Şifa Havvas | Şifa Havvas ne demek? | Şifa Havvas anlamı nedir?

Şifa Havvas | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sifa havvas

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah’ın kulu. A’la kelimesi Kur’an-ı Kerim’in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah’ın kulu. - Mennan kelimesi, Allah’ın sıfatlarındandır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hastalara şifa veren, mesih İsa’nın kulu.-(bkz.Mesih). İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında, hükümlerinde, işlerinde asla benzeri olmayan Allah’ın kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz.el-Vahid).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü’minlere nusrct ve zafer veren Allah’ın kulu. - Nasır, Allah’ın sıfatla-rındandır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir gazete ve saireye abone olma, abone olanın hal ve sıfatı, iştirak. 2. Bir gazete ve süreli yayın ve sairenin belirli bir zaman için peşin verilmek suretiyle tahsis edilmiş bedeli, filan gazetenin bir sene için aboneliği şudur (Bunun yerine Fr. «abonnement» da kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Tok olmayan, yemeğe iştahı olan. Adam, hayvan ve karına sıfat olur: Açım, karnım açtır, aç kalmak. 2. Doymaz, tamahkâr, harts: Ne aç adam! 3. Fakir, muhtaç, ihtiyacı olan. 4. Kuraktan ziyâde kavrulmuş: Aç toprak. Aç açına = Aç olarak, bir şey yemeksizin. Aç doyurmak = Fakirleri yedirmek. Aç karnına = Aç iken, daha bir şey yemeden. Açlık: Acından ölmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Aynı adı taşıyan iki kişinin hal ve sıfatı ve aralarında münasebet, aynı ismi taşıma hâli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). sıfat; (s). sıfat cinsinden olan, niteleyici.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (asıl «Aferîden» fiilinden emir olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yaradan, hâlık, Tanrı, CihSn-İferîn = Dünyayı yaradan. Aferîn-hSn = Aferin okuyan, takdir eden, öven, beğenen. Aferîn-hân olmak = Takdir etmek, beğenmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmatlı, bilen, vâıf: Bu sırra agâh mısın? Ben, bu işten Agâh değildim. 2. Uyanık, müteyakkız, basiretli. Bu ikinci mânâ ile sıfat terkibi dahi teşkil eder: Dil Agâh = Kalbi uyanık, gönül adamı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağa unvan ve hal ve sıfatı. 2. Mec. Kerem, fazi, yüksek makam. 3. Kibir, gurur, azamet.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. verbal. verbally. orally. verbally şifahen.

Türkçe Sözlük

1) Aklı başında, aklı selim sahibi, arif, basiretli, zeki, mantıklı, sağduyulu, sağ görülü. 2) Akıllı, akıl sahibi kimse demektir. Eşyanın güzellik, çirkinlik, kemal ve noksanlık sıfatlarını idrak etme; her çeşit faaliyette doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ve güzeli çirkinden ayırma yetisine sahip kişiye âkil denir. 3) Âkil Adam: Gerek tecrübesi, gerek bilgisi, gerek de yaşı itibariyle belirli bir alanda sözü dinlenen, otorite durumunda olan, yaklaşım ve çözüm önerilerine değer verilen, sayılıp, sevilen, “uzman” ya da “duayen” kavramından farklı olarak içinde “kamil insan” kavramını da barındıran kişi. Akıllı adam işi: Bu kâr-ı Akil değildir. 4)(ka kalındır) (i. 2) A.«akıl» dan if.) Akıllı, uslu, Akil adam. Kâr-ı Akil (ve galatı kâr-ı akl). 5) Bâliğ, bülûğ yaşına erişmiş, iki oğlundan biri Akil ve diğeri sabidir. (Bazı yerlerde kabile reis ve ihtiyarlarına da denilir). 6) (bk.) Ukalâ. 7) (i.A.«eki» den if) (tes.Akile.c.ekele).Yiyen, yiyici (çokluğu daha fazla kullanılır). Palaontoloji: Hayvanatı, yedikleri şeye göre sınıflara bölmeye yarar: Akil-ül-beşer: İnsan eti yiyen (Adam). Akil-ül-cerâd: Çekirge ile beslenen. Akil-üs-semek: Balıkla beslenen. Akil-ül-lahm : Etle beslenen. Akil-ün-nebât: Otla beslenen. Akil-ül-hevâm: Haşaratla beslenen (hayvan). Hayvan-ı Akil-ül-lahm, hayvanat-ı Akilet-ül-lahm denilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Düşman yurduna çapulculuk için hücum eden askerin hal ve sıfatı ve bu tarzdaki harb ve tahrip usûlü : Akıncılık etmek.

Türkçe Sözlük

sıfat, eskimiş (a:li:cenap) Arapça 1. Cömert. 2. Onurlu, şerefli: "Senin annen mert, doğru ve alicenap bir kadındır."- Halide Edip Adıvar. 3. zarf Onurlu, şerefli bir biçimde: "Başkalarını tesir altında bırakması, zamanında alicenap davranması onun hakikaten kuvvetli bir kadın olduğunu ispat etmektedir."- Asaf Hâlet Çelebi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok okumuş, bilgin.,2.Çok bilen. 3.Sonsuz. İlim sahibi. Allah’ın sıfatlarındandır. Kur’an’da Cenab-ı Hakk’ın ismi olarak 13 yerde geç(Erkek İsmi) “Abd” takısı alarak da kullanılır.

Finansal Terim

(Intermediation For Trading in Securities)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım satımını ifade eder.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilim» den imüb.). Çok bilen. (Sıfât-ı Allah’tan olup, insana itlâk olunmaz, (bk.) allâme).

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imas. olup sıfat terkibine girer). Bulaşık, bulaşmış, kirli: HOn-ilûd = Kana bulaşık; hâb-Alûd = Uykuya bulaşmış, uyumuş; merhamet Alûd = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ümran» dan if.) (mü. Amire). 1. Mamur, Abâdân, harap zıddı. 2. Meskûn, şen, ahalisi ve şenliği olan, terkedilmiş, metrûk ve hâlî olmayan: Bilâd-ı Amire (şenlikli ülkeler). 3. Güzel işlenmiş, imar olunmuş: Arâzî-i Amire. 4. Devlete ait, resmî, Osmanlı devletine mensup ve müteallik: Tersane-i Amire, Tophane-i Amire, matbah-ı Amire, Istabl-ı Amire. (Bu gibi resmî tâbirlerde kelime müzekker veya Farsça olduğu halde, sıfatın müennes kullanılması galat-ı meşhur olarak gelmiştir).

Türkçe Sözlük

(i. F.) («Amihten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Karışık, memzuc, şâmil: Hikmet-Amîz: Hikmeti hâvî, hikmetle karışık. Şükr-Amîz’ Şükürle karışık.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Amûhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). 1. Öğrenmiş, bilen. Hikem-Amûz (hikmetler öğrenmiş). 2. Öğreten, tâlim eden: EdebAmûz (terbiye öğreten).

Türkçe Sözlük

(e. F.). 1. Çokluk edatı: Şah-An = Şahlar. Zen-An = Kadınlar. 2. Sıfat edatı. Hiras-An = Korkaklar. 3. Kelimeyi zarf yapar: GÜy-An = Söyleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir ünlü ile başlayan kelimelerden evvel kullanılan belgesiz sıfat; bir. - ana- önek yukarı; tekrar

Türkçe Sözlük

(i.). Anbarcı sıfat ve memuriyeti.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Ana hal ve sıfatı, validelik. 2. Ana yerini tutan kadın, ahret anası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انه] gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kon).(san). bir kimsenin bir lakap veya unvanla teşhis edilmesi ;bir özel ismin benzer nitelikteki diğer şahıslar için genel olarak kullanılması. antonomastical (s). sıfatla tesmiye usulü ile yapılan.

Türkçe Sözlük

(e.), a ile başlayan bazı sıfatlara girip mübalağa beyan eder: Apaçık: Pek ve büsbütün açık. Apansız: Asla hatırda yokken, bağteten. Apaşikâr, apak «up» ve «ip» suretlerinde kullanılanın aynıdır: (Upuzun, ipince gibi)

Türkçe Sözlük

(i. F.) (asıl fiil olup sıfat terkibi içinde sıfat mânâsını ifade eder). Donatan, süsleyen, tezyin eden, şenlendiren: Suhan-Arâ = Süslü söz söyleyen. DilArâ = Gönül süsleyen, yani sevgili, dilber, mahbub. Meelis-Arâ = Meclis süsleyen, sohbet ve zarafetiyle meclisi şenlendiren.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Araba yapmak sanatı. 2. Araba sürenin hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Arâz). 1. Zâtî ve fıtrî (doğuştan) olmayıp iğreti ve değişmesi kabil olan hal ve sıfat, Arız olan hal: Sıhhat ve maraz, insan için bir arâzdır, arazdan mâduttur. 2. (Mantık). Kendisiyle kaim olmayıp kıyâmı cevhere muhtaç olan: Renkler arazdır. 3. (Hukuk). Para, hayvan, yiyecekten başka olan metâ ve kumaş gibi şey. (c. urûz).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karar verme hakkı veya yetkisi; hakem sıfatıyla karar verme; hüküm, karar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hakem sıfatıyla dinleyip karar vermek; karar vermek; hakem kararıyla halletmek.arbitra'tion (i). hakem kararıyla halletme. arbitration court (huk) hakem mahkemesi. arbitrator (i). hakem, iki taraf arasındaki bir meselede kesin karar verebil

Türkçe Sözlük

(f.). iyileşmek, hastalıktan kalkmak, şifayâb olmak, Osm. kesb-i ifâkat etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Temizlenmek, pâk ve tâhir olmak. 2. Zayıflamak, etsiz ve lagar olmak. 3. Hastalıktan kalkmak, şifayâb olmak, iyileşmek.

Türkçe Sözlük

(i). Ast sıfatının kısaltılmışıdır, önüne getirildiği kelimenin daha aşağı derecelisini anlatan yeni kelimeler meydana getirmeye yarar: Asbaşkan, asteğmen.

Türkçe Sözlük

(Halkağzında: Ahçılık) (I.). 1. Aşçı sanatı, hal ve sıfatı: Aşçılık zannolunduğu kadar kolay bir sanat değildir. 2. Yemek pişen yer, aş-hane, mutfak, aşevi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «easûf» dan if.) (m. Asıfa) (c. avâsıf). Pek sert, pek şiddetli, şiddetle esen: Rİh-ı Asıf, rîh-ı Asıfa. (Çünkü rîh, Arapça’da hem müennes, hem müzekkerdir).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşıkın hal ve sıfatı, Aşık olma, aşka düşme: Aşıklık insanın rahatını bozan bir haldir. 2. Saz ve tanbura çalan kahve şairinin hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

(Aslı: Aşnâ) (i. F.). Bildik, tanıdık, kendisiyle görüşülen, yabancı zıddı. Vâkıf, malûmatlı: Türk edebiyatına Aşinâ bir adam. Bu mânâ ile sıfât terkibine girer: Kâr-Aşinâ = iş bilir; lisân-Aşinâ = Bir yabancı dil bilen. Mahut, ismi zikrolunmamak, istenilen şeyden kinaye: Aşinâdan getirdiler mi? (Bu halde şahıslara mahsus olmayıp eşya hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâkir). 1. Devlet ve memleketin muhafazası için maaşla veya kur’a ile toplanarak hazır bulundurulan silâhlı adamlar topluluğu, ordu, çeri, kol. Osm. cünd, ceyş, leşker, sipâh: Asker toplamak, yazmak. Sevk-ı asker etmek = Bir yere asker götürmek, harbetmek üzere asker yürütmek, asker çekmek Düşman üzerine asker yollamak. 2. Asker topluluğunu terkip eden şahısların herbiri: Bir asker geldi, baksana asker. (Bu mânâ ile sıfat gibi dahi kullanılır): Ben asker adamım. O, asker oğlu askerdir. Ahz-ı asker = Kur’ada bulunan ahalinin askere alınması usul ve tertibi: Ahz-ı asker kanunnamesi. Asâkir-i Berriyye = Kara askeri. Asâkir-i Bahriyye = Deniz askeri gemici asker. Asâkir-i Redife = Redif askeri. (bk.) Nizam. Asâkir-i muntazama = Talim görmüş ve muntazam askerler ki, nizâmiyye, redif ve mustahfazdan ibarettir. Asâkir-i muâvine = Muntazam orduya yardımda bulunmak üzere, geçici olarak maaşla veya gönüllü olarak toplanan başıbozuk asker.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Askerin sıfat ve vazifesi: Bugün askerlik bir cesaretten ibaret olmayıp Adetâ bir fendir. Türkler, askerlik için yaratılmış gibi bu mesleğe pek elverişlidirler. 2. Askerlere mensup: Askerlik dairesi, askerlik şubesi.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Aşeften» den). Kargaşalık. Karıştırıcı. Sıfat terkibine girer: Cihân-Aşûb = Alemi karıştıran. Pür-lşûb = Fesatla dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) sığınak barinak, melce; himaye, koruma, muhafaza; kimsesiz veya düşkünleri barındıran kurum, yetimhane, düşkünler evi. give asylum to barındırmak. insane asylum akıl hastanesi, şifa yurdu. orphan asylum yetimhane, oksüzler yurdu political

Türkçe Sözlük

(i.). Düşünmeksizin her işe atılıp karışan adamın hal ve sıfatı, mülâhazasızlık, savrukluk, cür’et, mec. Yiğitlik, cesaret.

Türkçe Sözlük

(i.). Ata lıal ve sıfatı: Babalık, pederlik, Ar. ubııvvot.

Türkçe Sözlük

(i.). Vapur ateşçisinin sıfat ve memuriyeti.

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşe tapma, ateşe tapanların hal ve sıfatı ve mezhebi, eski Iranlılar’ın Zerdüşt tarafından kurulmuş dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) vermek, yüklemek, isnat etmek, atfetmek, hamletmek. attributable (s). isnat olunabilir, atfolunabilir. attribu'tion (i). isnat, verme, hamletme, atfetme; sıfat, nitelik; ozellik, hassa; yetki, salâhiyet attributive (s). verici, hamledici; (g

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıfat, nitelik, vasıf; (man). yüklem, mahmul; (gram). yüklem; sıfat veya benzeri.

Türkçe Sözlük

(i.). Av avlamakla meşgul adamın hal ve sıfatı. (Osm.) Sayyâdlık.

Türkçe Sözlük

(i. F. «Averden» fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline dahil olur). Getirici, taşıyıcı, sahip, mucip, bâis: Reşk-Aver = Gıbta, çeken, imrenilen. TSb-Aver = Kudrete malik, kudretli. ZûrAver = Kuvvet sahibi, kuvvetli. PeyâmSver = »aber getiren.

Türkçe Sözlük

(i.). Avukatın hal ve sıfat ve sanatı, mec. Cerbeze.

Türkçe Sözlük

(i.). Aygırın hal ve sıfatı ve vazifesi: Bu at aygırlık edemez, mec. Azgınlık.

Türkçe Sözlük

(yeni kelime) (i.). 1. Ayırmak işi, tefrik. 2. Yazılarda kısımların ayrıldığı parçalardan her biri, fasıl. 3. İki şeyin, şekil veya herhangi bir sıfat bakımından aynı olmamaları hail, fark.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tabiî Afetlere ve hastalıklara şifâlı olması için okunan duâ ve tılsımlar. 2. Kararda katîlikler, sebatlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir meclis veya heyet üyelerinin hal ve sıfatı: Danıştay Azâlığına tayin olundu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c azâb, azzâb, Azâb). 1. Evlenmemiş, bekâr, ergen, mücerred. (Arapça’da müzekker ve müennesi eşit sıfat olup evlenmemiş kadına da denir). 2. Osmanlı askerf teşkilâtında deniz piyadesi: Azeb askeri, Azeb kapısı.

Türkçe Sözlük

(Aslı: azl) (i. A.). Bir memuru memuriyetinden çıkarma, izin verme: Azlettiler, azloldu. Türkçe’de mâzûl (Azledilmiş) mânâsiyle sıfat gibi de kullanılır: Bana, bugünden itibaren azilsin dediler.

Türkçe Sözlük

(i. A. Allah’ın sıfatı). Aziz ve celîl olan (Allah).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baba, ata, peder, vâlid (Esasen çocuk diline mahsus olarak ekser diller arasında müşterektir. Avrupa lisanlarında papa telaffuz olunur). 2. Yaşlı ve muhterem adam ve bir çeşit ruhanî sıfatı olan: Hacıbaba, derviş baba. 3. Bektaşî şeyhi. 4. Baş, top: asâ babası, tırabzan babası. 5. Zencilere Arız olan sar’aya benzer bir asabî hâl: Babası var; babası tutmak. 6. Hayır-hâh, iyi niyetli ve muhterem : Baba adam. 7. Erkek, anaç mukabili: Babahindi, babaincir. Ahûbaba, ağababa = Ak sakallı yaşlı ve hürmete şayan adam. Ana baba bir = Öz kardeş. Anababa gönü = Kimsenin anasını babasını aramaya vakti olmadığı ve tanımadığı gün, mahşer, büyük musibet. Baba ocağı = Atalardan kalan ev. Öksüzler babası = Yetim ve kimsesizlere bakar, hayır sahibi ve ikramcı adam. Babadan babaya = Oğuldan ataya, yukarıya doğru müteselsilen. Babadan oğula, evlâda = Aşağıya doğru müteselsilen. Büyükbaba = Büyük ata, püyük peder, ced. Baba yurdv = Atalardan kalan mülk, ev. Dokuz babalı = Zina çocuğu, meşrû olmayan çocuk. mec. Cin fikirli adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bal. Arının yaptığı maruf tatlı madde, Osm. asel, engebin, şehd: Arı balı, süzülmüş bal. Gümeç balı = Süzülmemişi. 2. Ağaçların şekeri ve yemişlerin koyulaşmış özü. (Sıfat olarak) Tatlı, lezîz, lezzetli. Bal peteği = Kursa, asale, balın petek kısmı. Balkabağı = Kışın yenir bir cins iri ve koyu sarı kabak. Balkuşu = Bir cins kuş. Balmumu = Bal eritlldikte ayrılan madde ki, mum yapmakta vesair işlerde kullanılır. Şem’. Balmumu kuşu — Bir cins kuş. Pamuk balı = Beyaz bal. Delibal = Yaban arısının yaptığı bal. Siyah bal = Kamış suyu. Kekik balı. Kehrüba balı = Billûrî ve berrak cinsi. Miyan balı = Buyan. Ucunu bul da yağa bala ver = İşin içinden çıkabilirsen çık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sakin, dinlendirici, huzur verici; ağır kokulu, rayihalı; belesan yağı veren: şifa veren; ing., argo deli, çatlak.

Finansal Terim

(Bank Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip, ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı bir sermaye piyasası aracıdır.

Finansal Terim

(Bank Guaranteed Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarından kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri emre muharrer senetlerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ihraç edilen bir sermaye piyasası aracıdır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Göz. 2.Görme. 3.Allah’ın sıfatlarından, herşeyi gören (“Abd” takısı almadan kullanılmaz).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Açık, Ar. meftûh, Fars. küşâde: Ser-bâz = Başı açık. 2. («BAhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer): Oynayan; kumarbaz: Kumar oynayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek hakkında, etrafında veya tamamen anlamlarını veren ve çoğu zaman geçissiz fiillerden, isimlerden ve bazen de sıfatlardan geçişli fiiller yapan bir ek: begrudge, befriend, belittle.

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Kötü, fena. 2. Çirkin, nâhoş, soğuk: Bed koku. Kötülük, fenalık, şer: Nİk ve bedi (iyi ile kötüyü) farketmek. (Birçok sıfat terkiplerinin teşkiline de girer ki başlıcaları sıralarında zikrolunacaklardır). Bed-renk = Açıkla koyu arasında kirlimsi renk.

Türkçe Sözlük

(i.). Bekçi sıfat ve hizmeti.

