şır-gır ne demek? | şır-gır anlamı nedir? | şır-gır

şır-gır anlamı nedir?

şır-gır ne demek?

şır-gır anlamı nedir?

şır-gır | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sir gir

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; giriften = tutmak). Arslanı tutacak derecede kuvvetli ve cesur (hafif sarhoş olanlar için şaka yol 11u söylenir).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DVD ya da benzer bir kaynaktan 5.1 Surround Ses bilgisi alan bir giriş. 5.1 Surround Ses, iki ön kanal, iki arka kanal, bir merkez ve bir subwoofer kanallarından oluşmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Suyun biriktiği yer, havuz. 2. Dokumacılıkta kullanılan fırça

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Allah’ın kulu. - (bkz.el-Basir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü’minlere nusrct ve zafer veren Allah’ın kulu. - Nasır, Allah’ın sıfatla-rındandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı, yardım eden Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical sequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبگير] havuz. 2.su birikintisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde portenin birinci aralığına yazılan fa perdesinin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم عشيران] Türk mûsikisinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray’ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-mah savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin’de öldü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Afâk, F. girîften). Ufukları tutmuş, Aleme yayılmış, şâyî, çok meşhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şemsiye. 2. Güneşli yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابگير] güneş alan, güneş gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölçüde çok gelen ve yerinden zor kalkıp oynatılan: Ağır yük, ağır taş. mec. 1. Güç, zor, zahmetli: Ağır iş. 2. Pek ehemmiyetli ve mesuliyetli: Ağır mesele. 3. Pahalı, kıymetli: Ağır mal. 4. Yavaş, müteennî, hareketi çabuk olmayan: Ağır yürüyüş, ağır adam. 5. Vakur, haysiyetini fazla muhafaza eder, saygıya değer: Ağır adam. 6. Vahîm, tehlikeli: Ağır hastalık, ağır hava. 7. Tahammül olunmaz, kerih: Ağır koku. 8. Sıkıntılı, sıkıntı veren: Ağır adam. 9. Dokunaklı, güce giden: Ağır söz. 10. Şişman, yağlı, etli: Ağır vücut. 11. Kolay hareket etmez, zor kımıldanır: Ağır taş. 12. Az işitir, sağırca: Kulağı ağırdır. 13. Yavaş, tenbelce: Ağır yürümek. Tekrarla ağır ağır dahi denilir. Yavaş yavaş demektir. 14. Tahammül olunamayacak surette kötü: Çok ağır bir şey kokuyor. 15. Sıklet, ağırlık: _ Ağırınca = Sıkletince, veznince. 16. Vakar, temkin: Ağrını takınmak. 17. Güç, gücenme, infial: Ağırıma gitti. Ağırbaşlı = Pek ciddî, ehemmiyet ve vakar sahibi. Eline ağır = Elinden çabuk iş çıkmaz, işi yavaş Ağır gelmek — Zor görünmek: Bu iş bana pek ağır geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ağırlanmak, ağırlık vesaire, (bk.) Ağır vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde usullleri bir mertebe ağırlaştıran terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. heavyweight. hard. weighty. serious. severe. dignified. slow. dull. not fast. slow moving. lazy. strong. indigestible. unwholesome. oppressive. repressive. sharp. foul. serious minded. arduous. back-breaking. bovine. burdensome. deliberate. despera

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy. weighty. ponderous. not quick. slow. serious. grave. severe. reserved. hard. dull. earnest. too rich. difficult to digest. cumbersome. deep. dense. dilatory. easy. flat footed. high. hulking. inert. languid. lazy. massive. oppressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

largo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slowly. gradually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde 9/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak usulünün bir şeklidir, (bk.) Aksak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde: 1. 10/4 ile yazılan bir küçük usul. Aksak semaî (bk.) usulünün bir mertebesi ve: 2. Klasik bir şekil: Ağır aksak semâİ usulü ile bestelenmiş ağır semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperturbable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriously ill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

severe illness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manual labor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard work. heavy work. fatigue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy casualties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gross negligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy industry. heavy industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong language. rap on the knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indictable offence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy duty truck / lorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead oil. fuel oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriously wounded. badly wounded. badly injured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve aşırı hareketlerde bulunmayan, vakur, ciddî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağırbaşlı olma hali; ağırbaşlıya yakışacak davranış, ciddiyet, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soberness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phlegmatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phlegm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yer küresinin, yoğunluğu öbür kısımlarınkinden çok olan iç kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağırlamak işi. 2. (musiki). Gelin veya güveyinin karşılanması sırasında çalınan kıvrak hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment of a guest. celebration treat. entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İkram ve izâz etmek, hürmet etmek. 1. Yavaşlamak, bataet ve teenni peyda etmek. 2. Kokuşmak, ağır kokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host. entertain. wine and dine smb. dine. show hospitality. feast. fete. receive. regale. wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to put sb up. to show hospitality to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to extend hospitality. fête.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağır veya temkinli olmak, ikram olunmak: Ağırlanacak misafir yüzünden bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır olmak, ağırlığı artmak. 2. Vahamet kesbetmek, vahîm olmak: Hasta, hastalık ağırlattı. 3. Vakar ve temkin peyda etmek, daha olgun olmak. 4. Fena kokmağa başlamak, bozulmak: Yemek ağırlaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become heavier. to become more serious. to slow down. to get harder. to become more difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become heavier. to become slower. to become graver. to turn. to become overcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation. stultification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır etmek, ağırlığını arttırmak. 2. Ehemmiyet ve vahametini arttırmak. 3. Güçleştirmek, daha zor etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make heavier. to make slower. to slow down. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırlığını arttırmak, daha ağır etmek: Yükümü ağırlatmayın. 2. İkram ve izâz ettirmek, kabûl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weigh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıklet, tartıda ağır şeyin hail. 2. Yavaşlık, bataet. 3. Vakar, temkin. 4. Ağır şeylerin toplamı, eşya, kalabalık. 5. Eskiden geline verilen mihr-i muaccel parası. 6. Gece uykuda basan kâbus: Ağırlık basmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight. heaviness. weightiness. gravity. force of gravity. dullness. slowness. severity. arduousness. avoirdupois. heft. massiveness. plummet. ponderosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballast. brunt. gravity. weight. heaviness. slowness. gravity ağırbaşlılık. severity. burden yük. responsibility sorumluluk. drowsiness. lethargy. foulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heaviness. weight. load. ponderosity. gravity. slowness. calmness. seriousness. graveness. richness. indigestibleness. fetidness. putrefaction. dullness. uneasiness. languor. effects. luggage. portion. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted. heavy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iplik germeye mahsus iğin alt tarafında mantar gibi tahta veya kemikten yapılmış tekerlek. 2. Yuvarlak ve tümseğimsi şey: Gece kandili ağırşağı, çadır ağırşağı (tepesindeki), diz ağırşağı = Diz kapağının kemiği. Domuz ağırşağı = Bir nevi bahûr-u meryem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağırşak gibi mantarımsı bir tümsek hasıl etmek: Çıban ağırşaktandı. 2. Şişip yuvarlanmak: Meme ağırşaklandı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Akergin)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ikşîrâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aksırmak işi, hapşırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneezing. sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Solunum kaslarının birdenbire ve şiddetle kasılmasıyle ağız ve burundan hızlı ve gürültülü bir şekilde nefes boşaltmak, hapşırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Aksırık. Aslı: Ansırmak, ansırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze. to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin aksırmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. giriften = Tutmak). 1. Cihanı tutan, dünyayı zabteden, fâtih, cihangir. 2. Bütün Aleme yayılan, dünyayı dolduran: Onun nam ve şöhreti Alemgîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمگير] dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handsome. showy. complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alevlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit hükümdar. Kırım veliahtı. Bir ara Kırım Hanı da oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. unsur). Unsurlar, elemanlar, (bk.) Unsur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عناصر] unsurlar, elemanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عناصر اربعه] dört unsur ateş, hava, su, toprak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). Hicri sene, H.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint stock company. corporation. incorporated society. joint-stock company. joint stock / stock company. joint-stock corporation. incorporated business. corporate trust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Joint Stock Corporation)

Bir ünvana sahip, en az 5 ortakça, ana sözleşmesinde yazılı konularda faaliyette bulunmak üzere kurulmuş olan ve esas sermayesi muayyen (belli) paylara bölünmüş olan sermaye şirketleridir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Ansırmayı mucip olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı: Aksırık). Burundan gelen, öksürüğe müşabih bir hal, atse. (bk.) Aksırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Ansırır) («an» dan. Galatı: Aksırmak). Beyinden gelir gibi görünen, öksürüğe benzer bir şeyi burundan çıkarmak. Atse vurmak, (bk.) Aksırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ansırmayı mucib olmak, atseyi celbetmek, aksırtmak: Bu enfiye ansırtmıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasionally. sometimes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now and then. now and again. ever and anon. from time to time. occasionally. once in a while. sometimes. in spots. at times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

every so often.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasionally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Zaman zaman, seyrek olarak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Cesur, korkusuz han. Arslan Giray: Kırım hanı (1702-1767).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. Zaman, devir, ahd, hengâm: O asırda, asrımızda. Kanunî Sultan Süleyman HAn asrı, Asâr-ı sâlife. (Asrın müddeti muayyen olmayıp bir tarihin her yüz senesine asır denilmesi galattır). 2. ikindi vakti, ikindi namazı: Salat-ı asr. Kabl-el-asr = İkindiden evvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ısret» ten smüş.) (mü. asîre). Zor, güç, müşkül, Fars. düşvâr, ağır. Bu, bir emr-i asîrdir = Zor bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.) (mü. Aşire). Onuncu: Bâb-ı Aşir = Onuncu bâb; def’a-i Aşire = Onuncu kere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir şeyin on parçada biri, aşer. 2. Kur’an-ı Kerîm’in on cüz’e bölünmesiyle bu cüz’lerin her biri: Aşîr okumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

century. age. centenary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. century. century yüzyıl. period. time çağ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

century. age. time. period. era. reign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصير] özsuyu, usare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاشر] onuncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عشير] onda bir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ondabir, onuncu. 2.Samimi dost ve arkadaş. 3.Koca. 4.Aşar toplayan. 5.Kur’an-ı Kerim’den 10 ayetlik bir bölümü okuma. Aşir Efendi (Mustafa). Osmanlı Şeyhülislamı (1728-1804).’Bursa, Mekke ve İstanbul kadılıklarında bulundu. 1758-1800’de Şeyhülislamlık görevini ifa etli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصر بعد عصر] asırlarca, yüzyıllarca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırma mânâsında kullanılan uydurma bir kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. pinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde orta sekizlideki (mi) perdesi. «Hüseynî-aşîrân» da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Onuncu olarak, onuncu derecede: Aşiren (onuncu olarak) şunu yapmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاشرا] onuncusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. a şâir) (A. terkiplerde «aşîre» suretinde bulunur). Bir asıldan doğup birlikte yaşıyan ve birlikte konup göçen göçebe halk, oymak, kabile: Arap, Kürt, Türkmen aşiretleri; aşiret arasında yaşamak; aşiretle gezmek; aşiret şeyhi, beyi, ağası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. clan. tribal. nomadic. horde. native tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), («aşmak» dan. Eskiden aşrı ve aşuru da yazılırdı). 1. Hadden fazla, pek ziyade olan: Aşırı derecede cesur. 2. Bir şey;n ötesinde bulunan, öte tarafta olan: Denizaşırı yer. 3. Birini atlayıp diğerini kullanmakla vâki olan, birer fasıla ile vuku bulan. Günaşırı = Bir gün olup, bir gün olmayan. Ev aşırı = Bir eve ait olup birine olmıyan. 4. Pek, çok, ziyade, hadden fazla: Aşırı hiddetlendi. 5. Fâsıla ile, fasılalı olarak: Günaşırı geliyor. Bir şeyin ötesinde: Denizaşırı oturuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extreme. excessive. ultra. super. acute. breakneck. camp. crusted. deep. desperate. devilish. disproportionate. exaggerated. exceeding. exorbitant. exquisite. extortionate. extravagant. fancy. ferocious. fond. fucking. fulsome. heavy. like hell. hell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomical. awfully. excess. excessive. exorbitant. extortionate. extravagant. extreme. extremely. fierce. immoderate. inordinate. mortal. overdone. overmuch. redundant. steep. surplus. too. undue. unduly. unrestrained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beyond. over. devilish. exaggerated. in excess. to excess. excessive. exorbitant. fanatic. fulsome. heavy. immoderate. inordinate. like anything. overflowing. overmuch. over the top. rabid. red hot. sore. steep. too too. ultimate. ultra. undue. ungodly. u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir. Aşağıdaki reçeteler aybaşı kanaması olduğu günler kullanılmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, limon

