Şehrin şahı | Şehrin şahı ne demek? | Şehrin şahı anlamı nedir?

Şehrin şahı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sehrin sahi

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hindistan’ın Devletâbâd şehrinde imal olunan bir nevi yazı kâğıd.ı (Devlet Abâdî’den kısaltılmıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehrin en yüksek noktasında bulunan iç kale veya hisar, akropol.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cennet, behişt, firdevs, uçmak: Cennât-ı adn = Cennet bahçeleri; adn-ı Alâ (Asıl mânâsı daimî mesken olup, Yemen’deki Aden şehrinin ismi de bundan gelir. Ibrânîce dahi bu mânâya gelip ondan Avrupa dillerine geçmiştir: Eden).

Yabancı Kelime

İt. arma

ongun

Bir devletin, bir hanedanın veya bir şehrin simgesi olarak kabul edilmiş resim, harf veya şekil.

Türkçe Sözlük

(i. Kafkasya’daki Astrahan şehrinin adından). Anasının karnından doğmadan çıkarılan kuzunun kıvırcık ve parlak postu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs).ab urbe condita (Lat). şehrin kuruluş tarihinden itibaren (hesaplanan yıl).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evvelce İngiltere'nin Axminster şehrinde yapılmış olan bir çeşit Türk halısı.

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bakire, kızoğlan kız. 2.Ayak değmemiş kum. 3.Delinmemiş inci. 4.Hz.Meryem’e verilen adlardan. 5.Medine şehrinin adlarından biri. 6.Masal kahramanı “Vamık”’ın sevgilisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Babil şehrine veya imparatorluğuna ait; günahkâr; (i). Babil imparatorluğunda oturan kimse; Babil dili.

Türkçe Sözlük

(hi. A.). 1. Bağdad şehrine mensup ve müteallik veya Bağdad ahalisinden, Bağdadlı. 2. Dar, ensiz tahta pervazlarından yapılmış ve üstü sıvanmış bölme ve tavan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslen İrlanda'nım Balbriggan şehrinde imal edilip çorap ve iç çamaşırları yapımında kullanılan ince pamuklu kumaş.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan’ı Basri’ye izafeten kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.

Türkçe Sözlük

(hi.) (Macarca’dan). Vaktiyle Viyana şehrine verilen isimdir. Bec ördeği = Mercan gözlü, siyah bir nevi ördek. Bec tavuğu = Hindi ile sülün arasında bir cins tavuk ki, asıl yeri Sudan olup, İstanbul’a Viyana’dan getirildiği” için bu isimle tanınmıştır. Gargara. (Fransızcası: Pintade). Bec lavlası = Ördeğin sayvanlı nevi.

İsimler ve Anlamları

(Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuşak, kemer, bel kayışı; kayış (argo) darbe. belt buckle toka, kayış bağlaması. belt line çevre yolu; şehrin etrafımı dolaşan demiryolu, tramvay v.b. hattı. belt pulley kayış kasnağı. belt saw şerit şeklinde sonsuz çelik testere. hit below the belt b

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çiftlik; sayfiye evi. the Bowery New York şehrinde bulunan, eskiden adi eğlence yerleri ve otellerle dolu olan uzun ve geniş bir cadde.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Buhara mensup, buğu ile ilgili. 2. Buhârî: (hi.) Buhârâlı, Buhârâ şehrinden. İmâm Buhâri: Büyük hadis bilgini.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (Alman) tar. hisar muhafızı; bir kale veya şehrin babadan oğula geçen valilik makamı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’ (toplamak) den») (c. cevâmî). 1. «mescid-i câmt» den kısaltılarak: islâm mâbedi, minareli ve minberli büyük mescit ki, içinde hutbe okunur: Filân şehrin şu kadar camii ve şu kadar mescidi vardır, cevâmî-i şerife minareleri aydınlatılmıştır. Selâtîn camii = İki ve daha çok minareli olan ve Osmanlı hanedanı üyeleri tarafından yaptırılmış cami. (Cami kelimesi Türkçe’ye mahsustur, Arapça’ da yalnız «mescîd» kullanılır ki, bizde mescid, küçük ve hutbe okunmayan, cuma namazı kılınmayan, minberi olmayan mahalle camii demektir). 2. Büyük hadîs külliyâtından bazıları: Câmî-i kebîr, câmî-i sa9İr.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yakın yer. Ar. kurb, etraf: Şehrin civarları pek güzeldir; evim çarşının civarındadır. Yakın komşu: Onun evi bize civardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şehre ait, belediye ile ilgili; yurttaşlık ile ilgili. civic center hükümet binaları, mahkeme, kütüphane veya galerinin bulunduğu şehrin merkezi.

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı kapı gezip evlerden süprüntüleri alarak şehrin haricine taşıyan belediye hizmetlisi.

