Sim-ten ne demek? | Sim-ten anlamı nedir? | Sim-ten

Sim-ten anlamı nedir?

Sim-ten ne demek?

Sim-ten anlamı nedir?

Sim-ten | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sim ten

Türkçe Sözlük

(i. F. Sîm = gümüş, ten = beden). Gümüş gibi beyaz vücutlu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب آبستنی meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gebe, 2. Dişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستن] gebe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستنگاه] döl yatağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gebelik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekinme, kaçınma, sakınma, imtina; çekimser olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجالة] alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). accuracy. ac.curs.ed (s). lanetlenmiş, melun,meşum, nefret uyandıran, menfur.accursedly (z). meşum olarak, uğursuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, alelacele, sabırsızlıkla ve çabuk yapmak gayretiyle: Aceleten yazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجلة] çarçabuk, alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(biyol). ökçe veteri, Aşil kirişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدتا] âdet olarak, geleneklere göre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت انگيز] afet getiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاقبت اندیش] sonunu düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde, halita.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy. amalgamation. composite. compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy halita.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alloy. composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Çok eskiden adi madenleri altına çevirmek gayesini güden bir çalışma sahası; simya. Alşimi bazı madenlerin bulunmasına yol açtığı için kimyanın ilerlemesine biraz yaramıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alşimi (simya) ile uğraşan kimse, simyager.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Eriyik hâlde balmumu bağlayıcı ile pigmentlerin karışımından elde edilmiş boyalarla yapılan resim türü. Antik Çağdaki belli başlı resim tekniklerinden biri olan ankostik resim, MÖ IX yy.da Yunan sanatçı Pausias tarafından yetkinleştirilmiştir. Günümüze ulaşan en önemli örnekler, Mısır`daki el- Feyyum Vahası`nda Roma dönemine ait mezarlarda bulunan Feyyum Portreleri` dir (II. yy.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elektromagnetik dalgaları alan veya yayımlayan iletken madenî tel veya çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial. antenna. feeler. horn. scape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerial. antenna. feeler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antenna. aerial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doğumdan evvel olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). anten; böcek boynuzu, duyarga; anten (radyo v.b.)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nikahtan evvel olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Zorla, cebren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iştiha, şiddetli arzu; tabii eğilim, temayül, istidat. appetens (s). after veya of ile arzulu, istekli, iştahlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlı olan şey veya kimse; ilâve, ek, müştemilat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağlı, merbut, tabi, ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Ödünç olarak, geri verilmek üzere: Bu kitabı filandan Ariyeten aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a loan. for temporary use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Üçgen biçiminde yelken asmak üzere, direğe, ortaya yakın bir noktadan ve eğik olarak takılan seren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Bizzat kendi işi için, vekâlet yoluyla olmayarak: Hem kendi tarafından asâleten, hem filan tarafından vekâleten tebrike geldim. Şimdiye kadar vekâlet etmekte iken bu defa asâleten memur oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting as principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting as principal and not as a representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive / permanent appointment. definitive appointment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hüküm, nüfuz, itibar; s yükselen; üstün, faik, hâkim; ufukta görünmeye başlayan. be in the ascendant galip olmak, nufuz sahibi olmaya başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ismet» ten if.) (mü. Asıma). İsmetli, günah ve haramdan çekinen, perhiz-kâr, namuslu, afif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. isem «isim» den if.). Günahkâr, suçlu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاصم] günahtan sakınan. 2.iffetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yasak, yanına yaklaşılamayan. 2.Günahtan, haramdan çekinen. 3.İffetli, afif, ismetli, perhizkar. Asım b. Umeyr: (749). İslam komutanlarından. Maveraünnehir fethine katıldı ve yiğitliğiyle ün saldı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Asım).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Akılsız, beyinsiz, şaşkın, sersem. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. asymétrie

mat. bakışımsızlık

Bakışımsız olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asymmetric. asymmetrical. dissymmetrical. skew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asymmetric. asymmetric bakışımsız.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. assimilation

1. biy. özümleme, 2. db. benzeşme

1. Özümlemek işi. 2. Kelime içinde, yan yana düşen iki sesten birinci sesin ikincisinin etkisiyle değişmesi


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assimilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assimilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Sonsuz bir eğrinin yakınına çizilmiş bir doğru. Bu doğru uzatıldıkça eğriye yaklaşır, fakat onunla asla birleşmez.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. asymptote

mat. sonuşmaz

Sonsuza giden bir eğrinin çeşitli noktalarının gittikçe yaklaştığı başka bir eğri veya doğru.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asymptote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). benzetmek, uydurmak , tesbih etmek, bagdaştırmak; özumsemek , hazmetmek, emmek assimila'tion (i). benzeyis, tesbih; benzesme, temsil; hazım, emme, ozumseme, asimilasyon assim'ilative (s). benzeten, teşbih eden; hazmedici, özümseyici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (toplantıya) iştirak etmek, katılmak; kulak vermek, laf dinlemek; bakmak, mukayyet olmak; eşlik etmek, refakat etmek, maiyetinde bulunmak; hazır bulunmak; beklemek ; on ile hazır bulunmak; to ile bakmak, üzerine almak; ilgilenmek; meşgul olma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, gitme; refakat; hazır bulunanlar, maiyet. dance in attendance on üzerine titremek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hizmetçi, hizmetkar; refakat eden kimse, eşlik eden kimse; beraberinde olan şey; bir kimsenin maiyetinde çalışan memur; netice, akıbet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) dikkat, ihtimam, üzerine titreme, meşgul olma; teveccuh, iltifat,nezaket; (çoğ). aşığın sevgilisine gösterdiği ilgi. Attention I Hazır ol I attention span (psik). bir kimsenin konu degiştirmeden aynı şeye dikkat edebildiği müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, hizmete hazır; kibar, ince, nazik attentively (z). dikkatle, hizmete hazır olarak; nezaketle attentiveness (i). dikkat; nezaket, incelik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hafifletici, sulandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ince, zayıf, azalmış, dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inceltmek, hafifletmek , azaltmak, daraltmak, zayıflatmak; değerini düşürmek attenua'tion (i). inceltme, zayıflatma, azaltma; incelme, daraltmak, azalma, zayıflama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

game season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offprint. reprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(yeni kelime) (i. kimya). Ayrışmak eylemi, çözülme

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Ay yüzlü. 2.Teni beyaz ve parlak olan. 3.Güzel vücutlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coherence. accordance tutarlık. insicam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coupling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Ansızın, birdenbire, beklenmediği halde: Bağteten zuhur ediverdi: Birden görünüverdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بغتة] ansızın, birdenbire.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Tenazur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetric. symmetrical. symmetrical simetrik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asymmetric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhanede içki veren kimse, barmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. T. A). Türk musikisinde «fasıl» denen klasik koronun başın da yapılan saz solosu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Basma sanatı, tabâat 2. Basma işi, tabı: Mecmuanın basımına başlandı. Ayrıbasım = Mecmualarda yayınlanan yazıların baskı sayısı dışında ayrıca basılanı. Tıpkıbasım = Bir kitap, vesika vs. nin orijinalliğini hiç bozmadan aynen basılması, faksimile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literal. issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. printing. impression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

edition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basım işi yapılan yer, matbaa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. printing house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAŞKALAŞMA (i.) (y. k.). 1. (jeoloji). Bir kültenin fizik ve kimya bakımından değişmesi, istihale. 2. (biyoloji). Bazı hayvanların hayatı boyunca uğradığı biçim veya yapı değişimi, istihale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. transfiguration. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. metamorphism istihale. metamorfizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ince tahta parçası, tiriz, takoz: den. tiriz, yelkenleri düz tutmak için içine geçirilen ince tahta parçası. batten down den. ambar muşambalarını çekip tirizini vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).semirmek, iyi beslenme sonucunda şişmanlamak; başkalarının sırtından geçinerek lüks bir hayat sürmek; semirtmek, Sişmanlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) Birdenbire, ansızın, düşünmeksizin: Bedâheten bir beyit söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداهة] düşünmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bezistân, kullanılanı: Bedesten). Kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vesaire alışverişine mahsus örtülü ve mahfuz çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered bazaar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market where antiques. objets d'arts. jewelry etc. are sold. vaulted and fireproof part of a bazaar where valuable goods are kept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بکسمات] peksimet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinative. indicative. diacritic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telling. modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modifier. defining word. qualifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learned journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dergi. bulletin board ilân tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Kenarlarının uzunluğu arasındaki nispet değişmeden, karşılıklı açıları eşit olan iki şeklin hali, mümaselet. Bu gibi şekillere «benzer şekiller» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analogy. homology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Doğal bir sürecin laboratuar koşullarında ya da bilgisayar modeli kullanılarak sınanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «besmuden smüş.). Güler yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بسيم] güleç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güleryüzlü, güleç adam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Besim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بسته نگار] Türk mûsikîsinde bir makam adı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. nefret edilen veya korku veren kimse, şey veya iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. 200 yıllık, 200 yılda bir tekrarlanan; i. 200. yıldönümü, 200. yıldönümünü kutlama töreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Mahkeme-i bidâyet marifetiyle ve ilk def’a olarak: Bu davâ bidâyeten görülüp hükmolunduktan sonra istînâf olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Mahkeme-i bidâyet marifetiyle ve ilk def’a olarak: Bu davâ bidâyeten görülüp hükmolunduktan sonra istînâf olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Birleşim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compo. compound. composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination. composition. compound. constitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya) (y. k.). Birleşim, birleşmek işi ve sonucu, terkip. Havanın birleşimindeki başlıca maddeler azot ve oksijendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjunction. consolidation. mix. session. sitting. union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Aslı: biism = adiyle). Bismillah — Allah’ın adiyle. Bisme sübhâne = Tanrı’nın adiyle.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Güllerin bitmesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. bite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Biyokimya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jobber. stock broker. floor broker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. parlamak neşeli ve canlı olmak; parlatmak, aydınlatmak, canlandırmak, neşelendirmek. Bright's disease tıb. bir çeşit böbrek hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Halka duyurmak için kısaltılmış şekilde hazırlanan resmî bilgi: Sağlık bülteni, meteoroloji bülteni. 2. Bir cemiyet veya dairenin çalışmalarını aksettiren mevkute: Karayolları bülteni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin. journal. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin. brief report. journal. news letter. message.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (y. k.). Her çeşit fizyolojik ve psikolojik vakanın bir başkasını uyandırması hali, tedâi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association of ideas. connotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (y. k.). Her türlü zihnî faaliyetleri tedaiye bağlayan nazariye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish antenna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish antenna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life buoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düz veya çapraz dokunmuş yünlü kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -nae). birbirlerine zincirleme bağlı olan şeyler, zincirleme seri; özellikle kilise büyüklerinin yazılarından seçilmiş birbirlerine bağlı parçalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(s), (mat). aynı dikey çizgi üstünde olmayan iki noktadan sarkan bir zincir veya kordonun çizdiği eğri; (s). bu eğriyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zincir gibi birbirine bağlamak, zincirlemek.catena'tion (i). zincir gibi birbirine bağlama .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aşikâr surette, açıktan açığa.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). yüz yıl yaşamış olan, yüz yıllık, yüz yıla ait;(i). yüz yaşındaki kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yüz yüz yıllık; yüz yılda bir vaki olan; (i). 100 yıldönümü; yüzyıl, asır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). 100 yıldönümune ait; yüz yıl ile ilgili; yüz yıl süren; yüz yıllık; (i). 100. yıldönümü; 100 yıldönümünü kutlama töreni .centennially(z). yüzyılda bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzüncü; yüzde bir, yüzde bire ait. centi-, cent- onek yüz, yüzde bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kirletici emisyonlarının denetimi bağlamında amaçlanan sınırlamaların uygulanmasında, belirli kirleticilerin çıkış kaynaklarından ziyade bunların etkiledikleri alanların ele alınması gerektiğini savunan yaklaşım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «cesâmet» den) (mü. cesîme). 1. Vücutlu, gövdeli, iri: Cesîm bir deve. 2. Büyük, Ar. azîm, kebîr: Cesîm bir dağ. 3. Büyük, ehemmiyetli: Cesîm bir iş, cesîm bir ticaret sahası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جسيم] iri, büyük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İri, büyük.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جسيم الجثه] iri yapılı, iriyarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ıslah etmek için cezalandırmak, uslandırmak, yola getirmek; dersini vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vaftiz etmek; vaftiz ederken isim koymak: isim koymak ve ithaf etmek; (k.dili). ilk olarak kullanmak. christening (i). vaftiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hıristiyan alemi; Hıristiyanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

efflorescence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çiğsemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common noun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common name. common noun. specific name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİSM) (i. A.) (c. ecsâm). 1. İnsan ve hayvan bedeni, vücut, gövde, ceset, ten: Clsm-i nâ-tüvân = Dermansız vücud. 2. Uç tarafı olan her bir şey, cirm: Cism-I sulb = Katı cisim. Cism-i mâyt = Sıvı cisim. Ecsim-ı semâiye = Gök cisimleri, yani yıldızlar. Cism-i lâtif = Beş duygu ile tutulmaz cin ve melek gibi şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. body. material thing. mass. object. substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çiselemek, (bk.) Çiğeskin, çisenti, çiğremek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incarnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı yer veya zamanda var olmak. coextension (i). aynı yer veya zamanda bitme. coextensive (s). aynı yer veya zamanda biten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (bk.) Çoksamak ve çoksanmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeterlik, kifayet; yetenek, ehliyet, iktidar, güç; hak, yetki, salahiyet; geçinecek kadar gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yeterli, işinin ehli olan, kabiliyetli; yetkili, salahiyetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıralamak raptetmek. concatena'tion (i). neticelerin sıralanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlılık tutarlık, uyum, ahenk; yoğunluk, kesafet, kıvam, koyuluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirine uygun, aralarında mutabakat olan, birbirini tutan, insicamlı,tutarlı. consistently (z). devamlı olarak, mütemadiyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çarpışmak, çekişmek, uğraşmak, mücadele etmek; iddia etmek, ileri sürmek, münakaşa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhteva, içerik, esas, öz, gerçek anlam; (çoğ). içindekiler, muhteviyat; hacim, istiap. cubic contents kübik hacim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). hoşnut, memnun, razı; (i). memnuniyet, rahatlık, rıza, hoşnutluk, tatmin; (ing). Lordlar Kamarasında olumlu rey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). memnun etmek, hoşnut etmek, tatmin etmek. contented (s). halinden memnun, rahat, tatmin olunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavga, çekişme, mücadele, münakaşa; rekabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kavgacı, daima çekişen; ihtilâflı, çekişmeli; (huk). davaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). memnuniyet, kanaat, rahatllk, gönül hoşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin. trashcan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage can. dustbin. refuse bin. street tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gargoyle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balık avlama sepeti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çehre, yüz, sima, görünüş; teveccüh, tasvip, teşvik, destek olma ; (f). teveccüh göstermek, yüz vermek; desteklemek. out of countenance mahcup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kontrtenor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). kenarı tarak şeklinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). taraklıların bir kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hep, bütün, kâffeten, cemîan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جملة] tümüyle

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Optik sistemlerin yapısından dolayı görüntüler köşelere doğru daha koyu çıkarlar. Bu özellik, paraziti artırmadan mükemmel homojenlikte bir görüntü elde etmek için köşelerde kazanımı artırarak bu sorunu ortadan kaldırır.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. densimètre

fiz. yoğunlukölçer

Sıvıların özgül ağırlığını ölçen araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in one single payment. single sum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir defada, birden, tedricen mukabili: Borcunu defaten verdi, defaten veremezse tedricen versin. Daf’ate» bâde uhri = Defalarca, defaatle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دفعة] bir defada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. changing. mutation. alteration. variation. switch. turn. metamorphosis. permutation. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. diversity. evolution. flux. switch. variation. changing. change. barter. change in the wind direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange. exchange. metamorphosis. alternation. giro. permutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Canlı varlıklardaki soyaçekimin atlama şeklinde değişebileceğini ve bu değişmelerin, türlerin meydana gelmesinde ana yol olduğunu ileri süren nazariye, mütasyonizm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت انگيز] ürkünç, dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. décimal

mat. ondalık sistem

1. Temel birimlerin katları ve askatları, bu birimlerin ondalık kuvvetleri olan uzunluk ve ağırlık ölçümlerinde kullanılan sistem. 2. Tabanı 10 olan normal sayma sayılarından oluşan sistem.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Metrenin onda birine eşit uzunluk birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). müdafaa eden; (i). saldırıya uğrayanın durumu, kendini koruyucu harekette bulunma. defensive alliance (ask). savunma anlaşması. on the defensive kendini savunma lüzumunu duyan. defensively (z). savunarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). çalar saatin tetiği, tetik, kol, düğme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (pol). uluslararası gergin havanın yumuşaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alıkoyma, engelleme, tutma, mani olma; gecikme; tevkif, hapis. detention camp tevkif kampı. place of detention hapishane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Videoları geliştirmek için kullanılan, fotoğrafların karıştırılması ya da stroboskopik ya da “eski film” efektleri ekleme gibi sekiz gelişmiş efekt. Bu efektler şunlardır: Sepia, Solarise, Monotone, Stretch, Slim, Pastel, Negative Art ve Mosaic.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, teng = dar). Gönlü daralmış, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıkıntılı olma, iç sıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تنگ] yüreği daralmış, sıkıntılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekranın sol tarafından teleteksti, sağ tarafında da boyutu ayarlanabilir görüntüyü gösterir. Teletekst, görüntüsü verilen kanaldan başka bir kanalın olabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

İki farklı TV kaynağı, birleştirilebilir ve aynı ekranda yan yana görüntülenebilir. Görüntü boyutu sorunsuzca ayarlanabilir. Sağ görüntünün boyutu, soldakinin boyutuyla ters orantılıdır. Soldaki görüntünün sesi TV hoparlörlerinden verilirken, sağdakinin sesi kulaklık yuvasından verilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (s). hoşnutsuzluk, memnuniyetsizlik, dargınlık; (f). memnuniyetsizliğe sebep olmak; (s). memnun olmayan, hoşnutsuz. discontentedly (z). hoşnutsuz olarak, memnuniyetsizlikle, istemeyerek. discontentedness discontentment (i). hoşnutsuzluk, me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). utandırmak; tasvip etmemek, yüz vermemek, cesaretini kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cesaretini kırmak, ümidini kırmak; hevesini kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dissimilation

db. benzeşmezlik

Bir kelimede bulunan aynı veya benzeri seslerden birinin değişikliğe uğraması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirine benzemeyen, farklı, başka, muhtelif. dissimilar'ity (i). baş- kalık, farklılık, benzemeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). farklı yapma veya olma (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). benzemeyiş, başkalık, fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başka türlü göstermek, hislerini gizlemek, ikiyüzlüluk etmek. dissimulation (i). mürailik, ikiyüzlülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şişirmek, yaymak, germek; şişmek, yayılmak, gerilmek. distention (i).şişme, gerilme, germe, yayılma, yayma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şafak vakti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) (boğa) Döğe ve inek arayıp azmak. (bk.) Düvesimek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Dolaşmak eylemi. 2. (anatomi) Kalbin hareketleriyle kan ve lenfin damarlar içinde devamlı olarak akması, deveran. Dolaşım sistemi = Kalbi, akciğer, kan ve lenf damarları içine alan sistem. Ar. deveran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cycle. circulation. currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir bellek türüdür. Bilgisayarın ana belleği, bu ilkeye göre çalışır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Dişisini aramak (boğa için).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha yüksek dinamik aralık sağlayan, parlak ve karanlık ayrıntıları koruyan bir dijital fotoğraf işleme sistemi. 16.384 seviye parlaklık ile 14 bit dxp, 12 bit sistemlere göre dört kat artış sağlar ve daha derin ve gerçekçi dijital görüntüler elde edilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flimsy. insubstantial. light weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekşimek işi. (bk.) Ekşimek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turning sour. becoming acid. fermentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eksiklik hasıl etmek, eksik kalmak. 2. Azalmak, miktarı inmek. 3. Yok olmak. Osm. mefkud ve mâdûm olmak (şimdi asıl olan bu fiil yerine eksilmek kullanılıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ekşi olmak, ekşilik kazanmak: Şıra, ayran, şarap ekşidi. 2. Mayalanmak, Osm. tahammür etmek: Hamur ekşidi. 3. Bayatlamak, bozulmak: Bu yemekler ekşidi. 4. Ekşilik hasıl edip rahatsız olmak. Midem ekşidi. 5. Asık suratlı, abûs olmak: Çehresi ekşimişti. 6. Çok sürünmek, bitirilmemek: Bu iş elimizde ekşidi. Başa «kşimek = Musallat olup def olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sour. to become sour. to sour. to ferment. to be upset. to be embarrassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sour. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağı alınmış sütten yapılan bir peynir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekşiye benzer, ekşice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acidulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekşiye çalar, ekşice, az ekşi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Emanet yolıyle, emanet olarak: Bunu size emânet veriyorum. 2. Bir resmî daire tarafından bizzat, ihâle şeklinde ve iltizam suretiyle olmayarak: Vilâyetin Aşârı iki sene emâneten, iki sene de ihâleten idare olundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for safe keeping. on deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on deposit. as a trust. for safekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امانة] emanet olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ögretmek, bilgi vermek, içyüzünü anlatmak, aydınlatmak. enlightened s. bilgi edinmiş, aydın, münevver. enlightenment i. ilim, irfan, aydınlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. anlaşma, uyuşma, itilâf, antant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerden, çöpten.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gücü bir olan; (elek.) aynı voltajda olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrival. communications. access.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

access.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solvent. dissolving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sabah güneşin doğduğu zaman. 2.Gün.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. esm’den smüş.). Günahkâr.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Taşınabilir CD ve MiniDisc çalarlara, bellek kapasitesini artırmadan darbelere karşı müthiş bir direnç kazandırır. Ses sinyalleri, veri akışı darbe ya da titreşim sonucunda kesilmese bile sürekli olarak okunur. Olası veri hataları hafızada düzeltir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). 1. Hayvanlarda ana ile cenin arasındaki kan alış verişini sağlayan organ. 2. Bitkilerde yumurtacıkların yumurtalığa yapışık bulundukları doku. Ar. meşime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coaction. interaction. mutual effect. interplay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interaction. interplay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interactive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interactive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) varlık, mevcudiyet, var oluş; hayat, ömür; bulunma, tezahür. existent (s.) mevcut, mevcut olan, var olan, bulunan. existen'tial (s.) var olan, mevcudiyeti olan. existen'tialism (i.),(fels.) egzistansiyalizm, varoluşçuluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uzatmak, yaymak; genişletmek, büyütmek, tevsi etmek; kapsamına almak, teşmil etmek; uzamak, büyümek, sürmek; yetişmek, varmak; (ing)., (huk). kıymet takdir etmek. extended insurance (sig). müddeti uzatılan sigorta. extended order (ask). (den). açılma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzatılabilir, uzatılması mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzatma, uzama, genişletme, büyütme, uzatılma, genişleme; (tıb.) kemik veya kasları yerine oturtmak için çıkık bir uzvu çekip uzatma; (tic). vadenin uzatılması. extension course öğrenci olmayanlar için açılan yardımcı kurs, dinleyici öğrenciler için a

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geniş, yaygın, şümullü, vâsi, uzatılmış. extensively (z). geniş bir şekilde, yaygın olarak, ziyadesiyle, çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). bir uzvu çekip uzatan kas, açıcı, ekstensor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). boy, uzunluk, mesafe, saha,büyüklük; kapsam, şümul; derece, mertebe,had; (huk). musadere emirnamesi, müsadere; (mat). uzanma. to a great extent büyük çapta. to the full extent of his power elinden geldiği kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azaltmak, eksiltmek, hafifletmek, mazur göstermek; ciddîye almamak, hafiften almak. extenuating circumstances (huk). hafifletici sebepler. extenua'tion (i). azaltma, hafifletme; ciddiye almama, hafiften alma. exten'uator (i). hafifletici sebep. exten

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. diyalektik) (uyd. k.) 1. İlmî konuşmaları yürütme sanatı. 2. (felsefe) Alman filozofu Hegel’in, mefhumları karşıtlarıyle birlikte düşünerek, gerçeğe varma yolundaki görüşü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialectic. dialecticts. dialectics. dialectic diyalektik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). faksimile, kopya, suret,aynı, tıpkı; radyo veya telgraf ile resim veya yazı gönderilmesi metodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aynen basma, bir metni fotokopi vs. yolu ile aynen basma, (y. k.) tıpkıbasım, (bk.) Basım.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fac-similé

tıpkıbasım

Bir yazı, desen, tablo vb.nin fotoğrafından kalıp çıkarılarak yapılan aynı basımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facsimile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facsimile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bağlamak, açılmayacak surette kapamak, sürmelemek, tutturmak; dikmek,ayırmamak (gözünü); üzerine atmak. He fastened his eyes on her. Gözlerini ona dikti. fastener (i). bağlayan şey, bağ, toka, bağlaç. fastening (i). kapalı tutan şey, raptiye, süngü,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). semirtmek, şişmanlatmak; gübrelemek; şişmanlamak, semirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fitne). Fitneler, (bk.) Fitne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فتن] fitneler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فطرتا] yaratılıştan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yassılatmak; yere sermek; neşesini kaçırmak; matlaştırmak, donuklaştırmak; yassılaşmak, dümdüz olmak; tatsızlaşmak, neşesiz olmak. flatten out düzeltmek, açmak; (hav). dalıştan sonra uçağı yerle paralel duruma getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundation. foundation cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (güz. san). resimde yandan görülen bir şeyin boyunu kısa göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. musiki). Bestenin çok kuvvetli çalınacağını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud; with the utmost strength or loudness. chiefly a direction or description in music a direction in music; to be played very loudly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very loud. ff Very loud. Very loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Italian term for 'very loud' This is indicated in a musical score by the marking 'ff' [Dynamics Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking, meaning 'very loud '. - Very loud, more so than forte. with great loudness. a direction in music; to be played very loudly. chiefly a direction or description in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (z)., (müz). çok kuvvetli; (z). kuvvetli sesle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korkutmak, dehşete düşürmek; korkutup kaçırmak; ürkütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ürkmüş, korkmuş, dehşet içinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkutucu, dehşet verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmuş, soğuktan çürümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birdenbire, ansızın, hasta olmaksızın, inme gibi bir olayla: Füc’eten öldü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فجئة] apansız, ansızın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gafletle, dalgınlıkla, kendinde olmayarak, ansızın, habersiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غفلة] dalgınlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osmosis osmoz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evolution. development. progress. improvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., it. başkumandan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahiden, gerçek olarak, filhakika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

really. truly. actually. honestly. in fact. for real. indeed. in very deed. forsooth. genuinely. honest. in point of fact. quite. real. regularly. in sooth. sure enough. true. of a verity. yea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. honestly. indeed. literally. positively. properly. really. simply. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

really. truly. indeed. actually. in deed. sure enough. in the flesh. honestly. literally. positively. quite. simply. sincerely. verily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). iki titreşim hareketinin birbirini yok etmesi hadisesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interference. enterprise. undertaking. go. approach. attempt. bid. effort. essay. fist. initiative. ploy. shot. show. step. trial. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. attempt. bid. enterprise. fling. go. move. shot. show. step. try. undertaking. interference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interference. enterprise. initiative. attempt. crack. shot. smack. undertaking. venture. whirl. business venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enterprising. entrepreneurial. go-ahead. entrepreneur. entrant. promoter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur. contractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneurship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneurship. enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. pırıldamak; parlamak i. parıltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Tahıl unlarının nişastası çıkarıldıktan sonra geriye kalan albüminli madde. Glüten ekmeği = Şeker hastalığı olanlar için yapılan nişastasız ekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gluten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gluten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. glüten. gluten bread glüten ekmeği, nişastası az ekmek. gluten flour glüten unu, nişastası az un.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gluten-bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shaded drawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) get. ill-gotten gains haram para, hak edilmemiş kazanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül tenli, gül vücutlu.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Cuma-Arapça-toplama, toplanma)

Cumartesi-Arapça-(ertesi - Türkçe)

Pazar-Farsça-(ba = yemek, zar = yer)

Pazartesi-Farsça-(ertesi - Türkçe)

Salı-İbrânice-(üçüncü)

Çarşamba-Farsça-(cehar şenbe = dördüncü gün)

Perşembe-Farsça-(penç şenbe = beşinci gün)

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)

Şubat = Süryanice

Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars’tan)

Nisan = Süryanice

Mayıs = Latince (Tanrıça Maria’nın ayı)

Haziran = Süryanice

Temmuz = Arapça / Süryanice

Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus’un adından)

Eylül = Süryanice

Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)

Kasım = Arapça (Bölen)

Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şes). İimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de İubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryani-ce, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan İubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Tavuk gurk olmak, kızmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گل تن] gül vücutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

news bulletin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightly. gently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gizli, saklı olarak, gizlice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hakkıyla, gerçekten, bihakkın: O, hakikaten büyük adamdır; o adam hakikaten ustadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. indeed. really. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truly. really. indeed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقيقة] gerçekten. hakikat-ı halde aslında, gerçekte, işin aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş, bildiğini okuyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah adı ile beraber kullanılır: Hasbeten-lillâh = Yalnız Allah rızası için, başkaca bir maksat için olmayarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسبة لله] Allah rızası için.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASM) (i. A.) (c. husûm) (daha çok kullanılmış olan husamâ ise aynı mânâda olan ve dilimizde kullanılmayan hasîm’in cem’idir). 1. Düşman: Hasm-ı can = En büyük ve şiddetli düşman. 2. Davada yahut oyun, güreş, yarış vesairede karşı taraf, rakib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Haşmetli, pek gösterişli, muhteşem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Kuru ekmek kırıntısı doğrayan. 2. Ezen, kıran, parçalayan,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostile. enemy. adversary. antagonist. foe. rival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversary. antagonist. enemy. rival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

party to a dispute or contest. adversary. enemy. inimical. opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خصم] düşman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haşmetli, gösterişli, muhteşem. 2.Kuru ekmek kırıntısı doğrayan. - Ezen, kıran, yaran, parçalayan. - Ben-i Haşim Hz.Peygamber’in (s.a.s) soyu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haşime mensup, Haşimilerden olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşmanlık, Ar. husûmet, Ar. adâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrıca, mahsûsan, hususî olarak, bilhassa, Osm. sûret-i mahsûsada: Hasseten, sizin için yaptım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاصة] özellikle, hele hele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) acele ettirmek; acele etmek; sıkıştırmak, hız vermek, hızlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خشيت انگيز] korku salan, korkunç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moving to another climate for medical reasons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Havale yoluyla, ödemenin bir üçüncü şahsa çevrilmesi suretiyle: Biriken maaşlarını havâleten İstanbul’dan aldı, alacağının yarısı nakden, diğer yarısı havâleten verildi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Yaşatan, yaşamaya zorlayan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüreklendirmek, cesaret vermek, canlandırmak, ihya etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Armağan suretiyle, pişkeş olarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yükseltmek, yükselmek; artırmak, artmak; çoğaltmak, çoğalmak; abartmak, büyütmek, mübalâğa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamiyle, bütünüyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Değersiz: Ne hiçten adam olduğu anlaşıldı. 2. Hiç yoktan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. for no good reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüksek gerilimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir dik üçgende dik açının karşısında bulunan kenar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypotenuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypotenuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı anlaşılamadı). Akrabadan olan: Hısım akrabası çok. O, benim hısımımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HIŞM) (i. F.). Gazap, hiddet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kin. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative. kinsman. kinswoman. a relative by marriage. in-law. kin. collateral kin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anger. rage. fury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rage. fury. anger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خشم] öfke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kinfolk. kith and kin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HIŞM-NAK) (i. F.). Hiddetli, gazabl ı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öfkelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affinity. kinship. relatiouship. connection. relation. relationship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bilgisayarlarda kullanılan bir çok sürücüdekine benzer, yüksek erişim hızı ve yüksek düzeyde güvenilirlik sunan bir sürücü mekanizması.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel vücutlu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hotanto; bu kabile'nin dili; mec. kara cahil kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Kısaca, muhtasaran, hulâsa yoluyla. Az sözle: Maksadı hulâsaten yazmalı, ifade etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خلاصة] özetle, kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hürmet olsun diye, saygı ve ikram maksadıyle: Kendisine hürmeten ayağa kalktılar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yüksek tansiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعادة] geri verilmek üzere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İâne yoluyla, bir yardım ve muavenet olmak üzere: Göçmenlere iâneten evini verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İbret olmak üzere, ibret ve intibah vesilesi olmak için: İbreten cezasını vermeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبرة] ibret olsun diye, ibret olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bükülmüş ipek, ipek ipliği. İbrişimden imal edilmiş: İbrişim püskül, saçak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silk thread. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ابریشم] ipek, ibrişim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ucâleten ve icâleten dendiği halde, bizce yanlış olarak aceleten kullanılır). Acele ile, serîan, hemen, alel-acele: Icâleten emri yazıldı. İcâleten bir şeyler yedik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجالة] aceleyle, acele olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Emdikleri kütlelerin tesiriyle, püskürük magmaların birleşimlerinde değişiklik olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Candan, yürekten, samimî: İçten bir arzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. hearty. true. deep. heartfelt. honest. sincere. internally. interior. bluff. bona fide. candid. childlike. cordial. devout. earnest. faithful. familiar. forthright. genuine. gut. hail-fellow-well-met. heart-to-heart. heart-whole. honest-to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. hearty. true. deep. heartfelt. honest. sincere. internally. interior. bluff. bona fide. candid. childlike. cordial. devout. earnest. faithful. familiar. forthright. genuine. gut. hail-fellow-well-met. heart-to-heart. heart-whole. honest-to. aff

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal. sincere. from within. friendly. from the heart. sincerely. candid. childlike. convivial. cordial. cosy. cozy. devout. earnest. hearty. interior. intimate. open character. real. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one inside the other. concentric. one opening into another room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backstabbing. two-faced. hypocritical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerity. sincereness. heartiness. trueness. fairness. cordiality. faithfulness. ingenuousness. singleness. unaffectedness. warmth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour. familiarity. sincerity. truth. warmth. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerity. intimacy. unreserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. truly. faithfully. heartily. dearly. cordially. dear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cordially. faithfully. sincerely. truly. frankly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bona fide. candidly. faithfully. from the bottom of one's heart. sincerely. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfriendly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Ödünç olarak, idâne yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idare yoluyle, işi idare ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İhâle suretiyle artırma veya eksiltmeye koyarak istekliye vermek yoluyla, iltizam yolunda: Birçok işletme ihâleten idare olunur (zıddı: emâneten).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). İhtiyat yoluyla, ilerde lâzım olur düşüncesiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a reserve. as a precaution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vorsichtshalber. vorsichtigshalber. vorsorglich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتياطا] tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arttırma yoluyla, arttırarak, ek olarak: Söylediklerime ilâveten şunu da söyleyeyim. Kendisine etmiş olduğu iyiliklere ilâveten bu defa yine oldukça büyük bir para verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in addition to. additionally. extra. farther. else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in addition. additionally. besides. to boot. let alone. what is more. together with. too.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علاوة] ek olarak, yanı sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. touch. transmission. channel. transport and communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication. telecommunications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communucation network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

means of communication. communication media.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pişman olmayan, nadim olmayan. impenitence, impenitency i. pişman olmayış. impenitently z. pişman olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kudretsiz, aciz, zayıf; bunak; iktidarsız (erkek). impotence, impotency i. iktidarsızlık, etkisizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikkatsiz; kasıtsız, elde olmayan. inadvertence, inadvertency i. dikkatsizlik. inadvertently z. istemeyerek, kasıtsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dikkatsizlik, ihmal; nezakete önem vermeyiş. inattentive s. dikkatsiz, ihmalkar inattentively z. dikkatsizce. inattentiveness i. dikkatsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Lutuf ve keremle, lütfen: Inâyeten bu ricamı kabul buyrun.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetersiz, kifayetsiz; huk. ehliyetsiz. incompetence, incompetency i. işinin ehli olmayış, ehliyetsizlik, yetersizlik. incompetently z. yetersizce, işinin ehli olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyuşmaz, aykırı, tutarsız; kararsız, sebatsız. inconsistency i. tutarsızlık, insicamsızlık. inconsistently z. tutarsız bir şekilde, insicamsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mevcudiyeti olmayan, varlığı olmayan. inexistence,- cy i. yokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. tam olarak, tamamen, kısaltılmamış olarak, etraflıca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bölünemeyecek kadar küçük, parçalara ayrılamayan; i., mat. hududu sıfıra yaklaşan miktar. infinitesimally z. pek az, hemen hiç gibi, son derecede (küçük).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) zihninde kurmak, niyet etmek, tasarlamak; kasdetmek, meram etmek, demek istemek. intended (i.), (k.) dili nişanlı (erkek veya kız).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idare memuru. intendancy (i.) memuriyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) şiddetli, kuvvetli, keskin, hararetli; gergin. intensely (z.) şiddetle, kuvvetle. intenseness (i.) şiddet, kuvvetlilik .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) şiddetini artırmak; (foto.) resmin daha belirli çıkması için negatifi kuvvetlendirmek. intensifica'tion (i.) kuvvetlendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keskinlik, şiddet, ifrat derece; yoğunluk, koyuluk .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) şiddetli, bir noktada toplanmış; yoğun; şiddet gösteren; dar bir sahada çok mahsul yetiştirmeye vesile olan; (tıb.) tedrici aşılama suretiyle tedaviye ait. intensive care unit (tıb.) hastaya çok yönden bakım imkânı veren hastane tertibatı. intens

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dikkatli, gayretli; niyet etmiş. intently (z.) dikkatle. intentness (i.) sıkı dikkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) maksat, niyet, meram, kasıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) maksat, niyet, murat, meram; mana; kasıt; (çoğ.) evlenme niyeti; (tıb.) yaranın kapanma tarzı. intentional (s.) maksatlı, mahsus, kasıtlı. intentionally (z.) kasten, mahsus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) arada kesilen, aralıklarla meydana gelen. intermittent fever (tıb.) belirli aralıklarla gelen ateş, sıtma. intermittence (i.) geçici olarak ara verme. intermittently (z.) zaman zaman durarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, aynı kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشارة] işaret ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: İSM) (i. A.) (e. esmâ, esâmi). Ad, nam: İsminiz nedir? İsim söylemek = Birinin ismini, yani kim olduğunu haber vermek. İsim koymak — Ad takmak, Osm. tesmiye etmek. İsim vermek = Birinin adını söyleyip kim olduğunu haber vermek. İsmiyle = Adını söyleyerek. Gramerde bir kelime çeşidi: Adam, arslan, ağaç, taş, yel, akıl, sabır gibi. İsm-i hâs, ism-i Am, ism-i cins, ism-i zât, ism-i fâil, ism-i mef’Ül, ism-i zamân, ism-i mekân, ism-i Alet, ism-i’ tafdîl, ism-i mübâlağa, ism-i mensûb, ism-i tasgîr, ism-i işâret, ism-i mevsûl: Osmanlı gramerinde ismin çeşitleri. İsm-i Azam = Allah ismi. Esmâ-i hüsnâ = Cenâb-ı Hakkin 99 adı. Esmâyı üzerine sıçratmak = Darıltmak, gücendirmek, kötü kimseler bulaşmak. Bismillâh = Allahın adiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noun. name. title. denomination. noun. substantive. appellation. character. designation. forename. given name. moniker. first name. record. repute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellation. name. noun. record. reputation. title.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

name. noun. title. appelation. appellation. denomination. designation. first name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, basit metin girişi ve düzenlemesi için 600 karaktere kadar sık kullanılan sözcüklerin kaydedilmesine izin verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. fizik). Işımak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parlamak, parıldamak, yalabımak, Osm. lâmî, zıyâ-pâş olmak: Kandil, elmas, ateşböceği ışıdı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Parlak, aydınlık yüzlü kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denomination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denomination. personification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

name plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adsız, adı olmayan. İsimsiz şirket = Anonim denilen şirket çeşidi ki, bütün hissedarların ve senet sahiplerinin malı sayılıp kimsenin ötekinden fazla hakkı yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nameless. unnamed. anonymous. anonym.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anonymous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anonymous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ispanak, vitamin ve diğer besin maddeleri bakımından oldukça zengin bir sebzedir. Yapısının büyük bir kısmını su oluşturur. Özellikle C vitamini diğer sebzelere oranla daha fazladır hatta limon, portakal gibi turunçgillere yakındır. Ispanak kalsiyum ve demir bakımından da zengindir.

Ancak ıspanağı diğer yeşil sebzelerden ayıran, demir bakımından aşırı bir zenginlik de söz konusu değildir. Eşit ağırlıklı bir hamburgerde de ıspanak kadar demir vardır. Ayrıca bir mineralin bir sebzede çok bulunması, yenilince doğrudan vücudumuza geçeceği ve vücudumuzu bu mineraller bakımından zenginleştirip kuvvetlendireceği anlamına gelmez.

Her ne kadar çizgi roman kahramanlarının en eskilerinden olan Temel Reis zorda kalınca, bir konserve kutusu açıp içindeki ıspanağı yiyince adeleleri, pazuları şişip insan üstü bir güce sahip oluyor gibi görünüyorsa da ıspanağın içindeki gerek kalsiyumun gerekse demirin insan vücudu tarafından emilmesi zordur. Bu nedenle ıspanaktaki demirin insana pek faydası yoktur.

Temel Reis’in neden başka bir sebze değil de ıspanağı tercih ettiği konusunda, teneke kutu içinde satılan ıspanağın reklamını yapması dışında iki görüş daha var.

Birincisi, içindeki okzalik asitin verdiği ekşimsi tadı nedeniyle ıspanak yemeyi sevmeyen çocuklara bu yemeği sevdirmek. İkincisi ise ıspanakla demir, demirle kuvvet arasında ilişki kurarak demir eksikliğinin vücutta yarattığı zayıflık ve halsizliğin, ıspanak yemekle giderileceğine insanları inandırmaktır.

Demir eksikliğinin anemi denilen kansızlık hastalığı yarattığı doğrudur ama çok demir almanın da insanın kuvvetlenmesiyle fazla bir alakası yoktur. Vücudumuzun bir günlük demir ihtiyacını sadece ıspanaktan karşılayabilmek için yılda vücut ağırlığımızın iki misli kadar ıspanak yememiz gerekir ki bu da çok iyi bir fikir değildir. Ispanaktaki okzalik asit aşırı alındığında, idrarda toplanarak böbreklerde taş oluşumuna sebep olabilir.

Gelelim ıspanağın niçin yoğurtla yenildiğine. Gıdaların bileşimlerinde bulunan bazı maddeler, o gıdanın besin değerini azaltır. Örneğin ıspanakta bulunan okzalik asit, kalsiyumun vücut tarafından alınmasına mani olur. Bu nedenle okzalik asitçe zengin olan gıdalarla yoğun olarak beslenildiğinde, vücudun kalsiyumu bol gıdalarla takviye edilmesi gerekir.

Ispanak, semizotu, ebegümeci, pazı gibi gıdaların, kalsiyum zengini yoğurt ile yenilme alışkanlığının kökeni veya bilinçli olarak başlatılıp başlatılmadığı, insanların tat vermesi için mi yoksa sağlıklarını düşündükleri için mi bu alışkanlığı kazandıkları bilinmiyor ama kalsiyum eksikliğini gidermesi açısından yoğurt ilavesi son derecede yararlı ve sağlıklıdır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comb out. discharge. dismiss. dismiss from. let off. remove. sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

willpower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

will power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İstenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwanted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beastly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncalled for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Talep olunmak. 2. Arzu olunmak. 3. Aranmak, araştırılmak. 4. Çeğırılmak, celb ve davet olunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Stenograf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Stenotip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piston.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضافة] ek olarak, yanı sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün, hep, hepsi, Ar. cemt’an, cümleten, kaatibeten: Üyeler kâffeten hazır idi; kitapları kâffeten ciltlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaidesine uygun olarak, usûl ve nizamına uydurup, usûlen, nizâmen: Kaideten böyle olmak lâzım gelir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاعدة] kural olarak, esas itibarıyla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public sector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodstream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodstream. circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood circulation. blood stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Birleşmeksizin birbirine karışmış olan şeylere verilen ad, Ar. mahlût.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixture. mix. blend. combo. admixture. alloy. amalgam. amalgamation. commixture. concoction. farrago. hodgpodge. hotchpotch. intermixture. medley. melange. potpourri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admixture. assortment. blend. medley. mix. mixture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blend. mix. mixture. blood. compound. concoction. interference. variety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Senenin on birinci ayı, kânun-ı evvel (aşağıya bk).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kısmet» ten if.). Ayıran, bölen, taksim eden (i. A.). 1. (matematik) Aritmetikte dört işlemden bölmede bir sayının kaça bölündüğünü gösteren sayı ki, eskiden «maksûm-ı aleyh» de denirdi; diğerine maksûm ve çıkan neticeye «hâsıl-ı kısmet» denilirdi. 20 -f5 = 4 hesabında 20 maksûm, 5 kasım (maksûm-ı aleyh) ve 4 hâsıl-ı kısmettir. 2. Hızır günü ile beraber yılı iki eşit kısma ayıran gün ki, (rûmî 26 teşrin-i sânî (kasım) günü olup kışın başı sayılırdı: Kasımda dikilecek tohumlar. Kasımdan sonra yapılacak işler. Rûz-i kasım da derler. Sonbahar ve güz mânâsıyle dahi kullanılır. 3. Yılın 11. ayı. Son zamanlarda teşrin-i sânî (ikinci teşrin) ayına bu isim verilmiştir. Kasım çiçeği, kasımpatı = Sonbaharda açan güzel çiçek. Fransızca: Chrysanthfcme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nov. november.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

November.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Taksim eden, ayıran bölen. Kasım b. Muhammed (s.a.): Hz.Muhammed (s.a.s)’in oğlunun ismi. Küçük yaşta vefat etmiştir. 2.Kinci, ezici, ufaltıcı. 3.Yılın 11.ayı. 4.Yılın kış bölümü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaşımak işi. bk. Kaşımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tırnakla veya diğer sert bir şeyle vücudun kaşınan yerini oğmak, tahrîş etmek: Baş kaşımak. 2. Kazımak, aşındırmak, oymak: Tahtanın yüzünü biraz kaşımalı. Baş kaşımaya vakit bulamamak = Pek meşgul olmak. Boyun kaşımak = Mahcup olmak. 3. mec. Tahrik etmek, durmadan hatırlatıp canlı tutmak, canlandırmak (iyi vak’alar hakkında kullanılmaz): O üzücü olayı o kadar kaşımayınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch. to scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scratch an itchy place. scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bileşikgillerden, iri katmerli ve türlü renkte, çiçekleri olan bir süs bitkisi. Lat. chrysanthemum. . KâSINMA (i.). 1. Kasınmak işi. 2. Kasların kendiliğinden kasılıp kalması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chrysanthemum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chrysanthemum. chrysanthemum krizantem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chrysanthemum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(krizantem): Bileşikgiller familyasından; sonbahar aylarında çiçek açan bir süs bitkisidir. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Bir türünden böcek öldürücü ilaç yapılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intentionally. deliberately. on purpose. with malice aforethought. of malice aforethought. purposely. willfully. maliciously. studiedly. consciously. by design. knowingly. of malice prepense. with malice prepense. wilfully. wittingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliberately. intentionally. knowingly. purposely. on purpose. by design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on purpose. designedly. intentionally. wilfully. deliberately. by design. advisedly. ex industria. expressly. with intent. malicious. purposely. second degree murder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bin , box , cabinet , castes , chest , coffer , hutch , showcase , goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A ). 1. Hepsi, cümleten, kâffeten, alelumum: Onlar katıbeten bu düşüncededirler. 2. Aslâ, hiç: Kat’a ve katıbeten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاطبة] asla, kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kefâlet süreliyle, kefil olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on bail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «kelbetan» dan). 1. Çivi vesaire sökmeye mahsus demir kıskaç. 2. Diş çıkarmaya mahsus kerpetene benzer Alet: Dişçi kerpeteni, bk. Kelbeteyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nail puller. pliers. pincers. a pair of pincers. cutting nippers. nippers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pincers. pliers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pincers. pliers. dentist's forceps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacertian. lizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kuyruklarını bırakma yöntemi, kertenkelelerin bir savunma yöntemidir. Başka bir hayvan kendilerine saldırdığında, kertenkele kuyruğunu bırakır. Vücudundan ayrılan kuyruk, kasların kasılmasıyla bir süre yerde oynamaya devam eder. Saldıran hayvanın dikkati bu yöne kaydığından, kertenkele hızla oradan uzaklaşır.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Keler denilen dört ayaklı sürüngenlerin en bol cinsi ki, aşağı-yukarı bir karış uzunluğunda olup zararlı değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Kesme, kesiş, kesmek işi ve şekil, Ar. kat’: Ağaçların kesimi. 2. Bırakma, terk, tatil, aralık verme: Derslerin kesimi. 3. Biçim, tarz, şekil. 4. Bir şeyin bütününe götürü olarak biçilen değer, Osm. iltizam bedeli. Ar. mukataa: Çiftliği kesime vermek. Et kesimi = Hıristiyanlar’ca perhiz başlangıcı, (denizcilik) Su kesimi = Geminin suyun içine batan kısmının derecesini göstermek için kaplamasının aşağı tarafına yazılı rakamlar ki, bu derece geminin ağırlığıyla uygun olup savaş gemilerinde sâbit ve ticaret teknelerinde yükün ağırlığına göre değişir: Bu geminin su kesimi ne kadardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. cutting. part. section. slaughter. fraction. phase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction. pocket. sector. segment. slaughter. stanza. stave. cutting. slaughtering. cut. shape. form. fashion. zone. region. section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sector. segment. cutting. section. slaughter. slaughtering. butchering. region. belt. facet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İltizamcı, mültezim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Meşhur bir bitki; keten tohumu ve bezir denilen bir kpçük tane verir ve lifleri iplik yapılıp dayanıklı ve makbûl dokumaların imâline yarar: Keten tarlası; keten ekmek. 2. Bu bitkinin sapından çıkarılan lif: Keten bezi; keten ipliği. Keten tohumu = Bu bitkinin tanesi ki, yağı alınır ve döğülmüşü tıpta lapa için kullanılır, bezir. Keten tohumu yağı = Beziryağı; boyacılıkta vesair sanayide kullanılır. Ketenhelvası = Keten lifine benzer bir çeşit helva. Ketenkuşu = Bir cins kuş. Hint keteni = Esrar, haşhaş. Yabani keten = Kenevir, kınnap. Keten lifi ipliğinden dokunmuş: Keten bez; keten gömlek; keten mendil, çorap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linen. flaxen. linen. flax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linen. flax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flax. linen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed. flaxseed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten eşya yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz yosununun ince bir cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, bir bitki familyası. Örnek bitkisi ketendir. Kenevir de bu familyaya girer.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(graine de lin): Keten denilen kireçli topraklarda yetişen otsu bir bitkinin tohumudur. İçeriğinde sabit yağ, müsilaj, protein, siyanogenetik bir glikozit olan linamarin vardır. Ketenyağında asitler vardır. Boya ve muşamba sanayiinde kullanılır. Kullanıldığı yerler: Akciğer hastalıkkları bronşit ve soğuk algınlığında faydalıdır. Lavman olarak kullanılırsa kabızlığı giderir. Müzmin öksürüğü keser. Dolama, köpekmemeleri ve her türlü çıbanın tedavisinde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ana mektebi, anaokulu. kindergartner i. anaokulu öğretmeni veya öğrencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kirliliğin üstesinden gelmenin bedelini kirleticinin karşılaması gerektiğini savunan ilke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KISM) (i. A.) (c. aksâm). Parçalara ayrılmış bir şeyin her parçası, parça, bölük, Ar. cüz’: Tahılın bir kısmını şimdi taşıyıp bir kısmını sonraya bırakacağız; kazancımızı kısımlara ayırıp yarısını ihtiyat saklayacağız. 2. Çeşit, cins, benzer: Bu da o kısımdandır; bu kısım adamlar; kadın, çocuk kısmı böyledir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avuca İsabet eden miktar, avuç, kabza, tutam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

part. portion. section. chapter. compartment. episode. fragment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay. department. division. movement. part. proportion. section. segment. side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. kind. article. chapter. department. episode. fascicle. fraction. fragment. instal l ment. line. lot. parcel. part. partition. paying department. percentage. piece. portion. section. segment. snack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mass media.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yavru kedi; tavşan yavrusu; f. yavrulamak (kedi). kittenish s. kedi yavrusu gibi; oyuncu, civelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köke kadar dayanan, teferruatta kalmayan, köklü: Kökten bir tedbir, Fr. radical.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fundamental. radical radikal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Köklü, yüzeyde kalmayan, derine inen. 2.Soylu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). İlimde, dinde ve siyasette kökten yenilikler yapma temayülü, Fr. radicalisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radicalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radicalism. radicalism radikalizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radicalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. ticaret). Bir malın gönderildiğini göstermek üzere vapur veya demiryolu idaresi tarafından gönderilene verilen kâğıt ki, onu göstererek malı alabilir, bk. Konişmento.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consignment note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill of lading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consignment. bill of loading. bill of lading. documentary bill. shipping bill. commercial set. bill of consignment. freight bill. letter of conveyance. shipper's memorandum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir kimseye düşen hisse (bu, hisse almak veya temin etmek, vermek suretinde olabilir). Kontenjan milletvekili = Bir siyasî partinin kanunen yetkili bulunan organ tarafından aday gösterilmek suretiyle seçilmiş milletvekili. Kontenjan senatörü = Cumhurbaşkanı tarafından tayin olunan ve seçime girmeden senatör olan senato üyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quota.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quota.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. eritin). Vücut gelişiminin ve zekâ faaliyetinin durması ile kendisini gösteren bir hastalık (kelime Fransızca’da küfür yerine de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cretin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kreten hastalığı-

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kuşların kış ayları gelirken niçin güneye, ılıman bölgelere göç ettiklerinin nedeni herkes tarafından bilinir. Kışın beslenemeyecekleri için göç ettikleri bilgisi genel anlamda doğrudur ama kuşların göçü sanıldığı kadar basitçe izah edilebilecek bir olay değildir.

Kuşların göç nedenlerinin atalarından, buzul çağı zamanlarından kalma olduğunu ileri sürenler de var. Ancak günümüzdeki görüşler, kuşların iç biyolojik takvimlerine göre belirli zamanlarda hormonal dengelerinin değiştiği, uzun bir yolculuğa hazırlık olarak vücutlarında yağ depolama miktarlarını arttırdıkları, kışı beklemeden hava şartlarındaki değişiklikleri hissettikleri an göç yollarına düştükleri şeklinde.

Bu görüşlere göre kuşlar Eylül ayı civarında göçe başlasalar bile yağ depolamaya çok daha önce, yazın en sıcak günlerinde başlıyorlar. Belki kar yağışının geleceğini bilmiyorlar, belki de göçmen kuşlar hayatlarında hiç kar görmediler, karlı ortamda yaşamadılar, yiyeceksiz kalmadılar ama göçme işini tecrübeleriyle değil biyolojik takvimleri ve bunun tetiklediği hormonal değişimler sayesinde otomatik olarak yapıyorlar.

Soğuk havalar gelirken kuşların daha ılıman yerlere göç etmeleri tamam da göç ettikten sonra niçin tekrar geri dönüyorlar? Daha sıcak iklimlerde yaşamak, bol yiyecek bulmak, daha mutlu olmak için yüzlerce kilometre yol git, sonra da gerisin geriye dön.

Bu, biraz insanların yaz aylarında yazlığa gidip dönmelerine benziyor ama insanlarda durum farklı, çocukların okulları, ebeveynlerin işleri var.. Gerçi insanlarda da göçmenlik yaygın ama onlar göç ettikleri yerlerde kalırlar. Zaten bu düşünülmüş, belirli bir ihtiyaç ve amaç uğruna yapılmıştır, kuşların bu göç işini oturup düşünerek yapmadıkları bir gerçek.

Kuşların göç ettikten sonra baharda tekrar geri dönmelerini uzmanlar çeşitli sebeplere bağlıyorlar. Birinci sebep, şüphesiz baharda kuzey yarımkürenin ısınması. Bu mevsimde gündüzlerin uzaması nedeniyle yiyecek arama sürelerinin artması ve ana besinleri olan böceklerin çoğalması da diğer sebepler.

Bu arada güney yarımkürede bu kadar kuşu besleyecek yiyecek olmaması aksine kuş avlayarak beslenen hayvanların çok olması da ilkbahardaki geri dönüşe etken. Bütün bu nedenlere rağmen geri dönüş sinyalini yine de biyolojik takvimlerinin verdiği biliniyor.

Kuşların göç ettikten sonra geri dönmeleri kadar, Ekvator Afrikası’ndan dönen bir kuşun Doğu Anadolu’da bir ahırda bir evvelki yıl yaptığı yuvayı tekrar bulabilmesi de ilginçtir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, göçmen kuşların başlıca dayanak noktalan gündüz Güneş, geceleri ise yıldızlardır. Hava kapalıysa akarsular, dağlar gibi yeryüzündeki coğrafik şekilleri kullanıyorlar. Göçmen kuş türlerinin bir çoğunun yolculuklarında yerin manyetik alanından da faydalandıkları tespit edilmiştir. Yakıt olarak vücutlarındaki yağı kullanan kuşların göç süresince kat ettikleri mesafeler de inanılmazdır. Örneğin dış görünüşü ile diğer kırlangıçların aynısı olan Kutup Denizi Kırlangıcı her yıl Arktika’dan Antarktika’ya ve tersine 17 bin, toplam 35 bin kilometre uçar. Ama birbirinin benzeri iklimde ve buzlarla kaplı bu iki yer arasında gidip gelmekte ne bulur bilinmez.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

Sözcük anlamı, bağlı ve hareketsiz, göze çarpmayan, hissedilmeyen demektir. Daha çok, herhangi bir şekilde göze çarpacak yaşam ve fizyolojik aktivite belirtileri görülmeyen biyolojik olayları ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gelişmemiş, gözükmeyen, belirti göstermeyen. latent heat (bak.) heat. latent period mikropların kuluçka devresi. latency (i.) kuvveden fiil haline geçmemiş olma. latently (z.) gözükmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ince pirinç veya pirince benzer levha; galvanizli saç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا یتناهی] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyük perhiz vaktine mahsus. lenten fare perhiz yemeği, etsiz yemek. lenten pie etsiz bir çeşit börek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yakın Doğu’da yerleşmiş veya evlenerek soyu karışmış Avrupalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

levantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Levantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Avusturya ile İsviçre arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 47 16 Kuzey enlemi, 9 32 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 160 km².

Sınırları: toplam: 76 km.

sınır komşuları: Avusturya 34.9 km, İsviçre 41.1 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal, soğuk, bulutlu kışlar, serin ve bulutlu yazlar.

Arazi yapısı: Daha çok dağlar (Alpler) ve batı kısmında Rhine Vadisi yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Ruggeller Riet 430 m.

en yüksek noktası: Grauspitz 2,599 m.

Doğal kaynakları: Hidroelektrik potansiyeli, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: İşlenebilir arazi: %25.

daimi ekinler: %0.

Diğer: %75 (2005 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 33,987 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.78 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 4.77 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.64 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.68 yıl.

Erkeklerde: 76.1 yıl.

Kadınlarda: 83.28 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.51 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Liechtensteinli.

Nüfusun etnik dağılımı: Alemannic %87.5, İtalyan, Türk ve diğer %12.5.

Din: Roma Katolikleri %80, Protestan %7.4, diğer (1996).

Diller: Almanca (resmi), Alemannic lehçesi.

Okur yazar oranı: 10 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %100.

erkekler: %100.

kadınlar: %100.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Liechtenstein Prensliği.

kısa şekli : Liechtenstein.

Yerel tam adı: Fuerstentum Liechtenstein.

yerel kısa şekli: Liechtenstein.

Yönetim biçimi: Parlamenter Monarşi.

Başkent: Vaduz.

İdari bölümler: 11 bölge; Balzers, Eschen, Gamprin, Mauren, Planken, Ruggell, Schaan, Schellenberg, Triesen, Triesenberg, Vaduz.

Bağımsızlık günü: 23 Ocak 1719.

Anayasa: 5 Ekim 1921.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CE (Avrupa Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 1.786 milyar $ (2001 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %1 (2001 verileri).

İş gücü: 29,500.

Sektörlere göre işgücü dağılımı: Endüstri, ticaret, yapı %47, hizmet %5


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Liechtenstein.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. teğmen; den. yüzbaşı; vekil, naip. lieutenant colonel yarbay. lieutenant commander ön yüzbaşı, kıdemli yüzbaşı. lieutenant general tuğgeneral. lieutenant governor devlet başkan vekili, vali muavini. second lieutenant teğmen. first lieutenan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifletmek, yükünü azaltmak; neşelendirmek, sevindirmek; yükü azalmak, hafiflemek; neşelenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aydınlatmak, ışık saçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dinlemek, kulak vermek. listen in başkasının konuşmasını dinlemek, kulak misafiri olmak; radyo dinlemek. listening post düşman hattına yakın dinleme noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). 1. Madde ve cisim olarak: Bu, ondan maddeten daha büyük, daha ağırdır. 2. İşle, sözle değil, fiilen: Ben, söylediğimi maddeten isbat ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materially.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materially. physically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materially.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materially. physically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakım işi; idame, muhafaza; iddia, teyit; himaye; maişet, nafaka, yiyecek; huk. taraflardan birine yardım suretiyle davaya fuzuli müdahale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kısm» dan im.). 1. Bir şeyin dallara ve kısımlar ayrıldığı yer. 2. Suyun taksim, bölünme yeri, maslak, savak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. maximale

en çok, en büyük, en yüksek

“En çok, en büyük, en yüksek” anlamlarında kullanılır.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. L. matematik). Bir şeyin ulaşabileceği en yüksek nokta, azamî.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. maximum

en çok, en büyük, en yüksek

Değişebilen bir niceliğin varabileceği en yüksek olan (sınır).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maximum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Maximum Lot)

Hisse senedi bazında belirlenen ve alım satım sistemine limit fiyatlı emir olarak bir defada girilebilen en yüksek miktardır


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. iyi özümlenmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. memnun olmayan, tatmin olmayan; i. tatmin olmayıp isyana hazır kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zerdeva; zerdeva kürkü. beech marten sarı gerdanlı zerdeva. pine marten, stone marten beyaz gerdanlı zerdeva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(!. A.), mebsut olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبسوطا] yaygın olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملک سيما] melek yüzlü güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Melek şimali.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c ). Yollar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MERASİM) (i. A. c.) (müfredi olmayıp bazı mânâlarda «resm» in cem’i gibi kullanılır, (bk.) Resm). Resmî muameleler, törenler, tören: Teşrifat merasimi, merasime çok riayet ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremonies. ceremony. ceremonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. function. celebration. commemoration tören.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. formalities. formal procedures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مراسم] törenler. 2.tören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple. formal. simply. without ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ucundan dikilmiş veya iliştirilmiş olduğu halde, eklenerek, birlikte gönderilen: Evrakı da merbûten gönderildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Son, döl yatağı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Teletekst sayfalarını hafifçe sıkıştırarak, TV görüntüsü ya da video kaynağının aynı anda gösterilmesini sağlayan Çift Sayfa Teletekst ve PIP’in birleşimi.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Büyük şehirlerde işleyen yeraltı treni: İstanbul’daki tünel Türkiye’nin tek metrosudur, metropolitenidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevsim), (bk.) Mevsim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

etesian. season. tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season. tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yılın dört bölümünden biri. 2.Dağlamak suretiyle damga vurmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seasonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seasonal. for one season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seasonal. for the whole of the season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premature. untimely. ill-timed. at the wrong time. prematurely. too early. ill- timed. inopportune. out of season. unseasonable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Nedenleri çok çeşitli olan bir rahatsızlıktır. Hastanın midesinde yanma ile birlikte ekşime de vardır. Ağzına ekşi ve yakıcı bir sıvı dolar. Bu belirtiler aç veya tok karnına görülebilir. Ağır yemekler, bozulmuş yiyecekler, mide veya onikiparmak bağırsağı ülseri, safra kesesi iltihabı, mide ekşimesine neden olabilir. Tedavinin ilk şartı, hastalığı doğuran nedeni bulmaktır. Doktora gitmek gerekir. Mide ekşimesinden şikayet edenlerin, yemeklerini gayet iyi çiğnemeleri, biberli, baharatlı, ekşili, salamura yapılmış gıdaları terk etmeleri gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı soğuk suya 1 kahve kaşığı karbonat konup, iyice karıştırıldıktan sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. binde bir, binde bire ait; i. binde bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. piç, veledi zina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek parmaklı eldiven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ıslatmak; ıslanmak, nemlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erimiş; eritilmiş madenden yapılmış, dökme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Karadağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güve yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «binâ» dan if.) (mü. mübteniyye). 1. Bina olunmuş, yapılmış, kurulmuş: Bir kayanın üzerine dayanan kale. 2. mec. Dayanan, dayanmış: Davası ne üzerine mübtenîdir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cânib» den if.) (mü. müctenibe). Çekinen, uzaklaşan, bir tarafa çekilip karışmayan, çekingen: Pek müctenib bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İğtinâm edilmiş, yayınlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ganimet» den if.) (mü. muğtenime). Iğtinam eden, bir şeye ganimet gibi bakıp ondan faydalanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûmet» den if.) (mü. muhâsıme) (tes. muhâsımeyn, muhâsımeteyn). 1. Aralarında düşmanlık bulunan iki kişi veya tarafın her biri: Muhâsımlar arasında mütarekeye karar verildi. 2. Aralarında dava olan iki kişi veya tarafın her biri: Muhâsımlar mahkemeye çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversary. opponent. hostile. enemy. antagonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hank» dan if.) (mü. muhtenika). Boğulmuş, boğuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Taksitle, taksitli şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kısm» dan if.) (mü. mukassime). Ayıran, bölen, taksim eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «men’» den if.) (mü. mümtenia). 1. Imtinâ eden, razı olmayan 2. imkân ve kabiliyeti olmayan. M&mtenî’lhusûl = Gerçekleşmesi mümkün ve kolay olmayan. 3. Sehl-i mümteni = Söylenmesi, yazılması kolay görünüp de böyle olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yarı yarıya: Şu bir küfe üzümü münâsafaten alalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nöbetle, sıra ile: İki kişiye bir at düştüğünden münâvebeten biniyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kısm, kısmet» ten if.) (mü. münkasime). Ayrılmış, bölünmüş, teksim olunmuş: İkiye münkasim oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübtenî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. müstenbata). Örtülü olarak, dolayısıyle anlaşılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sened» den if.) (mü. müstenide). 1. Bir şeye dayanan, bir şeyin üzerine kurulmuş. 2. mec. Bir delil ve senedi olan, İspatına yarayacak bir sebebe dayanan: Davası bu delile müsteniddir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dayanarak, güvenerek, istinaden: Elinde bulunan bazı evraka müsteniden dava açtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on the. relying on. banking on. using sth as a guideline or guidance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Işıklı, parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Müstenir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is based on or supported by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekf» den if.). İstlnkâf eden, kabûl veya reddetmeyen, geri duran, el çeken, oy vermekten çekinen, çekimser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstainer. abstainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesh» dan if.) (mü. müstensihe). Yazılmış bir şeyin suretini çıkaran, temize çeken, kopyacı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İtisam eden, eliyle tutan, yapışan. 2.Günahtan çekinen. 3.Allah’ın ipine sımsıkı sarılan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «besm»den if.) (mü. mütebessime). Gülümseyen, tebessüm eden, güler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smiling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gülümseyerek, tebessümle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cism» den if.) (mü. mütecessime). Vücut peydâ ederek cisim gibi görünen, tecessüm eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûmet» ten if.) (mü. mütehâsıma) (tes. mütehâsımeyn). 1. Karşılıklı husumet, düşmanlık eden: Terafeyn-i mütehâsımeyn. 2. Karşılıklı davaları olanların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «anâ» dan imef.). Dikkate değer, mühim, ehemmiyetli, itinâ edilen: Pek mûtenâ bir İştir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Özenle dikkatle seçilmiş. 2.Önemli, seçkin. 3.Az bulunur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nihâyet» ten if.) (mü. mütenâhiye). Biten, nihayete varan, sona eren. Nl-mütenâhi (ve daha doğrusu gayr-ı mütenâhî) = Bitmez, tükenmez, sonsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nimet» ten if.) (mü. mütena’imme). Naz ve nimetle yaşayan, nazlı alışmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «noksan» dan if.) (mü. mütenâkıse). Azalan, gittikçe azalıp küçülen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nakz» dan if.) (mü. mütenâkıza). Birbirine karşı olan, birbirini çürüten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTENASİB) (I. A. «nisbet» ten if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well proportioned. proportional. symmetrical commensurate with. shapely. commensurable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasrânî» den if.) (mü. mütanassıra). Hıristiyan olan, Hıristiyanlığı kabûl eden, Osm. tanassur eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevbet» ten If.) (mü. mütenâvibe). Nöbetle devam eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan if.) (mü. mütenâzıra). Birbirine bakan, birbiri karşısında bulunan. Zevâyây-ı mütenâzıra = Karşılıklı açılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neb’-nübüvvet» ten if.) (mü. mütenebbiye). Nübüvvet dâvâsı eden, peygamberlik taslayan (X. asırda yaşamış büyük bir Arap şairinin lakabıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nübh» den if.) (mü. mütenebbihe). Uyanık, uyanan, bir ihtar, öğüt veya olaydan ders alıp aklını başına toplayan, ibret alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefret» ten if.) (mü. müteneffire). Nefret eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefes» ten if.) (mü. müteneffise). Teneffüs eden, soluk alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nüfuz sahibi (Türkler’in yaptığı galat bir Arapça kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekre» den if.) (mü. mütenekkire). Tanınmayacak hâl ve kıyafete giren, uydurme bir isim takınıp kim olduğunu belli ettirmeyen, tebdil gezen, İtalyanca: incognlto.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tebdil olarak, kendini belli ettirmeksizin, uydurma bir İsimle (hanedan mensupları ve büyük adamların, merasimden kaçınmak için başka bir isimle seyahatleri hakkında kullanılır), İt. incognito.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nev’»den if.) (mü. mütenevvia). Bir cinsten olmayan, türlü türlü, çeşit çeşit, muhtelif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezh ve nüzhet» den if.) (mütenezzihe). 1. Gezip eğlenen. 2. Münezzeh, arınmış, temiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl» dan if.) (mü. mütenezzile). Tenezzül eden, alçalen, kendi hâl ve şanına yakışmayacak bir işi yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vesm» den If.) (mü. müttesime). Nişanlı, bir nişanı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüz yüze olarak: Muvâceheten söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Az bir zaman için, geçici olarak, şimdilik: Bahçıvanımız sıladan gelinceye kadar muvakkaten bir bahçıvan tuttuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقتا] geçici olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.”). Muvazaa yoluyla, aralarında yalandan bir muamele ile: Muvâzaaten bir senet imza etmişler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موازاتا] paralel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبتنی] dayanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممتنع] imkansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناوبة] dönüşümlü olaram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منقسم] bölünmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bölünmek, bölünmüş olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستند] dayanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستندا] dayanarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متبسم] gülümseyen, tebessüm eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متناهی] sona eren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متناسب] uygun, uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متناوب] dönüşümlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متناظر] birbirine bakan. 2.simetrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متنفذان] etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متنوع] çeşitli, türlü türlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nihayetsiz, nihayeti olmayan kâinat ve zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Herhangi bir mesleki eğitim görmemiş ressamlarca üretilen ve çocuksu bir betimleme anlayışını yansıtan resim sanatı ürünleri. Naif resim, perspektifin kuralların yadsıyışı ve çocuksu anlatımı dışında genel üslup özellikleri göstermez. Naif ressamlarca geliştirilen teknik ve üsluplar, daima kişisel niteliktedir. Dış gerçekliği akademikleşmiş yanılsama teknikleriyle değil de âdeta “masum bir gözle” algılayıp betimlemeleri açısından sanatsal değer taşırlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında beliren Naif Resim`in en tanınmış ustaları H. Rousseau ve G. Moses`dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infinite. boundless. endless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامتناهی] sonsuz, engin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hafif ve latif rüzgâr: Nesim-i sabâ, bâd-ı sabâ = Sabah yeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نسيم] meltem, esinti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hafif rüzgar. 2.Hoş, mülayim insan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nesim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nesîmiyye). Hafif ve latif rüzgâra ait. Havây-ı nesimi = Solunabilen temiz hava.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. asla unutulmayacak, unutulmaz, her zaman anılmaya layık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Sinir yorgunluğundan ileri gelen ruh hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. neurasthénie

ruh b. sinir argınlığı

Baş ağrıları, sindirim güçlükleri vb. fiziksel rahatsızlıklar ve ruhsal görevlerde gevşeme ve bitkinlik biçiminde görülen, sinirsel güçlerin zayıflamasından doğan nevroz.


Yabancı Kelime by

Sağlık Bilgisi

Zihin ve vücudun aşırı derecede yorgun düşmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Üzüntü, sıkıntı, endişe, yeteri kadar dinlenmeye vakit ayırmadan uzun süre çalışmak, bazı mikrobik hastalıklar ve sinirleri uyarıcı ilaçları uzun süre kullanmak nevrasteni için gerekli olan zemini hazırlar. Kişi gerçekte hasta olmadığı halde bazı organlarının hastalığından yakınır. Çabuk yorulur, çabuk sinirlenir, huzursuzdur, baş ağrıları vardır. Bazen de gözlerinin iyi görmediğini söyler. Dikkatini toplayamaz, uykuları da normal değildir. Cinsel ilişkide başarılı olamadığını, hazımsızlık çektiğini, vücudunun her yerinin ağrıdığını söyler. Tedavi amacıyla, ılık duş almak, istirahat etmek, vakit buldukça açık havada dolaşmak, günlük sıkıntılardan uzaklaşmaya çalışmak, hazmı güç şeyler yememek, kahve ve sigarayı terketmek gerekir. Ayrıca hastalık belirtileri tamamen kayboluncaya kadar aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yonca, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam yonca konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neurasthenia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neurasthenia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Torba biçiminde yorgan çarşafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective case made of sheeting used to cover a guilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of politeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?

Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.

Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.

Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.

Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.

Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.

Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.

Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mintan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nisbetle, kıyas ve mukayese olunarak: Bu, ötekine nisbeten büyüktür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. -F.). Meclis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toplantı yeri, toplanma yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in some degree. in proportion to. in comparision with. comparatively. beside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relatively. in comparison. in proporation. comparatively. in comparison with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relatively. in comparison to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) suç isnadına itiraz etmiyorum (sanığın suçu üstüne almadan cezayı kabul etmesi halinde kullanılan tabir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yokluk, varolmayış. nonexistent (s.) varolmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Aydınlık ve gümüş gibi parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Işıklı, aydınlık yüz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Beyaz, parlak, ten.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sekiz senede bir olan; sekiz sene süren, sekiz senelik. octennially (z.) her sekiz senede bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. sık sık, çoğu kez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead / dull / off season. dead season. the slack season. the off season. silly season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her şeye gücü yeten. the Omnipotent Kadirimutlak, Kadir, Tanrı. omnipotence i. her şeye gücü yetme. omnipotently z. her şeye gücü yeterek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görünüşteki, görünen. ostensibly z. görünürde, görünüşte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görünüşte olan, açık, belli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gösteriş, gereksiz gösteriş. ostentatious s. dikkati çekmek amacında olan. ostentatiouily z. gösterişli bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private enterprise. private enterprise / undertaking. privately owned enterprise. private concern. private initiative. privately owned enterprise / establishment / undertaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private enterprise. private enterprise / undertaking. privately owned enterprise. private concern. private initiative. privately owned enterprise / establishment / undertaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private entrepreneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private entrepreneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Öz ten.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). 1. Yara bakımı, yaranın temizlenip ilâçlanması. 2. Vücudun herhangi bir yerini, tedavi maksadıyle alkol, sıcak su, soğuk su vs. ile belirli bir süre ıslak tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s cimri, pinti, aşırı hasis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hasislik, pintilik, cimrilik, tamahkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Döllenmemiş yumurtalarla üreme. Bazı böceklerde görülür.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parthénogenése

biy. döllenmesiz üreme

Döllenmemiş yumurtanın gelişmesiyle oluşan üreme biçimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. (kitapta) çeşitli yerlerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Ayakkabıya takılarak buz üzerinde kaymaya yarayan özel altlık. 2. Bu Aletin, düz yerlerde kaymaya yarayan tekerlekleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skate. roller skate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place on which the consecrated bread is placed in the Eucharist, or on which the host is placed during the Mass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is usually small, and formed as to fit the chalice, or cup, as a cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice skate. roller skate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From Greek, patane: a shallow vessel The paten is the vessel used to contain the consecrated bread during a Communion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A paten is the small circular plate that holds the Communion bread It is used with a chalice and is made of the same material as the chalice. A small round and flat plate made of gold or silver on which the priest places the particles of bread at the cele

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The golden vessel on which the singing-bread is placed at Mass Not used during the Canon, when the Bread rests directly on the sindon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The plate for bread at communion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plate with a shallow circular depression in the center that fits into the chalice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A special plate used for bread during Communion. the plate for holding the bread or communion wafers for the ritual of the Eucharist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The round plate that holds the Host on the altar at Mass It is placed on top of the Chalice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

godfathers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşikarlık; tıb. açıklık, büyümüşlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). I. ihtira beratı. 2. Gemilere ayrıldıkları limanın sağlık durumu hakkında verilen belge.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. patente

buluş belgesi

Bir buluşun veya o buluşun kullanma hakkının bir kimseye ait olduğunu gösteren belge.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent. patent. letters patent. charter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter. patent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open; expanded; evident; apparent; unconcealed; manifest; public; conspicuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Open to public perusal; said of a document conferring some right or privilege; as, letters patent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Letters patent, under 3d Letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Appropriated or protected by letters patent; secured by official authority to the exclusive possession, control, and disposal of some person or party; patented; as, a patent right; patent medicines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spreading; forming a nearly right angle with the steam or branch; as, a patent leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A letter patent, or letters patent; an official document, issued by a sovereign power, conferring a right or privilege on some person or party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A writing securing to an invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A document making a grant and conveyance of public lands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The right or privilege conferred by such a document; hence, figuratively, a right, privilege, or license of the nature of a patent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To grant by patent; to make the subject of a patent; to secure or protect by patent; as, to patent an invention; to patent public lands. a document granting an inventor sole rights to an invention an official document granting a right or privilege make op

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent. bill of health. charter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a document granting an inventor sole rights to an invention. an official document granting a right or privilege. obtain a patent for; 'Should I patent this invention?'. grant rights to; grant a patent for. make open to sight or notice; 'His behavior has p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A patent is an intellectual property right relating to inventions - that is, to advances made in a technical field A patent for an invention is granted by the government to the applicant, and gives him the right for a limited period to stop others from ma

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclusive right granted for 17 years by the federal government to manufacture and sell an invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A patent secures to an inventory the exclusive right to make, use and sell an invention for 17 years Inventors should contact the U S Department of Commerce Patent Office. provides the patent holder, or patentee, the right to exclude others from making, u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A legal grant issued by a government permitting an inventor to exclude others from making, using, or selling a claimed invention during the patent's term The TRIPS Agreement mandates that the term for patent applications filed after June 7, 1995, runs 20

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A patent is an exclusive right granted for an invention, which is a product or a process that provides a new way of doing something, or offers a new technical solution to a problem A patent provides protection for the invention to the owner of the patent

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A legal right granted by the government to use, or at least to bar others from using a device, design or type of plant that you have created To patent a device one must prove that it is useful, original and not obvious Patents are subject to challenge in

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sole right, granted by the government, to sell, use, and manufacture an invention or creation. a legal document giving inventors the exclusive rights to their invention for a number of years.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A document defining the rights conferred by the grant, but often used generally to mean any published specification A patent, which is the mature form of a patent application, consists of drawings of the invention, a specification explaining it, and claim

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'patent' is a document issued by a national government granting the patentee the exclusive right to manufacture, use or sell the invention described in the patent for a prescribed interval of time After that interval of time has expired, the invention i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An incorporeal statutory right that gives an inventor, for a limited period, the exclusive right to use or sell a patented product, or to use a patented method or process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A patent is legally enforceable grant that gives the inventor the exclusive right to commercially exploit the invention for the life of the patent. a written document that allows an inventor exclusive rights to make, use, or sell an invention for a number

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A government grant giving an inventor the exclusive right to make or sell his or her invention for a term of years.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exclusive right of an inventor to make, use, or sell his invention for a period of years A patent is an intangible asset that may be depreciated over its remaining life The sale of a patent usually results in long-term capital gain treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclusive right granted for 17 years by the federal government to manufacture and sell an invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A legal protection of a new invention for a limited period of time in return for revealing the information. a patent is one of those rights which come under the general heading of intellectual property A patent is the right of an individual or company to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intellectual property protection of the embodiment of an idea A patent is the statutory monopoly property right granted by the government to prevent others from making, using or selling what was patented for a set period in exchange for making public the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A license that secures the holder the exclusive right to make, use or sell and invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Government deed; a document that conveys legal title to public lands to the patentee Public domain lands are patented; acquired lands are deeded by the Government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. herkes tarafından anlaşılabilir, herkese açık, aşikar; tıb. açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. patent, imtiyaz, ihtira beratı; imtiyazlı ihtira; arazi için verilen imtiyaz; imtiyazlı arazi; f. patent almak; imtiyazla temin etmek, imtiyazım vermek veya almak. patent rights patent hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. patenti olan, patent hakkından yararlanan; imtiyazlı. patent leather rugan (deri). patent medicine mustahzar, hazır ilaç; kocakarı ilâcı. patently z. açıkça, aşikar olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent right. patent claim / right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nalın, takunya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. pectines) zool. ibik; kuşların ve sürüngenlerin gözlerinde bulunan renkli perde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katı, kuru ekmek, seferde dayanmak ve hafif olmak için çok pişirilen ekmek, galeta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardtack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rusk. hard biscuit. zwieback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard biscuit. ship biscuit. hard- tack. hardtack. pilot biscuit. rusk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. pişman, tövbekar, nedamet getiren; i. pişman olan kimse, tövbekar kimse; kil. papaz tarafından kararlaştırılan cezayı çeken kimse. penitence i. nedamet, pişmanlık. penitently z. pişmanlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pişmanlıkla ilgili, nedamete ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. hapishane, cezaevi; s. pişmanlığa ait; ağır suçla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hurma, Trabzon hurması, Japon inciri, bot. Diospyros.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nedâmet getirmiş, nâdim, pişman, (bk.) Pişman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پشيمان] pişman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pesimiste

fel. kötümser

Her şeyi kötü yanıyla ele alan, hep en kötüyü bekleyen, kötüye yorumlayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist kötümser. karamsar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist(in ).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pessimisme

fel. kötümserlik

Her şeyi en kötü yanından ele alan, her durumu karanlık gören ve hep en kötüyü bekleyen dünya görüşü.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i bedbinlik, kötümserlik, karamsarlık; fels. dünyanın esasında fena olduğunu kabul eden kuram.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bedbin kimse, kötümser kimse, her şeyin karanlık tarafını gören kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bedbin, kötümser, karamsar. pessimistically z. bedbince, karamsarlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saçma, saçmasapan, uydurma, üstünkörü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., müz. çok hafif (sesle), kıs. pp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pişmek işi ve tarzı, pişiş. 2. Bir defada pişen miktar, pişirim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa makinasının baskı yapan levhası; daktilo makinasının silindiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tam yetkisi olan; i. tam yetkili elçi. minister plenipotentiary and ambassador extraordinary tam yetkili fevkalade elçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden belirtmek veya haber vermek (özellikle kötü olayı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa zamanda meydana gelecek bir olayın habercisi veya delili; harika, acibe. porten'tous s. meşum, uğursuz; hayret verici, harikulade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuvvet, kudret, güç; yetki, salâhiyet; etki, tesir; nüfuz; potansiyel; erkeğin cinsel iktidarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kuvvetli, güçlü, kudretli; etkili, tesirli, nüfuzlu; yetkili, salâhiyetli; cinsi iktidarı olan (erkek). potently z. etkileyici surette; kuvvetle, tesirli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hükümdar, kral; büyük yetki ve otorite sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kuvvetli olan; muhtemel; fiz. gizil, potansiyel; i. mümkün olan şey, imkân, ihtimal; güç, iktidar; gram. yeterlik fiili; elek. potansiyel, gerilim. potential energy gizilgüç, potansiyel enerji. potential mood gram. yeterlik kipi. reach its high

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. üç bağlantılı reosta; voltölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok güçlü, nüfuzlu; biyol. dölüne daha fazla özellikler geçirme yeteneği olanç prepotency i. nüfuzluluk; biyol. dölüne kendi özelliğini geçirme yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s., İt., müz. çok hızlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.yapar gibi görünmek, yalandan yapmak, taslamak; taklit etmek, benzetmek; (to ile) iddiada bulunmak. pretend illness yalandan hasta olmak, sayrımsamak. pretend to be a scholar bilginlik taslamak. pretend to the throne tahtta hak iddia etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hakkı olmadan bir şeyi isteyen kimse, özellikle krallık tahtında hak iddia eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. pretence i. hile, bahane, hileli söz. false pretenses sahte görünüş, sahte tavır. make a pretense of yapar gibi görünmek, yalandan yapmak. on the slightest pretense en ufak bahane ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iddia, hak iddiası, istek; haksız istek veya iddia; gösteriş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gösterişçi, kurumlu. pretentiously z. gösterişle. pretentiousness i. gösterişçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Bir nevroz çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. nabız ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski hayvanın başı, paçaları ve içi, sakatat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyanın kendisi, çekirdeğindeki soğumamış kısımlarından dolayı dev bir mıknatıstır. Bu büyük mıknatısın artı ve eksi uçları kuzey ve güney kutuplarındadır. Ancak bildiğimiz coğrafi kutuplarda değil. Pusulanın minik ucu tam kuzeyi göstermez, gösterdiği noktaya magnetik kutup denir.

Pusulanın gösterdiği kuzey yönünü devamlı takip ederseniz kuzey kutbuna hiçbir zaman ulaşamazsınız. O noktadan 7 derece yani kilometrelerce uzaklıktaki magnetik kutba varırsınız. Olayın ilginçliği bu kadarla da bitmiyor. Bilimin kesin olarak saptadığı bir sürpriz daha var. Bu magnetik kutupların yerleri de sabit değil, zamanla değişiyor, kuzey güneye, güney kuzeye geliyor.

Eğer elinize bir pusula alıp zaman yolculuğu yapabilseydiniz, birkaç milyon yıl önce pusulanızın kuzey gösteren ucuna bakarak seyahat edince sizi penguenlerin büyük atalarının karşıladığım, yani güney kutbuna vardığınızı şaşırarak görürdünüz.

Magnetik kutupların niçin ve nasıl yer değiştirdikleri henüz tam bilinmiyor. Bu olayın dünyada kraterlerin oluşması, iklimlerin değişmesi, bazı canlı türlerinin yok olması gibi olaylarla yakın ilgisi olduğu sanılıyor. Bilim insanları magnetik kutupların yer değiştirmesinin 170 milyon yılda yaklaşık 300 defa tekrarlandığını, bugünkü konumuna en son 750 bin yıl önce geldiğini ileri sürmektedirler.

Sadece magnetik kutupların yer değiştirmelerinin değil dünyanın magnetik alanının bile başlangıçta nasıl oluştuğu tam açıklığa kavuşmuş değil. Teorilere göre dünyanın merkezindeki sıvı halindeki çekirdek bölümündeki ısı, dış demir katmanlara ulaşarak dünyanın dönüşü ile beraber bir dinamo etkisi yaparak magnetik alanı meydana getirmiştir.

Yerkürenin magnetik alanının şiddet ve doğrultusunu ölçmek için 1979 Ekim’inde uzaya gönderilen ‘Magsat’ uydusu 3 yıla yakın görev yapıp da yanmadan önce gönderebildiği en önemli bilgi, magnetik alanının şiddetinin gittikçe azaldığı, her on yılda şiddetinden yaklaşık yüzde birini yitirdiği, böyle giderse muhtemelen bin yıl sonra magnetik kutupların yerlerinin tekrar değişebileceği bigisiydi.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dinamik tazyikli jet motoru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resm»den if.). Resim yapan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Resim yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Âdet, töre. Merasim, tören. 2.Formalite.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kuvvete karşı direnen; inatçı; elastiki dirençli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. zincirleme kesrin tekrar edilen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RESM) (I. A.) (c. rüsûm). 1. Yazma, çizme. 2. Eser, nişan, alâmet: Resmi kalmış. 3. Şekil, suret: Gül resmi. 4. Tertip, plan, taslak: Yapılacak mektebin resmini çizmek. 5. Elle yapılan tasvir: Rafael’ln yaptığı resimler meşhurdur. 6. Tasvir yapmak san’atı: Resim öğreniyor. 7. Fotoğraf: Resmimi aldıracağım. S. Tarz, tertip, usûl: Bu resimde yapılır. 9. Adet, tavır: Feleğin resmi böyledir! 10. Alay, tören: Askerin geçit resmi (bu mânâ ile cem’i yerine «merâslm» kullanılır). 11. Devletçe ve devlet namına edilen hareket ve söylenilen söz: Resmin dışında bir İş. 12. Vergi, bir maldan hazinenin aldığı hisse, teklif, bac: Gümrük resmi, uuz resmi (bu mânâ ile cem’i «rüsûm» un cem’i olarak «rüsûmât da kullanılır). Resm-i selim = 1. Askerin kumandana ve devlet büyüklerine yaptığı tören. 2. Bir geminin diğerine karşı yaptığı saygı gösterisi. Resm-I geçit (yanlış bir terkiptir) = Askeri birliklerin törenle geçmesi. Resm-1 kabûl = Kabûl resmi, resepsiyon. Resm-I küşâd = Açılış merasimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture. pictorial. picture. figure. drawing. painting. photo. image. illustration. tableau. tablature. dues. tax. effigy. likeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing. illustration. pattern. picture. valentine. photograph. design. painting. photo fotoğraf. due. tax. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duty. picture. drawing. painting. fresco. mosaic. print. art of drawing or painting pictures. impost. ceremony. image. plan. figure. chart. drafting. plotting. design. draught. graphic. plate. aspect. device. tableau. due. levy. rate. charge. fee. excise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim Çerçevesi Modu, BRAVIA TV’nizi bir tablo ya da geniş ekran fotoğraf çerçevesi gibi kullanabileceğiniz anlamına gelen, gelişmiş bir özelliktir. Televizyon izlemediğiniz zamanlarda, oturma odanıza çarpıcı bir başyapıt yaratmak için en sevdiğiniz resimleri görüntüleyin ya da önceden yüklenmiş fotoğraflar arasından seçim yapın.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kayıtlı görüntüler, yakında bulunan başka uyumlu fotoğraf makinelerine kablosuz olarak gönderilebilir. Kablosuz ağlar üzerinden görüntü aktarımı için DLNA standardını kullanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ses devam ederken TV ekranında sabit bir çerçeve gösterilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında üç boyutlu nesne ve varlıkların, iki boyutlu olarak üzerinde betimlendiği düzlem. Kullanımı tüm uygarlık ve üsluplarda farklıdır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

(PIP) TV kaynağından gelen küçük bir görüntüyle birlikte PC ekranını görüntüler. Bir TV kanalını seyrederken PC uygulamalarınıza gözatmanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

İzlediğiniz kanalın teleteksti, ekranın sağ tarafında gösterilirken, resim solda kalmaya devam eder.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

(PAP) Ekran bölme özelliği bir TV kanalını ve DVD veya Blu-ray Disc™ gibi bir AV kaynağını aynı anda izlemenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photographer. art teacher. seller of pictures. artist. illustrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to illustrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to illustrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pictorial. illustrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illustrated. pictorial. illuminated. illustrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comic strip. strip cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture frame. album albüm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture frame. photograph album.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İlk kez ünlü İsviçreli sanat tarihçisi Wöfflin tarafından ortaya atılan ve resim sanatı tarihinde görülen iki karşıt anlayıştan birini anlatmak için kullanılan bir terim. Rönesansta rastlanan kesin konturla sınırlanmış resimsel betiler yapma anlayışına karşıt olarak, Barokta betilerin oluşturulmasında çizgi ağırlık taşımaz; renk nüansları ve tonlarla ışık - gölge düzeni betiyi var eden ana öğelerdir. Bu resmetme anlayışı «resimsi» olarak nitelenir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alıkoyma, hatırlama yeteneği, zihinde tutma; tıb. idrar tutulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alıkoyan tutan; hatırda iyi tutan. retentively z. iyice hatırda tutarak. retentiveness i. iyice hatırda tutma. retentiv'ity i. tutma kabiliyeti; fiz. mıknatısiyeti tutma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayarak, hürmet ve itibar ederek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki köklerinden elde edilip böcek ilâçlarında kullanılan etkili bir bileşim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çürük, bozuk, çürümüş; ahlâkça bozuk; k.dili berbat, çok kötü. rottenly z. çok kötü. rottenness i. çürüklük; kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ponza, süngertaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ru senbolüyle gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, doğrudan doğruya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explicitly. nominatim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراحة] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. Çince). 1. Atlas. 2. Atlas gibi parlak, pamuklu kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satin. satin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satin. made of satin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهوت انگيز] şehvet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özdenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yasemin renkli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. elli yıla ait, elli senede bir olan; i. ellinci yıldönümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) cümle, tümce; (huk.) ilâm, karar, hüküm; (f.) mahkum etmek, hakkında hüküm vermek. complex sentence girişik cümle. compound sentence bileşik cümle. simple sentence yalın cümle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) anlam ifade eden, manalı, vecize kabilinden, anlamlı sözlerle dolu; tumturaklı, ağır (ifade, ibare). sententiously (z.) vecize kabilinden. sententiousness (i.) vecizeli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yediden ibaret, yedi sayısına ait, yedi yılda bir olan veya görülen, yedi yıl süren; (i.) yedi sayısı; yedi kişi veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yedi yıl süren, yedi yılda bir olan veya görülen. septennially (z.) yedi yılda bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (astr.) Büyükayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuzeysel, yıldızdan gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hayran, şaşkın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سراسيمه] afallamış, sersemleşmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yüz ellinci seneye ait; (i.) yüz ellinci yıldönümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) altmış sayısına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) altı yüz; (i.) altı yüz yıllık devre; altı yüzüncü yıldönümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kısaltmak, kısalmak; yağ katarak gevrekleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yağ; kısaltma, kısalma, ihtisar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yumurtlamış (ringa balığı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). «Sı» ile başlayan bazı sıfatların başına getirilirse mânâyı kuvvetlendirir. Sımsıkı («simsiyah» taki «sim» in kalınıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(s.). Bazı sıfatların başına girip mübalağa gösterir. Simsiyah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gümüş. 2. Gümüş para. 3. Gümüş taklidi sırma veya maden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identity Module.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SIM A Subscriber Identity Module is a card commonly used in a GSM phone The card holds a microchip that stores information and encrypts voice and data transmissions, making it close to impossible to listen in on calls The SIM card also stores data that id

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identity Module.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identification Module A card used in GSM to personalize a handset. refers to the SIM card that your mobile phone needs for it to function Your SIM card holds your personal information and phone settings In essence, it is the subscriber's author

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identity Module - Synonymous with smart card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identity Module is the type of module used in GSM smart cards to allow personnel access to the GSM network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identification Module A credit card size card which is owned by a subscriber, who slides it into any GSM handset to transform it into 'their' phone It will ring when their unique phone number is dialed; calls made will be billed to their accoun

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A card that the mobile subscriber inserts into the mobile terminal It contains a code that uniquely identifies an individual subscriber to the network The SIM card allows the subscriber to use the GSM service regardless of the mobile terminal, that is, a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identification Module: the smart card necessary for the operation of GSM phones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for 'similar' Used with U-numbers to describe an insulator that matches that style closer than any other in the U-Chart If significantly different, the description might note the character of the difference, for example, 'Sim U-860, crown as

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Single inline module Same as SIP except with a connector edge instead of leads.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identity Module The GSM smart-card that contains user service information The SIM card provides authentication, storage of data, assists in the encryption process and provides subscriber protection using PIN/PUK codes Very thin The size of a cr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Subscriber Identity Module is a card commonly used in a GSM phone The card holds a microchip that stores information and encrypts voice and data transmissions, making it close to impossible to listen in on calls The SIM card also stores data that identi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Skydiver's Information Manual Published by the USPA, the SIM is a comprehensive manual on USPA policies and training methods It also includes FARs pertinent to skydiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identity Module The smart card used in digital cellular handsets Besides providing access and identification of the user to the network, it also provides a number of security features to ensure caller confidentiality It allows for the storage o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identity Module Plastic card, which is the heart of a digital mobile phone It stores the identity of the phone and its owner, and allows access to the telephone network It can also store telephone numbers and addresses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subsciber Identity Module The smart card used in mobile phones It carries the users identity for accessing the network and receiving calls and also stores personal inormation, such as SMS messages and a phone directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscriber Identification Module A plastic card, which is placed in the back of a mobile phone and allows you to store information on your phone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A module form factor frequently used for memory modules, which are also know as single-in-line memory modules SIMs provide a very compact form factor with high density The LTS-10, NSS-10, NSI-10, and RTR-10 modules are all 40-pin SIMs SIM sockets are avai

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سيم] gümüş. 2.gümüş tel. 3.gümüş para.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Sîm = gümüş, ber = göğüs). Göğsü gümüş gibi beyaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Sîm = sırma, keşiden = çekmek). Haddeden gümüş tel çeken san’atkâr: Sİmkeş işi. (Halk dilinde «sırmakeş» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Sîm = gümüş, ten = beden). Gümüş gibi beyaz vücutlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİMA) (i. A.). Yüz alâmetleri, çehre, beniz: Simasından bellidir. Melek-simâ = Melek çehreli, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. cast of features. visage. front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. features. personage. sima. cast of features.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cyma. rock that form the continuous lower layer of the earth's crust; rich in silicon and magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. figure. person. complexion. countenance. visage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rock that form the continuous lower layer of the earth's crust; rich in silicon and magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سيما] yüz. 2.kişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yüz, çehre, beniz. 2.Kimse, insan, tip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (Sim = gümüş, Ab = su). Cıva.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيماب] cıva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Kulak deliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bozmak, kırmak, kesmek, kesip mahvetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sol taraf, sol el. 2. Kuzey. Şimâl-i şarki — Kuzeydoğu. Şimâl-i garbi = Kuzeybatı. Şimal rüzgârı = Poyraz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شمال] kuzey. 2.sol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şimalden, kuzeyden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شمالا] kuzeyden. 2.kuzeyde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şimâliyye). Şimale, kuzeye ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شمالی] kuzeye ait. kutb-i ~ kuzey kutbu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sımâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t. A.). 1. Tıpa, tıkaç. 2. (tıp) Kan damarlarında olup damarı tıkayan kan pıhtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüz bulup azmış, şımarmış: Şımarık çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoilt. saucy. sassy. pert. perky. wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazen. forward. pert. spoiled. saucy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoiled by overindulgence. pert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Azmak, yüz bulup Haddini aşmak: Bu çocuk şımarmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yüz verip azdırmak: Bu çocuğu annesi çok şımartmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cosset. spoil. spoonfeed. baby. feather-bed. cocker. coddle. cosher. dandle. indulge. pamper. pet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coddle. cosset. indulge. pamper. spoil. to spoil. to indulge. to pamper. to cosset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spoil sb. cosset. indulge. mollycoddle. pamper. spoil. wet nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (m. sima.). Damgalar, alâmetler, nişanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سماط] sofra. 2.ziyafet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yüz, çehre, benizle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gümüşten ay, gümüş gibi parlak ay.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيمبر] gümüş gibi beyaz göğüslü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Göğsü gümüş gibi olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) («Şimiden» tâbirinden kısaltılmıştır). Şimden sonra, şimden geri. (bk.) Şimdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinde bulunulan zamanı gösterir: Şimdi geldim, şimdi gideceğim, şimdi nerededir, şimdiye kadar, şimdiye değin. Şimdiden = Bu kadar erken: Şimdiden gidecek miyiz? Şimdiden sonra = Bu vakitten sonra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. at the present time. presently. anon. just. now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hereby. now. presently. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. present. at present. at once. soon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Tam bu zamanda: Şimdicek burada idi, şimdicek gelecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

already.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

already. this very moment. right now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu zamandaki, şimdi olan ve var bulunan: Şimdiki zaman, şimdiki adamlar, şimdiki halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present. present. actual. current. present-day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. immediate. present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. sb / sth of the present time. of today.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. present. times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. the present continuous tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şimdiki halde, şimdiki zaman için: Şimdilik bu kadar kâfidir. Şimdilik bir şey yoktur, hastalıkta şimdilik bir tehlike yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for now. temporarily. for the present. for the time being. pro temp. pro tempore. for the nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for the present. for the time being. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for the time being. for the present. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şiyem). Huy, tabiat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Demiryolu. 2. Demiryolu katarı, tren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Deneysel yönlendirme sonucunda, iki veya daha çok sayıda farklı genom hücresinden oluşan organizma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Tenazur. Bir cismin iki tarafının bir mihvere göre birbirine tamamen intibak etmesi, birbirinin aynı olma.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. symétrie

mat. bakışım

Eksen olarak alınan bir doğrudan, benzer noktaları karşılıklı olarak aynı uzaklıkta bulunan iki benzer parçanın birbirine göre olan durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetry. proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetry. symmetry bakışım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Simetri, parçaların orta eksenin iki yanında biçimlerin, motiflerin ve renklerin eşdeş olacakları biçimde düzenlenmeleri sonucunda, her iki yarımın birbirinin yansıması olmasıdır. Asimetri ise orta çizgi ile bölünen karşıt yanların parçalarının eşdeş olmadığı bir düzenlemedir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. symétrique

mat. bakışımlı

Bakışımı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetric. symmetrical. symmetrical bakışımlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even running. symmetrical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Danışıklı bir ifadesi olan resim, harf, bitki, hayvan gibi işaret, remiz: Kimyada altın Au simgesiyle gösterilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbol. sign. image. ensign. emblem. attribute. embodiment. epitome. exemplar. representation. specimen. token. type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attribute. byword. emblem. personification. representation. soul. symbol. personification sembol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

icon. symbol. byword. emblem. frc- hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İşaret, sembol.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbolism. symbolism sembolizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbolism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

represent. to symbolize. to represent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to symbolize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbolic. symbolical. symbolic sembolik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbolical. emblematic. symbolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kemikleri kuşatan ince zar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, i. maymuna benzer; i. maymun, özellikle insana benzeyen maymun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, i. benzer, müşabih, bir birine yakın; geom. şekilde aynı olan; i. benzeyen şey. similarity i. benzeyiş, benzerlik. similarly z. bunun gibi, aynı, aynı şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kon., san. teşbih, temsil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. benzerlik, müşabehet; teşbih, mesel, suret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gümüşten yapılmış veya gümüş gibi beyaz ve sâf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سيمين] gümüşten. 2.gümüş gibi beyaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gümüşten, gümüş gibi, gümüşe benzeyen parlak ışıltı.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. chimiotaxie

biy. kimya göçümü

Bir hücreli varlıklarda, kimyasal maddelerin etkisi altında yanaşma veya uzaklaşma biçiminde görülen yer değiştirme durumu.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. chimiotropisme

bit. b. kimya doğrulumu

Kimyasal maddelerin etkisi ile bitkilerde görülen, maddeye doğru veya ters yöne yönelme durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük halka şeklinde susamlı has ekmek. Simit unu = Simit yaprmırıda kullanılan has un. (denizcilik): Tahlisiye simidi = Denize düşenlerin tutunması için gemilerde bulunan simit şeklinde mantar. Kandil simidi = Kandil günlerinde yapılan yağlı simit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bagel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll of bread in the shape of a ring. life buoy. ring-shaped bread covered with sesame seeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring-shaped. savory roll covered with sesame seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Simit yapan ekmekçi. 2. Simit gezdirip satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemin bozma, vefasızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yeminini bozmak, tutmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sırma teli işlenilen fabrika.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i. ateşte ağır ağır kaynamak; kaynar hale gelmek; hafif heyecan içinde bulunmak; kaynama derecesinin birkaç derece altında pişirmek; i. öfke veya coşkunluktan patlar hale gelme; hiddeti zapt etme hali. simmer down k.dili. yavaş yavaş hafiflemek, yat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ing. bayram pastası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo). birdolar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papazlık gibi kutsal değerleri satan veya satın alan adam. simoniacal s. böyle iğrenç bir alım satım kabilinden veya buna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. halis, saf; gerçek; alın açık yüzü ak, lekesiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papazlık rütbesi veya makamı alım satımı; kutsal tutulan şeylerden kar çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. samyeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., ABD., kdili. çekici, sempatik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. aptal aptal sırıtmak, colloq. pişmiş kelle gibi sırıtmak; i. aptalca sırıtma . simperingly z. aptalca sırıtarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. basit, bileşik olmayan; sade, süssüz; bot. yalın (yaprak); zool. münferit, tek; adi, bayağı; kolay; saf, halis; tabii, suni olmayan, yapmacıksız; budala, alık, ahmak; ahmakça; önemsiz, ehemmiyetsiz; kolay anlaşılır; ancak yeterli; i. basit şey;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ahmak veya budala kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basit; bir seferde tek haber gönderilebilen telgraf sistemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basitlik, sadelik; kolaylık; budalalık, saflık; samimiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sadeleştirme, basitleştirme; basitleşme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. basitleştirmek, sadeleştirmek, kolaylaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. ancak, sadece; basit olarak; budalaca; k.dili. tamamen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gümüş yüzlü, gümüş gibi parlak, ışıltılı yüzü olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şimşir ağacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شمشاد] şimşir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Komisyoncu, aracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broker. middleman. commission agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. broker. middleman. commission agent. cabalist. us- weather market-maker. list of broker. odd lot. functional middleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سمسار] komisyoncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Komisyon ücreti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سمساریه] komisyon ücreti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Komisyonculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brokerage. being a commission agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulutlardaki elektriklenmenin meydana getirdiği ışık: Şimşek çakmak. Şimşek gibi = Birdenbire, gelip geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning. flash. streak of lightning. streak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning. flash. streak of lightning. streak. lightning flash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lightning. flash of lightning. flash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yağmurlu havada, buluttan buluta ya da yere elektrik boşalırken oluşan, geçici ve şiddetli elektrik akımı. 2.Canlı, hızlı, coşkulu, hareketli kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çok hareketli, canlı, hızlı kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Şimşekkan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hareketli, canlı soydan gelme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sim, sıkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmly. very tight. fast. chock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tight. very tight. very tightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very tight. very closely spaced. clinging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Susam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i galat olarak çemşir ağacına derler), (bk.) Çemşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEMŞİR) (i. F.). Kılıç. Şimşîr-zen: Kılıçla vuran, kılıç çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boxwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شمشير] kılıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(buxus sempervirens): Şimşirgiller familyasından; her zaman yeşil çalı veya ağaç halinde odunsu bir bitki cinsidir. Yurdumuzda yetişen adi şimşir; çoğunlukla sık dallı bir çalı, bazen 10 metreye kadar boy salan bir ağaçtır. Çiçekleri yeşilimsi sarıdır. Yaprakları ve dallarının kabuğunda; alkoloidler, uçucu yağ, reçineli bileşikler ve tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Terletir, ateş düşürür ve vücudu rahatlatır. Hafif derecede müshildir. Karaciğer hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden bir bitki. Örnek bitkisi şimşirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jetblack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coal black. jet black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سمط] dizi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيم تن] gümüş tenli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Teni gümüş gibi güzel, parlak olan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -cra) suret, hayal; hafif benzeyiş, taklit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. simulation

1. benzetim, 2. öğrence

1. Taklit etme, benzerini yapma. 2. Öğrenmek amacıyla benzerini yapma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taklit etmek, taklidini yapmak. simulation i. taklit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. simulateur

öğrencelik

Gerçeğe uygun yapay öğrenme aygıtı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. simultané

anında

Aynı anda, o anda yapılan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aynı zamanda vaki olan, eşzamanlı. simultaneously z. aynı zamanda, birlikte, bir arada . simultaneousness i. aynı zamanda vaki olma, eşzamanlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيمرغ] zümrütüanka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Anka kuşu, masal kuşu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mitolojideki anka kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski kimya. Fr. Magie blanche. Simyâ-ger = Bir zamanlar, sun’İ olarak altın yapmaya çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alchemy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alchemy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alchemist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Siyaset bakımından.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. temiz ve taze hale koymak; giydirip süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. smite; s. çarpılmış; rahatsız; âşık, vurgun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yumuşatmak, mülâyimleştirmek, gevşetmek; teskin etmek, yatıştırmak; yumuşamak, mülâyimleşmek; yatışmak. softening of the brain tıb. beyin zarının yumuşaması, colloq. beyin sulanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların yaklaşık yüzde 30’unun dondurma gibi çok soğuk bir gıdayı yedikten veya soğuk bir içeceği çabucak içtikten sonra başları ağrır. ‘Beyin donması’ veya ‘dondurma başağrısı’ da denilen bu ağrı, kalp hastalarının sol kollarında duydukları ağrı gibi, orijini farklı, duyulduğu yerin farklı olduğu bir ağrı çeşididir. Ağrı ağızda değil de başta duyulmaktadır.

Bir görüş, bunun nedeninin sinüslerimiz, yani burnumuzdan aldığımız havayı akciğere giderken nemlendiren, hastalandığımızda şişen, burnumuzun üstündeki boşluklar olduğunu ileri sürüyor. Buna göre soğuk bir şey yenildiğinde, boşluklardaki hava aniden soğuyarak, ağrıya hassas sinir uçlarını tetikliyor ve ağrının başta hissedilmesine sebep oluyor.

Diğer bir görüşe göre ise ağzımızın kenarlarında ve tavanında bulunan damarlardaki kan hücrelerinin akışı ağrıya neden oluyor. Soğuk bir şey yenildiğinde kan, o bölgeyi ısıtmak için soğuk kısma hücum ediyor. Bu kanın bir kısmı başımızın ön tarafından geliyor ve geldiği yerdeki acı/ağrı alıcılarını ikaz ediyor ve bu sebeple de ağrı başta duyuluyor.

Hangi görüşün tam doğru olduğu henüz kesinlik kazanmış değil. En iyisi soğuk gıdaları biraz daha yavaş yiyip, içmek ve ağızda biraz bekletip ısıtmak. Böylece hem gıdanın lezzeti daha iyi alınır hem de kimsenin başı ağrımaz.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. uzatarak çalma veya söyleme tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract noun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sten gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü koku, leş kokusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. madeni levhadan kesilmiş resim veya marka kalıbı, delikli kalıp; böyle bir kalıpla basılan şekil veya marka; şablon; mumlu kâğıt, stensil; f. delikli kalıpla kopya etmek veya işaret etmek steno (önek). dar, ufak steno kıs. stenography.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z. ayakta duran; işlemez halde, muattal; devam eden, baki, daimi; sabit; i. durma, ayakta durma; duracak yer, durak; mevki, şöhret, itibar, derece, mertebe; devam, süreklilik, eskilik; z. ani bir duruşla. standing army daima silâh altında bul

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Stenograf ve stenografi kelimesinin kısaltılmışı. Steno-daktilo = Hem stenografi usûliyle, hem yazı makinesiyle yazmasını bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shorthand. steno. shorthand. stenography. stenograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shorthand. stenography. stenographer. short hand. phonography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shorthand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Stenografi usûliyle yazmasını bilen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shorthand typist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stenographer. shorthand typist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stenographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Söylenen sözleri hususî işaretlerle ve hızlı yazmaya yarayan bir yazı çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stenography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stenography. shorthand. brachygraphy. stenograph. tachygraphy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. stenografi; f. steno ile yazmak. stenograph'ic(al) s. stenografiye ait. stenographically z. steno.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. stenograf, steno ile yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. stenografi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. dar yapraklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. vücutta herhangi bir kanalın daralması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Stenografi usûliyle yazmak için yapılmış yazı makinesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. steno işareti; stenotip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To keep within limits; to restrain; to cause to stop, or cease; to stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stint; to stop; to cease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allotted portion; a stint. a slender tube inserted inside a tubular body part to provide support during and after surgical anastomosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a device implanted in a vessel used to help keep it open. a tiny, expandable coil that is placed inside a blood vessel at the site of a blockage The stent is expanded to open up the blockage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hollow wire mesh placed inside a blood vessel during a percutaneous coronary intervention Opening the stent within an artery presses the plaque against the artery wall and helps maintain an open lumen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mesh-like device that is inserted into a blood vessel to provide support, keep the vessel open and unblocked and enhance blood flow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cylindrical medical device inserted into a body duct or tube to prevent collapse, blockage or overgrowth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tube that is placed in a body organ to keep it open For example, a stent could be put into a blocked bile duct or an airway or the gullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An expandable, slotted metal tube, inserted into a vessel A stent acts as a scaffold to provide structural support for a vessel A drug-coated stent allows for the placement of that particular drug at the stent implantation site.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tubular device used to support and maintain blood flow within a blocked coronary artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small, metal or plastic device inserted by a catheter into a narrowed artery wall and then left in place, to help keep the artery open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a short, expandable tube manufactured to serve as a coiled metal scaffolding that is inserted into a narrowed artery The tube is expanded at the point of narrowing in the hope of keeping the walls apart Unfortunately, the blood within the tube oft

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tube made of metal or plastic that is inserted into a vessel or passage to keep the lumen open and prevent closure due to a stricture or external compression Stents are commonly used to keep blood vessels open in the coronary arteries, into the esophagu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device made of expandable metal mesh that is placed at the site of a narrowed artery The stent is expanded, using a catheter, and left in place to keep the artery open. a short, metal mesh tube Using balloon dilation this is expanded into a narrow arter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small stainless steel mesh tube, inserted after angioplasty that acts as a scaffold to provide support inside the coronary artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stent is sometimes used during angioplasty to hold open the dilated blood vessel after angioplasty It is effective in decreasing recurrent obstruction of the blood vessel following the procedure Ventricle -- Pumping chambers of the heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hollow plastic tube into the urinary tract prior to lithotripsy This tube is called a J-J stent One end of the stent coils up in the kidney, and the other coils up in the urinary bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A metallic scaffold placed over a delivery balloon catheter that is positioned in the narrowed site of an artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intravascular prosthesis to scaffold a vessel following transluminal balloon dilatation, for the purpose of maintaining patency. is a wire-mesh tube that is inserted after balloon angioplasty It supports, or props open, the arterial wall and stays in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An expandable, stainless steel device that provides structural support for a vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stent is crimped onto a balloon catheter and advanced into position It is then expanded to the desired size to support the vessel wall and prevent spasm The stent is left in place and the catheter is withdrawn Stents are also used in carotid and leg ves

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small, slotted, stainless steel tube which is inserted in a coronary artery The stent remains in place, keeping the artery open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device made of expandable, metal mesh that is placed at the site of a narrowing artery The stent is then expanded and left in place to keep the artery open. a slender tube inserted inside a tubular body part to provide support during and after surgical

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gür sesli adam stentorian s. çok yüksek, gür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fırtınaya tutulmuş, fırtına yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f doğrultmak, düzeltmek, tesviye etmek; doğrulmak, düzelmek. straighten out düzeltmek, doğrusunu açıklamak veya öğrenmek. straighten up düzeltmek, toplamak; dik durmak; dürüst yola dönmek, ıslah olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. daraltmak; sıkıntıya düşürmek. in straitened circumstances çok muhtaç vaziyette, büyük darlık içinde, fakir. strait jacket deli gömleği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draught. water line. load water line. loadline. wet line. plimsoll. water level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçinme; geçinecek şey, nafaka; varlık, vücut, mevcudiyet. subsistent s. var olan, mevcut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kiracının kiracısı. subtenancy i. kiracının bir diğerine kiralaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., geom. karşısında bulunarak iki ucunu birbirine raptetmek (kavis veteri); bot. taşımak (tomurcuk). subter- (önek) altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial respiration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artificial respiration. kiss of life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bakmak, nezaret etmek, yönetmek, idare etmek, kontrol etmek. superintendence i. bakma, yönetme, yönetim. superintendency i. müdürlük, yöneticilik; yönetim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yönetici, müdür, şef, idare memuru; s. yönetimsel; yöneten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaşatma, devam ettirme; gıda, yiyecek, maişet, geçim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. destek bağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. besleme, tutma, kuvvet verme; maişet, geçim, nafaka; koruyan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. besleme, tutma, kuvvet verme; para yardımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tatlılaştırmak, tadını artırmak, hoş bir hale getirmek; k.dili. daha cazip bir hale getirmek; tatlı olmak. sweetener, sweetening i. şekerli olmayan tatlılaştırıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

false name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alias.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAKSİM) (i. A. «kısm» dan mas.) (c. taksîmât). 1. Bölme, parçalara ayırma. 2. (matematik) Bölme işlemi. 3. (musiki) Saz ve söz ile irticâlî olarak solo yapmak. Taksîm-i guremâ = Bir borçlunun malının alacaklılar arasında taksimi. Taksîm-i meyâh = Akar suların ayrıldığı yer. 4. Bir binanın bölmeleri, dairelere bölünmesi: Bu evin taksîmâtı çok iyidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. partition. distribution. an instrumental improvisation. improvisation. instrumental solo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. dividing sth up. slash mark. slash. partition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تقسيم] bölme. 2.bölüm. 3.bölü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bölünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bölmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taksim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scale. divisions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisions. sections.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقسيمات] bölümlendirme, bölme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Taksilerde kullanılan ve ödenecek parayı gösteren sayaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taximeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taximeter. speedometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Talapsımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.), (dişi hayvan) Erkeğini istemek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kompakt tasarımın yanı sıra özel montaj çerçevesi, hoparlörlerin, ekstra delik açılmasına gerek olmaksızın bir çok popüler araba markasının mevcut hoparlör yerlerine doğrudan takılabilmesine olanak tanımaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kere veya bazı kere, daha sonra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i mantık) (uyd k.) Kıyas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaynarken bir kere taşmak: Bir taşım kaynamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllogism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in :.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrying. carriage. transportation. transport. shipping. conduction. conveyance. freight. haulage. portage. removal. traction. transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing. carriage. conduction. freight. haulage. portage. shipping. take. transit. transmission. transport. transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to carry. to transport from one place to another. to bear. to support. bearing. carriage. carrying. conveyance. conveying. exchange order. haulage. hauling. hotel package. tote. transmission. uninsured working expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrier. transporter. shipping agent. forwarder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transportation. carrying trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transport. transportation. transporting. carrying. shipping nakliyecilik. nakliyat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the transport business. shipping. the forwarding business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yerden bir yere götürmek, nakletmek: Yarın eşyayı yeni eve taşıyacağız. Bu kitapları nereye taşıyacaksınız? 2. Üstünde bulundurmak, yüklenmek: Üstünde para taşımaz. 3. mec. Bir yerden bir yere söz götürüp dedikodu yapmak: Söz taşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. transport. bear. wear. bear away. carry away. convey. haul. put across. relocate. remove. run. stanchion. sustain. tote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bear. carry. cart. conduct. convey. ease. ferry. haul. lug. receive. tote. transfer. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move. transport. to carry. to transport sth from one place to another. to bear. to support. cart. catch up. convey. haul. mount. pack. receive. sustain. tote. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ısı değişikliklerini ölçmeye mahsus elektrikli cihaz, tasimetre. tasimetry i. tasimetre ile ölçme .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( f. «tasmîm» den ga■at). Niyetlenmek, ölçüp biçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to plan. to estimate. to reckon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllogistic. syllogistical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkılaştırmak, gerginleştirmek; den. aganta etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبعية] uyarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cism» den masdar). Vücut verme, cisimlendirme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İri yan, boylu boslu yiğit. Eski İran kahramanı Zaloğlu Rüstem’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Eskiden İranlı kahraman ZAloğlu Rüstem’in lâkabı olup, kahraman mânâsıyla kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kumaş) Eskiyip telleri meydana çıkmak, tiftiklenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Vücut, gövde, beden, cisim. (Türkçe) 2. Et, deri: Fanilayı tenin üzerine giymeli, ten rengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complexion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One more than nine; twice five.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The number greater by one than nine; the sum of five and five; ten units of objects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A symbol representing ten units, as 10, x, or X. the cardinal number that is the sum of nine and one; the base of the decimal system being one more than nine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complexion. flesh. hue of the skin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cardinal number that is the sum of nine and one; the base of the decimal system. being one more than nine. the number used as the base for numeral representations -- 'Multiplying or dividing by a power of ten '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تن] vücut, beden. 2.dış yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. on; i. on rakamı veya sayısı, 10, X; onlu veya onluk bir şey. Ten Commandments Hazreti Musa'ya Allah tarafından verilen on emir. count in tens onar onar saymak. I'll lay you ten to one on that Bu işte bire karşı on ile bahse girerim. take ten

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undershirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(c. iltimâsât). Eşit mertebede bulunan iki kimseden birinin diğerine, başkası için ettiği talep ve rice: Hatıra, iltimasa bakmaz, doğru adamdır. Şimdi, pek resmî olmayan aracılık ve himaye mânâsındadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on. on. onlu. onluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colour. colouring. complexion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(c. sıbyln). BülOğa ermemiş erkek çocuk. Mekteb-I sıbyln = ilkokul. Mel’abe-I sıbyln = Çocuk oyuncağı (daha çok mec. kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., ten = beden, Averden = getirmek, mâlik olmak). Vücutlu, iri (insan hakkınla kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ ten = vücut, perverden = beslemek). Vücudunu iyi beslemeye düşkün olan, yiyip içmekle ve kendi keyif ve rahatıyla uğraşan, kendi rahatını her şeye tercih eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. makul; inanılabilen; elde tutulabilir; bahiste ispatı mümkün olan; savunması kolay. tenableness, tenabil'ity i. makul olma .tenably z. makulce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iskambil oyununda ayrı renkten yüksek sayılı iki kâğıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tutar, bırakmaz, vazgeçmez; unutmaz; kopmaz; kuvvetli; yapışkan, özlü; inatçı, direngen. tenaciously z. bırakmayarak, azimle. tenaciousness i . vazgeçmeme, direnme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yapışkanlık; direnme, vazgeçmeme; fiz. sağlamlık, sıkılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ameliyat sırasında atardamarı tutmak için kullanılan kancalı alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TENADD) (i. A. «nidâd» dan masdar). Dağılma, perişan olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefret» ten masdar). 1. Birbirinden ürküp kaçma, birbirinden nefret etme. 2. (edebiyat) Bir kelime, hece veya ibârenin zor veya art arda telâffuz olunup kulağa çirkin gelmesi: Tenâfür-i hurûf, tenâfür-i kelimât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تنافر] birbirinden nefret etme. 2.kulağa hoş gelmeyen sözcükleri sık sık kullanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nihâyet» ten masdar). Bitme, tükenme, son bulma, nihayete varma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنحنح] boğazını temizleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uzaklık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalenin iki tabyası arasında bulunan hendek dışındaki siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «naks» dan masdar). Azalma, eksilme: Stok mal gittikçe tenâkus ediyor, (tıp) Tenâkus-ı humma = Sıtmanın düşmesi. Tenâkus-ı dem = Kanın azalması. Tenâkus-ı kuvvet = Kuvvetten düşme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناقص] eksilme, azalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eksilmek, azalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nakz» dan masdar) (c. teâkuzât). insanın bir sözünün diğer bir sözünü çürütmesi, bir sözü diğerine uymaması: Sözlerinde tenâkuz var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. being contradictory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناقض] çelişki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناکر] antipati.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kullanım, kiracılık; kira ile tutulmuş mülk; kira suresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., huk. kullanım hakkı olan kimse, mutasarrıf, mülk sahibi; kiracı; sakin, (bir yerde) oturan kimse; f. kira ile tutmak; içinde oturmak. tenant farmer kira ile çiftlik işleten çiftçi, kiracı çiftçi. tenant right kiracının kira bedelini ödediği mü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تن آسان] canının kıymetini bilen, rahatına düşkün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nisbet» ten masdar). Birbirine karşı münasip olma, aralarında uygunluk bulunma; birbirini tutma, yakışıma. Tenasüb-i Azâ = Vücut ve yüzü meydana getiren organların birbirine uygun olması. Tenâsüb-i elfâz — Kelimelerin birbirine uygun olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tenâsübiyye). Tenâsübe ait, uygun olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesh»den masdar). 1. Ruhun bir cisimden diğerine ve bazen insandan hayvana veya hayvandan insana geçmesine inanış. 2. (paleontoloji) Bazı hayvanların kurttan kelebek hâline gelmek gibi şekil değiştirmeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmigration of the soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tenâsuhiyye) (c. tenâsuhiyyûn). Tenâsuha ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesi» den masdar). Nesil yetiştirerek üreme. Alât-ı tenâsül = Tenasül, cinsiyet organları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproduction. generation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generation. procuration. reproduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A.) (mü. tenâsüliyye). Tenâsüle ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symmetry. proportion. harmony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناصر] yardımlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تناسب] uygunluk. 2.orantı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناسخ] ruhun bedenler arası göçü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناسل] üreme, üreyiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناسلی] üreyiş ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nîmet» ten masdar) (c. tenâumât). Naz ve nimetle yaşama, nimet içinde bulunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevi» den masdar). Alıp yeme veya içme: Biraz kahvaltı tenavül etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناوب] dönüşüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay gibi beyaz, parlak tenli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nez’» den masdar). Kavga, çatışma, çekişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar). 1. Birbirine karşı bulunma, birbirine bakma. 2. (matematik), iki açı vesairenin karşı karşıya bulunması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناظر] bakışma, bıkışım, simetri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناظری] bakışık, simetrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنعم] bolluk içinde yaşama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Orkestra davulu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تنبان] don.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تنبل] tembel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’da da kullanılır). 1. Üşenen, üşengen. 2. İşte ağır davranan, ağır yürüyen: Tenbel hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fertleri tenbel olan ev, memurları iş görmez daire, tenbeller yuvası, sığınağı ve topluluğu: Orası bir tenbel-hânedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tümbelti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tenbel olmak, tenbel hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üşenme hâli, Ar. kesel. 2. Ağırlık, Ar. batâet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TENBİH) (i. A.) (c. tenbîhât). 1. Uyandırma, uykudan kaldırma. 2. Gafletten kurtarma, aklını başına getirme. 3. Şiddetle emretme veya yasaklama. 4. (tıp) Sinirleri uyandırma: Kahve, tenbih edici bir maddedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تنبيه] uyandırma. 2.uyarı, tembih.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uyandırılmak. 2.uyarılmak, tembihlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarmak, tembihlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنبيهات] uyarılar, tembihler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşte yemek pişirmeye mahsus madenî kap. Dökme tencere = Demirden yapılmışı. Toprak tencere = Güveç. Tencere haviyici = Et, sebze, baharat vesaire. Tencere kebabı = Bir çeşit et yemeği. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş = Biribirine uygun iki arkadaş veya karı koca hakkında alay yoluyla söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucepan. cooker. stewpot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kettle. saucepan. pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucepan. saucépot. stewpan or stewpot. casserole. kettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilizbalığı, zool. Tinca tinca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., gen. to veya toward ile meyilli olmak; vesile olmak; yönelmek .red tending to purple mora çalan kırmızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hazır bulunmak; den. halatın dolaşmasını önlemek için gözetlemek. tend on veya upon hizmet etmek .tend to k.dili. bakmak, dikkat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meyil, istidat, eğilim, şev; psik. yönseme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taraf tutan; şevli, meyilli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Lokomotif için gerekli su ve kömürü taşıyan ve lokomotife bitişik olan eraba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who tends; one who takes care of any person or thing; a nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vessel employed to attend other vessels, to supply them with provisions and other stores, to convey intelligence, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A car attached to a locomotive, for carrying a supply of fuel and water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To offer in payment or satisfaction of a demand, in order to save a penalty or forfeiture; as, to tender the amount of rent or debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To offer in words; to present for acceptance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer, either of money to pay a debt, or of service to be performed, in order to save a penalty or forfeiture, which would be incurred by nonpayment or nonperformance; as, the tender of rent due, or of the amount of a note, with interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any offer or proposal made for acceptance; as, a tender of a loan, of service, or of friendship; a tender of a bid for a contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thing offered; especially, money offered in payment of an obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Easily impressed, broken, bruised, or injured; not firm or hard; delicate; as, tender plants; tender flesh; tender fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sensible to impression and pain; easily pained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Physically weak; not hardly or able to endure hardship; immature; effeminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Susceptible of the softer passions, as love, compassion, kindness; compassionate; pitiful; anxious for another's good; easily excited to pity, forgiveness, or favor; sympathetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exciting kind concern; dear; precious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Careful to save inviolate, or not to injure; with of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unwilling to cause pain; gentle; mild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adapted to excite feeling or sympathy; expressive of the softer passions; pathetic; as, tender expressions; tender expostulations; a tender strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apt to give pain; causing grief or pain; delicate; as, a tender subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heeling over too easily when under sail; said of a vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Regard; care; kind concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To have a care of; to be tender toward; hence, to regard; to esteem; to value. ship that usually provides supplies to other ships a boat for communication between ship and shore car attached to a locomotive to carry fuel and water something used as an off

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tender coupled to a locomotive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To offer for delivery against futures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unconditional offer of a party to a contract to perform their part of the bargain For example, if the contract is a loan contract, a tender would be an act of the debtor where he produces the amount owing and offers to the creditor In real property law

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give notice to the clearing house of the intention to initiate delivery of the physical commodity in satisfaction of the futures contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small vessel used to transport passengers and/or crew or supplies to and from shore when ship is at anchor Most large ships carry their own tenders, which are maintained as lifeboats in case of an emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Offer to purchase securities, usually at a premium above the market price, with the objective of taking control of the target company A tender offer may arise from friendly negotiations between the company and a prospective buyer or may be unsolicited and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer which incorporates the sum of money, time and other conditions required to carry out the contract obligations in order to complete a project or a part of it consisting of specified works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act on the part of the seller of futures contracts of giving notice to the clearinghouse that he intends to deliver the physical commodity in satisfaction of the futures contract The clearinghouse, in turn, passes along the notice to the oldest buyer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small vessel used to transport passengers and/or crew or supplies to and from shore when ship is at anchor Most large passenger ships carry their own tenders, which are maintained as lifeboats in case of an emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer, especially an offer of money in settlement of a claim or debt, made in the form of an auction The classic form of tender was developed by the UK Treasury, whereby applicants would tender for an issue of Treasury bills, stating the price at which

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give notice to the clearinghouse of the intention to initiate delivery of the physical commodity in satisfaction of the futures contract Also see Retender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The term tender can be used to describe any plant that will suffer from cold temperatures --even a light frost These plants generally come from tropical or sub-tropical regions and need special care when planted out of their native zone. A formal offer to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The description of a plant that cannot withstand the frost and is likely to die if kept outdoors in cold conditions Tenderness is relative to the local climate in which the plant is grown. 1 To deliver payment or an item one is obliged to deliver;.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Offer of goods for transportation by shipper, or offer of delivery by carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A formal request for prices from a supplier where all potential suppliers receive exactly the same details on which to prepare a quotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer of money, usually in satisfaction of a claim or demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small boat used to transport people to and from shore when the ship is at anchor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer to enter into a contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer of performance If it is unjustifiably refused, it places the other party to a contract in default.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support ship , tender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. yardımcı gemi; gemiye ait olup yolcuları sahile getirip götüren kayık; lokomotife bağlı kömür ve su taşıyan vagon, tender; bakan veya hizmet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. arz ve teklif etmek, sunmak; huk. kira veya borç vermeyi teklif etmek; i., huk. borç karşılığında para teklifi; teklif olunan şey. tender one's resignation istifasını vermek. tender one's services hizmet teklif etmek. legal tender geçerli para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nazik, kolay üzülür, kolay incinir; ufak şeyden etkilenir; zayıf, olgunlaşmamış; müşfik, merhametli, şefkatli; dokunaklı, hassas; ince, narin, cılız; sevgi dolu, seven; dikkatli, incitmekten çekinir; körpe, gevrek, yumuşak. tenderly z. şefkatle . te

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.ağzı geme alışmamış (hayvan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (ço. foots, feet) Batı Amerika'nın çetin şartlarına henüz alışmamış kimse, güçlüklere alışkın olmayan kimse; başlangıç sınıfındaki erkek izci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müşfik, yufka yürekli, şefkatli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yumuşatmak (et). tenderizer i. eti yumuşatıcı bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nazik büyümüş kimse; yeni çıkmış geyik boynuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sığır veya domuz filetosu. tenderloin district cinayet ve ırza geçme gibi suçların islendiği ve polise rüşvet vererek kolaylıkla örtbas edildiği bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tendon cinsinden, kirişsi, veteri; veter dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. veter, kiriş, sinir, kasların kemiklere yapışmasını sağlayan yapılar, tendon. tendon reflex veter üzerine vurulunca kasın mukabil hareketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asma veya sarmaşık filizi, bıyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Moğ.i). - Yiğit, cesur. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, cesur erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(TEN-DÜRÜST) (i. F„ ten = beden, dürüst = doğru, düzgün). Vücudu sağlam ve düzgün, sıhhat ve Afiyette bulunan, mec. Ölçülü, düzenli: Tendürüst adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tendürüstlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تن درست] sağlıklı, sağlam yapılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تنه] gövde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nebeân» dan). (su) Yerden kaynama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Uyanma, uykudan kalkma. 2. Gafletten kurtulma, birinin hatırlatması ile aklını başına toplama («intibâh» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nebât» tan masdar) (botanik). Bitme, yerden çıkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nübüvvet» ten). Nübüvvet ve peygamberlik dâvâsına kalkışma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تنبه] uyanma. 2.uyarım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنبت] bitme, yeşerme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bitmek, yeşermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. paskalyadan evvelki haftanın son üç gününde okunan dualar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karanlık eden, karartan, kasvet veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karanlık, kara, koyu; kasvetli .tenebros'ity, tenebrousness karanlık, kasvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bozcaada.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tınab»dan). Çadır ipi. çadırın eteklerini kazıklara bağlayan iplerin herbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefret» ten masdar). 1. iğrenme, tiksinme, ikrâh etme: O adam zeytinyağlı yemeklerden teneffür eder. 2. Nefret etme, çekinme, kaçma: Bu işten teneffür ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefes» ten masdar). 1. Nefes alma, soluk, soluk alma: Burnu tıkanmış olduğundan ağzından teneffüs ediyordu. 2. Geçici olarak işini bırakıp istirahat etme, dinlenme, yorgunluk alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respiration. break. playtime. pause. recreation. slack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. interlude. respiration. rest. recess. breathing solunum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respiration. breathing. recess. breather. recreation. relaxation allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F., Ar. teneffüs = dinlenme, Fars. hâne = ev). Teneffüse mahsus salon ve yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreation room or play area (in a school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by