Hazırlanışı : 2 Adet limon uzunlamasına kesilir. Suyu sıkılır üzerine üç kahve kaşığı süzme bal ilave edilir, içilir. Günde üç kere uygulanabilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extremism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealotry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exorbitance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excess. extravagance. excessiveness. extremism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. excess. exorbitance. intemperance. surfeit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirilmek: Taş duvarın üstünden aşırılmak. 2. Atlanmak, savulmak. 3. Uzaklaştırılmak. 4. Çalınmak, sirkat edilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a century old. centenary yüzyıllık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşırmak fiili. 2. Diğer bir şeyin üstünden atılan veya bağlanan şey. Çalınmış, sirkat edilmiş, Ar. mesruk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passing over. larceny. theft. picking. pilfering. pinch. plagiarism. rip off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinching. purloining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» tan). 1. Yüksek bir yerin üstünden geçirmek. 2. Atlamak, geçirmek, savmak: Bu kazayı da aşırdık. 3. Uzaklaştırmak, defetmek. 4. Kapıp götürmek. 5. Çalmak, sirkat etmek. 6, Haddi tecavüz etmek, çok ileri gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filch. sneak. steal. to pass over. to pinch. to swipe. to pilfer. to filch. to bag. to nick. to crib. to run away with. to rip sth off. plagiarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over / beyond. to overshoot. to steal. to purloin. crib. filch. finger. hook. lift. pick. pick and steal. pilfer. pinch. prig. rip off. scrounge. snitch. swipe. thieve. waltz off with. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşırtmak fiili. 2. Eğer bandı, kolan. 3. Yaşmağın üst katı. 4. Çalınmış, Ar. mesruk. 5. Üstten atılan: Aşırtma yaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «aşmak» dan). 1. Bir şeyi bir irtifaın üstünden geçirmek, öteye atlatmak. 2. Geçmek, savmak, tehlikeyi atlamak. 3. Defettirmek, başkası vasıtasiyle ortadan kaldırtmak. 4. Çaldırmak, sirkat ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتش گيره] maşa. 2.çıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atomic weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otojir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Araç müzik sisteminize Sony Network WALKMAN® gibi çeşitli taşınabilir ses cihazlarını bağlamanızı sağlar. Ayrıca araç içi video sisteminizin sesini, araç müzik sisteminize yönlendirmek için de kullanabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu, Sony’nin daha fazla depolama ve MP3’ten daha iyi ses kalitesi sunan benzersiz ses sıkıştırma teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Araba stereosunun ön tarafına yerleştirilmiş auxiliary girişi (3,5 mm mini jak). Hoparlör çıkışı aracılığıyla MP3 gibi taşınabilir ses cihazlarını bağlamak için kolay erişim sunar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Enenmemiş damızlık at, mec. Azgın adam. Denlzaygırı = Başı ata benzer bir deniz hayvanı ki karaya da çıkar. Su aygırı = Afrika’nın büyük nehirlerinde bulunur büyük bir hayvan. Cimû»-ı bahrî = Deniz mandası, hipopotam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stallion. stud horse. horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stallion. stud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stallion. horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aygırın hal ve sıfatı ve vazifesi: Bu at aygırlık edemez, mec. Azgınlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sevimli ay, ay gibi sevimli. Şirin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baç, vergi toplama memuru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باجگير] vergi memuru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Baca. 2. Vantilatör. 3. Nargile ve semâver başlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karaciğer. 2. Her şeyin içi veya önü: Dağın, yayın bağrı. Bağrıaçık = Perişan hal. Bağra basmak = Kucaklamak. Bağrıkara, bağrıyamk = Kederli, mahzun ve mükedder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(kullanılan şekli: Bâr). Bağırmayı tasvir etmek ve mânâyı kuvvetlendirmek için mükerrer kullanılır: Bağır bağır bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest. bosom. breast. middle part. internal organs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bosom. breast. heart. bowels. viscera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yük arabasının çatal yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: Bağıldak). 1. Beşikteki çocuğun göğsü üzerine kundağını bağlayan kumaştan enli bağ. 2. Adet görmüş kadınların tutundukları bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırmak fiili ve tarzı, nâra, sayha: Bu bağırış nedir? (bk.) Bağrışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shouting. clamour. holler. scream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırmak fiili, sayha, nâra, böğürme, öğürme: Sarhoşların, öküzlerin bağırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. shout. call. yawp. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellow. call. calling. exclamation. hoot. shout. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağırdan, içeriden ses çıkarmak, bağırmak, haykırmak, sayha, nâra atmak, (hayvan) öğürmek, böğürmek. Bağırıp çağırmak = Yaygara ve gürültü etmek. Yüze bağırmak = Bağırarak sert muamele İle ürkütmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shout. bawl. yell. scream. exclaim. shout out. shout at. bark at. bark. bellow. call. cry. ejaculate. holler. hollo. holloa. hoop. hoot. howl. roar. sing out. whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blare. call. cry. exclaim. holler. scream. shout. thunder. whine. whoop. yell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shout. to clamour. to cry. bellow. call. cry out. holler. scream. sing out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. anatomi). Karnın içindeki dar ve uzun dolaşıktı, içi boş uzuv. (bk.) Barsak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intestinal. gastral. enteric. bowels. intestine. bowel. gut. enteron. ileo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowels. gut. intestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intestine. gut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Beslenme bozuklukları, soğuk veya sıcak içecekler veya kullanılan bazı ilaçlar, hastalığın nedenleri arasındadır. Tıp dilinde kolit denir. Tedavide rejim ve istirahat esastır. Yenmemesi gerekenler : Lahana, karnıbahar, kabak, domates, yağlı et suları, yağlı et ve balıklar, konserveler, av etleri, pastırma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol. Yenilmesinde sakınca olmayanlar : un veya sebze çorbaları, yağsız ızgara etler, yoğurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç çorbası, yoğurt.

Hazırlanışı : 1 kase pirinç çorbası ile birlikte, bir su bardağı dolusu taze yoğurt yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enteritis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Önemli bir hastalığın işareti olabilir. Önce kanamanın nedenini tespit ettirmek gerekir. Kısa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora başvurmak gerekir. Doktora başvuruncaya kadar aşağıdaki reçetelerden biri kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : 1 adet havuç, önce soğuk suyla yıkanır, sonra rendelenir. Suyu içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cestode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir. Genellikle 5 grupta toplanırlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kıl kurtları

- Kamçı kurtları

- Kancalı kurtlar

- Şerit

Aşağıdaki reçeteler bağırsak solucanlarını düşürmek için kullanılır; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabuğu konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah aç karnına 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowels. guts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırtmaya sebep olan: Devebağırtan = Pek dik ve çamurlu yokuş (taşlık olursa naldöken denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outcry. shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outcry. shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir çeşit yaban ördeği, katâ, suçulluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağırmasına sebep olmak. 2. Bağırmak üzere vazifelendirmek: Tellâl bağırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb shout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıymetli, değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. bet. wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bet. to make / to lay a bet. go. lay down. take on a bet. wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Balık kılçığı şeklinde, yol yol iç içe geçmiş açılar biçimindeki çizgilerden meydana gelen kumaş deseni. 2. Ortası yüksek olup iki tarafa doğru hafifçe alçalan: Balıksırtı yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herringbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herrignbone. diagonal. round-up. crossfall. herringbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaprakların üzerinde hasıl olan bir nevi kudrethelvesı kl, dalların hususî bir hastalığıdan ileri gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bağırma sesi. Hüngür hüngür ağlamayı, ses ve gürültü ile olan sair fiilleri tasvir için ard arda kullanılır: Bangır bangır ağladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the top of one's voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâr = yük, giriften = tutmak, kaldırmak) (zooloji). Yük tutucu, yük kaldıran, yük taşıyan (hayvanlara, hamallara, araba ve gemi gibi şeylere) denir. (Türkçe telaffuzu beygir). Enenmiş at, esb, fers (gerek yük, gerek binek ve koşum hayvanı olabilir), (bk.) Beygir.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بارگير] beygir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan smüş.) 1. Gören, görücü, Fars. bînâ 2. Görüp anla yan, kalb gözü ile gören, basiret sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü bâsıra). Gören, görücü. Kuvve-i bâsıra = Görmek hassası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Göz. 2.Görme. 3.Allah’ın sıfatlarından, herşeyi gören (“Abd” takısı almadan kullanılmaz).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjdeci. 2.Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz.Beşir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Görmek kuvveti, görme hassası. Kuvve-i bâsıra = Görme kudreti. 2. Göz, Ar. ayn, Fars. çeşm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Kalb gözü ile görme, görüp aslına, hakikatine varma: Basiretle bakmak. Basireti bağlanmak = Gafil davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception. foresight. clairvoyance. discreetness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethought. foresight. insight. discernment. prudence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. insight. foresight. forethought. precaution. prevision. providence. prudence. sagacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بصيرت] görüş, ileriyi görme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2.Ön görüş, seziş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Basiretli, evvelden gören, seziş sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F). Sezişe, evvelden görüşe yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalb gözü ile gören, her şeyin asıl ve hakikatini anlayıp tedbirli davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethoughtful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prudent. circumspect. cautious. politic. provident. prudential. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Kalb gözü kapalı, hakikat gözüyle göremez, gafil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprudent. improvident. short sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kalb gözü ile göremeyiş, gaflet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağırlık basmakla muztârip olmak, kâbûsa tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Etekleri taşla bastırılmış alçak çadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar fraction. common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed =. kötü, sîret = ahlâk). Kötü ahlâklı, ahlâksız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدسيرت] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسرشت] kötü yaratılışlı, mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, çevirmek, ihata etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) «beşâret» den smüş.). İyi bir haber getiren, müjde yetiştiren, müjdeci. Beşir-i nezir = Peygamberimiz. (Güzel ve güler yüzlü mânâlarıyla dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بشير] müjdeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjde getiren müjdeci. 2.Güleryüzlü güleç adam. Kur’ani bir kavramdır. İnsanlara Allah’ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur’an için kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Müjde getiren, müjdeci. 2.Güleryüzlü, güleç hanım