Türkçe Sözlük

(DAİRE) (i. A. «devr» den) (c. devâir). T. Bir merkezî noktayı az, çok uzaktan çevirip her yeri merkezden aynı uzaklıkta bulunan eğri. Bu çizginin içinde kalan yuvarlak yer ki, kürenin yüzey resmi hükmündedir. 3. Büyük bir apartman vesair binanın bölündüğü kısımların beheri: Her biri birkaç oda vs. den mürekkeptir: Misafirhanede bir daire kiraladı. 4. Devlet idare eden şubelerin beheri ve beherinin kalem, meclis vesairesini içine alan binaları: Başbakanlık, maliye, millî eğitim dairesi. Devâlr-i hükümet = Hükümet daireleri. 5. Belediye şubelerinin beheri, bir büyük şehrin her kısmının belediyesi: Belediye dairesi, birinci, ikinci daire, daire Amirleri. 6. Bir resmî idarenin yönettiği yer: Konya vilâyetinin dairesi pek geniştir, orası kazamızın dairesinin dışındadır. 7. Büyük ev, konak: Filânın dairesi büyüktür. Bu dairede beş, elti sofra çıkar, daire halkı. 8. mec. Bir mânevî emrin hükmünde bulunan yer: Filânı haddi daresine sokmak, edep ve terbiye dairesi içinde söz söylemek, (astronomi) DAlre-tüşşems = Güneş dairesi. Dâiret-ül-bürûc = Burçlar dairesi (Fr. 4cliptique) (tıp). Dâire-i iltihâbiyye = Bir çıban vesaire iltihabının uzandığı yer ki, bir daire teşkil eder (askerlik). Dâire-i te’sîr = (tesir evleri) Mermilerin ulaşabildiği uzaklık. Rub’ıdâire = Dairenin dörtte biri ki, bir dik açı teşkil edip dairenin kavsi bir açısının yerini tutar. Muhît-i daire = Daire-i çenberi. Nısıf daire =s Dairenin yarısı. Dâiro-I irtifâ, dâiret-üs-semâvât = Bir gök cismi ile rasat yapılan yerin tepe noktasından geçen daireler. Dâire-i tOl = TÜl dairesi, boylam çizgisi.

Türkçe Sözlük

(i. i. Damasco = Dımışk, Şam). Eskiden Dımışk, yani Şam şehrinde yapılıp sonraları Avrupa’dan gelen iki yüzlü ipek veya yün ve keten karışık döşemelik kumaş. Bu kumaştan yapılmış: Damasko perdeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hollanda'nın Delft şehrinde yapılan çini işi.

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkler’in galat olarak Şam, fakat asıl Araplar’ın ŞAm dedikleri Suriye ülkesinin merkezi olan şehrin ismidir. Dtmışk-ı Şam da denilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (k kalın okunur). Şam şehrinde yapılan güzel kılıç, bıçak vesairenin namlılarına denir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Herkesle alâkalı sevinçli bir hâlin ilânı veya kutlanması için şehrin elektrik, bayraklar vesair şeylerle süslenmesi, top, tüfek ve fişekler atılması. Şehr-Ayîn = Şenlik, donanma gecesi. 2. Harp gemilerinin bütünü: Türk, Fransız donanması, donanmay-ı hümâyûn. İnce donanma = Nehir için ufak gemiler filosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (z)., (s). şehrin merkezi, çarşının bulunduğu taraf; (z). çarşı istikametinde, çarşı tarafında; (s). şehrin merkezinde

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı: alma). Gülgillerden kırmızı, sarı ve beyaz arasında değişik renkte meyveleri olan bir ağacın ve meyvesinin adı. Ar. tüffah, Fars sîb: Arnavut, Amasya, ferik elması, mec. Yuvarlak şey, top, kürecik: Göz, çene elması. Acı elm», deve, diken elması = Bitki çeşitleri. Yerelması = Şekli patates, lezzeti elmaya benzer meşhur bir kök ki sebze çeşidinden olup etli ve zeytinyağlı yemeği olur. Elma baş = Bir cins ördek. Elmakürk = Tilki postunun bir cinsi ki, kenarına elma dibi denir. Bir elmanın yarısı = Pek benzer. Kızılelma = Vaktiyle Roma şehrine verilen ad. mec. Osmanlı Türkleri’nin ülküsü.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir kavmin, bir şehrin başı. 2.Büyük bir hanedana mensup kimse. 3.Peygamberimizin soyundan gelen. 4.Kumandan. 5.Abbasi devletinde başkomutan. 6.Osmanlı devletinde beylerbeyi ve Tanzimat’tan sonra sivil paşalığın ilk derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. bir şehrin kuruluşu veya bir kilisenin takdisi hatırasına düzenlenen tören.

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek -li, -e ait, -e mahsus, üslûbunda, tarzında, biçiminde: Cantonese Kanton şehrine ait, Kanton'lu, Kanton dili journalese gazete tarzında.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. İşaret, alâmet, nişan, bir şeyin varlığına delâlet eden hal: Bir insanlık eseri gösterdi. 2. Esası kalkmış bir şeyin kalan kısmı. Ar. bakıyye: Burada bina eseri yoktur. Orada bir eski şehrin eseri görülüyor. 3. Bir adamın vücuda getirdiği şey, telif, meydana getirme: Şehnâme Firdevsî’nin, matbaa Gütenberg’ in, Süleymaniye Camii Mimar Sinan’ın eseridir. 4. Telif kitap: Cevdet Paşa’nın eserleri. 5. Fiil, iş, amel, tesir. 6. Eski zamanlardan kalma insan yapıları: Eski Mısır eserleri. 7. Hadîs-i şerif, hadis ilmi, haber. 8. Tarih, olaylar. Asâr-ı atîka = Eski zamanlara ait güzel sanat eserleri. Asâr-ı kalemiyye = Telifler, yazılar, kitabeler. Külliyyât-ı Asâr = Bir müellifin bütün eserleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeheb» den smüş.) (mü. şehbâ). Kır (at). Haleb-i şehbâ = Evleri beyaz taştan olduğu için Haleb şehrine böyle denir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehrin herkesin oturduğu banliyösünden daha uzak ve daha muteber yerinde oturan kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). Fas şehrinde yapılan kırmızı bir nev’i başlık. Eskiden Türkiye’de de kullanılırdı. Fes kalıbı; fes giymek; başına fes koymak. Tunu» feıi = Eski tarzda büyük ve kalın cinsi.