Türkçe Sözlük

(e.). Bazı sıfatlara katılarak mübalağa beyan eder: Bembeyaz = Her tarafı beyaz, çok beyaz.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bağlama, rabt, kayd: Bendetmek = Bağlamak. 2. Kendi hükmü altına alma, ayrılamıyacak ve her hususta tâbî olacak surette celbetme: Kendisine bend etmek. (Bu iki mânâda masdar hâlini ifade eder). 3. Bağ, rabıta, kayd: Bend-i Ahenîn = Demirden bağ. 4. Boğum, mafsal, boğmak: Kamışın bendleri. 5. Kanun ve kavâid kitaplarında rakam altında veya rakamsız fıkra, madde: İkinci faslın beşinci bendi. 6. Yüksekten suyu akıtmak için yapılan kemerli veya düz su yolu yahut suyu biriktirmek için yapılan sed. 7. Gazete ve benzeri evraka konulan makale, sütun, bahis: Bend-i mahsûs, bend yazmak. 8. (edebiyat) Çeşitli kafiyelerde birkaç kısımdan mürekkep bir manzumenin her kısmı nihayetinde aynen tekrar veya kafiyeli olarak irad olunan beyit ki, birinci takdirde manzumeye «tereî-i bend» ve ikinci takdirde «terkîb-i bend» derler. 9. Bağlayan, rabt ve kaydeden. (Bu mânâ ile sıfat terkibi teşkiline girer: Dİv-bend = Devleri bağlayan, pâ-bend — Ayak bağlayan, bukağı. 10. Bağlanmış, bağlı, merbut, kayıtlı, mukayyed. (Keza sıfat terkibi teşkiline girer): Zencîr-bend = Zincirle bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayırlı; faydalı, yararlı. beneficial association huk. hayır cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment huk. malik sıfatlyla kendi nam ve hesabına tasarruf. beneficially z. faydalı bir şekilde. beneficialness i. faydalılık.

Türkçe Sözlük

(i. F. «berden» fiilinden emir olup sıfat terkîbi teşkiline girer). İleten, götüren, alan: Dil-ber = Gönül alan. Kebûter-i nâme-ber ss Mektup götüren güvercin.

Türkçe Sözlük

(i. F. «berendâhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yukarıya atan, def ve bertaraf eden: Mevâni ber-endâz = Engelleri bertaraf eden, Ar. dâfî-ül-mevânî.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İki şey arasındaki aralık. 2. Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar duracakları yer ki, dünya ile ahret arasında farz olunur. 3. (Coğrafya). İki karayı birbirine bağlayan ve iki denizi birbirinden ayıran dar dil: Panama berzahı. 4. mec. Azap çekilen yer, cehennem. Bu mânâ ile mecâzen sıfat gibi de kullanılır: Berzah yer.

Türkçe Sözlük

(e.). Be ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalağa ve kuvvetlendirme gösterir: Besbelli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erkeklerle ilgisi olmayan (kadın). Bu sıfatı haiz olduğu için Hazret-i Meryem’e ve Hazret-i Fatma’ya bu unvan verilmiştir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bey sıfatı ve unvanı. 2. Zadegânlık, asalet, necâbet. 3. Bir beyin idaresinde bulunan hükümet, prenslik: Sisam beyliği, Aydın, Menteşe, Anadolu beylikleri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekâret yerine masdar yani kızlık mânâsiyle kullanıyorsak da, bu Arapça kelime sıfat olup, asla masdar mânâsına gelmediğinden, galattır. Izâle-i bikr tâbiri dahi tabiatiyle galat olup, bekâret ve izâle-i bekâret denmek lâzımdır. Fikr-i bikr = Daha evvel kimse tarafından ifade olunmamış fikir. Bikr-i mazmûn = Bilhassa şiirde başka biri tarafından söylenmemiş mazmûn.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekâret yerine masdar yani kızlık mânâsiyle kullanıyorsak da, bu Arapça kelime sıfat olup, asla masdar mânâsına gelmediğinden, galattır. Izâle-i bikr tâbiri dahi tabiatiyle galat olup, bekâret ve izâle-i bekâret denmek lâzımdır. Fikr-i bikr = Daha evvel kimse tarafından ifade olunmamış fikir. Bikr-i mazmun = Bilhassa şiirde başka biri tarafından söylenmemiş mazmûn.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastane, Ar. Dar-üş-şifâ, Fars. bîmâristân. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir tabur askere kumanda eden subayın rütbe ve sıfatı: Falana binbaşılık verildi, binbaşılığa terfi etti.

Türkçe Sözlük

(si). Sayının en küçüğü ve ilki. Ar. ahad, vâhid, Fars. yek: Bir adam, bir ev, bir taş. 1. Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, Arapça’deki tenvîn veya bazı kelimesi ve Farsça’da isimlere kalılan (ye) gibi: Bir adam ki nasihat kabul etmez, bir iş ki elde değildir. 2. Fiillerin başlarında «bir kere» den hafifletilmiş olarak lüzum ifade eder: Bir gidelim. Sıfat halinde 1. Tek, Ar. vahîd: Allah birdir. 2. Müsavi, eşit, mümâsil, benzer, farksız: İkisi birdir, hep bir. 3. (Cümlede) hiç bir, asla: Bir türlü kanmıyor, bir türlü razı olmadı. 4. Mübalağa beyan eder: Bir gidiş gitti kl. Bir vakit, bir zaman, hiynen: Bir var imiş, bir yokmuş. Biraz = Azıcık, az vakit: Biraz ekmek, biraz su, biraz bekleyin. Bir uğurdan = Hep birden, Ar. defaten. Bir iki = Birkaç, az ve belirsiz miktarda: Bir iki kuş vurdular, bir iki taş atmış. İkide birde = Pek sık, çok defa, daimâ. Blrbir =etraflıca ve tafsilâtıyle bir bir sayarak: Kabahatlerini kendisine bir bir söyledim. Birbirine, birbirini, birbirinin = Ortaklaşa birbirini gördüler, birbirine haber verdiler, birbirinin işini görürler. Birbiri üstüne = Cümlesi bir ve eşit sayılarak, bir seviyede: Bu çantaları birbiri üstüne yirmişer liraya aldık. Biroblr = Asla yanılmaz, pek müessir: Bu ilâç filân hastalığa birebir gelir. Birçok = Hayli, hayli miktar, fazla. Ar. kesir, müteaddid: Birçok kitap toplamış. Bir türlü: 1. Bir çeşit: Bu, bir türlü ottur. 2. (Cümlede) hiçbir suretle: Bir türlü razı olmuyor. Birden = Bir defada, birlikte, beraber: Bir bardak suyu birden içti, hepsi birden geldiler. Birdenbire = Ansızın, Ar. vehleten: Birdenbire kalkıp gitti. Bir de = Hem de, şurası da var ki, velev ki: Bir de o size haber vermeye mecbur değildir, bir de haber vermemiş, ne olur. Bir daha ss Bir kere daha, tekrar: Bir daha söyleyin, bunu bir daha yapmayın. Bir zaman = Bir vakit, vaktiyle. Birkaç = Belirsiz miktarda, bir miktar, bazı: Birkaç adam geldi, buna birkaç kuruş verin. Bir kere, bir defa = 1. Defa, kere: Ben lakırdıyı bir kere söylerim, sen bir defa git. 2. Vaktiyle, günün birinde: Bir kere gitmiştim, bir defa görüştüm. 3. Hele: Sen bir defa vazifeni ifa et. Ben bir kere söyleyeyim de istersen dinleme. Birle = 1. Anîde, ansızın, derhal: Beni gördüğü birle kalkıp gitti. 2. Vasıtasiyle: llm-i hendese birle (geometri yoluyla) ispat etti (Bu iki tâbir eskimiştir). Bir nice = Miktarı müphem hâle getirir. Bir nice Ademler. Nice bir = Ne vakte dek, daha ne kadar? (eskimiştir). Bir vakitler = Vaktiyle, eski zamanda: Bir vakitler insanlar mağaralarda barınırlardı. Biri, birisi = Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, kim olursa: Kapıya biri gelmiş, sizi istiyor, bugün birisini gördüm.

Türkçe Sözlük

(Ses taklidi). Bo ile başlar, bazı sıfatlara dahil olup mübalâğa ve tekit beyan eder: Bomboş, bombok.

Türkçe Sözlük

(i.). (Bu isim işaretinden yakın için olup, uzağa öyle ve orta uzaklığa şöyle denir). Bu türlü, bunun gibi, bu tarz ve üslûpta. Ar. hlkezâ, Fars. çünîn: Böyle yap, böyle söyle. Bu hal ve sıfatta olan, bunun gibi: Böyle adam, böyle hava. Bundan böyle = Bundan sonra. Ar. fîmâbâd. Şöyle böyle = 1. ikisi ortası, oldukça 2. Her ne surette olursa.

Türkçe Sözlük

(müzari: bulur) (f.) (Çağatay lehçesinde olmak yerine yardımcı fiil gibi kullanılır: Bolmak). 1. Arayarak veya tesadüfen bir şey elde etmek: Bahçede güzel bir çiçek buldum. Filân bir define buldu. 2. Kaybolmuş bir şeyi tekrar ele geçirmek: Kaybolan atı buldular. Düşürdüğünüz parayı buldunuz mu? 3. Varmak, erişmek: Yetmişi buldu, sağlıkla baharı bulalım. 4. Nâil olmak, ele geçirmek, zafer kazanmak, hâsıl etmek, şifâ, iyilik bulmak. 5. Uğramak, kötülüğe yakalanmak: Belâsını bulmak: İnsan ettiğini bulur. 6. Tedarik etmek: Bize biraz yemek bulmalı. 7. Raslamak, tesadüf etmek, rasgelmek, görüşmek: Dün filânı buldum. 8. Keşf, icat, ihtirâ etmek: Kristof Kolomb Amerika’yı, Gutenberg matbaayı buldu. Filân yeni bir makine, bir usûl buldu. Aralarını bulmak = Uyuşturmak, uzlaştırmak, barıştırmak. Aralık bulmak = Fırsat düşürmek. Arayıp bulmak = Aradığını bulmak, lâyık olduğu cezaya uğramak. Allah’tah bulmak = Tanrı gazabına uğramak. Vücut bulmak = Vücuda gelmek, mevcut olmak. Vuku bulmak = Meydana gelmek. Yerini bulmak = Yerine gelmek, icra olunmak. Yüz bulmak = Yüz verilmek, iyi muameleden azmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Öpme, Fars. bûse: BÜs etmek: Öpmek (sıfat terkibi teşkiline gi-rer). Dest-bûs = El öpen. Pây-büs = Ayak öpen.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yer, mahal, mekân, mevki: Câ-be-câ = Yer yer, mevki mevki, bazı yerlerde: Câ-be-câ ateş yakmışlardı. Cây-ı mülâhaza = Düşünce yeri, düşünmeye değer. Bazı sıfat terkiplerinde de bulunur: BOıe-ciy = Öpecek yer. Cânişîn = Birinin yerine oturan, vekil, kaymakam.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (çâker = kul, nüvâhten = okşamak). Kullarını okşayıp taltif eden (zerafet tâbiri olarak hitâb edilen şahsa söylenirdi). Nisbet beyan eden «çâker-nüvâzâne» ve «çâker-nüvâzî» sıfatları da yazı dilinde bazen kullanılırdı.

Türkçe Sözlük

(i.). Yırtıcı hayvan sıfat ve hususiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hacim, oylum; istiap haddi; yetenek, kabiliyet; güç, iktidar; mevki, sıfat.

Türkçe Sözlük

(e.). Çabuk sıfatiyle kullanılır tekit edatı: Çarçabuk = Çabucak.

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Casus sıfat ve hizmeti: Düşmana casusluk etmek, casus olmak.

Türkçe Sözlük

(e.) (katıldığı kelime ince hecelerden mürekkep olursa bu ekin ünlüsü de ince, kalın hecelerden mürekkep olursa kalın okunur: —Ca gibi). 1. Cihet ve itibar beyan eder: Yaşça ben, ondan büyüğüm. Yaş cihetinden, yaş itibariyle: Ehliyetçe o, herkesten ilerdir. 2. Göre, nazaran, kalırsa: Bence = Bana kalırsa, fikrimce. Onlarca = Onlara göre. 3. Tarz, usûl veya dile delâlet ‘ eder: Öylece = O tarzda. Türkçe = Türk tarzında veya dilinde. Askerce = Asker usûlünde. 4. Sıfatlara veya hallere katılarak azlık ve tasgir (küçültme) beyan eder: Güzelce = Az güzel, güzelce, uzunca, yavaşça. 5. Teşbih (benzetme) ve temsil beyan eder: Adamca hareket ediyor, hayvanca muamele. 6. İsimlere ve işaret isimlerine katılarak miktar beyan eder: Zerrece = Zerre kadar, bunca adamlar, şunca zaman. 7. Asıl fiile iki suretle katılıp zamana delâlet eder iki sîga teşkil eder ki, yer ve kullanılış tarzı mânâları gramer kitaplarında gösterilmiştir: Gelince = Geldiği anda, geldikçe, her geldiği vakit. Bu edata bazen »sine» yahut, «leyin», «layın» veya «cek» edatı dahi ilâve olunur: Adamcasına hareket ediyor, böylecesine söylersiniz, ademcılayın, buncalayın, oncalayın, yavaşçacık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebr» den) (c. cebâbire). 1. Kuvvet, kudret, azamet ve ceberût sahibi (Tanrı’nın sıfatlarındandır). 2. Cebir kuvveti, zor kullanan, cebir, gazab ve zulüm eden: Cengiz Han cebbâr bir adam idi. 3. Büyük bir sabit yıldız (Fr. orion).

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, azamet, celâl. (Allah’a mahsus bir sıfat olup, insana yakışmadığı için, insan hakkında ancak kötüleme niyetiyle kullanılır). Alem-i ceberOt = Bu dünyanın ötesi, yücesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Büyüklük, ululuk azamet. 2.Hiddet, öfke. 3.Allah’ın “Kahhar, cebbar, mütekebbir” gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur’an’da Rahman suresi 27, 78.ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Büyük, ulu. (bkz.Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2.Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3.Güzel sanatlarda bir yazı stili.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yerini yurdunu terk etmek. 2.Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi’nin kurduğu tarikatının adı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik. Allah’ın rahmetle tecellisi. Allah’ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.

Türkçe Sözlük

(CEM’) (i. A.) (c. cumö, ecma’). 1. Toplama, biriktirme, devşirme, birikme: Birçok kitaplar cem’etmiş; sarfetmeyerek bir hayli para cemetti. 2. Birden fazla şeyi toplama: Kılıç ile kalemi cem’ etmiş; o adam dünyevî ve uhrevî faziletleri cem’etmiştir. 3. Arapça’da ikiden, Türkçe ve Farsça ile tesniyesi olmayan sair dillerde birden fazla şahsa delâlet eden kelime (isim, sıfat, kinaye, fiil): Adamlar, geldiler, biz, merdân, ricâl kelimeleri cemîdir (bu mânâ ile c. cumû dahi kullanılır). Cem’-i müzekker, cem’-i müertnes, cem’-i sâiim = «On» ve «İn» ilâvesiyle teşkil olunan Arapça çokluk ki, başlıca sıfatlara mahsustur: Müslimîn, mü’minîn, Alimîn gibi. Cem’i-mükesser = Müfret sigasının değişmesiyle teşekkül eden Arapça çokluk: Kütüb, ricâl gibi. Cem’-ül cemi = Zaten cemî olan bir siganın cem’i: Masârifât gibi ki «masraf» ın cem’i olan «masârif» in cem’idir. İsm-i cemî = Arapça’da müfret olduğu halde cemî mânâsını ifade eden isim ki «he» ilâvesiyle müfredi teşkil olunmaz, zira o vakit cins ismi denilir. Cem’-i kıllet = Dokuzdan aşağıya mahsus olan Arapça çokluk. Cem’-i kesret = Dokuzdan fazlaya mahsus olan Arapça çokluk. 4. (matematik). Hesapta dört işlemin birincisi ki birkaç sayının toplanıp bir sayı teşkil etmesinden ibarettir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den smüş.) (mü. cemîle). Cemâl sahibi, güzel: Evsâf-ı cemile = Güzel sıfatlar. Zikr-i cemîl = 1. İyilikle yâd etme, övme: Zikr-i cemîliniz geçti. 2. Mektep imtihanlarında mükâfata lâyık olmayanların en ileride bulunanlarına mükâfat olarak verilen basılı kâğıt.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu, asıl adı Timuçin’dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.

Şifalı Bitki

(LCentiyana, Yilanotu, Esekturpu, Gentina lutea, Gentina radix): Doğu Karadeniz Bölgesi ve uludağ’da yetişen, 1 metre kadar yüksekliğinde, geniş yapraklı, kalın köklü bir bitkidir. Kökü acıdır. İçi sarı, dışı esmerdir. Kökü şifalıdır. Sarı ve mavi türü vardır. Kullanıldığı yerler: İştah artırır, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Mide zafiyeti ve ekşimelerini giderir. Kansızlıkta da faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: ceğr). Farsça’da bizim karaciğer dediğimiz uzva mahsus olup, dilimizde akciğere dahi uydurularak, bu iki uzuv «kara» ve «ak» sıfatlariyle birbirinden ayrılmıştır: (Akciğer = rie, karaciğer = kebet). Ciğer ağıza gelmek = Korkup ürkmek. Ciğerotu = Deniz kadayıfı. Ciğeri beş para etmez = Değersiz adam. Ciğer-pâre, ciğer-kûşe = Pek sevgili şahıs. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Ciğer yanmak = Çok kederlenmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Dünyayı zapteden büyük fâtihlerin hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

yahut ÇIR ve ÇIRIL «Çıplak» sıfatından önce gelip mübalağa beyan eder: Çırçıplak, çırılçıplak: Büsbütün, anadan doğma çıplak. Hiç bir şeyi olmaksızın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). mukayeseli, karşılaştırmalı; nispi, orantılı; (gram). (sıfat veya zarflann) üstünlük derecesini gösteren; (i)., (gram). üstünlük derecesi. comparative anatomy karşllaştlrmall anatomi compnrative linguistics karşılaştırmalı dilbilim. in comparat

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile karşılaştırmak, karşılaştırılabilir olmak, kıyas kabul etmek; to ile benzetmek, benzemek; (gram). (sıfat veya zarfın) üstünlük derecesini göstermek. compare notes görüş ve fikir teatisinde bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılaştırma, mukayese; münasebet, ilişki, nispet, benzerlik; gram sıfat veya zarflara üstünlük veya enüstünltk derecesini katan çekim şekli; benzetme, teşbih. in comparison with -e nispeten, -e nispetle, -e oranla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tedavisi mümkün, geçici (hastalık); şifa bulur (şahıs, hasta).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). şifa veren; (i). ilâç, çare, derman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tedavi, çare, derman, ilâç; şifa; kür; konserve yapma. cure-all (i). her derde deva. past cure tedavi edilebilecek haddi aşmış, iyileşmez; çaresiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şifa vermek, iyi etmek, tedavi etmek, çare bulmak; dumanla tütsüleyerek veya tuzlayarak konserve etmek; sertleşmek (kauçuk gibi).

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakan kadının sıfat ve görevi: O kadın dadılık ediyor, dadılık zor bir vazifedir.

Türkçe Sözlük

(i.). Türkçe dağ kelimesi Arapça gibi sıfatlandırılmada da çok kullanılmıştır: Dağlı, dağa mensup. Türk musikisinde de bir deyimdir.