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(aslı: BâRGİR) (i. F. bâr = yük, giriften = tutmak, kaldırmak). 1. Yük tutucu, yük kaldıran, yük taşıyan (hayvanlara, hamallara, araba ve gemi gibi şeylere denir). 2. Enenmiş at, iğdiş, feres, esb: Binek, yük, araba, bostan, değirmen, saka beygiri. Ağanın beygiri — Küstah. Beygir sürücüsü = Kira beygirini sürüp arkasından giden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse. workhorse. cart horse. hack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse. nag. packhorse. carthorse. vaulting horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hackhorse. workhorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

h p.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beygir sürücüsü, binek ve yük beygiri besleyip kiraya veren adam, kira ile beygir işleten adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü: Bir beygirgücü 0,736 kilovata eşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bİ-GİRAN (i. F.). Kenarsız, sonsuz, sınırsız, hesabsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kenarsız, sonsuz, sınırsız, hesabsız,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back of a knife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Orta parmakla serçe parmağı arasındaki parmak, adsız parmak, yüzük parmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gırtlak ağzı, hançere. Boğırtlak kuşu = Çil çeşidinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Aşîrân «mi» perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok çağıran, yaygaracı. 2. Çok bağırır saksağan cinsinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çağıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırma, haykırma, nidâ, sayha, yüksek ses. Fars. Bülend-Avâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davet etme, gelmesini isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağırma, haykırma, seslenme. 2. Türkü söyleme, tegannî: Ali güzel türkü çağırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. summons. calling. evocation. invitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağırmak, haykırmak, yüksek sesle seslenmek: O kadar çağırmayın, bağırıp çağırmak. 2. Yüksek sesle okumak, tegannî etmek: Türkü çağırmak (davet etmek mânâsını İfade eden «çağırmak» fiiliyle karıştırılmaması lâzımdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Davet etmek, gelmesini istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invite. summon. invoke. cry out. call for. call in. shout to. sing. call away. hail. whistle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ask. bid. call. have. invite. page. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invoke. evoke. to call. to summon. to issue a call for. to call in sb. accite. convoke. crowd out. cry out. hail. to be an invitation to buy. invite. whistle up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağırma çağırma sesi: Bağırtı, çağırtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çığırtkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Çağırmaya sevk etmek, zorlamak veya müsaade etmek. 2. Bağırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb called. to send for sb. send for. summon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ince kumaşlı uzun bir çeşit şalvar. 2. Kuşların ayağındaki tüy.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çakşır denilen şalvarı giyen. 2. Ayağı tüylü güvercin vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. câme-şûy’dan). Elbise altına giyilen gömlek, don vs.: Çamaşır yıkamak, temiz, kirli çamaşır, çamaşır teknesi, leğeni, kazanı, sepeti. Çamaşır ağası, ustası = Vaktiyle büyük dairelerde çamaşıra nezaret eden hizmetçi. Çamaşır makinesi = Çamaşır yıkamada kullanılan elektrikli makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washing. linen. clothes. laundry. washing. washings. linen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. washing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linen. wash. washing. underwear. laundry. underclothing. garment. clothes. drier dryer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry detergent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dresser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothesline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes line. wash line. drying line. drying rope. washing line. hang-clothes line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washing machine. washer. yellow goods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes peg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

household soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleaching liquid. wash. chlorine water. wash-water. bleacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamayı meslek edinen kimse: Çamaşırcı kadın = Dükkânda ve evlerde ücretle çamaşır yıkayan kadın veya büyük bir konakta yalnız çamaşır yıkamaya mahsus hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washerman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkama sanat ve meşguliyeti: Çamaşırcılık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamaya mahsus yer: Bu evin çamaşırhanesi yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. launderette. coin-op.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

launderette. laundry. wash. washhouse. laundrette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Birbirine dokunan demir parçalarının gürültüsü gibi Ahenksiz büyük bir gürültüyü tasvir ve taklit eder: Çangır çungur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Giray).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) (ses taklidi). Birbirine dokunan demir parçalarının gürültüsü gibi bir gürültü etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Birbirlerine çarpan demir parçalarının gürültüsü gibi Ahenksiz ve büyük gürültü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesâret» den). Cesâret eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâşnî = lezzet, giriften = tutmak). Vaktiyle büyük dairelerde yemeklerin tadına bakan adam: Padişahın çâşnîgîri. c. F. Çâşnî-gîrân = Eskiden, ziyafetlerde sofra hizmetini ifa eden bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاشنی گير] çeşnici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden bir bitki ve bunun reçinesi (opoponax chirorium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cây = yer, giriften = tutmak). Yer tutan, yerleşen, kararlaşmış, devamlı: Aramızda cây-gîr olan anlaşma mûcibince.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.J. Yağlı güreşte pehlivanları seyircilere tanıtan ve dualarını okuyarak onları meydana çıkaran kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇİĞİR (i.). 1. Çığ denilen kar kümesinin karın üzerinden yuvarlanırken yerdeki karları beraber alarak açtığı yol, çığ izi. 2. Yol, tarik. 3. mec. Tarz, üslûb. Ar. de’b, takibi mutad olan yol. Çığır açmak = Yeni bir tarz ve üslûp icat etmek: Edebiyatımızda yeni bir çığır açıldı. Çığırından çıkmak = Alışılmış, bilinen yolu bırakmak, sapmak. Osm. inhirâf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çığır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

era.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epoch. path. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rut. track. path. way era. traject. trajectory. rota. orbit. trend. method. line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇIĞIRTKAN (i.) Diğer kuşları celbetmek üzere öttürülen avcı kuşu, pırlak, (bk.) Çığırtkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davet, celb, getirtme, (bk.) Çağırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ç ğrışma sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), i. Çığırtkan. 2. Seyirci veya alıcı çekmek için oyun yerlerinde, dükkânların kapılarında övücülük eden kimse. 3. mec. Çıkarı olduğu için birini övüp koruyan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tout. decoy bird. crier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tout. noisy advertiser. decoy duck. runner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çığırtkanın yaptığı iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dilsiz bir çeşit ufak düdük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çağırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihangirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CİHAN-GİR) (i. F. cihân = dünya, giriften = tutmak). Dünyayı zapteden, büyük fâtih, İskender, Cengiz Han ve Timur gibi az müddet zarfında birçok büyük ülkeler fetheden hükümdar veya kumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

world conqueror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهانگير] büyük hükümdar, imparator.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse. Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dünyayı zapteden büyük fâtihlere yakışır bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهانگيری] büyük hükümdarlık, imparatorluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dünyayı zapteden büyük fâtihlerin hal ve sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kilit, anahtar ve bunlara benzer demirciliğin ince işlerini yapan sanatkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locksmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locksmith. lock maker. key filer. keysmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kilit, anahtar ve bunlara benzer ince demir Aletler yapmak sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

locksmithery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarak ve kaşık gibi şeyler yapılmasına yarayan ve yaz kış yaprağını dökmeyen kısa bir ağaç. Çimşir ağacından yapılma: Çimşir kaşık. Kel başa şimşir »arak = Müstahak olmayan şahıs üzerindeki süs hakkında söylenen atasözüdür. (bk.) Şimşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Çimşir ağaçlarıyle örtülü yer, çimşir ormanlığı. 2. Çimşir ağaçlarıyle süslenmiş bahçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıngırak sesine benzeyen sesleri ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çanın küçüğü, hayvanların boynuna takılanı, hizmetçileri çağırmak için çalınanı va bu gibi başka işlerde kullanılanı. Küçük kuzulara ve kedi yavrularına takılan pek küçüklerine de denir: Çıngırak çalmak, çıngırak sallamak, çıngırak takmak. Kalın seslisine çongurdak derler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleigh bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde çıngırak bulunan. Çıngıraklı yılan: Engerek familyasından zehirli bir yılan (oroplus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prairie rattler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rattlesnake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıngırak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıngırak gibi keskin sesle ötmek, çıngır çıngır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıngırak gibi keskin ses, çıngır çıngır etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins dağ serçesi, büyük asfur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâmen = etek, giriften = tutmak). Birinin eteğine sarılan, imdat isteyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دامن گير] davacı, şikayetçi. 2.eteğe sarılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Değdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (döner ve çarh demek olan «teker» den). 1. Buğday vesaireyi öğütmeye mahsus Alet ve makine ki, çeşitleri olup en tanınmışı, su, yel ve kol ila döneni ve sonraları icat olunan, buhar ve mazotla işleyenleridir. Bunlara bir zamanlar yanlış tâbirle «fabrika» denmiştir. har, hayvan, su, yel değirmeni. Değirmen deresi = Değirmen suyunun yolu Değirmen taşı = Değirmen tekerleği 2. Elde döndürülerek kavrulmuş kahve ve karabiber vesaireyi toza çevirmeye yarayan Alet: Kahve, biber değirmeni. 3. Zeytin vesaireyi ezip suyunu almaya mahsus makine, pres: Zeytin değirmeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grinder. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. grinding machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir un değirmeni işleten adam. Ar. tahhân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değirmencinin meslek ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miller's trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Su veya yel değirmenleri çok olan yer. 2. (coğrafya) Ege Denizi’nin doğusunda iki ada ismidir: Küçük Değirmenlik, Büyük Değirmenlik. 3. Öğütülecek hububat: Değirmenlik buğday.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yuvarlak, müdevver, dairevî: Değirmi çehre. 2. Eni, boyu bir, kare. Ar. murabbâ: Bir değirmi tülbent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Değirmi biçimine koymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yuvarlak veya eni, boyu bir olmak: Şişmanladı, yüzü değirmilendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yuvarlaklık, dairevî şekil: Çehre değirmiliği. 2. En ile boyu bir olma, kare, murabbâ şekil: Bu kilimin değirmiliği tam değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başkalaşan, tebeddül ve tegayyür eden, sabit olmayan: Çabuk değişir bir renktir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip kaydediciler, Euro AV üzerinden Pay-TV Dekoderlerine bağlanmaya hazır halde sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Denizlerin ötesinde, ötesine: Deniz aşırı seyahat, deniz aşırı ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başı at başına benzediği İçin bu adla anılan kıvrık kuyruklu küçük bir balık cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Selenterelerin bir altsınıfı (Fr. acaliphes).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas. beyond sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arzu edilen, istek uyandıran, çekici, cazip. desirabil ity (i). cazibe, arzu edilir olma, hoşa gitme. desirably (z). arzu edilir şekilde, cazip olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). arzu etmek, istemek, özlemek; rica etmek, talep etmek, arzulamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arzu, istek, emel, iştiyak, rağbet, eğilim, meyil; rica, dilek, temenni; hırs, heves, şehvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istekli, arzu eden, talip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, giriften = tutmak). Düşenin elini tutan, yardımcı. Ar. mutn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستگير] elden tutan, yardım eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devşirme işi, Toplama. Ar. cem’. 2. Bir kerede toplanan miktar: Bir devşirim üzüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplama, Ar. cem’. 2. Katlama, sarma. 3. Öteden beriden toplanmış düzensiz asker: Devşirme askeri (bu dördüncü mânâ ile sıfat gibi c(,e kullanıIıp «devşirme asker» denir. Yeniçerilik zamanında ise, farklı mânâsı vardı. Belirli kanunlara göre yeniçeri olmak üzere acemioğlanı yazılan gençlere devşirme denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplamak, cem’etmek: Eteklerini devşirdi. Çamaşırı ipten devşirmeli. 2. Katlamak, sarmak: Şu halıyı devşirin. Elbiseyi devşirip sandığa koydu. 3. Yemiş ve mahsul toplamak: Üzümü devşirmeli. Devşirilecek meyve var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. plying. picking. plucking. reaping. cropping. harvest. harvesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather. to collect. to pick. to fold. to roll up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to collect. to gather. to pick. to fold. to roll up. to recruit. pick up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplatmak, cem’ettirmek: Etekleri, serilmiş çamaşırları devşirtmeli. 2. Katlatmak, sardırmak: Kumaşları, bezi devşirttiniz mi? 3. Meyve ve mahsul toplatmak: Artık üzümü devşirtmeli.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu bağlantı, koaksiyel Dijital Giriş/Çıkış’a sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız koaksiyel dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu optik bağlantı, optik Dijital giriş/çıkışa sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu optik bağlantı, optik Dijital girişe sahip diğer HiFi bileşenlere kayıpsız dijital iletim sağlamak için kullanılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.).Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, girîften tutmak). 1. Kalpte yerleşip çabuk unutulmaz, tesirli. 2. Hatırı kalmış, gücenmiş: Bana dil-gîrdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözü, gönlü tok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگير] kırgın, alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheel horse. work beast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DV Giriş/Çıkış terminali, DV-kaydedilmiş verilerin, bağlı DV cihazlara dijital sinyal olarak gönderilmesine izin verir. DV Giriş/Çıkış terminali kullanılarak , video/audio, dizin verileri ve dublaj sesler tek bir kablo bağlanılarak aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

