Sık ne demek? | Sık anlamı nedir? | Sık

Sık anlamı nedir?

Sık ne demek?

Sık anlamı nedir?

Sık | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sik

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birbirine yakın ve bitişik, zıddı: seyrek: Sık tarak, sık ağaçlar, sık kumaş. 2. Dar, sık: Sık yer. 3. Nâdir olmayan, çok vuku bulan: O memlekette fırtınalar pek sıktır. 4. Birbirine yakın olarak. Sıkboğaz etmek = Birini şaşırtıp, tedbir almasına vakit bırakmayarak acele ettirip, zorlayarak kendisinden bir şey elde etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. chique). Güzel, zarif, hoş görünen, modaya uygun, süslü: Şık kıyafet, şık bey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. close. thick. often. frequent. thickly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compact. continual. serried. thick. close together. dense. frequently. frequent. tight. closely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick. placed or spaced close together. close.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Such.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Such.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penis. dick. cock. cock; dick; dong; manhood; rod; penis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashionable. smart. elegant. dressy. classy. stylish. chic. dandy. dapper. dashing. doggy. flash. jaunty. mod. nifty. nobby. posh. rakish. saucy. sharp. sleek. smooth. smug. snappy. snazzy. spicy. spiffing. spiffy. sporty. spruce. streamlined. swagge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chic. classy. dressy. elegant. gallant. natty. posh. smart. snappy. sporty. spruce. stylish. swanky. alternative. choice seçenek. alternatif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

choice. dressy. smart. stylish. option. alternative. chick. fashionable. becoming. chic. classy. dapper. darling. dashing. elegant. natty. fancy packaging. snappy. sporty. swagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شق] ikiye bölünmüş bir şeyin her parçası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞIKK) (i. A.) (tes. şıkkayn). 1. Bir bütünün bölündüğü iki kısımdan herbiri. 2. iki ihtimalin biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing one's tune. variety in food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closemouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cagey. close. close lipped. incommunicative. reserved. reticent. secretive. self-contained. unobtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عهدشکن] sözünden dönen, antlaşmayı bozan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ülfet etmiş: Ben soğuğa alışığım. 2. Vahşilikten kurtarılıp evcilleştirilmiş: Alışık hayvan. 3. Adet etmiş devamlı: Alışık müşteri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to. accustomed. familiar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

familiar. accustomed. used.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustomed to. used to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. skill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. alternative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate. used by taking turns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve


Ülke by

Yabancı Kelime

Fr. anarchique

kargaşalı

Kargaşa niteliğinde olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sahadaki bilgileri veya bütün bilgileri sistemli veya alfabetik bir tarzda sıralayan eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopaedia. encyclopedia. cyclopaedia. cyclopedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedia. enyclopedia. encyclopaedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclopaedia. encyclopedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopaedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedic dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuyruğu bacağın arasına alıp yorgun ve yılgın bir halde giden (kurt vesaire). 2. Yorulup Aciz kalmış, şaşırmış (Adam).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Okunmasına izin vermek için görüntünün arkasından iletilen dahili bir ışık kaynağı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kameralarda, arkadan güçlü bir ışık geldiğinde nesneler silüetler şeklinde görünebilir. Tüm Handycam modellerinde, bunu engelleyen ve nesnelerin net görünmesini sağlayan Backlight Compensation (Arka Işık Telafisi) sistemi bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. «aşmak» tan). Bir şeyin üzerine aşıp çıkmış. Topuk kemiği ki, oyunda kullanılıp birbiri üstüne konur. Aşık kemiği dahi derler. (eski imlâsı: Aşuk). Aşık atmak = Topuk kemiğiyle oyun oynamak ve (mec.) rekabete girişmek. Aşığı pek, çift oturtmak = işi rasgelmek. Hep bir koyun aşığıyız = Cümlemiz müsvaviyiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aşk» tan if.) (mü. Aşıka) (c. uşşak, Aşıkîn). T. Birine aşk duyan, tutkun, yanık: Kays, Leylâ’ya Aşık idi. Aşık olmak, taaşşuk etmek = Sevişmek. 2. Tanrı’ya bağlanan züht ve takvâ sahibi kimse. 3. Saz ve tanbura çalan kahve şairi. Aşıkan (fars. c.) da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Fazla Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lowering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulky. drawn somurtkan. hanging asılı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hanging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in love. in ecstasy. enamoured. amorous. besotted. gallant. gone. lover. admirer. adorer. minstrel. wandering minstrel. amorist. beau. fancy man. inamorato. paramour. singer. spoon. swain. sweetheart. wooer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in love. in ecstasy. enamoured. amorous. besotted. gallant. gone. lover. admirer. adorer. minstrel. wandering minstrel. amorist. beau. fancy man. inamorato. paramour. singer. spoon. swain. sweetheart. wooer. smitten. steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loving. in love. a lover. admirer. adorer. stuck on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاشق] aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Bir başkasını aşkla seven. 2.Dalgın, unutkan. 3.Tasavvufta Allah’a muhabbet duyan kişi. Aşık Çelebi (1520-1572) Osmanlı şair ve yazarlardan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anklebone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knuckle bone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thundercloud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glum. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulky. surly. down faced. glum. saturnine. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile kalın okunur) (i. A. c.) (m. Aşık) (Farsça kaidesiyle yapılmış çokluk). Aşıklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاشقان] aşıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). Aşıklara yakışır hal ve surette: Aşıkane şarkılar. Aşıkane bir nârâ attı. Aşıkane tavır ve hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: Aşkâr) (i. F.). Açık, meydanda, belli, ayân, zâhir. Aşikâr etmek = Meydana çıkarmak, açıktan yapmak. Aşikâr olmak = Meydana çıkmak, zihir olmak. Apaçık, zâhir ve ayân olarak: Aşikâr söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point blank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. blazing. clear. evident. unmistakable. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشکار] açık, belli, aşikâr. âşikâr etmek ortaya çıkarmak, belli etmek. âşikâr olmak ortaya çıkmak, belli olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aşikâr, zâhir, açık, görünen, besbelli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşikâr = Aşikâr, Aşikâr olarak, açıktan. (Hal olarak daha fazla kullanılır): Ben Aşikâre söyledim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشکاره] açık, belli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşkün, çok seven: Sen bu işin Aşıklısı mısın?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşıkın hal ve sıfatı, Aşık olma, aşka düşme: Aşıklık insanın rahatını bozan bir haldir. 2. Saz ve tanbura çalan kahve şairinin hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (eski Türkçe). Acele etmek, davranmak. Aşıkdırmak: Tâcil etmek. (Çağatayca: Aşukmak, aşukturmak kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbiriyle Aşıklık eden erkek veya kadından her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek ciddiye alınmayan aşk.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yaz gecelerinin karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş böceğidir.

Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı ‘soğuk ışık’tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.

Kısa bir zaman öncesine kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4’ünü, florasan ampul ise yüzde 10’unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları, böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına... Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkansızdır. Yani ışık üretim mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştiirebildikleridir.

Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır.

Ateş böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.

Bu gizemli böceklerin 2 bin çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.

