Set üstü Cihaz ne demek? | Set üstü Cihaz anlamı nedir? | Set üstü Cihaz

Set üstü Cihaz anlamı nedir?

Set üstü Cihaz ne demek?

Set üstü Cihaz anlamı nedir?

Set üstü Cihaz | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: set ustu cihaz

Teknolojik Terim

Dönüştürücü kutu adı da verilen bu alıcılar, televizyonda görüntülemek üzere yayınları (analog kablolu, dijital kablolu veya HDTV) dönüştürür. HDTV yayınlarına hazır televizyonların (dahili HDTV tuneri olmayanlar) dijital televizyon programlarını alabilmeleri için uyumlu bir HDTV tuneri set üstü cihazına bağlanmaları gerekir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD yazılımında resimler, 8 bit çözünürlükte MPEG-2 teknolojisi kullanılarak kodlanmıştır. Sony DVD oynatıcılar bunları 10 bite dönüştürerek, dijital görüntüdeki suni ayrıntıları en aza indirir ve resim geçişlerini orijinal film master’indeki daha benzer şekilde oluşturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Analog sinyalleri dijital biçime dönüştüren yüksek performanslı bir IC Yongası. Elde edilen dijital veriler, Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) teknikleriyle işlenebilmektedir. Modern IC yongaları, 1 bit teknolojisine dayanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Günahları örten, gizleyen Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open-door policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as the name implies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Akşam vakti, akşama doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere çarpıp geri dönmek (ses ve ışık). 2. Bir yere vurmak (ışık): Lambanın ışığı eve aksediyor. 3. Parlak ve düz bir yüzeye çarpıp aynen görünmek, yansımak: Durgun suya akseden evler. 4. Ulaştırılmak, duyurulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. to reverberate. to be heard. to become known.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to echo. to reach. to strike. to reverberate. reflect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) yansımak, vurmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yankılamak, yankılanmak (yalnız ses için). 2. Yansılamak (ışık). 3. Ulaştırmak, duyurmak (meseleyi, haberi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mirror. to reflect. to echo. to mirror. to transmit. to convey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reflect. to echo. to transmit to. mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anasonlu içki, rakı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

HiFi terminolojisinde aşağı dönüştürme genellikle Çoklu kanal karışımını alıp daha az kanal sayısıyla tekrar oynatmak anlamına gelir. Örneğin bir 5,1 karışımı, A/V amplifikatör kullanılarak stereoda tekrar oynatılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acetate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acetic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Renksiz, sarımsak kokulu, kuvvetli ve beyaz bir ışık vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acetylene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acetylene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Uçucu, kolayca alev alır, eter kokusunda bir sıvı olup, birçok organik maddeleri eritmek için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acetone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), mal, kıymetli şey, kıymetli vasıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çog)., (tic). emval, servet, mevcudat, aktif, varlık. assets and liabilities varlıklar ve borçlar asset and liability statement bilanço. current assets döner varlıklar. fixed assets sabit kıymetler, duran varlıklar. personal sssets menkul

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya) (Almanca: Osterreiche). Bir orta Avrupa ülkesi, Avusturya. Osm. Nemçe, eski Avusturya ve Macaristan devleti, Avusturya imparatorluğu ile Macaristan krallığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Austria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Avusturya halkından olan kimse. Almanca konuşurlar ve Katolik mezhebindendirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

austrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Austrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakta durarak: Ayaküstü sohbet ettik.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sekte, aksilik, işin ters gitmesi; ters akıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-alignment policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conferment. dotation. granting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). 1. Bir konuda konuşmak, söz söylemek. 2. Hakkında konuşmak: Bugün bize yaptığınız seyahatten bahsedin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). İhsanda bulunmak. Mânevî bir huzur, rahatlık vermek: Bana bahşettiğiniz saadeti hayatımda tadmamıştım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. make mention of. talk about. speak of. refer. advert. chew over. cite. discourse. make noises. slip in. talk on. talk over. talk round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cite. mention. to talk about. to mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mention. to discuss. to talk about. allude. cite. deal with. speak. touch. treat of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concede. grant. to give. to grant. to bestow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grant. to grant a right. send.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sepet, beşik; sepet işi çocuk arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aye aye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Benimsemeye zorlamak veya kabûl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb to accept sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güler yüzlülük: Izhâr-ı beşâşet etmek = Güler yüzlü davranmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, etrafını almak; rahat vermemek, üzerine varmak; üzerine koymak, nakşetmek. besetting s. yakayı bırakmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanrı tarafından bir peygamberin, bilhassa Peygamberimiz’in halkı Hak dinine davete memur buyurulması: Bİset-i Nebeviyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بئثت] gönderiliş, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Bölüşmek işini yaptırmak, paylaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divide. share out. split. apportion. portion out. portion. allocate. allot. lot. mete. serve out. whack up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to distribute. to divide sth among a group. split up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papatyaya benzer bir bitki, bot. Eupatorium perfoliatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aralarını açmak: Muhabbetimizi çekemeyip bizi bozuşturmak istiyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation. crush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin düzgünlüğünü bozup muntazam olmayan bir surette kat kat ve kırmalı etmek; ütüsünü bozmak: Kâğıdı, kumaşı buruşturmak. 2. Hoşlanmama alâmeti olarak (yüzü) toplayıp kat kat etmek, abûsluk göstermek: Yüzünü buruşturdu. 3. (dilin) Toplanıp çekilmesini mucip olmak: Bu şurup dil buruşturuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. wrinkle. wrinkle up. crumple. crumple up. corrugate. ruffle. cockle. crinkle. muss. pucker. pucker up. ruck. ruck up. ruckle. rumple. shrivel. shrivel up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crample. to wrinkle. to ruffle. to pucker. to contort. corrugate. crease. crinkle. crumple. crush. line. ruck. screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Küçük kraliçe, prenses.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaset.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Merak, tecessüs, casusluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CESED) (I. A.) (c. ecsâd). insan veya hayvan bedeni, gövcte, ten. (Arapça’da cisim mânâsına de gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. dead body. corpse. carcase. carcass. stiff. cadaver. mortal remains. necro-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. carcass. corpse. remains. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. corpse. cadaver. carcass. carrion. mortal remains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın buluzü, bolero.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİHAZ) (i. A.) (c. echize). 1. Bir işte lâzım olan çeşitli Aletler takımı, cerrahlık Aletleri vs. 2. Gelinin babasının evinden kocasının evine beraberinde götürdüğü elbise, eşya ve takımlar (dilimizde en kullanılanı budur, halk ağzında, çeyiz). 3. Cenazenin kaldırılması için lâzım gelen kefen vesair malzeme. Cihaz alayı = Geline verilen cihazı açık olarak babasının evinden kocasının evine götüren katar. Cihaz halayığı = Eskiden cihaz arasında ve cihazdan sayılmak üzere götürülen câriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