yahut İĞİRİCİ (i.), iplik bükmek işiyle meşgul adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iğ ile bükme, iğden iplik çekme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iğ ile iplik bükmek, (yün ve pamuk vesaireyi) iğden çekip iplik yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İğ ile iplik büktürmek, iğden yün ve pamuk vesaire çektirmek: Fukara kızlarını toplayıp pamuk eğirtmekle meşgul oluyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spindal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(azakeyeri): Yılanyastığıgiller familyasından; akarsu kıyıları ve bataklıklarda yetişen 60-70 cm. boyunda bir otsu bitkidir. Meyveleri yeşilimsi renktedir. Çiçekleri, siyahımsı-erguvani renklidir. Tadı mayhoştur. Kullanıldığı yerler: İştahı açar, mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide ekşimesini geçirir. Mide ülserini iyileştirir. İdrar ve adet söktürür. Dişetlerini kuvvetlendirir. Ter söktürür, ateşi düşürür ve ağrıları dindirir. Kusturur, aksırtır. Sinirleri yatıştırır. Sarılık ve nikris tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kisrâ). Kisrâlar, şahlar, (bk.) Kisrâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy handed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, kemer gibi sarmak, ihata etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, kahraman, aslan yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(g kalın) (i. A. c.) (m. esgar). Esgarlar, en küçükler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ESİR) (i. A.). Tutsak. Parayla satın alınmış veya harpte yakalanmış insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan Arapça’ya geçmiştir). Havadan hafif olmak üzere gök cisimleri aralarında ve gökyüzünde varlığı farzedilen bir cisim ki ışığı ve sesi nakleder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Pek sevinçli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captive. prisoner. capture. slave. bondslave. bondman. bondsman. bond slave. helot. thrall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captive. prisoner. prisoner of war. captive tutsak. slave köle. slave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner. captive. slaver. capture. thrall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسير] tutsak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capturing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prisoner camp. prison camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اسيران] tutsaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutsağa veya köleye yakışır surette: Esîrâne bir muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köle ve halayık alıp satan kimse, esir taciri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köle alım satımı ve ticareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı esremek ve Çağatay imlâsınca ısramak, ısragamak). 1. Korumak, saklamak, Osm. hıfzetmek. 2. Acıyıp, muhafaza, himaye etmek, korumak: Allah esirgesin! 3. Acıyıp vermemek, kıyamamak. Osm. imsâk etmek: Ben, sizden parayı esirgemem, malını çok esirger. Sözü esirgemek = Çok konuşmamak, az ve düşünerek söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. begrudge smb. smth. spare. withhold. stint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deny. grudge. spare. stint. to begrudge. to protect. to grudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to protect from. to withhold. deny. grudge. preserve. spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Korunmak, saklanmak. 2. Kıyılmamak: Esirgenecek şey değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be protected from. to be withheld.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Saklatmak, korutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koruyan, saklayan. Ar. hâfız. 2. Merhamet edip koruyan: Cenab-ı Hak esirgeyicidir. 3. Kıyamayan, Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uçacak kadar hafif, gökyüzünün esir tabakasına ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tutsaklık, esaret. 2. Kölelik, Ar. memlûkiyet. 3. Düşkünlük, tutkunluk, iptilâ

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captivity. slavery. bondage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captivity. slavery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A c.) (m. şerir). Şerirler, kötü adamlar, (bk.) Şerir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (eve = zirve, F. giriften = tutmak). En yüksek dereceye ulaşan, en yükseğe, zirveye çıkmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve hafifletilmişi FIŞIR (i) (ses taklidi). Bol akmayı tasvir ve taklid edip art arda kullanılır: Sular faşır faşır akıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırılık ifade etmek İçin fingirdemek fiiliyle beraber kullanılır: Kız fingir fingir fingirdiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Fazla oynak kız veya kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coquettish. frivolous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coquettish. flirtatious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fazlaca oynak hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave coquettishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f,). Karşılıklı fingirdemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dally with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürünen bir kumaş ve eski terlik yahut hafif surette akan su sesini taklit ve tasvir ederek ekseriya mükerrer kullanılır: Fış fış, fışır fışır yürümek, sürünmek, akmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tütünün yanması gibi bir şeyin sesini tasvir ve taklit eder: Fısır fısır tütün içiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şey için için, yavaş yavaş yanarken çıkan fısıltı hâlindeki sesi anlatır: Odunlar ıslakmış, ocak fısır fısır yanıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Fışır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hareket ederken fışır fışır etmek: Terlikleri fışırdıyordu. Su, çayırın üzerinde fışırdayarak akıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi fış fış ve fışır fışır edecek surette oynatmak: Eteklerini fışırdatarak yürüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kumaş, terlik ve su gibi bir şeyin hafif surette hareket ederken çıkardığı ses: Suyun, eteklerin fışırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light splashing / rustling sound. fizz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (bk.) Kârgîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Midede toplanan gazın ağızdan çıkarılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belch. burp. eructation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Midede hasıl olan gazı ağızdan çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla sinirli kimselerde görülür. Bunlar yemeklerde haddinden fazla hava yutarlar. Ayrıca geğirme mide veya safra kesesi hastalıklarının bir belirtisi olabilir. Bu nedenle esas nedeni tespit etmek gerekir. Asabi kimselerde görülen geğirmelerde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, süt.

Hazırlanışı : 2 su bardağı çiğ süte, 1 çorba kaşığı kimyon konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer su bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burp. belch. eructate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belch. burp. to eruct. to burp. to belch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to burp. to belch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geğirmek işi, geğirme ile çıkan ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belch. burp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kibirli, gururlu. 2. Tenbel. 3. Kan dökücü, zâlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callback. recall. to call back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Argoda, dikkat etmeyip aklı başka yerde olmak mânâsındaki gır geçmek deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (giriften fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkilinde bulunur). 1. Tutan, Osm. kabz ve zapteden: Şİr-gîr = Arslanı tutan. Cihân-gîr = Dünya fatihi, çok ülkeler fetheden. 2. Yayılan, intişar eden, münteşir: Alem-gîr = Dünyaya yayılan, her tarafa yayılmış, i. Harb, kavga, cenk (bu mânâ ile yalnız aynı mânâda olan «dâr» ile beraber kullanılır): Esnâ-yı gîr ü dârda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutucu, tesirli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutan tutana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Hind sahillerinde kullanılan bir çeşit tüccar gemisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zürafa, zool. Giraffa camelopardalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرامی] değerli, kıymetli, saygın, sayın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Aziz, muhterem, saygın ulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ağır, Ar. sakîl: Bâr-ı girân = Ağır yük. 2. Pahalı, aşırı, ağır: Girân-bahâ = Ağır pahalı. Girân-mâye = Mayası ağır ve pahalı. Mec. Çok değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گران] ağır. 2.pahalı. 3.kokuşmuş. 4.katı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pahası ağır, kıymetli, pek değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Ağır yüklü. 2. Meyvesi çok ağaç. 3. Zengin. 4. Gebe kadın veya hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. girân = ağır, cân = ruh). Ağır canlı. Ar. sakıyl-ür-rûh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. girân-destân). Eli ağır, işini ağır gören.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. girân-gûşen). Kulağı ağır işiten, sağır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Canı sıkılmış, gücenmiş, kırgın. Ar. münfail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İtibar ve değer sâhibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Çok değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pahası ağır, kıymetli, yüsek mânevî değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران بها] değerli, kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kollu şamdan; fıskıye; ufak taşlı bir çeşit küpe; çarkıfelek fişeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [گران قدر] kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [گران قيمت] kıymetli, değerli, pahalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران مایه] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران سر] mağrur, kendini beğenmiş, kasıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gırâre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kıldan büyük çuval (harar, bu kelimenin hafifletilmişidir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok parlak bir çeşit aynüşems taşı, opal; yerelması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Kuvvetli, kudretli. Kırım hanları tarafından unvan olarak kullanılmıştır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Moğolca’da hakketmiş ve lâyık mânâsına olup, Cengizoğullar’nın Cuci Ulusu’ndan Kırım’da saltanat süren hanedanın prensleri bu unvanı taşır: Ahmed Giray, NÜreddin Giray, Aslan Giray Han.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kalbur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربال] elek, kalbur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gırbâliyye) (anatomi). Kalbur gibi olan. Gırbaliyy-üşşekl = Kalbur şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çevre, çepeçevre, yuvarlak. 2. Dönme, deveran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرد] yuvarlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed veya girt) kuşak sarmak; kayışla bağlamak, sarmak, çevrelemek; kuşatmak, ihata etmek; giydirmek; hazırlamak, teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gird = dönüm, bâd = yel). Bir yerde dönerek toz toprağı kaldıran ve bazen yapıları yıkıp ağaçları söken şiddetli rüzgâr, kasırga, sarsar, yel çevrintisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tanrı: Huzûr-ı girdgârda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çepeçevre, fırdolayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرداب] anafor, girdap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرداگرد] çepeçevre, fırdolayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GİRD-AB) (i. F). 1. Su çevrintisi, girve, aylanma. 2. (denizcilik) Ters taraflardan gelen iki akıntının kavuşmasından veya bir akıntının yolunda bir engele tesadüfünden, yahut denizin birdenbire derinleşmesinden hasıl olan çevrinti. 3. mec. Muhâtaralı, çok tehlikeli yer, Ar. mühlike: Bir girdâba düştüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirlpool. vortex. swirl. twist. eddy. gulf. purl. suck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eddy. maelstrom. rip. vortex. whirlpool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swirl. whirl. whirlpool. turbulence. rotation. hurlwind. curl. gulf. rip. hurricane pocket. eddy. maelstrom. vortex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş, Ar. fiil, amel, meşguliyet. 2. Tarz, yaradılış, Fars. reviş, Ar. Adet, ahlâk, huy. Şehriyâr-ı fârûk-girdâr = Hareketi veya ahlâk ve Adeti Hazret-i Omer’inkine benzeyen padişah. B«dgirdâr = Tarzı, işi kötü olan: Düşmân-ı bedgirdâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردباد] kasırga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözetici, gözcü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müh. kiriş, belleme kirişi, hatıl, yollama, direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( I.F.). Ceviz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

input. data. entry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

input.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

input. intelligent terminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alâka: Bunun benimle bir girdisi çıktısı yok. 2. Teferruat: İşin öyle göründüğüne bakma daha birçok girdisi çıktısı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İçeriye koymak, bir şeyin içine sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönme, devir, deverân: Girdiş-i gerdûn = Felek çarkının dönmesi, devri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ins and outs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kuşak, kemer; korse, kuşak gibi saran herhangi bir şey; ağacın üzerinde kuşak şeklinde kabuğu soyarak yapılan halka; yüzük kaşı; f. kuşatmak, kuşakla sarmak; kabuğunu soyarak ağacı kurutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردو] ceviz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incoming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incoming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giresun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rehin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Her yere sokulan, herkesle görüşen, sokulgan: Pek girgin adamdır. 2. Mensup, alâkalı, çatkın, içil dışlı: Kendisi oraya girgindir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Herkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Her yere sokulup herkesle görüşen adamın hail, sokulganlık: Girginlik iyi ise de arsızlık derecesine varmamak 2. Birine bağlı olma, çatkınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devamlı ve usandırıcı vızıltı, çekişme, kavga: Bütün günü gırgır ile geçiriyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