Genellikle ısırarak zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği yemeye teşebbüs etmez.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homogeneous homojen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in agreement. coherent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (uyd. k.). Muaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exempt. immune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (uyd. k.). Bağışık olma hail, muafiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immunity. exemption. dispensation. challenge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immunity. exemption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. ke.). Müttefik. Bir başka devletle anlaşması bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allied. unanimous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (uyd. k.). Parçaları arasında bakışım bulunan, mütenazır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetrical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanadı kırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışmış, müsâlaha etmiş, sulh ve uyuşma içinde bulunan: Şimdi barışıkdıriar. mec. Uygun, muvafık, birbirini tutar (renk vesaire). Barışma, sulh, sulh yapma, uyuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at peace. reconciled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at peace. reconciled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barış, barışık, sulh, müsâlaha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconciliation. harmony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Basık, alçak ve sıkıntılı: Basık ev, bu evin aşağı katı pek basıktır. Tavanı basık. 2. Dar: Basık alın. 3. Peltek: Basık dil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poky. flattened. depressed. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. pressed down. compressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alçaklık, yükseklik eksikliği. 2. Pelteklik = Dil basıklığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lowness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel çiçekli bir kaktüs cinsi (Echinocactus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Eski Türkçe’de sallamak demek olan «bişmek» den). Küçük çocukları yatırıp sallayarak uyuttukları maruf kerevit. Ar. mehd, Fars. gehvâre. Ecel beşiği = Tehlikeli ve boşluktaki iskele vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crib. bassinet. cradle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cot. cradle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cradle. nacelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beşik yapan doğramacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاشکایت] şikayet etmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Birleşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound. complex. combined. composite. compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composite. compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Bileşikgiller.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren ‘antidiuretic’ denilen bir hormondur. Biz buna kısaca ‘ADH’ diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasa da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman ‘ADH’ böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanımızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani ‘ADH’ vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler ‘ADH’nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile ‘ADH’den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda aynı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında ‘ADH’ salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren “antidiuretic” denilen bir hormondur. Biz buna kısaca “ADH” diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasada da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman “ADH” böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanıızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani “ADH” vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler “ADH”nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile “ADH”den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda ayı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında “ADH” salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içiki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Birleşmiş olan, bir anlaşma ile aralarında birlik kurulmuş olan, müttehit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Birleşerek meydana gelmiş, mürekkep. 2. (kimya) Ayrı elemanların moleküllerinin çeşitli oranlarda kaynaşması ile meydana gelen madde: Benzin birleşik bir maddedir. Birleşik faiz = Bir sermayeye her yıl getirdiği faizlerin de katılmasıyle elde edilen paranın tamamı üzerinden yürütülen faiz. Birleşik fiil = (gramer) Bir kelimeye yardımcı fiillerden birini katmak suretiyle yapılan fiil: Eziyet etmek. Zengin olmak gibi. Birleşik kelime = İki veya daha çok kelimeden meydana gelerek tamamen değişik bir mânâ ifade eden kelime: Devetabanı gibi. Birleşik kesir = Ondalık kesirle beraber bir yahut birkaç birimi içine alan sayı: 2,5, 3,75 birer birleşik kesirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

united. joint. connected. conjoint. combined. adjunctive. confederate. conjugate. conjunct. federate. integrated. jointed. unified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederate. federal. joint. united. compound. composite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composite. joint. united. associated. combined. confederate. federal. solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(United Arab Emirates) Başkent: Abu Dabi.

Nüfus: 2.791.000.

Yüzölçümü: 30.000 sg.m:.

Komşuları: Kuzeyde Katar, Batıda ve Güneyde Suudi Arabistan, Doğuda Umman.

Önemli Şehirleri: Abu Daki, Dubavy.

Din: %96 Müslüman, Hindu, Hristiyan.

Dil: Arapça (Resmi) birçok diğer diller.

Yönetim Biçimi: Emirler Federasyonu.

Tarih: Bölgedeki Şeyhler 19. yy. da Dışişleri ve savunmanın kontrolünü İngiltere’ye verdi. 2 aralık 1971’de bu şeyhlikler bağımsız olmak için birleştiler.

Abu Dabi Petrol Şirketi, 1975’de tamamen ulusallaştırıldı. Petrol hatları BAE’ye dünyanın en yüksek kişi başına GSMH’nı sağlar. Son yıllarda uluslararası bankacılık gelişme içindedir.


Ülke by

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint session.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Tek taçyapraklı bitkilerden, zengin bir familya. Papatya, enginar, kasımpatı, devedikeni vs. bitkiler bu familyadandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). İki veya üç tekerlekli ve tekerlekleri pedal vasıtasıyle çevrilen tek kişilik taşıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle. bike. cycle. push-bicycle. push-bike. roadster. velocipede. wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle. bike. cycle. push-bicycle. push-bike. roadster. velocipede. wheel. pushbike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bike lane. bike path. cycle path. cycle track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle. bike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ride a bicycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine dokunacak surette yaklaşmış, kavuşuk, Ar. muttasıl, mülâsık, Fars. peyveste: Vapur iskeleye bitişikti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. touching. next to. next-door. next-door house. neighbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. attached. next door. adjoining. coterminous. neighbouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguity. juxtaposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulaşmış olan, yemekte kirlenmiş kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty dishes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash cloth. dishcloth. dishrag. wash rag. dish cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship with a bad bill of health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish washer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulaşık yıkamayı iş edinmiş kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwasher. pot walloper. scullion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scullery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şapır şupur öpüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Y.). Camilerde icrâ edilmeye mahsus, saz eşliği olmayan musiki formlarını içine alan musiki ki, Türk dinî musikisinin birinci dalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bothersome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. dreary. embarrassing. hellish. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. bothersome. depressing. humdrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can yırtıcı, yaralayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CAN-ŞİKER (i. F). Can avlayıcı, can alıcı. mec. Azrâtl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depressed. disgruntled. fraught. out of spirits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bore. bother. displease. exasperate. irk. perturb. vex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beleaguer. bother. depress. disappoint. displease. dissatisfy. exasperate. peeve. torment. trouble. vex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çapraz vaziyette olup birbirine kavuşan: Çapraşık kayışlar, (bk.) Çepreşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexplicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. complicated. abstruse. complicate complicated. dark. devious. hazy. involved. prickly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. involution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birbirine çarpmış, karışık, çapraşık. 2. Çarpık, eğri. 3. Birbirine binmiş (diş). 4. Düzgün ve muntazam olmayan, çetrefil (dil).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çatışma hâlinde bulunan, birbiri ile çatışan: Bu soru üzerine bir sürü çatışık düşünceler ileri sürüldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. clashing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. mantık) (y. k.). Birbiri ile çelişen, mütenâkız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. conflicting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictoriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine geçmiş, dolaşık. Fars. girift, pîçâ-pîç (şimdi çapraşık deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh paralayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavşan yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müzakere, müşavere, görüşme. 2. Mukavele, muvafakat, anlaşma. Danışık döğüşü = Gösteriş ve aldatmak kasdiyle önceden anlaşarak çıkarılan anlaşmazlık. Ar. muvâzaa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Danışık ile yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prearranged. sham.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sham. put-up job. thrown game. rigged game. collusion. frame- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interdependent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Değişmiş, Osm. tebeddül etmiş, Ar. mütegayyir. 2. Mübadele edilmiş, değiştirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

different. diverse. way-out. diversified. alternative. several. varied. variegated. variant. calico. quirky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alien. atypical. different. diverse. quaint. refreshing. unlike. variant. varied. various. new. unusual. original.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

varied. various. changed. different. modified. amended. variant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başkalaşma, Ar. tebeddül, tegayyür. 2. Mübadele, trampa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. alteration. diversification. shift. chopping. modification. innovation. kink. recast. variance. variegation. variety. vicissitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. amendment. break. change. modification. shift. turn. variety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. modification. change. modification alteration. revision. novelty. diversification. mutation. redeployment. shift. twist. variance. variety. vicissitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concentrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Delikli, delinmiş: Delik, deşik = Her tarafı delinmiş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dessiccateur

tek. kurutma kabı

İçinde nemçeker bir kimyasal madde bulunan ve bazı maddeleri kurutmak veya nemlenmelerini önlemek için kullanılan kapaklı cam kap.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desiccator kurutucu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâften = delmek). Yürekleri delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâr = az). Yürekler avlayan, gönül çeken, meftun eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.): Gönül kırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikeste = kırık). Yüreği kırık. Ar. meksûrül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکار] gönül avcısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکن] kalp kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکسته] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. din = din, F. şikesten = Kırmak). Dini kıran, dinin aleyhinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dini kıracak ve zarar verecek surette: Dinşikenâne hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Non- Resident)

Türk Parasını Kıymetini Koruma mevzuatında tanımlanan dişarıda yerleşik kişidir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru gitmeyen, dolaşan, sapa: Dolaşık yol. 2. Karışık, karışmış, birbirine geçmiş, girift olmuş: Dolaşık saç; dolaşık ip. 3. Saf ve açık olmayan. Ar. müşevveş, muğlak: Dolaşık lakırdı; dolaşık iş; pek dolaşık bir mesele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indirect. round about. intricate. tangled. confused.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru gitmeyerek dönüp dolaşan şeyin hali, eğrilik. Ar. İvicâc: Yolun, çay yatağının dolaşıklığı. 2. Karışıklık, birbirine geçme, burgaçlık, giriftlik: İpin, saçın dolaşıklığı. 3. Açıklık ve sarahat yokluğu. Ar. teşevvüş, iğlak: Cümlenin, ifadenin dolaşıklığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being roundabout. intricateness. indirectness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. eksimek’ten). 1. Bütün olmayan, noksan. F. nâtamam: Bu kitap eksiktir. 2. Kusurlu, ayıplı, tam ve mükemmel olmayan: Bu adamın aklı eksiktir. Eksik doğmuş bir çocuk. 3. Mevcut olmayan: Onun yardımı eksik olsun. Eksik oldu, kurtulduk. 4. Diğerinden az ve nâkıs olan: Bu, ondan eksiktir. 5. Tartısı tam olmayan. Osm. nâkıs-ül-ayâr: Eksik bir altın. Noksan olarak: Eksik söylemek, eksik tartmak. 6. Eksik olan şeyin noksanı,” tam olmak için ilâvesi lâzım gelen miktar: Eksiği çoktur. Eksik doldurmak: Bu kitabın baştan beş sahife eksiği vardır. 7. Kusur, ayıp: Eksiği gediği yoktur. Eksik etmek = Kesmek, ara vermek, devam etmemek: Mektuplarınızı eksik etmeyin. Eksik olmak = Ortadan kalkmak, yok olmak: Eksik olmayın, onun edeceği iyilik eksik olsun. Eksik olmamak = Sağ ve devamlı olmak: Eksik olma = Sağ ve daim ol, yaşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficient. lacking. defective. incomplete. insufficient. short. missing. wanting. less. minus. imperfect. inadequate. incommensurate. incompetent. lame. ragged. scrimp. scrimpy. shy. sketchy. skimp. skimpy. short. out. deficiency. shortfall. gappy. m.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficient. lacking. defective. incomplete. insufficient. short. missing. wanting. less. minus. imperfect. inadequate. incommensurate. incompetent. lame. ragged. scrimp. scrimpy. shy. sketchy. skimp. skimpy. out. deficiency. shortfall. gappy. m. faulty. fr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

