Sif ne demek? | Sif anlamı nedir? | Sif

Sif anlamı nedir?

Sif ne demek?

Sif anlamı nedir?

Sif | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sif

Türkçe Sözlük

(i. İng.). CİF kısaltmasının yaygın olan söylenişi, (bk.) CİF.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wife of Thor and guardian of the home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Selective Identification Feature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Signaling information field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A format for compressed video specified by the MPEG committee, with resolutions of 352 x 240 x 29 97 for NTSC and 352 x 288 x 25 00 for PAL SIF-resolution video provides an image quality similar to VHS tape. stands for standard interchange format SIF is a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SONET Interoperability Forum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thor's wife, goddess of cornfields Her long hair is made of pure gold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Station Information Frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Source Image Format; refers to the original image format on which the source image was taken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Signaling Information Field. wife of Thor and guardian of the home.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agresif

saldırgan

Başkasına saldıran, yapısında saldırma özelliği olan (devlet, kimse, hayvan).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. «easûf» dan if.) (m. Asıfa) (c. avâsıf). Pek sert, pek şiddetli, şiddetle esen: Rİh-ı Asıf, rîh-ı Asıfa. (Çünkü rîh, Arapça’da hem müennes, hem müzekkerdir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pek sert, pek şiddetli, şiddetle esen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şiddetle esen rüzgar. Kur’an’da Yunus 22, İbrahim 18 ve En’am suresi 81.ayetlerde geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iffet gereklerine aldırmayan kadın, iffetsiz, oynak kadın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشفته] perişan. 2.iffetsiz kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sınıflara ayırmak, tasnif etmek. classifiable (s). sınıflandırılabilir. classifica'tion (i). sınıflama; sınıf. classified advertisements küçük ilânlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şifâ yurdu, sağlık yurdu. mec. Tımarhâne.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. défensive

sp. savunmalı

Savunmayı esas alarak kurulan (oyun düzeni).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir şifreyi çözme. Musikide bir notayı sökerek icrâ etme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déchiffré

çözülmüş, açıklanmış

Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediği ortaya konmuş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deciphered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değişik veya çeşitli bir hale sokmak.diöirsifica'tion (i).değişiklik,çeşitlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir maddeden. emulsiyon yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bot. kılıç şeklinde kılıçsı (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahrif etmek, bozmak, kalpazanlık etmek; yalan olduğunu söylemek; hukaslı olmadığını ispat etmek. falsifica'tion(i). tahrif, sahtesini yapma, taklit. falsifier (i). düzenbaz kimse, yalancı; tahrifçi kimse; kalpazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. feylesof). (bk.) Filozof, feylesof.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلاسفه] filozoflar, felsefeciler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s iğ şeklinde, iğimsi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gaz haline koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gaz haline koymak, gaz yapmak; gazlaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) içinde alçı bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûf»tan). Sararmış, -engi ve parlaklığı kalmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasâfetli, aklı başında, olgun.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hasafetli, aklı başında olgun adam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasâfetli, aklı başında bir adama yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizlenen kin ve düşmanlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hasif).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) şiddetini artırmak; (foto.) resmin daha belirli çıkması için negatifi kuvvetlendirmek. intensifica'tion (i.) kuvvetlendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşf» ten if.) (mü. kâşife). Keşfeden, meydana çıkaran, meçhul bir şeyi meydana çıkaran: Amerika kıt’asının kâşifi Kolomb’dur. Vaktiyle Mısır’da kusrâ kaymakamlarına da denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discoverer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explorer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discoverer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کاشف] keşfeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Keşfeden, bulan, meydana çıkaran.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kaşif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins sarık bağlama, kendine mahsus tarzda bağlanmış sarık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick. consistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. exploration. finding. reconnaissance. estimation. detection. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. exploration. find. reconnaissance. scout. explorotion. investigation. detection. recce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimate. exploration. investigation. survey. finding out. reconnoitering. assessment. detection. discovery. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کثيف] yoğun. 2.kalın. 3.koyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کشف] keşfetme, bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Açma, meydana çıkarma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconnaissance column. scouting patrol. scout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesâfet» ten) (mü. kesife). 1. Sık, tok: Kesif kumaş. 2. Kalın, yoğun, sıkı: Kesif ağaç. 3. Şeffaf olmayan: Kesif cisim; pek kesif bir duman. 4. Koyu, kesif bir sıvı. 5. Kaba, maddî, zekâ ve duygusu az olan: Pek kesif bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Parlayan, parlayıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