card. jocular. lark. fun. distraction. teasing. carpet sweeper. dragnet. scream. a riot. comedian. funny. amusing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annoying coarse noise. large bag-shaped fishing net. carpet sweeper. drag-net. scoop-net. trawl. flue. sweeping net. josh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Münakaşa etmek, vızıltı ile kavga etmek: Bütün gün gırgırlaşıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaka, cep: Çâk-ı girtbân: Yakanın yırtılması. Girîbln-çik = Yakesı yırtılmış, mec. Çok kederli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریبان] yaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaka tutucu, tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir çeşit gömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş, kavga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Girit adasına ait. 2. Girit ahalisinden olan, Giritli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça girlft’ten galat), (bk.) Girift.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. giriften’den imas.). Tutma, yakalama: Haydutları girift ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (yukarıdaki ite aynı kelime). 1. Birbirine geçmiş, karışık: Girift yazı. 2. Türk musikisinde, küçük bir ney’e benzeyen, nefesli çalgı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involved. intricate. interlaced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involved. intricate. laboured. complex. entangled. complicated. involute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرفت] karmaşık, çapraşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tutulmuş, tutsak, esir: Düşmanın eline giriftâr oldu. 2. Düşkün, tutkun, esir: Aşka giriftâr oldu. Bir derde giriftâr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرفتار] yakalanmış, tutulmuş, müptela.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Giriftârcasına, giriftâr olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutkunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutulmuş, tutkun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intricacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düğüm, Ar. ukde. Glrlh girih = Düğüm, düğüm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گره] düğüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گره گير] dolaşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گره گشا] düğüm çözen. 2.sorunları halleden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaçmış, kaçkın, Ar flrârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vızıltıcı, vızıltılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Girmek ve bu fiil mümkün olmak. Ar. duhûl: Bu kapıdan girilir, öbüründen çıkılır. Ehramın içine girilebilir mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be entered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alaca ve siyah kürkü olan bir cins küçük sansar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin içeriye girmiş yeri. Çıkıntı mukabili: Duvarın orasında bir büyük girintisi vardır. Bu binanın girintileri çıkıntıları pek çoktur. 2. Tashih İçin satırlar arasına eklenen küçük satır: Yazı girintisi. 3. Yüke yeni giren dört yaşında deve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dent. recess. indentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indent. recess. indentation. notch. groove. cove. insertion. recession. bay. pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçeriye girmiş yerleri olan: Pek girintili çıkıntılı bir bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indented. recessed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having recesses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wavy. zigzag. toothed. craggy. intricate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unindent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Girmek işi ve tarzı. Ar. duhul: Onun kapıdan girişi insanı korkutur. 2. Girilecek yer ve taraf. Ar. medhal: Binanın en ziyade girişine dikkat etmeli. Girişi gösterişli olmalı. 3. Başlangıç, Ar. Şürû, mübâşeret, ibtidâr: Söze, bahse girişi. Giriş çıkış = Bir çeşit ufak çocuk oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead-in. entry. entrance. admittance. input. inlet. intake. introduction. checkin. access. adit. admission. ante. door. doorway. entree. exordium. induction. inflow. influx. ingress. lead in. pass. port. preamble. prelude. proem. vestibule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

access. admission. door. doorway. entrance. entry. foyer. inlet. input. intake. introduction. preamble. preliminary. prologue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preamble. input. introduction. entry. access. entrance. gate. inlet. intake. going in. adit. admission. arrivals. hall. matriculation. frontispiece. preface. participation. approach. elementary. entree. prelude. prologue. vestibule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threshold gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance / front door. entrance / entry door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entry card. car of admission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD üzerindeki her parçanın başlangıcı çalınır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admission fee. entrance fee. admission. charge for admittance. entrance rate. entry / entrance fee. cost of entry. entrance. entry fee. attendance fee. door money. gate money. payment for administration. price of admission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intricate. complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complex sentence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Herhangi biri girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be meddled. to be undertaken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). iki titreşim hareketinin birbirini yok etmesi hadisesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interference. enterprise. undertaking. go. approach. attempt. bid. effort. essay. fist. initiative. ploy. shot. show. step. trial. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. attempt. bid. enterprise. fling. go. move. shot. show. step. try. undertaking. interference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interference. enterprise. initiative. attempt. crack. shot. smack. undertaking. venture. whirl. business venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enterprising. entrepreneurial. go-ahead. entrepreneur. entrant. promoter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur. contractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneurship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneurship. enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Daima teşebbüs hâlinde olan, müteşebbis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enterprising. pushful. aggressive. sociable. companionable. full of pep. clubable. clubbable. clubby. pushing. up and coming. up-and-coming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressive. enterprising. pushing. pushful. energetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enterprising. energetic. aggressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enterprisingness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

showing / having enterprise / initiative. gumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Girme, geçme, zıvanalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Naz, işve, yan bakış, göz ve kaş ile yapılan işaretler, cilve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embarkation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karşılıklı biribirlne girmek. 2. Başlamak: Bu işe girişmem lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attempt. to meddle. interfere. to attempt. to enter into sth. to pitch into sth. to have a bash at. to go at sth. to knuckle down. to pitch into sth. to begin to beat. to beat sb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to meddle. to interfere. to mix up in. to attempt. to undertake. to set about. to get tangled up. to be intertwined. to get into a fight or quarrel. embark. enter. essay. get down to. make. mount. plough plow with sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya) (Yunanca’dan). Akdeniz’in en büyük adalarından biri. Araplar İkrftiş derlerdi. Girit lâlesi = Şakayık çeşidi. Girit pelini = Bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cretan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Girit adası ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağırma, çığırtı, feryat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریو] haykırış, çığlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گریوه] çıkmaz, sorun. 2.geçit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çıkmaz sokak, pek dolaşık yol. 2. mec. Zorluk, Ar. suûbet, müşkülât, çaresiz hal, Fars. girdâb: Bir girîveye düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kaçma, firar: Cây-ı girîz: Kaçacak yer, Ar. melce. 2. Kaçan firar eden, korkup sakınan (sıfat terkibi teşkiline de girer): Merdüm-glriz = İnsanlardan kaçan, kimseye yakın olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Girizme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça gâhriz’den). Pislik ve çirkef lâğımı: Keriz tıkanmış, kerizi açmışlar. Keriz suyu. (bk.) Keriz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kaçan, kaçıcı: Girizân olmak = Kaçmak. 2. Kaçarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiî ve yaratılıştan olan hal ve keyfiyet, Ar. cibillet, hilkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GÜRİZENDE) (i. F.). Kaçan, kaçıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kaçacak ve sığınacak yer. 2. Kasidede konuya giriş beyti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gırîziyye). Tabiî, esasta olan: Harâret-i gırîziyye = İnsan ve hayvanda solunumdan meydana gelen iç sıcaklık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kız; hizmetçi kız; sevgili. girl friend yakın kız arkadaş; bayan dost. girl scout A.B.D kız izci. girlhood i. kızlık çagı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alabildiğine: Bir iş yaptığı yok, ama lâf dedin mi gırla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundantly. amply. too much. incessantly. to the utmost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gırıldamak, gırıltı. (bk.) Gurlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vızıltılı, sakin ve rahat durmayan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. genç kız gibi, kıza benzer, genç kızlara yakışır. girlishly z. kız gibi. girlishness i. genç kızlık hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Girmek işi. Ar. duhûl. 2. Pencere ve kapı kanadının erkekli dişili menteşesi. 3. Bir yüzeyin içeriye sokulmuş ve geriye çekilmiş yeri: Duvarın orada bir girmesi vardır. 4. İçeriye giren, girmiş: Girme köşe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entering. entry. admission. trespass. entrance. ingress. intake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance. penetration. entering. entry. ingress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içeriye varmak, sokulmak, dahil olmak, Ar. duhûl. Çıkmak mukabili: Eve girdi, yılen deliğe girdi. 2. Araya sıkışmak, karışmak: Meclise, kalabalığa girdi. Ben, öyle adamların içine giremem. 3. Bir meslek ve sınıfa katılmak, Osm. sülük etmek: Askere, işe, mektebe girdi. 4. Sığmak, Osm. istiab olunmak: Mızrak çuvale girmez. 5. Geçmek, sirayet etmek, sirayet edip yayılmak, intişar etmek: Koyunlara kelebek girdi. Düşman askerine hastalık girdi. Eve ateş girdi, mec Rahatsızlık girmek. 6. Karışmak, müdahale etmek: Ben öyle işe girmem. O, münakaşaya hiç girmedi. 7. Gelmek, başlamak, Osm. hulûl etmek: Muharrem girdi. Yaz giriyor. Araya girmek = Tavassut etmek, barıştırmak istemek. Ele girmek = 1. Ele geçmek, yakalanmak, tutulmak, Osm. giriftâr olmak. 2. Tesadüf olunmak. Birbirine girmek = Karışmak, kavgaya tutuşmak, telâşa düşmek. Bir çuvala girmek = Birlikte bulunmak. Denize girmek = Deniz banyosu almak, denizde yıkanmak. Zihne girmek = 1. Anlaşılmak, Osm. derkolunmak. 2. İstediği bir şeyi yaptırmak. Renklen renge, bin bir renge girmek = Pek sık fikir ve şekil değiştirmek. Rüyaya girmek = Düşte görünmek: Filân iş hiç aklımda yokken bu gece rüyama girdi. Suya girmek = Dalmak. Kıyafete girmek = Bir kıyafet almak. Günaha girmek = Günahkâr olmak. Günahına girmek = Biri hakkında haksız yere kötü düşünmek veya haksız yere kötülük isnâd etmek. Güveyi girmek = Zifaf etmek, evlenmek. Girip çıkar. = Gelip giden: Bu eve girip çıkanların haddi hesabı yoktur. Balta girmemiş = Hiç insan eli görmemiş, birbirine karışmış (orman).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw into. enter. enter into. walk in. walk into. step in. go in. go into. come in. come into. be enroled. be enrolled. gain admission. enter on. enter upon. get in. go. incur. insert. keyboard. pull. sail in. slide into. slip into. step. strike in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enter. incur. infiltrate. penetrate. step. to come in. go. to enter. to come in. to go in. to break into. to fit. to join. to participate in. to go into. to enter upon. to begin. to start. to reach. to cost too much. to penetrate. to teac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Girilecek yerleri olan: Girmeli çıkmalı bir bina: Girilecek çıkılacak yerleri ve kapıları çok yapı. 2. İçeriye batmış ve geriye çekilmiş yerleri olan: Girmeli çıkmalı bir duvar, bir kapak. 3. Hem girer hem çıkar: Girmeli çıkmalı bir zırh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Endülüs’ün Gınâta (Granada) şehrine ait, Gırnâtalı: Gırnâta menşeli şarkı vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Boş bir şeye aldanıp öğünen, mağrur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Boğazın çıkardığı elemli sesi ve fazla ses çıkararak kesilen bir şeyi taklit ve tasvir eder: Gırt gırt yutkundu. Tenekeyi gırt gırt kesiverdi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. gird.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çevre; kolan; kuşak; f. kuşak takmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akciğerden boğaza gelen borusu; boğazdaki iki borudan solunuma mahsus olanı. Ar. kasaba, kasaba-türrie: Gırtlağıma kaçtı. Gırtlağına sarıldı. Gırtlağını sıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laryngeal. guttural. pharyngal. pharyngeal. throat. gullet. larynx. gorge. maw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gullet. gush. guttural. larynx. throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

throat. larynx. gullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strangle sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirinin gırtlağına sarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at each other's throats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glottal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گيرودار] kargaşa, kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkistan ırmaklarında bulunan bir çeşit timsah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ağlayan. GirySn olmak = Ağlamak. 2. Ağlayarak: Giryan giryan gidiyordu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریان] ağlayan. giryân etmek ağlatmak. giryân olmak ağlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). Ağlayıcı, ağlayan, (bkz.Nalan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(iF.). Ağlama, Ar. bükâ, Fars. nâle: Girye ve zâr ederek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریه] ağlama, ağlayış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayan, gözyaşı döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamaya sebep olan, ağlatıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözyaşı saçan, acı acı ağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamayı arttıran, çok ağlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Girye (ağlamS) koparan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayıcı, ağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlar yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlar gibi görünen, ağlamışa benzeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayan, gözyaşı döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oturup ağlanılan