device. apparatus. appliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. device aygıt. trousseau çeyiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. equipment. machine. appliance. device. trousseau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهاز] çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. halk ağzında: çehizlemek). 1. Geline cihaz vermek, gelinin cihazını tedarik etmek ve hazırlamak. 2. (bir fakire) Muhtaç olduğu şeyleri vermek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). küçük oda, bölme; hücre; tuvalet, hela, apteshane; (s). özel, şahsi; gizli, mahrem; uygulanma kabiliyeti olmayan: (f). özel bir odaya kapatmak; mülakat veya görüşme yapmak için bir odaya çekilmek. closet drama okunmak için yazılmış piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D)., (argo). güzel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çok sevmek, şımartmak; (i). annesiz büyütülen kuzu; evde zevk için beslenen hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demir kandil, meşale, fener.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital kodları, işitsel analog sinyallere çeviren bir IC Yongasıdır. Modern IC yongaları, 1 bit teknolojisine dayanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Az ısı açığa çıkararak, yüksek düzeyde dengeli, yüksek güçlü Doğru Akım (DC) voltajları oluşturmada kullanılan bir elektronik yöntem. Bu özellik, mükemmel bir çıkış kafa alanı sağlayacak şekilde en iyi amplifikatör performansı sunar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkunç bir şey veya büyük bir tehlike önünde şaşıp kalma, ürkme: İnsana dehşet gelir. Zihinlere dehşet verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terror. fright. horror. dread. fear. frightfulness. alarm. consternation. dismay. funk. trepidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm. consternation. dismay. dread. fear. funk. horror. terror. super. terrific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horror. terror. alarm. consternation. fear. funk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku ve dehşet saçan, çok korkutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Ürkütücü dehşet saçan, korkunç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F„ Arapça: dehşet, Fars.: engîhten = koparmak). Korkup ürkmeyi mucib, ürküten, korkunç: Dehşetengiz bir uçurum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت آور] dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت انگيز] ürkünç, dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Korkunç, ürkütücü, pek korkutucu: Dehşetli bir manzara, bir fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direful. fearful. fearsome. frightful. horrendous. dire. terrifying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formidable. horrible. terrible. tremendous. marvelous. desperate. dire. dreadful. fearful. fearsome. ghastly. horrific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kirlilik, paslılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trancendental. metaphysical. theoretical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (el demek olan dest ile «ver» edatından mürekkeptir. Cem’i desâtîr gelir). 1. Hüküm ve nüfuzu olan vezir: Destûr-ı mükerrem, destûr-ı Azâm. 2. Zerdüşt dininin mânevî reisi ve lideri. 3. Büyük defter, başvurulan defter-i kebîr. 4. Esas kaide, bir ilim ve fende kaidelerin uygulandığı esas kaide ve umumî örnek: Hesap, cebir düsturu. 5. Türk devletinin kanunlar dergisi. 6. Ruhsat, izin, mezuniyet. Destur = İzin verin geçelim. Müsaade edin, açılın. Bu mânâ ile cin ve perilere karşı da kullanılıp, karanlıkta bir yere girileceği vakit «destur» denilir. Destûr-ül-amel = Her iş ve hareket ona tatbik edilmek üzere örnek alınan kaide ve nizam veya tâlimat.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Benzersiz Sony algoritmalarını kullanan DRC, standart tanımlamalı bir TV sinyalinden yüksek tanımlamalı TV görüntüsü oluşturmaya çalışır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm özelliklere sahip PC’nin taşınabilir bir sürümü. Masaüstü bilgisayarlar ve sunucuların aksine, ekran, klavye ve giriş cihazı (fare, touch pad ya da benzeri), bir arada bulunmaktadır. Şarj edilebilir piller sayesinde her yerde çalışma olanağı bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

briefcase computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laptop computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metaphysical. supernatural. preternatural. superphysical. unearthly. occult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural. unearthly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural. preternatural. unearthly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernaturalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kavga veya güreş ettirmek: Koç, horoz döğüştürmek. (bk.) Dövüştürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversion. transformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversion. transformation. mutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Gezinip aramak, araştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transform. transform. convert. turn into. turn to. coke. reduce. resolve. translate. transmute. transubstantiate. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. transform. turn. to change/turn. to convert. to transform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. transform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformer. converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transforming. converting. convertor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Zemini kaplamak, yere sermek, tefriş etmek: Yemek odasına çini döşetmek temizlik için lâzımdır. 2. Mefruşatını tertib etmek, mefruşatla donatmak, tefriş etmek: Yeni yaptırdığınız konağı döşettiniz mi? Salonu alafranga mı döşeteceksiniz? 3. (yatak vesaire) Sermek, yapmak: Benim yatağımı döşettiler mi? Bana yalnız bir şilte döşetsinler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth furnished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döşetmek işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Dövüştürmek, (bk.) Döğüştürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pit against each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide durak perdesinin bir üstündeki nota.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arka arkaya dürtmek: Hayvanı dürtüştürmek. 2. Zorla bir iş yaptırmak, devamlı şekilde zorlamak ve teşvik etmek: Şimdiki hizmetçiler ancak dürtüştürmekle iş görürler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod repeatedly. to goad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. desâtîr). t. Kanun, kaide. 2. Vezir, müşîr: Düstûr-i mükerrem. 3. Büyük defter. 4. Esaslı kaide. 5. Kanunları içine alan kitap: DüstOr-nâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motto. principle. rule. code of laws.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

code. norm. rule. code of laws. principle. regulation. axiom. criterion. prescription. equation. formula. reference. law. maxim. rule book. terms of reference. watchword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