massive. solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dağ kitlesi; boyuna veya enine dereler olan dağlık bir bölgenin ortasındaki kütle; yerinden oynamış ve dört tarafı çatlaklarla donanmış yekpare yerküre parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «esef» ten if.) (mü. müessife). Esef ettiren, keder veren: Bazı müessif haller oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deplorable. regrettable. sad. lamentable. sorry. unfortunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesâfet» ten if.) (mü. mükessife) (tıp). Koyulaştıran, kesif hâle koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yoğunlaştırıcı, kondansatör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hüsûf» tan imef.) (mü. münhasife). 1. Ayın, güneş ışığı alamayarak tutulması: Ay, saat beşte tamamen münhasif oldu (güneş için «münkesif» denir). 2. Daha mükemmel bir şeyin yanında bulunduğundan sönük bir halde kalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küsûf» tan İf.) (mü. münkesife). Küsûfa uğramış, tutulmuş, ayin araya girmesiyle görünmez olmuş (güneş) (ay hakkında «münhasif» denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «keşf» ten if.) (mü. münkeşife). 1. Meydana çıkmış, açık. 2. Keşfolunmuş, meçhul iken bulunup bilinmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasafet» den if.) (mü. munsıfe). 1. İnsaf eden, insaflı, adalet ve doğruluktan ayrılmayan: Munsıf adamdır. 2. Kötülükte ileri gitmeyen: Munsıf bir hırsız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منصف] insaflı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. insaf ve doğrulukla: Pek munsıfâne hareket ediyor. 2. Pek ileriye varmayarak: Biraz munsıfâne vuruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nısf» den if.) (mü. muntasıba). 1. Yarılamış, yarıya varmış. 2. Yarı, nısıf, vasat. Muntasıf-ı ramazan = Ramazanın yarısı, ortası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «esef» den if.) (mü. müteessife). Esef ve keder eden, üzülen: Bu haberden çok müteessir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesafet» ten if.) (mü. mütekâsife). Sıklaşmış, koyulaşmış, kesîf bir hâl almış: Mütekâsif cisim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asf» dan if.) (mü. mûtesife). Doğru yoldan ve insaftan ayrılıp haksızlık eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kelvin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» dan if.) (mü. muttasıfa). Bir hâl ve sıfatla vasıflanmış olan, kendinde bir hâl ve sıfat olan: Cömertlikle muttasıf bir adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤسف] üzücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متأسف] üzgün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üzülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متأسفانه] üzgün, esefli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متفلسفانه] bir filozof gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İki kişi arasında olan sır.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

İng. obsessive

ruh b. takıntılı

Takıntısı olan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. offensive

sp. atağa dayalı

Hücum esas alarak kurulan (oyun düzeni).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balık kartalı, zool. Pandion haliaetus; ötleği, kuzu kartalı, zool. Gypaetus barbatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., fizyol. kemikleşmek, kemiğe dönmek; katılaşmak; kemikleştirmek; katılaştırmak. ossifica'tion i kemikleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Aktif olmayan, hareketsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive. inactive. non-violent. nonviolent. quiescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inactive. passive. liabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liability. liabilities. passive. debit side of a balance sheet. debtor's figure. debtor side. liability item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pacification

etkisizleştirme

Etkisizleştirmek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make passive. carry as liability / liabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make passive. carry as liability / liabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yazı ve konuşmada lâubalilik önemsemeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bezelye şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rasef» ten smüş.) (mü. rasîfe). Sağlam, muhkem, metîn, sağlam yapılmış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sağlam dayanıklı. 2.Denizin yüzüne çıkmış kayalar. 3.Taş, temel, rıhtım.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Rıhtım, su içine yapılan set.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. récessif

