Sıla-i Rahm ne demek? | Sıla-i Rahm anlamı nedir? | Sıla-i Rahm

Sıla-i Rahm anlamı nedir?

Sıla-i Rahm ne demek?

Sıla-i Rahm anlamı nedir?

Sıla-i Rahm | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sila rahm

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلهء رحم] yakınlarını ziyaret edip özlem gidermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensible. intelligible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensible. comprehensible. deductible. perceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparently. inferential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparently. seemingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

it appears that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Asılmaya müstahak, pek kötü adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|.). 1. Aşılamak fiili. 2. Yeni aşılanmış ağaç: Bağdaki aşılamaları sulamalı. 1. Aşılanmış (Ağaç): Bu kiraz ağacı aşılama mıdır? 2. Bir kap içinde kuyuya veya kara konup soğutulmuş: Aşılama su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaccination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaccination. inoculation. grafting. suggestion. culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşı» dan). 1. Çiçek hastalığına ve başka aşısı olan hastalıklara karşı aşı vurmak: Benim çocuklarımı falan doktor aşıladı. 2. Yabanî ağaca aşı vurmak: Armut kalemini ahlata aşılamalı. 3. (Su vesair içilecek şeyleri kuyu veya karda) soğutmak: Şerbeti aşıladınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaccinate. inoculate. graft. bud. transfuse. pass on an ilness. inspire. suggest. engraft. envenom. fertilize. imbue. impregnate. indoctrinate. infect. infuse into. ingraft. instil. instill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe. fertilize. graft. implant. inculcate. infuse. vaccinate. to vaccinate. to inoculate. to graft. to instil. to instill. to indoctrinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to vaccinate. to inoculate. to graft. breathe. implant. indoctrinate. infuse. inseminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Asıl ve neseb sahibine lâyık: Asîlâne bir tavırla hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ticaret, kâr ve temettü etmek, faydalanmak, müstefid olmak. (Çağatayca: Asığlanmak).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çiçek hastalığına ve başka hastalıklara karşı aşı vurmak: Çocukların cümlesi aşılandı. 2. Ağaca aşı vurulmak: Bu mevsimde ağaç aşılanmaz. 3. Aşı ile tohumlanmış gibi temasla ve diğer suretle geçip sirayet etmek: Bu hastalık bize de aşılanacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be vaccinated. to undergo vaccination. to be inoculated. to be grafted. graft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çiçek ve aşısı olan başka hastalıklara karşı aşı vurdurmak, bilvasıta aşılamak: Çocukları aşılattım. 2. Ağaca aşı vurdurmak: Badem ağacına kaysı acılattım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let vaccinate. to make inoculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firearm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firearm. gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firearm. firearms. shooting iron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fâsılasız, aralıksız, arasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fâsılasız, aralıksız, arasız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلافاصله] aralıksız, kesintisiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی رحم] merhametsiz, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The One First Cause; also, one of the triad of Hindoo gods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The triad consists of Brahma, the Creator, Vishnu, the Preserver, and Siva, the Destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A valuable variety of large, domestic fowl, peculiar in having the comb divided lengthwise into three parts, and the legs well feathered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are two breeds, the dark or penciled, and the light; called also Brahmapootra. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

part of the primary Hindu trinity of gods; the creator, whose breathes out the universe to make it come into existence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inhabitant of the highest, non-sensual levels of heaven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Hinduism, a post-Vedic deity Brahma is the god of creation and first in the Hindu triad of Brahma, Vishnu, and Shiva He is represented as red in color, with four heads and four arms, holding, respectively, a goblet, a bow, a sceptre, and the Vedas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The creator God and member of the Hindu trinity of deities, which also includes Shiva and Vishnu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Creator God; the First Person of the Hindu Trinity, the other two being Vishnu and Siva.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A creator god, with four heads to overlook each of the four directions Often just three heads, or only one, are shown Brahma is found both in Hindu and early Buddhist sculpture, eventually making his way to Japan as Bon-ten His vahana is a wild goose Desc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Infinite Eternal Element that manifests as all things and beings; literally that which bursts forth in the form of the universe; that which gives rise to the universe, supports it, and reabsorbs it. the Hindu creator god, one of the three chief manifestat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the three major deities of Hinduism, along with Visnu and Siva Adopted as one of the protective deities of Buddhism. the first created being of the universe; directed by Lord Visnu, he creates all life forms in the universe and rules the modes of p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The third aspect of the Hindu trinitySiva , Krishna and Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hindu name of God the Creator, one of the Trinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Creator God of the Trimurti in Bhakti Hinduism. creator. god of creation, knowledge, consort of Saraswati.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Lord Creator. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma, büyük Hint ilahı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bacakları tüylü, kuyruğu ve kanatları kısa olan bir çeşit iri Asya tavuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of the highest or sacerdotal caste among the Hindoos. any of several breeds of Indian cattle; especially a large American heat and tick resistant grayish humped breed evolved in the Gulf States by interbreeding Indian cattle and now used chiefly