missing. absent. defective. deficient. incomplete. lacking. wanting. imperfect competition. imperfect. imperfect title. inadequate. insufficient. lame. meagre. rudimentary. scarce. short. spare. thin. weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack. miss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Noksan bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendi kendisini kusurlu hissetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eksik, nâkıs olma. 2. Eksik bir şeyin tam olması İçin lâzım gelen miktar: Çok eksikliği vardır (eksik de denilir). 3. Ayıp, kusur, noksan: Bunun hiç bir eksikliği yoktur. 4. Azlık, nedret: Onun eksikliği şimdi hissolundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. defectiveness. defect. failure. insufficiency. lack. shortage. shortness. incompetence. dearth. defalcation. deficit. desideratum. failing. flimsiness. imperfection. inadequacy. lacuna. lameness. negation. poverty. shortcoming. sketchines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence. defect. deficiency. failure. fault. hiatus. imperfection. lack. privation. shortcoming. want. defectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. lack. defectiveness. absence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Noksanı olmayan, tam, bütün: Eksiksiz kitap. 2. Ayıp ve kusuru olmayan, mükemmel: Eksiksiz iş. 3. Devamlı, kesilmeksizin devam eden, ardı arkası kesilmeyen: Onun şarkıları eksiksizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete. perfect. solid. consummate. factual. thoroughgoing. thorough. without defect. in full.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete. consummate. definitive. exhaustive. perfect. thorough. true. unabridged. watertight. completely. perfectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete. perfect. absolute. accurate. definitive. in full force. intact. resounding. unexpurgated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glad hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handshake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight-fisted. chary. cheese paring. close. close fisted. hard- fisted. moneygrubber. pinchfist. spare. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. tight- fisted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Fay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Telli sazlarda, tellerin üzerinden geçtiği küçük köprü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «eşmek» ten). 1. Kapı sövelerinin dayandığı ağaç veya taş basamak. Ar. atebe, südde. Fars. Astân. 2. Saray ve konak kapısının önü. Fars. dergâh, bârgâh, derbâr, Astâne. Eşik ağası = Türkistan’da hâcib, mâbeynci, kapı ağası. Evde eşikte = Evin dahil ve haricinde. Eşiğe çıkmak = Taşra gitmek. Saz eşiği = Çalgı tellerinin bindirildiği köprücük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threshold. threshold. doorstep. door stone. brink. verge. door. sill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doorstep. sill. threshold. bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threshold. doorstep. sill. apron. confine. bridge. core. brink. door- step /- stone. verge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fâsıka) (fısk’dan if.). Fısk ve fücur sahibi, kötü huylu. Ar. fâcir: Günahkâr, fâsık bir adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاسق] kötülük düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Bir kitabın ayrı bir kapak içinde satılan kısımlarından her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fascicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fascicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sinema filminin jenerik denen baştaki yazılı kısmında olsun, asıl filmde olsun çalınıp okunan musiki ki, bugün musiki sanatının başlı başına bir dalı hâline gelmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ing. Ar. T.). Halk musikisi. Klasik musikiden ilkelliği ile ayrılan, kapalı çevre ve köylerin musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Batı musikisi. Batı musikisi sistemini kullanan musikilerin hepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yabanî kızılcık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intricate. complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex sentence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yalnızca Batı resim sanatına özgü bir kavram olan “gölge-ışık düzeni”, sanatsal gerçekliğin yeniden üretilmesi için gerekli olan bir yanılsama tekniğidir. Resimsel yapıtın içerdiği tüm betiler, bu teknik sayesinde bir kısmı gölgeli diğer kesimleri ise aydınlıkmış izlenimi verecek biçimde betimlenirler. Böylelikle bir yüzey sanatı olan resmin üç boyutlu nesneleri ifade etmekteki yetersizliği bir ölçüde giderilmek istenmiştir.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5 bin civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzdde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır. Ancak 5 milyar yıl hayli uzun bir zaman süresidir, şimdiden telaşa kapılmaya gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Klasik musikinin ve sanat musikisinin aksi. Halk arasında doğan ve yaşıyan, eserleri umumiyetle anonim olan musiki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HİSS-İ KABLELVUKU) (i. A.). Bir hâdiseyi olmadan önce sezmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarchical. hierarchic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attached. enclosed. concerning. pertaining. relating. connection. relation. bond. enclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attached. enclosed. connected. related. relating to. relation. connections with. accompanying. hitch. subjunction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağ, bağlılık, münasebet, alâka, ilgi, bağlantı: Onunla bir İlişiğim yoktur. 2. Engel, mâni: İşin hiçbir ilişiği kalmadı. Bazı İlişiklere tesadüf ettik. 3. Hesap, alacak, verecek: İlişiği kesmek, ilişik bırakmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connected. concerned. related.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hiçbir bağlılığı ve ilgisi olmayan, bir şeye bağlı olmayan: ilişiksiz iş. 2. Kesilmiş, düzeltilmiş, çözülmüş, hiçbir pürüzü olmayan: İlişiksiz hesap. 3. Kayıtsız, Azâde ve lâubali, bir şeye bağlı olmayan: İlişiksiz edam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. unattached. independent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şakk» dan masdar). 1. Yarılma, çatlama, ikiye ayrılma. 2. (tıp) Çeşitli organların İsimlerine uydurularak birtakım hastalıkların isimlerini teşkil eder.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انشقاق] yarılma, bölünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yarılmak, bölünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aydınlık, Ar. nûr, zıyâ: Mumun ışığı, pencereden gelen ışık. 2. Gece aydınlatan şey, mum, kandil, lamba: Buraya bir ışık getirin. Işık etmek, ışık vermek = Aydınlık vermek, Osm. tenvir etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çukurlu, çukurluk, engebelik, obruk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. gleam. lamp. luminary. photo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. gleam. lamp. luminary. photo-. beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. light (luminous energy. any source of light. bathe. doppler effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur (bkz.Ziya, nur). 2.Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fen(Erkek İsmi) 3.Işık tutma, bir konuda aydınlatıcı bilgi vermek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Tek renkli resimlerde ton farklılıklarıyla elde edilen aydınlık ve karanlık alanları tanımlar. Resimden önce ağaç baskıda uygulanan ışık- gölge karşıtlığı, figüre heykelsi bir görünüm kazandırır. Resim alanında önce Leonardo da Vinci` nin yapıtlarında uygulanmakla birlikte, Barok Dönemde yaygınlık kazanır ve Romantik Dönemde de yoğun duygusal etki yaratmak amacıyla kullanılır. Işığın verdiği imkânlar çerçevesinde sınırlanan kontur çizgisinin eriyip arka fondaki gölgeli kısma geçmesi ışık- gölge kullanımına dayalı kompozisyonların tipik özelliğidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blaze. burn. lighten. radiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Güç tasarrufu sağlayan yenilikçi ortam Işık Sensörü, belirli BRAVIA TV’lerde kullanıma sunulmuştur. ‘Ev’ ayarındaki sensör, bir odadaki ortam ışığını algılayarak görüntü parlaklığını gerektiği şekilde ayarlar. Daha rahat bir seyir sağlamanın yanı sıra, set ışık sensörü etkinleştirildiğinde güç tüketiminde %30 daha fazla düşüş elde edilebilir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Işık).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - (bkz.Işık). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Işık).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Işık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (y. k.). Güneşin yüzünü kaplayan ışık tabakası, fotosfer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light. illuminated. lightened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illuminated. lighted up. bright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k). Bir ışık kaynağının muayyen uzaklıkta meydana getirdiği aydınlığı ölçmeye yarayan Alet, fotometre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exposure meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exposure meter. photometer. light meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kadeh kıran. mec. Sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kaide kıran, kaideye, usûle riâyet etmeyen, kaideyi bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kaide kırarak, kaide kırarcasına, kaideye, usûle riâyet etmeyerek, kaideyi bozarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zem ve tenkid eden, kötüleyen, kınayan, tenkitçi, münekkid. 