DHR-1000, adaptör kullanılmasına gerek olmadan DV ya da MiniDV kasetler kullanabilirler. Kasetin boyutu otomatik olarak belirlenir ve makara tablası konumu buna göre ayarlanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekran Üstü Talimat Kılavuzu, BRAVIA TV’nizi kolay ve sorunsuz şekilde ayarlamanızı sağlar. BRAVIA talimat kılavuzunu istediğiniz zaman ekranda görüntüleyebilirsiniz; böylece basılı kılavuzu nereye koyduğunuzu düşünmenize gerek kalmaz. Cihazların bağlanmasına kılavuzluk etmek ve TV’nizin tam istediğiniz gibi ayarlanmasına yardımcı olmak amacıyla grafikler eklenmiştir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekran Üstünde Kontrast, inanılmaz derecede zengin renkler için siyah ve beyaz parlaklık arasındaki farkı vurgular. Bu en karanlık gölge (siyah) ile en parlak gölgenin (beyaz) ölçümüdür. Ne izliyor olursanız olun, kontrast oranı ne kadar yüksek olursa, görüntü kalitesi de o kadar yüksek olur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. -tums, -ta) atkuyruğu, kırk kilit, (bot.) Equisetum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Üstün erkek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (müz.) (erkekte) yüksek perdeden ses, kafa sesi; böyle sesle şarkı söyleyen kimse; (s). böyle sesli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. facette). Tıraş olunmuş elmasın yüzlerinden her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feres»den). At yetiştirip terbiye etmek ve ata binmek hüneri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firâset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Kâbe ve ravza-i mutahhara hademesi ve süpürücüsünün sıfat ve hizmeti. 2. Eskiden yüksek berat ile verilen bir unvan olup, bunu haiz bulunanlar bir vekil tayiniyle her sene mukaddes yerlere birtakım vakıf aidatı takdim ederlerdi: Ferâşet-i şerife beratı; ferâşet çantaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception. understanding. acumen. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فراست] sezgi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Anlayışlılık, çabuk seziş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: FERASET) (i. A.). 1. Derhal anlama, sür’at-i intikal, zihin uyanıklığı, anlayış üstünlüğü: Firâsetle anladı. Talebede firâset olmazsa öğretmenin verdiği dersten hiçbir netice alınamaz. 2. Bir adamın çehresinden ve organlarının şekil ve biçiminden tabiatını, ahlâkını ve idtidadını çıkarmak marifeti (asıl mânâsı bu olup, en çok kullanılan birinci mânâsı mecazîdir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). küçük çukur, gamze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dalgalı saç Iülesi, frize.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. tums, ta) (i)., (geom). kesik koni veya piramit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Furûsiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealistic. surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealistic. surreal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist. surrealistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gerginliği azaltılmak: Dizgin, ip gevşetilmek. 2. Şiddet ve azmin kaybedilmesi: İş gevşetildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be loosened. to be made loose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relaxation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gevşek yapmak, gergin bir şeyi gevşek haline koymak, salıvermek. Osm. irhâ, istirhâ etmek: Atın dizginini, kolanın bağını, kuşağını gevşetmek. 2. Şiddet, çalışkanlık ve hararetini azaltmak: işi gevşetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slacken. loosen. relax. enervate. ease. let go. limber up. loosen up. release. slack. slack off. slack up. start. unbend. unbrace. unfasten. ungird. unloose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disengage. ease. free. loosen. relax. soften. unloose. unloosen. to loosen. to slacken. to relax. to ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to loosen. to slacken. to relax. to release. to relief. to heave down. to unbind. to unbend. open. soften. start. unloosen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki veya fazla adamın birbirlerini görmelerine vasıta olmak, mülâkat ettirmek, bir yere gelmelerine yardım veya müsaade etmek: Sizi seveceğiniz bir adamla görüştüreceğim. Bu mektepte talebeyi yabancılarla görüştürmezler. 2. Sohbet ve mükâleme veya müzakere ettirmek: Ben iki tarafı görüştüreyim de karalarını size bildiririm. .

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arrange a meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring about a meeting between (one person and another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Görüşmeleri sağlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be brought together (for a meeting , discussion , interview.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şık ve şuh Fransız işçi kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) köşebent; elbise veya eldivenin üç köşeli peşi,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötülük, yaramazlık, fenalık, haylazlık: Habâsetine diyecek yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خباثت] kötülük, alçaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yenilik, gençlik: Hadâset-i sin = Yaş küçüklüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaratılıştan ve doğuştan cesaret ve kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حماست] kahramanlık şiiri, hamase.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Cesaret, kahramanlık, yiğitlik. 2.Kahramanca şiir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) telefon makinası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committal. committal to prison. commitment to prison. confinement. custody. detention. imprisonment. incarceration. repression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haps.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprison. incarcerate. confine. shut up. shut in. detain. lock up. bar. cage. immure. intern. jail. mew. mew up. mure. pen. pen in. pen up. restrain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. confine. imprison. incarcerate. jail. to imprison. cast into prison. to detain. to immure in. to confine. to put in prison/jail. to jail. to goal. to lock in. to coop sb/sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to imprison. to jail. to lock up in. to confine. arrest. cage. commit to prison. to place under confinement. to take into custody. detain. distrain. gaol. immure. incarcerate. to take into remand. to take into safekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb put in jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekincilik, çiftçilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Hisset, hasislik, tamahkârlık, pintilik, cimrilik. 2. Alçaklık bayağılık, asalet zıddı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خساست] pintilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hased.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. envy. jealousy. jealous. covetousness. green-eyed monster kıskançlık. çekememezlik. günü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy. jealousy. jealously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to envy. begrudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıskanç, (bk.) Hased.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitually jealous / envious. jealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrıca, mahsûsan, hususî olarak, bilhassa, Osm. sûret-i mahsûsada: Hasseten, sizin için yaptım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاصة] özellikle, hele hele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kimya). Gevreklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saklama, bekleme, koruma, Ar. hıfz, muhafaza: Yolların hirâseti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasislik, nekeslik, cimrilik. Hisset-i tab’ = Yaradılıştan cimrilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خست] pintilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). 1. Duymak. 2. Sezmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. sense. perceive. smell. understand. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. sense. to feel. perceive. to sense. understand. to notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feel. to perceive. to sense. experience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

duymak, algılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Duyurmak. 2. Sezdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to perceive sth. to let sb know about sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at kuyrugu; Osmanlılarda tuğ; kırkkilit, atkuyrugu, bot. Equisetum arvense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air-conditioner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır.

Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır.

Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen ‘mükemmel’ diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, ‘çınnn’ sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz.

Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi.

Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan ‘çın’ sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). İnsan gücünü aşan. Ar. fevkalbeşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superhuman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superhuman. transcendental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

superhuman. preternatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir şeyin ortasına konulan parça; ilâve, ek; coğr. met.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (inset, insetting) bir şeyin ortasına ek koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çiş ettirmek: Atı işetmek. 2. mec. Çok korkutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to urinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

select. elite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tape. cassette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cassette. tape. cartridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cassette. cartridge. tie in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaset Belleği, DV biçiminde kullanılan isteğe bağlı bir özelliktir. DV/MiniDV kasete bir bellek yongası yerleştirilir ve kamera bilgisi, dizin verisi, kayıt tarihi/saati ve fotoğraf verileri gibi ek bilgileri hafızaya kaydeder.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tape recorder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cassette recorder. cartridge player. cassette player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hava kirliliğini azaltmak için otomobil gibi motorlu araçlara takılan araç. Makineden çıkan egzos gazı dönüştürücüden geçirilir, dönüştürücü kimyasal reaksiyonları hızlandırarak, birleşim atmosfere salınmadan önce, çevreyi kirleten kimi maddelerin başka maddelere dönüştürülmesini sağlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birleştirmek, yan yana getirmek, temas ettirmek, Osm. ilsak etmek: Etekleri, önünü kavuşturmak, ellerini göğsü üzerinde kavuşturmak. 2. Mülâkat ettirmek, bir yere getirip görüştürmek. Ayrılıktan sonra birleştirmek: Allah sizi sevdiklerinize kavuştursun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring together. fold. restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fold. to cause to meet. to bring together. to unite. to cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reunite sb sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyanıklık, zekîlik, zekâ, anlayış, fetânet: Kiyâset sahibi bir adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کياست] zekilik, uyanıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Uyanıklık, anlayışlılık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Yer mantarından elde edilen bir çeşit antibiyotik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putrefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make speak. to draw sb out. to play very well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sb talk. to allow sb to talk with. to make sb talk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bustle. chase. to bustle about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run hither and yon. to rush from one place to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Kovuşturmak işi. 2. Suçu bildirilen biri hekkınde yapılan soruşturma ve araştırma, takibat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecution. investigation of a case by a legal agency of the state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Peşine düşmek, takip etmek, kovalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecute. to prosecute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to investigate a crime. to prosecute sb. to take criminal proceedings against sb. to proceed against sb by law. to initiate / to institute / to take / to recur to / to have recourse to le. legal proceedings against sb. prosecute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski, işe yafamaz, kullanıla kullanıla bozulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilapidated. junky looking. ramshackle. conk out. decrepit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunk. berth. couchette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couchette. berth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mimosa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden, dokunulduğu zaman yaprakları pörsüyen bir bitki (Lat. mimosa pudica).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yediğini çıkart mak: Kusturacak bir ilâç lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to vomit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb vomit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gücendirmek, darıltmak, muğber etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offend. hurt. make angry. vex. dissatisfy. huff. miff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kusturan, Ar. mukayyî: Kusturucu ilâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vomitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an emetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuş tüyü gibi pek yumuşak oturacak, yatacak yer; kuştüyü ile doldurulmuş: Kuştüyü yetak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayş» tan masdar) (C. maâyiş). 1. Yaşayış, yaşama, ömür: Güzel bir maişet sürdü. 2. Yaşamak için lâzım gelen şeyler: Maîşetı dardır. Eskiden küçük ilmiyye rütbesindekilerin tâylnâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alimonia. bread. sustenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معيشت] geçim, dirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headline. heading. streamer headline. streamer. cuff. wristband. caption. frill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuff. headline. caption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

newspaper headline ; cuff. banner headlines. banner headline. catch line. head. masthead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ipek maymun, Orta ve Güney Amerika'da bulunan ufak bir maymun, zool. Callithrix jacchus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. markizet, bir çeşit ince dokuma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absorption. assimilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. ). Emmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to suck up. to absorb. to soak up. assimilate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

emmek, çekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.), (bk.) Mes.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıçankuyruğu, bot. Alopecurus agrestis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fare kapanı; tuzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cülûs» dan masdar). Birlikte oturma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cins» ten mesdar). Bir cinsten olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» dan) (c. muhSIesSt). Birbirine karşı hulûsla, dostlukla muamele, samimî sevgi: Aramızda eski muhSIeset vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lebs» ten masdar). 1. Benzeyen iki şeyin biribirinden farkolunamayıp karışması, Ar. iltibâs. 2. Münasebet: Bu mülâsebetle; akrabalık mülâbesesiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «merese»den)

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Müjde, sevindirici hab(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjde ve müjdelik’ten galat. (bk.) Müjde, müjdelik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Muştu).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjdeci, muştu getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinçli bir haberi bildirmek, müjdelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tell the good news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjdeciye verilen armağan, müjdelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «setr»den if.) (mü. mütesettire). Gizlenen, saklanan, örtünen: Mütesettir bir kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şitât» tan if.) (mü. müteşettite). Dağınık, perişan, perakende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «üns» den masdar). 1. Ünsiyet, arkadaşlık, birbirine alışıp, birlikte yaşama. 2. İnsandan kaçmayış, insana alışan, vahşî hayvanın insana alışması: Bazı hayvanlar kolaylıkla müvâneset kazanırlar.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متشتت] karışık, dağınık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sağlam olmayan, metanetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). 1. Nakş yapmak. 2. mec. Zihne iyice yerleştirmek, perçinlemek; zihne nakşetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to engrave sth in (one's memory or mind. beset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pislik, murdarlık. NECAŞİ (i. A.). Habeş hükümdarlarına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نجاست] pislik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nefîs, değerli ve güzel olan şeyin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excellence. exquisiteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excellence. superior quality. choiceness. exquisitieness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نفاست] nefislik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Nefislik, nefis olma hali. Kıymetlilik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming into existence. emergence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Meydana gelme, gelişme. 2.Kaynak olma, bir mecradan çıkış. Neşet: 19.yy. Türk şairlerinden biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to originate from. to arise from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernormal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uğursuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recrudescence. relapse. relapsing. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relapse. recrudesce. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to relapse. to recur. recrudesce. replapse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-set) denge meydana getirmek: karşılığı ile denkleştirmek; boruya dirsek koymak; ofset usulü basmak; dallanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. daldırma dal, fışkırma dal, piç fidan; bir aile veya ırk kolu; bir dağ sırasının ovaya uzanan burnu; mim. duvar kalınlığının azaldığı yerde meydana gelen raf gibi düz çıkıntı; mak. engeli aşması için bir boruya konulan dirsek; ana çizgiden dikey ol

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. offset

düz baskı

Basım işlerinde kâğıt, plastik film vb. malzemelerin ön veya üst yüzeyine yapılan baskı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offset. offset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offset. offset printing. offset printing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ovuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Olağandışı, fevkalâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. extreme. supernatural. supernormal. incredible. exceptional. remarkable. spectacular. terrific. breathtaking. classical. dreamy. exceeding. extra. fantastic. fantastical. glorious. huge. marvellous. marvelous. miraculous. necromantic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. extraordinary. magnificent. phenomenal. prodigious. remarkable. singular. spectacular. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. unusual. wonderful. abnormal. dreamy. fantastic. marvellous. miraculous. preternatural. prodigious. rare. remarkable. superior. unaccountable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phenomena.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation. constitution. generation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

build up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation. constitution. generation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

build up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

form. create. compose. carve out. constitute. effectuate. forge. generate. make up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

build. compose. constitute. form. generate. to form. to constitute. to compose. to make up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form. to constitute. call into being. compose. develop. make up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be formed. to be constituted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be formed. to be constituted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preliminary inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preliminary inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hücum, saldırı; başlama, başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öpüşmeye yani birbirini öpmeye zorlamak veya izin vermek. 2. Barıştırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ovuşturmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

massage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine sürerek ovmak: Ellerini ovuşturmak, mec. El ovuşturmak = Hayrette kalıp ne yapacağını şaşırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rub. chafe. wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub. knead. to rub. to massage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to massage. to knead. to rub. to rub together. to wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rub. chafe. wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub. knead. to rub. to massage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to massage. to knead. to rub. to rub together. to wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine sürülerek ovulmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Spanish silver coin, and money of account, equal to about nineteen cents, and divided into 100 centesimos. formerly the basic unit of money in Spain; equal to 100 centimos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peseta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İspanya'da para birimi, peseta; bir ispanyol parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. foto ofset.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.sıcak memleketlere mahsus ve çiçeklerinin altında iri kırmızı yaprakları olan bir bitki,bot.Euphorbia heterophylla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pochette

torba

Genellikle plastikten veya kâğıttan yapılmış, içine öteberi koymaya yarayan, çeşitli büyüklükte olabilen taşıma gereci.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pochette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plastic bag. nylon bag. carrier bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polyster bag. carry-bag. sachet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea bag. tea- bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarap veya bira ile kestirilmiş baharatlı sıcak süt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby carriage. pushchair. stroller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroller. pushchair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., tıb. sivilceler hâsıl etmek, kabarcık haline girmek; s. sivilce dolu. pustulant i. sivilceler hâsıl eden bir ilaç. pustular s. sivilcelerle dolu, sivilce kabilinden. pustula'tion i. sivilce hâsıl etme, sivilcelenme; sivilce, kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivilce, kabarcık, püstül; bot. kabartı, sivilceye benzer benek. pustulous s. sivilcelerle dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köklü bitkilerden veya çalılardan oluşmuş çit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çelik) baraka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Oynamak, dans etmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Tazelik, yumuşaklık. 2.Ucuzluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskilik, köhnelik, yıpranmış olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Baş olma, reislik. 2. Tanzimat’tan önce: Reîsülküttâblık, dışişleri bakanlığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ریاست] başkanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Reislik, başlık, baş olma, başkanlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başkanlık yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. riyâset = reislik, Fars. penâh = sığınak). Reislik makamında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Reise, reislik makamında bulunana alt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mısır'da Reşit şehri. Rosetta stone 1799'da Reşit civarında bulunan ve üstünde Yunanca ve hiyeroglif yazılar olan bazalt tablet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül şeklinde rozet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. koyu kırmızı; kuru yaprak renginde; i. koyu kırmızı veya kuru yaprak rengi; bu renk kumaş veya giysi. russet apple kış elması. russety s. koyu kırmızı renkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğru yolda olan. Akıllı, ergin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Geçirmek, geçiştirmek. 2. Kurtulmak, baştan atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry. to cause to go away. to avoid. to escape. to parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get rid of. to shake. to ward off. to parry. to deflect. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İfadede açıklık, akıcılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سلاست] akıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Titizlik, geçinememe, geçimsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Titizlik, geçinememe, geçimsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «sed»den galat), (bk.) Sed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floodgate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causeway. dam. dike. embankment. range. set. terrace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to sit; to make to assume a specified position or attitude; to give site or place to; to place; to put; to fix; as, to set a house on a stone foundation; to set a book on a shelf; to set a dish on a table; to set a chest or trunk on its bottom or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, to attach or affix to something else, or in or upon a certain place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make to assume specified place, condition, or occupation; to put in a certain condition or state ; to cause to be.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fix firmly; to make fast, permanent, or stable; to render motionless; to give an unchanging place, form, or condition to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to stop or stick; to obstruct; to fasten to a spot; hence, to occasion difficulty to; to embarrass; as, to set a coach in the mud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fix beforehand; to determine; hence, to make unyielding or obstinate; to render stiff, unpliant, or rigid; as, to set one's countenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fix in the ground, as a post or a tree; to plant; as, to set pear trees in an orchard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fix, as a precious stone, in a border of metal; to place in a setting; hence, to place in or amid something which serves as a setting; as, to set glass in a sash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To render stiff or solid; especially, to convert into curd; to curdle; as, to set milk for cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put into a desired position or condition; to adjust; to regulate; to adapt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put in order in a particular manner; to prepare; as, to set a razor; to set a saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To extend and bring into position; to spread; as, to set the sails of a ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a pitch to, as a tune; to start by fixing the keynote; as, to set a psalm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To reduce from a dislocated or fractured state; to replace; as, to set a broken bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pass below the horizon; to go down; to decline; to sink out of sight; to come to an end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fit music to words.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place plants or shoots in the ground; to plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be fixed for growth; to strike root; to begin to germinate or form; as, cuttings set well; the fruit has set well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To become fixed or rigid; to be fastened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To congeal; to concrete; to solidify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To have a certain direction in motion; to flow; to move on; to tend; as, the current sets to the north; the tide sets to the windward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To begin to move; to go out or forth; to start; now followed by out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To indicate the position of game; said of a dog; as, the dog sets well; also, to hunt game by the aid of a setter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To apply one's self; to undertake earnestly; now followed by out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fit or suit one; to sit; as, the coat sets well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fixed in position; immovable; rigid; as, a set line; a set countenance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firm; unchanging; obstinate; as, set opinions or prejudices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Regular; uniform; formal; as, a set discourse; a set battle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Established; prescribed; as, set forms of prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adjusted; arranged; formed; adapted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of setting, as of the sun or other heavenly body; descent; hence, the close; termination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is set, placed, or fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A young plant for growth; as, a set of white thorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is staked; a wager; a venture; a stake; hence, a game at venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Permanent change of figure in consequence of excessive strain, as from compression, tension, bending, twisting, etc.; as, the set of a spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of punch used for bending, indenting, or giving shape to, metal; as, a saw set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece placed temporarily upon the head of a pile when the latter cannot be reached by the weight, or hammer, except by means of such an intervening piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short steel spike used for driving the head of a nail below the surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number of things of the same kind, ordinarily used or classed together; a collection of articles which naturally complement each other, and usually go together; an assortment; a suit; as, a set of chairs, of china, of surgical or mathematical instrument

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number of persons associated by custom, office, common opinion, quality, or the like; a division; a group; a clique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Direction or course; as, the set of the wind, or of a current.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In dancing, the number of persons necessary to execute a quadrille; also, the series of figures or movements executed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The deflection of a tooth, or of the teeth, of a saw, which causes the the saw to cut a kerf, or make an opening, wider than the blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A young oyster when first attached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collectively, the crop of young oysters in any locality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A series of as many games as may be necessary to enable one side to win six.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

