şir-dan ne demek? | şir-dan anlamı nedir? | şir-dan

şir-dan anlamı nedir?

şir-dan ne demek?

şir-dan anlamı nedir?

şir-dan | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sir dan

Türkçe Sözlük

(i F. şîr = süt; dân = edat. Türkçe: şirden). Geviş getiren hayvanların ikinci midesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şen, mâmur (Abâd gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبادان] bayındır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâmurluk, şenlik, bayındırlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبادانی] bayındırlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şenlik, mâmurluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ab’dan). 1. Bahçe kovası, sulamaya mahsus süzgeçli kova. 2. Sidik kesesi, mesane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدان] su kabı. 2.mesane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدندان] bön. 2.âciz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Allah’ın kulu. - (bkz.el-Basir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü’minlere nusrct ve zafer veren Allah’ın kulu. - Nasır, Allah’ın sıfatla-rındandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı, yardım eden Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical sequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Abid ve zâhide yakışır surette, Abidce: Bir Abidâne tavır ile; Abidâne ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, çokluk, bereket; servet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bol, bereketli, mebzul abundantly (z). bol bol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyum, ahenk, uzlaşma in accordance with (-e) göre, (-e) uygun olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde portenin birinci aralığına yazılan fa perdesinin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم عشيران] Türk mûsikisinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a city in southern Turkey on the Seyhan River.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a city in southern Turkey on the Seyhan River.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - Şanlı, şöhretli

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Adama işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. word-of-mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. verbal. verbally. orally. verbally şifahen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral administration verbally. by words only. by word of mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouth to mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ikşîrâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aksırmak işi, hapşırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneezing. sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Solunum kaslarının birdenbire ve şiddetle kasılmasıyle ağız ve burundan hızlı ve gürültülü bir şekilde nefes boşaltmak, hapşırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Aksırık. Aslı: Ansırmak, ansırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze. to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin aksırmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabuk aldanır, her şeye kolay inanır, kanan, aldanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iğfal, hile, oyun, aldatma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aldanmak fiili, bk aldanmak, aldanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. illusion. phantom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. delusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust. deception. illusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hile ve hud’aya kapılmak, iğfal olunmak. 2. Yanlış bir fikre kapılmak, gafil bulunmak. Doğru hüküm verememek. 3. Yalana inanmak. 4. İtimada değer olmayan birine itimat edip ona güvenmek suretiyle kanmak, mağdur olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be deceived. to be duped. to be had. to be wrong. to be mistaken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be deceived / duped. fall for sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the altogether. natural. stark naked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. unsur). Unsurlar, elemanlar, (bk.) Unsur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عناصر] unsurlar, elemanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عناصر اربعه] dört unsur ateş, hava, su, toprak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ondan, bk Ol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Musikide hareket gösteren bir terim. Yavaş, ağırca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moving moderately slow, but distinct and flowing; quicker than larghetto, and slower than allegretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement or piece in andante time. a moderately slow tempo moderately slow at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderate tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning a walking pace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In moderately slow time, flowing easily and gracefully Slower than moderato, faster than lento.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately slow. a moderately slow tempo. at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'. moderately slow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). andante.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. musiki). Andanteden, daha yürükçe, daha canlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andantino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rather quicker than andante; between that allegretto. moderately fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slightly faster than andante. Slightly faster than andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Diminutive of andante, usually indicating not quite as slow as andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). andantino.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Anıtkabir, Atatürk’ün “Buradan Ankara ne güzel görünüyor” dediği Rasattepe’de 9 Eylül 1944 yılında atılan temel çalışmalarıyla başlamıştı. İnşaat çalışmaları sırasında yapılan kazılarda buranın Frigyalılar’a ait eski bir mezar alanı olduğu bulunan mezarlardan anlaşılmıştı. Ata’nın bu kabire nakli ölümünden ancak 15 sene sonra gerçekleşti.

Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint stock company. corporation. incorporated society. joint-stock company. joint stock / stock company. joint-stock corporation. incorporated business. corporate trust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Joint Stock Corporation)

Bir ünvana sahip, en az 5 ortakça, ana sözleşmesinde yazılı konularda faaliyette bulunmak üzere kurulmuş olan ve esas sermayesi muayyen (belli) paylara bölünmüş olan sermaye şirketleridir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Ansırmayı mucip olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı: Aksırık). Burundan gelen, öksürüğe müşabih bir hal, atse. (bk.) Aksırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Ansırır) («an» dan. Galatı: Aksırmak). Beyinden gelir gibi görünen, öksürüğe benzer bir şeyi burundan çıkarmak. Atse vurmak, (bk.) Aksırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ansırmayı mucib olmak, atseyi celbetmek, aksırtmak: Bu enfiye ansırtmıyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). asılı, takılı, muallakta ; ait olan, müteallik, mülhak, bağlı, merbut; (i). eklenen veya ilave edilen kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasionally. sometimes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now and then. now and again. ever and anon. from time to time. occasionally. once in a while. sometimes. in spots. at times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., zool örümcek ve akrep cinsinden hayvan; (s). bu hayvanlara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

every so often.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasionally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Zaman zaman, seyrek olarak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Arsal).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the dodge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Arkadan aydınlatmalı bir ekranda, sıvı kristal veya farklı türde bir elektronik ekranın arka kısmında bir ışık kaynağı (genellikle LED) bulunur. Sony WALKMAN® serimizde kullanılan bu ekran, özellikle parlak günışığında ekranın daha kolay okunmasını sağlar. Arkadan aydınlatmalı ekran teknolojisi sayesinde, dışarıda ve hareket halindeyken de ekran yazılarını kolayca okuyabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

after. after. behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

after.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüküm, nüfuz, itibar, üstünlük, faiklyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hüküm, nüfuz, itibar; s yükselen; üstün, faik, hâkim; ufukta görünmeye başlayan. be in the ascendant galip olmak, nufuz sahibi olmaya başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. Zaman, devir, ahd, hengâm: O asırda, asrımızda. Kanunî Sultan Süleyman HAn asrı, Asâr-ı sâlife. (Asrın müddeti muayyen olmayıp bir tarihin her yüz senesine asır denilmesi galattır). 2. ikindi vakti, ikindi namazı: Salat-ı asr. Kabl-el-asr = İkindiden evvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ısret» ten smüş.) (mü. asîre). Zor, güç, müşkül, Fars. düşvâr, ağır. Bu, bir emr-i asîrdir = Zor bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.) (mü. Aşire). Onuncu: Bâb-ı Aşir = Onuncu bâb; def’a-i Aşire = Onuncu kere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir şeyin on parçada biri, aşer. 2. Kur’an-ı Kerîm’in on cüz’e bölünmesiyle bu cüz’lerin her biri: Aşîr okumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

century. age. centenary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. century. century yüzyıl. period. time çağ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

century. age. time. period. era. reign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصير] özsuyu, usare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاشر] onuncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عشير] onda bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ondabir, onuncu. 2.Samimi dost ve arkadaş. 3.Koca. 4.Aşar toplayan. 5.Kur’an-ı Kerim’den 10 ayetlik bir bölümü okuma. Aşir Efendi (Mustafa). Osmanlı Şeyhülislamı (1728-1804).’Bursa, Mekke ve İstanbul kadılıklarında bulundu. 1758-1800’de Şeyhülislamlık görevini ifa etli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصر بعد عصر] asırlarca, yüzyıllarca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırma mânâsında kullanılan uydurma bir kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. pinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde orta sekizlideki (mi) perdesi. «Hüseynî-aşîrân» da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Onuncu olarak, onuncu derecede: Aşiren (onuncu olarak) şunu yapmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاشرا] onuncusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. a şâir) (A. terkiplerde «aşîre» suretinde bulunur). Bir asıldan doğup birlikte yaşıyan ve birlikte konup göçen göçebe halk, oymak, kabile: Arap, Kürt, Türkmen aşiretleri; aşiret arasında yaşamak; aşiretle gezmek; aşiret şeyhi, beyi, ağası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. clan. tribal. nomadic. horde. native tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), («aşmak» dan. Eskiden aşrı ve aşuru da yazılırdı). 1. Hadden fazla, pek ziyade olan: Aşırı derecede cesur. 2. Bir şey;n ötesinde bulunan, öte tarafta olan: Denizaşırı yer. 3. Birini atlayıp diğerini kullanmakla vâki olan, birer fasıla ile vuku bulan. Günaşırı = Bir gün olup, bir gün olmayan. Ev aşırı = Bir eve ait olup birine olmıyan. 4. Pek, çok, ziyade, hadden fazla: Aşırı hiddetlendi. 5. Fâsıla ile, fasılalı olarak: Günaşırı geliyor. Bir şeyin ötesinde: Denizaşırı oturuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extreme. excessive. ultra. super. acute. breakneck. camp. crusted. deep. desperate. devilish. disproportionate. exaggerated. exceeding. exorbitant. exquisite. extortionate. extravagant. fancy. ferocious. fond. fucking. fulsome. heavy. like hell. hell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomical. awfully. excess. excessive. exorbitant. extortionate. extravagant. extreme. extremely. fierce. immoderate. inordinate. mortal. overdone. overmuch. redundant. steep. surplus. too. undue. unduly. unrestrained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beyond. over. devilish. exaggerated. in excess. to excess. excessive. exorbitant. fanatic. fulsome. heavy. immoderate. inordinate. like anything. overflowing. overmuch. over the top. rabid. red hot. sore. steep. too too. ultimate. ultra. undue. ungodly. u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir. Aşağıdaki reçeteler aybaşı kanaması olduğu günler kullanılmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, limon

Hazırlanışı : 2 Adet limon uzunlamasına kesilir. Suyu sıkılır üzerine üç kahve kaşığı süzme bal ilave edilir, içilir. Günde üç kere uygulanabilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extremism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealotry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exorbitance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excess. extravagance. excessiveness. extremism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. excess. exorbitance. intemperance. surfeit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirilmek: Taş duvarın üstünden aşırılmak. 2. Atlanmak, savulmak. 3. Uzaklaştırılmak. 4. Çalınmak, sirkat edilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a century old. centenary yüzyıllık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşırmak fiili. 2. Diğer bir şeyin üstünden atılan veya bağlanan şey. Çalınmış, sirkat edilmiş, Ar. mesruk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passing over. larceny. theft. picking. pilfering. pinch. plagiarism. rip off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinching. purloining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» tan). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirmek. 2. Atlamak, geçirmek, savmak: Bu kazayı da aşırdık. 3. Uzaklaştırmak, defetmek. 4. Kapıp götürmek. 5. Çalmak, sirkat etmek. 6, Haddi tecavüz etmek, çok ileri gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filch. sneak. steal. to pass over. to pinch. to swipe. to pilfer. to filch. to bag. to nick. to crib. to run away with. to rip sth off. plagiarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over / beyond. to overshoot. to steal. to purloin. crib. filch. finger. hook. lift. pick. pick and steal. pilfer. pinch. prig. rip off. scrounge. snitch. swipe. thieve. waltz off with. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşırtmak fiili. 2. Eğer bandı, kolan. 3. Yaşmağın üst katı. 4. Çalınmış, Ar. mesruk. 5. Üstten atılan: Aşırtma yaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» dan). 1. Bir şeyi bir irtifaın üstünden geçirmek, öteye atlatmak. 2. Geçmek, savmak, tehlikeyi atlamak. 3. Defettirmek, başkası vasıtasiyle ortadan kaldırtmak. 4. Çaldırmak, sirkat ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتشدان] mangal. 2.ocak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, gitme; refakat; hazır bulunanlar, maiyet. dance in attendance on üzerine titremek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hizmetçi, hizmetkar; refakat eden kimse, eşlik eden kimse; beraberinde olan şey; bir kimsenin maiyetinde çalışan memur; netice, akıbet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Osmanlı sarayında bir hademe sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sanatkâr Alât ve edevâtı, marangoz vesaire takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kit. set of tools. equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engine. equipage. gadget. gearing. kit. set of tools. implements. utensils. hand tools. set. gear. gear and tackle. requisite. facilities. apparatus. instrument. appliance. equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşağı tabakanın beğeneceği surette, aydınların hoşuna gitmiyecek kadar kaba ve Adî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay’a dahil olan. Ay gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

month by month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay’ın ışığı, aydan yayılan ışık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayna mahfazası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sevimli ay, ay gibi sevimli. Şirin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badana, duvarlara vurulan kireç veya aşı boya şerbeti: Badana etmek, çekmek = Duvarları bu şerbetle beyazlatmak veya boyamak. 1. Aşırı derecede sürülen düzgün. 2. Sathî tamir, bir şeyin kusur ve eksiklerini zâhirde görünmeyecek surette yalandan süsleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash. lime-wash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewash. lick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badanacı, duvarları badana eden sanatkâr, bu sanatla geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewasher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Duvarları badana etmek sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalamak, duvarlara kireç veya aşı boya şerbeti çekmek, badana vurmak: Badanacı evleri badanalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorate. whitewash. to whitewash. to decorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whitewash. to whiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Badanalatmak, badana ettirmek: evi hangi badanacıya badanalattınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Badanalı. Badana sürülmüş, kireç veya aşı boya şerbetiyie boyanmış: Badanalı duvarlar sıhhate elverişlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitewashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account of. with regard to. in point of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in point of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Balık kılçığı şeklinde, yol yol iç içe geçmiş açılar biçimindeki çizgilerden meydana gelen kumaş deseni. 2. Ortası yüksek olup iki tarafa doğru hafifçe alçalan: Balıksırtı yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herringbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herrignbone. diagonal. round-up. crossfall. herringbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaprakların üzerinde hasıl olan bir nevi kudrethelvesı kl, dalların hususî bir hastalığıdan ileri gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of silk or cotton handkerchief, having a uniformly dyed ground, usually of red or blue, with white or yellow figures of a circular, lozenge, or other simple form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of calico printing, in which white or bright spots are produced upon cloth previously dyed of a uniform red or dark color, by discharging portions of the color by chemical means, while the rest of the cloth is under pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or Bandanna A pocket-handkerchief It is an Indian word, properly applied to silk goods, but now restricted to cotton handkerchiefs having a dark ground of Turkey red or blue, with little white or yellow spots. or Bandanna A pocket-handkerchief It is an In

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla kırmızı veya mavi zemin üzerine beyaz benek veya desenleri olan büyük mendil; herhangi bir büyük mendil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account passbook. bank book. pass book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A). Soğukça, soğukçasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard. dispose. ditch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to throw overboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan smüş.) 1. Gören, görücü, Fars. bînâ 2. Görüp anla yan, kalb gözü ile gören, basiret sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü bâsıra). Gören, görücü. Kuvve-i bâsıra = Görmek hassası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Göz. 2.Görme. 3.Allah’ın sıfatlarından, herşeyi gören (“Abd” takısı almadan kullanılmaz).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjdeci. 2.Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz.Beşir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Görmek kuvveti, görme hassası. Kuvve-i bâsıra = Görme kudreti. 2. Göz, Ar. ayn, Fars. çeşm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Kalb gözü ile görme, görüp aslına, hakikatine varma: Basiretle bakmak. Basireti bağlanmak = Gafil davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception. foresight. clairvoyance. discreetness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethought. foresight. insight. discernment. prudence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. insight. foresight. forethought. precaution. prevision. providence. prudence. sagacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بصيرت] görüş, ileriyi görme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2.Ön görüş, seziş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Basiretli, evvelden gören, seziş sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F). Sezişe, evvelden görüşe yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalb gözü ile gören, her şeyin asıl ve hakikatini anlayıp tedbirli davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethoughtful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prudent. circumspect. cautious. politic. provident. prudential. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Kalb gözü kapalı, hakikat gözüyle göremez, gafil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprudent. improvident. short sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kalb gözü ile göremeyiş, gaflet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağırlık basmakla muztârip olmak, kâbûsa tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Etekleri taşla bastırılmış alçak çadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i T. Fr). Başkomutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supreme commander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supreme command.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar fraction. common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şımarık, gururlu, kendini beğenmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed =. kötü, sîret = ahlâk). Kötü ahlâklı, ahlâksız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدسيرت] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسرشت] kötü yaratılışlı, mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buhurdan. Tütsü yakmaya mahsus kap. («dan» Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır), (bk.) Buhurdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buzhâne; karlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) «beşâret» den smüş.). İyi bir haber getiren, müjde yetiştiren, müjdeci. Beşir-i nezir = Peygamberimiz. (Güzel ve güler yüzlü mânâlarıyla dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشير] müjdeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjde getiren müjdeci. 2.Güleryüzlü güleç adam. Kur’ani bir kavramdır. İnsanlara Allah’ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur’an için kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Müjde getiren, müjdeci. 2.Güleryüzlü, güleç hanım