2. Eğlenen, müstehzi, alaycı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışmış, Ar. memzûc, mahlut, muhtelit, muhtelif şeylerden veya çeşitten mürekkep: Karışık un, karışık çiçekler. Süt ile yumurta karışık. Hâlis ve sâf olmayan, hile veya Adi şeyle karıştırılmış: Karışık su, yağ. 3. Birbirine geçmiş karma karış, Ar. müşevveş: Karışık saç, ipek, iplik. 4. Tertipsiz, intizamsız, nizamsız: Bu kâğıtlar, bu kitaplar pek karışık. 5. Müşevveş, muğlâk, anlaşılmaz: Karışık iş, karışık yazı. 6. Cinler ile le karışmış, rûhen dengesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixed. complicated. compound. composite. disorganized. confused. adulterated. complex. knotty. knotted. calico. chequered. combined. blended. deep. disconcerted. disordered. hugger-mugger. huggermugger. hybrid. inexplicit. inextricable. intricate. in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex. complicated. composite. convoluted. disconnected. garbled. impure. indiscriminate. kinky. mixed. turbid. turbulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixed. motley. assorted. miscellaneous. heterogenous. adulterated. not pure. confused. disorganized. jumbled. complicated. complex. in a state of commotion. intricacy. convoluted. impure. indiscriminate. intricate. involute. prolix. of sorts. troublous. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD’deki tüm parçalar rasgele sırada çalınır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Armonide uyguların seyrek ve sık duruşlarının bir araya gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İntizamsızlık, nizamsızlık, tertipsizlik: Bu evde daima bir karışıklık vardır. 2. Fesâd, kargaşa, fitne, Asâyiş zıddı: Çin’de yine bir karışıklık çıkmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretty kettle of fish. confusion. disorder. riot. chaos. mess. mix-up. bedlam. bungle. cataclysm. clamor. clamour. clutter. commotion. complexity. complication. disarrangement. disorderliness. disorganization. disturbance. dogs dinner. embroilment. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaos. clutter. commotion. complication. confusion. disarray. disorder. disturbance. ferment. intricacy. mess. misunderstanding. muddle. shuffle. tumble. turbulence. turmoil. welter. tumult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civic turmoil. intricacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek karışık, çok karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaotic. haywire. higgledy-piggledy. intricate. messy. topsy-turvy. upside down. in utter disorder. in a mess. in confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intricate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mûdil, birbirine girmiş, çetrefil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex. complicated. crazy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex. deep. garbled. involved. sophisticated. complicated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complexity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complexity. complicacy. intricacy. sophistication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karnın alt tarafı: Kasığım çatlayacak. Kasık bağı = Kasık çatlağını, yani fıtığı tutmaya mahsus esnek bağ. Kasık biti = Ete yapışan bir cins küçük kene. Kasık çatlağı = Fıtık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıvı veya tane hâlinde olan yiyeceği ağıza götürmeye, bir şey karıştırmaya mahsus oyulmuş Alet: Tahta, bağa, maden, gümüş kaşık. Çorba kaşığı = Adi sofra kaşığı. Hoşaf kaşığı = Ağıza sığmayıp hoşaf içmeye mahsus büyük cinsi. Tatlı kaşığı = Tatlı ve reçel yemeye mahsus küçükcesi. Çay, kahve kaşığı = Fincan tabağına konan küçüğü. 2. Bir kaşık dolusu, bir kaşığın aldığı miktar ve mec. Az miktar. Biraz: Bir kaşık çorba içtim, bir kaşık su. Kaşık atmak = Çok ve hırsla yemek. Ağzının kaşığı değildir = Onun bu işe gücü yetmez. Kaşıkotu = Bir cins bitki, cochlearia officinale. Bir kaşık suda boğmak = Fazlasıyle düşmanlık göstermek. Kaşık düşmanı = Kadın, zevce. Kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak = Ettiği iyiliğe karşı minnet koymak, başa kakmak veya o iyiliği unutturacak bir fenalık etmek, (musiki) Türk halk musikisinde tahta kaşık şeklinde vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inguinal. pubic. groin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crotch. crutch. groin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groin. crotch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoon. spoonful. couvert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspensory. truss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şimşir, boynuz, kemik vesaireden kaşık oyan san’atçı: Kaşıkçılar çarşısı. Kaşıkçı avurdu = Çökük yanaklı. Kaşıkçı elması = Şimdi Topkapı Sarayı›nda bulunan ünlü bir elmas.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Osmanlı hazinesinin meşhur “Kaşıkçı Elması” IV. Mehmet zamanında fakir bir adam tarafından İstanbul Yenikapı’da bir çömleğin içinde bulundu. Adam Elmas’ı iki tahta kaşık karşılığı bir kaşıkçıya devretti. Kaşıkçı da Elması çok ucuz bir bedele kuyumcuya sattı. Hadise anlaşılınca Elmas, Sultan IV. Mehmet tarafından hazineye alındı.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pelican.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gagası kaşığa benzer bir cins ördek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Turpgillerden, yaprakları kaşığı andıran bir bitki (cohlearia officinalis).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(fıtıkotu): Karanfilgiller familyasından; Avrupa’da, Asya’da ve yurdumuzda yetişen, toprak yüzeyinde yatık olarak gelişen bir veya çok yıllık bitkilerdir. Yaprakları küçüktür ve kümeler halindedir. Hekimlikte; toprağın üstünde kalan kısımları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Böbrek ve mesane hastalıklarını giderir. Fıtıkta faydalıdır. İdrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Kasık şişmelerini indirir. Bademcik iltihap ve şişmelerini tedavi eder.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(cochleria): Turpgiller familyasından; Mart’tan Temmuz’a kadar beyaz çiçekler açan, güzel yeşil renkli bitkidir. Hardala benzer. Lezzeti acı, kokusu keskindir. Yaprakları etli, kenarları kaşık gibi içeri doğru kıvrıktır. Taze yapraklarında acı ve yakıcı bir esans vardır. Yaprakları ve kökü kullanılır. Taze iken kullanılır. Kullanıldığı yerler: Skorbütte ve sıracada faydalıdır. Diş eti iltihaplarını giderir. Diş etlerini kuvvetlendirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.), içine başka şeyler karışmış olan, Ar. mahlut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impure. mixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçine başka şeyler karışmamış, sâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pure. unadulterated. fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilmiş, Ar. maktû: Kesik elbise, ağaç. 2. Sakatlanmış, sakat: Kesik kol, parmak. 3. Buruk, kesilmiş, kesik süt. 4. Pek yorgun, yorgunluktan kırılmış gibi olan: Dizlerim Adeta kesiliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. disconnected. broken. interrupted. off. cut. gash. incision. scotch. slash. slit. snick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipping. cutting. incision. pushed. slit. cut. off. out. curdled. coagulated. interrupted. broke. penniless. ogle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut through. cutt off. truncated. curdled. sour. interrupted. incision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermittent. spasmodic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gust. jerky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilmiş şeyin hâli: Ağacın kesikliği. 2. Sakatlık: Kolun kesikliği. 3. Bozukluk, kesilmiş şeyin hali: Sütün kesikliği. 4. Yorgunluk, kırıklık: Dizlerimin kesikliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuity. interruption. lassitude. hysteresis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being cut or broken. fatigue. lassitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kilocyle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırışmış olan: Örtünün kırışıklarını düzelt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkled. wrinkly. crinkly. crisp. crispy. liny. wrinkle. corrugation. crease. crinkle. furrow. pucker. ruck. seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haggard. wrinkle. crease. pucker. wrinkled. creased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkle. wrinkled. crinkle. crinky. crisp. furrow. ruck. rumple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırışığı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. pucker. ruck. seam. wrinkle. furrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrinkledness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without wrinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kısılmış, sıkışmış, tazyik olunmuş. 2. Zorla ve kısıldayarak çıkan, serbest işlemeyen, kısıltılı, boğuk: Kısık ses; kısık boğaz. 3. Oyluğun katlanma yerleri; çocuğun kısıkları pişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarse. choked. dimmer. pinched. flat. guttural. husky. raucous. veiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subdued. hoarse. chocked. husky. raucous. low. turned down. narrowed. slitted. screwed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarse. turned down. narrowed. slitted. narrow pass. husky. raucous. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayadan şırşır akan su, kısıklı su, çeşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kısılmış ve sıkışmış şeyin hâli, baskı, tazyik. 2. Yoğunluk, hırıltı: Sesin, boğazın kısıklığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hoarseness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fierce. vehement. heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). An’anevî ve eski değerlere bağlı (san’at eseri).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. classique