biy. çekinik

Birkaç kuşak sonra ortaya çıkan ve o zamana kadar aradaki döllerde gizli kalan (soya çekim nitelikleri).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. Al. jeoloji). Su yüzüne kader gelen sıra kayalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işe yaramak, rahatlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekesakall, bot. Tragopogon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) Güneşin aydınlığı, parlaklığı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıktan kurtulma, iyi olma, Afiyet kazanma. Şifa bulmak = Hastalıktan iyi olmak, arılmak. Allah şifilar versin = Hastalara edilen dua. Şifi olsun = Bir şey ve bilhassa bir iliç veya yiyenlere edilen dua. Dirü’ş-şifi = 1. Hastahane. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. healing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery of one's health. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفاء] şifa,iyileşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İyi olma, kurtulma.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şifi = İyileşme, Fars. bahşiden = vermek). İyilik veren, iyileştiren: Bu su hastalar için şifâbahştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastahene. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şifâ = iyileşme, Fars. pezîreften = kabûl etmek). İyilik kabûl eder, iyileşebilir, geçebilir, tedavisi kabil, zıddı: şlfâ-ni-pezîr: Osm. gayr-i kaabili şifa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. şifâ = iyileşme; Fars. resânîden = yetiştirmek). İyi eden, şifâ veren, Ar. Şâfî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. şifâ = iyileşme; sâhten = yapmak), iyi eden. Ar. şâfî: Hiç bir ilâç bana şifâ-sâz olamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Şifâ bulma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفابخش] şifa verme, iyileştirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şefe). Şefeler, dudaklar, (bk.) Şefe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاخانه] hastane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağızdan, yazı ile olmayarak, söylemekle: Kendisine emrinizi şifahen söyledim. Zıddı: Tahriren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

viva voce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verbally. orally. viva voce. by word of mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفاها] sözlü olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A.) (mü. şifihiyye). Ağızdan olan, zıddı: tahrirî: Şifâhî emir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفاهی] sözlü olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şifihî olan, ağızdan alınan sözlü ifadeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاکار] şifa veren, iyileştiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سفال] çanak çömlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çanak, çömlek ve çini gibi topraktan yapılmış şey. Sifâl-pâre = Çanak, çömlek parçası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سفالين] topraktan yapılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاناپذیر] iyileşmez, onulmaz, şifa bulmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفارسان] şifa veren, iyileştiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» tan) (c. sıfât). 1. Bir kişi veya bir şeyin hâli: Fazilet insana yakışır sıfatların en iyisidir. 2. İnsanın bir iş ve harekette bulunmaya salâhiyet kazanmak için takındığı hâl veya unvan. 3. Şekil, çehre, beniz, dış görünüş: Onun ne adam olduğu sıfatından bellidir. 4. (gramer) Kendi kendine var olmayıp bir kişi veya şeye Arız olan bir durumu gösteren kelime: Ak, kara, büyük, küçük, ağır, hafif, Alim, câhil kelimeleri sıfattır (sıfatlanan isme «mevsûf» denir). Sıfat-ı resmiyye = Bir adamın devlet ve hükümetçe taşıdığı görev ve mevki; Onun bir resmî .sıfatı var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. adjectival. adjective. determinant. epithet. title. attribute. attribution. attributive. capacity. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. capacity. epithet. role. quality. attribute. appearance. aspect. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. attribute. capacity. role. position. quality. title. honorific. nickname. attribution. designation. person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفت] özellik, vasıf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفات] özellikler, vasıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer). Partisip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualifying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to qualify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفایاب] şifa bulan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa bulmak, iyileşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Fırat civarında Rakka yakınında bir yer olup Hz. Alî ile muâviye arasında geçen savaşla ünlüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Frengi hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. syphilis

tıp frengi

Genellikle cinsel birleşmelerle bulaşan, tedavi edilmediğinde inme, körlük, delilik vb. sonuçlara kadar varan, döle de geçerek vücutça ve akılca sakat bir soyun yetişmesine yol açan bir hastalık.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(SIFR) (i. A.) (c. asfâr). Kendiliğinden hiçe işaret olduğu hâlde rakamların sağında yazıldıkça onlara bir derece kazandırıp meselâ biri on ve ikiyi yirmi eden işaret ki, «0» şeklindedir. Solda sıfır = Hiçbir ehemmiyeti olmayan, hiç hükmünde olan. Sıfırı tüketmek = 1. mec. Karşılıkta bulunmaktan ve bir şeye devamdan Aciz kalmak. 2. Telef olmak: Herif soğuktan orada sıfırı tüketmiş. 3. Boş, hiçbir şeyi olmayan. Sıfrü’l-yed = Eli boş, Fars. tehîdest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zero. zero. null. o. naught. nought. nothing. nil. ought. cypher. cipher. nought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cipher. naught. nil. nothing. nought. null. zero.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nothing. zero. completely worthless person or thing. naught. nil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Video ekleme düzenlemesinde kullanılan işlev. Sıfır Ayar Hafızasıyla bitiş noktasını işaretleyerek ekleme kaydının otomatik olarak bu noktada durduğundan emin olabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu özellik, kaset bölümündeki önceki çekimlerin üzerine yeni çekimler yapmayı ve eklemeyi mümkün hale getirmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teacher who frequently gives zero or similar grades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to zeroize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

initialize. reset. to zero.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı çokluk olup, teklik gibi de kullanılır «süfle» yanlıştır). Alçak, terbiyesiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bir kabı çevlrmeksizin içindeki sıvıyı diğer bir kaba nakletmekte kullanılan boru ki, bir ucu diğerinden uzun olduğundan içindeki havası boşaltılınca kabın içindeki sıvıyı yukarı çıkarıp ondan alçak olan diğer kaba döker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. flusher. siphon. syphon. crane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siphon. culvert. toilet flush tank. s-trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siphon. cord or chain (pulled to flush a toilet with a flush tank mounted high on a. culvert (under a road , railroad. trap. crane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiffon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiffon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest of drawers. dresser. chiffonier. commode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiffonier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yassısolungaçlılardan bir bölüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sıfır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (e. esfâr). 1. Kitap, yazılmış şey. 2. Kitap cildi veya faslı ve Tevrât’ın beş kitabından herbiri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفر] sıfır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Chiffre’den, o da Arapça «cefr»den). Kimse anlamıyacak şekilde gizli işaretlerle yazma usulü: Şifre İle telgraf çekmek. Şifreyi açmak = Çözmek. Şifre miftihı veya anahtarı = Kullanılan şifre işaretlerinin cetveli ki, onunla şifre çözülür. Şifre kalemi = Dışişleri ve başka dairelerde şifre yazıp çözen şube.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

code. key word. code word. cypher. cipher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cipher. code. cypher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cipher. secret code. code member. key. key number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şifre ile (çekilmiş veya yazılmış).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kalburdan geçirmek, elemek; incelemek, soruşturmak; ayırmak. sift out kalburdan geçirip ayırmak. siftings i., çoğ. kalbur içinde kalan çerçöp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «istlftâh» tan galat), ilk alışveriş: Daha siftah etmedik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first sale. for the first time. first sale of the day. handsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first sale of the day. handsell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alışverişte veya bir işte başlangıç, siftah etmek, başlamak: Daha siftahlamadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, F.). Aşırı tutkun, kaçık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيفته] delicesine aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül vermiş, tutkun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaçıklık, tutkunluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيفته دل] gönlünü kaptırmış, delicesine aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fool around. to waste time. to pass the time doing nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. spécifique