Türkçe Sözlük

(e.) (aslında «dahi» ile aynı şeydir ve aslı «takı» dır). 1. Miktar veya zaman eklenmesi gösterir: Biraz daha verin, bir saat daha bekleyin, bitirmeye daha bir, iki satır kaldı, iki gün daha geçerse bir ay olacak. 2. Başka, ziyade, artık: Daha var mıdır? Artık daha yoktur, daha ne var? Daha neleri 3. Sıfatların başına girip büyütme ismi yapar: Bu, ondan daha büyük, o, bundan daha küçüktür, daha Alim. 4. Tekrar, kezalik: Bir daha gitsin; bir kere daha; bir daha yapma. 5. Hâlâ, henüz, el’An, bu ana dek: Daha gelmedi, deha burada mısınız?

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. duhât). Harikulâde zihin, zekâ ve anlayış sahibi: Ibni Sinâ bir dâhî, bir dâhiye idi; Muâviye Araplar’ın dâhîyelerinden idi (Fransızlar’ın «génie» kelimesiyle ifade ettikleri mânâ için bu kelime zarûrîdir. Masdar olan «dehâ» kelimesinin sıfat olarak bu mânâ ile kullanılması hatadır. Ganî vezninde dahî ise Arapça’da bu mânâ ile kullanılıyorsa da, dilimizde yerleşmemiştir. Bununla beraber bugün dehâ kelimesi galat olarak dilimize tamamen yerleşmiştir).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (DAnisten fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline girer). Bilen, bilir. Suhan-dln = Söz bilir. Nüktedin = Nükte bilir. Ni-din = Bilmez, câhil.

Türkçe Sözlük

(i F.) (dâşten fiilînden masdar ismi olup sıfat terkibi yapmaya yarar). Tutan, sahip, malik: Defter-dâr = Defter tutan, yüksek maliye görevlisi, Tanzimat’tan önce maliye nazırı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şifâ yurdu, sağlık yurdu. mec. Tımarhâne.

Türkçe Sözlük

(DAVA) (i. A.) (c. deâvî). 1. Hukukunu savunmak için mahkemeye müracaat: Filân sizi dava etmiş, benim aleyhimde davaya kalkışmış. 2. Bir mahkeme huzurunda olunan duruşma: Hukuk mahkemesinde bir davası vardır. 3. Matematikte vesair ilimlerde halli istenen mesele: Bu davayı kim halledebilir? 4. İnsanın, haiz olmadığı sıfat ve fazileti haiz olduğunu söylemesi, iddia: Astronomide büyük bilgisi olduğunu dava ediyor, herif allâmelik davasında bulunuyor. Dava vekili = Eskiden avukat. Şimdi avukat bulunmayan küçük yerlerde bu görevi üzerine alan kimseye denmektedir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dell adamın hâli ve sıfatı. Ar. cünûn, cinnet. 2. Makul olmayan iş, hareket veya söz: Ben delilik ettim de oğlumu mektebe göndermedim.

Türkçe Sözlük

(i.). Demir işleyip ondan çeşitli Alet ve eşya yapmak sanatı, demirci sıfat ve işi: Demircilik her memleketin en fazla muhtaç olduğu bir sanattır.

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde tren katarının yürüdüğü paralel iki raydan meydana gelen yol (demirden yol mânâsıyle sıfat olduğundan «demiryol» demek lâzımdır, izafetle «demiryolu» demek yanlıştır. Bununla beraber, şimdi bu şekil kullanılmaktadır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). ad veren, tesmiye eden; (gram). isim veya sıfattan türemiş; (i)., (gram). isim veya sıfattan türemiş fiil.

Türkçe Sözlük

(i. F. «deriden» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yırtıcı, yırtan, yaran. Perde-der = Perdeyi yırtan. Saf-der = Düşman saflarını yaran.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Derviş hal, sıfat ve kıyafeti: Dervişlik herkesin harcı değildir. 2. Tevekkül, tevazu ve iç temizliği: Benim dervişliğim öyle şeylere engeldir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دواساز] çare olan. 2.tedavi eden, şifa veren.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplama, Ar. cem’. 2. Katlama, sarma. 3. Öteden beriden toplanmış düzensiz asker: Devşirme askeri (bu dördüncü mânâ ile sıfat gibi c(,e kullanıIıp «devşirme asker» denir. Yeniçerilik zamanında ise, farklı mânâsı vardı. Belirli kanunlara göre yeniçeri olmak üzere acemioğlanı yazılan gençlere devşirme denirdi).

Türkçe Sözlük

(I. F.). Görmüş (sıfat terkibi teşkiline girer): Cihin-dîde = Dünyayı görmüş, çok gezmiş veya yaşamış.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilenci hal ve sıfatı. Osm. sâİlik: Sonunda dilencilik etmeye mecbur oldu. 2. mec. Arsızlık, aç gözlülük: Çok dilencilik ediyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). küçültücü, küçültme belirten: küçük, ufak, mini mini; (i)., (gram)., küçültme ismi veya sıfatı; ufak cins, önemsiz şey.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça’da elbise demek olduğu halde Osmanlıca’da yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiplerinde bolluk mânâsında kullanılırdı: Asâr-ı merhamet-disâr = Merhametle dolu eserler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dağıtan, tevzi eden, taksim eden; (man). üleştirimli, tevzii; ferdl; (gram). ''her bir, ''her'', gibi sıfat ların anlamınl ifade eden. distributive jus tice herkesin hakkını verme, adalet dağıtımı, üleştirimli tüze.

Türkçe Sözlük

(e.). Do ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalâğa ve kuvvetlendirme bildirir: Dopdolu.

Türkçe Sözlük

(e.). «Dü» hecesiyle başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalağa ve tekid beyan eder: Dümdüz (düm düz). Türk musikisinde ağırlık, usullerde kuvvetli zamanı gösterir.

Türkçe Sözlük

(e.). Dü ile başlayan Türkçe asıllı bazı sıfatların başına gelip mübalağa ve tekld gösterir: Düpedüz, dümdüz.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («dûhten» fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Dikici, diken: Palan-dûz = Palan diken, palancı. 2. Dikmeye yarayan: Çuvaldız (çuval-dûz) = Çuval dikmeye yarayan büyük iğne, çuvaldız. 5. Dikilmiş: Zer-dûz = Altınla dikilmiş, altın tel ile işlenmiş.

Türkçe Sözlük

(EBEDİYYET) (i. A.) 1. Ebedî olan şeyin hali ve sıfatı, daimîlik, müebbetlik, zevalsizlik. 2. Sonsuz, gelecek zamanın hâli: Ebediyyeti düşündükçe akla durgunluk gelir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sahiplik, mâlik olma: Bu evin efendiliği kime aittir? 2. Efendi sıfat ve unvanı: Okuyup, yazmaya alışıp efendiliği kazandı. Efendilik, beylikten aşağı değildir. 3. Terbiye vakar ve temkin, çelebilik: Efendilik böyle mi olur? 4. Lutuf, ihsan, iyilik: Bana bir efendilik etmiş olacaksınız.

Türkçe Sözlük

(i. F. efkenden fiilinden imas., sıfat terkîbi teşkiline girer). Düşüren, yere atan, yığan, salan: Şİrefken = Arslanı yere atmaya muktedir. Sâye-efken = Gölge salan. Fars. sâye-endâz.

Türkçe Sözlük

(i. F. efrâhten fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Yükselten, kaldıran. Osm. ref’eden: Ser-efrâz = Baş yükselten, seçkin, mümtaz (ser-firâz da denilir).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (efrûhten fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). 1. Şulelendiren, parlatan, aydınlatan, ışık veren: Hüsn-i cihân-efrûz = Dünyayı aydınlatan güzellik. 2. Tutuşturan, yakan: Dilefrûz.

Türkçe Sözlük

(i. F. feşânden fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Serpen, saçan, dağıtan, silken: Zer-efşân = Altın serpen. Dâmen-efşân = Etek silken.

Türkçe Sözlük

yahut FEZA (i. F. efzâyîden fiilinden imas. sıfat terkîbi teşkiline girer). Arttıran, çoğaltan. Ferah-efzî, ferah-fezs = Sevinci arttıran, ferahlık veren.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. -Allah’ın sıfatlanndandır. Kur’an-ı Kerim’de 23 yerde geç(Erkek İsmi) İsim olarak kullanılması iyi değildir. Hindistan’a hakim olan Türk hükümdarı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek mükemmel ve kusursuz olanın hal ve sıfatı, kusursuzluk, mükemmellik: Fuzulî’nin şiirde ekmeliyyeti kabûl edilmiştir.

Türkçe Sözlük

(i.). Elçi sıfat ve memuriyeti, sefaret.

Türkçe Sözlük

(i. A. emr’den). 1. Emîrllk, beylik, bir emîr veya beyin hal ve sıfatı: Emâret-i Mekke-i Mükerreme. 2. Bir emîr, bey veya prensin idaresinde bulunan memleket, beylik, prenslik: Bulgaristan Emâreti.

Türkçe Sözlük

(i.). Emeği geçmiş kıdemli memur veya hizmetçinin hal ve sıfatı: Emektarlıkta ondan ileri kimse yoktur. Onun emektarlığı göz önünde tutulmalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). Emin olan adam veya yerin hal ve sıfatı: (bk.) Emin. Rüsûmât, şehir eminliği = Eski Osmanlı görevlilerinden.

Türkçe Sözlük

(i.) (mübalağa gösteren ve sıfatların başına gelen zarf). En büyük, en yüksek, en güzel: Bu mahallede en büyük ev budur; bu ev, bu mahalle evlerinin en büyüğüdür; levrek en makbul balıktır; levrek, balıkların en makbûlüdür; bu sabah en erken kalkan, en evvel İşe başlayan ben idim; en ileri giden, en geri gelen, en sonra kalan odur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) kelimeleri sıfat, fiil, isim yapan ek.

Türkçe Sözlük

(i F. «endâhten» fiilinden imas.). Atıcı, atan, atmış: Lenger-endâz = Demir atan, atmış (gemi). Tîr-endâz = Ok atan. Silâh-endâz = Gemilerde tüfekle silâhlandırılmış deniz piyadesi (böyle sıfat terkiplerinde bulunur).

Türkçe Sözlük

(i. F. «endîşîden» fiilinden imas.) (sıfat terkiplerinde kullanılmıştır). Düşünen, mülâhaza eden: DÜr-endîş = Uzağı düşünen, her şeyi çok önceden tasarlıyan, tedbirli. Ar. müdebbir. Akıbet-endiş =

Türkçe Sözlük

(i. F.) («endûden» fiilinden irnas sıfat terkiplerinde bulunur). Sürülimas.) (sıfat terkiplerinde bulunur). Sürülmüş, altınla işlenmiş.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («endûhten» fiilinden Sıfat terkiplerinde bulunur). Kazanan ve elde eden. Ar kâsib: Zer-endûr = kazanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. muhendis; makinist; den. çarkçı; f. mühendis sıfatıyla inşa etmek; idare etmek, yönetmek. chief engineer baş muhendis; den. çarkçı başı. civil engineer insaat mühendisi. electrical engineer elektrik mühendisi. mechanical engineer makina mühendi

Türkçe Sözlük

(i. F.) («engihten» fiilinden imas.) (sıfat terkipleri teşkilinde kullanılmıştır). Koparıcı, karıştırıcı: Fitne-engîz = Fitne ve fesat karıştıran.

Türkçe Sözlük

(tekses unsuru) Bazı sıfatların başına girip tekit ve mübalâğa gösterir: Epeyi = Çok iyi. Epeyce, epiyce = Hayli oldukça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıfat, lakap; hakaret veya hoşnutsuzluk belirten söz.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Erkek insan veya hayvanın hal ve sıfatı. Ar. zükûriyyet. 2. İnsan erkekliği. Ar. recûliyyet, Fars: merdî. 3. Bülûğ, bülûğ yaşına erişme, evlât yetiştirebilecek bir yaş ve halde bulunma: Daha erkek olmadan kendisini evlendirmeğe kalkıştılar. 4. mec. Yiğitlik, bahadırlık, şecaat, cesaret.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sağlık, sıhhat. 2. iyileşme, şifâ. 3. Sağlamlık, iyilik. 4. Halislik, saflık.

Türkçe Sözlük

(i.). Dükkânda veya gündelikle evlerde çalışan veya dükkânda ufak tefek şeyler satan sanatkârların hal, sıfat ve işi: Esnaflık vaktiyle iyi işti, şimdi esnaflığa tenezzül eden yoktur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) temelli, köklü, asli, esaslı, gerçek, temel, hakiki; önemli, elzem; ruh veya ıtır türünden; (i.) gerekli olan şey, esas. essential character esas mahiyet, asıl sıfat. essential mineral bir kayadaki esas maden essential oil bitkilerden elde edil

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tebâ kullanılmamıştır) (tâbi sıfatının çokluğu sananlar yanılmışlardır, zira «tâbî» in çokluğu tebea ve tevâbî gelir). Birine tâbi olup her hususta kendisinden ayrılmayanlar. Osm. peyrevler, tarafgirler. Türkçe’de: Uşaklar ve hizmetçiler takımı: Adamı şereflendiren etbâıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vasf). Vasıflar, sıfatlar, (bk.) Vasıf.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fahriyye). Şeref ve iftihar vesilesi olarak ücretsiz ve ismen verilen ve kabul olunan sıfat ve unvan: O ilim cemiyetinin fahrî reisi filan zattır, ben de fahrî Azâsından olmayı arzu ederim. Fahrî oyma == Fahri adında meşhur bir ustanın icadı olan ince ve sanatlı oyma, Fahri işi oyma.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri aza, fahri üye; maaşsız, ücretsiz veya müessese için gurur kaynağı olan kişi.

Türkçe Sözlük

(i. A. fiil’den if.) (mü. fâile). 1. işleyen, yapan, Amil: Acaba bu işin, bu cinayetin fâill kimdir? 2. Müessir, tesir eden. 3. (gramer) Cümlede fiili icra edeni gösteren isim: «Kitap okuyordum» cümlesinde olduğu gibi fâil, fiilin çekimindeki son ekte gizli olabilir. Iım-i fiil = Eden, gelen, söyleyen gibi fâile sıfat olan fiil parçası. (hukuk) FAil-i müstakil = Bir suçu bizzat yapan veya yapılmasına sebep olan. Fiil-i müşterek = Bir cürmün işlenmesine sebep olmayıp iştiraki olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inanç, itikat, iman; güven, itimat,emniyet, tevekkül; din; sadakat, vefa. faith cure itikatla şifa bulma. faith healer itikatla hastalığı iyi ettiğini iddia eden kimse. faith in God Tanrıya inanış, Allaha iman. bad faith kötü niyet, bozuk niyet, hıya

Türkçe Sözlük

sıfat (fa:ni:) Arapça 1. Ölümlü, gelip geçici, kalımsız: "Her fâni güneşten, çimden nasibini alıyor." - Yusuf Ziya Ortaç. 2. isim İnsanoğlu. fani isim, fizik Fransızca phanie İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Farmasonun sıfatı. 2. mec. Dinsizlik, kâfirlik.

Türkçe Sözlük

(i. A. fark’tan imüb.). 1. Doğruyu yanlıştan fark etmede pek mahir ve muktedir (bu sıfatla ikinci halife Hz. Ömer için kullanılmıştır. Lügat mânâsıyle kullanılmayıp isim gibi kullanılır). 2. (tıp) Tiryak-ı fâruk = Meşhur bir panzehir ilâcı (Fr. Iexplarmaque).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fetheden, açan. 2.Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse. 3.Hüküm veren anlamında, Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarından biridir. A’raf suresi 89.ayet. - İstanbul’u fetheden yedinci Osmanlı padişahı Sultan Mehmet Han’a bu fethinden ötürü verilen unvan.

Türkçe Sözlük

(i.). Kendi menfaatlerini umumî ve hayırlı İşlere yahut dost ve akraba yoluna sarfetme; fedakâr adamın hali ve sıfatı: O adam bu uğurda çok fedakârlık etti; onun fedakârlığı inkâr olunmaz.

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Kâbe ve ravza-i mutahhara hademesi ve süpürücüsünün sıfat ve hizmeti. 2. Eskiden yüksek berat ile verilen bir unvan olup, bunu haiz bulunanlar bir vekil tayiniyle her sene mukaddes yerlere birtakım vakıf aidatı takdim ederlerdi: Ferâşet-i şerife beratı; ferâşet çantaları.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. feriştegân). 1. Melek, melâike. 2. Pek güzel ve uysal ta biatlı. 3. Masum, günahsız. Ferişte-sıfat = Huy ve tabiatça melek gibi olen kimse.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. Peygamberlere mahsus beş sıfattan biridir.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (fuzûden fiilinden imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). Arttıran, Osm. tezyîd eden: Ferah-fezâ = Ferahlığı arttıran. Cln-fezl = Ruhu arttırırcasına iç açıklığı veren.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Hakimlik, felsefe ile uğraşan ilim adamının sıfatı. 2. Kayıtsızlık, laubâlt tavır ve hal, kalenderlik. 3. İtikatsızlık, dinsizlik, inançsızlık, Osm. dehrîlik.

Finansal Terim

(Commercial Papers)

İhraçcıların borçlu sıfatı ile düzenleyip ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı kısa vadeli sermaye piyasası aracıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sınırlı, mahdut, sonu olan, biten, fani: ölçülebilir, sayılabilir; (mat). sonlu. finite verb (gram). mastar ve sıfat fiillerin aksine olarak fiilin belirli şahıs ve sayı gösteren şekli. finitely (z). sınırlı olarak. finiteness (i). fanilik.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yokuş, çıkış. İniş demek olan neşîb mukabili: Firâz 0 neşib a 2, Yükselten, yukarı tutan. Osm. ref’eden (sıfat terkipleri yapmaya da yarar): S«r-flrlz = Başını yükselten, başı yukarıda olan, seçkin.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatma, iğfal, hile: Kizb ü firîb = Yalancılık ve aldatma, i. Aldatan, Ar. muğfil (sıfat terkipleri yapmaya da yarar). Ebleh-firîb = Ahmak aldatan. Dil-firîb = Gönlü aldatan, cazibeli, güzel, dilber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kimsenin asıl hüneri ve başlıca sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özgürlük, hürriyet, serbestlik, azatllı; ihtiyar, irade; açık sözlülük; laubalilik, aşırı samimiyet; serbest düşünüş; muafiyet; fahri hemşehrilik veya üyelik sıfatı; bir şeyi serbestçe kullanma hakkı.

Türkçe Sözlük

(i. F. fürûhten yahut efrûhten fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Parlatan, aydınlatan, tenvir eden.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı sıfat olup tozlu demek olan «ağber» büyütme isminin müennesidir). Yer, yeryüzü.

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (i. F.). Galip sıfatiyle, üstün gelen adama yakışır sûrette, galebe çalmışcasına: Galibâne bir tarzla, galibâne hareket ediyor, söz söylüyor.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ağyar). 1. Başka, özge, diğer, Ar. Ahar, mâada: Gördüğümüzün gayrı bir adam. Onun gayrı. Beni gayra muhtaç bırakmayın. Ağyâra iltifat ediyor. (Benzerleri gibi bu da dilimizde ekseriya yanlış olarak bir «ı» ile kullanılır): Bu gayrı iştir. Gayrisini aramayın. Aramızda ayrı gayrı yoktur. 2. e. Arapça sıfatların başına girip menfi mânâsıyle mürekkep sıfatlar teşkil eder. Farsça’daki nâedatının karşılığıdır: Gayr-ı câiz = Caiz olmayan, Fars. nâ-revâ. Gayr-ı tabîİ = Tabiî olmayan. Gayr-ı mahdûd = Sınırsız, hadsiz. Gayr-ı muktedir = iktidarsız, Fars. nâ-tüvân. Gayr-ı müslim = Müslüman olmayan, islâm’ın gayrı bir dinde bulunan. Bigayr, min gayr = Menfi mânâ ifade eder: —siz, bilâ—: Bigayr-ı hak = Haksız yere. Min gayrı haddin = Haddim olmayarak. Gayr ez = den mâdâ, haricinde. Gayr-ez-güzeşte = Faizden başka, faizi hesab edilmediği halde. Ve gayrı hi ve gayrı zâlike = Vesairleri, ve başkaları. İlâ gayr-ün-nihâye = Sonu gelmemek üzere, böylece devam etmek, c. Rakipler, düşmanlar: Ağyâre vefâ bize cefâ.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Gazi sıfat ve unvanı: Gaziliği falan muharebede kazanmıştı.

Türkçe Sözlük

(i. F. gerdîden fiilinden imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). Dönen, devreden: Tİz-gerd = Çabuk dönen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. Latincede bir mecburiyet ifade eden fiilden türetilen sıfat: ''görülecek, ,okutulacak gibi.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (giriften fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkilinde bulunur). 1. Tutan, Osm. kabz ve zapteden: Şİr-gîr = Arslanı tutan. Cihân-gîr = Dünya fatihi, çok ülkeler fetheden. 2. Yayılan, intişar eden, münteşir: Alem-gîr = Dünyaya yayılan, her tarafa yayılmış, i. Harb, kavga, cenk (bu mânâ ile yalnız aynı mânâda olan «dâr» ile beraber kullanılır): Esnâ-yı gîr ü dârda.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kaçma, firar: Cây-ı girîz: Kaçacak yer, Ar. melce. 2. Kaçan firar eden, korkup sakınan (sıfat terkibi teşkiline de girer): Merdüm-glriz = İnsanlardan kaçan, kimseye yakın olmayan.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın ve birçok hayvanların karınlarının ortasındaki deliğimsi şekil ki, rahimde cenîn iken barsak gibi bir bağ ile anasına bağlı olup anasının kanı oradan kendi bedenine geçip dolaşır. Ar. surre, Fars. nâf: Çocuğun göbeğini kesmek; göbeğinde bir sancı vardır. 2. Lahana, marul gibi bazı sebze ve meyvelerin ortası, merkezi: Marul, salata göbek bağlamış. Karpuz göbeği. 3. mec. Orta, merkez, kalbgâh: Ta göbeğinde, şehrin göbeğinde, tavan göbeği, keçe, şal göbeği. 4. Kuşak, batın, karın, zürriyet, nesil: Beş göbek torunu. 5. Hayvanın göbek tarafı postundan ibaret kürk, Fars. nâfe (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır): Göbek kürk. Göbeği düşmek = Göbek fıtkına uğramak. Göbek sökülmek = Çok zor görmek. Göbektaşı = Hamamın ortasında göbeğin üzerine yatılıp kendini ovdurmaya mahsus mermer döşeli yüksekçe yer. Kadıngöbeği = Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük

(i. F. güften fiilinden imas. olup sıfat terkipleri teşkiline girer). Diyen, söyleyen: Rlst-gO = Doğru söyleyen. GOft ü gû = Dedikodu, Ar. kıyl ü kaal.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güdâhten’den imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). 1. Eriten, Osm. izâbe eden. 2. Yakan, Fars. sûzân: Dil-güdâz = Yürek yakan. 3. Bırakmayan, imha eden: Tâkat-güdâz — Takat bırakmayan, takat getirilemeyen.

Türkçe Sözlük

(I.F.).Meşhur çiçek ki, küçük ve dikenli bir ağaçta olup şeklinin ve kokusunun güzelliği ile meşhur ve şairlere göre bülbülün sevgilisidir. Pek çok çeşidi vardır: Al, penbe, sarı katmerli gül, gül-l zîbâ. Gül-l sad-berk = Yabanî gül. Hokka (veya okka) gülü = Tatlısı yapılan cinsi. Gül ağacı = Bu çiçeği veren küçük ağaç. Gül bayramı = MÜsevîler’in bir bayramı, (pantekot). Gülbeşeker = Bir çeşit gül reçeli.Gülhatem (hatmi) = Alaca renkli ağaç hatmisi. Gülsuyu = Gülden çıkarılan güzel kokulu su, Fars.gülâb, (Ar.)mâ-ülverd. Gülyağı = Gülden çıkarılan kokulu yağ (sıfat terkiplerine de girer). Gül-ruh = Gül yanaklı. Gül-ro = Gül yüzlü. Gül, gülgiller (Rosaceae) familyasının Rosa cinsinden güzel kokulu bitki türlerine verilen ad. Anavatanı Anadolu, İran ve Çin›dir ama başka yerlerde de yetişir. Çok güzel ve kıymetlidir. Park ve bahçelerin süslenmesinde kullanıldığı gibi odaları, balkon ve terasları süsler. Kesme çiçekçilikte çok talep edilen bir çiçektir.

Türkçe Sözlük

(KUŞA) (i. F.). Açan, açıcı. Sıfat terkiplerine girer: Cihân-güşâ, kişver-güşâ vs. Osmanlıca’da «küşâ» telaffuz olunur.

Türkçe Sözlük

(i. F-). Geçme, Osm. mürûr, sebk: Güzerân eden muharrem ayında geçen (asıl Farsça’da geçici mânâsiyle sıfat ise de dilimizde o suretle pek kullanılmaz ).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (çiğneyen demek olan «hâyiden» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Çiğneyen: Şeker-hi = Şeker çiğneyen; şeker yiyen veya şeker gibi tatlı sözler söyleyen: TOtî-i şeker-ht = Şeker dilli papağan. Ja-hi = Saçmasapan sözler söyleyen.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ahbâr). I. Bir vakanın tebliği, bir hâdiseden, hazır bulunmayanlara verilen malûmat, bilgi, havâdis, asıl Türkçe’si: Salık. Haber gelmedi; o işden bize haber veren olmadı; bir şey olursa ben size haber ederim. 2. İlim, vukuf, malûmat, bilgi: Fenden, senattan haberi yoktur; bu işden haberim olmadı. 3. Hadîs-i şerif = Peygamberimiz’in sözleri ve fiilleri: Haberde böyle denmiştir. 4. (edebiyat) Gramerde bir isme yakıştırılan sıfat, müsnet: «Allah büyüktür» denildiğinde «Allah» mübtedâ ve «büyük» haberdir. 5. (edebiyat) Olayı bildiren bir fiil veya cümle; mukabili: İnşâ. Bî-haber = Bir işten haber ve bilgisi olmayan, vukufsuz, malûmatsız, gafil (tersi olan «bâ-haber» tâbiri kullanılmayacak kadar soğuktur). İlmühaber = 1. Bir şeyin alındığını gösteren resmî senet. 2. Bir hususu göstermek üzere ekseri muhtarlarca verilen resmî kâğıt. Kara haber — Birinin ölümü hakkında akrabasına verilen haber.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: hocalık). 1. Efendilik, sahiplik. 2. Öğretmenlik, muallimlik, okutma vazifesi: Mektepte bir hocalık aldı. 3. Eskiden Ulemâ kıyafeti, talebe ve molla sıfatı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hakka yakın, doğru, gerçek, sahih. 2. Adalet, insafa yakın, Adilâne, insaflıca, munsıfâne. 3. Alacağı olan, müstahak. 4. Sözü veya işi doğru ve adalete muvafık olan: Siz haklısınız; bu dâvada kim haklı çıktı? Haklıyı haksızdan ayırmalı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaratıcılık, yaratmak hal ve sıfatı: Halıkıyyet yalnız Tanrı’ya mahsustur.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «halk» tan imüb.). Mübalâğa ile halk edici, çok yaratan: HalISk-ı Alem = Tanrı’nın sıfatlarındandır. Hallâk-ul-maânî = MAnâ inceliklerini yaratırcasına bulup kullanan büyük şair.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamal iş ve sıfatı, mec. Kaba iş, fikir ve hal.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük

(i.). Soru sıfatıdır (kangı’ dan gelir). 1. Birkaç şeyden birini belirtecek bir cevap almak için kullanılır. 2. Bazı cümlelerde mânâyı genişletir, umumileştirir: Hangi ağaca baksan yeşermiş. Hangi dağda kurt öldü = İyilik beklenmeyen bir kimse bir iyilik yaptığı zaman söylenir. Hangi rüzgâr attı = Umulmadık bir zamanda gelenlere söylenir. Hangi taşı kaldırsan altından çıkar = Her işe karışan, her işten anlayanlar hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ele geçemeyen veya elden kaçırılan bir nimete üzülerek yanma ve iç çekme: Hasret çekmek: Mahrum olup teessüf etmek. 2. Göreceği gelmek: Arzu, iştiyak: Çocuklarının hasretini çekiyor: Hasret-i yâr ile dil-hûn oldu. (Türkçe): Sıfat gibi de kullanılıp hasret olmak ve hasret kalmak denilir: Bu sene üzüme hasret kaldık.

Türkçe Sözlük

(HAVALE) (i. A.) (c. havâlât). 1. Birinin eline bırakma, terk, Ar. tefviz, ihâle: Orada olan işlerimin görülmesini filâna havale ettim. 2. Saldırma, sunma, vurma: Kendisine bir kılıç, bir mızrak havale etti. 3. Bir paranın ödenmesini üçüncü bir şahsa çevirme: Filânda olan alacağımı size havale ettim. 4. Bir ödemenin üçüncü bir şahsa çevrilmesi için resmî emir, havâle-nâme: Erzurum’dan gönderilen havaleyi aldım. 5. Dilekçelerin vesair resmî evrakın, sunuldukları makamdan ait oldukları daireye gönderilmesi ve bunu gösteren evrakın bir köşesine edilen kayıt ve işaret: Dilekçeyi, evrakı muhasebeye havale ettiler. Bu dilekçenin havalesi yoktur, havale ettir de getir. 6. (masdar mânâsını taşımaksızın) Görüşe mânî olan şey, Ar. hâil: O duvar deniz tarafından havale oluyor. 7. Başka bir bina veya istihkâmın üstünde bulunup, hâkim olan veya içine bakan bina veya istihkâm: Tepedeki kale, şehre havale oluyor, selâmlık hareme havale olmamalıdır. 8. Bir bina veya istihkâmın bir yere hâkim olması veya içine bakması: O tepenin istihkâmlara havalesi vardır; selâmlığın hareme havalesini kesmek için bir tahta perde çektirmeli. 9. Bir arsa etrafına veya duvar üzerine yapılan engel, perde: Buraya bir tahta havale yapmalıdır. 10. Musallat, dadanıp rahatsız eden şey: Bir takım karıncalar kilere havale olup bir şey bırakmıyor (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). 11. Çocuklarda görülen sar’a çeşidi: Çocuğa havale geldi, çocuk havaleye tutuldu.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâs, hâssa). Gûyâ boş inanışlardan vesair şeylerden neticeler çıkarmak marifeti, bir çeşit fal. Ehl-i havvâs = Bu mârifeti bilmek iddiasında bulunanlar, (bk.) HAs, hâssa.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Canlı, diri. 2.Allah’ın sıfatlarından. - “abd” takısı alarak kullanılır. “Abdülhay”.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hayvanât, hayavân). 1. Canlı şey, insanla beraber her canlı: Kara hayvanı, deniz hayvanı. Hayvân-ı nâtık = Konuşan hayvan, insan. Hayvânât-ı ehliyye = Evcil, sahipli ve işe yarar hayvanlar. 2. İnsan olmayan idrâksiz canlı yaratık: O, insan değil hayvandır. İnsanın hayvandan farkı akıl ve idrâkidir. 3. Yük kaldıran ve araba çeken ve binilen hayvan, beygir, katır, merkep vesaire. Hayvanlara yem vermek, hayvanları çayıra çıkarmak. 4. mec. Akılsız ve idrâksiz insan, ahmak: Hayvan mısın? (bu mânâ ile sıfat gibi kullanılır): Hayvan herif. Hayvln-ı nebâtî = Sünger gibi yarı hayvan yarı bitki olan bir sınıf canlılar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hayvanlık, canlı hal ve sıfatı. 2. Akıl ve idrâke ve insanlığa ait olmayıp, insanın hayvanlardan olması sıfatiyle olan hâl: Bu adamın hayvâniyyeti galip; şehvet, hayvâniyyet icaplarındandır.

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvan hal ve sıfatı. idrâksizlik, akılsızlık: Hayvanlığın lüzumu yok.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hayye) (c. ihyâ). Diri, zinde, canlı, hayatta olan. Allah’ın sıfatlarındandır: Cenâb-ı Hayy.

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğu içinde suda pişip katılaşmış yumurta. Sıfat gibi de kullanılıp: Hazırlop yumurta denilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) iyileştirmek, şifa vermek; iyileşmek, şifa bulmak; düzeltmek, ıslah etmek; defetmek, başından savmak; kapatmak; ıslah olmak. healable (s.) iyi olması kabil, iyileşebilir .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iyileştiren kimse, şifa veren kimse, doktor; üfürükçü .

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hekim sıfat ve vazifesi, doktorluk: Hekimlik ediyor, hekimlik iyidir. 2. Tıb ilmi: Hekimlik öğreniyor.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça veya Arapça isimlerin başına gelip Türkçe «daş» edatı gibi ortaklık ve birlik gösteren sıfatlar teşkil eder: Hem-bezm = Bir mecliste oturan Hem-rey = Bir fikir ve reyde bulunan. Hem-pâ = Ayakdaş. Hem-râh Yoldaş. Hem-fikir = Aynı düşünüşte, aynı fikirde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). bir isimle bir sıfatın ortaklaşa belirttikleri anlamı iki isimle ifade tarzı; Iawful order yerine law and order.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ot; yemeklere tat vermek için kullanılan bitki; şifalı bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). otlara ait, bitkisel. herbalist (i). şifalı bitki satan kimse.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karışıklık, gürültü, nizamsızlık. Here ü merc (sıfat gibi) = Karma karışık, intizamsız, alt üst.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bu Arapça kelimeyi de Osmanlılar yapmışlardır). Mısır valiliği, Mısır valisinin sıfatı, vazifesi ve idaresinde olan yerler: Mesned-i hıdîviyyete geçmiştir. Hıdîviyyet-i Mısrıyye.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hıllî). 1. Süs, ziynet, zîb. 2. Güzel sıfatlar. 3. Peygamberimizin vasıfları ve bundan bahseden kitap: Hılye-i Hakanî.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Süs, cevher. 2. Güzel sıfatlar. 3. Güzel yüz. 4. Peygamberimizin vasıflarını öğen manzum veya mensur eser: Hilye-i HAkaanî.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Süs, zinet, cevh(Erkek İsmi) 2.Güzel sıfatlar. 3.Güzel yüz. 4.Bir yazı sitili. 5.Hz.Muhammed’in mübarek vasıflarını ve güzelliklerini anlatan manzum ve mensur es(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i. F «hırâşîden» den imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Tırmalayan, kaşıyan: Dil-hırâş = Yürek tırmalayan, kalbi inciten. Hâtır-hırâş = Hatır tırmalayan, vesvese veren.

Türkçe Sözlük

(i.). Hırsız hal ve sıfatı, uğruluk, Ar. sirkat: Hırsızlık etmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendisine gösterilen emniyet ve itimadı kötü kullanan veya vaad ve taahhüdünü yapmayarak hilekârlıkta bulunma. 2. Kendi devlet ve memleketi aleyhinde düşmana hizmet etme, hainlik: Eski Romalılar en ağır cezayı hiyanete tahsis etmişlerdi. Halk dilinde yanlış ve sevimsiz olarak hâin ve vefasız mânâsiyle sıfat gibi de kullanılır: Hiyanet adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (hâsten fiilinden olup sıfat terkiplerine girer). Kalkan: Seher-hîz Sabah erken kalkan.

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmetçi işi, meslek ve sıfatı: Evlâdını beslemek için hizmetçilik etmeye mecbur oldu, konaklarda hizmetçilik ediyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmetçilik, birinin hizmetinde bulunan adamın hal, sıfat ve mesleği.

Türkçe Sözlük

(i. F. c. hûbân). Güzel, Ar. hasen, cemîl: RÜy-i hûb = Güzel yüz. Sıfat terkiplerine de girer: HÜb-rû = Güzel yüzlü. HÜb-sûret = Yüzü güzel. HÜb-sîret = Ahlâkı güzel.

Türkçe Sözlük

(i.). Hırdavat satan adamın işi, hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

(aslı: HUSÜSIYYET) (i. A.). 1. Hususîlik, umumî olmayıp hususî olan şeyin hal ve sıfatı: Bu yazının maksadı hususiyetinden bellidir. 2. Bir adamın şahıs ve zâtına ait ve bağlı olma, mensubiyet: O zâta eskiden hususiyetim vardır. 3. Birine mehsus olma, ayrıca bir halde bulunma: O adamın husûsıyyet-i ahvâli vardır = Kendine mahsus hal ve tavrı vardır. ‘

Türkçe Sözlük

(İBARET) (i. A.). 1. Müteşekkil, mürekkep, bir şeyin aynı olup başkası olmayan: Düzine on iki şeyden ibarettir. Zikir ve ibâdet zihin ve kalbi Cenâb-ı Hakk’a bağlamaktan ibarettir. 2. (Şiirde nadiren) ibâre. bk. İbâre (ibâre ile aynı kelime olduğu halde dilimizdeki yeri büsbütün başka olup sıfat gibi kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). İbrikdar vazifesi ve sıfat ve görevi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan masdar). 1. Haklı veya haksız bir davaya kalkışma: İddia edene ispat ve inkâr edene yemin düşer. 2. Haksız ve esassız bir davada bulunma, taşımadığı sıfatı, taşıdığını söyleme ve kendisine ait olmayan bir hakkı istemeye kalkışma: Şairlik iddiasından vazgeçmedi. 3. Kendini büyük ve kudretli sananın kendi hakkındaki fikri: O adamın iddiası pek büyüktür. 4. İnat, ısrar, muannidlik: iddia etmem ama böyle zannederim.

Türkçe Sözlük

(İFADE) (i. A. «feyd» den masdar) (c. ifâdât). 1. Anlatma, söyleme, beyan, takrir: Hâlimi ifade ettim. Ifâde-i şifâhiyye = Ağızdan anlatış. İfâde-i tahririyye = Yazı ile anlatış. 3. Ders verme, tedris, ders takriri, talebeyi dersinden faydalandırma: Telif ve ifade ile meşgul olurdu. (hukuk) İfade almak, zaptetmek: Davaya ait olan bir madde hakkında birini söyletip söylediğini yazmak. İfâde-i cebriyye (matematik) = Cebir işaretleri ile maksadı anlatma. İfâde-i merâm = Kitabın başına yazılan ve yazış sebebini anlatan sözler, ön söz, Ar. mukaddime.

Türkçe Sözlük

(i. A. «masdar). i;ina alma, Osm. câmi ve şâmil olma, kavrama: Bu söz çok mânâlar ihtlvS eder (bazı isimlere eklenerek, birtakım yanlış sıfat terkipleri teşkil eder: Mekârim-ihtivâ, mekârim-havt).

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Diriltme, diriltilme, canlandırma. 2.Taze can verircesine iyilik lütfetme. 3.Yeniden kuvvetlendirme. 4.Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. 5.Allah’ın sıfatlarından. - İsim olarak kullanılmaz.

Türkçe Sözlük

(ka İle) (I. A. «karn» dan masdar). 1. Yaklaşma, Ar. takarrüb: Bu rivayet gerçeğe Iktirln ediyor. 2. (astronomi) Gezegenler ile Ay’ın Dünya’ya nisbetle Güneş ile aynı boylamda bulunmaları. Fransızca: conjonction. Zıddı: Tekabül ve iki gezegenin bir boylamda bulunmaları kırin’dır. Sıfat terkibi teşkiline de girer: Hikan-ı midelet-iktirin = Adaletli hakan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İmamlık, namazda kendisine uyulan zâtın hal va sıfatı: Bu camide kim imâmet ediyor? 2. İslâm mezheplerinde veya dinî bilgilerinde imam unvanı. 3. İslâm halifeliği.

Türkçe Sözlük

(I.). İmam sıfat ve vazifesi: Bu camide kim imamlık ediyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparator unvan ve sıfatı: Prusya krallarından I. Wilhelm, Almanya İmparatorluğunu ilân etmiştir. 2. Bir imparatorun idaresinde bulunan devlet, hükümdarı imparator unvanını haiz devlet: Almanya, Rusya imparatorluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iyi olmaz, şifa bulmaz, devasız, düzelmez; i. iyi olmaz hasta. incurabil'ity, incur'ableness i. çaresizlik, şifa bulmazlık incur'ably z. şifa bulmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belirli olmayan, belirsiz, sayısız, belgisiz, bellisiz, müddeti olmayan; bot. sayısı belirsiz, sayısı çok olan (ercik); gram. belgisiz (sıfat, fiil). indefinite article belgisiz sıfat: bir (İngilizcede a, an). indefinite pronoun belgisiz zamir. indef

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak bulunmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha ‘uygun olabilirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, kalıtımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yansının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her iki yarısının da bir birinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşitli görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özdeştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki ‘left’ kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan ‘lyft’ kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki ‘right’ ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek, isimlerin sonunda ait, kabilinden, mahiyetinde, sıfatlarda ise -ce veya -ca anlamına gelir: Turkish, whitish.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» den masdar) (c. ıslâhât). 1. İyi bir hâle koyma, iyileştirme, düzeltme: İşlerini ıslâha muvaffak oldu. 2. Kusur ve eksikliklerini tamamlama, mükemmel hâle koyma: Yargı sisteminin ıslâhı lâzımdır (bu mânâ ile en fazla çokluğu olan ıslâhât kullanılır): Mülkt ıslâhât, askerî ıslâhât, adlî ıslâhât. Rumeli’ nin Manastır taraflarında «iyi, hoş» mânâsiyle sıfat gibi kullanılır. IsISh-ı hâl = Kendi hâlini İyileştirme: Islâh-ı hâl ederse bir görev alabilir. Islâh-ı zât-ül-beyn = Barıştırma, aralarını bulma. Allah ıslâh eyleye = Islâha muhtaç olanlar hakkında söylenen duadır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2.Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Peygamberin sıfatlarındandır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan masdar). Şifa isteme, hastalığa ilâç ve çare arama: Filân maden suyundan çevredeki halk istişfâ ediyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. en iyi vaziyeti elde etmek için manevra yapmak; cokey sıfatıyle ata binmek; hile yapmak. jockey for position (karşılaşmalarda) daha avantajlı bir yer aramak.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaç sıfatının üleştirme şekli: Hamallar kaçar para alacak?

Türkçe Sözlük

(i. A. «küfr, küfrân» dan if.) (c. küffâr, kefere). 1. Tanımayan, bilmeyen, gördüğü iyiliği unutan, iyilik bilmeyen, şâkir zıddı: Kâfir-I nimet = Nankör. 2. Tanrı’nın birliğine, vahdâniyyete inanmayan, Tanrı’ya ortak tanıyan ve ona yakışmaz iş ve beşerî sıfatlar isnâd eden: O sözü söyleyen kâfir olur; küffâr-ı Kureyş’in sahâbeye ettikleri ezâ: Kefere-i Hind’in kötü inanışları. Kâfirîler = Araplar’ ın güneydoğu Afrika zencilerine (Zulular vs.) verdikleri ad ki, Ümit Burnu ile Zengîbâr arasında yaşarlar. Avrupalılar da Araplar’dan alarak «Kafres» demişlerdir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Allah’ın sıfatlarındandır. Kur’an-ı Kerim’de iki yerde geç(Erkek İsmi) 2.Kahredici, zorlayan. 3.Yok eden. 4.Ezici kuvvet. Kahir Billah: Abbasi halifesi. (Ebu Mansur Muhammed el-Mutezid). Muktedir’in kardeşi.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru şeylerin birbirlerine dokunmaları sonunda çıkan sesi taklit ve tasvir eder: Kuru dallar kakır kakır ediyordu. Art arda gelip sıfat gibi de kullanılarak pek kuru demektir: Bu deriler kakır kakır olmuş.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). Sözle, söyleyerek, şifahen. Zıddı: Kalemen, tahriren, bk. Kavlen.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Maden yeri, maden kuyusu, maden damarı, bir madenin bulunduğu ve çıktığı yer. 2. mec. Kaynak, masdar, bir sıfatın çoklukla bulunduğu zat: Kân-ı merhamet = Merhamet mâdeni, yani pek merhametli zat. Kln-ı hllm 0 şerm = Pek yumuşak huylu ve utangaç.

Türkçe Sözlük

(e.). K ile başlayan bazı sıfatların başına gelerek ifadeyi kuvvetlendirir: Kapkara, kupkuru vesaire.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kadın sıfat ve hâli: Karılık bazı ağır işleri yapmaya mânidir. 2. Zevcelik, eşlik, eşin sıfat ve vazifesi: On dört yaşında bir kız, kocalık, karılık nedir bilmez. Adama üç ay karılık etmedi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «karn» dan smüş.). (mü. karine) (c. kurenâ). 1. Yakın, karîb. 2. Bir adamla akrabalık ve münasebeti olan, hısım, komşu, arkadaş, Fars. hem-dem, hem-cins: Bir edamın hâli karîninden sorulur. 3. Bir şeye erişen, bir hâl ile sıfatlanan: Karîn-i kabûl = Makbûl. Karîn-i takdir = Takdire erişmiş. SaSdetkarin = Saadete erişmiş 4. Mâbeynci: Karîn-i sini = İkinci mâbeynci. Kurenâ-yı hazreti şehr-yârîden. Ser-kurenâ = Başmabeynci.

Türkçe Sözlük

(e.). «K» ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına girip kuvvetlendirme ifade eder: Kaskatı (kıskıvrak ve koskocaman gibi).

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde kassâm ve kassâm-ı askerî denilen ve vârislerin hisselerini bölüştürerek yetim olanların mirasını saklayıp idare etmekle görevli olan şer’İ memurun hal, sıfat ve memuriyeti.

Türkçe Sözlük

(KATİB) (i. A. «kitâbet» ten if.) (c. ketebe, küttâb). Bir resmî dairede veya mühim bir kimsenin maiyetinde yazı yazmakla görevli memur, yazıcı, Fr. sekreter, eski Türkçe: bitikçi, Fars. debîr: Meclis kâtibi. Ketebe-i aklâm = Kalem kâtibleri. Başkâtip = Birinci kâtip, bir kalem veya heyet kâtiplerinin başı: Meclis başkâtibi. Katib-i husûsi = Bir büyük kimsenin hususî ve şahsî işlerine ait yazıları yazan, resmî sıfat taşımayan yazıcı, eskiden: mühürdâr, dîvân efendisi. Ser-kâtib = Başkâtip. Sır kâtibi = Hükümdar, sadrâzam veya elçinin gizli yazılarını yazan kâtip. Kâtib-i vahy = Kur›Ani nâzil oldukça yazan sahâbeler. Kâtib Çelebî = XVII. asrın büyük Türk bilgininin unvanı, mü. kâtibe, t. Yazan, yazmak bilen: O zaten kâtiptir, kâtibe ihtiyacı yoktur. 2. Bir konuyu kaleme almasını iyi bilen, Ar. münşî, muharrir, râkım, nâmık: İyi kâtiptir, onun gibi kâtip olamaz. Kâtib-ül-hurûf = Elde olan mektup veya kitabı yazan (asıl Arapça’da kâtip bir şeyi kaleme alan münşî mânâsına olmayıp temize çeken veya kopya eden demektir ki, bu halde iyi kâtip yazısı güzel olana denilip, iyi kaleme alan adama ise münşî demek lâzımsa da, dilimizde münşî mânâsıyle kullanılıyor).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yazıcı ve münşî sıfat ve görevi, yazıcılık, Ar. kitâbet: Kâtiplik ediyor, kâtiplik insanı yoran bir iştir. 2. Yazıcılık mahareti, Osm. inşâ, yazılı olarak istediğini ifade edebilmek: Onun kâtipliği meşhurdur, öyle kâtiplik görmedim. Başkâtiplik = Osm. ser-kitâbet.

Türkçe Sözlük

(i.). Kavas sıfat ve hizmeti.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vekâlet, vekillik: O işte filân kaymakamlık ediyor. 2. Bir kazânın idaresiyle görevli mülkiye memurunun memuriyeti, hal ve sıfatı: Kaymakamlığı kendisine az görüyor. 3. Yarbay rütbesi: Beş sene kaymakamlık etti. Kıdemli binbaşılardan olduğundan kaymakamlık bekliyor. 4. Bir mülkiye kaymakamının idare ettiği kasaba, ilçe, kazâ: Orası bir kaymakamlıktır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dokunmaksızın yalnız dövülmekle yapılmış kaba yün aba, tepilmiş yün: Keçe döşemek, keçeden çadır, ayaklarına keçe sarmış. Kar keçesi = Erimemek için kar sardıkları keçe ki halı gibi de kullanılır. 2. Cda döşemesi üzerine yayılacak yün dokuma: Avrupa keçesi, yerli keçe, odaların keçelerini döşemek, kaldırmak. Sıfat: 1. Keçeden, yani dövülmüş yünden mamul: Keçe külâh, keçe yağmurluk. 2. mec. Uyuşuk, hisst uyuşmuş, çok çalışmadan ve taş, toprak vs. tutmaktan hışır hışır olmuş: Ellerim keçeleşdi. 3. Taranmamış, birbirine geçmiş: Saçı keçe olmuş, (denizcilik) Karine keçesi = Gemilerin karinesine kaplanan bakırın altına konan kaba keçe. Keçe külâh etmek = Rütbesini kaldırıp apoletlerini sökerek meslekten atmak.

Türkçe Sözlük

(e.). Bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalâğa ve tekid gösterir: Kıpkızıl; kıp-kırmızı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırmak işi. 2. Kumaşı katlamakla yapılan elbise süsü: Etekliğin kırmaları çok olur. 3. Kumaş vesairenin katlandığı ve büküldüğü yerde ortaya çıkan çizgi. 4. «Siyâkat» denilen eski bir yazı çeşidi. Vaktiyle muhasebede kullanılırdı (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır): Kırma yazı. 5. Basılmış kitap formalarını kırıp katlama. Nesih, tâlik kırması (nestâlik) = «Şikeste» denilen sür’atli yazı. Kırma taş = (sıfat gibi) Şoseler için kırılmış ufak taş. bk. Kırmak.

Türkçe Sözlük

(e.). Türkçe sıfatlara girip mübalâğa ve tekid gösterir: Kıskıvrak bağlamak.

Türkçe Sözlük

(e.). Ko İle başlayan bazı Türkçe sıfatların başına girip mübalağa ve şiddet bildirir: Kopkolay, kupkuru.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Köpekgiilerden birçok cinsleri olan ehlt hayvan ki, çeşitli işlere yarar, Ar. kelb, Fars. seg. Av köpeği = Zağar. Bekçi köpeği = Evde bekçilik edeni. Çoban köpeği = Sürüyü muhafaza edeni. Sokak köpeği = Sahipsiz olarak sokaklarda türeyen ve cinsinin özelliğini kaybetmiş olan soysuz cinsi. Fino köpeği = Evin içinde bulundurulan küçük cinsleri. Dişi köpek = 1. Kancık köpek yavrusu, mec. 2. mec. Pis, alçak (hakaret tâbiri, sıfat gibi de kullanılır): Köpek beni aldattı; köpek herif, utanmadan yanıma geliyor. Köpekayası = Bir cins bitki. Ar. keffü’l-kelb. Köpekoğlu (halk dilinde: Köpoğlu) = 1. Hain, korkak, kahbe, alçakça hilekâr: Köpoğlu, etmediği alçaklığı bırakmadı. 2. Yaman, kurnaz, işgüzar: Çok köpoğlu. Köpoğluluk = Hainlik, ihânet, alçakça hile: Beni öyle bir köpoğlu ile aldattı ki, hiç hatırıma gelmezdi. Köpekbalığı = Vatoz balığının bir cinsi, Fr. requin denilen yırtıcı balık. Köpekdişi = Azı dişleriyle ön dişler arasında bulunan sivri dört diş ki, köpekte vasir yırtıcı hayvanlarda fazla uzun olur. Köpek gibi, köpekler gibi = Alçakça: Köpek gibi pişman olmak; köpek gibi yalvarmak. Kedi ile köpek = Daima hırlaşıp kavga edenler hakkında söylenir. Köpekmemesi = Koltuk altında çıkan bir cins çıban.

Türkçe Sözlük

(e.). Ko ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalağa ve şiddet gösterir: Koskoca ev, koskoca adam.

Türkçe Sözlük

(i.) (Slavca’dan). Hıristiyan hükümdar, imparator sıfatını taşımayan en yüksek dereceli hükümdar: İtalya, ingiltere, Belçika, Yunan kralı. Kralsuyu = Kolonya.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hıristiyan hükümdarlığı, hükümdarlık hâl ve sıfatı: İsveç hükümdarı krallık unvanını hâizdir. 2. Bir kralın idaresinde bulunan ülke, krallık unvanıyla idâre olunan devlet.

Türkçe Sözlük

(KÜFR) (i. A.). T. Allah’a inanmama ve ortak koşma yahut yakışmayacak sıfatlar yakıştırma: Küfretmek, o söz küfürdür. 2. Dinsizlik, imansızlık, Ar. ilhâd: Bir adamın küfrüne hükmetmek. 3. Müşriklik, putperestlik. Semâvî olmayan çok tanrılı dinler: ASya ile Afrika’nın birer büyük kısımları hâlâ küfr içinde bulunuyor. 4. Ekseriya küfür kelimeleri olan ağır, çirkin ve ayıp sözler, Ar. seb: Küfretmek, küfür atmak = Kızdığı vakit kantarla küfür atıyor.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kulun hâl ve sıfatı. 2. Tanrı’ya karşı kulluk görevi, ibâdet, tâat: İnsan Allah’a karşı kulluğunu bilmelil

Türkçe Sözlük

(i.). Ku ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip ifadeyi kuvvetlendirir: Kupkuru veya kopkalay.

Türkçe Sözlük

«ckü» ile başlayan bazı sıfatların başına konup mübalağa ve tekid gösterir: Küs kütük.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küşten fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Öldüren, öldürücü, katil. Merdüm-küş = Adam öldüren.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küşâden fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Açan, açıcı. Dehen-küşâ = Ağzını açan. Ferahlandıran. Dil-küşâ = Gönlü ferahlandıran. 3. Ülke açan, tâfih. Kişver-küşâ = Memleket fetheden, ülke açan.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küsterden fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Döşeyen. Merâhim-küster = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i.). Beyazlı ve kırmızı ayaklı bir cins şahin (asıl sıfat olup «sarp ve şiddetli» demektir).

Türkçe Sözlük

(aslı: LâKAB) (i. A.) (c. elkab). Bir adamın asıl adından başka adaşlarından ayırmak için sonradan kendisine verilen veya yakıştırılan diğer ismi ki, onunla şöhreti olur: Zenbilli lakabıyla anılan Şeyhülislâm Ali Efendi; Tiryaki lakabıyla ünlü Hasan Paşa; yiğit, lakabıyla anılır. (c.) Osmanlı devrinde rütbe sahiplerine yazılan mektubun başında ve zarfın üzerinde veya ismi anıldıkta rütbesine göre yazılan sıfat, unvan; rif’atlû, izzetlû, saâdetlû gibi.

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakmak hizmet ve vazifesi, lala sıfatı.

Türkçe Sözlük

(LEFF) (i. A.). 1. Sarma, devşirip toplama. 2. Bohça ve zarf içine sokmak, mektubun içine sarıp beraber yollama: Hesap puslasını gönderdiği mektuba leffeyledi, aldığı evrakı leffedip gönderdi. (edebiyat) Leff-ü neşr = Birkaç ismi anıp sonra her birine ait sıfat veya fiilleri de ayrıca sıralama. Leff-ü neşr-i müretteb = Her İki takım kelimelerin sırasının bir olması. Leff-ü neşr-i müşevveş = İkinci takımın sırası birincilerinin sırasına uymaksızın aşağıdan yukarıya sıralanması.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lem = menfilik edatı, yezel = zevâl’den). Yok olmaz, Osm. zevâl bulmaz, ziil olmaz, Ar. bâkt, dâimi, sermedi (Allah’ın sıfatlarındandır). Hudây-ı lem-yezel = Zevalden uzak olan Tanrı (lâ-yezâl gibidir).

Türkçe Sözlük

(i. F.) («lîsîden» fiilinden imas. olup bazı sıfat terkiplerinde bulunur). Yalayan, yalayıcı. Kâse-lîs = Çanak yalayan, mec. Dalkavuk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağızdan, şifâhen: Lisânen söyledim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lordluk sıfatı veya payesi; egemenlik, üstünlük; his veya your ile lord cenapları.

Türkçe Sözlük

(i.). Asıl ismi lâk olan bir çeşit hind zamkı ki, boyacılıkta ve başka işlerde kullanılır, lika. Sıfat gibi de kullanılıp «lûk boya» denilir.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (C. mattin) (Ar. doğrusu: mâdin). 1. Toprağın içinden çıkan, eritilip dökülmek veya ısıtılıp dövülmekle çeşitli şekillere girip Alet ve edevat imaline yarayan cisimlerin her biri: Demir, bakır, kalay, kurşun, gümüş, altın en tanınmış madenlerdendir. 2. (kimya) Gelişmesi olmayan cisim, cevher. 3. Bir madenin veya bir çeşit taş, toprak ve başka şeylerin bulunduğu ve çıktığı yer, maden filizler bulunan yer, ocak: Ural dağlarında gümüş ve altın madenleri verdir. Mermer, alçı, kömür madeni. 4. Altın ve gümüşten başka olan maden: Gümüş değil madendir. 5. Maden veya eski maden, has porselen, çini gibi şeyler: Çin, Saksonya madenleri, onda çok eski madenler vardır. 6. mec. Bir meziyet ve faziletin kaynağı olan kişi, o meziyet ve faziletle vasıflı insan: Ol mâden-i ilm-ü hayâ. Kendisinde çok değerli şey bulunan, define, hazine: Herif madeni Bu, kütüphane değil maden! (Türkçe sıfat) 1. Madenden yapılmış: Maden tabak. 2. Gümüş ve altından başka olarak basit veya mürekkep bir madenden yapılmış: Maden madalya, (kimya) Şibih maden = Yarı maden. Maden vasfı taşımayan, fakat kimyaca madenler arasında sayılan bazı basit cisimler, Fr. mitalojide. Îlm-i maâdin = Madenlerin çeşit, cins ve durumlarından bahseden ilim, Fr. miniralogie. Imâl-i maâdin = Madenlerin işletilmesi ilim ve san’atı, Fr. mitalurgie. Maden suyu = İçinde tabiî olarak erimiş bir maden bulunan su. Maden kömürü = Pek eski zamanlardan toprağın altında kalıp yanabilir taş haline geçmiş olan ağaç.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» dan imef.). 1. Kurtulacak, sığınılacak yer. Ar. melce, me’ men. 2. (şiirde) ŞAirin şiirde kabûl ettiği isim ki, gazelin sonunda söylenmesi Adettir: Kanunî Sultan Süleyman Hanın mahlası «Muhibbi» dir. 3. Eskiden isme eklenen ikinci isim ki, bir sıfattan ibarettir: İsmi Osman, mahlası NÜrî’dir.

Türkçe Sözlük

(i. F. «mâlîden» fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Süren, sürülen. Rû-mâl = Yüz süren. Pây-mil = Ayakaltında sürülen, çiğnenen, ezilen.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilinen ve öğrenilmiş olan şeyin hâl ve sıfatı, malûm olma; bilinme.

Türkçe Sözlük

(I. Rumca’dan). 1. Dişi koyun: Marya eti; marya kesmek yasaktır. Umumiyetle dişi hayvan: Keçi maryası. Dişi koyun eti: Bu kasap bize bütün kış marya yedirdi. 4. Balıkçı kayıklarında ve dalyanlarda tayfaya verilen karışık ufak balık. Bu mânâ life sıfat gibi de kullanılıp, marya balık denir. Marya ağı = Küçük gözlü fanya.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsana benzer ve ancak ayakları da e! biçiminde ve nlsbeten bacakları kısa ve elleri fazla uzun canlı ki, hayvanların en zeklsldlr. Cinsleri vardır: Orangutan, goril, şempanze, şebek. 2. mac. Pek çirkin ve tuhaf adam (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır): Bu ne maymun hokkabaz! Maymuft İştahlı = Sebatsız, her gün değişik heveste bulunup hiçbirinde karar bulmayın. Tart maymun = Kılıç namlısı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mâzûl olanın hâl ve sıfatı, mâzulluk: Mâzûliyyet maaşı, mâzûliyeti çok sürmedi.

Türkçe Sözlük

(I.). Meb’Osun sıfatı ve durumu.

Türkçe Sözlük

(I. A. «cibillet» ten imef.) (mü. mecbûle). Yaratılmış, Ar. mahlûk, Fars. Aferlde; yaratılışında bir MI ve sıfat bulunan: Utangaçlıkla mecbûldür.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok ulu, yüce, şan ve şeref sahibi. Allah’ın sıfatlarından. Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. Abdülmecid, Allah’ın (Mecid’in) kulu..

Türkçe Sözlük

(i.). Halkı eğlendirmek için tuhaf hikâyeler anlatıp taklit yapan adamın hâl ve sıfatı ve eski Türk temâşâ san’atı: Meddahlık ediyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Mektupçu görev ve sıfatı: Maliye mektupçuluğu, Erzurum vilâyeti mektupçuluğu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Memnû olma, yasak olan şeyin hâli ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

(e. F.). İsimlerin sonuna eklenerek sıfatlar yapar. Türkçe «li» ve Farsça «nâk» gibi. Derd-mend = Dertli. Hıred-mend = Akıllı. Sûd-mend = Faydalı.

Türkçe Sözlük

(MENSÜB) (i. A. «nisbet» ten imef.) (mü. mensûbe). Bir şahıs veya şeye nisbet ve ilgisi olan, aitlik. (gramer) İsm-i mensöb = Nisbet gösteren sıfat ki, Türkçe’de ekseriya «li» ve Arapça ile Farsça’da «İ» edâtiyle olur: Bağdadlı, Bağdâdî gibi.

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Metan birleşimlerinin sıfatı: Metilik alkol.

Türkçe Sözlük

(i.). Metropolit sıfat, unvan ve vazifesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük dünya; küçük evren olmak sıfatıyle insan; küçük bir dünyayı temsil eden grup veya toplum.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mimar sıfatı. 2. Mimarî ilmi: Mimarlıkta mahareti vardır.

Türkçe Sözlük

(i.). Yağ ve çamur gibi luzûcetli bir şeyin karıştırılıp yoğurulmasını tasvir ve taklit edip art arda kulanılır: Bir tencere yağı önüne koyup elleriyle mıncık mıncık karıştırıyordu, (sıfat gibi): Elleri mıncık mıncık, sokaklar çamurdan mıncık mıncık olmuş.

Türkçe Sözlük

(i. ve kısaltılmışı: IIvâlık). İki alay askerden mürekkep bir tugaya kumanda eden, mîr-i livâ rütbesi taşıyan generalin sıfatı: On sene mîr-i livâlık etti.

Türkçe Sözlük

(e.). «Mo» hecesiyle başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalâğa gösterir: Mosmor.

Türkçe Sözlük

(I.). Muallimlik sıfat ve görevi, hocalık, öğreticilik, öğretmenlik: Filân mektepte muallimlik ediyor.

Türkçe Sözlük

(MÜBALAĞA) (I. A. «bulûğ» dan masdar). 1. Bir işte pek ileriye varma, kusur bırakmame, mükemmel ve kusursuz etme: İkramda mübalağa ediyor. 2. Büyütme, ifrat, küçük bir İşi pek büyük gösterme: Onun cesaretini överek mübalağa etti. Bu tarifte mübalağa vardır. Mübaleğa-i Acemâne, mübalağayı seviyor. Mübalağa ile = Pek pek, pek fazla. İsm-I mübalağa = Mübalağa ile ism-i fâil, Arapça’da «cebbâr, sabûr, allâme» gibi şekillerde olup mübalağa gösteren Ism-i fâil kipi. Türkçe’de «pek» veya «en» edatları da mübalağa bildiren sıfatlardır: Pek büyük, en büyüğü.

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: MÜDÜRİYET) (i. A.). 1. Müdür sıfat ve görevi, müdürlük. 2. Bir müdürün idare ve emrinde bulunan daire. 3. Osmanlı devrinde Mısır’da sancak (vilâyet).

Türkçe Sözlük

(i.). Müfettiş sıfat ve görevi, teftiş memuriyeti: Adliye, maliye müfettişliği.

Türkçe Sözlük

(i.). Müstahkem bir mevkiin idare ve kumandası, muhafız sıfat ve görevi: Kale muhafızlığı.

Türkçe Sözlük

(i. A. "harâm" dan imef.) (mü.muharreme).

1. Yasaklanmış, Osm. tahrîm edilmiş, harâm edilmiş.

2. Hicrî yılın birinci ayı: Mâh-ı muharrem; muharremü’l-harâm (câhiliyet devrinde bu ayda savaş yasaklandığı için bu ad verilmiştir).

«Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. «Şehrullahi’l-Muharrem» olarak meşhur olan, yani «Allah’ın ayı Muharrem» olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan «On geceye yemin olsun» ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne «Âşura» denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz.Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz.Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz.Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz.Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz.İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz.Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz.İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz.Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

Türkçe Sözlük

(i.). Mühendis görev, sıfat ve mesleği.

Türkçe Sözlük

(i.). Köy veya mahalle muhtarı sıfat ve görevi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyük devlet adamının veya resmi bir dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek görevi, mühürdâr sıfat ve memuriyeti: Seraskerlik mühürdârlığı. 2. Eskiden hususî kâtiplik: Bazı vezirlere mühürdârlık etmişti.

Türkçe Sözlük

(i.). Mukayyitin sıfat ve görevi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nurlandıran, ışık veren, parlak, ziyalar. 2.Kur’an’da peygambere ve ilahi kitaplara sıfat olarak kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. insaf ve doğrulukla: Pek munsıfâne hareket ediyor. 2. Pek ileriye varmayarak: Biraz munsıfâne vuruyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip gördüğü şekilde rey ve karar vermeye salâhiyeti olan vekil veya elçinin hâl ve sıfatı: Murahhaslıkla Viyana’ya gönderilmişti.

Türkçe Sözlük

(i.). Musahhih işi ve sıfatı: O matbaada musahhihlik ediyor.

Türkçe Sözlük

(i.). Musâhib sıfat ve görevi, (bk.) Musâhib.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen. -Allah’ın sıfatlarındandır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan if.) (mü. müştefiyye). Şifâ bulan, hastalıktan kurtulan, iyi olan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan if.) (mü. müsteşfiyye). Şife isteyen, tutulduğu bir hastalığa devâ arayan, kendine baktıran.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevi» den if.) (mü. müsteviyye). 1. Düz, her tarafı bir. 2. (gramer) Müzekkeriyle müennesi bir olan veya hem müzekker (erkek) hem müennes (dişi) olan (isim veya sıfat).

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan masdar) (Arapça terkiplerde: mutâbaka). T. Uygunluk, muvafakat, birbirini tutar halde olma. 2. (gramer) Fiil ile fail veya sıfat ile sıfatlananlar arasında dişilik, erkeklik, sayı vesairece uygunluk: Sıfat ile mevsuf arasında mutabakat şarttır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan if.) (mü. mutaabıka). 1. Birbirine uyan, uygun: Hâlimize mutâbık bir ev. Mutabık olmak, gelmek = Uymak. 2. (gramer) Dişilik, erkeklik, sayı vs.’ce birbirine benzer ve uygun olan: Sıfat mevsufa mutâbık olur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mutasarrıfın sıfat ve durumu. 2. Bir mutasarrıfın idaresinde olan vilâyet, il, sancak: Serez, Kudüs, Çankırı, Balıkesir mutasarrıfı. Müstakil mutasarrıflık = İmparatorluk devrinde doğrudan doğruya dâhiliye nezâretine bağlı sancak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ulüvv» den if.). Yüksek: Hudây-ı müteâl, Rabb-i müteâl (Allah’ ın sıfatlarındandır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» dan if.) (mü. muttasıfa). Bir hâl ve sıfatla vasıflanmış olan, kendinde bir hâl ve sıfat olan: Cömertlikle muttasıf bir adam.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefk» den if.). Muvaffak eden (Allah’ın sıfatlarındandır).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Yararlı, kârlı. Şifalı, hayır ve fayda verici şeyler yaratan Allah. - Esmaü’l-Hüsna’dandır. “Abd” takısı alarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Bazı isimlere katılarak sıfatlar teşkil eder. Derd-nâk = Dertli. Gam-nâk = Gamlı, üzgün. Hışm-nâk = Gazaplı. Nem-nâk = Nemli.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ad, isim: Ahmed nâmında bir adam. 2. Şöhret, şan: Nâm aldı nâm kazandı, nâm verdi. 3. Yöneltme, adres. Benim nâmıma bir mektup geldi. 4. Vekâlet: Ben sizin nâmınıza, evrakı imza ettim. Be-nâm = 1. isimli: Rüstem nâmiyle be-nâm bir kahraman. 2. Meşhur: Yiğitlikle be-nâm bir adam. Bed-nâm = Kötülükle şöhret bulmuş. Nîk-nâm = İyilikle meşhur, hayırla anılan. Nâmında = İsimli, adlı: İncili Çavuş nâmında bir nedîm. Nâmına = ismen itibârî olarak. Nâm ve nişân = İz ve eser: Nâm ve nişanı kalmadı, bulunmadı, (sıfat terkiplerinde) İsimli adam: Pervîz nâm şahıs: Pervîz isimli adam.

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. nâzük sıfatından Ar. kaide ile yapılmıştır). 1. Naziklik: Bedeninin nezâketi. 2. Zariflik, zarafet; kabalık zıddi: Nezâketle söylemeli. 3. Terbiye, edeb. 4. Ehemmiyet, dikkat ve itinaya muhtaç ve lâyık olma: Bu meselenin nezâketi vardır, oranın nezâketi malûm.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Resim, tasvir, sûret. 2. mec. Resim gibi güzel sevgili. 3. (sıfat terkiplerinde). Resmolunmuş. Hâtırnigâr = Hatırda resmolunmuş gibi yerleşen, unutulmayan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yarım. Nîm-nigâh = Yarım bakış, gözucu ile bakış. Nîm-ten = (bk.) Mintan. 2. Yarı (sıfat terkiplerinde). Nîm-puhte = Yarı pişmiş. Nîm-mürda = Yarı ölü. Nîm-mest = Yarı sarhoş, keyifli. Türk musikisinde bazı usullerin başına gelirse o usûlün yarımı olduğunu gösterir.

Türkçe Sözlük

(NİŞAN) (i. F.) (sıfat terkiplerinde). 1. Duran, yerleşen, dikilen, kalan. Hâtır-nişân = Hatırda kalan. 2. Diken. 3. Gösteren, eser ve alâmet hükmünme olan: Fermân-ı Adâlet-nişân.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Saçma, serpme, dağıtma. 2. Düğünde saçılan para vs. (Farsça sıfat terkiplerinde). Saçan, saçıcı. ZerNisâr = Altın saçan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oturma (sıfat terkiplerinde «nişin» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. F.) (nişesten fiilinden olup sıfat terkiplerinde bulunur). Oturan, oturmuş. Post-nişîn = Tekke postunda oturan şeyh. Taht-nişin = Tahta oturan hükümdar. Mesned-nişîn = ‘Yüksek bir makamda oturan. Sadr-nişîn = Başta oturan veya sadâret makamında bulunan. Kûşe-nişîn = Münzevî.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde geçer). Gösteren, bildiren. Cihân-nümâ = (bk.) Cihannümâ Reh-nümâ = Yol gösteren, pusla. Rû-nümâ = Yüz gösteren, açıkta olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sayıya ait, sayı ifade eden. numerical adjective sayı sıfatı. numerically (z.) sayıca.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde bulunur). 1. Gösteren. 2. Görünen, benzeyen, benzer.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde bulunur). Gösteren. Reh-nümûn = Yol gösteren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) hastaya bakmak; bakıp iyileştirmek (zayıf kimseyi); emzirmek, meme vermek; beslemek; çocuğa bakmak; dikkatle kullanmak (zayıf bir uzvu); dizinde veya kucağında tutmak. nurse a grudge kin beslemek. nursing home huzur evi, şifa yurdu.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde bulunur). Yazan, yazıcı, kâtip. Hoş-nüvîs = İyi yazan, hattat. Vak’a-nüvî» = Resmî tarihçi.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde geçer). Yazılı, yazılmış. Ser-nüvişt = Alınyazısı, kader.

Türkçe Sözlük

(i.). Oğul sıfat, hak ve vazifesi, evlâtlık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir durumdan bir duruma geçmek, yeni bir hâl almak: Şarap sirke oldu, ateş kül oldu. 2. Bir unvan, makam veya durum ve sıfat kazanmak: Müfettiş olmak, yüzbaşı olmak, adam olmak. 3. Haberi ile beraber fiil mânâsını verip değişiklik gösterir. İyi olmak = iyileşmek. Sağ olmak = Yaşamak. Hasta olmak = Hastalanmak. Sakat olmak = Sakatlanmak. 4. Arapça sıfatlar ve masdarlarla mürekkep fiiller yapar: Nâdim olmak, me’yûs olmak, defolmak, fevtolmak, zâyî olmak. 5. Yardımcı fiil gibi kullanılıp Türkçe fiillerin bazı mürekkep kiplerini teşkil eder: Gitmiş olacağım, gitmiş olursam, gidecek oldu, gelecek olursa. 6. Var ve mevcut olmak: Bu şartın olması ile olmaması birdir. 7. Vuku bulmak, vâki olmak, cereyan etmek: Ne oldu? Dışarda kavga oldu. 8. Câiz ve münasip olmak, yakışmak, elvermek: Bunu ikiye bölsek olur mu? 9. Yapılmak, imal veya icrâ olunmak: Turşu böyle olur. 10. Mümkün ve kabil olmak: Hiç olur mu? Dünyada olmayacak şey yoktur, her şey olur, olur iş değildir. 11. Ermek, yetişmek, olgunlaşmak: Üzüm oldu, armut iyice olmadıkça yenmez. 12. Gelmek, vâki olmak, ortaya çıkmak: Bir gün olur meydana çıkar. 13. Gelmek, çatmak: Sabah oldu, akşam oluyor. Olan oldu = iş işten geçti Oldum olası, oldum olalı = Çok eskiden, baştanberi. Oldubitti = Artık geçti, Osm. emr-i vâki. Olsa olsa = Nihayet, son ihtimal olarak, bundan fazla olamaz. Olsun = Peki, öyle olsun, zararı yok. Olursa o kadar = Son derecede, bundan fazla olmaz Ne oldum budalası, ne oldum delisi = Sonradan elde ettiği durumuna ve servetine mağrur olup övünen. Ne olacak = Daha ne istersin, bundan fazla ne olabilir? No’la = Ne ola, ne olacak. Hiç olmazsa = En az, en azından.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyi olmaz, geçmesi imkânsız, şifa kabûl etmez: Onmadık yara, hastalık. 2. İyi olması imkânsız, hayırsız.

Türkçe Sözlük

(f.) (ve galatı: unmak). 1. İyi olmak, geçmek, şifâ bulmak. 2. Islah olunmak, iyileşmek.

Türkçe Sözlük

sıfat Fransızca optionel İsteğe bağlı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Tepe, ozanların bulunduğu. 2.Mirasçı. 3.Veliaht. 4.Sıfat fiill(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i. «ateş» demek olan «od» dan). Falya deliğine mahsus ince barut (sıfat gibi de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). Padişah unvan ve sıfatı veya devleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. palatinlik, palatin sıfatına sahip olan hükümdarın ülkesi; palatin'in rütbe veya görevi; b.h. Palatin'lik'te oturan kimse. the Palatinate Alman'ya'da Ren nehri kıyısında bulunan bir eyalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika yerlilerinin beyazlara verdiği kabul edilen soluk benizli sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., huk. davada müdafaa veya itham yollu söz; s. sözlü, şifahı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. ortaç sıfat-fiil. present participle -en yapılı ortaç. part participle -miş yapılı ortaç. participial s. ortaç kabilinden.

Yabancı Kelime

Fr. participe

db. sıfat-fiil

Fiilden -en, -r , -ecek vb. eklerle türetilmiş ad ve sıfat görevinde kullanılan kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. babalık sıfatı, bir çocuğun babası olma; baba tarafı; kaynak; yazı sahibi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Patrik sıfatı 2. Patrik’in işi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, katı. 2. Metin, sağlam, kavî. Karnı tok, sırtı pek = HAli, vakti yerinde. 3. Merhametsiz, acımaz. 4. Dayanır, cefakeş: Pek canlı. 5. Dönmez, inatçı: Pek başlı. (e.). 6. Çok, ziyade, gayet, sıfatların başına girip mübalağa beyan eder: Pek iyi, pek güzel, pek yoruldum. 7. Süratle, hızla, hızlı olarak: Pek yürümek, pek koşmak. 8. Yüksek sesle, bağırarak: Pek söylemek. 9. Şiddet ve kuvvetle: Pek vurmak. Eli pek = Hasis. Pek pek = Çok çok, haydi heydi: Pek pek beş, on kuruş verilebilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sığınma. 2. Sığınacak yer: Allahtan başka melce ve penâhım yoktur. 3. (Fars. sıfat terkiplerinde) Bir şeyin melcei, hâmîsi. Risalet-penâh = Hz. Muhammed. Hılâfet-penâh = Halîfe. Nezâret-penâh = NAzır. Adâlet-penâh — Adil.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkibine girer). Bir şeyin koruyucusu olan kimse ile alâkalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yalan yere yemin; yeminli yalan; huk. şahit sıfatıyle yalan yere yemin etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şahıs, kimse, adam kişi, fert; şahsiyet, sıfat; huk. kanuni hakları ve vecibeleri olan şahıs veya grup; gram. şahıs. first person gram. birinci şahıs. in person şahsen, bizzat.

Türkçe Sözlük

(i. F. «perverden» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). 1. Besleyici, besleyen, nafaka veren. 2. Terbiye eden, yetiştiren: Bende-perver; maarif-perver. 3. Seçip alan, hâiz. Merihimperver = Merhameti olan. 4. Seven: Vatan-perver.

Türkçe Sözlük

(i. F. sıfat terkiplerinde bulunur). Avâm-pesendSne — Avâmın beğeneceği yolda olan. Hod-pesendâne = Kendini beğenmişçesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., A.B.D., (argo) sahte, düzme, kalp; i. sahte şey; kendine sahte sıfat veren kimse.

Türkçe Sözlük

(i. F. «pirâsten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Donatıcı, süsleyen, süsleyici. Belâgat-pîri = Belâgati güzelleştiren, sağlam, güzel söz.

Finansal Terim

(Portfolio Management)

Kıymetli madenlere dayalı olanlar dahil olmak üzere sermaye piyasası araçlarından oluşturulan portföylerin müşteriler hesabına vekil sıfatıyla yönetilmesidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mal sahibi; huk. zilyet, malik sıfatıyle tasarruf eden kimse. possessory s. zilyete veya zilyetliğe ait.

Türkçe Sözlük

(i.). Mânâyı kuvvetlendirmek için «eski» sıfatıyla beraber kullanılır. Eski püskü = Eski, yırtık eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. sıfatıyle, niteliğinde, mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. niteliğe ait, niteleyici, nitel. qualitative adjective niteleme sıfatı. qualitative analysis kim. nitel çözümleme, kalitatif analiz. qualitatively z. nitelik bakımından, nitel olarak.

Türkçe Sözlük

(RAY) (i. A.). 1. Otlama, hayvanların çayırda ot yemesi: O bayırlarda koyunlar raiy ediyorlardı. 2. Otlatma, gütme, hayvanları otlakta besleme; Çobanlar koyunlarını raây ediyorlar. 3. İtaat etme, teslim olma, reâyâ (tab’a) sıfatına geçme.

Türkçe Sözlük

(i. F. «rânden» fiilinden imas.) (birleşik sıfat teşkiline girer). 1. Süren, sürücü, sevkeden, yürüten, oynayan. Esbrân = At süren. Hime-rân = Kalem oynatan. 2. icra ve infâz eden, yerine getiren, süren. Hüküm-rân = Hüküm süren, hükmeden, mec. hükümdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) vekillik eden; (i.) saltanat vekili; kral naibi; bazı üniversitelerde idare heyeti üyesi. regentship (i.) vekillik sıfatı.

Genel Bilgi

Reiki, şifa ve ruhsal çalışmalara dayanan binlerce yıllık ve enerji aktarımı ile şifa vermeye dayalı bir tekniktir. Batı’ya yayılmaya başladığında “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak tercüme edilmiştir. Ancak ezoterik olarak “yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi” açıklaması anlamını daha iyi ortaya koyar. Yani Reiki, bir ruhsal şifa tekniğidir.

Kaynağının Tibet olduğu sanılan Reiki, 19. yüzyılda Japon Budisti olan Dr. Mikao Usui tarafından yeniden ortaya çıkarılmış ve bir şifa tekniği halinde sunulmuştur.

Reiki, bedende meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengeleyip, tamamlayarak ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatmamız yolunu açar.

Reiki fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilir. Reiki bir din değildir ve hiçbir inanca bağlı tutulmaz. Japonya, Amerika ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Reiki klinikleri bulunmaktadır. Türkiye’de de son yıllarda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Reiki, bir Reiki Master’ının, öğrencisine Reiki’yi kullanma yeteneğini transfer etmesiyle olur. Seminere katılan kişi enerjiyi, enerjinin çalışma sistemini ve el ile tedavi etmeyi öğrenir.

Enerji aktarımı sırasında uygulama yapılan kişiye, o kişiden de uygulama yapan kişiye herhangi bir problem geçmez. Reiki, uygularken konsantrasyon ve inanmak şart değildir. Siz inanmasanız bile o çalışır ve şifa verir.

Türkçe Sözlük

(e.) (ince kelimelerde). 1. Eski Türkçe’de sıfatlara eklenip üstünlük gösterir. Akrek = Daha beyaz. 2. Yine sıfatların sonunda küçültme gösterir. Küçürek = Küçücük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tamir etmek, onarmak; zararını telafi etmek, tazmin etmek; i. tamir, onarma; tazmin; çoğ. tamirat, onarım; iyileştirme, şifa verme. repairman i. tamirci. repair ship tamirat gemisi. repair shop tamirci dükkânı. in good repair iyi halde, tamirli.

Türkçe Sözlük

(i. F. «residen» fiilinden olup birleşik sıfat teşkiline girer), t. Yetişen, erişen. Meded-res = İmdada yetişen, Ar. muin. Dest-res = Eli yetişen. Feryâd-res = Feryat ve imdada yetişen.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yetiştiren, götüren, eriştiren (birleşik sıfat teşkiline girer). Miljde-resln = Müjde götüren. Şeref-resln = Şeref getiren.

Türkçe Sözlük

(RESMİYYET) (i. A ). 1. Resmilik, resmi sıfat. 2. Samimiyet zıddı: Onunla çok resmiyiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çekilmek, geri çekilmek; düşman önünden çekilmek, geri kaçmak; geriye kaçırmak, geriye çekmek; i. geriye çekme veya çekilme, geriye kaçma; geri çekilme işareti; inziva köşesi, çekilecek yer, sığınak; tımarhane; şifa yurdu; koy evi, tenha yer;

Türkçe Sözlük

(i. F. «reften» fiilinden Imas. olup birleşik sıfat teşkilinde bulunur). 1. Giden, yürüyen. Tîz-rev = Çabuk giden. Rih-rev = Yolda giden, yol alan. 2. Gittiği, yürüdüğü. Kalem-rev = Kalemin yürüdüğü, hüküm sürdüğü yer. mec. Ülke.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («rübûden» fiilinden mastar ismi, birleşik sıfat teşkîline girer). Kapan, kapıcı. Dil-rübt = Gönül kapan, pek güzel ve dilber. Keh-rübâ, geh-rübâ = Seman kapan, kıl ve çöpleri çeken değerli sarı taş. Ahen-rübâ = Demiri çeken, mıknatıs.

Türkçe Sözlük

(i. F. «sâyiden» fiilinden imas. olup birleşik sıfat yapar). Süren: Cephe-«»y, cebin-sây = Yüzünü, alnını süren.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. sudOr). 1. Göğüs: Sadrını madalyalarla süslemiş. IIlet-l sadr = Göğüs hastalığı. 2. Yürek, kalb, hatır: Sadra şifâ verecek bir haber, bir cevap yoktur. 3. Her şeyin önü, başı, ilerisi, en yüksek yer: Sedra geçmek, sadırda kurulmuş (odanın baştarafında oturmaya mahsus olan «sedir bundan galattır. (bk.) Sedir). 4. Başbakan, en yüksek makamda bulunan. Sadr-ı Anadolu = Anadolu kazaskeri. Sadr-ı RÜm = Rumeli kazaskeri. 5. («sadrâzamı dan hafifletilmiş) Sadr-ı lâhık, sadr-ı sâbık (şimdiki sadrâzam, eski sedrâzam).

Türkçe Sözlük

(i. A. cşifâ» dan if.) (mü. şâfiyye). 1. Şifâ veren, İyi eden. 2. Kanaat veren, kâfî: Şâfî bir cevap.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Suçlunun bağışlanması için araya girip yalvaran kimse. 2.İyileştiren, şifa veren. 3.İnandırıcı, inandıran.

Türkçe Sözlük

(i.). Sağdıç sıfatı ve vazifesi: Evlendiğiniz vakit size kim sağdıçlık etti?

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şâgirt ve talebe hal ve sıfatı. 2. Çıraklık, yamaklık. 3. Acemilik, tecrübesizlik. 4. Çırak hakkı ve ücreti.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir yerde bulunan, bir şeyi gören ve gördüğü ve bildiği şeyler konusunda bilgi veren kimse, tanık. 2.Bir akdin yapılması sırasında taraflardan birinin yanında hazır bulunan. 3.Doğrulayan, isbat eden. 4.Hz.Muhammed’in sıfatlarından.

Türkçe Sözlük

(SAHİB) (i. A. «sahb» dan if.) (mü. sâhibe) (c. ashâb). Bir mal, mülk vs.’nin mâliki: Ev sahibi, bu koyunların sahibi kimdir? 2. Sahiplik sıfatı taşıyan. 3. Bir şeyi temsil eden: İmtiyaz sahibi. 4. Bir şeyi yapıp vücuda getiren. Fâil, müellif: Gülistân sahibi Şeyh SAdî. 5. Koruyan, himaye eden. Bir kimseye sahip çıkmak = Himaye etmek, tarafını tutmak. Sahip çıkmak = Sahibi olduğunu iddia etmek. Sihib-i hâne = Bir evin efendisi, ev sahibi. Sâhibe-i hâne = Evin hanımı. Söz sahibi = Nüfuzlu, sözü geçer. Tabiat sahibi = Zevk sahibi. Sâhib-kırân = Cihangir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahâdet» den if) (c. ŞuhOd). 1. Gördüğü veya bildiği şeyleri mahkemede yerinde ifade ederek davanın isbatına yardımcı olan. 2. Tanrı’nın birliğine şahit olan Hz. Muhammed’in sıfatlarından biri. 3. Senet yerine geçecek derecede makbul ve muteber bir eserden getirilen misal: Şâhid-i Adil = Şehâdetinde asla şüphe olunmayan şahit. Yalan şâhid, şâhid-i zor = Yalan yere şâhitlik eden.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şâir sıfat ve san’atı. 2. Saz şâirliği, Aşıklık.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i.). Sakinin iş, sıfat ve hâli.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı semmûr). 1. Pek makbul olan kürkü İçin avlanan küçük bir memeli hayvan. 2. Bu hayvanın derisinden yapılma kürk: Güzel bir samur giymiş. Bu mânâ ile sıfat gibi dahi kullanılıp: Samur kürk denilir. Samurkaş = Pek geniş ve kumrel kaş: Samur kaşlı adam. (bk.) Semmûr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şifa verici, iyi eden; sıhhi, yararlı.

Türkçe Sözlük

(e.). Bazı sıfatların başına gelerek ifâdeyi kuvvetlendirir: Sapsarı, sapsağlam.

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı imparatorluğu zamanında sarayda hizmette bulunmuş kadınlara verilen sıfat.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. charlatan). 1. Kendini taşımadığı sıfatlara mâlik göstererek herkesi kandıran. 2. Ilimsiz ve yalandan doktorluk yapan, Ar. mütetabbib.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağız kalabalığıyla herkes kandırarak kendini taşımadığı sıfatlara mâlik gösteren yalancının hâli. 2. Ilimsiz ve yalandan doktorluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Sokaklarda öte beri gezdirip bağırarak satan adamın hâl, sıfat ve İşi: Satıcılıkla geçiniyor.

Türkçe Sözlük

(SEC) (i. A.). Nesrin kafiyeli olması, nesirde, her durak yerinde yahut sıfat ile isim arasında kafiyeye riayet olunmak usûlü.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Elçilik, elçi vazifesi: Sefâretle Avrupa’ya gitmişti. 2. Bir yabancı devlet nezdinde bulunan sefirin unvanı, sıfatı ve yeri, elçilik: Paris sefâreti.

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk, konsolos sıfatı.

Türkçe Sözlük

(i.). Serasker makamı, unvan ve sıfatı: Filân paşa iki kere seraskerlik etti.

Türkçe Sözlük

(i.). Serdar sıfat, unvan ve vazifesi, başkumandanlık.

Türkçe Sözlük

(ŞEYTAN) (i. A.) (c. şeyâtîn) (İbrântce’den). 1. iblis. 2. mec. Pek zeki ve kurnaz adam (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). Pek şeytan adamdır. Şeytan arabası = 1. Bazı bitkilerin havada uçuşan pek ince tüylü tohum kozalağı. 2. Demiryolu rayları üzerinde yürütülen açık araba ki, işçi taşır. 3. Bisiklet. Şeytan tüyü = Bir kimseyi başkalarına sevdiren hâl: Onda şeytan tüyü vardır. Şeytan tırnağı s Tırnağın yanında deri üzerinde çıkan tırnak piçi. Şeytanın kıç bacağı = Cin fikirli yaramaz çocuk. Cem’i: cinler, kötü ruhlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alâmet, nişan, eser: İnsaniyet şiârı. 2. Senbol, alâmet-l farika, parola. 3. Sıfat terkiplerinde bir şeyi taşıma mânâsını ifade eder. Merhamet-şiâr = Merhametli. Şöhret-şiâr = Şöhret sahibi, meşhur.

Türkçe Sözlük

(i.) («sıcak» sıfatının küçültülmüşü olup sevgi için kullanılır). Sevilecek ve hoşlanılacak şekilde sıcak: Sıcacık odasında oturuyor.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok doğru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kişi. 2.Kur’an’da peygamberleri vasfetmek, iman edenlerin sıfatı ve şehitlikten önde gelen makam kastedilerek zikredilmiştir. Ebu Bekir Sıddık: Hz.Ebu Bekir’in lakabı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıktan kurtulma, iyi olma, Afiyet kazanma. Şifa bulmak = Hastalıktan iyi olmak, arılmak. Allah şifilar versin = Hastalara edilen dua. Şifi olsun = Bir şey ve bilhassa bir iliç veya yiyenlere edilen dua. Dirü’ş-şifi = 1. Hastahane. 2. Tımarhane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery of one's health. cure.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شفاء] şifa,iyileşme.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İyi olma, kurtulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şifi = İyileşme, Fars. bahşiden = vermek). İyilik veren, iyileştiren: Bu su hastalar için şifâbahştır.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şifâ = iyileşme, Fars. pezîreften = kabûl etmek). İyilik kabûl eder, iyileşebilir, geçebilir, tedavisi kabil, zıddı: şlfâ-ni-pezîr: Osm. gayr-i kaabili şifa.

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. şifâ = iyileşme; Fars. resânîden = yetiştirmek). İyi eden, şifâ veren, Ar. Şâfî.

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. şifâ = iyileşme; sâhten = yapmak), iyi eden. Ar. şâfî: Hiç bir ilâç bana şifâ-sâz olamadı.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Şifâ bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفابخش] şifa verme, iyileştirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şifa vermek, iyileştirmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağızdan, yazı ile olmayarak, söylemekle: Kendisine emrinizi şifahen söyledim. Zıddı: Tahriren.

Türkçe Sözlük

(i A.) (mü. şifihiyye). Ağızdan olan, zıddı: tahrirî: Şifâhî emir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاکار] şifa veren, iyileştiren.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çanak, çömlek ve çini gibi topraktan yapılmış şey. Sifâl-pâre = Çanak, çömlek parçası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاناپذیر] iyileşmez, onulmaz, şifa bulmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفارسان] şifa veren, iyileştiren.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» tan) (c. sıfât). 1. Bir kişi veya bir şeyin hâli: Fazilet insana yakışır sıfatların en iyisidir. 2. İnsanın bir iş ve harekette bulunmaya salâhiyet kazanmak için takındığı hâl veya unvan. 3. Şekil, çehre, beniz, dış görünüş: Onun ne adam olduğu sıfatından bellidir. 4. (gramer) Kendi kendine var olmayıp bir kişi veya şeye Arız olan bir durumu gösteren kelime: Ak, kara, büyük, küçük, ağır, hafif, Alim, câhil kelimeleri sıfattır (sıfatlanan isme «mevsûf» denir). Sıfat-ı resmiyye = Bir adamın devlet ve hükümetçe taşıdığı görev ve mevki; Onun bir resmî .sıfatı var mıdır?

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفایاب] şifa bulan.

Türkçe Sözlük

(i. F. birleşik sıfat teşkilinde bulunur). Yaran, yırtan. Dil-şikif = Gönül yaran. MO-şikif = Kılı kırk yaran.

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Avlama, Ar. sayd. Şikir etmek — Avlamak. Şikir olmak = Avlanmak. 2. Avlanan hayvan, av. 3. Ganimet. 4. (Fars. birleşik sıfatlarda) Avlayan. Oil-şikir = Gönül avlayan.

Türkçe Sözlük

(I. F. şikesten fiilinden imas. olup birleşik sıfat terkibine girer). Ktran. Büt-şiken = Put kıran. Peymln-şiken = Yeminini bozan.

Türkçe Sözlük

(i. F. “şiken” yerine birleşik sıfat teşkiline girer). 1. Kırma. Şikest etmek, Kırmak. Şikest olmak = Kırılmak. 2. Mağlûbiyet, kırılma. Kıran. Peymineşikest, büt-şikest = Kadeh, put kıran.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kırılmış, kırık. 2. Mağlûp, yenilmiş, bozulmuş (birleşik sıfat teşkiline de girer). Şikestedil = Gönlü kırılmış. Şikeste-hitır = Hatırı kırılmış. 3. Tâlik yazısının bir çeşidi: Şikeste’yi çok İyi yazardı.

Türkçe Sözlük

(e.). «Sı» ile başlayan bazı sıfatların başına getirilirse mânâyı kuvvetlendirir. Sımsıkı («simsiyah» taki «sim» in kalınıdır).

Türkçe Sözlük

(s.). Bazı sıfatların başına girip mübalağa gösterir. Simsiyah.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Şinâhten fiilinden imas. olup birleşik sıfat teşkilinde bulunur) 1. Bilen, anlayan, tanıyan, haber ve bilgisi olan. Ahter-şinâs = Müneccim. Tirîh-şinâs ~ Tarihçi. Mûsikî-şinâs = Müzisyen. 2. Riâyet eden, uyan, bakan. Hâtır-şinâs = Hatır sayan, terbiyeli. Hukuk-şinâs = Hukuka riayet eden, hukukçu.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (şünîden fiilinden imas. olup birleşik sıfat teşkiline girer), işiten, işitici. Dûr-şinev = Telefon.

Türkçe Sözlük

(SINF) (i. A.) (c. esnâf, sunûf). 1. Sıra, tabaka, derece: Mektebin sınıfları; birinci, ikinci sınıf. 2. Zümre: Ahalinin hangi sınıfındandır? 3. Vaktiyle derecelere ve sınıflara ayrılmış olan san’at ve meslek mensupları (sıfat gibi de kullanılır). Esnaf adam; babası esnaf idi («esnaftan» demek daha doğrudur).

Türkçe Sözlük

(i.). Arkasız ve ökçesiz hafif terlik ki, yürürken sürünerek şıp şıp gibi bir ses çıkarması yüzünden böyle denmiştir. Sıfat gibi de kullanılıp «şıp şıp terlik» denir.

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sıfatların başına gelip mübalağa gösterir: Sırsıklam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (sat, -ting) oturmak, çömelmek; tünemek; kuluçkaya yatmak; filanca tarafta bulunmak; toplantıda üye sıfatı ile oturmak: toplantı yapmak, toplanmak; ressam veya heykeltıraşa modellik etmek; resim çektirmek için poz vermek; binip oturmak (ata); oturtm

Türkçe Sözlük

(F. «Sitâden» fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Alan: Cân-sitân = Can alıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bunun gibi, böyle, şöyle, öyle. such and such filan. such a one filan kimse; öyle biri ki. such as gibi, meselâ, örneğin. such as it is her nasılsa, kötü veya değersiz olmakla beraber. as such böyle olmak sıfatıyla, bu sıfatla, haddi zatında; sadec

Türkçe Sözlük

(i.). Atlı askerin işi ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). («SÜhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yanma, tutuşma, ateş, hararet: SÜz-i dil = Gönül ateşi. Pür-sûz = Ateşli, yanan, yakıcı: Dilsûz = Gönül yakan, gönül yakmak. Ciğersû = Ciğer yakan.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat teşkiline girer). 1. Tâkat, kuvvet, mecal. Tâb-iver = Kudreti yeten, muktedir. 2. Parıltı, ışık. 3. Tarâvet, tazelik: Parlayan veya parlatan. Alemtâb = Alemi aydınlatan.

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı «yassı» demektir). 1. Ayağın altı: Çok yürümekten tabanlarım ağrıyor. 2. Kunduranın altını teşkil eden kösele: Bu ayakkabının tabanı sağlam. 3. mec. Dayanma, sebat, direnme, mukavemet: Sizde hiç taban yok mu? 4. Kılıç vesaire namlusu olan iyi demir: Hind, Horasan tabanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban kılıç). 5. Tarla veya dağın yassı ve düz sırt şeklinde olanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban tarla, yer). 6. Herşeyin altına ufkî durumda konan kereste vs., daire: Kiriş tabanı, taban ağacı. 7. Tarlanın toprağını bastırmak için yuvarlanan ağır silindir. 8. Bir nehrin derin olan orta yeri. Taban atmak = Uzunca bir yolu yaya yürümek. Taban inciri = Yassı kuru incir. Ok tabanı = Dam çatısının makas bağı. Taban çekmek = Durmayıp gitmek. Devetabanı = 1. Açık adım. 2. Bir cins bitki. Düztaban = mec. Uğursuz. Taban suyu = Kuvvetli, bol ve sağlam su. Taban tabana = Tamamiyle zıt, büsbütün uyuşmaz şey. Daltaban = Baldırıçıplak takımı. Tabana kuvvet = Hızla yürüyerek kaçmak. Tabanı kaldırmak = Kaçmak, firar etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Şifa bularak hastahaneden çıkmış veya çıkması kararlaştırılmış kimse.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Ağza bir şey alındığı zaman tatlılık, acılık, ekşilik gibi sıfatlardan duygulanma, Ar. zâika.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fadl» dan masdar). Birini diğerlerinden üstün tutma, tercih. Ism-İ tafdîl = Mukayese ve tercih gösteren sıfat ki, dilimizde «daha» ve «en», eski Türkçe’de «rek» ve «rak», Farsça’da ise «ter», «terîn» edatlarıyla ifade olunur: Ar. ekber, Türkçe daha büyük, en büyük, eski Türkçe büyükrek, Fars. büzürgter, büzürgterîn gibi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yazı ile; mukabili: şifâhen.

Türkçe Sözlük

(i.). «Alan» sıfatına uydurularak kullanılır. Alan talan = Karmakarışık. _

Türkçe Sözlük

(i.). «T» ile başlar bazı sıfatlara girip mübalâğa gösterir: Tam-takır.

Türkçe Sözlük

(i. gramer) (y. k.). isim veya sıfat takımı terkibi. Belirtili tamlama = —in ekiyle yapılmış tamlama (duvarın sıvası gibi). Belirtisiz tamlama = Tamlayanı eksik olan tamlama (duvar sıvası ) gibi.

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. «sıgaar» dan masdar). 1. Küçültme, ufaltma. 2. Bir isim veya sıfatı küçülterek kullanma ki, Türkçe’de «cek, cak»; Farsça’da «k» edatı ve Arapça’da cezir harfleri arasına «y» eklemekle olur: Elcik, adamcık, merdümek, tufeyl gibi. İsm-i tasgir = Bu şekilde yapılmış küçültme ismi.

Türkçe Sözlük

(TAVSİF) (i. A. «vasf» dan masdar) (c. tavsîfât). Vasıflandırma, vasıflarını sayma, tasvir etme.

Türkçe Sözlük

(i.). «Tefek» sıfatının küçültülmüşü olup «ufacık» sıfatına katılarak kullanılır. Ufacık tefecik = Pek küçük yapılı, zarif ve nazik: Ufacık tefecik bir kız.

Türkçe Sözlük

(i.) («ufak» sıfatına katılarak kullanılır). Ufak tefek = 1. Küçük yapılı 2. Küçük ve ehemmiyetsiz işler, öte beri, şundan bundan, (bk.) Tefecik.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuûd» dan), ihtiyarlık veya bir sakatlık sebebiyle vazifesini terkle belirli bir maaş alarak çekilme, emeklilik: Tekaüd maaşı, tekaüd (emekli) sandığı, tekaüd olmak (halk arasında «mütekaid» yerine sıfat gibi de kullalnılır: Tekaüd bir memur).

Türkçe Sözlük

(i.) (halk ağzında tellaklık (ka ile)). Hamamda müşterileri ovuşturup kese süren ve yıkayan kimsenin hâl, sıfat ve vazifesi: Hamamda tellâklık ediyor.

Türkçe Sözlük

(i.) (halk ağzında: tellallık). Tellâl hâl, sıfat ve vazifesi: Tellâllık ediyor, (bk.) Tellâl.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesak» tan masdar) (c. tensîkat). 1. Nizamına koyma, tanzim etme, sıralama, düzeltme, ıslâh. 2. (edebiyat) Bir mevsufa birçok sıfatlar sıralanması.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça sıfatlara gelerek mânâyı kuvvetlendirir. Hoş-ter = Daha iyi. Bâlâ-ter = Daha yüksek. Kem-ter = Daha aşağı. Mübalağa için «İn» de ilâve edilebilir: Kem-ter-İn.

Türkçe Sözlük

(e.). T ile başlayan Türkçe sıfatların başına getirilerek mânâyı kuvvetlendirir: Tertemiz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Terkiple alâkalı. Vasf-ı terkibi = Sıfat tamlaması.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan). 1. Şifa bulma, iyi olma. 2. Rahatlanma, sükûnet bulma, intikam almakla hırsını alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشفيه] şifa verme.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Birini müteselli etme, bir vakfa mütevelli tayin etme. 2. Mütevellîlik, mütevelli sıfat ve vazifesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek Iık, lik (sıfattan isim yapan takı: warmth).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(eski ye) (s.), (z.) bir, o (tarif edatı, harfi tarif, belirtme sıfatı); (z.) ne kadar, o kadar (mukayese sıfatlarından evvel). The more I see him the better I like him. Onu her gördüğümde daha çok seviyorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tedavi edici, şifa verici. therapeutics (i.) terapi ilmi.

Türkçe Sözlük

(i. timar’dan yapılma veya bîmâr-hane’den galat). Akıl hastalarına mahsus hastahane, Ar. dâr-üş şifâ. Timarhane kaçkını = Deli, delice hareket eden.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fars. «terâz» dan). 1. İpek ve sırma ile işleme, nakış, elbiseye nakışla yapılan süs. 2. Süs, ziynet. Ar. revnak. 3. Üslûb, tarz. 4. Herkesin dikkatini çekecek bir fikir taşıyan kısa cümle, döviz, Fr. devise. 5. (sıfat terkiplerinde bulunur). 1. Donatan, süs veren, süsleyen: Bezm-tırâz = Meclis süsleyen. 2. Düzelten, nizama koyan, yapıp yakıştıran: Şair-i bedîa-tırâz, ressam-ı bedâyî-tırâz.

Türkçe Sözlük

To ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalâğa gösterir: Tortop.

Türkçe Sözlük

(e.). To ile başlayan bazı Türkçe sıfatlardan önce gelip mübalağa gösterir: Tostoparlak. D ile başlayanlarda «dos» şeklinde olur: Dosdoğru.

Türkçe Sözlük

(i. F. «tırâşîden» fiilinden). 1. Üstten yontma. Traşlamak, traş etmek (argo) = Yalan yanlış uzun boylu konuşmak. 2. Üstten yontan, yontarak düzelten (sıfat terkibine girer). Kalemtraş = Kalem yontmaya mahsus çakı vs. 3. Yontulmuş. Elmastraş = Elmasla yontulmuş billûr (Türkçe’de: Elmas yontan).

Türkçe Sözlük

(TIRAZ) (i. A.) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. ipek ve sırma ile işleme, nakış. 2. Süs. 3. Üslûp, tarz. 4. Herkesin gözüne çarpacak güzel bir fikri işaret eden döviz, Fr. devise (Fars. sıfat terkiplerine girer). 1. Donatan, süsleyen, süs veren. 2. Düzelten, düzene koyan, yapıp yakıştıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) -lik (Latince sıfatlardan isim yapımında kullanılır: fortitude, latitude).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taçtan mahrum etmek, tahttan indirmek. uncrowned s. taç giymemiş; resmi sıfatı olmayan.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İyi olmak, geçmek, şifâ bulmak. 2. Islah olunmak.

Türkçe Sözlük

(e.). «U» ile başlayan bazı sıfatların başına konan mübalağa edatıdır. Upuzun = Pek uzun.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bir, tek, yalnız. Allah’ın sıfatlarındandır. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.) (zaten Arapça olmayan vahşî sıfatından uydurulmuş bir kelimedir). 1. Vahşîlik, yabânîlik. 2. Ürkeklik.

Türkçe Sözlük

(i.). Vâizin hâl ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

(i.). Vali sıfat, vazife ve memuriyeti.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. vasfiyye). Hâl ve sıfatla alâkalı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evsâf). 1. Bir şahıs veya şeyin hâiz olduğu hâl ve sıfat: Filan adamın, filan şeyin vasfı. 2. Bir şahıs veya şeyin hâl ve hususiyetlerini sayarak tarif etme. 3. Övmek: Sizin vasfınızı ediyorlardı. 4. İsim çeşitlerinden sıfat. Vasf-ı terkîbî, sıfat tamlaması.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» dan) (mü. vâsıfa). Vasıflandıran, birinin vasıflarını anlatan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has hal, nitelik hususiyet. 2.Bir şeyin mahiyeti, sıfatı, tabiatı, karakteri ile bunların tarif ve sayılması.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vedd» den imüb.). Pek fazla sevgi ve şefkati olan (Allah’ın sıfatlarındandır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehb» den imüb.). Fazlası ile bağışlayan ve veren (Allah’ın sıfatlarındandır). Abd-ül-vehhâb as İhsan sâhibi olan Allah’ın kulu.

Türkçe Sözlük

(i.). Vekil sıfat ve vazifesi, vekâlet.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l. Velilik, ermişlik. Veli ve ermiş olan kimsenin hali ve sıfatı. 2.Başkasına sözünü geçirme. 3.Dostluk, sadakat.

Türkçe Sözlük

(e. F.). İsmin sonuna gelip sahip mânâsiyle sıfatlar teşkil eder. Suhanver = Söz sahibi, güzel konuşan, yazan. Kîne-ver = Kindar. Cân-ver = Canlı, hayvan. Hüner-ver = Hünerli, hüner-mend.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söze ait; sözlü, şifahi; kelimesi kelimesine, aynen, harfiyen; gram. fiile ait, fiil kabilinden. verbal contract sözlü anlaşma, şifahi kontrat. verbal distinction kelime farkı. verbal note pol şifahi takrir, nota. verbal noun mastar ismi, isimfiil.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Gibi, isimlere eklenerek «benzer» mânâsıyle sıfatlar yapar. Mâh-veş = Ay gibi. Perî-veş = Peri gibi.

Türkçe Sözlük

(i.). Vezir rütbe ve sıfatı, bakanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. genel valiye ait. viceregally z. genel vali sıfatıyle.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vilâyât) 1. Valilik, bir ülkenin en büyük idarî kısımlarından biri ve buranın idaresine memur şahsın resmî sıfat ve vazifesi. 2. Memleket, ülke, diyar: Horasan, Bengal vilâyeti. 3. Vatan, memleket: Vilâyetten mektup almış, vilâyetine gidecek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. şifahen, sözle, sözlü olarak.

Türkçe Sözlük

(i.). Vekil olanın sıfat ve hâli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı meyve ve tanelerden çıkarılan bulaşıcı, yanıcı madde, Fars. revgan: Zeytin, bâdem, bezir, susam yağı. 1. Sütten çıkarılan yumuşak madde ki, yemeğe konur ve birincisinden ayırmak için ekseriya «sade» ve «sağ» kelimeleriyle sıfatlandırılır. Sade yağ, sağ yağ, inek, keçi, koyun yağı: Trabzon, Halep, Rumeli yağı. 2. Etin içinde bulunan beyaz ve eriyici madde, Ar. şahm: İç yağı, kuyruk yağı, domuz yağı. 4. Yanıcı ve sıvı mineraller: Neft yağı, zaçyağı. Taş yağı = Petrol, gaz. İç yağı = Barsakları örten yağ çenberi. Balık yağı = Morina balığından çıkan yağ, kuvvetlenmek için içilir. Tereyağı = Tuzlanmış veya tuzlanmamış taze süt yağı. Donyağı = Çok fena iç yağı ki, makinelerde kullanılır, mec. Ekmeğine yağ sürmek = istemiyerek birinin maksadına hizmet etmek. Yağ, bal = Alâ, çok iyi, istenilene uygun. Yağ, bal olsun = Afiyetler olsun. Yüreğin yağı erimek = Çok üzülmek, endişe etmek. Yüreği yağ bağlamak = 1. Bir nevi kalp hastalığına uğramak. 2. Memnun olmak, ferahlamak. Kendi yağı ile kavrulmak = Olanla kanaat edip başkasına muhtaç olmamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Yalan söyleyen adamın hâl ve sıfatı, yalan söyleme.

Türkçe Sözlük

(tekrar unsuru). Ya ile başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelerek ifadeyi kuvvetlendirir: Yamyassı.

Türkçe Sözlük

(i.). Yumru sıfatıyla birlikte kullanılır. Yamrı yumru = Engebelik, yumruları ve çukurları olan: Yamrı yumru bir küre.

Türkçe Sözlük

(i.) (yalnız sıfattan evvel gelip mânâsını kuvvetlendirir). Yapyalnız, yapayalnız — Büsbütün yalnız, tek başına.

Türkçe Sözlük

(i.). Yasakçı sıfat ve hizmeti.

Türkçe Sözlük

(e.). Bazı sıfatların başına gelip mânâyı kuvvetlendirir: Yemyeşil (yam’ın incesidir: yamyassı gibi).

Türkçe Sözlük

(e.). Bazı sıfatlara gelip mânâyı kuvvetlendirir: Yepyeni.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bölük askere kumandan eden subayın rütbe ve sıfatı.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (zâyîden fiilinden) (birleşik sıfat terkiplerinde bulunur). Doğuran.

Türkçe Sözlük

(i. F. zâden fiilinden olup birleşik sıfatlarda bulunur). Doğma, doğmuş, Ar. mütevellid. Perî-zâd = Periden doğmuş. Nev-zâd = Yeni doğmuş. Mâder-zâd = Anadan doğdukta öğrenilen, anadan doğma. Llsân-ı mâder-zâd = Anadili.

Türkçe Sözlük

(i. F. «zâden» fiilinden) (c. zâde-gân). 1. Doğmuş, Ar. mevlûd (ekseriya sıfat terkiplerinde bulunur). Kiıi’Zidl = (galat tâbir) Asîl. Bey-zide = mec. Çapkın, külhanbeyi. 2. Oğul, Ar. Ibn, veled. Şeyh-zâde = Şeyhin oğlu. Şeh-zlde (şehzade) = PAdişâhın oğlu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zevât) (dilimizde ekseriya yanlış olarak müzekker sayılır). 1. Kendi, nefs: Bizzat geldi, kendisi, ZİH mes’ele = Meselenin esası. 2. Asıl, cevher, Ar. ayn; sıfat mukabili. Ism-i zât = Has isim, özel isim. 3. Muteber, tutulan, itibar edilen, şahıs. Zât-ı Kibriya = Allah. Bizzat = Kendisi, vekil vasıtasıyle olmayarak: Bizzat gidip ziyaret etti. Zâtü’l-beyn = İki veya daha fazla şahıs arasındaki münasebetler. Islâh-ı zâtü’l-beyn etmek = Aralarını bulmak. Hadd-i zâtında — Aslında, sonradan geçici olmayarak: O, haddi zâtında cesur bir adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zû» sıfatının müennesi). 1. Sahib, mâlik, ehil olan kadın. Zât-üzzevc = Kocalı (kadın). 2. (tıp) Muhtelif organlara Arız olan iltihaplardan ibaret hastalıkların türlü tâbirini teşkil eder. Zitül-cenb = Akciğer zarı iltihabı. Zât-ül kebed = Karaciğer iltihabı. Zit-ür-rie = Akciğer iltihabı. Zit-ül-kilye = Böbrek iltihabı. Zât-ül-mesine = Mesane iltihabı vesaire. 3. (paleontoloji). Hayvan ve bitkiler için çok kullanılır. Zât-üs-sedâyl = Memeli hayvan.

Türkçe Sözlük

(hi.) Kâbe’nin yanında meşhur bir kuyu ki, suyu kutsal sayılıp İslâm ülkelerinin her tarafına naklolunur.

ZEMZEM’İN ÖZELLİKLERİ

- Zemzem Cennet pınarlarındandır. - Cenab- ı Hakkın İbrahim´e (a.s.) ikram ettiği bir nimettir. - Harem- i Şerif´deki Ayat- ı Beyyinat´dandır. - Hacıların muşahede ettikleri en büyük nimet ve menfaatlerdendir. - Yeryüzündeki en hayırlı sudur. - Cibril- i Emin vasıtasıyla zuhur etmiştir. - Yeryüzünde en mukaddes topraktan kaynayan sudur. - Peygamber Efendimiz´in (s.a.v.) kalb- i şerifinin defalarca yıkandığı sudur. - Rasulullah Efendimizin mübarek tükürüğü ile bereketlenen sudur. - Açları doyuran sudur. - Dünya devam ettiği müddetçe bu vasfı devam edecektir. - Her derde devadır. - Hususiyle humma’ya (sıtma) şifadır. - Baş ağrısını giderir. - Gözün görmesini ziyadeleştirir. - Ne niyetle içilirse ona devadır. - Ona bakmak ibadettir. - Ondan içmek günahlara keffarettir. - Kaburgalarını gerdirinceye kadar içmek iman alameti ve nifaktan kurtulmaktır. - Misafirlere ikram edilecek en güzel hediyedir. - Mekke’yi Mükerreme´den diğer beldelere taşınması sünnettir. - Ebrar´ın içeceğidir. - İçilmesi sünnettir. - Misafire önce ikram edilir. - Onunla abdest almak sünnettir. - Kücük çocukların ağzına vermek sünnettir. - İçmekte büyük sevap vardır. - Ne kadar içilir ve ne kadar taşınırsa taşınsın bitmez. - Bedene kuvvet verir.

ZEMZEM’İN ESRARI

- Avrupa`da labaratuarlarda yapılan araştırmaya gore zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır. - Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara göre çok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barındırmaktadır. - Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şu anki teknolojiye göre bile bilinememektedir. Yakınlarında hiçbir kuyu yoktur ve denize de 80 km uzaklıktadır. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansızdır. - Yıllardır suyun bitmiyor olması araştırmacıları çok şaşırtmaktadır. - Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek içiniçenin susuzluğunu giderir. - Sadece 1, 5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyudan çıkan su, hac ve umre mevsimi boyunca milyonlarca kişinin tüm su ihtiyacını karşılamaktadır. - Hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir. - Dünya Sağlık Örgütü`nün (WHO) raporlarına göre dünyadaki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biridir. - Amerika`da yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan tek sudur.

ZEMZEM DUASI

- Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. Zemzem suyundan içen şifa bulur. Ben de ondan içiyorum ve şöyle dua ediyorum. Allahumme innî es’eluke ılmen nâfia ve rızgan vâsia ve şifâen min kulli dâe. Manası: Allahım! Senden faydalı ilim, bol rızk ve her türlü dert için şifa niyaz ediyorum. - Allahumme edhılnî el- cennete biğayri azâbin velâ hısâbin ve erzıknî murâfigati nebiyyike ve seyyidinâ Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme fi’l- firdevsi’l- a’lâ. Manası: Allahım! Beni, azap görmeden ve hesaba çekmeden Cennetine koy ve Fi

Türkçe Sözlük

(i. F. «zeden» fiilinden, birleşik sıfatlara girer) (c. zenân). 1. Vuran. Şemşîr-zen = Kılıç vuran, kılıç çeken. 2. Kesen, kat’eden. Reh-zen = Yol kesen, haydut. 3. Vuran veya basan. Sikke-zen = Para basan. 4. Çeken, atan. Lâf-zen (lafazan) = Laf atan. Nâre-zen = Nara atan.

Türkçe Sözlük

(ZİHN) (i. A.) (c. ezhân). 1. Anlama kuvvet ve istîdâdı: Zihni açık, zihni meşgul. 2. Hatırlama, hâfıza kuvveti: Zihnimde kalmadı, bugün okuduğunu yirmi sene zihninde tutar (zihin ile akıl arasında fark vardır. Bu adamda akıl vardır ve bu adam akıllıdır denildiği hâlde zihin vardır ve zihinlidir denilmez ve onun zihni açıktır ve kapalıdır denildiği hâlde, aklı açıktır veya kapalıdır denilmez. Demek oluyor ki, akıl aslında zekâ mânâsını ifade edip sıfat kabûl etmez, halbuki zihin açık gibi bir sıfatla mevsuf oldukça bir şey ifade etmeyip sıfata göre akıllılık ve aptallığı ifade edebilir. Fikir ise ikisinin de yerine kullanılabilir).

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Sürekli, usandırıcı ve fena bir sesi taklit eder: Bütün gün zır zır edip durdu. 2. Bazı sıfatların başına gelerek mânâyı kuvvetlendirir: Zırdeli. Zirzop = Akılsız ve münasebetsiz adam.