kökleşik

Alışılmış olan, yenilik getirmeyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classic. classical. standard. usual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classic. classical. a classic. all in the day's work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become a classic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدسيت شکن] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı saygısız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluff. blank cartridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lusuk» tan İf.) (mü. lâsıka). Yapışan, yapışkan, yapışık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lexicographe

sözlük bilimci

Sözlük bilimi uzmanı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. lexicographie

sözlük bilgisi

Sözlük bilimine ilişkin bilgiler.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. lexicologue

sözlük bilimci

Sözlük bilimi uzmanı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. lexicologie

sözlük bilimi

Sözlük yazma ve hazırlama işiyle uğraşan bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düşman askerini kıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. F.). Düşman askerini kıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İyi yanmadan söndürülmüş ve yakıldığı vakit çok duman ve koku verip başa vuran kömür.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Amerika’da, Karayip Denizi ve Meksika körfezi kıyısında, Belize ve ABD arasında, Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Guatemala ve ABD arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Kuzey enlemi, 102 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 1,972,550 km².

Sınırları: toplam: 4,353 km.

sınır komşuları: Belize 250 km, Guatemala 962 km, ABD 3,141 km.

Sahil şeridi: 9,330 km.

İklimi: Tropikalden çöl iklimine kadar değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Yüksek, kayalıklı dağlar, alçak kıyı ovaları, yüksek platolar, çöller.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Salada Gölü -10 m.

en yüksek noktası: Volcan Pico de Orizaba 5,700 m.

Doğal kaynakları: Petrol, gümüş, altın, kurşun, çinko, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.66.

daimi ekinler: %1.28.

Diğer: %86.06 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 63,200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 107,449,525 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.16 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.32 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 20.26 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 75.41 yıl.

Erkeklerde: 72.63 yıl.

Kadınlarda: 78.33 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.42 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 160,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,000 (2003 verileri).

Ulus: Meksikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler %60, Kızılderililer %30, beyazlar %9, diğer %1.

Din: Roma Katolikleri %89, Protestan %6, diğer %5.

Diller: İspanyolca, çeşitli Maya, Nahuatl ve diğer yerel diller.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.2.

erkekler: %94.

kadınlar: %90.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Meksika Devleti.

kısa şekli : Mexico.

Yerel tam adı: Estados Unidos Mexicanos.

yerel kısa şekli: Mexico.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Federal Cumhuriyet.

Başkent: Mexico City.

İdari bölümler: 31 eyalet ve 1 federal bölge; Aguascalientes, Baja California, Baja California Sur, Campeche, Chiapas, Chihuahua, Coahuila de Zaragoza, Colima, Distrito Federal, Durango, Guanajuato, Guerrero, Hidalgo, Jalisco, Mexico, Michoacan de Ocampo, Morelos, Nayarit, Nuevo Leon, Oaxaca, Puebla, Queretaro de Arteaga, Quintana Roo, San Luis Potosi, Sinaloa, Sonora, Tabasco, Tamaulipas, Tlaxcala, Veracruz-Llave, Yucatan, Zacatecas.

Bağımsızlık günü: 16 Eylül 1810 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 16 Eylül (1810).

Anayasa: 5 Şubat 1917.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), BCIE, BIS (Uluslararası İmar Bankası), Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Y


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Hac sırasında yapılması gelenek olan merasim: Menâsık-ülhac.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe). Ruh dünyasının ötesinde olan, ruhötesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. métapsychique

ruh b. ruh ötesi

Ruhlarla ilişki kurma, gelecekten haber verme gibi ruh biliminin kapsamına girmeyen ve onun dışında incelenen olayları kapsayan (alan).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. misâk). (bk.) Misak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki), (bk.) Piyasa musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Ar. T.) (musiki). Klasik musiki kaidelerine uymayan yeni musiki akımları (batı san’at mukişinde).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Motorlu bisiklet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorbike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bike. chopper. cycle. motorbike. motorcycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorcycle. motor bicycle. motor cycle. motorcyle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mû = kıl, şikâf = yarıcı). Kıl yarar gibi bir şeyi pek inceliğine araştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lüsûk» tan if.) (mü. mülâsıka). Bitişik, yapışık, yanyana bulunan, yanaşık: Deri, ete mülâsıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «lüsûk» ten if.) (mü. mültesika). 1. Bitişik, yapışık. 2. Yapışmış, birbirine bağlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mesk» ten) (mü. mümsike). Çok perhiz eden, eli sıkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «nask» tan if.) (mü. müntesika). Bir nesak (sıra) üzere olan, bir sıraya dizilmiş, muntazam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kılı kırk yararcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [موشکافانه] kılı kırk yararak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). 1. GOyâ gasında birçok delikler bulunan ve rüzgâr esdikçe çeşitli sesler çıkaran hayalî bir kuş. 2. Türk musikisinde eski bir nefesli çalgı, mıskal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKIY) (i. A.) (Yunanca’dan). 1. Seslerin yapısından bahseden san’at ve ilim: İlm-i musiki. 2. Çalgı takımı, muzıka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKIY) (i. A.) (mü. musikıyye). Musikiye ve çalgıya ait: Alât-ı mûsikıyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKİY-ŞİNAS) (i. A. F.). Musiki tanıyan, bilen, müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [موسيقی شناس] müzisyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mesâket» ten if.) (mü. mütemessike). 1. Sıkı sıkı tutunan, yapışan. 2. Bir şeyi delil ve senet alarak ona dayanan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممسک] elisıkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar “Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir” diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar ‘Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir’ diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Yeni klasik. Neoklasik Türk musikisi = . Türk musikisinde Hacı Arif Bey’le başlayan romantik şarkı ekolü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Yeni klasik. Neoklasik Türk musikisi = Türk musikisinde Hacı Arif Bey’le başlayan romantik şarkı ekolü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Bol ışık, aydınlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middle weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkiye musikisi. Batı Türkleri’nirı san’at musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapsychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapsychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapsychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parapsychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

1930’lu yılların başında ABD’nin Duke Üniversitesi’nde J. B. Rhine ve eşi L. Rhine tarafından yürütülen çalışmalarda, psişik çalışmaları belirtmek için Almanca “parapsychologie” terimini kullanmışlardır. Normal dışı, farklı psikoloji anlamına gelmektedir.

Bu yıllarda telepati, telekinezi ve durugörü çalışmalarının yoğun olduğu duyu dışı algılamalar görülmektedir. Duyu dışı algılamaları, geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği algılama diye önce üçe ayırmışlardır. Duyu dışı algılamalarında kimi insanların daha başarılı olduğu bilinmektedir. Psişik güç denen bu olgu, doğuştan tüm bireylerde varolmakla beraber, aynı seviyede olmamakta ve çalışmalarla ilerletilebilmektedir.

Trans haline geçilerek farklı boyutlara gidilebilmesi, bir haritanın üzerinde yapılan çalışmayla karada su bulma yöntemine kadar birçok farklı konu, parapsikolojiye dahil olabilmektedir. Parapsikoloji konusunda birçok kitap yazılmış ve ayrıca Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede seminerler düzenlenmiştir.

Somut dünyadan çok farklı bir konu olan parapsikoloji, yapılamayacağı yapmak, imkansızı imkanlı hale getirmek gibi farklı bir konu olduğundan büyük ilgi görmektedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Ter ve sıcaklıktan vücudun kasık ve koltukaltı gibi bazı yerlerinde ve bilhassa çocuklarda meydana gelen hafif yara ve kızarıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaper rash. heat rash. nappy rash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rash. diaper rash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychanalyse

ruh. b. ruhsal çözümleme

Freud’un geliştirdiği, insanın uyumlu veya uyumsuz davranışlarının kaynağı sayılan, bilinçaltı çatışma ve güdüleri araştırıp bilince çıkararak davranış sorunlarını çözme yöntemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychoanalysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychonalysis. psychoanalysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Bir nevroz çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Ruh hekimliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychiatry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychiatry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Ruh bilgini.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychologue

ruh bilimci

Ruh bilimi ile uğraşan uzman.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychologist ruhbilimci. psychologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychologist. shrink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Ruh ilmi, ruhiyat.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychologie

ruh bilimi

Duyum, heyecan, düşünme vb. olguları ve bunların yasalarını inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychology. psychology ruhbilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychology. behaviouralism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). 1. Psikolojiyle alâkalı. 2. Hoşa giden, iyi karşılanan, ruhu okşayan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychologique

1. ruh bilimsel, 2. ruhsal

1. Ruh bilimi ile ilgili olan. 2. Ruhla ilgili olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological. psychologic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological. psychological ruhbilimsel. ruhsal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychological warfare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Ruhiyatçılık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychologisme

ruh bilimcilik

Ruh bilimiyle uğraşma.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Ruh ölçümü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychométrie

ruh b. ruh ölçümü

Ruhsal süreçlerin ölçülmesinde kullanılan, araçları ve yöntemleri gerektiren bir ruh bilimi dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Ruh hastası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychopathe

akıl hastası

Akıl hastalığına tutulmuş kişi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychopathic. psychopath. psychopathic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psycho. psychopath. psychopathic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychopath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Ruh hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychopathie

akıl hastalığı

Düşünme, anlama, kavrama, karar verme, önlem alma vb. yeteneklerdeki eksiklik.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychotherapy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychotherapy. mind cure / healing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. psikoloji). Ruh hastalıklarının genel adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. psychique

ruh b. ruhsal

1. Ruhla ilgili olan. 2. Ruh bilimi ile ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychical. psychic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psychic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uzun boylu, yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Batı musikisinde klasik devreyi tâkib eden ekol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Neoklasik Türk musikisi, Hacı Arif Bey ekolü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. saf = sıra, Fars. şikesten = kırmak). Düşman askerlerini, saflarını kıran, galip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صف شکاف] düşman saflarını yaran savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صاف شکن] düşman saflarını yaran savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaç, duvar vesaireye sarılıp uzayan bitki çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creeper. ivy. vine. winder. common ivy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hedera): Sarmaşıkgiller familyasından; tırmanıcı yeşil odunsu bir bitkidir. Meyvesi etli, yuvarlak ve üzümsüdür. Yurdumuzda; adi sarmaşık ve kafkas sarmaşığı olmka üzere 2 çeşidi vardır. Yaprak ve meyvelerinde heederin denilen zehirli bir madde vardır. Kullanıldığı yerler: Haricen yaraların tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Koyu yeşil renkli, değişik biçimli yapraklan olan tırmanıcı bir bitki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi sarmaşıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yürürken sarsılan, titrek.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Boğaz veya gırtlağın, dışarıdan gelen organizmalar tarafından istila edilmesi sonucu ortaya çıkar. Nedeni, soğuk algınlığı, bağırmak, çok konuşmak, boğazı tahriş edici duman veya benzeri gazlar veya boğaz iltihabıdır. Kısa sürede geçmeyen ses kısıklığında, doktora başvurmak gerekir. Kısa süreli ses kısıklığının tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kereviz yaprağı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 kahve fincanı ufalanmış kereviz yaprağı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülüp, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequently. oft. often. repeatedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time and time again. ever so often. many's the time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Günde 4 veya 6 kez idrara gitmek normal sayılır. Bu sayı, içilen su miktarına göre değişir. Toplam idrar miktarı, 8 su bardağı kadardır. Bu miktarda ve idrara gitme sayısında fazlalık olduğu zaman gençlerde şeker hastalığı, ihtiyarlarda böbrek hastalığı veya prostat büyümesi düşünülebilir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. cvüsûk» tan) (c. sikeat). 1. Güvenme, Ar. itminan, emniyet, vüsuk. Erbâb-ı sika = İtimat ve emniyete şayan olanlar. 2. Güvenilir ve itimada lâyık adam Ar. mutemed, emin: Hadiste sikadır, sikâttenır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثقه] güvenilir kişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güven, emniyet. İnanılır, güvenilir kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. birleşik sıfat teşkilinde bulunur). Yaran, yırtan. Dil-şikif = Gönül yaran. MO-şikif = Kılı kırk yaran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) 1 شکاف yarık. 2.yaran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). İhtilif, anlaşmazlık, bir mesele üzerinde birleşememe: Aralarına şikak düştü, girdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Avlama, Ar. sayd. Şikir etmek — Avlamak. Şikir olmak = Avlanmak. 2. Avlanan hayvan, av. 3. Ganimet. 4. (Fars. birleşik sıfatlarda) Avlayan. Oil-şikir = Gönül avlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکار] av. 2.av hayvanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

avlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

avlanmak, av olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Av yeri, avlanılan yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکارگاه] avlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Türkçe: şekre). Şahin ve doğan gibi av kuşu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکاری] avcı. 2.av ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Avlak, av yeri, avı çok olan yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شکایات] şikayetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Su içecek kab. İçilecek suyun toplanması için yapılan y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şikâyât). 1. Kendi hâlinden veya başına gelen bir dert ve acıdan yanıp yakılma: Hâlinden, sıhhatinden, hastalığından şikâyet ediyor. 2. Birinden hoşnutsuzluk gösterip aleyhinde söz söyleme: Arkasından şikâyet ediyor. 3. Birinin haksızlık ve tecavüzünü belirterek aleyhinde dâvâ etme: Şikâyetleri, şikâyeti dinlenildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complaint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beef. bellyache. complaint. grievance. grouse. grumble. remonstrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شکایت] sızlanma, şikayet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Birine içecek su verme vazifesi. 2.Ka’be sakalığı, Mekke’de hacılara zemzem dağıtma işi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complain. crab. grouch. grumble. remonstrate. report. sneak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şikâyet mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birini şikâyet ve dâvâ eden, Ar. şâkî, müştekî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complainant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ شکایت نامه] şikayet mektubu. 2.şikayeti konu alan yapıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continual. often. frequently. constantly. as often as not. more often than not.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rather close together. rather frequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karın, Ar. batın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکم] karın. 2.mide.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şikem = karın, peresten — tapınmak). Karnına tapınırcasına ehemmiyet veren, boğazına çok ehemmiyet veren, boğaz düşkünü, çok obur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şikem = karın, perverden = beslenmek). Yiyip içmeyi çok düşünen, boğazına esir olan, obur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) İşkembe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکمبه] işkembe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم درد] karın ağrısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم پرست] obur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم پرور] obur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. şikesten fiilinden imas. olup birleşik sıfat terkibine girer). Ktran. Büt-şiken = Put kıran. Peymln-şiken = Yeminini bozan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکن] kıran. 2.kıvrım, büklüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büklüm, kıvrım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşkence.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکنجه] işkence.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İskender.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. “şiken” yerine birleşik sıfat teşkiline girer). 1. Kırma. Şikest etmek, Kırmak. Şikest olmak = Kırılmak. 2. Mağlûbiyet, kırılma. Kıran. Peymineşikest, büt-şikest = Kadeh, put kıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکست] kırık. 2.yenilgi. 3.kırma. 4.kırılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kırılmış, kırık. 2. Mağlûp, yenilmiş, bozulmuş (birleşik sıfat teşkiline de girer). Şikestedil = Gönlü kırılmış. Şikeste-hitır = Hatırı kırılmış. 3. Tâlik yazısının bir çeşidi: Şikeste’yi çok İyi yazardı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکسته] kırık. 2.yenik, mağlup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık kanatlı, kanadı kırık, kederli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık dökük, şöyle böyle

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکسته بال] kanadı kırık. 2.çaresiz, üzgün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته بسته] kırık dökük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته دل] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [شکسته طالع] talihsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, s. Hindistan mezheplerinden birinin üyesi, Sih; s. bu mezhepten olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dar, Fars. teng: Sıkı boğaz; sıkı yaka. 2. Pek, katı, sert: Sıkı et. 3. Aceleci, sür’atli: Sıkı iş. 4. Şiddetli: Sıkı emir. Sımsıkı = Pek dar, pek fazla sıkışmış. Sıkı sıkıya = Bir şeyin kabına, tamamı tamamına ve güçlükle yerleşmesi: Tulumbanın pistonu sıkı sıkıya geçmeli. Sıkıfıkı = Pek bitişik, pek devamlı, samimî ve yalnızca: Sıkıfıkı konuşmak, dost olmak. 5. Büyük bir dikkatle: Sıkı sıkı bakıyor, dinliyordu. 6. Birbirinden sonra, birçok defa: Sıkı sıkı gelip gidiyordu (bu şekilde kullanıldığı zaman ekseriya mükerrer olarak geçer) (aşağıdaki maddeye bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Darlık, sıkıntı, ıstırap: Can sıkıntısı. 2. Son derece, sıkıntının sonu: Sıkıyı görmeyince, sıkıya gelmeyince. 3. Şiddet, müsaadesizlik. O kışlarda sıkı altındaydı. Sıkıya koymak = Terbiye için bir genç hakkında tedbirler almak. 4. Ağızdan dolan ateşli silâhlarda barut ve kurşunun üstünden namlıya sokulup basılan bez, kâğıt vesaire. Kurusıkı = Kurşunsuz olarak barutun üzerine basılan sıkı ki, yalnız ses için atılır (yukarıya bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

close. tight. firm. fast. compact. strict. clinging. close-bodied. foursquare. gross. hard. iron. rigorous. serried. strait. stringent. sure. hard. foursquare. close-fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. compact. concerted. fast. firm. hard. rigorous. searching. solid. stiff. strict. stringent. taut. tense. tight. tightfisted. firmly driven or wedged in. severe. hurried. brisk. stingy. pressing necesstiy. dense. thick. close. fine. miserly. strai

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressing. solid. stiff. strict. taut. tight. firm. severe. hard. difficult. critical. tense. forced. intense. steady. friction. strait. thick. hot. hermetic. well-knit. compact. fast. sealed. close-fit. tight-fitting snug. austere. rigid economy. narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reticent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intimate. on intimate terms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down. fast. tight. tightly. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıkıntı veren, can sıkan, tedirgin eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. dull. unexeciting. soul-destroying. unpleasant. oppressive. arid. bald. burdensome. cold. constringent. cut and dried. damnable. dead alive. disconcerting. ditch-water. ditchwater. drab. dry. dryasdust. dusty. gaunt. gloomy. grave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. dull. unexeciting. soul-destroying. unpleasant. oppressive. arid. bald. burdensome. cold. constringent. cut and dried. damnable. dead alive. disconcerting. ditch-water. ditchwater. drab. dry. dryasdust. dusty. gaunt. gloomy. grave. cheer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. tiresome. tedious. wearisome. irksome. bothersome. drab. dreadful. dreary. get out of the groove / rut. gloomy. heavy. lackluster. plaguy. ponderous. prolix. prosaic. saturnine. trying. uncongenial. vapid. weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppressiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prolixity. tedium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek samimî,, teklifsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tighten. to tighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yarasalarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boyları daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekingen, utangaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shy. timid. bashful. sheepish. embarrassed. retiring. self-conscious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. timid. shy. timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. shy. easily embarassed. unsure of himself. ashamed. self-conscious. diffident. inhibited. retiring. sheepish. timid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashfulness. shyness. embarassment. lack of self-assurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. closeness. strictness. stinginess. stringency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfiture. restraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daralmak, darlaşmak, tazyik olunmak: Bu çanta bundan fazla sıkılmaz. 2. Sıkıntı çekmek: Bugün çok sıkıldım. 3. Utanmak, mahcûb olmak: Sıkılmaksızın söylüyor. 4. Darlık çekmek, sıkıntıda olmak: Çok sıkılıp kendisine müracaat edersem reddetmez. İç sıkılmak = Kederli ve sıkıntılı olmak. Can sıkılmak = Bir şeye üzülmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get the pips. have the pips. be bored. get the willies. die.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chafe. fret. to be bored. be annoyed. be uneasy. be ashamed. to be squeezed. to be pressed. to feel embarrassed. to be in straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be squeezed. to get bored. to become bashful. to feel embarassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Utanmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazen. shameless. unabashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazenness. shamelessness. ease of manners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir avucun aldığı miktar: Bir sıkım şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fistful. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendi kendini sıkmak, ıkınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to restrain oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Darlık, Ar. müzâyaka, zaruret. 2. Keder, hüzün. 3. Istırap. 4. Ağırlık. 5. Sıkılmış meyve suyu. 6. Sıkılmış meyve posası. I; sıkıntısı, can sıkıntısı = Bir şeyden sıkılıp ne yapacağını bilememe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom. heebie-jeebies. bore. megrims. gloom. the megrims. gloominess. straits. bother. dire straits. botheration. toils. trouble. willies. difficulty. discomfort. distress. adversity. agitation. annoyance. anxiety. doldrums. draft. embarrassment. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversity. affliction. bother. discomfort. distress. hardship. inconvenience. knock. oppression. pressure. rigour. shortage. stress. tribulation. trouble. want. weight. worry. embarrassment. financial straits. boredom. annoyance. difficulty. depression. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annoyance. difficulty. trouble. boredom. worry. depression. financial difficulties / straits. blinking / adj , adv /. blues. bother. distress. distressing. disturbance. drag. flipping. fret. gloom. gripe. hardship. incubus. malaise. mire. oppressio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. distressed. annoying. troublesome. uneasy. troublous. unrestful. gruelling. grueling. constrained. cornered. dismal. dreary. gray. grey. weighty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dreary. fretful. lugubrious. pained. sombre. uneasy. troublesome. trying. close. muggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. distressed. worried. depressed. bored. distressing. boring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfortable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şakır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Şakırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıkışmış hâlde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cramped. dense. pressed. pushed. serried. closely pressed together. close. crowded. congested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. tightly wedged or jammed. very crowded. congested. hard pressed (for time. hard up (for money. chock a block. close. closely spaced. cramped. cramped for space. incommodious. pinched. pressed. pressing. serried. squash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. closeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. being tightly wedged or jammed. closeness. congestion. being hard pressed for time. being hard up for money. jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jamming. pressure. having hard time. squeeze. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jamming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirini sıkacak şekilde yığılmak: Kalabalık sıkıştı. 2. Darlaşmak, daralmak: Göğsüm sıkıştı. 3. Mecbur kalmak: Çok sıkışırsam bunu da sarfederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. jam in. be stuck. tighten. be pressed for. be pinched. be taken short. be pushed. catch. be cramped for space. be pinched for time. squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. screw. squash. to be closely pressed together. to move up closer. to move closer together. to get jammed. to be caught. to jam. to squash. to be in trouble. to be pushed for sth. to need to urinate. to be caught between. to become urgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. to become tightly wedged or jammed. to be placed close together. to be very crowded. to be congested. to get caught in. to be pinched in. to be hard up for money. pack. tighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astringent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tightened or compressed. to be wedged in. to be jammed in or squeezed in. to be pressed or pressured by sb. to be slipped quietly into sb's hand. to be squeezed or pinched. to be cornered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressing. compression. push. squeeze. importunity. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compression. press. squeeze. pressing. squeezing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compaction. compression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Zorla dar yere sokmak. 2. Baskı altında ezip inceltmek. 3. Zorlamak, tazyik etmek: Kendisini bugün yola çıkması için sıkıştırıyor. 4. Usulca eline vermek: Eline bir lira sıkıştırdı (bunun doğrusu «sokuşturmak» tır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive smb. to the wall. push smb. to the wall. press. constrict. compress. tighten. jam. squeeze. force. oppress. stress. astringe. bear against. besiege. bombard. bottle up. clamp. clamp down. clinch. press smb. close. come down on. compact. crowd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beset. besiege. compress. cram. cramp. crowd. heckle. jam. pin. pinch. push. rush. squash. squeeze. urge. to squeeze. to force by importunity. to give the third degree to. to slip. to press. to pinch. to compress. to force. to tighten. to jam. to crowd. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compress. pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sıkt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law. martial law örfi idare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martial law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Paraya ve dirhemlere vurulan damga. 2. Basılmış mâdeni para: Sikke kesmek. Sikka-i hâlise = HAlis altın veya gümüş para. Slkke-i mağşdşa = Karışık para. 3. Düz sokak veya yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mevlevi külâhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin. specie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin. die.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin. coined money. hard money. specie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سکه] madenî para. 2.mevlevî külahı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sikke kesilen yer, darphâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. sikke = mâdeni para, Fars. zeden = vurmak). Sikke basan usta.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Sikkim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıkılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bıçak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fed up. annoyed. disgusted. distressed. troubled. worried. depressed. bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very troubled. distressed. worried. out of sorts. depressed or bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سکين] bıçak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Sırsıklam, sırılsıklam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıkılarak zorla ağlamak. 2. Islık çalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (I. Y. Fr.). 1. Maviye çalar kırmızı bir renk. 2. Tavşan kulağı, buhûr-ı Meryem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclamen. dark reddish purple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sık olmak, sıklaşmak: Yağmurlar pek sıklandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sık hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become frequent. to be close together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become frequent. to happen often. to increase. to become densely massed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sık hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase the frequency of. to increase the number of. to cause things to become densely massed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ağırlık. 2. Sıkıntı, ıztırap: Havada bir sıklet var. 3. Sıklat-l izâfiyye = Özgül ağırlık: Altının, gümüşün, bakırın sıklet-i izâfiyyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight. heaviness. heft. load.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ثقلت] ağırlık. 2.sıkıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ağırlık vermek, rahatsız etmek, sıkıntı vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fâsılasızlık, darlık, bitişiklik: Ağaçların sıklığı. 2. Birbiri arkasından gelme: Kışın yağmurların sıklığı yolların kurumasına meydan bırakmaz. 3. Pek sık olan: Sıklık orman; o mahalle pek sıklıktır (mahallede bulunan evler birbirine bitişiktir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Islık, dil ile sıkarak çıkarılan ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzellik, zariflik, modaya uygunluk, süs: O kadar şıklık bu yaştaki adama yakışmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequency. closeness. density. thickness. compactness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

density. frequency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequency. density. thickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chic. elegance. smartness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smartness. finery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclone. low area. region of low pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıkmak işi. (bk.) Sıkmak. 2. Yukarısı potlu ve aşağısı bacağa bitişik potur çeşidi, LAz poturu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constriction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure. squeeze. pressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squeeze. tightening. squeezing. which is good for making juice. gripping. compression. grip. extrusion. shrunk. clamping. compressive. shrunken. clamp coupling. clasp. clench. crush. wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Darîatmak, daraltmak, tazyik etmek: Denkleri sıkmak. 2. El ile sıkıştırıp suyunu almak: Üzüm, limon, çamaşır sıkmak. 3. Kuvvet vermek, pekleştirmek, şiddetlendirmek: Elini sıkmak, sesi sıkmak. 4. Zorlamak, tazyik etmek: Çok sıkarsan doğrusunu mu itiraf eder? 5. Iztırap vermek, sıkıntı vermek: Böyle sözler adamı sıkar. 6. (bir ateşli silâhı) Boşaltmak: Bir tabanca, bir kurşun sıktı. İç, can sıkmak = Keder vermek. Diş sıkmak = Gayret veya tahammül etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squeeze. tighten. make fast. hold tight. grip. bore. bother. give the willies. depress. ail. chevy. chivvy. chivy. clench. constipate. constrict. crush. cumber. distress. extrude. harass. hatchel. incommode. irk. jam. load. mope. oppress. pinch. pres.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besiege. bite. bore. constrict. embarrass. oppress. pall. pester. plague. squeeze. tighten. trouble. try. wring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squeeze. to wring. to hold sb / sth tightly. to put pressure on sb. to annoy. to bother. to shoot. to fire. to press. to tighten. to restrict. to straiten. to spray. to try. to heave. to ahead. to mangle. to jam. to rack. to clasp. to gripe. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuck. screw. screw up. ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Ana rahminden ölü düşen çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb fuck. to piss off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sim, sıkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmly. very tight. fast. chock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. very tight. very tightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very tight. very closely spaced. clinging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sırsıklam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sodden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soaked. soaking. sodden. soggy. sopping. soaked to the skin. sopping wet. soaking wet. wet through.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soaking wet. soaking. sodden. soggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head over heels in love.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), istenilmemiş, beğenilmemiş olmasına aldırmadan dileğinde ayak direyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtrusive. to annoy. worry. saucy. tiresome. importunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exasperatingly importunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exasperating. importunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Her tarafı ıslanmış, tamamen ıslak. 2. Alaylı bir şekilde mânâyı kuvvetlendirmeye yarar. Adam sırsıklam Aşık; sırsıklam aptal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soaking wet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yapışıp bulaşan, mec. İnsanlar hakkında da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importunate person who sticks to one like glue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tâkati tüketen, tâkat kıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanıdık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirini karşılıklı olarak tanımış bulunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquaintanceship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mutual acquaintance. acquaintance. acquaintanceship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquaintance. acquaintanceship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miracle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.İnsanın aklnının alamayacağı, şaşırtıcı, olağanüstü olayı mucize. 2.Özlem, hasret. 3.Değerli, kıymetli. 4.Tatlı, nefis.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk dini musikisinin cami musikisinden sonra ikinci dalı, tasavvuf musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T.) (musiki). Türk dinî musikisinin cami musikisi dışında kalan dalı ki, «tarikat musikisi» de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tachycardia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesak» tan masdar) (c. tensîkat). 1. Nizamına koyma, tanzim etme, sıralama, düzeltme, ıslâh. 2. (edebiyat) Bir mevsufa birçok sıfatlar sıralanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting in order. putting to rights. reorganizing. regrouping. regroupment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنسيق] düzenleme, tertip etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sth in order. to put sth to rights. to reorganize. to regroup (troops. to weed out (inefficient officials or employees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting sth in order. putting sth to rights. reforms reorganization. regrouping. regroupment (of troops. weeding / cambing out inefficient officials or employees. job cutback. rundown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Terakkiyi kıran, terakkinin aleyhinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tevbe, Fars. şikesten = kırmak). 1. Ettiği tövbeyi bozan. 2. Herkesin tövbesini bozan, tövbe bozduran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authentication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documenting. backing up sth with documentary proof. substantiation. verification. confirmation. authentication. documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ توثيق] belgeleme. 2sağlamlaştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

belgelendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to document. to back up sth with documentary proof. to substantiate. to verify. to confirm. authenticate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

belgelendirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vüsûk»tan). Sağlamlaştırma, vesikalandırma. mec. İspatlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crammed. squeezed. crowded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toxicologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toxicology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toxicology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toxicomaniac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toxicomania.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combinatorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

integrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

integrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 24 eşit olmayan aralığa dayanan, Batı musikisinden sonra dünyanın en yaygın musiki sistemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitişik. 2. Yetişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vüsûk» tan if.) (mü. vâsıka). İnanan, itimat eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güvenilen, emin, mutemed. Abbasi halifelerinden birinin unvanı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok sağlam, güçlü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(vesîka) (i. A.) (c. vesâık). İnanılacak, itimat olunacak şey, sağlam delil, senet. Ar. hüccet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document. certificate belge. title deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. ration card. paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وثيقه] belge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnanılacak sağlam delil. Belge.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. licensed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for a document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for a document or certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passport-size photograph. snapshot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaraşma, iyi gitme, uygunluk. 2. Münasebet: Bu işin yakışığı yoktur. 3. Güzellik. Yakışık almak = Münasip olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyar, yakışır, yaraşır: Yakışıklı kıyafet. 2. Münasip, münasebetli. 3. Güzel, şanlı: Yakışıklı adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comely. good-looking. handsome. personable. shapely. sightly. smart. well-favored. well-favoured. stunner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handsome. personable. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handsome. good-looking. easy on the eye. good looking. snazzy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yakışıklı olmayan, yersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indecent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improper. unbecoming. unseemly. unsuitable. rude. ill assorted. in bad form. incorrect. indecent. infra dig. uncalled for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşağı yukarı!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approximate. approximative. proximate. rough. some. about. circa. just about. well-nigh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. approximate. around. circa. round. some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approximate. approximately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approximately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

approximately. roughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. almost. more or less. near. something like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaklaşmış, bitişik: Gemi sahile, rıhtıma yanaşıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawn up alongside. docked alongside. parked alongside. hitched alongside. drawn-up alongside each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yapışmış, Ar. mültasık: Deri ete yapışıktır. 2. Dokunan, temas eden, bitişik: Fanila tene yapışık durmalı. Kulakları yapışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adherent. attached. coherent. cohesive. conjoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inseparable. stuck on. attached. adhering. adhesive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuck on / to. clinging tightly to. struck together. boring or importunate (person. adherent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Çeneleri gaga biçiminde uzamış balıklar takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yakışma, uyma, uygunluk, münasebet: Yaraşık almaz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Işık, parıltı, parlaklık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based. entrenched. prescriptive. sedentary. settled. situate. situated. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrenched. sedentary. settled. established. permanent. resident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

built-in. on-board. resident. established. sedentary. settled. well- established.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde ‘sabit’ dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız. Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki. dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte 1000 kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksisinin ışığı dünyaya milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. Şimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7000’dir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasının sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşamazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışıklar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde “sabit” dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki, dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte bin kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksinin ışığı dünyaya 2.2 milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. İimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7 bindir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasını sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşmazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışılar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yapışkan, bulaşan. 2. İnsana yapışan, tâciz eden: Yılışık bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yapışkanlık, bulaşıklık. 2. Sırıtkanlık, sırnaşıklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ذره شکاف] kılı kırk yaran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by