Türkçe Sözlük

(i.). İtalya’nın Pulya eyaletinin Otranto şehrinden, oranın fâtihi Gedik A’nmed Paşa tarafından getirilmiş sarı soğan çiçeği. Fulya balığı = Vatoz çeşidinden bir balık.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: gase). 1. Katı ve sıvı olmayıp, hava gibi hafif ve uçucu cisim. Osm. cism-i tayyâr. Bir sıvıyı çok ısıtarak gaz haline koymak. Ar. sanılıp gazât suretinde cem’i de kullanılmıştır. 2. Maden kömürünü yakarak elde edilen ve borularla şehrin her tarafına iletilen; yakılınca eskiden sokak ve evleri aydınlatan ağır kokulu bir uçucu cisim: Gazla sokakları aydınlatmak. Aşağıdaki mânâdan ayırmak için havagazı dahi denir. Havagazı ile işleyen birçok makine icat olunmuştur. 3. (yanlış) Yerden çıkan nefte benzer madenî bir sıvı ki, tasfiyeden sonra zeytinyağı yerine lambada yanarak aydınlatmaya yarar, petrol: Gaz yakmak, gaz lambası, gaz tenekesi, sandığı. 4. Petrol yakan lâmba, ışık, çerâğ: Şu gazı yakına getirin, bana gösterin.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.) (Fransızca gaze’ den.O da vaktiyle bu dokumanın imal edildiği Güney Filistin’in Gazze şehrinin adından). Pek ince tül, tülbent, bürümcük: Gaz ile sarmışlar. Yüzünü gaz ile örtmüş. Gaz bezi veya gazlı bez = Yaraları sarmakta kullanılan tül, bez.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa gidilmek, geçirme işine konu olmak. Osm. imrâr edilmek, öte tarafa vardırmak: Kayıkla nehrin ötesine geçirildi. 2. Atlanmak, giderilmek, atlatılmak: Bir tehlike, büyük bir hastalık geçirildi. 3. Yürütülmek, Osm. Mürûr ve ubûr ettirilmek: Asker şehrin içinden geçirildi. Verilcek su nereden geçirilecektir? 4. İyi edilmek, tedavi olunmak, atlatılmak, giderilmek: Bendeki başağrısı bir türlü geçirilemedi. 5. Ferâğ ettirilmek, el çektirilmek: O adam bir türlü kumardan geçirilemedi. İçkiden geçirilirse sıhhati da düzelir. 6. Tedavül ettirilmek: Bu para geçirilebilir mi? 7. Çevrilmek, Osm. ihâta edilmek: Bu levhalara çerçeve, bu kitaba kap, yastıklara kılıf geçirilmeli. 8. Takılmak, konmak, sokulmak: Çerçeveye cam geçirildi. 9. Kaplanmak, yapıştırılmak, dikilmek: Kürke kab, kaba kürk, yorgana yüz, çarşaf geçirilmek: Ele geçirilmek = Tutulmak, Osm. derdest edilmek. Diş geçirilmek = Zarar verebilmek veya sadece tesir edebilmek: Ona diş geçirilemez. Kılıçtan geçirilmek = Sırayla herkes öldürülmek, Osm. katl-i Am edilmek. Baştanbaşa ve biraz gelişi güzel incelenilmek.

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Endülüs’ün Gınâta (Granada) şehrine ait, Gırnâtalı: Gırnâta menşeli şarkı vs.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın ve birçok hayvanların karınlarının ortasındaki deliğimsi şekil ki, rahimde cenîn iken barsak gibi bir bağ ile anasına bağlı olup anasının kanı oradan kendi bedenine geçip dolaşır. Ar. surre, Fars. nâf: Çocuğun göbeğini kesmek; göbeğinde bir sancı vardır. 2. Lahana, marul gibi bazı sebze ve meyvelerin ortası, merkezi: Marul, salata göbek bağlamış. Karpuz göbeği. 3. mec. Orta, merkez, kalbgâh: Ta göbeğinde, şehrin göbeğinde, tavan göbeği, keçe, şal göbeği. 4. Kuşak, batın, karın, zürriyet, nesil: Beş göbek torunu. 5. Hayvanın göbek tarafı postundan ibaret kürk, Fars. nâfe (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır): Göbek kürk. Göbeği düşmek = Göbek fıtkına uğramak. Göbek sökülmek = Çok zor görmek. Göbektaşı = Hamamın ortasında göbeğin üzerine yatılıp kendini ovdurmaya mahsus mermer döşeli yüksekçe yer. Kadıngöbeği = Bir çeşit hamur tatlısı.

Genel Bilgi

‘Ham’ kelimesinin İngilizce’deki anlamı ‘domuzun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek’ demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atlıları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında ona tuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen ‘Tatar Bifteği’ ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacı ile gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg Bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sunar ve ona ‘Hamburg’a ait’ anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Almanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi ve aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getirir. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önceden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de ‘Salisbury Bifteği’ adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihinin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD’de İngilizce’deki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de ‘Salisbury Bifteği’ olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.

Genel Bilgi

“Ham” kelimesinin İngilizce’deki anlamı “domuızun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek” demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında onatuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen “Tatar Bifteği” ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacıyla gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servie sunar ve ona “Hamburg’a ait” anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Amanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getiri. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de “Salisbury Bifteği” adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Svaşı sonrası ABD’de İngilizcede’ki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de “Salisbury Bifteği” olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ahmer). Kırmızı, kızıl. Elhamrâ = Kızıl saray, Endülüs’ ün Granada şehrinde, Araplar’dan kalma meşhur saray.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Daha, pek çok kızıl, kırmızı. - el-Hamra: İspanya’nın Gırnata şehrinde Araplardan kalma meşhur saray.

Türkçe Sözlük

(HAN) (i. A.) (c. hânât). Gerek yol üzerinde ve gerek şehrin içinde yolcu, misafir ve yabancıların konmalarına ve oturmalarına mahsus veyahut tüccar ve iş adamlarının iş gördükleri, mal depo ettikleri, küçük atölyeler ve iş yerlerini içine alan büyük yapı: Yolcu hanı, iş hanı, ticaret hanı, bekâr hanı. Han gibi = Büyük, intizam ve temizlikten mahrum ev.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ev, mesken: Bu şehrin kaç hânesi vardır? HAnesi misafirden boş kalmaz. 2. Küçük kısımlara bölünmüş bir şeyin gözcüklerinin beheri: Dama, tavla, kasa hanesi. 3. Rakamların sağdan sola doğru olan sıra ve derecelerinin her biri: Onlar, yüzler, binler hânesi. 4. Diğer bir isme katılarak yer ve mekân gösteren mürekkep isimler yapar: Kütüphane, hastahane, eczahane, tophane, baruthane vs. Yazıhane = 1. Yazı masası. 2. İş yeri. Devlet-hâne = Saygı tâbiri olarak eviniz. Bend-hâne = Tevazu tâbiri olarak evim (kulunuzun evi). Hâne-berdûş — Evi omuzunda, omuzundaki kilimden ibaret, serseri. Hine-harâb = Evi yıkılmış, evsiz, perişan.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uydurma bir kelime olup, Arapça’da harâb kelimesi zaten masdardır). Viranlık, haraplık, bir bina veya mamurenin yıkık çökük halde bulunması, Ar. indirâs: Pompei şehrinin harâbiyyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekerlek poyrası, tekerlek göbeği; dünyanın merkezi. the Hub Boston şehrinin takma ismi.

Türkçe Sözlük

(İHTİYAÇ) (I. A. masdar) (c. ihtiyâcât). 1. Lüzumu zaruri, bir şeye, onsuz yapamıyacak derecede bağlı olma. 2. Lüzum, gerek: Bu mektep için bir öğretmene daha ihtiyaç vardır. Filân şehrin suya ihtiyacı inkâr olunamaz. 3. Yokluk, yoksulluk, kıtlık, sıkıntı: İhtiyaç insanı çabuk ihtiyarlatır. 4. İhtiyaç duyarak ihsan ve lutuf bekleme: Benim kimseye ihtiyacım yoktur. Def-I ihtiyaç = Lüzum duyulan şeyi elde ederek ihtiyaçtan kurtulma. İhtiyâcât = Yaşamak İçin lâzım gelen şeyler: Halkın ihtiyâcâtı, umumi ihtiyâcât.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. içerideki, dahili, iç; ruhani; gizli, saklı. inner circle iç grup, en imtiyazlı danışman grubu. inner significance derin veya gizli mana. inner city şehrin merkezinde fakirlerin oturduğu mahalle. inner city s. şehrin iç mahallesine ait. inner space

Türkçe Sözlük

(i. A. cneşr»den masdar) (c. intişârât). 1. Yayılma, dağılma, üreme. 2, Dillere düşme, Osm. fâş olup şuyû bulma: O hadise şehrin her tarafına intişar etti. 3. Taammüm etme, herkes hissedar olacak surette çoğalıp yayılma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yerden kaldırılıp yükseltilerek yapılmış taş döşemesi: Evimizin önüne kaldırım yapmalı. 2. Bu şekilde taş döşenmiş sokak: Şehrin kaldırımları hayli bozulmuştu, yeniden yapıldı; bütün gün kaldırımlarda geziyor; yaya kaldırımı. Kaldırım üstünde kalmak = Evsiz, aç çıplak kalmak. Kaldırım taşı = Kaldırım döşetmede kullanılan taş. Kaldırım şâiri = Adî şair. Kaldırım kargası = Çok dolaşan, sürtük. Kaldırım mühendisi = İşsiz güçsüz, serseri (kaldırım, Türkçe olduğu halde bazı Rum müellifleri Yunanca’da «iyi yol» tâbirinden alınmış diye göstermişlerdir).

Türkçe Sözlük

(KAL’A) (i. A.) (c. kılâ). 1. İçine asker kapanıp düşmana mukavemet etmek üzere kalın ve sağlam duvarlardan yapılmış geniş ve her taraftan silâh atmaya müsait burçları ve tâbiyeleri olan sağlam yapı, Ar. hısn, hisâr, asıl Türkçe: kurgan, Fars. dej: Kaleye kapanmak; kaleden top atmak; kaleyi topa tutmak, almak. 2. (askerlik) Bir tabur veya bölük askerin düşmana dört taraftan karşı koyacak surette birbirlerine arkalarını vermiş dört saftan ibaret bir kitle teşkil etmesi tâlim ve hareketi: Kale olmak; kale nizamı. Içkale = Bir kalenin İçindeki daha küçük ve sağlam olanı ki, son mukavemet yeridir. Türkçe: erek. Kal’a-i Sultâniyye = Çanakkale şehrinin eski adı. Kale topu = Kale tâbiyelerine konmaya mahsus büyük top. mec. Kale gibi = Pek yüksek ve sağlam: Kale gibi bir ev yaptırdı.

Türkçe Sözlük

(i.). Hindistan’ın Kalikat şehrinde yapılan bir çeşit bez ve bunun Avrupa’da yapılan taklidi.

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kara olmak, siyahlanmak, Osm. isvidâd etmek: Duvar, dumandan karardı. Güneşten kararmış. 2. Uzaktan siyah görünmek, bir karartı suretinde görülmek: Şehrin etrafı ağaçların çokluğundan sanki kararıyordu. 3. Bulanmak, berraklık ve saflığı kaldırmak, bulutla örtülmek: Gök karardı. 4. Karanlık olmak: Ortalık karardı, sular karardı: Akşam oldu. 5. Ortalığı siyah ve karanlık görmek; bulanıp görememek: Gözlerim karardı.

Türkçe Sözlük

(i.). İran’ın KAşân şehrinde yapılan bir çeşit sırlı ve renkli çini ki, sonradan başka yerlerde de yapılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Piskoposluk kilisesi; bir şehrin büyük kilisesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kayseriyye). Kaysere ait (Kayseri şehrinin adı buradan gelir ve aslı Kaysariyye’dir). (tıp) Ameliyyât-ı kayseriyye = Sezaryen. Çocuğun sezaryenle alınması ki, meşhur Sezar bu şekilde dünyaya gelmiştir.

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Eskilik, eski zamandan kalmış olma: Bu şehrin kıdemi. 2. Diğerinden daha eski olma, zamanca ileri bulunma, bir rütbe, görev vesaireye diğerlerinden önce erişmiş bulunma: Terfide yalnız ehliyete değil, kıdeme de bakılır; o adamın kıdemi vardır; kıdemce hepimizden ileridir. 3. Eski olma, başlangıcı olmama, Osm. kadîmlik, ezelîlik: Kâinatın eskiliğine inanan bazı filozoflar.

Türkçe Sözlük

(KIYAS) (I. A.). 1. Bir şeyi diğer bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hükmetme: Kırdaki yolları şehrin sokaklarıyla kıyas etmemeli; benim işim onun işiyle kıyas olunmaz. 2. Benzetme, benzerlik: Bu adamı başkasına kıyas etmeyin; bu kimse ile kıyas kabûl etmez. 3. (edebiyat) Umumî kaideye uyma: Kıyâs ile tasrîf olunan fiiller. 4. Doğru sayılan bir hükümden üçüncüyü çıkarma esasına dayanan muhakeme usûlü. 5. (fıkh) Ayet ve hâdîs İle, ispatlanmamış konuların Ayet ve hadîse dayanan benzerlerine uydurulması. Bî-kıyâs = Derecesiz, hadden fazla. Ala’l-kıyl» = Kıyas olarak. Allgayri’-l-kıyâs = Kaideye uymayarak. Kıyîs-ı nef» = Kendine benzeterek hükmetme, kendinden örnek alma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın omuz başından parmakları ucuna kadar uzanan organı, Ar. zirâ. Farı. bâzû: Kollarını sıvadı, kollarını açtı. 2. Atın ön ayağı: Atın lağ kolu ağrıyor. 3. Giyeceğin kola gelen, kolu saran kısmı: Bu ceketin kolları dar. 4. Gömlek yeninin ucu yerinde iğreti, kolalı keten bezi: Yaka, kol (yakalık ve kolluk da denir). 5. Ağa; dalı, Ar. gusn, Fars. şâh: Çınar ağacı her tarafa kol atmış, kol, kanat uzatmış. 6. Şube, dal, bölük, taraf, kısım: Tuna, denize döküldüğü yerin yakınlarında birka; kola ayrılır. Alpler bir;ok kollara bölünür. Avcılar üç kola ayrıldı. 7. Bir ordunun bölündüğü kısımlar, kanat, Osm. cenâh: Sağ kol = Meymene, sağ kanat. Sol kol = Meysere, sol kanat. İleri kol = Pİşdâr, öncü. Geri kol = dümdâr. art;ı. 8. Muhafaza veya teftiş için ayrılıp gezdirilen askeri birlik: Kol gezmek, kola ;ıkmak. 9. Bir heyetin bölündüğü dal ve zümrelerin her biri: Halvetî tarîkatinin HAlidî, Sünbülî kolu. 10. Oyuncu vs. takımı: Zuhûrî kolu, kol oyunu. 11. Bir şeyi kapamak veya bir şeye dayanmak üzere kol şeklinde uzanan ağa;, demir vs.: Kapı kolu. 12. Bazı Alet ve edevâtın sapı, tutulacak veya ;evrilecek parçası: Dikiş makinesinin kolu. 13. (denizcilik) Bir halatın kalınlığını teşkil eden iplerin her biri: U; dört koldan mürekkep halet. Kol atmak = Dallanıp budaklanmak, (at) Kolunu atmak = On kemiği ;ıkmak. Kollarını açmak = Kucaklamaya hazırlanmak, memnuniyetle kabûl etmek. Kola almak = Taltif etmek. Kolağası = Osmanlı devrinde kıdemli yüzbaşı ki, daha da eskiden sağ ve sol kolağası diye ikiye bölünürdü. Kolordu = Bir devlet askerinin bölündüğü en büyük birliklerden biri, ordudan kü;üktür. Kolvurmak = Bir aşağı, bir yukarı gezmek. Kol uzatmak = Dallanmak. Kolu uzun = Kudretli, hükmü geçer. (denizcilik) Kol bastırmak = İki halatı dikerek eklemek. Kol bağlamak = Serbest bırakmamak, hareketine engel olmak. Kol burmak, bükmek = Galip gelip kahretmek. Terazi kolu = Terazinin tutulan veya asılan yerinden itibaren iki tarafının her biri. Kolu çıkmak = Bir kaza ve çarpma ile kol kemiği omuzda veya dirsekteki oynak yerinden ayrılmak: Kolu çıkmış, kolunu çıkarmış. Kola çıkmak = Asayişi temin için askerlerle gezmek. Kol demiri = 1. Kapı üzerine çekilen demir. 2. Bir çeşit kundakçı Aleti. Karakol = 1. Gece gezen devriye asker. 2. Şehrin belirli yerlerindeki zâbıta binaları, karakolhane, merkez. Kol kanat = El, ayak. Kolu, kanadı kırık = Harekete muktedir olmayan. Kol, kanat kalmamak = Çok yorulmak veya dayak yemek. Kol, kanat kırılmak = Ümitsizliğe düşüp bir şey yapamamak. Kol gibi = Kol kalınlığında, bol su. Kol gezmek = Kola çıkmak. Kol kesmek = Kuvvet, iktidar ve harekete güç bırakmamak. Keşif kolu = Düşman askerini ve araziyi keşifle görevli birlik. Kol nizâmı = Saf itibariyle olmayıp, önden geriye doğru uzanan asker tertibi. Hücum kolu = Hücum için ayrılmış askerî birlik. Kolu yetişir = Eli işlere yatkın.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Cologne’dan). Hafif kokulu tuvalet ispirtosu, ilk defa Almanya’nın Kolonya şehrinde yapılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. cordon). 1. İpekten, az çok kalın, kaytan ve İp: Kanepenin etrafına kordon geçirmek, çıngırak kordonu. 2. Saat asmaya mahsus altın vesaireden zincir: Kordonunu çalmışlar. 3. Nişan asmaya mahsus enli ve kalınca kordele: Birinci rütbeden nişanlar büyük kordon ucuna takılırdı. 4. Bir sıra teşkil eden tahta veya taş çıkıntısı, çıkıntılı oyma sırası. 5. Bir yerin karantinaca veya gümrük, vesairece muhafazası için tayin olunan ve kolcularla muhafaza olunan sınırı: Şehrin. etrafına kordon çekmişlerdi. 6. Bir sınırın muhafazası için konulan karakol silsilesi. 7. (denizcilik) Kullanılmış halattan ayrılan kolların her biri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Irak’taki tarihî Küfe şehrine ait. Hatt-ı kûfî = Arap yazı stillerinin en eskisi ve aslı olan düz ve köşeli yazı. c. KOfiyyûn = Eski Arap gramerinin ayrıldığı iki büyük ekolden merkezi KÜfe’de bulunan ekole mensup olan edipler: KOfiyyûn ile Basriyyûn.

Türkçe Sözlük

(I). 1. Yeraltında üstü örtülü hendek, sıçan yolu. 2. Kazurat ve çirkef sularının akmasına mahsus örtülü yol. Lağımı açmak = Açıp temizletmek; lağım taşmak. Lağım bacası = Üstten açılır, kapanır yeri. 3. Muharebede bir tabyayı atmak için barutla doldurulup ateş verilmek üzere açılmış yer: Lağım açmak; lağımla atmak. Analağım = Şehrin hususî lağımlarının açıldığı büyük lağım.

Türkçe Sözlük

(i.). Hind’in LAhur şehrinde yapılan nefis şâl.

Türkçe Sözlük

(I.). Leipzig şehrinden gelen bir çeşit ipeğe benzer sarı ve güzel saça denilir: Lepiska saçlı, lepiskalarını tarakla ikiye bölmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İrlanda'da bir şehrin ismi; bir, iki ve beşinci mısralan bir kafiyede ve üç ile dördüncü mısraları başka bir kafi- yede olan nükteli bir şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lincoln şehrinde yapılan yeşil bir kumaş; bu kumaşın rengi.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: madapulam). Bu ismi taşıyan Hind şehrinde yapılan bez ve bunun Avrupa’da yapılan taklidi, patiska.

İngilizce - Türkçe Sözlük

New York şehrinde birçok reklam sirketinin bulunduğu cadde; Amerikan reklam dünyası

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Manisa'nın eski ismi. Magnesian s. Manisa sehrine veya ahalisine ait.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (Manisa şehrinin eski adından) (kimya). Demir köpüğü adıyla da anılan tabii magnezyum silikatı.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir şed makam (Hindistan’da bîr şehrin adıdır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

Belçika'nın Mechlin şehrinde yapılan bir çeşit kopanaki, karo danteli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rekz» den imef.) (c. merâkiz). 1. Bağlı olduğu halde dönerek bir daire teşkil eden şeyin bağlı bulunduğu sütun veya milin bağlandığı yani saplandığı yer. 2. Daire veya kürenin tam ortasında bulunan nokta ki, daire çevresinin veya küre yüzeyinin her noktasından eşit mesafede bulunur: Daire merkezi, arz merkezi. 3. Orta, vasat: Şehrin merkezi. 4. Bir hükümdar, vali, hâkim vesairenin oturduğu yer, bir devletin başşehri. Merkez-i saltanat, Türkiye Cumhuriyetinin merkezi: Ankara. Vilâyet, nahiye merkezi. 5. Şubeleri bulunan bir dairenin umumî idare yeri: Bu vapur kumpanyasının, sigorta şirketinin merkezi nerededir? 6. Bir kasabanın veye şehrin bir mahalle ve semtinin karakol veya zabıta dairesi. 7. (Türkçe) Yol, hâl, suret: Sizin fikriniz ne merkezdedir. 8. (fizik) Merkez-i sıklet = Ağırlık noktası. Bir cismin ağırlığının orta noktası ki, yere dik bulunursa cismin her tarafını tutup durabilir, (fizik). Merkez-i eşı’a-i mün’akise = Parlak bir cisme aksedip dönen ışınların havada birleştikleri nokta ki, fazla ısı meydana getirip yakar. Tebâud-ı an-il merkez = Merkezden dışa kaçma, merkezkaç, Fr. force centrifuge. Takarrüb-i il-el merkez = Dıştan merkeze gelme, merkezcil, Fr. force centripfcte.

Türkçe Sözlük

(MISR) (i. A.). 1. Afrika’nın kuzeydoğu köşesindeki ülke. 2. Ülkenin merkezi olan Kahire şehrine de denir. «Mısrü’l-Kahire» de denir. (c. emsâr) İkinci mânâsından: Büyük şehir, mâmûre. Mısır buğdayı = Sarı ve büyücek taneli hububat çeşidi. 2. Mısır denilen hububatın ateşte patlatılmış taneleri. Mısır tavuğu = Hindi. Mısır fitili = Topları ateşlemede kullanılan ottun örülmüş bir çeşit halat.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «müberre» dilimizde kullanılmaz). Sevap için kurulmuş hayır eserleri: O şehrin hayrât ve müberrâtı çoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hisâb» dan if.). 1. Vaktiyle ihtisâb memuru, şehre gelip satılan mallardan vergi ala nmemur. 2. Abbâsîler zamanında şehrin belediye ve polis görevlerine bakan memur, şahne.

Türkçe Sözlük

(i. «Musul şehrinin adından»). Mendil ve iç çamaşırı gibi şeyler yapılan, sıkça dokunmuş, İnce, hafif bir çeşit kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunanistan'ın tarihöncesi Miken şehri. Mycenaean s. Miken şehrine veya Miken devrine ait.

Türkçe Sözlük

(i. A. (mü. Nasrâniyye) (c. Nasarâ) (Hazret-i Isâ’nın doğduğu NAsıra şehrinden). Hıristiyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nasıra şehrinin yerlisi, Nasıralı; Nasrani, Hıristiyan; ilk Hıristiyanlık devirlerinde bir Yahudi Hıristiyan mezhebi üyesi. the Nazarene Hazreti İsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Napoli şehrine özgü veya onunla ilgili; i. Napolili. Neapolitan ice cream katmerli dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski bir şehrin büyük kabristanı; mezarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İznik. Ni'cene s. İznik şehrine ait. Nicene Creed İznik'te M.S. 325 yılında kurulan kilise meclisinin kararlaştırdığı Hıristiyanlık ilkeleri ve bunun sonraki düzeltilmiş şekilleri.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir şed makam (Batı İran’da bir şehrin adıdır).

Türkçe Sözlük

(NİKRİZ, NİRİZ) (i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam (İran’da bir şehrin adıdır).

Türkçe Sözlük

(NİŞABÜR, NIŞAPÜR) (i. F) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam (İran’da Horasan’da bir şehrin adıdır).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şehrin yöneticisi, hakimi. Orhan Gazi: Osmanlı imparatorluğunun ikinci padişahı.

Türkçe Sözlük

(i. Panama şehrinin adından). Amerika’da yetişen bir bitkinin yapraklarından örülmüş geniş kenarlı yazlık şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. panorama, umumi manzara, genel görünüş; bir şehrin veya tabii bir manzaranın uzaktan görünüşünü canlandıran resim; durmadan değişen sahne veya olaylar; bir konunun etraflı olarak incelenmesi. panoramic s. panoramik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. italya'da Parma şehrine ait. Parmesan cheese parmıcan peyniri.

Türkçe Sözlük

(i. Bergama şehrinin adından). Eskiden yarı yazmak için özel olarak hazırlanan deri. Parşömen kâğıdı = Parşömene benzetilerek yapılan iyi cins kalın kâğıt.

Türkçe Sözlük

(i. Rusya’da Perm şehrinin adından). Paleozoik zamanının en yeni devri.

Türkçe Sözlük

(i.). Pırıldamayı ifade eder: Şehrin ışıkları pırıl pırıldı.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. poliçe). 1. Şehrin içinde Asâyişe, cürüm ve cinayet işlerine bakan, emniyeti temin eden teşkilât, zabıta. 2. Bu teşkilâtta çalışan görevli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İtalya'da eski Pompei şehri. Pompeian s., i. Pompei şehrine ait; i. bu şehir halkından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma şehrinin yedi tepesinden biri; bu tepe üzerinde yapılmış kral sarayı; İtalya'da krallık yönetimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Dubrovnik şehrinin İtalyanca adı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. râziyye). iran’ın Rey şehrine ait veya bu şehrin ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («rehâ, ruhâ» yani Urfa şehrine ait). 1. Sandıklı, küçük çalgı. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Roma şehrinde doğan veya yaşayan. 2. Roma imparatorluğu ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sehâ» dan smüş.) (mü. sahiyye). Cömert, iyiliksever, eliaçık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şâha ait. (şâhâne daha çok kullanılır). 2. Iran şâhına ait.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şâhlık, hükümdarlık. 2. Nişasta ve yumurta ile yapılan bir çeşit helva. 3. Mermer denilen ince patiskanın makbul bir çeşidi, mermer-şâhî. 4. İran’ın bir küçük sikkesi. 5. Eski ftpların bir çeşidi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

really. truly. true.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سخی] cömert, eliaçık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شاهی] şahlık.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şah’a hükümdara mensup, şah ile ilgili. Şahlık hükümdarlık.

Türkçe Sözlük

(ŞEHR-AYİN) (i. F„ şehr = şehir, Ayin = tören). Şehrin donatılmasıyle yapılan umumî eğlence, şenlik, donanma.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şehrin büyüğü, ileri geleni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yerleşme, oturma; kararlaştırma; halletme; hesap görme; duvarın veya toprak setin biraz çöküp oturması; yeni sömürge; yeni iskan edilmiş yer; ev, mesken; (huk.) irat bağlama. settiement house şehrin fakir semtlerinde kurulan yardım yurdu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), Sevres ware Sevr şehrinde yapılan porselen. Sevres blue bu porselenin mavi rengi.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (İran’da Fars eyaletinin başşehrinin adı) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Belki Şİrâz şehrinde icad olunmuş da böyle adlandırılmıştır). 1. Doğu usûlünde ciltlenen kitapların yapraklarının cilde bağlandıkları yerin iki ucunda ibrişimden vurulan ince şerit ki, Avrupalılar bugün taklidini yapıştırıyorlar. 2. mec. Nizam, intizam, düzen, rabıta. Şîrâzeden çıkmak = İşlerin düzeninden çıkması.

Türkçe Sözlük

(hi. F. A.). Şîrâzlı, Şİrâz şehrinden: Hâfız-ı Şİrâzî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-med, -ming) gen. çoğ. şehrin yoksul semti; gecekondu bölgesi, kenar mahalle; ayaktakımının yaşadığı semt; f. (meraktan veya vakit geçirmek için) bu semtlerde gezmek. slum clearance böyle semtleri ortadan kaldırıp yeniden inşa etme. slumlord

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. isfenks, sfenks; anlaşılması güç ve konuşmayan kimse. sphinx moth bir çeşit pervane. the Sphinx Mısır'da Gizeh sehrinde bulunan büyük isfenks.

Türkçe Sözlük

(i.). Hindistan’ın Gücerât şehrinde Gazneli Sultan Mahmud’un yıktığı pek ünlü Hindû mâbedi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezâfet» ten masdar) (c. tanzîfât). T. Temizleme: Bahçeyi tanzîf etmekle meşgulüm. 2. Belediyenin, şehrin sokaklarını ve her tarafını temiz tutmak ve süprüntüleri kaldırtmak görevi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eşyasını kaldırıp başka yere naklolunmak, göç etmek: Bu yaz yalıya taşınacağız. 2. Bir yere çok gitmek, pek sık gidip gelmek: Bütün gece tuvalete taşındı. Düşünüp taşınmak = Etrafıyla düşünmek. 3. Üstte bulundurulmak: Şehrin içinde silâh taşınmaz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin dış tarafı, hariç (bu mânâ ile «dış» ve «dışarı» daha çok kullanılır). 2. Başşehrin dışında kalan yerler, bilhassa İstanbul dışı.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. teferrüc, Fars. gâh, geh = yer). Eğlenmek için gezinmeye mahsus yer, eğlenme, dinlenme yeri: Bu şehrin teferrücgâhları çoktur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den) (c. tezâkir). 1. Hatırlamaya vesile olan kâğıt, pusula, varaka. 2. Bir şehrin içinde bulunan daireler arasında alınıp verilen yazışmalar: Tezkere yazmak. 3. Nüfusa, esnaf vesaireye verilen resmî kâğıt: Nüfus tezkeresi, esnaf tezkeresi. Esnaf tezkeresi = Satış izin kâğıdı. Mürûr tezkeresi = Pasaport. Gümrük tezkeresi = Bir malın gümrük resmi verildiğini belirten pusula. 4. Bir ilim ve fenne dair kısa bilgileri havi risale, ajanda. 5. Bazı meşhurların kısa biyografisini ve bazı hususiyetlerini havi kitap: Tezkiretü’ş-şuarâ, tezkiretü’l-evliyâ vesaire.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kopmaz, kırılmaz; sert, pek dayanıklı; kart; güç, zor, çetin; kuvvetli, eğilmez; direşken; belâlı; i. külhanbeyi. tough spot çıkmaz. That's tough. Tough luck. Geçmiş olsun. Vah, vah! Pek yazık. He had the toughest beat in the city. Şehrin en

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasaba; şehir; şehir halkı; şehrin iş merkezi. town and gown tüccarlar ile üniversite. town clerk kasaba sicil memuru. town council belediye meclisi. town crier şehir tellâlı. town hall belediye binası. town house şehirdeki ev; İng. belediye dair

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Truva şehrine veya ahalisine ait; i. Truvalı. Trojan horse Truva atı. Trojan War Truva savaşçı. like a Trojan çok çahşkan; yiğit ve cesur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çimen, çim; turba, kesek, yer tezeği; A.B.D., (argo) bir çetenin sahip çıktığı şehrin bir bölümü; f. kesekle veya çimle kaplamak, çimlendirmek. the turf at yarışçılığı; at yarışı meydanı, hipodrom. turf'iness i. kesekle kaplı toprak; keseğe be

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Lübnan'da Sur şehri. Tyrian s., i. eski Sur şehrine ait; koyu mor renkte olan; i. eski Sur şehri ahalisinden biri. Tyrian dye, Tyrian purple iskerletten çıkarılan koyu mor boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Fransa'da Valenciennes şehrinde yapılan bir çeşit ince dantel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahilde arsa; şehrin liman bölgesi.