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the primary subject matter of the Upanishads, the very essence or principle of ultimate reality; the Absolute; the uncreated creator Brahman is the neuter, or impersonal, form of Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ultimate reality, as Hinduism speaks of it, the ground and source of all that is Sometimes it is referred to as impersonal or transpersonal, beyond all name and form But some Hindu traditions identify it as the transcendent Godhead that chooses to manifes

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Brahmans of India have long maintained that they, by their birth, are worthy of the highest respect Buddhists borrowed the term 'brahman' to apply to arahants to show that respect is earned not by birth, race, or caste, but by spiritual attainment thr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Godhead The Absolute, the Supreme Reality, the Ultimate Reality, Truth or the Self of the Vedanta Philosophy are also used interchangeably for Brahman; See Sat-Chit-Ananda. also called Nirguna Brahman, this state of Voidness is regarded as the Unmanifest

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest of the Four Castes in ancient India at the time of Shakyamuni They served Brahma, with offerings; the keepers of the Vedas, i e priestly caste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transcendental ground of existence, or innermost essence of all reality In the Vedanta philosophy, Brahman is the Absolute, or sole reality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Supreme soul of the universe underlying all existence, all pervading and infinite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hindu notion of the all-pervasive God who is identical to the self within us, especially as described in the Upanishads and Vedanta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spiritual essence of the universe The spiritual essence of the universe. the name given by Hindu teachers to the infinite divine reality from which all has emerged, and to which all will ultimately return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Absolute, Whole. same as Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Supreme reality. the Hindu concept of an impersonal Supreme Being; the source and goal of everything. a member of a social and cultural elite ; 'a Boston Brahman'. a member of the highest of the four Hindu varnas; 'originally all brahmans were priests'. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma rahibi, Brehmen; bir cins inek Brahmin i. soylu ve kültürlü kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brahma dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brahmanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Memleket hasreti, yurdunu arama, yurt özlemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داء الصله] yurdunu özleme, köyünü özleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yunanistan’da para birimi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mısırı saplarıyla hayvan yemi olarak kesip siloya doldurma; siloda saklanan bu çeşit yem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fevâsıl.). 1. Ayıran şey, bölme: İki daire arasında tahtadan bir fasıla vardır. 2. Bir hâlin devamlılığını kesen şey, aralık, ara. Ar. inkıtâ: Bir saat süren nutkuna hiç fâsıla vermedi, fâsılasız üç gün yağmur yağdı. Bllt-ftsıla = Aralıksız, ara vermeksizin. 3. ArOz’da bir terim. 4. (musiki) Kiriş ve tellerin uzunluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. cessation. check.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. gap. intermission. interruption. interval. pause. space. interstice. time lag. time interval. period. break-down. hiatus. distance. interim. interspace. vacancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فاصله] ara. 2.aralayıcı. 3.uzaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arası kesilen, arada kesintisi olan: Fasılalı demiryolu ile seyahat pek zahmetlidir. Fasılalı dersten faydalanılmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermittent. interrupted. discontinuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arası kesilmeyen. Osm. gayri münkatı’: Fasılasız yağmur, fasılasız sülâle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninterrupted. continuous. without a break. incessant. without intermission. without interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işten elde edilen netice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâsıl). Herhangi bir işten elde edilen şeyler, kâr, gelir, fayda, İrât, vâridat, kazanç (kelime dilimizde müfred gibi kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receipt. revenues. returns. takings. drawings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gate. proceeds. receipt. return. take. takings. produce. products. revenue. returns. receipts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proceeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات] kazanç, gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات غير صافيه] brüt gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصلات صافيه] net gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hâsılat ve iradı olan, iyi gelir veren: O çiftlik çok hâsılatlıdır. Hâsılatlı bir iştir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhamet eden, acıyan. Allah’ın koruyuculuğu. Allah’ın uhdesinde.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji) (uyd. k.). Orangutan, şempanze gibi iskeletleri insanınkine en yakın olan maymun takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selb» den masdar). Giderilme, kaldırılma, yok edilme, Osm. selb olunma, münselib olma, mahv ve yok edilme. Asâyişin insilâbı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Şelale oluşturma. 2.Şiddetle dökülme, atılarak akma.-Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Karanlık içinden ışık ortaya çıkmak, aralık aralık parlamak, yalabımak: Şimşek ışılıyordu. Gözler ışılamak = Hiddet belirtisi göstermek (bugün eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Parlayan, ışıldayan. 2.Neşeli, canlı, şen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Parlatmak, parıldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk halk musikisinde saz veya söz eseri olabilen bir form (şekil) veya çeşit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. greeting. reception. welcome. compensation. recompense. recuperation. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confrontation. reception. salute. welcome. greeting. accepting. receiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. greeting. reception. welcome. compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