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریه انگيز] ağlatıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریه ناک] ağlamaklı, ağlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir gün olup ertesi gün olmayarak ve böylece sürüp giderek, iki günde bir: Gün aşırı gezmeye çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on alternate days. every other d.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) GirîzSn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaçan, (bk.) Girîzende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneezing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aksırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sneeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. harf, Fars. girifte” = tutmak). Her işte ayıp arayan, Fars. ayb-cû, muârız, itirazcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İnce sazdan örülmüş, yere sermeye mahsus döşeme: Trablus hasırı, kaba hasır, hasır döşeli. Hasırotu, sazı = Hasır örmeye yarayan saz. Hasır süpürgesi = Evin içinde ortalığı süpürmeye mahsus süpürge. Hasıraltı etmek = mec. Bir işi savsaklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasret» ten if.) (mü. hâsire). Hasret çeken, mahrum kalan, meramına nail olamayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kasâr» dan if.) (mü. hâsire). Zarar ve ziyana uğrayan, zarar görmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haşr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haşr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straw. wicker. wicker. straw. mat. reeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat. matting. rush mat. wickerwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat. rush. wickerwork. canework. coarse fiber. cane. bass. bast. basket. ramie. straw. wicker. straw mat. matting. mattress. strawy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصير] hasır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاسر] zarar eden, hüsrana uğrayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Kuru şeylerin sürtünmesinden çıkan sesi anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). (bk.) Haşır haşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hasır yapan ve satan yahut odalara döşeyen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mat maker. dealer in mats. maker or seller of wickerwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hışırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hasır döşetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cover sth with matting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hasır döşeli (oda vesaire). 2. Hasırla kaplanmış, hasırla kaplı, hasır kılıflı şişe vesaire. 3. Hasırla ve daha doğrusu sepetle örülmüş, büyük damacana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered with matting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hasır.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(saz): Hasırgiller familyasından; düz ince uzun, dayanıklı olan yaprakları; minder ve yastık gibi şeyleri doldurmaya, hasır örmeye yarayan bir sazdır. Bataklıklarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hicret; göç; (b.h). Hz. Muhammed'in hicreti; hicri sene.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş, Fars. hâher, Ar. uht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sick nurse. sister. health visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sister kız kardeş. bacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nurse. sister. sicknurse. trained nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همشيره] kızkardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız kardeş oğlu veya kızı olan yeğen. Kız kardeşten yeğen: Benim hemşîre-zâdemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood kız kardeşlik. nursing hastabakıcılık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. sisterhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Meddâh, oyuncu, hokkabaz. 2. Kavgacı, gürültücü. Ufak tefek şeyler satan çığırtkanlar. HENİ (i. A. «hanâ»dan smüş.) (m. heniyye). Sıhhata yarar, hazmı kolay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAhatfezâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük parmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sert bazı kumaşlarla başka şeylerin oynadıkça çıkardıkları sesi tasvir ve taklit eder: Hışır hışır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavun ve karpuzun sert kalan beyaz kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert bir kumaş, kâğıt vesaire oynadıkça hışır hışır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rustle. crackle. sough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert bir kumaş, kâğıt vesaireyi oynatarak hışır hışır ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert bir kumaş, kâğıt vesairenin oynadıkça çıkardığı ses; hışır hışır etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustling. crackling. rustle. crunch. swish. whisper. frou-frou.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustle. swish. a rustling. grating. rustling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rustling sound. crackle. rustling. scuff. sough. whisper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sıra olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Amplifikatör, sinyalleri doğrudan kafa biriminin hoparlör çıkışlarından alabilir. Bu, kafa biriminde özel bir pre-amp çıkış olmasa bile yüksek güç çıkışı sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F. hürde = mec. mazmun, gizli mânâ, giriften = tutmak). Sözün içinde gizil mânâyı arayarak itiraz eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرده گير] kusur bulan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergarment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hosiery. underclothes. underwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underclothes. underwear. linen. body clothes. flannels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKSİR) (I. A.) (Yunanca, seçip hulâsa ve özünü çıkarmak demek olan masdardan gelir). 1. Vaktiyle simya İle (eski kimya) uğraşanların harlkulâde bir kuvvet ve tesir taşıdığını sandıkları, mevcûd olmayan bir cisim. 2. (tıp) Bazı İlâçlarla şeker ve güzel kokulardan mürekkep çeşitli hazır şuruplar ki, hem lezzetli, hem tesirli ve faydalı olmak dolayısıyla Avrupalılar’ca Araplar’ın mahut İksirine benzetilerek harf-i târîf ile beraber Arapça’dan alınarak İkstr» adıyla anılırdı, mec. Bir şeyin ortaya çıkmasına sebep olan veya tesîr eden madde: İkstr-i saadet, İkstr-i Azam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elixir. potion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elixir. potion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکثير] olağanüstü etkileri olan şurup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Ortaçağ kimyacılarının olağanüstü etkili güçte varsaydıkları cisim. 2.Etkili, yarar şurup. 3.En etkili neden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ürperme (deri veya kıllar).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signature circular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten masdar). Açılma, açıklık, ferahlık: İnfirâh-ı derûn, inşirâh-ı kalb = Gönül, kalp ferahlığı. Deniz manzarası insana inşirah verir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انشراح] açılma, ferahlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Açılma. 2.Açıklık, ferahlık. - Kur’an-ı Kerim’de bir süre adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Çatlayıp yarılma, yarık olma. 2.Parlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Isıran, dişle sıkıp koparan. Isırgan otu = Dokununca cildi yakan bir bitki ki, genişçe ve ince bir havla örtülü yaprakları vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(urtica urenus): Isırgangillerden ilkbaharda yetişen, her tarafı sert tüylerle kaplı bir büyük ottur. Tüylerinin içeriğinde formik asit vardır. Sürüldüğü yeri kaşındırır ve yakar. Tohumları da kullanılır. Kullanıldığı yerler: Dıştan tatbik edildiği zaman, iç organlarda biriken kanı çeker. Romatizma ve mafsal ağrılarını dindirir. Burun kanamasını keser. Egzamanın şikayetlerini giderir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Böbrek kumlarını döker. Balgam söktürür. Haricen tatbik edildiği zaman, dalak hastalıklarına ve çıbanlara da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), İkiçeneklilerden, bir bitki familyası. Örnek bitkisi ısırgandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). İsilik, hararet kabarcığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Isıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mordant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclined to bite. which will bite. biting. scratchy. irritating to the skin. bitter. mordant. nipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Isırma eseri, diş yarası, mec. Ziyan, zarar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. wound left by a bite. a mouthful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Isırmak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. nip. biting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dişle koparmak, dişle tutup sıkmak, dişlemek: Elmayı ısırdım, köpek elimi ısırdı. Avuç ısırmak = Çok hiddetlenmek. Parmak ısırmak =,Çok şaşmak, hayrette kalmak. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. Yaka ısırmak = Yardım ve medet istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. bite off. nip. snap. champ. nibble. sting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bite. nip. to bite. to nip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bite. to irritate. scratch. nip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Isırmaya sevketmek, köpeklere ısırtmak, köpekleri saldırtmak. Parmak ısırtmak = Hayrette bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade bağırsakları zayıf olanlarda görülen bir hastalıktır. Bazen iltihapla birlikte ülser de görülür. Buna tıp dilinde ülserli kolit denir. Hastalık aniden başlayıp, hiç beklenmedik bir anda kaybolabilir. Hastada aniden veya yavaş yavaş gelen ishal görülür. Dışkısı kanlıdır. Hasta, karın ağrılarından şikayet eder, ateşi de yüksektir. Doktora başvurmak şarttır. Bu arada istirahat etmek ve bol vitaminli gıdalar almak gerekir. Alkol, fazla miktarda meşrubat ve süt içilmez. Çekirdek gibi kabuklu şeyler yenmez. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Enginar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane enginar doğranır. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden önce birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) -(1680-1738) yıllan arasında Kırım hanı oldu. 3 defa han olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Karalaşmış, kararı verilmiş, karara bağlanmış. Ar. mukarrer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قرارگير] karar verilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karara bağlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça kâr-ı kîl: çamur işi yahut gâhgîr: samanla tutulmuş’tan gelme olabilir. 1. Taş yahut tuğla harcıyla yapılmış, ahşap olmayan: Kâgir bina, ev, dükkân. 2. Bu suretle yapılmış sağlam bina: Kâgir bir bina yaptırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kusûr»dan if.) (mü. kaasıra). 1. Kısa Kaasır-ül-yed = Eli kısa, iktidarsız. 2. Kusurlu, eksik: Fikr-i kaasırımca (tevazû sözü).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kasr» dan smüş.) (mü. kasîre). Kısa, kısa boylu, boysuz. Kasir-ül kaame = Boyu kısa. (tıp) Kasîr-ül-basar = Uzaktan göremeyen. Fransızca: miyope. Kasîr-ür-re’s = Başı önden arkaya doğru kısa olan (insan ırkı). Fransızca: brachycephale. Kastr-ül-akl = Aklı kısa, aklı ermez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr» den). Kesreden, kıran. w