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back of a knife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Orta parmakla serçe parmağı arasındaki parmak, adsız parmak, yüzük parmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az sonra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soon. shortly after. ere long. presently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presently. soon. in a little while. a little later.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a while. a little later. presently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from the front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Budakları kesilmek: Bu bağ daha budanmamıştır. mec. Bir işe itina ile sarılmak, ehemmiyetle girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Budayıcının kestiği ağaç ve bağ budakları, kesilmiş budakların tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BOĞDAN (hi. coğrafya). Romanya’yı teşkil eden ve Osmanlılar’ın Memleketeyn dedikleri iki ülkeden biri ki, asıl ismi Moldavya’dır. Diğeri Eflâk’tır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tütsü yakmaya mahsus kap («dân». Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan Türkçe «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incense-burner. incensory. thurible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censer. thurible buhurluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thurible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بخوردان] tütsülük, tütsü kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beled). Beledler, beldeler, (bk.) Beled.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu zamirinin ablatifi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from this. by this. therefrom. hence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from this. about this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

again. further. furthermore. moreover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furthermore. moreover. thereto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henceforth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henceforth. as from now. as of now. from now on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accordingly. hence. whereupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consequently. hereby. thence. therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-A.) dan+m] bundan başka, bunun yanısıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from here. from this place. from hence. hence. herefrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

away. hence. from here.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Aşîrân «mi» perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدان] beldeler, diyarlar, ülkeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bedava olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ince kumaşlı uzun bir çeşit şalvar. 2. Kuşların ayağındaki tüy.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çakşır denilen şalvarı giyen. 2. Ayağı tüylü güvercin vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealthily. on the sly. on the quiet. surreptitiously. secretly gizlice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çapraz düğmeli ve harçlı bir cins kısa yelek ki, potur gibi eski kıyafetle giyilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. câme-şûy’dan). Elbise altına giyilen gömlek, don vs.: Çamaşır yıkamak, temiz, kirli çamaşır, çamaşır teknesi, leğeni, kazanı, sepeti. Çamaşır ağası, ustası = Vaktiyle büyük dairelerde çamaşıra nezaret eden hizmetçi. Çamaşır makinesi = Çamaşır yıkamada kullanılan elektrikli makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washing. linen. clothes. laundry. washing. washings. linen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. washing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linen. wash. washing. underwear. laundry. underclothing. garment. clothes. drier dryer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothesline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes line. wash line. drying line. drying rope. washing line. hang-clothes line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washing machine. washer. yellow goods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes peg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

household soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleaching liquid. wash. chlorine water. wash-water. bleacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamayı meslek edinen kimse: Çamaşırcı kadın = Dükkânda ve evlerde ücretle çamaşır yıkayan kadın veya büyük bir konakta yalnız çamaşır yıkamaya mahsus hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washerman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkama sanat ve meşguliyeti: Çamaşırcılık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamaya mahsus yer: Bu evin çamaşırhanesi yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. launderette. coin-op.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

launderette. laundry. wash. washhouse. laundrette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Esvab ve çamaşır koymaya mahsus sandık veya çanta. 2. Vatak koymaya mahsus büyük hurç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جامه دان] gardrop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincere. cordial. heart-to-heart. open-hearted. open-armed. willing. bluff. candid. companionable. deep-felt. heart-whole. heartfelt. hearty. personable. single-eyed. single-hearted. single-minded. whole-hearted. sincerely. cordially. with open arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cordial. forthcoming. forthright. kind. sincere. warm. chummy. cordially. sincerely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. wholedheartedly. sincere. cordial. chummy. close. convivial. good- humored. heartfelt. hearty. intimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Samimi, içten, kalbi. 2.Yakınlık belirten davranış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tepe ile alın arasındaki yer, bıngıldak. 2. Beyin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İçten, samimi, dost kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesâret» den). Cesâret eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ebedî. (bk.) CAvidânî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جاودان] kalıcı, sonsuz, ebedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) CAvidânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalıcı, geçici olmayan. Ar. dâimî, bâkî sermedî, ebedî: Hayât-ı câvid, câvidâne. Câvidânî = Geçici olmayan, ebedî hayat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden bir bitki ve bunun reçinesi (opoponax chirorium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çay demlendirmekte kullanılan küçük ibrik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çaydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kettle. tea kettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kettle. teapot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teapot. kettle. teakettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Atalardan gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Atacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). O kadar, o derecede, o mertebede: Çendân makbul değildir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چندان] o kadar, onca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarak ve kaşık gibi şeyler yapılmasına yarayan ve yaz kış yaprağını dökmeyen kısa bir ağaç. Çimşir ağacından yapılma: Çimşir kaşık. Kel başa şimşir »arak = Müstahak olmayan şahıs üzerindeki süs hakkında söylenen atasözüdür. (bk.) Şimşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Çimşir ağaçlarıyle örtülü yer, çimşir ormanlığı. 2. Çimşir ağaçlarıyle süslenmiş bahçe.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Po nehrinin güneyinde bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Civânmerd’ln c. civânmerdler, cömertler, eli açık olanlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ortak savunucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan, amir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, ahenk, uyum, uyuşma; bir kitaptaki bütün kelimelerin metindeki yerini gösteren dizin. concordant (s). uygun, mutabık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sırdaş, dert ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: cüz’-dân). Para, evrak koymaya mahsus kitap kabı şeklinde veya küçük çantaya benzer çeşitli şekillerde mahfaza ki, büyüklüğüne göre cepte veya elde taşınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet. purse. billfold. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallet. letter case. pocketbook. portfolio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جزئدان] para çantası. 2.evrak çantası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin tadını tattırıp alıştırmak, iptilâ ettirmek: Siz çocukları oyuna dadandırdınız, şimdi derse çalışmıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to get a taste for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin tadını alıp alışmak, lezzetini alıp iptilâ hâline getirmek: Siz eğlenceye çok dadandınız. Dadanmak kudurmaktan beterdir. İyi terbiye görmeyen çocuk kötü şeylere dadanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get a taste. to visit frequently (a place where one hopes to gain sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Anlaşılması güç olan şeyleri bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

—DAN (e. F.). Arapça ve Farsça isimlere eklenip zarf hâline getirir: Nemek-dln = Tuz kutusu, tuzluk. Cüz-dln = Cüz ve kâğıt koymaya mahsus kese. Fâhiş galat olarak Türkçe kelimelere de eklenip, çok defa aynı mânâda olan «lık» Türkçe edetı da eklenir: Iğnedanlık, çaydanlık, buhurdanlık gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (DAnisten fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline girer). Bilen, bilir. Suhan-dln = Söz bilir. Nüktedin = Nükte bilir. Ni-din = Bilmez, câhil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A title of honor equivalent to master, or sir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small truck or sledge used in coal mines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from. than.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black belt rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Black belt rank. indicated a degree of black belt. aikido grade holder, black belt rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grades from first degree black belt forward that denote degrees of proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in the Japanese martial arts for anyone who has achieved the rank of at least first-degree black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Degree, grade level designation referring to black belt rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term used in the Japanese, Okinawan and Korean martial arts for anyone who has achieved the rank of at least first-degree black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grade, rank As from first black belt degree First introduced by Jigoro Kano, Founder of modern JUDO.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Black belt rank, from shodan through judan White belt ranks are called kyu ranks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Black belt rank There are ten stations of Dan, as follows:Shodan - 1st dan Nidan - 2nd dan Sandan - 3rd dan Yondan - 4th dan Godan - 5th dan Rokudan - 6th dan Nanadan - 7th dan Hachidan - 8th dan Kudan - 9th dan Judan -10th dan. Black belt rank Example: S

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rank or degree of a black belt Ranks lower than the black belt are called Kyu-degrees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the lotmen working for Roth Edmonds in Go Down, Moses. black belt rank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Data Analysis CSCI. rank of black belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A son of Jacob, and one of the twelve tribes of Israel See Chapter 9.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Master level Higher numbers are better See Figure 4.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ninth son of Jacob, a tribe of Israel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دان] bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دان] kap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dingdong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Silâh sesleri250 ni ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(mü. muztaribe). Sıkıntı ve ıstırap içinde bulunan, rahatsız, çırpınıp duran: Ağrıdarn pek mustariptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(mü. makbûze). Alınmış, alınan: Şu kadar lira makbuzum olmuştur, (i. A. c. makbûzât). Alınan veya alınmış para: Makbûzât defteri. Makbuz ilm’ihaberi, senedi = Alınan para vesairenin alındığını gösteren kâğıt veya senet (bu mânâda de galat olarak bugün dilimizde sadece «makbuz» şeklinde kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnek yavrusu: Danasıyle beraber bir inek aldım. Dana eti, erkek, dişi dana (pek küçüğüne buzağı, danadan büyüğüne, erkek olursa tosun, dişi olursa düğe derler). Danabaş = Kalın kafalı. Danaburnu = Toprağın altında sebze vesair ekinlerin köklerini kesen irice başlı bir böcek. Anasıyla, danasıyle = Hepsi birden, bir ev halkının hepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilen, bilici, Alim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calf. steer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weaned calf. veal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Celtic goddess who was the mother of the Tuatha De Danann; identified with the Welsh Don.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The practice of generosity or charity: one of the Paramitas as well as one of the All-Embracing Virtues, where it means, in the latter, giving others what they want just to lead them towards the truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

MIDI.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانا] bilgili, iyi bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Bilen, bilici, bilgin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlüyle anlayan, gönlü aydınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dânâ’nın c. bilenler, bilgililer, Arif insanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yılanyastığıgillerden bir bitki (arum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitkilere, köklerini keserek zarar veren bir böcek (curtilla). 2. Arslanağzı denilen çiçeğe de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salepgillerden bir bitki (epipactis).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dans etmek, dans ettirmek, oynamak, oynatmak, sıçramak, sıçratmak. dance in attendance birinin etrafında dört dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dans, raks, oyun; balo; dans müziği. St. Vitus's dance (tıb). insan vücudunda bazı yerlerin istek dışında ve düzensiz olarak sıçraması, kore.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dans eden kimse, dansör, dansöz. ballet dancer balerin; dansör. belly dancer oriyantal dansöz; rakkase.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dancing

dans salonu

Dans etmek için gidilen, halka açık yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kara hindiba çiçeği, (bot). Taraxacum officinale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili öfke, hiddet. get one's dander up kızmak, öfkelenmek; kızdırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. lousy. phoney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çocukları sıçratırken ve bazen şımartmak İçin kullanılır: Dandini bebek, hoppala! Hoppa. Dandini bebek = Hoppa adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hoplatmak, (çocuğu) diz üstüne oturtup oynatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başta olan kepek, konak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (k).dili âlâ mükemmel, iyi; (i). mükemmel kimse veya şey; züppe kimse, (colloq). çıtkırıldım kimse, hanım evladı; (den). bocurum dirsekli şalupa. dandy roller kâğıt filigran silindiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native, or a naturalized inhabitant, of Denmark. a native or inhabitant of Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a native or inhabitant of Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانه] tohum. 2.yem. 3.tane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Danimarkalı. Great Dane Danua cinsi kopek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâne = tane, çîden = toplamak). Tane toplayan, döküntü hâlinde dağınık ufak tefek şeylerden faydalanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tâne döken, tohum serpen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dirhemin altıda biri olmak üzere eski bir tartıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilen, malûmatlı, vâkıf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داننده] bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca). Beş, altı gün süren, başta ve oynaklarda ağrılar yapan, vücutta kızıl lekeler gösteren bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imp. of Ding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانگ] altıdabirlik dirhem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba ve terbiyesiz, iri bedenli ve kaba davranışlı, sade vücut beslemiş akılsız ve terbiyesiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bone-headed. half-witted. crass. bonehead. bumpkin. boob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhead. twat. stupid. birdbrained. blockheaded. dummy. cretin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. fool. idiot. air head. blockhead. crass. fart. fathead. fucker. jay. know nothing. known nothing. lug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tehlike, muhatara in danger tehlikede. out of danger tehlikeyi atlatmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tehlikeli, muhataralı. dangerously (z). tehlikeli bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sarkmak, asılmak, asılı durup sallanmak; sarkıtmak, asıp sallamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (F. dânek’den). (bk.) DAnek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denmark. danish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Kopenhag.

Nüfus: 5.188.000.

Yüzölçümü: 43.080 km2.

Komşuları: Güneyde Almanya, Kuzeybatıda Norveç, Kuzeydoğuda İsveç.

Önemli Şehirleri: Kopenhag.

Din: %91 Evangelist Lutherci.

Dil: Danimarkaca, Faroese.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi (meşruti monarşi).