welcoming ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karşısına çıkmak, Osm. istikbâl etmek: Misafirleri karşılamaya gitti. Kendisini sokak kapısında karşıladı. 2. Karşı ve sert cevap vermek; karşı durmak, dik gelmek: İnsan, kendisinden büyüğünü, haksız bile olsa, öyle karşılamamalır. 3. Bir soruya bir cevap vermek: Bana o suali soracağını bildiğimden dolayı böyle karşıladım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meet. greet. welcome. answer. provide. satisfy. supply. make amends. compensate. counterbalance. counterpoise. countervail. fulfil. fulfill. provision. recompense. recoup. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensate. counter. cover. face. fill. greet. meet. receive. respond. salute. satisfy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go to meet. to welcome. to cover. to pay. to be enough for. to meet a need. to respond to. to react to. to remedy. to prevent. correspond. countervail. face. front. greet. offset. take. to be up against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşılamak işine konu olmak: Başvekil törenle karşılandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be met. to be welcomed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meeting. contest. match. fight. confrontation. event. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. event. game. match. meeting. confrontation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. game. match. meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karşı karşıya gelmek, yüz yüze gelmek, Osm. rû-be-rû olmak, muvâcehe olunmak. 2. Boy ölçüşmek, tutuşmak, çekişmek. 3. Ödeşmek: Onunla karşılaştık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come on. meet. run across. come upon. fall with. drop a cross. cross. run up against smb. cross each other. encounter. experience. greet. come across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encounter. meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to meet each other. to be confronted with. to be up against. sports to play each other. come across. encounter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mukabele edilmek: Bu kâğıt, müsveddesiyle karşılaştırıldı mı? 2. Denkleştirilmek: Alacağımla vereceğim karşılaştırılsın ki, alacağım olup olmadığı anlaşılsın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karşılaştırmak işi, mukayese; (kimya) muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. comparision. crosscheck. check. analogy. collation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. comparison. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparison. confrontation. analogy. compare. cross tabulation. cue sheet. matching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree of comparison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mukabele etmek: Daktiloyla yazılan metni müsveddesiyle karşılaştırmalı. 2. Denk hâle getirmek, denkleştirilmek: Gelirle gideri karşılaştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. check. confront. match. balance. set against. check against. class with. confront smb. with. contrast. crosscheck. parallel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collate. compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

greeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chemical weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RUHM) (i. A.). Acıma, esirgeme, merhamet: Hâlime rahmetmedi; rahmi çok bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحم] acıma, merhamet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحم] rahim, döl yatağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acımak, merhamet etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahmet» ten). Rahmeti bol (yalnız Allah hakkında kullanılır ve Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رحمان] merhametli Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur’an-ı Kerim’de 55’ten fazla yerde zikredilmiştir. Yine Kur’an-ı Kerim’in 55.suresinin adıdır. - Allah’ın isimlerinden “abd” takısı alarak isim olarak kullanılır, (bkz.Abdürrahman).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rahmâniyye). Rahmân’e, Allah’a ait, zıddı: şeytânî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’tan gelen, kutsal, Allah’a özgü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Esirgeme, merhamet. 2. Tanrı’nın rahmedip ölülerin günahlarını af buyurması: Allah rahmet eyleyel 3. mec. Tanrı’nın kullarına merhametinin açık bir nişânesi olan yararlı yağmur: Rahmet düştü, rahmete tutulduk, rahmet başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god's compassion. rain. mercy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