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summer palace. pavilion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summer palace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قصر] köşk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قصير] kısa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acizce: Fikri kaasırânemce (pek de doğru tâbir olmayıp kaasır daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çevrintili rüzgâr, girdibâd (gird-bâd).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurricane. whirlwind. tornado. cyclone. twister. storm. squall. typhoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclone. hurricane. tornado. whirlwind. windstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tornado. whirlwind. cyclona. cyclone. hurricane. squall. twister. vortex. wildwind. wind storm. windstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaysar). Kayserler, Roma imparatorları, imparatorlar. bk. Kayser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kef = köpük, giriften = tutmak, Türkçe’de: kevgir). 1. Yemeğin köpüğünü almaya mahsus delikli kaşık veya kepçe (bu mânâ ile dilimizde kepçe kullanılır). 2. Pirinç vesaire yıkamaya mahsus delikli büyük kap, süzgeç, bk. Kevgir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کفگير] kevgir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KESR) (i.A.) (c.küsûr). 1.Kırma, paralama: Camı kesretti; kol kemiğinin kesri. 2. Bozma, halel getirme: Nüfuzunu kesretti; kesr-i nâmûs. 3.(e.) Arap harflerinde bir harfin esre (i) ile okunması: Siz zamiri kesr-i sin iledir. 4.(matematik) Bir sayı toplamından bir veya birkaç pay gösteren miktar ki, iki türlüdür: Birincisi Adî kesir ki, ufkî bir çizgi ile ayrılmış iki rakamla yazılıp yukarıdaki rakam payların sayısını ve aşağıdaki rakam da toplamı gösterir: — ikide bir, yada; — üçte bir. Ar. sülüs; — dörtte bir, 3 Ar.rub’; çeyrek — üçte iki. Ar.sülüsân; — 4 dörtte üç, Ar.üç rub’, üç çeyrek. İkincisi ondalık kesir ki, bir toplamın on kısma ve bunun kısımlarından her birinin yine on kısma bölünmesiyle ve bu şekilde bölünmeye devam olunarak bu bölümlerinden bir miktar gösteren rakam olup ayrılarak yazılır, meselâ: 3,25,72 kilo yazıldığı zaman üç kilo ile 25 gram ve yetmiş iki santigram demektir. 5.Kesirler (Latince: fractus, «kırılmış») iki sayının oranı olarak ifade edilen sayılar olmakta ve genellikle bütünle parçanın karşılaştırılmasında kullanılır. İlk kesirler tam sayıların çarpmaya göre tersleriydi: iki parçanın biri, üç parçanın biri, dört parçanın biri şeklinde devam eden tarihi simgeler.Zamanla beraber gelişen kesirlerin daha ileri bir türü ise bayağı kesirlerdi bu kesir türü bir pay ve paydadan oluşuyor zamanımızda hala kullanılıyorlar(½, ⅝, ¾, vb...), pay birbirine eşit parça sayısını, payda ise bu parçalardan kaç tanesinin bütüne ulaştırdığı. Örneğin payın 3 paydanın ise 4 olduğu 3/4 kesrinde 3 kaç eşit parça olduğu 4 ise bu parçalardan bütüne ulaşmak için kaç tane gerektiği. Kesirlerin dahada gelişmiş bir hali olan ondalık kesirler paydası virgül›den sonraki rakamların sayısı tarafından belirlenen 10 ve 10›un kuvvetleri olan kesirler. Örnek olarak 0,75 bu durumda pay 75 payda ise virgülden sonra 2 rakam olduğuna göre 10 un 2’nci kuvveti olan 100 dür. Kesirlerin 3›üncü bir türü olan yüzdelerde payda herzaman 100'dür bu yüzden 75% 75/100 demektir. Kesirlerin diğer işlevleri ise; Oranları göstermek ve bölme işlemini belirtmek.Bu nedenle 3/4 kesri 3 ün 4 e oranını aynı zamanda 3÷4 bölme işlemini gösterir. Matematikte kesir olarak gösterilebilecek bütün sayıların kümesi m/n, m ve n nin birer tam sayı ve n nin 0 olmadığı bu durumda oluşan küme Rasyonel Sayılar olarak adlandırılır. Bu küme Q ile gösterilir. Kesir terimi sürekli kesir ve cebirsel kesir terimlerinin içindede geçmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.«kesret» ten smüş.) (mü.kesîre). 1.Çok bulunan, bol: Kesîr mal. Kesîr-ül-mâl = Malı çok olan. 2.Birçok: Kesîr-ül-evlâd = Çocukları çok olan. 3.Sık, çok defa olan: Kesîr-ül-vuku = Çok ve sık vuku bulan. Terimlerde Yun.«poli» veya Latince «ulti» eklerinin tercümesidir. Kesîr-ül-ezhâr = Polyanthe (çok çiçekli). Kesîr-ül-aktâb = Multipolaire (çok kutuplu) vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثير] çok, bol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kitre zamkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesir taşıyan veya kesirl olan sayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional number. broken number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثيرالاستعمال] çok kullanılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Delikli kepçe. bk. Kefgîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colander. sieve. skimmer. perforated ladle. cullender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colander. skimmer. perforated ladle. sieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ürümek, pek sızlanmak, (köpkler) çağırışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty laundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğurmaz, çocuğu olmaz, Ar. akîm: Kısır adam, kadın, kısrak. Mahsul vermez, münbit olmayan, verimsiz: Kısır tarla, kısır yıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kışr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterile. infertile. barren. unfruitful. fruitless. abortive. effete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fruitless. infertile. poor. sterile. unproductive. barren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barren. sterile. unproductive. infertile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vicious circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Havuç. İtkişiri = Bir cins kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Esirgemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısır hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become barren or unproductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterilize. to sterilize. to neuter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sterilize. emasculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Döl yapamaz adam, kadın veya hayvanın hâli, Ar. akîm. 2. Mahsulsüzlük, verimsizlik: Bu arazinin kısırlığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Erkek veya kadının döl vermemesi haline, halk arasında kısırlık, tıp dilinde ise sterilite denir. Nedenlerini, erkek ve kadında ayrı ayrı incelemek gerekir.

- Erkeklerde Kısırlık : Normal cinsel ilişkide bulunmayan veya menisi olmayan erkeklere kısır denir. Psikolojik etkenler, iktidarsızlık, erkek uzvunda görülen şekil bozukluğu, gereği gibi tedavi edilmemiş belsoğukluğu, yumurtaların yerlerine inmemiş olması, kabakulak hastalığı sırasında husyelerin iltihaplanmış olması kısırlığı doğuran en başta gelen nedenlerdendir.

- Kadınlarda Kısırlık : Cinsi münasebetlerin, hamile kalma ihtimalinin çok az olduğu zamanlarda yapılması, fallop borularının tıkalı olması, döl yatağında görülen hastalıklar, hormon salgılarının yetersiz olması, rahim veya dış üretim organlarında görülen şekil bozuklukları, şeker hastalığı veya tiroid bozuklukları, beden yorgunluğu, sinir bozukluğu en başta gelen nedenlerdendir.

Çocuk sahibi olmayan eşlerin, tepeden tırnağa kadar muayene olup, gerçek nedenleri, tespit ettirmeleri gerekir. Bundan sonra, kısırlığı doğuran hastalıkların tedavisinde uygulanan reçetelerle birlikte aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Isırganotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam ısırganotu konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrenness. sterility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterility. barrenness. unproductiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın bağırması, kişnemesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kişve-gir). Ülke tutanlar, hükümdarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutarcasına, hükümdarca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutuculuk, hükümdarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (yılan) Islık çalmak. 2. (doğan) Ava inerken kendine mahsus bir sesle bağırmak (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company with unlimited liability. unlimited company. general partnership. unlimited company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandite company. limited partnership. partnership in commendam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. kûşe = bucak, giriften = tutmak). Bir köşe tutan, bir köşeye çekilen, münzevî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi kelime). Langır • lungur = Kaba ve dik sesli köylü konuşmasını taklit ve tasvir eder: Langırlungur konuşuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinball game. table football.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pin ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited company. limited liability company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited company. limited liability company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Line level seviyesinde çalışan bir giriş türü.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâşer). (bk.) MAşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash. money. dough. bread. brass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money. dough. damn. dibs. dingbat. tin. two cents worth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eski küçük bir cins bakır sikke ki, dördü bir akça ederdi, Ar. füls. 2. Çocuk oyuncağı çeşidinden tahtadan yaldızlı pul. 3. Nargile lülesine konmak üzere kömür tozundan kurs. 4. Umumiyetle para: Mangır yok; beş on mangır için yüzsuyu dökemem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مارگير] yılancı, yılan tutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. me’ser). (bk.) Me’ser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meâslr). Atalardan yâdigâr kalan büyük ve şanlı iş, öğülecek iş ve hareket: Atalarımızın meâsiriyle iftihar ederiz (cem’i daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (pehen-gîr’den galat). (bk.) Pehen-gîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnsandan kaçan, insanlara karışmaktan hoşlanmayan kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مرمگریز] insanlardan kaçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Resmin sahne içeriğine bağlı olarak, istenen pozlama seviyesini tespit etmek için iki yöntemden biri kullanılabilir. Merkez Ağırlıklı (Center Weighted) Ölçüm, resmin ortasını kullanır ve bir çok genel çekim için uygundur. Nokta Ölçümü (Spot Metering) özelliğini kullanarak, sahnenin belirli bir noktasını da seçebilirsiniz. Bu durum özellikle, geniş kontrast aralığında fotoğraf görüntülerinde kullanılmak üzere yararlıdır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسير] seyir yeri. 2.güzergah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MESİRE) (i. A. «seyreden im.). Gezinti yeri, gezilecek yer («mesîregâh» yahut «mesire yeri» demek yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسيره] gezinti yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oyun, kumar, piyango.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MICROMV ürünlerinde, dijital video görüntüsünün transfer edilmesi için i.LINK™ terminali kullanılır. Farklı bir veri sıkıştırması teknolojisi kullanıldığından DV ya da Digital8 biçimleriyle uyumlu değildir.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışken, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonra da yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullanılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ ve şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildin Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırınına, giysilerinizden birini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırının içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacak ve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışkenn, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonrada yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullnılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ, şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildir. Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırına, giysilerinizdenbirini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırını içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının

çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacakve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(MISR) (i. A.). 1. Afrika’nın kuzeydoğu köşesindeki ülke. 2. Ülkenin merkezi olan Kahire şehrine de denir. «Mısrü’l-Kahire» de denir. (c. emsâr) İkinci mânâsından: Büyük şehir, mâmûre. Mısır buğdayı = Sarı ve büyücek taneli hububat çeşidi. 2. Mısır denilen hububatın ateşte patlatılmış taneleri. Mısır tavuğu = Hindi. Mısır fitili = Topları ateşlemede kullanılan ottun örülmüş bir çeşit halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarı ve büyücek yassı taneli hububat çeşidi. Mısır ekmeği, mısır koçanı, taze mısır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egyptian. corny. maize. indian corn. sweet corn. corn. egypt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn. maize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Egypt. egypt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(zea mays): Buğdaygiller familyasından; 180 - 200 cm boyunda, dik ve yüksek gövdeli, geniş şerit yapraklı, bir yıllık bir bitkidir. Kökü kalın ve saçaklıdır. Yaprakları şerit gibi, uzun, paralel damarlı, sert ve sivri uçlu, sapsız, kenarları, dalgalıdır. İki çeşit çiçeği vardır. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım başak şeklinde, dişi çiçekler ise yaprakların koltuğunda koçan halindedir. Dişi çiçeklerin stilusları uzundur ve kınlarının tepesinden dışarı doğru sarkarlar. Bunlar mısırpüskülü denilen kısmı meydana getirirler. Meyvesi, koçanı üzerinde sıkışık şekilde dizilidir. Rengi açık veya koyu sarı; esmer veya kırmızımtırak renklidir. Mısırpüskülünün içeriğinde glikoz, maltoz gibi şekerler, sabityağ, steroller, reçine ve çok miktarda potasyum tuzları vardır. İdrar söktürücü, idraryollarını temizleyici ve hararet verici olarak kullanılır. Mısırözü yağı, mısır tanelerinden çıkarılır. İçeriğinde yağ asitleri, A vitamini, az miktarda steroller ve bol miktarda nişasta vardır. Mısırözü yağı damarsertliğini önler. Kullanıldığı yerler: Daha ziyade mısırpüskülü ve mısırözü yağı kullanılır. Mısır iyi bir besindir. Ancak hazmı biraz güçtür. Guatr olanların yememesi tavsiye edilir.

Şifalı Bitki by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzeydoğu Afrika ülkelerinden olan Mısır, kuzeyden Akdeniz, doğudan Kızıldeniz ve Filistin, güneyden Sudan, batıdan Libya ile çevrilidir.

Coğrafi konumu: 27 00 Kuzey enlemi, 30 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,001,450 km².

Sınırları: toplam: 2,665 km.

sınır komşuları: Filistin 11 km, İsrail 266 km, Libya 1,115 km, Sudan 1,273 km.

Sahil şeridi: 2,450 km.