If at the end of the tenth game the score is a tie, the set is usually called a deuce set, and decided by an application of the rules for playing off deuce in a game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Deuce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That dimension of the body of a type called by printers the width.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of various standards of measurement of the fineness of cloth; specif., the number of reeds in one inch and the number of threads in each reed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exact meaning varies according to the location where it is used.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sometimes written sett.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stone, commonly of granite, shaped like a short brick and usually somewhat larger than one, used for street paving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Commonly written sett.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Camber of a curved roofing tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The manner, state, or quality of setting or fitting; fit; as, the set of a coat. several exercises intended to be done in series; 'he did four sets of the incline bench press' the act of putting something in position; 'he gave a final set to his hat' any

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terrace. wall. dam / dike / levee / retaining wall. bank. causeway. dam. dike. obstruction. set. sustaining wall. weir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of things of the same kind that belong together and are so used; 'a set of books'; 'a set of golf clubs'; 'a set of teeth'. an abstract collection of numbers or symbols; 'the set of prime numbers is infinite'. several exercises intended to be done

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SET is a secure protocol designed by MasterCard and Visa to facilitate financial transactions over the Internet Compared with SSL, it places more emphasis on validating both parties to the transaction, and uses trusted servers so that a merchant holds onl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SET is a system for ensuring the security of financial transactions on the Internet It was supported initially by Mastercard, Visa, Microsoft, Netscape, and others With SET, a user is given an electronic wallet and a transaction is conducted and verified

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transaction MasterCard and Visa developed this standard jointly to insure secure electronic transactions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

For sets of feature structures, organized in the same way as sequences For sets containing elements none of which print higher than three times the line height, brackets are scaled from the current font Otherwise scaled braces are constructed in effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transaction, a protocol developed by Visa and MasterCard to allow secure credit card transactions of the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A payment standard has been set up in the electronic commerce sector Known as SET this standard is defined by Visa, Mastercard and American Express This system requests from the user his card number and expiry date, which are then encrypted Only the card

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transfer protocol for exchange credit card information over networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The direction towards which the current flows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When the score reaches 8 all, hand out must choose before the next service is delivered, either to continue the game to 10 points, which is termed 'Set Two', or declare 'No Set' in which case the first player to reach 9 points wins the game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set is a collection of things, without regard to their order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transaction: A system for encrypting e-commerce transactions, such as online credit card purchases Developed by Visa, MasterCard, Microsoft, and several major banks, SET combines 1,024-bit encryption with digital certificates to ensure s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A delimited collection of values in which the order of the enclosed values is not significant [641 0-B-1] [641 0-G-1].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An obstacle course which, throughout the rehearsal period, defies the laws of physics by growing smaller week by week while continuing to occupy the same amount of space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set is a collection of related things Example: Days of the week.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Electronic Transaction MasterCard and Visa developed this standard jointly to ensure secure electronic transactions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) duruş, oturuş; batma, batış, gurup; akıntı veya rüzgarın yönü; fide; testere dişlerinin çaprazlanması; meyil, eğilim temayül; mizanpli; tenis set; briç yenilgi. set square gönye. a dead set engel, mâni; av köpeğinin avı göstermesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) takım, grup, klik; seri; tiyatro dekor, stüdyo düzlüğü; (sin.) set; televizyon veya radyo alıcısı; (mat.) dizi. a set of teeth diş takımı. dinner set sofra takımıi the fast set hızlı yaşayanlar grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) belirli, muayyen; ayarlanmış; adetlere uygun; yerleşmiş; aynı, basmakalıp; verilmiş; değişmez; hazır; düzenli, muntazam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (set, ting) koymak, yerleştirmek; batmak, kaybolmak; kuluçkaya yatırmak, kuluçka makinasına koymak; pekiştirmek; dondurmak, katılaştırmak; kurmak, ayarlamak; hazırlamak; doğrultmak, kırık veya çıkığını yerine oturtmak; yön vermek; kakma işi yapm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dönüştürücü kutu adı da verilen bu alıcılar, televizyonda görüntülemek üzere yayınları (analog kablolu, dijital kablolu veya HDTV) dönüştürür. HDTV yayınlarına hazır televizyonların (dahili HDTV tuneri olmayanlar) dijital televizyon programlarını alabilmeleri için uyumlu bir HDTV tuneri set üstü cihazına bağlanmaları gerekir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. setae) (biyol.) domuz kılına benzer sert uzantı; ince diken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert kıllı; domuz kılı gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. se = üç, târ = tel). 1. Üç telli bir çeşit tanbura. 2. Ahenk, nizam, düzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şenlik (Ar.’daki mânâsı: Hilekârlık ve şaklabanlık).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شطارت] neşe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Neşe, sevinç, şenlik.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aksilik, işin ters gitmesi; ters akıntı; (mim.) yüksek binalarda üst katların alt katlara nazaran daha geriden inşa edilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert kıllı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) domuz kılı şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Çekoslovakya’da Sedltz köyünün adından). 1. Müleyyin, iç sürdüren bir maden suyu. 2. Karbonat katılarak köpürtülmüş limonata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şütûm). Sövme, Şetmetmek = Sövmek. ŞütOm-ı galize = Kaba sövmeler, küfürler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شتم] küfür, sövgü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

küfretmek, sövmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karşılık, mukabil; (huk.) borca mukabil sayılan borç; (mim.) çıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) kıl fitili, bundan çıkan cerahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Örtme, kapama, gizleme. Setr-i avret = Ayıp yerleri örtme. Setr-i hakikat = Doğruyu gizleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ستر] örtme, gizleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

örtmek, gizlemek, kamufle etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «setr»den). Düz yakalı ve önü ilikli çuha elbise, ceket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Şett» ten smüş. m. ve c.). 1. Çeşitli, muhtelif. 2. Gazetelerin magazin kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. csetr» den imüb.). Mübalâğa ile setreden, örten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ستار] örten. 2.günahları örten Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Örten. Günahları örten, Allah. - Allah’ın isimlerinden “abd” takısı alarak kullanılır. Abdüssettar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kanepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dizici; seter (av köpeği).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kakılmış şey, mücevher yuvası; bir defada kuluçkaya konulan yumurtalar; tiyatro dekor; konunun geçtiği yer ve zaman, ortam; batma, gurup; bir kişilik yemek takımı; beste.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) yerleştirmek, yerleşmek; düzeltmek; sakinleştirmek; dibe çökmek, posasını çöktürmek; durulmak; (k.dili) hesaplaşmak; karara varmak; ödemek, hesabı kapatmak; iskân ve imar etmek; bir karara bağlamak, halletmek; konmak (kuş); oturmak (temel);

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yerleşme, oturma; kararlaştırma; halletme; hesap görme; duvarın veya toprak setin biraz çöküp oturması; yeni sömürge; yeni iskan edilmiş yer; ev, mesken; (huk.) irat bağlama. settiement house şehrin fakir semtlerinde kurulan yardım yurdu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeni bir yere yerleşen göçmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yerleşme; halletme; (çoğ.) tortu, posa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çarpışma, tokuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) durum, vaziyet; ABD, argo kolaylıkla kazanılacak şekilde planlanmış maç; ABD, (k.dili) içkiye katılan buz ve soda; ABD, (k.dili) lokantada sofra takımı; fiziksel yapı; duruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çapraz; sert; çok aç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslında kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın yavaşça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salını verirse, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20-30 kat daha fazladır. Kurşunun arkasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslıjda kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın rahatça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salınıverise, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkarmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20 - 30 kat daha fazladır. Kurşunun arasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat on one's back. flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİYASET) (i. A.). (Kemalpaşazâde’ye göre: Tyasa’dan). 1. Hükümet ve devlet idaresi, politika. 2. Şiddetli ceza. 3. Ölüm cezası: Siyâsete uğramak. 4. Hükümet etmek: Siyasetçe böyle yapmak lâzımdır. 5. Devletlerarası münasebet ilmi, diplomasi. (Bu mânâsı Türkçe’ye mahsustur). Erbâb-ı siyâset = Politikacı. Meydân-ı siyâset = İdam yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

politics. diplomacy. policy. statesmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

policy. politics. policy politika. diplomacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

politics. finesse. strategy. artfulness. policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سياست] politika. 2.idam cezası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Seyislik, at idare etme, at işleriyle uğraşma. 2.Memleket idaresi. 3.Ceza, idam cezası. 4.Politi(Kadın İsmi) Diplomatlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

political science.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

political scientist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

politician politikacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

politician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Siyaset bakımından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Usulca sokmak, dar yere tıkıştırmak: Şu bohçayı dolabın içine sokuşturuverin. 2. Usulca vermek: Fakirin eline birkaç para sokuşturdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squeeze sth / sb into a narrow place. to slip bad goods in with the good. inject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. taklak, perende; f. taklak atmak, perende atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Soruşturmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquisitional. inquisitorial. inquiries. investigation. questionnaire. inquiry. checkback. disquisition. enquiry. examination. hearing. inquest. inquisition. probe. quest. question. verification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquiry. inquest. inquiry. investigation. inguiry. research. questionnaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquiry. investigation. inquest. official investigation. ascertainment. canvass. examination. field investigation. inquiries. inquisition. preliminary inquiry. search. sifting. verification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board of inquiry. committee of enquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquirer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquirer. investigator. examiner. tester. inspector. scrutinizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öğrenilmek istenen şeyi birçok kişiye sorarak iz aramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enquire. investigate. query. to make inquiries. to inquire about. to investigate. to inquire into. to ascretain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inquire. to ask. to question. to query. to make inquiry. to take up / to institute / to pursue / to follow up / to conduct / to carr. to ask about. to ask questions. to put querries. to put a question to. to interpellate. ascertain. fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in flagrante delicto. red-handed. in the very act. in the fact. flagrant offence. in delicto. in fault. red handed. with hands red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magistrates. police court. flagrante delicto court. summary court of jurisdiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fair cop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. günbatımı, güneş batması, gurup; akşam; günbatımında gök renkleri; çöküş devri, gerileme devri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iki şeyi birbirine sürtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iki şeyi birbirine dokundurmak: Ellerini, ayaklarını sürüştürüyordu. 2. Yavaş yavaş ovmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quietus. squelch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Susmaya, sükûta mecbur etmek, sükût ettirmek, Osm. iskât etmek: Şu bağıran çocukları susturun; ben onu sustururum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settle smb.'s hash. silence. cut short. shush. blanket. burke. confute. gag. hush. outtalk. quiet. quieten. shut up. squelch. still. stow. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gag. hush. muzzle. quieten. silence. squash. squelch. still. wither. to silence. to quieten. to hush. to muzzle. to gag. to shut up. shut up. cut off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quiesce. to silence. to make sb stop talking. appease. bottle up. gag. hush. muzzle. pose. put down. put to silence. quell. quiet. quieten. shut up. squelch. still. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silencer. muffler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silencer. silence. muffler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muffler. silencer. silencer. withering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Susmasını sağlamak. 2. Artık söz söylemiyecek bir duruma düşürülmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be silenced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dikte etme cihazlarında kayıt başlangıcına saat ve tarihin otomatik olarak kaydedilmesidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «setr»den). Örtünme, saklanma, gizlenme, kapanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being covered or veiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çatallaşma, parçalı hâle gelme, güçleşme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تستر] örtünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Over The Counter Markets)

Organize bir borsa dışında yapılan işlemleri kapsayan gevşek ve gayriresmi nitelikteki borsa dışı piyasalardır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ısı ile sertleşen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tıknaz; sık dikilmiş (bitkiler).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokundurmak, vuruşturmak, çarpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to collide with together to clink (glasses when toasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çeçe, zool. Glossina mor sitans, Glossina palpalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignition. lighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirine tutturmak: El ele tutuşturmak. 2. İliştirmek, bitiştirmek: Bunun iki kenarını tutuşturmalı. 3. Kavga ettirmek: Onun maksadı bizi tutuşturup uzaktan seyretmektir. 4. Alevlendirmek: Şu odunları tutuşturmalı. 5. Sıkıştırmak, usullacık vermek, eline bırakmak: Eline birkaç kuruş tutuşturdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deflagrate. ignite. set on fire. kindle. enkindle. fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire. ignite. inflame. kindle. to accend. to set on fire. to set alight. to fire. to kindle. to ignite. to slip into. to thrust into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sth on fire. to ignite. to kindle. suddenly to thrust sth into sb's hands. to cause to start (fighting , wrestling. to fasten things together. burn. enkindle. light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.mürettip, dizmen. typesetting machine matbaa harfi dizme makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Yüz ekşiliği, çehre çatıklığı, gülmez yüz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerinden çıkarmak; tedirgin etmek; düzenini bozmak; yerinden çıkmak; tedirgin olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kararsıız, kararlaştırılmamış; henüz yerleşilmemiş; belirsiz; değişken (hava); yerleşmemiş, göçebe; ödenmemiş, kapanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-set,-ting) devirmek; altüst etmek; keyfini bozmak; bozguna uğratmak, beklenmedik anda yenmek; sinirlendirmek; midesini bozmak; mak. demir parçasını kızdırıp çekiçle ucuna vurarak kısaltmak ve kalınlaştırmak, dövmek, şişirmek; devrilmek; altüst o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. devrilmiş; düzeni bozulmuş, altüst olmuş; üzüntülü, sinirli; dikine çevrilmiş; i. devrilme; altüst olma; k.dili. surprizli yenilgi, bozgun; bozulma . upset price müzayedede satıcının koyduğu asgari fiyat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open wag g on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crypto -. disguised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. istidâc’tan). Kurşun boyası denilen beyaz mâdenî bir madde ki, boyacılıkta kullanılır. Kaba üstübeç = Boya astarı için üstübeç yerine kullanılan beyaz bir toprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceruse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemik, Ar. azm.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanık, yanık renkli. ustula'tion i. yanma; ecza. nemli maddeleri kurutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «üst» ten). 1. Üst gelen: Yazıda o, benden üstündür. 2. Galip gelen, ileri. Üstün gelmek = Galebe çalmak. Üstünkörü = Baştan savma, rastgele: Ustünkörü süpürdü (Arapça’da bazı harflerin üstüne konan (‘) işareti, fetha).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascendant. ascendent. choice. distingue. excellent. extra. golden. high. pre-eminencent. predominant. preponderant. super. super-duty. superior. transcendent. unsurpassed. up. hyper-. super-. supra-. above. atop. atop of. over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant. excellent. paramount. predominant. preeminent. supreme. transcendent. superior. above.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsurpassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. 2.Yenen, galip gelen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excel. predominate. surpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceed. excel. overtop. pass beyond. predominate. to be prevalent. shine. surpass. to hold the whip hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Üstün bay. 2.Seçkin, başarılı kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (cerrahlık). Operatörlük takımı ve bunların mahfazası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Üstün dağ.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nothing like. atop. atop of. onto. over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of. on. onto. over. about. above.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

above. onto. over. upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Üsten - (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cursory. sketchy. superficial. skin-deep. superficially.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equivocal. superficial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fetha ile okumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), üzerinde fetha (üstün)) harekesi bulunan, Ar. meftûh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emsalinden ileri olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantage. altitude. ascendancy. ascendency. beat. championship. class. distinction. dominance. edge. eligibility. excellence. head start. hegemony. lordship. mastery. overweight. pre-eminence. precedence. predominance. preponderance. primacy. spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantage. ascendance. distinction. dominance. excellence. hegemony. predominance. preference. preponderance. primacy. priority. superiority. supremacy. virtue. ascendancy. head start.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantage. ascendency ascendancy. distinction. dominance. excellence. hegemony. lordship. odds. paramountcy. precedence. predominance. preponderance. primacy. quality. superiority. supremacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lay open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cotton waste. oakum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca: stupa). (bk.) Usturpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Deve, Ar. cemel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Deveci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «estere» den). Tıraş etmeye mahsus berber Aleti. Ustura vurmak, çekmek = Ustra ile tıraş etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

razor. straight razor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straight razor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسطوره] efsane, mitoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسطوروی] efsanevî, mitolojik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan). Vaktiyle gök cisimlerinin yüksekliğini ölçen bir astronomi Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrolabe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collision mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.: storp). 1. Gemilerde silip süpürmekte kullanılan kaba keten ve kenevir yahut bozuk halat parçası. 2. Bir ince halatın bir ucuna uzun bir kurşun parçası bağlayarak yapılan vurucu Alet ki, eskiden ekseriya tulumbacılar kullanırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loaded cane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ustalıkla, tertipli bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. cleverly constructed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça sütûn’dan ve o da Yunanca’dan). 1. Direk, Ar. amûd. 2. İçi boş direk, zıvana. 3. (matematik) Silindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. üstüvâniyye). Üstüvane, silindir şeklinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sağlam, metin, kuvvetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İki şeyi birbirine sürterek uvmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hissi iptal ederek duymaz hâle getirmek: Ağrıyan yeri biraz eter sürerek uyuşturdum. 2. Uyuşup anlaşmasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benumb. numb. anaesthetize. narcotize. dull. drug. lull. stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. numb. to numb. to narcotize. drug. to deaden. to anaesthetize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benumb. lull. tally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hissi iptal ederek duymaz bir hâle getiren: Afyon uyuşturucu ilâçların biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anodyne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthetic. dozy. narcotic. anesthetic. narcotic. drug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthetic. anodyne. dope. narcotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gear. junk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hissi iptal edilerek duymaz bir hâle getirilmek: Ağrıyan yer, birtakım ilâçlar sürülerek uyuşturulabilir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انوثت] dişilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yabanilik, vahşîlik: İnsanlar bir zamanlar vahşette yaşamışlardır. 2. Issızlık, tenhalık, yalnızlık: Vahşetin verdiği dehşet. 3. Tenha ve ıssız yerlerde duyulan korku ve dehşet. VahşetAmîz, vahşet-engîz = Korkunç, müthiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity. savageness. savagery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wildness. savageness. savagery. atrocity. fear. solitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brutality. wilderness. savageness. barbarousness. ferocity. savagery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وحشت] yabanîlik. 2.korku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وحشت انگيز] korkunç, korku salan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ وحشتناک] korkunç. 2.ıssız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vâris olma, bir şahsın ölümünde para ve mallarına sahip olma hakkı, mirasçılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inheritance. heredity kalıtım. soyaçekim. administration. tutorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inheritance. heredity. hereditary transmission. succession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وراثت] varislik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

succession duty. inheritance tax. estate tax. duty on inheritance. death duty. inheritance / succession tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

DL = Almanca; FR = Fransızca; NL = Hollandaca; IT = İtalyanca; TR = Türkçe; GR = Yunanca; E = İspanyolca; P = Portekizce; S = İsveççe; SF = Fince; N = Norveççe; DL = Danca; RF = Rusça; PL = Lehçe; CZ = Çekçe; BG = Bulgarca; H = Macarca; SERB = Sırpça-Hırvatça; ROM = Romence; ICE = İzlanda dili

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kuruluk, nemsizlik, rutubet yokluğu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یبوست] kuruluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ES alıcımız gelen sinyali farklı bir çıkış sinyaline dönüştürebilir. Bu şekilde, yalnızca TV’nize bir bağlantı gerekir (HDMI™/ Komponent).

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamlanmamış bir hâlde bırakılan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یبوست] kuruluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses bilgisinin ilk bir kaç saniyesini sürekli olarak kaydeden bir özelliktir. Böylece kayıt düğmesine geç basılsa bile kaydın başlangıcı yakalanabilir.

Teknolojik Terim by