god's mercy and grace. rain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God's mercy. rain. grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رحمت] acıma, merhamet. 2.yağmur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Acıma, esirgeme, koruma, yarlığama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahmetle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanrı’nın rahmetine erişmesi dua olunan, rahmete muhtaç ve lâyık, merhum: Rahmetli babam. İsim gibi de kullanılır: Rahmetli böyle şeylerden hoşlanmazdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. deceased. sainted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. the deceased. the late. deceased. departed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the deceased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rahmetli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın esirgemesi, koruması.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rahmete ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rahmiyye) (tıp). Dölyatağına ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acımayla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rahmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Romatizmaya karşı kullanılan bir ilâcın kısaltılmış adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amazing. astonishing. astounding. prodigious. wonderful. wondrous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wondrous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şaşı bakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasi» dan). 1. Ulaşma, İki şeyin birbirine bitişmesi. 2. Vatan ve memleketine veya akraba ve yakınlara-ulaşma, vatanını veya akrabasını ziyaret etme. Sıla-i rahm = Ana baba ve akrabasını ziyaret vazifesi. Sılaya gitmek = Akraba ve yakınlarını görmek üzere memlekete gitmek. 3. (ikinci mânâ ile sıla etmek tâbirinden yanılmakla bu mânâya getirilmiştir) Vatan, memleket: Sılaya gitti, sıladadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one's home/homeland. reunion. visit to one's native place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

returning to one's home and loved ones after a long absence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صله] yakınlarını ziyarete gitme özlemi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Doğup büyüdüğü yere gidip ayrı kaldığı yakınlarına kavuşma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homesickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلهء رحم] yakınlarını ziyaret edip özlem gidermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who is living far from his home and family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. siloda muhafaza olunan hayvan yemi, yeşillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. esliha). Harp Aleti. Silâh atmak = Tüfek ve tabanca boşaltmak. Terk-i silâh etmek = Bir savaşa son vermek yahut savaşmamak için silâhı elden bırakmak. Silâha sarılmak, davranmak = Silâh kullanmak. Sil«h-be-dett = Silâh elde olarak. Esliha-i câriha = Kesici silâhlar. Esliha-I nâriyye = Ateşli silâhlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armor. arm. weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arms. gun. armament. hardware. weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow soldier. companion at arms. companion / comrade in arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslında kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın yavaşça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salını verirse, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20-30 kat daha fazladır. Kurşunun arkasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslıjda kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın rahatça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salınıverise, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkarmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20 - 30 kat daha fazladır. Kurşunun arasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(I. F., Ar. silâh, Fars. endâhten = atmak). 1. Tüfek ile silâhlı asker. 2. Savaş gemilerinde tayfalık etmeyip tüfekle silâhlanmış olarak askerlik eden deniz piyadesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Silâh konan depo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunsmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the profession of arm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eski vezirlerin silâhlarını saklayıp idare etmeye memur ağa. 2. Osmanlı sarayında Enderûn’un en büyük Amiri olan orgeneral.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سلاحدار] silahtar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfekçilik, sllâhendâz görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arming. armament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Silâh vermek, Osm. teslîh etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armament. arming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armament. arming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Silâh edinmek, silâh takmak, silâha sarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take up arms. arm oneself. to arm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take up arms. to arm oneself. to become armed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Silâh taşıyan. Ar. müsellâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armor clad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tabanca, yatağan gibi silâhları koymaya mahsus meşinden kat kat kuşak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun rack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unarmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unarmed. armless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disarmament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disarm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disarmament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disarmament. paris charter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to disarm. to become disarmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Silâhlı, silâh taşıyan adam. 2. Cengâver, savaşçı adam. 3. Eskiden hükümdar ve devlet büyükleri hizmetinde görevli muhafız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man at-arms. musketeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Silâhşor olma. Silâhtarlık: (bk.) Silâhdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a man-at-arms. soldiering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). Silâhtar görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tafsil). Tafsiller, açıklamalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تفصيلات] ayrıntılı açıklama. 2.ayrıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayrıntılı açıklamada bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bütün ayrıntılarıyla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detailed. prolix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ayrıntılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenues. collection of revenues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collection. collections. revenue. money received. cash receipts. payments-in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحصيلات] para ve vergi toplama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمثيلات] tiyatro oyunları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vasıl).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reflected. to imitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yan yürümek, çarpık yürümek. 2. Taklit etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Basılıp ezilmiş gibi açılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Yassılanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alkollü içkiye düşman bir cemiyetin adı, unvanı. 2. Bu cemiyetin senbolü.

Türkçe Sözlük by