özellikli

Bir türün, bir olayın karakteristik yönünü veren.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nısf» dan). Yarıya bölme, iki eşit kısma ayırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVSİF) (i. A. «vasf» dan masdar) (c. tavsîfât). Vasıflandırma, vasıflarını sayma, tasvir etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characterization. description. qualification. designation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توصيف] vasıflandırma, niteleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vasıflandırılmak, nitelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vasıflandırmak, nitelemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKSİF) (i. A. «kesâfet» ten). 1. Koyu ve sık yapma, bir sıvıyı koyulaştırma, dokuma vesaireyi sıklaştırma. 2. Şeffaf bir cismin şeffaflığını giderme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condensation. inspissation. thickening. densening. concentration. making sth opaque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تکثيف] yoğunlaştırma. 2.toplama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yoğunlaştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Sıcaklık değişmesiyle suyun hareketini temin eden sistem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot water heater. bath stove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot-water-heater. thermosiphon. water heater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Uzay mekiğinin içindeki astronotların havada yüzer gibi dolaştıklarını, eşyaların ortalarda uçuştuklarını televizyonda görmüşsünüzdür. Uzay mekiğinin dönüp durduğu yükseklik, dünyanın boyutları ile mukayese edildiğinde o kadar da fazla değildir. Peki nasıl oluyor da bu kadar bir yükseklikte yer çekimi sıfırlanıyor? Koskoca Ay’ı bile yörüngesinde tutan dünyamızın çekim gücü, ufacık bir uzay aracına nasıl etkili olamıyor?

Aslına uzay aracında da yer çekiminin yok olması söz konusu değildir. “Yerçekimsiz ortam” deyimi doğrudur ama bu, mekiğin yörüngesindeki uçuşundan doğan bir durumdur.

Astronotları (veya kozmonotları) bu ortama alıştırmak için özel hazırlanmış yolcu uçaklarının kullanıldıklarını duymuşsunuzdur. Uçak belirli bir yüksekliğe gelince aniden ve hızla bir eğri çizerek yere doğru inişe geçer. Saniyeler süren bir sürede uçağın içinde yer çekimsiz ortam yaratılmış olur.

Uzay mekiğinin ve uzay istasyonlarının dünya etrafında dönüşü, uçağın yaptığı hareketin veya çizdiği rotanın sürekli olan bir şeklidir. Yerden bakınca düz gidiyormuş gibi görünür ama uzay aracı devamlı düşüş halindedir. Eğer düz gitseydi (uzaydan baktığınızı düşünün) yörüngeden çıkar giderdi. Nasıl lunaparkta eğlence trenleri önce yükseğe çıkar sonra oradan hızla düşermiş gibi inerse, uzay aracının da dönüşü, aslında bu düşüş hareketinin devamlı bir halidir.

Uzay araçlarının uçtukları yükseklikte şüphesiz yer çekimi vardır ama bu sadece aracı yörüngede tutmaya yarar. Dünya’dan Ay’a doğru düz bir hat üzerinde yolculuk yaptığınızı düşünün. Ay ile Dünya arasında öyle bir nokta vardır ki burada Dünya’nın yerçekimi kuvveti biter Ay’ınki başlar. Yani uzayda nereye giderseniz gidin bir şeyin sizi çekmesinden kurtuluş yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evsâf). 1. Bir şahıs veya şeyin hâiz olduğu hâl ve sıfat: Filan adamın, filan şeyin vasfı. 2. Bir şahıs veya şeyin hâl ve hususiyetlerini sayarak tarif etme. 3. Övmek: Sizin vasfınızı ediyorlardı. 4. İsim çeşitlerinden sıfat. Vasf-ı terkîbî, sıfat tamlaması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» dan) (mü. vâsıfa). Vasıflandıran, birinin vasıflarını anlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. qualification. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualification. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attribute. qualification. quality. characteristic. feature. adjective. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has hal, nitelik hususiyet. 2.Bir şeyin mahiyeti, sıfatı, tabiatı, karakteri ile bunların tarif ve sayılması.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vasıf).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to describe. to characterize. to qualify. categorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be described / characterized / qualified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualified. skilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualified. skilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilled worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unqualified. unskilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unqualified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unskilled worker. dilutee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonqualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. şiir haline koymak; şiir ile ifade etmek; şiir yazmak. versifica'tion i. şiir yazma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by