İklimi: Mayıs - Ekim ayları arası kadar sıcak bir yaz, Kasım - Nisan ayları arası serin bir kış olmak üzere genelde iki mevsim görülür. Çölde yazın sıcaklık gölgede her zaman 40 dereceyi geçer. Ancak gece sıcaklık, 15-18 derece kadardır. Sahra’dan gelip, Deltaya kadar uzanan hamsin rüzgarları genellikle bahar mevsiminde eserler. Kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar. Kıyı kesiminde Akdeniz iklim özelliği nedeniyle kışın yağış ortalaması 100-200mm. arasındadır.

Arazi yapısı: 1280 km uzunluğundaki Nil Vadisi , Sudan sınırından Akdeniz’e kadar uzanarak doğu ve batı çöllerini birbirinden ayırır. Batı çölü hemen hemen yüzölçümünün 3/4 ‘ünü kaplar. Ortalama yükseklik 210-250 metre olmasına rağmen güneybatı ucunda , yüksek kayalıklı bölgede 2130m.’ye ulaşır.Bölgenin çoğu yeri taşlı çöllerden meydana gelmesine rağmen, yer yer kumluk ovalara da rastlanır. Plato görünümünde olan bölgenin çeşitli yerlerinde oluşan çökmeler sonucu yeraltı sularının yerleşmesine imkan veren sığ kuyular meydana gelmiştir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Qattara Çukuru -133 m.

en yüksek noktası: Catherine Tepesi 2,629 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, demir, fosfatlar, manganez, kireçtaşı, alçıtaşı, talk, asbest, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.92.

Sürekli ekinler: %0.5.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %96.58 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 34,220 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, yaygın depremler, su baskınları, heyelanlar, volkanik aktivite, bahar mevsiminde esen hamsin rüzgarları kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 78,887,007 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun %45’i şehirlerde yaşamaktadır.

Nüfus artış oranı: %1.75 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.21 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 31.33 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.29 yıl.

Erkeklerde: 68.77 yıl.

Kadınlarda: 73.93 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.83 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

Ulus: Mısırlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Mısır halkının yaklaşık %91’ini Araplar oluşturmaktadır. Arapların %91.5’i Müslüman, kalanı Hıristiyan’dır. İkinci önemli etnik unsur nüfusun %7’sini oluşturan Kıptilerdir. Kıptilerin tamamı Hıristiyan’dır. Kıptilerin kendilerine özel bir dilleri vardır. Ancak bugün artık Kıptice konuşan kalmamıştır ve Kıptiler de Arapça konuşmaktadırlar. Ka


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn tassel. corn silk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn flour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn flour. corn meal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian meal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Mısır ahalisinden olan, Ar. Mısrî: Eski Mısırlılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egyptian. egyptian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egyptian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an Egyptian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mizaca ve keyfe uygun, keyfe hizmet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). Mizaç ve keyfe göre söz söyleyen ve hareket eden insanın hâil.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Motorlu giriş seçici, CD, radyo ve kaset giriş sinyallerinin yüksek kaliteli, kayıpsız değiştirilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asr» dan if.) (mü. muâsıra). Başkasiyle bir asırda, bir zamanda yaşayan veya yaşamış olan çağdaş: Sâdî-i Şİrâzî, Abdülkaadir-i Geylânî ile muâsır idi. (i. A. c. muâsırtn). 1. Bir asırda yaşamış olanlar. 2. Asrımızda hayatta olanlar: Teracim-i ahval-i muâsırîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâşer). Mâşerler. (bk.) MAşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporary. contemporaneous çağdaş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاصر] çağdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çağdaşlaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «uşr» dan İf.). Aşâr memuru, ondalıkçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşr» den if.). 1. Vaktiyle hükümetin bir emrini, ait olduğu adamlara bildirip yaptıran veya bir malın alımına memur olan adam: Mübâşir gönderildi. Evine mübâşir geldi. 2. Hâkimin emrini tebliğe memur hademe. 3. mec. Amirâne bir tavırla hükmeden, musallat olan adam: Başıma mübâşir dikildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. court crier. summoner. court's messenger. messenger of the court. process server. usher of a court. marshal. court marshal. court attendant. session clerk. paritor. process server. tipstaff. court usher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerkship to the court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.). 1. Gözetici, bekleyici, bakıcı. 2. Eskiden mekteplerde disiplin görevlisi. 3. Gümrük kâtibi (son iki mânâsı eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبصر] okul düzenini sağlayan görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mubassır hizmet ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşâret» den if.). Tebşîr eden, müjde veren, iyi bir haber vererek sevindiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forerunner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Müjdeci, muştucu. - Hz.Peygamber (s.a.s)’in isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «eser» den if.) (mü. müessire). 1. Tesir eden, eser bırakan. 2. İşleyen, hükmünü yerine getiren: Pek müessir bir ilâçtır. 3. İçe işleyen, çok duyulan, fazla hlssolunan, tesirli: Bugün müessir bir soğuk vardır. 4. İnsanın kalb ve zihninde yer tutan, uyandırıcı mahiyette olan: Öğütlerim müessir olmadı. 5. Teessür, hüzün ve keder veren, dokunan: Pek müessir bir sesi vardır; müessir bir mersiye okudu. 6. Eser sahibi. Ar. fâil, Amil, sânî: Eserden müessiri anlaşılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective. efficacious. influential. touching. impressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesr» den if.) (mü. müfessire). 1. Kapalı ve kısa bir şeyi açıklayıp mânâsını ortaya koyan: Bu sözü müfessir birtakım tafsilât, (i. A. c. müfessirtn). 2. Kur’an-ın metnini şerh ve izah eden bilgin: Müfessirin reyi; müfessirînden Fahr-i RAzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interpreter. annotator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan if.) (c. muhâsırîn). Bir kale veya diğer savaş yerini, şehri kuşatan, muhasara eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقصر] kusurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münhasır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan if.) (mü. münhasıra). 1. Her tarafı kuşatılmış: Münhasır bir yer. 2. Yalnız bir şey veya şahsa mahsus olan: Mâlûmâtı mesleğine münhasırdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restricted to. limited to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münhasıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Belirli olarak, mahsus olarak, sadece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclusively. solely. only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den if.) (mü. münkesire). 1. Kırılmış, kırık, parçalanmış: Ayna münkesir oldu. 2. mec. Kırgın, gücenmiş, mahzun, kederli: Kalbi münkesir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neşr» den if.) (mü. münteşire). 1. Yayılmış, açılmış, dağınık. 2. Duyulmuş, Osm. şuyû bulmuş, şâyî: Haber-i münteşir; havâdis-i münteşire. 3. Basılıp neşrolunmuş: Münteşir kitaplar. Gayri münteşir = Henüz basılmamış kitap ve yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUSİRR) (i. A. «sarr» dan if.) (mü. musirre). Israr eden, ayak basıp vazgeçmeyen, bir söz veya istekte sebat eden: Fikrinde musir bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞİR) (i. A. «şevr» den if.) (mü. müşire). 1. Emir ve işaret eden. 2. Mareşal. (F. c.) Müşîrân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gauge. indicator. gage. index hand pointer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصر] ısrarcı, ısrar eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haber veren, bildiren. 2.Emir ve işaret eden. 3.Mareşal. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). 1. Müşirlik, mareşallik, müşir rütbesi: Fevzi Paşa’ya müşîriyet rütbesi verilmiştir. 2. Bir müşirin idaresinde bulunan makam ve daire: Tophane müşîriyyeti, hassa ordusu müşirliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müştriyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصرانه] ısrarla, ısrar ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstibşar eden, müjdeleyen. Müjde ile sevinen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fesr» den if). (mü. müstefsire). Bir şeyin açıklanmasını isteyen, soruşturup araştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü mutabassıre). Dikkatle bakan, düşünen, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikkatle bakarak, düşünerek: Mutabassırâne davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «asr» den if.) (mü. müteassire). Güç, zor, zahmetli, çetin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesâret» ten if.) (mü. mütecasire). Cesaret ve cüret eden, bir işe pervâsız girişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «esr» den if.) (mü. müteessire). Dokunulmuş, kederli: Başkasının acısı ile müteessir olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grieved. sad. sorry üzüntülü. influenced etkilenmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddened. depressed. hurt. pained. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasret» ten if.) (mü. mütehassire). Hasret çeken, hasrette kalan, isteğine erişemeyen, mahrum kalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. «kesret» ten if.) (mü. mütekâsire). Kesretli, çok çoğalmış, (edebiyat, ArOz’da) Bahr-i mütekâsir = Arûz’ da bir vezin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasrânî» den if.) (mü. mütanassıra). Hıristiyan olan, Hıristiyanlığı kabûl eden, Osm. tanassur eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yüsr» den İf.) (mü. müteyessire). Kolaylaşmış, kolay yapılabilir: Tanrı, her işinizi müteyessir eyleye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبشر] müjdeci, müjdeleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [1[ مؤثر etkileyici, etkili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤثریت] etkileme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منحصر] dönük, ait, yönelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منحصرا] sırf, sadece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منکسر] kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منتشر] yaygın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشير] mareşal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متأثر] üzgün. 2.etkilenen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.üzülmek. 2.etkilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحسر] özlem duyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نبض گير] nabza göre şerbet veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli ağır aksak semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli ağır semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde 2 hâneli ağır aksak semâİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elde ve ayakta çok iş görmekten ve kundura vurmasından olan sert düğüm: Elim, ayağım nasır oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasr»dan if.) (mü. nâsıra). Yardım eden, yardımcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nasr» dan smüş.) (c. nuserâ). Yardımcı, imdatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cneşr» den if.). T. Dağıtan, serpen, saçan. 2. Kitap basıp yayan, editör.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade el ve ayağın sürekli olarak sürtünmelere uğrayan noktalarında üst derinin kalınlaşması ve sertleşmesi ile meydana gelen ve basılınca ağrı veren sertleşmiş deri tümseğine nasır denir. Nedeni, nasırlaşan bölgeye yapılan basınç ve sürtmedir. Ayakta görülen nasırlara çoğunlukla sıkı ayakkabılar neden olur. Nasırları sökmek maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon veya kırmızı domates.

Hazırlanışı : Nasırların üzerine bir dilim limon veya ortasından kesilmiş bir domates konur. Her gün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn. callus. callosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callus. corn. verruca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn. clavus. callus. excrescence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ناشر] yayıncı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı, yardım eden (muin). “Abd” takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur. Abdünnasır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Neşreden, dağıtan, yayan, yayınlayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Nasır peydâ etmek, nasırlı olmak: Bahçede çalışmaktan ellerim nasırlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Nasır gibi olmak. 2. mec. Duyarlığını kaybetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calloused. callous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

which has a corn on it. calloused.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NESR) (i. A.). 1. Saçma, serpme. 2. Ölçülü olmayan söz, zıddı: nazım, mensûr yazı: Nesir ve nazımda usta bir muharrir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEŞR) (i. A.). 1. Dağıtma, yayma: Bu çiçek güzel bir koku neşrediyor. 2. Herkese duyurma: Haber neşretmek. 3. Gazeteye bir haber koyma. 4. Kitap, gazete vs. basıp yayma, yayın. 5. Umumî hâle koyma: İlim neşri. 6. Kıyâmet gününde bütün insanların dirilmesi; haşir ve neşir. (bk.) Haşr (edebiyat) Leff-ü neşr. (bk.) Lef.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prose. prose düzyazı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sui generis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.

Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka birçok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varamayız.

Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.

Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumağa devam etmesi gibi.

Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insanları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18’i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında sekizincide duruyormuş.

İnsanlara hapşırdıktan sonra ‘çok yaşa’ deme adetinin kökeni Hıristiyanların ