb: Bu elbisede bir ıslaklık vardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

much used. busy. much frequent. flowing. cursive. quick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being much used. legibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be processed. to be worked up. to be embroidered. to be treated. to be discussed formally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. anxious. keen. willing. wishful. inclined. eager. disposed. dead-set. ambitious. agog. athirst for. cheerful. covetous. devout. enthusiastic. forward. hellbent. inclinable. intense. intent. itching. itchy. minded. ready. solicitous. strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agog. applicant. avid. bouncy. desirous. disposed. eager. game. intent. longing. prepared. ready. solicitor. solicitous. willing. zealous. enthusiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwilling. undesirous. reluctant. gutless. halfhearted. grudging. averse. backward. disinclined. indisposed. jaded. languid. loath. loth. repugnant. sticky. undisposed. wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

averse. disinclined. grudging. indisposed. loath. reluctant. unwilling. half-hearted. involuntary. averse. unwillingly. involuntarily. grudgingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

talented. promising. capable. apt. gifted. predisposed.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «şakk» tan masdar) (c. iştikakât). Bir kökten türeyen kelimelerin birbirleriyle ve asıllarıyla olan münâsebetleri ve meydana geliş şekilleri; ilm-i iştikak: Bundan bahseden ilim, Fr. etimologie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. supported by.

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaning against. resting on. relying on. depending on. based upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutiny. rising. rebellion. revolt. insurrection. riot. uprising. outbreak. insurgence. insurgency. sedition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information Technology Sometimes used as a synonym for the computer professionals in an organization Also sometimes known as IS or DP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information Technology - a term that encompasses all forms of technology used to create, store, exchange, and use information in its various forms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information Technology; used to describe the computerised systems in use by Fund.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for information technology, the science of managing and processing information systems Because computers are the central components in these systems, IT is usually used as shorthand for computer skills in general.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individual Training Account The voucher-based form of financial aid offered by Michigan Works! agencies under the Workforce Investment Act.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Industrial Technology Institute A nonprofit organization founded by the University of Michigan and sponsored by the State of Michigan dedicated to computer integrated manufacturing ITI offers MAP conformance testing and certification. [thus; used to indic

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. self-possessed. composed. well- disposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be pushed. to be shoved. to be induced (to do sth. to be repressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on leave. on vacation. off duty. approved. authorized. licensed. off. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on leave. on vacation. on leave of absence. authorized. entitled. on furlough. licenced licensed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Confused, unintelligible language; gibberish; hence, an artificial idiom or dialect; cant language; slang.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To utter jargon; to emit confused or unintelligible sounds; to talk unintelligibly, or in a harsh and noisy manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Language that is used or understood only by a select group of people Jargon may refer to terminology used in a certain profession, such as computer jargon, or it may refer to any nonsensical language that is not understood by most people Literary examples

Türkçe - İngilizce Sözlük

The informal or technical language used by members of the same profession or industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The language used within a particular field Computer Jargon is compiled in the definitive Jargon File [Buy the Book].

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sometimes incomprehensible language used to talk about specialized topics If you need help with computer jargon, check out Jargon, by Robin Williams, a lighthearted and detailed trip through this industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The special technical language of a profession or a group In academic terms, it refers to the specialist language of various disciplines It should be used with restraint and discretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

New words are used in oral speech long before they are acceptable in formal written language When writing, generally avoid using trendy phrases 'dysfunctional situation'), slang , jargon , and new or recently coined words.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The language used within a particular field Computer Jargon is compiled in the definitive Jargon File. language known only to members of a specific group, company or industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The language professionals use that no one can ever understand. is the technical or specialist words used by a particular group of people and difficult for others to understand Back to Top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any specialized language of a group that is used to improve the efficiency of communication among members of the group.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Like all other specialised subjects, the Internet has its own jargon; a somewhat cryptic language describing technical details Some jargon is explained in this glossary. language used by a particular group, often not understood by the general population:

Türkçe - İngilizce Sözlük

Words and phrases only you and a small circle of friends know Used for flashing around to show who is in and who is out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specialized language used by job holders or members of particular occupations or organizations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soft, plain-knitted fabric used for clothing with a face side that is distinctly different from the backside This fabric was originally made of wool on the island of Jersey, England.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Single knit construction which has rows of vertical loops on the face and rows of horizontal half-loops on the back Jersey can be any fiber content and can be knit flat or circular Often used in short sleeve knit shirts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a humorous anecdote or remark intended to provoke laughter; 'he told a very funny joke'; 'he knows a million gags'; 'thanks for the laugh'; 'he laughed unpleasantly at hisown jest'; 'even a schoolboy's jape is supposed to have some ascertainable point'. a

Türkçe - İngilizce Sözlük

To spout; to emit in a stream or jet. an airplane powered by one or more jet engines the occurrence of a sudden discharge a hard black form of lignite that takes a brilliant polish and is used in jewellery or ornamentation issue in a jet; come out in a je

Türkçe - İngilizce Sözlük

an airplane powered by one or more jet engines. the occurrence of a sudden discharge. a hard black form of lignite that takes a brilliant polish and is used in jewellery or ornamentation. street names for ketamine. an artificially produced flow of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of fossilized coal that became popular for mourning jewelry after Queen Victoria's husband, Albert died in 1861 Produced mainly in Whitby, England, it is a very lightweight substance Black glass was often used to imitate jet which became a fashion

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stream of vapor, gas or liquid coming out fast from a narrow orifice. n a dense black coal that takes a good polish and is sometimes used for jewelry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hard, black fossilised wood, Jet from Yorkshire was widely used in making jewellery, buttons, beads and pulley-rings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A concentrated, high velocity flow of water capable of causing erosion, used in mining some placer deposits to wash the unconsolidated deposits into sluice boxes. v To accelerate quickly; to go very fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

token. slug (metal pieces used in pay phones and turnstiles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term for a device used as a holding and guiding mechanism for a router cutter. A special device that holds and supports the workpiece and guides the cutting tool as the workpiece is machined Jigs may not be rigidly held to the machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device used to make special cuts, guide a tool, or aid in woodworking operations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device used to hold pieces of material in a certain position during fabrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device used to position material for accurate cutting or assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fixture preset to accurately assemble or duplicate the components of a workpiece For example, a jig can be used to secure metal in bending to assure exact duplicates. wag school; play truant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A popular 16th century dance usually in 6/8 time Also known as gigue. a cauldron used to dye or bleach cloth in steam-heated water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Japanese art of self- defense without weapons, now widely used as a system of physical training.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A narrow piece of scenery used to join together two flats or wings of an interior setting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A joker is an additional card in the deck that is used in some games The jokers isn't often used in serious poker, but when it is it's usually considered a wild card See also bug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of wrestling in which clothes are worn by the contestants The clothes and belt allow for greater range of technique The depth of judo in the use of Tachiwazw and Newaza require skill plus physical and metal fitness being increasingly raised to an e

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D., (argo) içki içilen ve dansedilen meyhane veya bar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kimseden korkmaz görünerek şuna buna meydan okuyan kimse, yiğit taslağı. 2. mec. Babayiğit: Doğrusu, kabadayı çocuktur. 3. (halk ağzında) Başta gelen: Bunun en kabadayısı elli kuruşa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bully. swashbuckler. rough fellow. manly. brave person. fireeater. hector. hoodlum. self professed hero. rough. roughneck. truculent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an esoteric or occult matter resembling the Kabbalah that is traditionally secret. an esoteric theosophy of rabbinical origin based on the Hebrew scriptures and developed between the 7th and 18th centuries.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky. puffy. blistered. swollen. high. great. blown up. swelling. hunch. inflated. flush. umbonate. raised. convex. fluffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

raised. raising. relief. relievo. embossment. glyph. boss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief. causing to swell. embossing. raised. in relief. embossed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a shell / skin / bark. uncircumcised. crusty. husky. crustacean.

Türkçe - İngilizce Sözlük

without bark. rindless. shelled. circumcised. soft fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overpower. to overwhelm. to crush. to cast sb down. to distress. to upset. to feel sorrow. to be depressed. to curse ilenmek. beddua etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

damned. cursed. goddamned. goddamn. confounded. flaming. fucking. godforsaken. ruddy. heck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

damned. cursed. goddamned. goddamn. confounded. flaming. fucking. godforsaken. ruddy. heck. blasted. bloody.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be grieved. to be depressed.

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde kakma işi bulunan: Sedef kakmalı dolap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorated with. inlaid work. inlaid. embossed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A persistent data server: a link library providing an engine for applications needing persistence, transactions, crash recovery and rollback, versioning, distribution, and other facilities for which DBMSs are commonly used - /Kala.

Türkçe Sözlük

(astronomi) Kalbü’l-Esed = Arslan burcunda parlak bir sabit yıldız. Kalbü’l-Akreb = Akrep burcunda bir sabit yıldız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogation. lifting. removal. abolition. withdrawal. cancel. cancellation solution. superseding. repealing.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâL’A-BEND) (i. F., Ar. kal’a, Fars. benden = bağlamak). Bir kaleye hapsedilmiş mahkûm, (bk.) Kal’abend.

Türkçe Sözlük

(aslı: KâALEB) (i. A.) (c. kavâlib). 1. Bir şekil ve hususî surette dökülmesi istenen şeylere mahsus zarf: Dökmeci kalıbı, hurufat kalıpları. 2. Hususî bir biçim, bir şekil alması istenen bazı şeylerin konmasına mahsus araç: Buz kalıbı; potin; çizme kalıbı. 3. Umumiyetle şekil ve suret nümûnesi: Esvap kalıbı, gemi kalıbı. 4. Bir kalıba dökülmüş, kalıptan çıkmış şey: Bir kalıp şeker, bir kalıp sabun. 5. Kalıba dökülmeksizin, kalıptan çıkmış gibi bir şekil ve biçimde olan şey. 6. Ruha nisbetle insan veya hayvanın bedeni, maddî kısmı: Kalıptan ibaret bir adam: Akıl ve ruhu yok kadar az olup sırf maddî şekil ve biçimden ibaret olan. Kalıp değiştirmek, kalıp dinlendirmek = Ölmek, vefat etmek. 7. mec. Cansız, kalıp gibi hareketsiz: Kalıp gibi hasta; herif insan değil, kalıp; koca kalıp, kalıp gibi yatmak. Kalıp etmek = Hile etmek. Basmakalıp = Bir şeyi anlamaksızın, akıl ve zekâ göstermeksizin bir örneğe uyarak veya bir yerden aynen alarak vücuda gelen şey: Onun yazdığı şey basmakalıptır. Basma kalıbı = Boyanacak kalemkârî tülbendin veya nakşedilecek kumaşın üzerine basılmak üzere muhtelif şekil ve biçimde oyulmuş tahta. Kalıbını basmak = Mühür basmak yerine bütün kalıbı basmak ki, mecâzen bütün varlığı ile o işe angaje olmak mânâsına gelir. Kalıbı dinlendirmek = Ölmek. Kalıptan kalıba, bin kalıba girmek = Şeklini ve kıyafetini değiştirmek. Bir kalıba dönmek = Bir hâl şekli bulmak, bir çare düşünmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

raised. risen. lifted. erect.

Türkçe - İngilizce Sözlük

raised. upturned. peeling. upturned bristling. standing on end.

Sağlık Bilgisi

Kalp üzerinde hissedilen ağrıya tıp dilinde prekardiyal ağrı denir. Kalp ağrısı nefes darlığı ve şok ile görülürse; enfarktüs krizinden şüphe edilir. Bu gibi durumlarda hastayı fazla hareket ettirmemek, istirahat etmesini sağlamak ve doktora başvurmak gerekir. Kalbin ön kısmında devamlı olarak ağrı varsa; nedeni psikolojik olabilir. Bu çeşit kalp ağrılarını tedavi etmek maksadıyla aşağıdaki reçetelerden faydalınabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı anason konur. 15 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir. Aynı işlem sabah akşam tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kâm = arzu, istek, Fars. bahşîden = bağışlamak). Herkesin isteğini yerine getiren, istekleri bahşeden.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fighter plane used for suicide missions by Japanese pilots in World War II a pilot trained and willing to cause a suicidal crash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fighter plane used for suicide missions by Japanese pilots in World War II. a pilot trained and willing to cause a suicidal crash.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Sulak yerlerde biten içi boş yumuşak ve düğümlü bitki ki, pek çok çeşidi vardır; muhtelif uzunluk ve kalınlıkta olur, saz, nây, ney, kaseb: Şeker kamışı = Özü şeker imâline yarayan kamış çeşidi ki, sıcak iklimlerde olur. 2. Kamışa benzer şey ve erkek tenasül organı. 3. Masura: Barutluk kamışı. 4. Deniz sedeflerinden «sullne» denilen sadef. 5. İlkel bir üfleme sazı. Kamış bayramı = Yahudiler’in kamıştan kulübelere kapanmaları bayramı. Burunkamışı = Burnun kıkırdağı. Kamış helvası = Bal ağdasından yapılan cinsi. Kamış dam = Sazla örtülü kulübe. Kalem kamışı = Yontularak yazı yazmaya mahsus kamış cinsi ki, Basra Körfezi kıyılarında olur. Kamışkulak = Kulakları düzgün Arap atı. Miskalkamışı = Biribirine bitişik ve düzgün şeyler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reed. wattles. straw. cane. bulrush. sedge. penis. cock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of a primarily syllabic script used by the Japanese writing system It comes in two forms, hiragana and katakana The former is used to write particles, grammatical affixes, and words that have no kanji form; the latter is used primarily to write f

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of a primarily syllabic script used by the Japanese writing system It comes in two forms, hiragana and katakana The former is used to write particles, grammatical affixes, and words which have no Kanji form; the latter is used primarily to write

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two alphabets used in Japanese, hiragana and katakana.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. canap4). 1. Arkalı ve iki yanlı uzun sedir. İki, üç kişi oturacak kadar uzun koltuk. 2. Bilhassa gravyer peynirli sıcak sandviç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beguile. cheat. delude. dupe. entice. fool. fox. hoodwink. hustle. induce. seduce. sell. trick. to persuade. to convince. to get round sb. to get around sb ikna etmek. to deceive. to fool. to cheat. to take sb in. to fox. to hoodwink. to cajole sb. to del

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get used/accustomed. to be inured. to be sick/tired of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very pure white clay, ordinarily in the form of an impalpable powder, and used to form the paste of porcelain; China clay; porcelain clay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fine white clay used as a filler or coating pigment in papermaking; also referred to china clay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

White clay used by Maroons in French Guiana and Suriname for spiritual and healing purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subgroup name of aluminum silicates with a 1:1 layer structure Kaolinite is the most common clay mineral in the subgroup Also, a soft, usually white, rock composed largely of kaolinite See also Appendix I, Table A3.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fine, usually white clay that is used in ceramics and refractories as a filler or extender.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fine, usually white, clay that is used in ceramics and refractories as a filler or extender [Top].

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fine white granite clay used in hard-paste porcelain, also known as China clay. a fine usually white clay formed by the weathering of aluminous minerals ; used in ceramics and as an absorbent and as a filler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed. shut. covered. enclosed. sealed. unopened. indoor. cloudy. grey. gray. backhanded. cloistered. close. impenetrable. muggy. murky. off. overcast. privy. sable. secluded. skyless. sullen. cloudyly. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. closed. cryptic. implicit. nebulous. obscure. off. overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

off. closed. shut. covered. roofed. who keeps her head covered. indirect. oblique. secret. overcast. blocked. close. heavy. hidden. recondite. secluded. stuffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing in camera / chambers. closed-door hearing. closed hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed / executive session. within closed doors. closed-door hearing. hearing in camera / chambers. private sitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being closed. indirection. obliqueness. obscurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed. shut. cloudy. overcast. gloomy. dismal. shy. unsociable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed. shut. gloomy. oppressive. overcast. shut in. confined. shy. unsociable. withdrawn. covered with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

epilogue. closure. closedown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

closure. becoming closed or shut. enclosure. inclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. shut. to close. to shut. to be closed. to be shut. to be blocked off. to be covered. to be concealed. to close down. to shut down. to heal up. to close up. to veil oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to close. to be shut. to be blocked off. to be covered. to be concealed. to be closed down. to be dissolved. to go out of business. to withdraw. to hunch down closely to or over. to be locked up. to veil herself. to come to an end. to cease. to he.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being closed. being closed down. being suppressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be closed. to be made to close. to be closed down. to be suppressed. to be abolished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

give rein to. give free rein to. abandon oneself. fall in. be seized with. be taken with. give way. be drawn to smb. harden. be overcome by. be overcome with. be possessed by. be possessed with. sink into. slide into. surrender.

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be defaced with drawings or scribblings. to be crossed out. to be made black. to be slandered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

carom. billiard. cannon. collision. smash up. confusion caused by a collision.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. pessimist. dejected. depressed. downbeat. heavy-hearted. low. somber. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty hand. 'Empty hand' or 'China hand ' An unarmed method of combat in which all parts of the anatomy are used to punch, strike, kick or block. 'Empty hand' or 'China hand ' An unarmed method of combat in which all parts of the anatomy are used to punch

Türkçe - İngilizce Sözlük

Empty or open hand. karate. is a sport based on a method developed in Japan of defending oneself without the use of weapons by striking sensitive areas on the attacker's body with hands, elbows, knees, or feet. a traditional Japanese system of unarmed com

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixed. complicated. compound. composite. disorganized. confused. adulterated. complex. knotty. knotted. calico. chequered. combined. blended. deep. disconcerted. disordered. hugger-mugger. huggermugger. hybrid. inexplicit. inextricable. intricate. in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixed. motley. assorted. miscellaneous. heterogenous. adulterated. not pure. confused. disorganized. jumbled. complicated. complex. in a state of commotion. intricacy. convoluted. impure. indiscriminate. intricate. involute. prolix. of sorts. troublous. t

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut into. have one's hand in. poke one's nose into. put one's nose into. thrust one's nose into. put one's oar in. be mixed up. mix in. mix. get mixed. blend. interfere. meddle. cut in. be confused. amalgamate. butt in. combine. commingle. commix. co.

Türkçe - İngilizce Sözlük

admix. embroil. interfere. intervene. meddle. mingle. mix. tangle. to mix. to mingle. to tangle. to interfere. to intervene. to meddle. to become complicated. to be confused. to join. to flow into. to run into. to be involved in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mix with. to be mixed with. to be dispersed in. to get mixed up. to become confused. to become fumbled. to become turbid / rough. to interfere in. to meddle in. to flow into. to join. to become part of. to become responsible for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitator. blender. liquidizer. mixer. mixing. seditious. mischief-making.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be mixed together. to be confused with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Physical, verbal, or mental action; one's destiny as shaped by one's previous actions Karma is more often used to imply the process of physio-psychic evolution, which is controlled by actions of body, speech, and mind According to the laws of karma, no ex

Türkçe Sözlük

(i.). Çay, dere ağzında balıkçı şeddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

report card. card used for an official purpose. ration coupon. ration book. carnet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şişeden kap, pul şişe ve umumiyetle kimya tecrübelerinde kullanılanı. 2. Hastaların idrarını saklamaya ve muayeneye mahsus şişe, ördek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. opposed. counter. discordant. opponent. opposing. opposite. repugnant. gainst. opposite. against. facing. before. con. counter. con-. anti-. against. contra. versus. towards. toward. athwart. for. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutual. reciprocal. reciprocating. opposing. opposed. conjugate. tete-a-tete. inter-. opposite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. opposite. contradictory. adverse. reciprocal. antipathetic. antipathetical. antithetic. antithetical. converse. cross. inimical. jarring. opponent. opposed. reciprocating. reverse. athwart. objector. anti-. contra-. contra.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. contrary. antagonistic counter. anti. in disagreement. opposed. converse. inimical. opponent. retrograde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of topography that results from dissolution and collapse of carbonate rocks such as limestone and dolomite and characterized by closed depressions or sinkholes, caves, and underground drainage. a type of terrane and/or hydrologic regime that is for

Türkçe - İngilizce Sözlük

A terrane, generally underlain by limestone or dolomite, in which the topography is formed chiefly by the dissolving of rock, and which may be characterized by sinkholes, sinking streams, closed depressions, subterranean drainage, and caves.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landform comprised of sinkholes, sinking streams, zones of infiltration, underground passageways or watercourses, and spring resurgences, usually occurring in a soluble rock such as limestone or gypsum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get used to doing wicked things.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ve böcek dolaşıyormuş hissi, hafif yanma ve batma gibi rahatsızlıklarla ortaya çıkan kaşıntıya, tıp dilinde pruritus veya kaşeski denir. Kaşıntıyı doğuran nedenler çok çeşitlidir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

- Sabun, çamaşır tozları ve bazı boyaların neden olduğu kaşıntılar.

- Yün veya naylon iyeceklerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı kimyasal maddelerin neden olduğu kaşıntılar.

- İstiridye, yumurta, süt, çilek, soğan gibi bazı besinlerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı ilaçların neden olduğu kaşıntılar.

- Şeker, karaciğer, böbrek hastalıkları veya löseminin neden olduğu kaşıntılar.

- Kurdeşen, egzama, su çiçeği, kızamık, kızıl, kızamıkçık veya deri iltihabının neden olduğu kaşıntılar.

- Mantarın neden olduğu kaşıntılar.

- Kıl kurdunun neden olduğu kaşıntılar.

- İshal veya kabızlığın neden olduğu kaşıntılar.

- Sinirlilik ve ruhi sıkıntıların neden olduğu kaşıntılar.

Tedavinin ilk şartı, kaşıntıyı doğuran sebebi bulmaktır. Bu arada mümkün olduğu kadar kaşımamaya gayret edilir. İç hastalıklar dışındaki etkenlerin neden olduğu kaşıntıların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Erik, sirke.

Hazırlanışı : Sirkeye batırılan erikler kaşınan yerlere sürülür. Günde 3 kere tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on purpose. designedly. intentionally. wilfully. deliberately. by design. advisedly. ex industria. expressly. with intent. malicious. purposely. second degree murder.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, pek, Ar. haşin, Fars. dürüşt: Katı taş, katı toprak. 2. Kuru, Ar. yâbis, Fars. huşk: Katı ekmek, yumurta, et. 3. Şiddetli. Ar. şedîd, kavî, muhkem. 4. mec. Merhametsiz, acımaz: Katı yürek. 5. Pek, ziyade, çok: Katı yoruldu, katı susadı (eskimiştir). 6. Kuvvet ve şiddetle: Katı vurdu. 7. Sertlikle, huşûnetle, dürüştlükle: Katı katı elime bir şey dokundu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie based upon another lie.

Şifalı Bitki

(sedirağacı): Çamgiller familyasından; Lübnan dağlarında ve yurdumuzda Toros dağlarında yetişen 40 metre kadar boyu olan çok gösterişli ve heybetli bir ağaçtır. Dalları yataydır. Yaprakları iğne gibi olup, demet şeklindedir. Renkleri, genç yaşında koyu yeşildir. Zamanla açık mavi yeşile dönüşürler. Kozalağı, olgunken açık kestane renkli, uzunca, oval şeklinde ve 8-12 cm boyundadır. Tohumlarında reçine vardır. Odunu kokuludur. Gövde ve dallarının kapalı yerlerde yakılmasıyla sarıkatran elde edilir. Kullanıldığı yerler: Mikrop öldürücüdür. Cilt solunum yolları hastalıklarında kullanılır. İdrar söktürür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted wheat. corn or chickpeas. meat braised in its own fat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is peculiar to the Eskimos and other Arctic tribes. a small canoe consisting of a light frame made watertight with animal skins; used by Eskimos travel in a small canoe; 'we kayaked down the river'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small, decked watercraft usually paddled by one or sometimes two paddlers The paddler sits in the boat and paddles the craft with a double bladed paddle Based on the traditional watercraft of the native peoples of the North American Arctic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small, low-profile boat similar to a canoe, and increasingly used for wilderness travel. A canoe-shaped boat in which the frame is completely covered except for an opening in the middle for the paddler. a small canoe consisting of a light frame made wat

Türkçe - İngilizce Sözlük

be based on. originate. start. have it's source in. take it's source from. arise. derive. be derived from. root in. spring.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kazan, eşici, çukur açan: Mezar kazıcı. 2. Hâk ve nakşeden, oyan: Mühür kazıcı, taş kazıcı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eşilmek, açılmak, Osm. hafrolunmak: Bu toprak zor kazılır, bahçe şimdi kazılmaz, kuyu derin kazılmalı. 2. Oyulmak, hâk ve nakşedilmek: Maden mühür bu taşla kolay kazılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become matted. to become callused and rough. to become numb. mat.

Şifalı Bitki

(keçisedefi): Baklagiller familyasından; Haziran - Ağustos ayları arasında açık mor renkli çiçekler açan 50 - 100 cm boyunda çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları koyu yeşildir. Çiçekleri gövde ve dalların ucunda salkımlar şeklindedir. Meyvesi; esmer kırmızımtırak renkli, tüysüz ve çok tohumludur. Toprak üstündeki kısımların içeriğinde “tanem” ve “galegin” adlı alkoloid ve acı maddeler vardır. Bitkinin tamamı toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Anne sütünü artırır. Az miktarda verildiği takdirde kandaki şeker miktarını düşürür. Fazla kullanmamak gerekir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. broken-hearted. heartsick. mournful. woeful. depressed. chapfallen. dejected. dismal. doleful. dolorous. drear. dreary. sick at heart. heartsore. heavy-hearted. pained. rueful. low-spirited. unhappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. broken-hearted. heartsick. mournful. woeful. depressed. chapfallen. dejected. dismal. doleful. dolorous. drear. dreary. sick at heart. heartsore. heavy-hearted. pained. rueful. low-spirited. unhappy. anguished. blue. disconsolate. heartbroken.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. grieved. aggrieved. depressed. despondent. dismal. doleful. down in the mouth. downcast. heavy. heavy hearted. joyless. lamentable. leaden. lugubrious. melancholic. mournful. sad. sore. unhappy. woebegone.

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An effervescent liquor like kumiss, made from fermented milk, used as a food and as a medicine in the northern Caucasus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasso. a greased noose used for hanging criminals. noose. rope.

Türkçe Sözlük

(i.). Fenalık, kötülük, zarar verme, Ar. ızrâr: Kemliğe karşı iyilik etmek; kimseden kemlik görmedi.

Türkçe Sözlük

(KENAR) (i. F.). 1. Çevre: Bezin kenarı: Bahçenin, çayırın kenarı. 2. Sahil, kıyı: Deniz, ırmak kenarı; nehrin bir kenarından öbür kenarına geçmek. 3. Uç, köşe, tenha yer: Bir kenara çekildi; köşede kenarda”. 4. Çevre pervazı, çerçeve, çeviren çizgi vesaire: Kitap, resim kenarları. 5. Kitap veya mektubun kenarına yazılan şey, not (bu mânâ eskimiştir): O kitabın istifadeli kenarları vardır. 6. Kucaklama, Fars. der-Ağûş. Bûs-ü kenar = Öpme ve kucaklama. Der-kenâr = bk. Derkenar. 6. Kıyıda bulunan, tenha, kenar yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumber. dressed timber. crude. unrefined. uncouth (person. board. commercial timber. wood.

Türkçe Sözlük

(i. R.). Tahtadan, oturmak veya yatmak için yüksekçe ve iğreti yer: Minder kereveti = Sedir Yatak kereveti = Karyola: Kerevette yatmak.

Şifalı Bitki

(apium graveolens): Maydanozgiller familyasından, kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan kokulu, iki yıllık bir bitkidir. İçeriğinde sedanonik anhidrit, sedanolin, limonen, palmirik asit, gayakol gibi maddeler vardır. Yaprakları ve baş kısmı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Uyarıcı ve idrar söktürücüdür. İktidarsızlığı giderir. Cinsel istekleri kamçılar. Şeker, guatr ve yüksek tansiyonda faydalıdır. Böbrek, akciğer ve karaciğer hastalıklarını önler. Mideyi kuvvetlendirir. İştah açar. Sürmenajda faydalıdır. Sinir yorgunluğunu giderir. Kanı temizler. Karaciğer şişliğini giderir. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesinde yardımcı olur. Safra ifrazatını düzenler. Nikris ve romatizmada faydalıdır. Susuzluğu keser ve vücuda serinlik verir. Kalp hastalarına tavsiye edilir. Ses kısıklığını giderir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

They are round, about the size of a pea, contain coloring matter analogous to carmine, and are used in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

They were anciently thought to be of a vegetable nature, and were used in medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cut. to be clipped. to be sheared. to be exhausted. to be tired out. suddenly to become. to curdle. to sour. to stop. to be cut off. to end. to be interrupted. to like. to be pleased by. to be attracted to. quit.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok kesici, bilenmiş, Ar. kaatı’, sârim, Fars. tîz, bürrân: Keskin kılıç, bıçak, çakı. 2. Delici, sivri, hâd: Keskin iğne, diken. 3. Sert, kuvvetli, şiddetli, şedîd, pek: Keskin koku, sirke, tütün. 4. Müessir, tesirli, dokunaklı: Keskin dil, söz, kalem. 5. Pürüzsüz: Keskin yazı. 6. Faal, serî, Fars. cüst ü çâlâk: Keskin adam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasant. delighted. in a good mood. cheerful. cheery. jolly. pleased. up. gay. blissful. bucked. cosy. elevated. jovial. merry. rejoicing. cheerfully. fit as a fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerless. depressed. doldrums. indisposed. joyless. seedy. rough. in low spirits. in poor spirits. in the doldrums. out of sorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indisposed. under the weather. ail. ailing. crummy. depressed spirits. dispirited. funny. ill. joyless. liverish. out of sorts. in a pet. seedy. shaky. sick. out of spirits. spiritless. in a bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Korean word for the strength and energy of life and the spirit of man, which can be harnessed by those with sufficient will, training, and purpose, to acheive results which would not be possible otherwise. the circulating life energy that in Chinese p

Türkçe - İngilizce Sözlük

shabby. shabbily dressed. disreputable. dowdy. mean. out at elbows. seedy. slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combining form used to signify thousand in forming the names of units of measurement; as, kilogram, kilometer, kilowatt, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix indicating 1000 in the metric system Because computing is based on powers of 2, in this context kilo usually means 2, or 1024 To differentiate between these two uses, a lowercase k is used to indicate 1000 , and an uppercase K to indicate 1024. o

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix used to indicate 1000 of the succeeding unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Designation for one thousand. 1) Kilogram 2) Kilometer 3) A prefix meaning 'thousand' used in the metric system and other scientific systems of measurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Multiplier representing 1 x 10 3. kilo is a prefix to a unit of measurement representing 103 in base-10 numbering In computer terms, it's the closest decimal number to 1000 based on base-2 and is equivalent to 210 Usually abbreviated as k.