Tarih: Bishop Absaion, kökeni antik çağlara kadar uzanan Kopenhag kentinin asıl kurucusu olarak kabul edilmektedir. Dones Vikinglerin Ortaçağdaki önemli merkezlerinden birisiydi. Danimarka krallığı 17.yy’a dek, yani güney İsveçteki topraklarını kaybedene kadar çok önemli bir Kuzey Avrupa gücüydü. Norveç 1815’te Scheswig Holstein ise 1864’te ayrıldı. Kuzey Schleswig 1920’de tekrar katıldı. Seçmenler 1992’de reddettikleri AT ile birleşme üzerine yapılan Maastricht Antlaşması’nı Mayıs 1993’te onayladılar.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Danimarka ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane. danish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilgi, ilim, malûmat, irfan. Encümen-i dâniş = Akademi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانش] bilgi. 2.bilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri. Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. - Danişmend: Sultan Melikşah’ın alimlerinden emir Danişmend’in kurmuş olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DANİŞGEH) (i. F). Bilgi yeri, mektep; üniversite.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üniversite.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Daniş-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dâniştrıend). Dânişmentler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şahâdetnâme, diploma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dânişver). Bilginler, Alimler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانش آموز] öğrenci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانشگاه] üniversite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Danimarka'ya ait; Danimarka dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müzakere, müşavere, görüşme. 2. Mukavele, muvafakat, anlaşma. Danışık döğüşü = Gösteriş ve aldatmak kasdiyle önceden anlaşarak çıkarılan anlaşmazlık. Ar. muvâzaa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Danışık ile yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prearranged. sham.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sham. put-up job. thrown game. rigged game. collusion. frame- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). 1.En iyi: Elinden bu işin daniskası gelir. 2.Katmerli. 3.Daniska Bir şehir adıdır Almanca danzig kentinin adından Türkçe’ye halk ağzında daniska olarak geçmiştir. Eskiden Almanya’dan danzig yoluyla gelen alışveriş nesnelerinin üzerinde danzig markası vurulurdu. Oldukça iyi ve sağlam olan bu mallar, halk arasında beğenilir, tutulurdu. Bir şeyin en iyisi, en ileri noktası anlamında bu söz kullanılır. Aslında daniska kötü gibi algılansa da anlamı kalteli ve iyi anlamına gelir.Saçma bir söz kullanıldığında en üst düzeyde saçmalama anlamında Saçmalığın Daniskası sözü kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the best. the finest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the finest. the best.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Danışmak işi. Danışma bürosu = Bazı kuruluşlarda, kuruluşların işlerine ait sorulacak soruları cevaplandırmak üzere açılmış bulunan büro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory. consultative. consultation. counsel. inquiry. advice. deliberation. information. information desk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory. consultative. consultation. counsel. inquiry. advice. deliberation. information. information desk. reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information desk. counselling. consulting. information (desk. consultation. counsel. counsel l ing. information. advisory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information bureau / office / centre / center. information bureau / office. press bureau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir iş hakkındaki niyeti birine söyleyip onun da fikir ve reyini sormak, istişare etmek, görüşmek: Karar vermeden önce size danışmaya geldim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consult. take one's advice. advise with. confer. debate. deliberate. turn to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consult. refer. to consult. to confer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consult with. to confer with. to ask sb's advice on a matter. advise. ask for advice. confer. consult. hold consultation. refer. take counsel. take information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Müşavir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulting. adviser. advisor. consultant. counselor. counsellor. guidance conselor. counsel. guide. mentor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. consultant. counsellor. counselor. advisor. mentor. supervisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. advisor. counsel. counsel or. advisor adviser. student advisor adviser. consultant. counsel l or. mentor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counseling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultancy. counselling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) (c. dânişmendân). 1. İlim ve irfan sahibi, bilgin, Alim. 2. Osmanlı devrinde müderrislerin asistanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانشمند] bilgin, alim. 2.stajiyer kadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Devlet şûrası, şûrây-ı devlet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دانشور] bilgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. “Tanrı benim yargıcımdır” anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz.Nuh ile Hz.İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi kelime). «Kafasına dank etmek veya demek» deyiminde geçer. Çoktan beri anlayamadığı bir şeyi, daha çok bir hadisenin tesiriyle birdenbire kavrayıvermek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yaş, nemli, rutubetli, Islak, küf kokulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Musiki eşliğinde yapılan oyun, raks.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orchestic. dance. dancing. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dance. foot. foot it. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dancer. dancer. hopper. hoofer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). dansöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. densimètre

fiz. yoğunlukölçer

Sıvıların özgül ağırlığını ölçen araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dans etmeyi meslek edinen erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dans etmeyi meslek edinen kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

danseuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

female dancer. belly-dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). iplikle örülen yahut bazı kumaşların kenarına işlenen türlü biçimde ince örgü, tentene. Dantel ağacı: Dulaptalgillerden, Antiller’de yetişen bir ağaç (lagetta).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. ruche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. lacework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. lacework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Tuna nehri. Danu'bian (s). Tuna nehri havzasında bulunan yeni taş devri kalıntılarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yer

Danzig 12.yüzyıldan beri Polonya ile Almanya arasında ihtilafa konu olmuştur, iki ülke de şehri kendi toprakları altına almak ister. Almanya Birinci Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde ve özgür Polonya deklare edildiğinde, Versay Antlaşması’yla Danzig, nüfusunun %95’i Alman asıllı olmasına rağmen, “özgür şehir” olarak ilan edildi ve yetkisi Milletler Cemiyeti’ne verildi. Böylece Polonya’nın erişebileceği ve kullanacabileceği bir liman olacaktı. 1933’de, seçimler sonrası şehir parlementosunun büyük bir kısmı Nazilerden oluşuyordu. 1939’da, Polonya’nın Almanlar tarafından işgali ile, Danzig yeniden Almanya’ya katıldı. İkinci Dünya Savaşının sonunda ise, Gdansk adını alarak Polonya’ya bağlı bir şehir oldu. Şehirde bulunan Almanlar ise gitmeye zorlandılar. 1980’lerde şehir Solidarnosc hareketinin yuvası oldu. 1990’da ise şehirin Polonya’ya bağlı olduğu, resmen Almanlar tarafından kabul edildi. Danzig, tarihteki olayda yer almış önemli bir Avrupa şehridir. Aynı zamanda birçok büyük düşünürün de zaman zaman evi olmuştur.

Yer by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çanakkale Boğazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). müddeialeyh, davalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başkalaşan, tebeddül ve tegayyür eden, sabit olmayan: Çabuk değişir bir renktir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. décadence

çöküş

Devletlerin veya uygarlıkların son bulması, mahvolması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mad cow disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Cehennem. 2. Ateş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Diş, Ar. sin. 2. Arap alfabesinde b, t, s, n gibi harflerin dişe benzer olan çıkıntısı: Y den evvel iki dendanlı sin kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دندان] diş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Diş tanesi. 2. Çark vesaire dişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دندان مزد] diş kirası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Denizlerin ötesinde, ötesine: Deniz aşırı seyahat, deniz aşırı ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzü göz göz oymalı, taşı andıran bir çeşit polip birikintisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balinagiîlerden, 8 9 metre boyunda denizde yaşayan bir memeli hayvan (mondon monoceros). Deniz gergedanlarının erkeğinin burnunda uzun bir diş bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Selenterelerin bir altsınıfı (Fr. acaliphes).

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İttihat ve Terakki’nin son sadrazamı Talat bey, trenle Ankara’ya giderken Tuzla’yı geçtikten bir müddet sonra suikaste uğramıştı. Kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne çıkan bir denzialtından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey olmamasına rağmen trenin yola devam edecek hali kalmamıştı. Denizaltının ve suikastın kimler tarafından yapıldığı tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştı.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas. beyond sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dert çekenler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). torun; (s). neslinden olan , ahfadlndan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arzu edilen, istek uyandıran, çekici, cazip. desirabil ity (i). cazibe, arzu edilir olma, hoşa gitme. desirably (z). arzu edilir şekilde, cazip olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). arzu etmek, istemek, özlemek; rica etmek, talep etmek, arzulamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arzu, istek, emel, iştiyak, rağbet, eğilim, meyil; rica, dilek, temenni; hırs, heves, şehvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istekli, arzu eden, talip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devşirme işi, Toplama. Ar. cem’. 2. Bir kerede toplanan miktar: Bir devşirim üzüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplama, Ar. cem’. 2. Katlama, sarma. 3. Öteden beriden toplanmış düzensiz asker: Devşirme askeri (bu dördüncü mânâ ile sıfat gibi c(,e kullanıIıp «devşirme asker» denir. Yeniçerilik zamanında ise, farklı mânâsı vardı. Belirli kanunlara göre yeniçeri olmak üzere acemioğlanı yazılan gençlere devşirme denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplamak, cem’etmek: Eteklerini devşirdi. Çamaşırı ipten devşirmeli. 2. Katlamak, sarmak: Şu halıyı devşirin. Elbiseyi devşirip sandığa koydu. 3. Yemiş ve mahsul toplamak: Üzümü devşirmeli. Devşirilecek meyve var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. plying. picking. plucking. reaping. cropping. harvest. harvesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather. to collect. to pick. to fold. to roll up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to collect. to gather. to pick. to fold. to roll up. to recruit. pick up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplatmak, cem’ettirmek: Etekleri, serilmiş çamaşırları devşirtmeli. 2. Katlatmak, sardırmak: Kumaşları, bezi devşirttiniz mi? 3. Meyve ve mahsul toplatmak: Artık üzümü devşirtmeli.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunmak için tasarlanan bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimi (diğer modellerde bulunan geleneksel tek amplifikatör yerine) kullanan iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.).Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözü, gönlü tok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exogamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aralarında uyuşmazlık bulunan, karşı, muhalif, ahenksiz; (müz). uyumsuz, düzensiz. discordantly (z). ahenksizce, muhalif olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first-hand. immediate. face-to-face. first hand. first-hand. sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunması için oluşturulmuş bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimini çalıştıran iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaset hızında kısa süreli hız değişikliklerini önlemek için kaset sürücünün döner mekanizması, kayışlar yerine doğrudan motorlarla döndürülmektedir. Bu sayede daha güvenilir, doğru kaset hareketi ve en iyi ses kalitesi elde edilir.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F). İnci tanesi. mec. Pek güzel ve sevgili çocuk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İnci tanesi. 2.Sevgili, kıymetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceaseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. away. consistently. on. steadily. steady. together. all the time. on and on. continuously. continually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. continually. ceaselesly. without cease. right off the reel. repeatedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. düzd). Hırsızlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ دردانه] inci tanesi. 2.sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beden). Bedenler, vücutlar, (bk.) Beden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدان] bedenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ednâ). Ednâlar, en denîler, en alçaklar, (bk.) Ednâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kisrâ). Kisrâlar, şahlar, (bk.) Kisrâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under the table. secretly. back-door. clandestine. on the dodge. sub rosa. surreptitious. underhand. underhanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Akademi, ilim encümeni.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tehlikeye atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field of contest for brave men. field of contest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, kahraman, aslan yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ESİR) (i. A.). Tutsak. Parayla satın alınmış veya harpte yakalanmış insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan Arapça’ya geçmiştir). Havadan hafif olmak üzere gök cisimleri aralarında ve gökyüzünde varlığı farzedilen bir cisim ki ışığı ve sesi nakleder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Pek sevinçli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captive. prisoner. capture. slave. bondslave. bondman. bondsman. bond slave. helot. thrall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captive. prisoner. prisoner of war. captive tutsak. slave köle. slave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner. captive. slaver. capture. thrall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسير] tutsak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capturing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner camp. prison camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اسيران] tutsaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutsağa veya köleye yakışır surette: Esîrâne bir muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köle ve halayık alıp satan kimse, esir taciri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köle alım satımı ve ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı esremek ve Çağatay imlâsınca ısramak, ısragamak). 1. Korumak, saklamak, Osm. hıfzetmek. 2. Acıyıp, muhafaza, himaye etmek, korumak: Allah esirgesin! 3. Acıyıp vermemek, kıyamamak. Osm. imsâk etmek: Ben, sizden parayı esirgemem, malını çok esirger. Sözü esirgemek = Çok konuşmamak, az ve düşünerek söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. begrudge smb. smth. spare. withhold. stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deny. grudge. spare. stint. to begrudge. to protect. to grudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to protect from. to withhold. deny. grudge. preserve. spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Korunmak, saklanmak. 2. Kıyılmamak: Esirgenecek şey değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be protected from. to be withheld.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Saklatmak, korutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koruyan, saklayan. Ar. hâfız. 2. Merhamet edip koruyan: Cenab-ı Hak esirgeyicidir. 3. Kıyamayan, Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uçacak kadar hafif, gökyüzünün esir tabakasına ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tutsaklık, esaret. 2. Kölelik, Ar. memlûkiyet. 3. Düşkünlük, tutkunluk, iptilâ

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captivity. slavery. bondage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captivity. slavery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A c.) (m. şerir). Şerirler, kötü adamlar, (bk.) Şerir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). maddesel evrenin dışında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. - gos) hareketli bir İspanyol dansı, bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve hafifletilmişi FIŞIR (i) (ses taklidi). Bol akmayı tasvir ve taklid edip art arda kullanılır: Sular faşır faşır akıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

more than needed. too much. adscititious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.), t. Tarlayı süren bir çift öküz, sapana koşulmuş öküz çifti. 2. Bir çift öküzle bir günde sürülen toprak parçası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tekli, yalnız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). (bk.) Ferkad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaç ve çiçeğin tazesi: Ağaç, gül, karanfil fidanı. 2. Diğer yere dikilmek üzere tohumdan yetişme olarak sık bitmiş olduğu yerden çıkarılmış taze ağaç veya çiçek: Fidan dikmek, fidan yetiştirmek, fidan tarlası. 3. Düz ve doğru ağaç dalı. Fars. nihâi. Fiden gibi = Fidan boylu, ince uzun. 4. Ağacın kökünden çıkan sürgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. cion. set. plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. young tree. plant. shoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. young tree. young plant. tiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Kadın İsmi) 1.Yeni yetişen körpe ağaç. 2.Fidan boylu: İnce uzun mütenasip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tohumdan fidan yetiştirmeye mahsus tarla veya bahçe. Fars. nihâlistân: Burası güzel bir fidanlık olur. Bağ ve bahçesi olan adam bunun bir köşesine bir de küçük fidanlık yapmalıdır. 2. Yeni dikilmiş bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery. plantation. nursery garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery. nursery garden. plantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bulunmama, olmama, yokluk, eksiklik. Ar. adem, Osm. adem-i mevcûdiyyet: FıkdSn-ı akl = Akıl eksikliği. Fıkdânı hâlinde kıymeti anlaşılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقدان] yoksunluk, bulunmama, yokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürünen bir kumaş ve eski terlik yahut hafif surette akan su sesini taklit ve tasvir ederek ekseriya mükerrer kullanılır: Fış fış, fışır fışır yürümek, sürünmek, akmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tütünün yanması gibi bir şeyin sesini tasvir ve taklit eder: Fısır fısır tütün içiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şey için için, yavaş yavaş yanarken çıkan fısıltı hâlindeki sesi anlatır: Odunlar ıslakmış, ocak fısır fısır yanıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Fışır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hareket ederken fışır fışır etmek: Terlikleri fışırdıyordu. Su, çayırın üzerinde fışırdayarak akıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi fış fış ve fışır fışır edecek surette oynatmak: Eteklerini fışırdatarak yürüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kumaş, terlik ve su gibi bir şeyin hafif surette hareket ederken çıkardığı ses: Suyun, eteklerin fışırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light splashing / rustling sound. fizz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ağızda kolayca eriyen bir çeşit şekerleme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fondan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chervil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(chervil): Maydanozgillerden ıtırlı bir bitkidir. Birçok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve aybaşı kanı söktürür. Basur memelerinin verdiği şikayetleri giderir. Suyuyla kirpiklere kompress yapılırsa, uzamalarını sağlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zahire anbarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkekçesine çalışma, gayret etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönen devreden, Ar. devvâr: Sipihr-i gerdan = Dönen felek, Dünyamız. Rû-gerdân = Yüz çeviren, vazgeçen. Ser-gerdân = Serseri, Asî, mekânsız, perişan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça gerden’den). 1. Boğazın dışı, boynun ön tarafı: Çifte gerdan = Semizlikten iki kat gerdan. 2. Umumiyetle boyun: Gerdanı eğri. Gerdan kırmak = Naz ile boyun sallamak; (at) yürürken boynunu sallamak. Gerdankıran = Bir cins kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jowl. neck. throat. double-chin. front of the neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neck. throat. front of the neck. double chin. dewlap. neck. chuck. jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردان] dönen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (yanlış bir kelimedir). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bir perdenin adı. Portenin beşinci çizgisi üzerindeki boşluğa yazılan sol notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile biten mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadınların gerdana taktıkları inci, altın vesaire dizileri, gerdan süsü. Ar. kılâde, tavk; kolye, Fr. collier.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gorget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necklace. neckband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necklace. neckband. collar. interlace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kibirli, gururlu. 2. Tenbel. 3. Kan dökücü, zâlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe halk diinde bazen: zergerdan). 1. Ot yiyen büyük ve vahşî, çok kalın derili memeli hayvan ki, burnu üzerinde tek ve bir cinsinin iki boynuzu vardır. 2. Gergedanın burnundaki boynuzu ki, kılıç vesaire kabzası ve fincan zarfı gibi şeyler yapılır: Gergedandan kabza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhino. rhinoceros.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhinoceros. rhino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellydance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yol gösterme, delâlet, rehberlik; işaret; idare; kılavuz; A.B.D. eğitim sırasında çocuğa ve ailesine öğüt verme ve yol gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül mahfazası, çiçeklik, vazo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gülsuyu şişesi ki, ağzı dar olup sallamakla gülsuyu serpilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir gün olup ertesi gün olmayarak ve böylece sürüp giderek, iki günde bir: Gün aşırı gezmeye çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on alternate days. every other d.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلابدان] gülüptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلدان] vazo.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. F.). Toprak yeri, dünya, arz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamiyetli adama yakışır surette, hamiyetle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gülen, şen. Ar. mesrûr. Handan handân = Gülerek, güle güle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خندان] güleç, gülen. handan etmek; güldürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gülen, gülücü. 2.Güler yüzlü, sevimli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynastic. heraldic. dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. dynastic family. house. ruling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاندان] sülale, hanedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kökten, asil ve büyük aile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, büyük bir aileye mensûp olma. 2. Kapısı gelene geçene açık olmaklık, misafirperverlik, ikrâm. edicilik, cömertlik: O adamın hanedanlığı meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneezing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aksırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) huysuz kocakarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İnce sazdan örülmüş, yere sermeye mahsus döşeme: Trablus hasırı, kaba hasır, hasır döşeli. Hasırotu, sazı = Hasır örmeye yarayan saz. Hasır süpürgesi = Evin içinde ortalığı süpürmeye mahsus süpürge. Hasıraltı etmek = mec. Bir işi savsaklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasret» ten if.) (mü. hâsire). Hasret çeken, mahrum kalan, meramına nail olamayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kasâr» dan if.) (mü. hâsire). Zarar ve ziyana uğrayan, zarar görmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haşr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haşr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straw. wicker. wicker. straw. mat. reeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat. matting. rush mat. wickerwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat. rush. wickerwork. canework. coarse fiber. cane. bass. bast. basket. ramie. straw. wicker. straw mat. matting. mattress. strawy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصير] hasır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاسر] zarar eden, hüsrana uğrayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru şeylerin sürtünmesinden çıkan sesi anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). (bk.) Haşır haşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hasır yapan ve satan yahut odalara döşeyen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat maker. dealer in mats. maker or seller of wickerwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hışırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hasır döşetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover sth with matting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hasır döşeli (oda vesaire). 2. Hasırla kaplanmış, hasırla kaplı, hasır kılıflı şişe vesaire. 3. Hasırla ve daha doğrusu sepetle örülmüş, büyük damacana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered with matting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hasır.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(saz): Hasırgiller familyasından; düz ince uzun, dayanıklı olan yaprakları; minder ve yastık gibi şeyleri doldurmaya, hasır örmeye yarayan bir sazdır. Bataklıklarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hasetçilikle, hasetçiye yakışır bir surette, kıskanarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسودانه] kıskanarak, kıskançlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airport. air drome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravy. a) from the air b) effortlessly. for nothing c) empty. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş, Fars. hâher, Ar. uht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sick nurse. sister. health visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sister kız kardeş. bacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sicknurse. trained nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همشيره] kızkardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş oğlu veya kızı olan yeğen. Kız kardeşten yeğen: Benim hemşîre-zâdemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood kız kardeşlik. nursing hastabakıcılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAhatfezâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük parmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hıredmend). Akıllılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akiline, akıllıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sert bazı kumaşlarla başka şeylerin oynadıkça çıkardıkları sesi tasvir ve taklit eder: Hışır hışır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavun ve karpuzun sert kalan beyaz kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert bir kumaş, kâğıt vesaire oynadıkça hışır hışır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rustle. crackle. sough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert bir kumaş, kâğıt vesaireyi oynatarak hışır hışır ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert bir kumaş, kâğıt vesairenin oynadıkça çıkardığı ses; hışır hışır etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustling. crackling. rustle. crunch. swish. whisper. frou-frou.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustle. swish. a rustling. grating. rustling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustling sound. crackle. rustling. scuff. sough. whisper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bitki ki, kökü sebze gibi yumurta ile yenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(borage): Hodangiller familyasından mavi beyaz çiçekli bir bitkidir. Hekimlikte çiçekleri ve kökü kullanılır. İçeriğinde müsilaj ve madeni tuzlar vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser, balgam söktürür. İdrar zorluğunu giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grouch. grumble. snarl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfke ile, yarı anlaşılır, yarı anlaşılmaz şekilde söylenip durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bumble. grouch. grouse. grumble. murmur. mutter. to mutter to oneself. to grumble. to mutter. to murmur. to bumble. to grouch. to grunt. to snarl. to grouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mutter angrily to oneself. crab. grouch. grouse. growl. grumble. grunt. mutter. rabbit. snarl. snort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel endamlı, boylu boslu kadın.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدانکرده] Allah göstermesin, Allah etmesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hürde = küçük, ince; dânisten = bilmek). Nükte ve incelikleri anlayan, bilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hûşmend). Akıllılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identity / identification card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ibadan, Nijerya'da bir şehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergarment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hosiery. underclothes. underwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underclothes. underwear. linen. body clothes. flannels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn»den masdar). Borç, ödünç verme, ikraz: Kendisine para idâne eden yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Ödünç olarak, idâne yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Temiz kalble.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKSİR) (I. A.) (Yunanca, seçip hulâsa ve özünü çıkarmak demek olan masdardan gelir). 1. Vaktiyle simya İle (eski kimya) uğraşanların harlkulâde bir kuvvet ve tesir taşıdığını sandıkları, mevcûd olmayan bir cisim. 2. (tıp) Bazı İlâçlarla şeker ve güzel kokulardan mürekkep çeşitli hazır şuruplar ki, hem lezzetli, hem tesirli ve faydalı olmak dolayısıyla Avrupalılar’ca Araplar’ın mahut İksirine benzetilerek harf-i târîf ile beraber Arapça’dan alınarak İkstr» adıyla anılırdı, mec. Bir şeyin ortaya çıkmasına sebep olan veya tesîr eden madde: İkstr-i saadet, İkstr-i Azam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elixir. potion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elixir. potion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثير] olağanüstü etkileri olan şurup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Ortaçağ kimyacılarının olağanüstü etkili güçte varsaydıkları cisim. 2.Etkili, yarar şurup. 3.En etkili neden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ürperme (deri veya kıllar).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. zahiri direnç (öz direnç, endüktans ve kapasitans bir ara da); almaşık cereyan tesirine karşı durma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signature circular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten masdar). Açılma, açıklık, ferahlık: İnfirâh-ı derûn, inşirâh-ı kalb = Gönül, kalp ferahlığı. Deniz manzarası insana inşirah verir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انشراح] açılma, ferahlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Açılma. 2.Açıklık, ferahlık. - Kur’an-ı Kerim’de bir süre adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Çatlayıp yarılma, yarık olma. 2.Parlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idare memuru. intendancy (i.) memuriyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentiste

kurtarımcı

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak isteyen.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. irrédentisme

kurtarımcılık

Dil, gelenek, görenek ve çeşitli kültür değerleri bakımından bir birlik gösterdiği hâlde ana yurt dışında kalmış halkın yaşadığı toprakları ana yurt sınırları içine almak düşüncesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F. botanik). 1. Beyaz biber tohumu. 2. Akçaağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Isıran, dişle sıkıp koparan. Isırgan otu = Dokununca cildi yakan bir bitki ki, genişçe ve ince bir havla örtülü yaprakları vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(urtica urenus): Isırgangillerden ilkbaharda yetişen, her tarafı sert tüylerle kaplı bir büyük ottur. Tüylerinin içeriğinde formik asit vardır. Sürüldüğü yeri kaşındırır ve yakar. Tohumları da kullanılır. Kullanıldığı yerler: Dıştan tatbik edildiği zaman, iç organlarda biriken kanı çeker. Romatizma ve mafsal ağrılarını dindirir. Burun kanamasını keser. Egzamanın şikayetlerini giderir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Böbrek kumlarını döker. Balgam söktürür. Haricen tatbik edildiği zaman, dalak hastalıklarına ve çıbanlara da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), İkiçeneklilerden, bir bitki familyası. Örnek bitkisi ısırgandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). İsilik, hararet kabarcığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Isıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mordant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclined to bite. which will bite. biting. scratchy. irritating to the skin. bitter. mordant. nipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Isırma eseri, diş yarası, mec. Ziyan, zarar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. wound left by a bite. a mouthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Isırmak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. nip. biting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dişle koparmak, dişle tutup sıkmak, dişlemek: Elmayı ısırdım, köpek elimi ısırdı. Avuç ısırmak = Çok hiddetlenmek. Parmak ısırmak =,Çok şaşmak, hayrette kalmak. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. Yaka ısırmak = Yardım ve medet istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. bite off. nip. snap. champ. nibble. sting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. nip. to bite. to nip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bite. to irritate. scratch. nip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Isırmaya sevketmek, köpeklere ısırtmak, köpekleri saldırtmak. Parmak ısırtmak = Hayrette bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. formally written petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn» den masdar). Ödünç alma, borç etme: idâne sandığından istidâneye hakkı olanlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), eski çıtkırıldım delikanlı, züppe, cicibey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ürdün, Ürdün nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. catena). 1. Vaktiyle küreğe verilen esirlerin ayağına vurulan zincirli halka, pranga. 2. Bir tür çok iri at. bk. Katana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kadr = değer, Fars. dânisten = bilmek). Değerli adamların değerini bilen ve anlayan, takdir edebilen: Bir vezir-i kadr-dân idi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدردان] değerbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değerli adamları takdir etmek hassası: Kadirdanlık büyük bir meziyettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kadirdanlık, değerli adamları takdir etme, kadir bilirlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدردان] değerbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ad lib. off the cuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonkers. crackers. nuts. up the pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçaların sekiz kollu önemli bir sınıfı: Mürekkep balığı denilen hayvan, kefadanbacaklılar sınıfındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İçine döğülmüş kahve konulan kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalem koyacak kutu, kalem mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Nereden: Kandan geliyor?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Vaktiyle kapdân-ı deryâdan sonra Osmanlı deniz kuvvetlerinin en büyük amirali, oramiral. Bunun aşağısında patrona ve riyâle unvanları ile iki amiral daha vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) (kâr = iş, dânisten = bilmek). İş bilir, işten anlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işbilirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahminî olarak, kararlama suretiyle

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کاردان] işbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumuşakçalardan, karınlarındaki uzantıları bacak gibi kullanarak ve sürünerek yürüyen kabuklu hayvanlar sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Niyet ve meram ederek, isteyerek, Osm. bililtizâm: Kasden yaptığı anlaşıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kusûr»dan if.) (mü. kaasıra). 1. Kısa Kaasır-ül-yed = Eli kısa, iktidarsız. 2. Kusurlu, eksik: Fikr-i kaasırımca (tevazû sözü).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kasr» dan smüş.) (mü. kasîre). Kısa, kısa boylu, boysuz. Kasir-ül kaame = Boyu kısa. (tıp) Kasîr-ül-basar = Uzaktan göremeyen. Fransızca: miyope. Kasîr-ür-re’s = Başı önden arkaya doğru kısa olan (insan ırkı). Fransızca: brachycephale. Kastr-ül-akl = Aklı kısa, aklı ermez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr» den). Kesreden, kıran. w

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summer palace. pavilion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summer palace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قصر] köşk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قصير] kısa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acizce: Fikri kaasırânemce (pek de doğru tâbir olmayıp kaasır daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çevrintili rüzgâr, girdibâd (gird-bâd).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurricane. whirlwind. tornado. cyclone. twister. storm. squall. typhoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclone. hurricane. tornado. whirlwind. windstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tornado. whirlwind. cyclona. cyclone. hurricane. squall. twister. vortex. wildwind. wind storm. windstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaysar). Kayserler, Roma imparatorları, imparatorlar. bk. Kayser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kundura çeviren hizmetkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KESR) (i.A.) (c.küsûr). 1.Kırma, paralama: Camı kesretti; kol kemiğinin kesri. 2. Bozma, halel getirme: Nüfuzunu kesretti; kesr-i nâmûs. 3.(e.) Arap harflerinde bir harfin esre (i) ile okunması: Siz zamiri kesr-i sin iledir. 4.(matematik) Bir sayı toplamından bir veya birkaç pay gösteren miktar ki, iki türlüdür: Birincisi Adî kesir ki, ufkî bir çizgi ile ayrılmış iki rakamla yazılıp yukarıdaki rakam payların sayısını ve aşağıdaki rakam da toplamı gösterir: — ikide bir, yada; — üçte bir. Ar. sülüs; — dörtte bir, 3 Ar.rub’; çeyrek — üçte iki. Ar.sülüsân; — 4 dörtte üç, Ar.üç rub’, üç çeyrek. İkincisi ondalık kesir ki, bir toplamın on kısma ve bunun kısımlarından her birinin yine on kısma bölünmesiyle ve bu şekilde bölünmeye devam olunarak bu bölümlerinden bir miktar gösteren rakam olup ayrılarak yazılır, meselâ: 3,25,72 kilo yazıldığı zaman üç kilo ile 25 gram ve yetmiş iki santigram demektir. 5.Kesirler (Latince: fractus, «kırılmış») iki sayının oranı olarak ifade edilen sayılar olmakta ve genellikle bütünle parçanın karşılaştırılmasında kullanılır. İlk kesirler tam sayıların çarpmaya göre tersleriydi: iki parçanın biri, üç parçanın biri, dört parçanın biri şeklinde devam eden tarihi simgeler.Zamanla beraber gelişen kesirlerin daha ileri bir türü ise bayağı kesirlerdi bu kesir türü bir pay ve paydadan oluşuyor zamanımızda hala kullanılıyorlar(½, ⅝, ¾, vb...), pay birbirine eşit parça sayısını, payda ise bu parçalardan kaç tanesinin bütüne ulaştırdığı. Örneğin payın 3 paydanın ise 4 olduğu 3/4 kesrinde 3 kaç eşit parça olduğu 4 ise bu parçalardan bütüne ulaşmak için kaç tane gerektiği. Kesirlerin dahada gelişmiş bir hali olan ondalık kesirler paydası virgül›den sonraki rakamların sayısı tarafından belirlenen 10 ve 10›un kuvvetleri olan kesirler. Örnek olarak 0,75 bu durumda pay 75 payda ise virgülden sonra 2 rakam olduğuna göre 10 un 2’nci kuvveti olan 100 dür. Kesirlerin 3›üncü bir türü olan yüzdelerde payda herzaman 100'dür bu yüzden 75% 75/100 demektir. Kesirlerin diğer işlevleri ise; Oranları göstermek ve bölme işlemini belirtmek.Bu nedenle 3/4 kesri 3 ün 4 e oranını aynı zamanda 3÷4 bölme işlemini gösterir. Matematikte kesir olarak gösterilebilecek bütün sayıların kümesi m/n, m ve n nin birer tam sayı ve n nin 0 olmadığı bu durumda oluşan küme Rasyonel Sayılar olarak adlandırılır. Bu küme Q ile gösterilir. Kesir terimi sürekli kesir ve cebirsel kesir terimlerinin içindede geçmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.«kesret» ten smüş.) (mü.kesîre). 1.Çok bulunan, bol: Kesîr mal. Kesîr-ül-mâl = Malı çok olan. 2.Birçok: Kesîr-ül-evlâd = Çocukları çok olan. 3.Sık, çok defa olan: Kesîr-ül-vuku = Çok ve sık vuku bulan. Terimlerde Yun.«poli» veya Latince «ulti» eklerinin tercümesidir. Kesîr-ül-ezhâr = Polyanthe (çok çiçekli). Kesîr-ül-aktâb = Multipolaire (çok kutuplu) vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثير] çok, bol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kitre zamkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesir taşıyan veya kesirl olan sayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional number. broken number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثيرالاستعمال] çok kullanılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ürümek, pek sızlanmak, (köpkler) çağırışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. «Kılab» denilen eğirme çarkıyla sarılan sırma veya tel ile karışık ipek veya pamuk iplik. 2. Bakırdan yaldızlı sırma taklidi: Kılabdan işleme; kılabdan nakşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taklit ve sahte tellerle karışık: Şam’ın, Hind’in kılabdanlı kumaşları; kılabdanlı perdelik, döşemelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az oynama, hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slight movement. stirring. move. shift. wiggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az oynamak, hareket etmek, harekette bulunmak: Yattığı yerde biraz kımıldadı, kımıldandı; suyun dibinde birtakım kurtlar kımıldanıp duruyor. Yerinden kımıldanmak Kalkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move slightly. to budge. to stir. play. stir one's stumps. to stir one's stumps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggle. wriggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif ve devamlı şekilde oynamak: Bir fare, çekmecenin içinde kıpırdayıp duruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move slightly. to stir. fidget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty laundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğurmaz, çocuğu olmaz, Ar. akîm: Kısır adam, kadın, kısrak. Mahsul vermez, münbit olmayan, verimsiz: Kısır tarla, kısır yıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kışr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterile. infertile. barren. unfruitful. fruitless. abortive. effete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fruitless. infertile. poor. sterile. unproductive. barren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barren. sterile. unproductive. infertile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vicious circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Havuç. İtkişiri = Bir cins kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Esirgemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısır hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become barren or unproductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterilize. to sterilize. to neuter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sterilize. emasculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Döl yapamaz adam, kadın veya hayvanın hâli, Ar. akîm. 2. Mahsulsüzlük, verimsizlik: Bu arazinin kısırlığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Erkek veya kadının döl vermemesi haline, halk arasında kısırlık, tıp dilinde ise sterilite denir. Nedenlerini, erkek ve kadında ayrı ayrı incelemek gerekir.

- Erkeklerde Kısırlık : Normal cinsel ilişkide bulunmayan veya menisi olmayan erkeklere kısır denir. Psikolojik etkenler, iktidarsızlık, erkek uzvunda görülen şekil bozukluğu, gereği gibi tedavi edilmemiş belsoğukluğu, yumurtaların yerlerine inmemiş olması, kabakulak hastalığı sırasında husyelerin iltihaplanmış olması kısırlığı doğuran en başta gelen nedenlerdendir.

- Kadınlarda Kısırlık : Cinsi münasebetlerin, hamile kalma ihtimalinin çok az olduğu zamanlarda yapılması, fallop borularının tıkalı olması, döl yatağında görülen hastalıklar, hormon salgılarının yetersiz olması, rahim veya dış üretim organlarında görülen şekil bozuklukları, şeker hastalığı veya tiroid bozuklukları, beden yorgunluğu, sinir bozukluğu en başta gelen nedenlerdendir.

Çocuk sahibi olmayan eşlerin, tepeden tırnağa kadar muayene olup, gerçek nedenleri, tespit ettirmeleri gerekir. Bundan sonra, kısırlığı doğuran hastalıkların tedavisinde uygulanan reçetelerle birlikte aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Isırganotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam ısırganotu konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrenness. sterility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterility. barrenness. unproductiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın bağırması, kişnemesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. kıymet = değer, Fars. dânisten = bilmek). Kıymet bilen, takdir edebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company with unlimited liability. unlimited company. general partnership. unlimited company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandite company. limited partnership. partnership in commendam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). içine elektrik enerjisi yığılan cihaz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. condensateur

fiz. yoğunlaç

İçinde akımsız elektrik yükü biriktirilen cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser. capacitor yoğunlaç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condenser. capacitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. commandant). Bir askerî birliğin baş subayı, Amiri: Ördü, alay, tabur, bölük kumandanı; jandarma kumandanı; başkumandan (Fransızca” da olduğu gibi dilimizde «binbaşı» mânâsında kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander. commandant. headman. warlord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander komutan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander. commanding officer. high-ranking officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir askerî birliğin subaylığı, Amirliği: Ordu, alay, tabur, bölük kumandanlığı; başkumandanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandership. command post. command headquarters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diş çöpü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothpick. pick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pick. toothpick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothpick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) laden, (bot.) Cistus; laden zamkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) labdanum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ecza afyon tentürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). içinde afyon bulunan sulu bir ilâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Leventçe: Levendâne yürüyor, bir tavr-ı levendâne ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited company. limited liability company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited company. limited liability company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. liyâkatmend’in c.),. Liyâkatliler, değerliler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâşer). (bk.) MAşer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meydan, alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Eskiden tersane havuzlarına gemi alınınca havuzların suyu büyük bostan dolapları ile boşaltılırdı. Bu dolapları mandalar çekerdi. Bu iş için tersanelerde ayrı bir bölük, bölüğün başında da Manda Ağası bulunurdu. Kurası tersaneye çıkan erkekler askerlik yapmamak için bedel olarak para ödemez, tersaneye manda verirlerdi. Sahibinin yerine askerlik süresini dolduran mandalar bir terhis tezkeresi verilir, bu tezkereler sırmalı kordonlarla boynuzlarının arasına asılırdı. Köyüne veya kasabasına dönen mandalar coşkulu bir törenle karşılanırlardı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(I.). Maydanozgillerin örnek bitkisi; kokulu yaprakları birçok yemeklere katıldığı gibi kökünden ve meyvelerinden kokulu bir yağ da çıkarılır (petrosellnum hortenes). Frenkmeydonuzu = Maydanozgillerden bir bitki (Lat. caerefollum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parsley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parsley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(midenuvaz): Maydanozgiller familyasından; yaprakları güzel kokulu ve parçalı, kazık köklü, 30 - 100 cm boyunda, iki yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri şemsiye halindedir. Tohumları ufak ve esmerdir. Meyvelerinin içeriğinde uçucu bir yağ ile apiin adlı bir glikozit vardır. Kökünde, biraz uçucu yağ, müsilaj ve apiin vardır. Yaprakları, kökü ve meyvesi kulanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. İştah açar. İltihaplı yaraların iyileşmesini sağlar. Aybaşı sancılarını keser. Sürmenajda faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Kalbin yorulmasını önler. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizmada faydalıdır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Anne sütünü azaltır ve böylelikle memelerin şişmesini önler. Cinsel istekleri artırır. Görme gücünü artırır. Böbrek iltihabı olanlar maydanoz yememelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı çanakyapraklı Iklçeneklîlerden bir familya. Örnek bitkisi maydanozdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. me’ser). (bk.) Me’ser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meâslr). Atalardan yâdigâr kalan büyük ve şanlı iş, öğülecek iş ve hareket: Atalarımızın meâsiriyle iftihar ederiz (cem’i daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Mertler, insanlar, erkekler, yiğitl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Merd olana yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Matbaa tezgâhında dizilmiş sahifelere mürekkep vermeye mahsus tutkal veya meşinden silindir. 2. Aşçıların yufka açtıkları kalın ve kısa oklava. 3. Tarlanın işlenmiş toprağını bastırmaya mahsus ağırca silindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolling pin. roller. rolling press. wringer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. roller. bravely. valiantly. rolling pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolling pin. shaft. roller. cylinder. wringer. mangle. road roller. paint roller. lawn roller. bole. cylindrical roller. drum mandrel. muffle. roller stone. muff. trundle. platen press. caster. runner. calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مردانه] yiğitçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسير] seyir yeri. 2.güzergah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MESİRE) (i. A. «seyreden im.). Gezinti yeri, gezilecek yer («mesîregâh» yahut «mesire yeri» demek yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسيره] gezinti yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسعودانه] mesutça, bahtiyarlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer. 2. Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer. 3. Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı. 4. Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır. 5. Ara, vakit, fırsat. 6. Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur. 7. Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak = 1. Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak. 2. Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open space. square. arena. agora. common. esplanade. maidan. piazza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circus. clearing. concourse. range. room. square. arena. ring. ground. field. opportunity. occasion. possibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground. public square. open space. arena. ring. field. place. court yard. piazza. esplanade. piste. room. list. squall. park. quadrangle. bowl. circle. circus. clearing. court. forum. plaza. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميدان] alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk musikisinde kalabalık bir hey’etle icrâ edilen fasıl musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. dare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. dare. defiance. stump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F. T.) (musiki). Türk halk musikisinde mızraplı bir çalgı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be revealed. to come to light. to be seen (in public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compose. make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring forth. to produce. to be the cause of sth. to generate. to institute. to fabricate. to originate. to develop. to form. to compose. to frame. to work. to make. to establish. to execute. achieve. afford. constitute. grow. make up. to bring to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açık yer, açıklık, hneydanımsı yer: Evimin önünde bir meydanlık var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oyun, kumar, piyango.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışken, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonra da yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullanılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ ve şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildin Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırınına, giysilerinizden birini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırının içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacak ve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışkenn, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonrada yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullnılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ, şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildir. Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırına, giysilerinizdenbirini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırını içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının

çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacakve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mindanao adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mır mır etmek, yavaş yavaş ve kendi kendine söylenmek: Bir çocuk kendi kendine mırıldayıp, mırıldanıp duruyordu. 2. Hoşnut olmadığı halde açıktan bir şey söylemeyip de kendi kendine söylenmek, homurdanmak: Arkadaşları memnun olup teşekkür ettikleri halde kendisi mırıldanarak gitti. Artık sen de mırıldayıp durma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murmuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murmur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murmur. patter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleat. burble. mumble. murmur. mutter. to babble out. to mutter. to mumble. to grumble. to murmur. to burble. to croon. to bumble. to hum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mutter to oneself. to mumble to oneself. to murmur complainingly. to mutter. to mumble. to murmur. babble. bumble. burble. hum. maunder. squeal. whimper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MISR) (i. A.). 1. Afrika’nın kuzeydoğu köşesindeki ülke. 2. Ülkenin merkezi olan Kahire şehrine de denir. «Mısrü’l-Kahire» de denir. (c. emsâr) İkinci mânâsından: Büyük şehir, mâmûre. Mısır buğdayı = Sarı ve büyücek taneli hububat çeşidi. 2. Mısır denilen hububatın ateşte patlatılmış taneleri. Mısır tavuğu = Hindi. Mısır fitili = Topları ateşlemede kullanılan ottun örülmüş bir çeşit halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı ve büyücek yassı taneli hububat çeşidi. Mısır ekmeği, mısır koçanı, taze mısır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egyptian. corny. maize. indian corn. sweet corn. corn. egypt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn. maize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Egypt. egypt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(zea mays): Buğdaygiller familyasından; 180 - 200 cm boyunda, dik ve yüksek gövdeli, geniş şerit yapraklı, bir yıllık bir bitkidir. Kökü kalın ve saçaklıdır. Yaprakları şerit gibi, uzun, paralel damarlı, sert ve sivri uçlu, sapsız, kenarları, dalgalıdır. İki çeşit çiçeği vardır. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım başak şeklinde, dişi çiçekler ise yaprakların koltuğunda koçan halindedir. Dişi çiçeklerin stilusları uzundur ve kınlarının tepesinden dışarı doğru sarkarlar. Bunlar mısırpüskülü denilen kısmı meydana getirirler. Meyvesi, koçanı üzerinde sıkışık şekilde dizilidir. Rengi açık veya koyu sarı; esmer veya kırmızımtırak renklidir. Mısırpüskülünün içeriğinde glikoz, maltoz gibi şekerler, sabityağ, steroller, reçine ve çok miktarda potasyum tuzları vardır. İdrar söktürücü, idraryollarını temizleyici ve hararet verici olarak kullanılır. Mısırözü yağı, mısır tanelerinden çıkarılır. İçeriğinde yağ asitleri, A vitamini, az miktarda steroller ve bol miktarda nişasta vardır. Mısırözü yağı damarsertliğini önler. Kullanıldığı yerler: Daha ziyade mısırpüskülü ve mısırözü yağı kullanılır. Mısır iyi bir besindir. Ancak hazmı biraz güçtür. Guatr olanların yememesi tavsiye edilir.

Şifalı Bitki by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzeydoğu Afrika ülkelerinden olan Mısır, kuzeyden Akdeniz, doğudan Kızıldeniz ve Filistin, güneyden Sudan, batıdan Libya ile çevrilidir.

Coğrafi konumu: 27 00 Kuzey enlemi, 30 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,001,450 km².

Sınırları: toplam: 2,665 km.

sınır komşuları: Filistin 11 km, İsrail 266 km, Libya 1,115 km, Sudan 1,273 km.

Sahil şeridi: 2,450 km.

İklimi: Mayıs - Ekim ayları arası kadar sıcak bir yaz, Kasım - Nisan ayları arası serin bir kış olmak üzere genelde iki mevsim görülür. Çölde yazın sıcaklık gölgede her zaman 40 dereceyi geçer. Ancak gece sıcaklık, 15-18 derece kadardır. Sahra’dan gelip, Deltaya kadar uzanan hamsin rüzgarları genellikle bahar mevsiminde eserler. Kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar. Kıyı kesiminde Akdeniz iklim özelliği nedeniyle kışın yağış ortalaması 100-200mm. arasındadır.

Arazi yapısı: 1280 km uzunluğundaki Nil Vadisi , Sudan sınırından Akdeniz’e kadar uzanarak doğu ve batı çöllerini birbirinden ayırır. Batı çölü hemen hemen yüzölçümünün 3/4 ‘ünü kaplar. Ortalama yükseklik 210-250 metre olmasına rağmen güneybatı ucunda , yüksek kayalıklı bölgede 2130m.’ye ulaşır.Bölgenin çoğu yeri taşlı çöllerden meydana gelmesine rağmen, yer yer kumluk ovalara da rastlanır. Plato görünümünde olan bölgenin çeşitli yerlerinde oluşan çökmeler sonucu yeraltı sularının yerleşmesine imkan veren sığ kuyular meydana gelmiştir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Qattara Çukuru -133 m.

en yüksek noktası: Catherine Tepesi 2,629 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, demir, fosfatlar, manganez, kireçtaşı, alçıtaşı, talk, asbest, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.92.

Sürekli ekinler: %0.5.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %96.58 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 34,220 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, yaygın depremler, su baskınları, heyelanlar, volkanik aktivite, bahar mevsiminde esen hamsin rüzgarları kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 78,887,007 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun %45’i şehirlerde yaşamaktadır.

Nüfus artış oranı: %1.75 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.21 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 31.33 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.29 yıl.

Erkeklerde: 68.77 yıl.

Kadınlarda: 73.93 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.83 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

Ulus: Mısırlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Mısır halkının yaklaşık %91’ini Araplar oluşturmaktadır. Arapların %91.5’i Müslüman, kalanı Hıristiyan’dır. İkinci önemli etnik unsur nüfusun %7’sini oluşturan Kıptilerdir. Kıptilerin tamamı Hıristiyan’dır. Kıptilerin kendilerine özel bir dilleri vardır. Ancak bugün artık Kıptice konuşan kalmamıştır ve Kıptiler de Arapça konuşmaktadırlar. Ka


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn tassel. corn silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn flour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn flour. corn meal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian meal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Mısır ahalisinden olan, Ar. Mısrî: Eski Mısırlılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egyptian. egyptian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egyptian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Egyptian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beef. to carp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grumble. to complain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.) (musiki). Musikide süs işaretlerinden biri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. keskin, iğneli, içe işleyen; renkleri sabit kılan; i. renkleri sabit kılan ecza; bakır üzerine oyma işinde kullanılan aşındırıcı ecza. mordancy i. keskinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asr» dan if.) (mü. muâsıra). Başkasiyle bir asırda, bir zamanda yaşayan veya yaşamış olan çağdaş: Sâdî-i Şİrâzî, Abdülkaadir-i Geylânî ile muâsır idi. (i. A. c. muâsırtn). 1. Bir asırda yaşamış olanlar. 2. Asrımızda hayatta olanlar: Teracim-i ahval-i muâsırîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâşer). Mâşerler. (bk.) MAşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporary. contemporaneous çağdaş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاصر] çağdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çağdaşlaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «uşr» dan İf.). Aşâr memuru, ondalıkçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşr» den if.). 1. Vaktiyle hükümetin bir emrini, ait olduğu adamlara bildirip yaptıran veya bir malın alımına memur olan adam: Mübâşir gönderildi. Evine mübâşir geldi. 2. Hâkimin emrini tebliğe memur hademe. 3. mec. Amirâne bir tavırla hükmeden, musallat olan adam: Başıma mübâşir dikildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. court crier. summoner. court's messenger. messenger of the court. process server. usher of a court. marshal. court marshal. court attendant. session clerk. paritor. process server. tipstaff. court usher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerkship to the court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.). 1. Gözetici, bekleyici, bakıcı. 2. Eskiden mekteplerde disiplin görevlisi. 3. Gümrük kâtibi (son iki mânâsı eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبصر] okul düzenini sağlayan görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mubassır hizmet ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşâret» den if.). Tebşîr eden, müjde veren, iyi bir haber vererek sevindiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forerunner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Müjdeci, muştucu. - Hz.Peygamber (s.a.s)’in isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müdahene» den galat). Minnet: Müdinâ etmek. Müdânâsı olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «denv» den if.). Yakın, benzer. Bî-mücttnt = Benzersiz, emsalsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «eser» den if.) (mü. müessire). 1. Tesir eden, eser bırakan. 2. İşleyen, hükmünü yerine getiren: Pek müessir bir ilâçtır. 3. İçe işleyen, çok duyulan, fazla hlssolunan, tesirli: Bugün müessir bir soğuk vardır. 4. İnsanın kalb ve zihninde yer tutan, uyandırıcı mahiyette olan: Öğütlerim müessir olmadı. 5. Teessür, hüzün ve keder veren, dokunan: Pek müessir bir sesi vardır; müessir bir mersiye okudu. 6. Eser sahibi. Ar. fâil, Amil, sânî: Eserden müessiri anlaşılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective. efficacious. influential. touching. impressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesr» den if.) (mü. müfessire). 1. Kapalı ve kısa bir şeyi açıklayıp mânâsını ortaya koyan: Bu sözü müfessir birtakım tafsilât, (i. A. c. müfessirtn). 2. Kur’an-ın metnini şerh ve izah eden bilgin: Müfessirin reyi; müfessirînden Fahr-i RAzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interpreter. annotator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan if.) (c. muhâsırîn). Bir kale veya diğer savaş yerini, şehri kuşatan, muhasara eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mukallidlikle, taklid ederek, taklitçiye yakışır şekilde: Bir tavr-ı mukallidâne ile.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقصر] kusurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. günlük, olağan, sıradan; dünyaya ait, dünyevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münhasır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan if.) (mü. münhasıra). 1. Her tarafı kuşatılmış: Münhasır bir yer. 2. Yalnız bir şey veya şahsa mahsus olan: Mâlûmâtı mesleğine münhasırdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restricted to. limited to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münhasıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Belirli olarak, mahsus olarak, sadece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclusively. solely. only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den if.) (mü. münkesire). 1. Kırılmış, kırık, parçalanmış: Ayna münkesir oldu. 2. mec. Kırgın, gücenmiş, mahzun, kederli: Kalbi münkesir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neşr» den if.) (mü. münteşire). 1. Yayılmış, açılmış, dağınık. 2. Duyulmuş, Osm. şuyû bulmuş, şâyî: Haber-i münteşir; havâdis-i münteşire. 3. Basılıp neşrolunmuş: Münteşir kitaplar. Gayri münteşir = Henüz basılmamış kitap ve yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müride yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUSİRR) (i. A. «sarr» dan if.) (mü. musirre). Israr eden, ayak basıp vazgeçmeyen, bir söz veya istekte sebat eden: Fikrinde musir bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞİR) (i. A. «şevr» den if.) (mü. müşire). 1. Emir ve işaret eden. 2. Mareşal. (F. c.) Müşîrân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gauge. indicator. gage. index hand pointer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصر] ısrarcı, ısrar eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haber veren, bildiren. 2.Emir ve işaret eden. 3.Mareşal. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). 1. Müşirlik, mareşallik, müşir rütbesi: Fevzi Paşa’ya müşîriyet rütbesi verilmiştir. 2. Bir müşirin idaresinde bulunan makam ve daire: Tophane müşîriyyeti, hassa ordusu müşirliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müştriyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصرانه] ısrarla, ısrar ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstibşar eden, müjdeleyen. Müjde ile sevinen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fesr» den if). (mü. müstefsire). Bir şeyin açıklanmasını isteyen, soruşturup araştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hüzünle, dertli bir şekilde, yalvarırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü mutabassıre). Dikkatle bakan, düşünen, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikkatle bakarak, düşünerek: Mutabassırâne davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asr» den if.) (mü. müteassire). Güç, zor, zahmetli, çetin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesâret» ten if.) (mü. mütecasire). Cesaret ve cüret eden, bir işe pervâsız girişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «esr» den if.) (mü. müteessire). Dokunulmuş, kederli: Başkasının acısı ile müteessir olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grieved. sad. sorry üzüntülü. influenced etkilenmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddened. depressed. hurt. pained. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasret» ten if.) (mü. mütehassire). Hasret çeken, hasrette kalan, isteğine erişemeyen, mahrum kalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. «kesret» ten if.) (mü. mütekâsire). Kesretli, çok çoğalmış, (edebiyat, ArOz’da) Bahr-i mütekâsir = Arûz’ da bir vezin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnatla: Mütemerridane karşı koydu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasrânî» den if.) (mü. mütanassıra). Hıristiyan olan, Hıristiyanlığı kabûl eden, Osm. tanassur eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yüsr» den İf.) (mü. müteyessire). Kolaylaşmış, kolay yapılabilir: Tanrı, her işinizi müteyessir eyleye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبشر] müjdeci, müjdeleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [1[ مؤثر etkileyici, etkili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤثریت] etkileme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منحصر] dönük, ait, yönelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منحصرا] sırf, sadece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منکسر] kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منتشر] yaygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشير] mareşal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متأثر] üzgün. 2.etkilenen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.üzülmek. 2.etkilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحسر] özlem duyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaniyetsizlikle. 2. Korkaklıkla, alçakcasına, nâmertçe: Nâmerdâne hareket etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-DAN) (i. F.). t. Bilmez, cahil. 2. Haddini bilmez, kaba, nobran, terbiyesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rude. boorish. tactless. ignorant. uncomplaisant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نادان] cahil. 2.hödük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kaba, dobra.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bilmezlik, cehalet. 2. Haddini bilmezlik, kabalık, nobranlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAdânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rudeness. boorishness. tactlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) 1.cahillik. 2.hödüklük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Garip hikâyeler ve tuhaf fıkralar bilen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Nar taneleri. 2.Gözyaşı damlaları.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Nar tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Elde ve ayakta çok iş görmekten ve kundura vurmasından olan sert düğüm: Elim, ayağım nasır oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasr»dan if.) (mü. nâsıra). Yardım eden, yardımcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasr» dan smüş.) (c. nuserâ). Yardımcı, imdatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cneşr» den if.). T. Dağıtan, serpen, saçan. 2. Kitap basıp yayan, editör.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade el ve ayağın sürekli olarak sürtünmelere uğrayan noktalarında üst derinin kalınlaşması ve sertleşmesi ile meydana gelen ve basılınca ağrı veren sertleşmiş deri tümseğine nasır denir. Nedeni, nasırlaşan bölgeye yapılan basınç ve sürtmedir. Ayakta görülen nasırlara çoğunlukla sıkı ayakkabılar neden olur. Nasırları sökmek maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon veya kırmızı domates.

Hazırlanışı : Nasırların üzerine bir dilim limon veya ortasından kesilmiş bir domates konur. Her gün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn. callus. callosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callus. corn. verruca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn. clavus. callus. excrescence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ناشر] yayıncı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı, yardım eden (muin). “Abd” takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur. Abdünnasır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Neşreden, dağıtan, yayan, yayınlayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Nasır peydâ etmek, nasırlı olmak: Bahçede çalışmaktan ellerim nasırlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Nasır gibi olmak. 2. mec. Duyarlığını kaybetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calloused. callous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

which has a corn on it. calloused.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناودان] oluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar “Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir” diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken eller kullanıldı. Tabii bunun da bir adabı vardı. Yemek yerken kullanılan parmak sayısı o kişinin statüsünü gösteriyordu. Normal insanlar beş parmaklarını kullanırlarken asiller üç parmaklarını -yüzük parmağı kesinlikle kullanılmadan- kullanıyorlardı.

Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır.

Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar ‘Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir’ diye şiddetle karşı çıktılar.

İnsanların yüzyıllar boyu süren, yemek yerken çatal kullanmaya karşı direnme gibi tavırların tarihte örneği azdır. 17. Yüzyıla kadar süren bu direnmenin bir başka cephesi daha vardı. Yiyeceği bıçakla tutup, ısırarak yemeye alışmış erkekler çatal kullanmayı kadınsı bir davranış olarak görüyorlardı.

Bu arada Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.

Kaşığın kullanılmaya başlanması ise tarih kadar eskidir. İnsanlar, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermemişlerdir. Bu, şüphesiz sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklanmıştır.

En eski zamanlara ait kazılarda bile, taş, kemik, ağaç veya madenden yapılmış kaşık veya benzeri şeylere rastlanmaktadır. Kaşıktaki en önemli gelişmeler sapının şeklinde olmuştur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İüphesiz tarih boyunca tüm insanlarda görme kusuru olmuştur. 13. yüzyılda gözlük ortaya çıkıncaya kadar gerek doğuştan gerekse sonradan göz bozukluğu olan insanlar, ömürlerini böyle geçirmeye, iş yapamamaya hatta evden dışarı çıkamamaya mahkumdular.

Aslında gözlüğün ana malzemesi olan camın tarihi dört bin 500 yıl evveline kadar gidiyor. Antik dünya insanlarının optik hakkında bilgileri olduğu, camın belirli bir formunun cisimleri büyüttüğünü fark ettikleri biliniyor. Hatta milattan önce bin yıllarına ait, büyüteç olarak kullanılmış cam örneklerine Girit’teki kazılarda rastlanılmıştır. Ne var ki büyütecin cam haline gelmesi çok zaman aldı.

Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu bilinmiyor. İnsanlık tarihinin büyük teşekkür borçlu olduğu, bu parlak buluşu gerçekleştiren kişinin kim olduğu bütün araştırmalara rağmen hala sırrını koruyor. Bu kişinin 1250 veya 1280 yıllarında Venedik’te yaşamış olması büyük bir olasılık, çünkü 13. yüzyılda, Ortaçağda Venedik, İtalya’da cam üretimiyle ünlü olan bir yerdi.

İlk gözlüklerin mercekleri konveks, yani dışbükeydi ve sadece yakını görme problemi olanların işlerine yarıyordu. Uzağı görme sorunu olanların derdine çare olacak konkav (içbükey) merceklerin üretilmesi için yüzyıl geçmesi gerekecekti. Görüldüğü gibi gözlüğün tarih içindeki gelişmesi oldukça yavaştır.

Uzağı görme sorununu yani miyopluğu düzeltecek merceklerin ancak 15. yüzyılda yapılabilmesinin sebebi o tarihlerde, gözlüğün daha çok yakını okuma amaçlı kullanılması, uzağı görememenin o kadar önemsenmemesi ve içbükey merceklerin imalinin daha zor ve pahalı olmalarıydı.

Gözlük icat edildikten ancak 350 yıl sonra düşmeden yüzün ortasına tutturulabildi. Aslında bu gözlük tarihindeki en son ve önemli buluştu. Edward Scarlett 1730’da Londra’da sabit gözlük sapım icat etti. Saplar kafaya göre ayarlanabildiği için gözlük burun üzerine daha az ağırlık yapıyor, düşme tehlikesi de önlenmiş oluyordu.

Ancak tüm bu yavaş gelişmeye karşın gözlüğün insanlığa hizmeti büyük oldu, en azından onların yaşama bağlılıklarını arttırdı. Matbaanın icadından, basılan kitap ve gazete sayısının artmasından sonra gözlük lüks olmaktan çıkıp tam bir ihtiyaç oldu.

14. yüzyıl ortalarında İtalyanlar gözlük camlarına belki şekillerindeki benzerlikten dolayı ‘mercimek’ anlamında ‘lenticchie’ adını verdiler. İngilizcesi de ‘lentis’ olan mercimek, yaklaşık iki yüzyıl gözlük camı anlamında da kullanıldı. Günümüzde kullanılan ‘lens’ adının kökeni de bu sebeple mercimeğe dayanıyor.

İlk gözlükçü dükkanı 1783’de Philadelphia’da açıldı. Francis Mc Allister dükkanında gözlükleri bir sepetin içine yığıyor, müşteriler de bunları tek tek deneyerek gözlerine uygun geleni alıyorlardı.

İlk güneş gözlüklerinin 1430’lu yıllarda Çinliler tarafından kullanıldığını biliyor muydunuz? Ateşte dumanın isi ile kararttıkları gözlükler görme kusurlarını düzeltmek için değildi. Sanılacağı gibi Güneş’ten korunmak için de değildi. Çinliler başta mahkemeler olmak üzere bir çok yerde gözleri görünmesin, düşünceleri göz ifadelerinden belli olmasın diye bu koyu renkli gözlükleri takıyorlardı. Daha sonraları İtalya’dan Çin’e numaralı gözlükler de getirildi ama Çinliler onların da çoğunu iste kararttılar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NESR) (i. A.). 1. Saçma, serpme. 2. Ölçülü olmayan söz, zıddı: nazım, mensûr yazı: Nesir ve nazımda usta bir muharrir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEŞR) (i. A.). 1. Dağıtma, yayma: Bu çiçek güzel bir koku neşrediyor. 2. Herkese duyurma: Haber neşretmek. 3. Gazeteye bir haber koyma. 4. Kitap, gazete vs. basıp yayma, yayın. 5. Umumî hâle koyma: İlim neşri. 6. Kıyâmet gününde bütün insanların dirilmesi; haşir ve neşir. (bk.) Haşr (edebiyat) Leff-ü neşr. (bk.) Lef.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prose. prose düzyazı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sui generis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümitsizcesine.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.

Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka birçok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varamayız.

Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.

Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumağa devam etmesi gibi.

Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insanları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18’i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında sekizincide duruyormuş.

İnsanlara hapşırdıktan sonra ‘çok yaşa’ deme adetinin kökeni Hıristiyanların ‘God bless you’ yani Tanrı seni takdis etsin’ veya ‘Tanrının hayır duası üzerinde olsun’ cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.

Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka bir çok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varmayız.

Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.

Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumaya devam etmesi gibi.

Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insaları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18’i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında seklizinci de duruyormuş.

İnsanlara hapşırdıktan sonra “çok yaşa “ deme adetinin kökenin Hıristiyanların “God bless you” yani “Tanrı seni takdis etsin” veya “Tanrının hayır duası üzerinde olsun” cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tarih boyu erkek mesleği denilince genel olarak fiziksel gücün gerektirdiği ve öne çıktığı işler anlaşılır. Ancak ruhsal ve duygusal özellikler ile hayal gücünün öne çıktığı bazı işler de yine erkeklerin tekelindedir. Ressamlık, bestecilik, orkestra şefliği gibi.

Şüphesiz tarih boyunca bir çok kadın ressam çok önemli eserler yaratmışlardır. Ne var ki müzeler ve değerli koleksiyonlara bakınca kadın sanatçıların eserlerine pek rastlayamıyoruz. Hadi Rafael, Rambrandt gibi ustaların yaşadıkları çağlarda kadınların sosyal konumları nedeniyle resimle uğraşmaları zordu diyelim, ama Dali ve Picasso gibi yakın tarihlerde yaşamış ressamların zamanında böyle bir zorluk yoktu ki. O halde bunun başka bir sebebi olmalı.

Aynı şekilde niçin dişi bir Mozart veya Beethoven yok? Müziği yorumlayan kadın şarkıcılar, piyanistler, kemancılar veya orkestradaki tüm kadın elemanlar erkeklerden aşağı kalmaz hatta kendi branşlarında dünya çapında başarılı olabilirlerken niçin orkestra şeflerinin hemen hemen hepsi erkek? Acaba hala bir çok orkestrada çoğunluğu oluşturan erkek elemanların, başlarında kendilerine doğru elindeki çubuğu sallayıp duran bir kadının idaresine girmek istememelerinden mi?

Sadece bu kadar da değil. Mimarlık ve mühendislik gibi tasarım ağırlıklı işlerde niçin erkekler önde? Hatta kadınların günlük yaşamlarında en çok zaman ayırdıkları iş yemek pişirmek iken ve erkeklerin yüzde doksanı yumurta kırmayı bile beceremezken niçin dünyanın en büyük yemek ustaları, gurmeleri, aşçıbaşıları hep erkek?

Tüm bu suallere beyin araştırmacıları ve psikologların üzerinde anlaştıkları bir açıklama var. Onlara göre işin sırrı beynin sağ ve sol yarımkürelerinde. Her iki yarım küre farklı fonksiyonlara kumanda ettikleri gibi cinsiyete göre erkekler sağ, kadınlar ise sol yarımkürelerini daha fazla kullanıyorlar.

Aslında yeni doğan çocukta her iki yarımküre de ‘sağ’dır. 2 yaşına varmadan bu yarımkürelerden biri ‘sol’ olur yani konuşma merkezi ortaya çıkar. Erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 13 yaşında beynin asimetresi tamamlanır. İnsanlar yaşlandıkça iki yarımküre arasındaki bu görev farkı yine azalmaya başlar. Şüphesiz sağ ve sol beyin fonksiyonları insandan insana da farklılıklar gösterir.

Kadınların daha çok kullandıkları beynin sol yarımküresinde konuşma ve iletişim merkezleri bulunmaktadır. Bu nedenle her yaş grubunda yapılan deneyler sonucunda kız çocukların konuşmayı daha önce becerdikleri, çevreye daha iyi uyum sağladıkları, okullarda, iletişim, sosyal ve politik alanlarda daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Erkeklerin daha çok kullandıkları beynin sağ yansı ise, analiz, sentez, bir olaya tümüyle bakış gibi görevleri yüklenmiştir. Yani ayrıntıları göz önüne almadan özetlersek, ilk bakışta birbirlerinin aynıymış gibi görünseler de, sol yarımkürede sezgi gücü, sağda ise analiz gücü egemendir. Sol beyin olayları tümdengelim, sağ beyin ise tümevarım ile inceler.

İşte bu nedenle sağ beyin fonksiyonlarının gerektiği işlerde erkekler daha başarılı olmaktadırlar. Şüphesiz bu bir genellemedir. Kadınlar arasında orkestra yöneten, opera besteleyen sanatçılar, hatta Marie Curie gibi iki kez Nobel ödülü kazanarak bilim tarihine geçmiş olanlar da vardır. Ancak yine de tüm bu branşlar hala erkeklerin egemenliği altındadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Yalvararak, niyâz ederek. 2. İhtiyaçla.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgie

tıp beyin cerrahisi

Hastanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgien

tıp beyin cerrahı

Beyin konusunda uzmanlık yapmış cerrah.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of birth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Nur’a ait, nurdan yapılmış.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nurdan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Taze ve pırıl pırıl genç, zarif hanım.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(f.h.i.) (Erkek İsmi) - İran’da 531-579 yıllan arasında hükümdarlık etmiş ve doğruluğuyla şöhret bulmuş olan Sasani Şahı, “adil” lakabıyla anılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نکته دان] zarif insan, nükteli sözler bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Objektif kapağı açıldığında, fotoğraf makinesi otomatik olarak açılır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tanrı’dan gelen, Tanrı’nın verdiği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Oksijen içeren ve oksijenin yeni maddeler oluşturmak için kimyasal reaksiyona girmesi kolaylaştıran madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from him. from her. from it. therefrom. thereof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from him. from her. from it. for that reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

since. then. thereafter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ever after. since. then. thenceforth. thereafter. whereupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kasabaya ait; i., İng . şehirli, kasabalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from there. thence. therefrom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thence. from there.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from there. thence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abate. lift. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. axe. blot out. bring away. cut out. eliminate. kill. make away. prescind. remove. shuffle aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the other hand. per contra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the other hand. per contra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Boş giriş kısmını dinlemeden, seçimi tam başlangıcından başlatır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Zencirle boyna takılan süs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pendant pendantive. pendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilhassa Malaya'da bulunan ve kama şeklinde yaprakları olan bir bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket book. wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket book. wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Patlamış mısırın hikayesi beş bin yıl evveline, Amerika kıtasına kadar uzanıyor. Amerika yerlileri gıda için kullanılacak mısır ile içi daha sulu olan patlayabilir mısırların arasındaki farkı biliyorlardı.

Kolomb kıtaya ayak bastığında yerlilerin mısır kültürünü gördü, ama asıl ilgi 1510’lu yıllarda Güney Amerika’da terör estiren Hernanda Cortes’in Aztek’lerin dini ayinlerde ipe dizilmiş patlamış mısırları yediklerini görmesi ile başladı. Üstelik yerliler mısırı bir çeşit şişe geçirerek, tekrar tekrar ısıtarak veya kızgın kuma gömerek değişik şekillerde patlatarak yiyorlardı.

Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa’ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamış mısır ve tütündü. Birincisine çok fazla yağ ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sağlıklıdır. Ancak tüm mısır taneleri patlamaz. Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliği ve müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu.

Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür. Bunun altında iki tabaka daha vardır. Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir.

Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur. Isınma süresince gittikçe artan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar. Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur. Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz. Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz.

Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir. Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmen açılır, istenen sonuç alınamaz. Mısırın içersindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oranını en fazla yüzde l arttırır. Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Patlamış mısırın hikayesi beş bin yıl evveline, Amerika kıtasına kadar uzanıyor. Amerika yerlileri gıda için kullanılacak mısır ile içi daha sulu olan patlayabilir mısırların arasındaki farkı biliyorlardı.

Kolomb kıtaya ayak bastığında yerlilerin mısır kültürünü gördü, ama asıl ilgi 1510’lu yıllarda Güney Amerika’da terör estiren Hernanda Cortes’in Aztek’lerin dini ayinlerde ipe dizilmiş patlamış mısırları yediklerini görmesi ile başladı. Üstelik yerliler mısırı bir çeşit şişe geçirerek, tekrar tekrar ısıtarak veya kızgın kuma gömerek değişik şekillerde patlatarak yiyorlardı.

Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa’ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamış mısır ve tütündü. Birincisine çok fazla yağ ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sağlıklıdır. Ancak tüm mısır taneleri patlamaz. Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliğive müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu.

Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür. Bunun altında iki tabaka daha vardır. Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir.

Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur. Isınma süresince gittikçe arrtan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar. Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur. Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz. Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz.

Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir. Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmeen açılır, istenen sonuç alınamaz. Mısırın içerisindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oaranını en fazla yüzde 1 artırır. Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(e.). Pattadan bir misafir geldi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilgiçlik taslayan kimse; lüzumsuz teferruat üzerinde ısrarla duran ilim adamı. pedan'tic s. bilgiçlik taslayan. pedan'tically z. bilgiçlik taslayarak. ped'antry i. bilgiçlik taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asılı şey; pandantif, boyuna takılan zincirin ucundaki sallantılı süs; sallantılı küpenin ucundaki süs; avize; saat mahfazasının halkası; eş veya benzer olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sıfat terkiplerinde bulunur). Avâm-pesendSne — Avâmın beğeneceği yolda olan. Hod-pesendâne = Kendini beğenmişçesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right behind sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

* Pramitlerin her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir. Bu taşlar temin etmek için en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği bilinmemektedir.

* Pramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir.(Doğdugu ve tahta tahta çıktığı günler)

* Mumyalarda radyoaktif madde bulunuyor. Bu yüzden mumyaları ilk kez bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

* Pramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

* Kirletilmiş suyu, birkaç gün pramit’in içine bırakırsanız suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

* Pramit’in içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

* Bitkiler pramit’in içinde daha hızlı büyürler.

* Pramit’in içine bırakılmış su 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yapmadan pramit içinde mumyalaşır.

* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir pramit’in içinde daha cabuk iyileşme eğilimi gösterir.

*Pramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç tur attılar. Ancak içlerini göremediler.

*Pramitlerin içi yazın soğuk, kışın sıcak olur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Telâşla dönüp dolaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tutuk, miskin, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shy. diffident. incapable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fainthearted. lacking in boldness. poor-spirited. to be sorry stuff. timorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir defada pişecek miktar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Pişirmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooking. pan boiling. strike. kier boiling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pişmesini temin etmek: Pişmesine sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cook. to cause to mature. to cause a rash. to learn well. to irritate the skin. to mature. to ripen. to fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cook. to fire. to mature. to ripen. to learn sth well. prepare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pişirme işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb cook sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Allah’ın inayeti,,ihsanı ve lutfu üzerine kurulmuş felsefe.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. providentialisme

fel. kayracılık

Evrendeki bütün olayları tanrısal sebebe dayandıran, insanların ancak Tanrı kayrasıyla, bağışıyla kurtulabileceğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «rüfedân» dan). Kabuğu ile beraber suda az pişmiş yumurta.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yol bilen.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Ramazan i. Ramazan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dış açı teşkil eden iki istihkam siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fazlalık; ağdalı ifade; fazla şey; (İng.) işten çıkarılma; işsizlik oranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) fazlalık; ağdalı ifade; bir metin içindeki tekrar oranı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gerekenden fazla olan; fazla sözle ifade edilmiş, ağdalı; (İng.) işinden çıkarılan. redundantly (z.) gerekenden fazla olarak; ağdalı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. résidence

saray konut

Kendine ait güvenliği bulunan, içinde yaşayanlara özel hizmetler sunulan, her türlü ihtiyacın karşılandığı özel konut.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden yazıyı kurutmak İçin kullanılan tozun konduğu üstü delikli kab.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dünya işini boş görenler, alçakgönüllüler, kalenderl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rindce, rindcesine, rind gibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., müz. gecikerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ip cambazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (rû = yüz, gerdânîden = çevirmek). Yüz çeviren, istek ve rağbet göstermeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevinçli: Şâdân olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شادان] sevinçli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Keyifli, neşeli, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاگردان] öğrenciler. 2.çıraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İri inci tanesi. 2. Kenevir tohumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hz. Alî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «Doğrusu: «şâh-merdâne» olsa gerektir). Büyük ve ağır çekiç ve tokmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İri inci tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drop hammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ram. pile driver. steam hammer. beetle. battering ram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beetle. pile driver. drop press. punch press. hammer. ram. drop block. tup. tilt-hammer. drop-hammer. monkey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sallasırt etmek = Sırtına almak, yüklenmek: Kuyruğunu sallasırt etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shoulder / to hoist sth / sb onto one's shoulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: Şem’-dân) (i. F„ A. Şem’ = mum, F. dân = edat, halk dilinde: Şamdan). Yanmak üzere mum dikilen Alet kl, madenden muhtelif şekillerde olur ve çeşitli İsimler alır: Gümüş şamdan, çifte şamdan, el şamdanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candlestick. candelabra. candelabrum. flambeau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candlestick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candlestick. candelabrum. chandelier. hearse. lamp. lamp pad. pricket. candle holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şamdan yapan ve satan adam. 2. Bir büyük dairede şamdan ve mumlara nezâret eden: Şamdancıbaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. samadâniyye). Hak Taâlâ Hazretlerine ve ezelî kudretine mensup ve ait olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulûhiyyet, Tanrılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yassı bir şeyle vurmaktan çıkan sesi taklid ve tasvir eder: Şark şark, şırak şırak yanaklarına vuruyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at one's wits end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düşünmenin sırası kaybedip yanılmak, ne yapacağını bilememek, hayrette kalmak: Ben şaşırdım ne yapacağımı bilmiyorum. 2. Sırasını kaybetmek, bulamamak, doğrultamamak: Yolu, pusulayı, hesabı şaşırdım; ayağını şaşırdı; ne yapacağını şaşırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be surprised. be amazed. be at a loss. be mixed up. be confused. be puzzled. puzzle. be baffled. blink at. be scandalize at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mistake. reel. to be surprised. to be confused. to be astonished. to be taken aback. to make a mistake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered / confused. to be astonished / surprised. to wonder. to get muddled. to lose track. to be baffle d. confound. to become entangled. flabbergast. jolt. lose. puzzle. strike dumb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surprising. astonishing. striking. spectacular. amazing. astounding. incredible. bewildering. twisty. confusing. puzzling. mind-bending. dazzling. perplexing. baffling. colossal. confused. intriguing. rum. staggering. startling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amazing. baffling. dynamite. shocking. spectacular. surprising. unaccountable. unbelievable. astonishing. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confusing. astonishing. amazing. baffling. breathtaking. mind- bending. mind boggling. off- putting. surprising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Şaşırtmak işi, yanıltma, aldatma. 2. Fidanların yerini değiştirip yeniden dikme. 3. Birden söylenmesi zor kelimelerden mürekkep cümle. 4. Değişerek giden sıra, setrançvârî tertip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amazement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewildering or confusing sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şaşırmasını mucip olmak: Beni şaşırtmayın; hesabımı şaşırttınız. 2. Fidanın yerini değiştirmek, çıkarıp başka yere dikmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put smb. out of countenance. confuse. puzzle. bewilder. disorient. disorientate. stun. mystify. mislead. take aback. surprise. amaze. astonish. astound. bemuse. addle. baffle. bamboozle. bedevil. befog. befuddle. bowl over. confound. daze. discompose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addle. amaze. astonish. baffle. bedevil. bewilder. boggle. confound. confuse. dazzle. embarrass. floor. flummox. fluster. fog. lick. mystify. nonplus. obfuscate. perplex. puzzle. rock. stagger. startle. stump. stun. surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bewilder. to confuse. to astound. to amaze. to flabbergast. baffle. bedazzle. bedevil. befog. befuddle. discomfit. discompose. disconcert. disorientate. distract the mind. embarrass. entrap. floor. flummox. get. gravel. intrigue. knock. mesmerise. to b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iı iki veya dört kapılı olup, ön ve aka koltukları bulunan kapaılı otomobil; sedye. sedan chair tahtırevan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صدا نویس] teyp. 2.gramofon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeddâda lâyık, pek sağlam ve büyük: Şeddâdâne binalar yaptılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: şehtâne). 1. Kenevir tohumu; yaban şeh-dânesi. 2. İri taneli ve makbûl inci.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nur seli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شمشير] kılıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شمعدان] mumluk, şamdan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Örs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı dönen, şaşkın, Avâre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سر آمدان] ileri gelenler, önde gelenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرگردان] avare, aylak. 2.şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şeyda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). İki Seyyid, Hz. Hasan ile Hüseyn.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslında kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın yavaşça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salını verirse, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20-30 kat daha fazladır. Kurşunun arkasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslıjda kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın rahatça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salınıverise, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkarmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20 - 30 kat daha fazladır. Kurşunun arasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i galat olarak çemşir ağacına derler), (bk.) Çemşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEMŞİR) (i. F.). Kılıç. Şimşîr-zen: Kılıçla vuran, kılıç çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boxwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شمشير] kılıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(buxus sempervirens): Şimşirgiller familyasından; her zaman yeşil çalı veya ağaç halinde odunsu bir bitki cinsidir. Yurdumuzda yetişen adi şimşir; çoğunlukla sık dallı bir çalı, bazen 10 metreye kadar boy salan bir ağaçtır. Çiçekleri yeşilimsi sarıdır. Yaprakları ve dallarının kabuğunda; alkoloidler, uçucu yağ, reçineli bileşikler ve tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Terletir, ateş düşürür ve vücudu rahatlatır. Hafif derecede müshildir. Karaciğer hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden bir bitki. Örnek bitkisi şimşirdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سندان] örs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SIRR) (i. A.) (c. esrâr). T. Gizli iş veya söz, Fars. râz: Sır saklamak, sır tutmak: Sırrını meydana çıkarmak. 2. İnsan aklının eremediği ilâhî hikmet: Sırr-ı hilkat, esrâr-ı tabîat. Sır kâtibi = Hükümdar vs.’nin hususî kâtibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sıfatların başına gelip mübalağa gösterir: Sırsıklam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çanak çömleğe sürülen parlak boya, vernik. 2. Aynanın arkasına sürülen terkip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tok, doymuş. Dll-str = Gönlü tok, kanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arslan, Ar. esed, Şİr-1 Huda, Ar. Esedu’llah = Hazret-i Alî. Şîr-i ner = Erkek arslan. Şîr-ü hurşîd = Arslan ile Güneş. İran devletinin bir nişenı ve bayrağındaki senbol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süt. Şîr-i mâder: Ana sütü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret. confidence. mystery. glaze. glazing. enamel. arcanum. cabala. cabbala. luster. lustre. riddle. arcana. hugger-mugger. huggermugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. glaze. mystery. riddle. secret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret. secrecy. glaze. silvering. allegation. confidential matter. gloss. mystery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سير] sarmısak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سير] tok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شير] arslan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شير] süt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. efendim, beyefendi: b.h. bir asalet ünvanı, sör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F. şîr = süt; dân = edat. Türkçe: şirden). Geviş getiren hayvanların ikinci midesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; dil = yürek). Arslan yürekli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; giriften = tutmak). Arslanı tutacak derecede kuvvetli ve cesur (hafif sarhoş olanlar için şaka yol 11u söylenir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. Şir = süt; horden = yemek). Süt içen, henüz sütten kesilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah’ın arslanı, Hz. Ali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızgın, kükremiş arslan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek aslan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şir = süt; rugan = yağ). Şırlayan, susam yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Dizi, saf: Bir sıra İnci: Ağaçları sıra sıra dikmişler. 2. Tertip, nizam, düzen: Sıraya koymak, sıraya girmek, sıra ile 3. Sınıf, derece, rütbe: Ben o sırada değilim, beni onların sırasına koymayın. 4. Satır: Birkaç sıra yazı yazdı. 5. Dershâne ve ona benzer yerlerde oturmak üzere tahtadan uzunca kanape, uzun rahle: Mektep, tiyatro sıraları. 6. Nöbet, belirli vakit veya derece: Bizim sıramız gelmeyecek midir? Şimdi sizin sırenızdır. 7. Fırsat, tesadüf, münasip vakit ve hâl: Sıra düşürmek; sıra gözetmek; sırası geldi de. 8. Geliş: Sözün sırası. 9. Rastgele alma, seçilmemiş: Sıra karpuzu; sıra memuru. 10. Devam, boyuna uzanma: Sıra serviler, sıra duvarı. Bir sıra teşkil eden, bir sıraya dizilmiş: Sıra yalılar, dükkânlar, sıra ağaçlar. 11. (gramer) Zarf gösteren isimlere katılarak bir düzenle devam gösterir. Ardı sıra, arkası sıra = Taklb ederek, geriden devamlı şekilde. Önüsıra = Önünden, önünce, önden muttasılan. Yanı sıra = Beraberinde, yanyana. Ara sıra, arada sırada = Aralık aralık, bazen, her vakit ve muntazaman değil. Sıra İla = Muntazaman birbiri arkasından, muntazam bir düzende yahut birer birer. Sırasında = 1. Nizâmında. 2. Vakti gelince. Sırasıyla — Yoluyla, münasip şekilde. Sıra sıra = Saf saf, birbiri arkasında saflar teşkil edecek şekilde: Asker sıra sıra dizilmişti. İşi sırasına girmek = İş yoluna girmek, düzelmek. Sırada = Bir şeye erişmek yolunda. Sırada = Esnada, iken: Geldiğim sırada tesadüf ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «şîre»den). Üzüm suyu, henüz şaraplaşmamış üzüm suyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Satın alma. Bay’-ü şirâ = Alım-satım. 2. Yelken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinal. line. queue. linage. order. row. series. file. rank. sequence. turn. bench. alignment. arrangement. array. form. occasion. place. progression. range. settle. slot. spell. succession. tier. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alignment. array. bench. file. line. occasion. order. queue. range. rank. row. sequence. series. string. succession. tier. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. sequence. file. line. order. pitch. range. round. row. series. tier. train. turn. queue. course. number. coordinate. ply. alternate. suite. tail. evolution. serial. catena. grade. alinement. alignment. procession. arrangement. array. bench. hand. ju

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

must. unfermented grape-juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

must.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

job goods. run-of-the-mill. middling. mediocre things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıra teşkil eden, bir dizi şeklinde, saf olmuş: Sıra-vârt yalılar, ağaçlar. 2. Bir dizi şeklinde, sıra İle Sıra-vârî durmuşlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sîr = tok, Ab = su). 1. Sy ile doymuş, suya kanmış, hararetini gidermiş. 2. Sulu, taze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Fars. «çerâğ» dan Ar.’ laşmış). Çerağ, ışık, kandil, meş’ale.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سراج] kandil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Işık meşale, kandil, çerağ. 2.Nur saçan anlamında Rasulullah için kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Boğazda urlar çıkaran ve vücudun bazı taraflarında yaralar açan irsi bir hastalık ( dâü’l-hanâzîr. Sıracaotu = Sığırkuyruğu, balıkotu türünden bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde scrofula denir. Bir çeşit kronik deri veremidir. Nedeni, boyundaki lenf bezlerinin veremidir. Daha ziyade boyun bölgesinde ve yüzde acısız şişliklerle ortaya çıkar. Bir süre sonra patlayan bu şişliklerden irin akar. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz yaprağı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 40 gram ceviz yaprağı konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıraca hastalığına tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(scrophuiaria): Sıracagiller familyasından; pis kokulu, çok yıllık otsu bir bitkidir. Boğumlu sıracaotu ve köpeksıracaotu en yaygın olan türlerdir. Kullanıldığı yerler: Lapası sıraca tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

range of mountains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain chain. mountain range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıralar hâlinde uzanan dağ zenclri, Osm. sllsile-i cibâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. common. regular. unexceptional. banal. routine. workaday. average. blah. casual. common or garden. commonplace. copybook. cut and dried. exoteric. hackneyed. mediocre. nondescript. prosaic. quotidian. run-off-the-mill. small. straight. casu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. banal. common. commonplace. humble. humdrum. low. measly. menial. mundane. nondescript. ordinary. pedestrian. regular. simple. spartan. uncoloured. undistinguished. unsophisticated. workaday. of a sort. small-time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. run-of-the-mill. any. banal. bread and butter. characterless. man of common extraction. commonplace. matter of-fact. mundane. ordinarily. prosaic. run of the mill. of sorts. so so. undistinguished. unexceptional. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accordian file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting in order. arrangement. processing. alignment. collocation. course. get-up. placement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordering. grading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ranking. arranging in a row or rows. listing things in order. ordering. classification. arrangement. lineage. ranging. coordination. linking. enumeration. grading. alignment. commutation. sorting. systemizing. serialization. dressing. marshalling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıraya koymak, dizmek: Saksıları yolun üzerinde sıralayacağım. 2. Birbiri ardısıra söylemek, arasını kesmeksizin söylemek: Birtakım küfürler sıralamaya başladı. 3. (çocuk) Kanape ve duvarlara tutunarak yürümeye başlamak: Daha yürümüyor ama sıralıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up. arrange. put in order. aline. align. array. collocate. compile. concatenate. juxtapose. marshal. range. string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enumerate. file. juxtapose. marshal. rank. to arrange in order. to align. to sequence. to enumerate. to begin to walk by holding on to one after another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sort. to arrange or array things in a row or rows. to line things up. to arrange or file things in a certain way. to list in order. to enumerate. to begin to walk. to order. to set in order. to range. to rank. to line. to classify. to coordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Çift kaset deck’li bir sistemde A ve B sürücülerindeki kasetlerin her iki yüzünün de otomatik ve sıralı olarak çalınmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıraya konmak, dizilmek, bir dizi teşkil edecek şekilde düzenlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be arranged or arrayed in a row or rows. to be lined up. to be arranged or filed in a certain way. to be listed in order. to be enumerated. to be classified. line the streets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıraya koydurmak, bir diziye dizdirmek: Bu saksıları bahçıvana sıralatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dizilmiş, sırasına konmuş: Sıralı evler, ağaçlar. 2. Tertipli, muntazam: Sıralı işler kolay görülür. 3. Münasip, yolunda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in order. serial. serried. sequent. in-line. in train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordered. arranged in order. timely. appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential. arranged or set out in a row or rows. line up. timely. apposite. appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whenever he feels like it. regardless of the time or the place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sır saklayan yiğit-

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kaleler, hisarlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana lâyık, arslanca, Fars. dilîr-Ane: şîrâne mukavemet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the course of. while. during. whilst. pending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

during. when necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respective. in order of. respectively. seriatim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in turn. in order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karmakarışık. 2. Yolsuz, münasebetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unordered. untimely. inapposite. inappropriate. without waiting one's turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Yol. Sırlt-ı müsukıym = Doğru yol, hidâyet, hak yolu. 2. Cehennem’in üzerinde kurulmuş pek dar ve geçilmesi müşkül bir köprü ki, üzerinden geçilerek Cennet’e gidilecektir: Sırât köprüsü. mec. Pek sarp ve tehlikeli yol.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراط] yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yol, tarik.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراط مستقيم] doğru yol. 2.sırat köprüsü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dosdoğru yol. Allah’ın yolu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Geçme, bulaşma: Nezle çabuk sirâyet eden bir hastalıktır. 2. Geçme, Ar. İntikal, yayılma, bulaşma: O adamlarla otura otura onların Adeti bize de sirâyet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion. infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion. spread of sth from one person to another. extension. infection. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرایت] bulaşma, geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçmek, bulaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (İran’da Fars eyaletinin başşehrinin adı) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Türk müziğinde eski bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Belki Şİrâz şehrinde icad olunmuş da böyle adlandırılmıştır). 1. Doğu usûlünde ciltlenen kitapların yapraklarının cilde bağlandıkları yerin iki ucunda ibrişimden vurulan ince şerit ki, Avrupalılar bugün taklidini yapıştırıyorlar. 2. mec. Nizam, intizam, düzen, rabıta. Şîrâzeden çıkmak = İşlerin düzeninden çıkması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شيرازه] kitap sırtındaki kumaş şerit. 2.düzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örülmüş ince şerit. 2.Pehlivan kispetinin parçası. 3.Esas, düzen, nizam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. F. A.). Şîrâzlı, Şİrâz şehrinden: Hâfız-ı Şİrâzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Ekin ve hayvon sulamak nöbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serbia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serbia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Cam. 2. Gelinlere takılan camdan tel, renkli camdan boncuk. 3. Elmas taslağı, ham elmas. 4. Camdan tel gibi parlak kıl. Sırçalı kürk = Parlak ve kaba tüylü kürk. 5. Mozayik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass. broken glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيردان] şirden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. serdar, başkan, kumandan; Mısır'da ordu başkumandanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bir sırrı bilen iki kişiden her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the secret. confidant. intimate. repository. the initiated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow-holder of a secret. confidant. intimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidant. repository.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. standing by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيردل] yiğit, arslan yürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şıra. (bk.) Şıra.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شيره] şıra. 2.özsuyu. 3.süt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. baba, ata; efendimiz (eskiden herhangi büyük bir kimseye şimdi ise yalnız hükümdarlara hitaben kullanılan bir tabir); memelilerde baba hayvan; f. baba olmak (özellikle atlarda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren. hooter. hoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooter. siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of three sea nymphs, or, according to some writers, of two, said to frequent an island near the coast of Italy, and to sing with such sweetness that they lured mariners to destruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An enticing, dangerous woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something which is insidious or deceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mermaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

They inhabit the swamps, lagoons, and ditches of the Southern United States.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The more common species is dull lead-gray in color, and becames two feet long.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument for producing musical tones and for ascertaining the number of sound waves or vibrations per second which produce a note of a given pitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sounds are produced by a perforated rotating disk or disks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form with two disks operated by steam or highly compressed air is used sounding an alarm to vessels in fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a siren; bewitching, like a siren; fascinating; alluring; as, a siren song. eel-like aquatic North American salamander with small forelimbs and no hind limbs; have permanent external gills an acoustic device producing a loud often wail

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren. siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sea nymph supposed to lure sailors to destruction on the rocks where the nymphs lived; 'Odysseus ordered his crew to plug their ears so they would not hear the Siren's fatal song'. a woman who is considered to be dangerously seductive. a warning signal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any device, mechanical or electronic, that is designed to produce a loud warning sound when triggered by a security system 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An audible device that creates a loud sound to signal an alarm condition from the system An electronic siren combines both a Speaker and a Siren Driver in a self-contained device that operates straight from a power source, usually 12VDC. something in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. güzel şarkı söyleyerek denizcileri aldatan deniz perisi; çok cazip ve tehlikeli kadın; siren, canavar düdüğü; bir çeşit su kertenkelesi; denizkızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Mitolojide geçen, denizde kayalar üzerinde gemicilere şarkılar söyleyen, belden aşağısı balık biçiminde kadın, deniz kızı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ot yiyen memeli deniz hayvanları takımına ait; i. denizkızı semendergillerden bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Siyer). 1. Bir insanın ahlâkı, tabiat ve karakteri, zıddı: sûret: SÜret ve streti güzel. 2. Macera. 3. Biyografi. 4. c. Hz. Muhammed’in biyografisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيرت] hal ve gidiş. 2.biyografi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bir kimsenin manevi durumu, hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş. Hal tercümesi. - Hz.Muhammed’in hal tercümesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Hâlis, sâft, sade: Bu, sırf süttür; sırf yalandır. 2. Büsbütün, tamamen. 3. Ancak: Sırf kendi ihtirasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mere. only. purely. sheer. simply. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheer. solely. pure. mere. utter. nothing but. merely. only. wholly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صرف] sadece, yalnız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hızlı, derin GPS sinyal aramasına olanak veren GPS alıcı teknolojisi, dış mekanda konumunuzun bulunmasının yalnızca bir saniye süreceği anlamına gelir. Geleneksel GPS alıcılarından farklı olarak SiRFstarIII o kadar duyarlıdır ki, uzun binalarla çevrili bir yerde ya da ağaçlar altında olsanız bile GPS sinyallerini alabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Adi kadın.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Başını yukarı kaldıran yükselten, benzerlerinden üstün olan. Aslı Serfıraz’dır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serâhin). Kurt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرخوار] süt çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şlriyye). Şiire ait. Tabîat-ı şîriyye: Şiir söylemeye müsait tabiat.

Türkçe Sözlük<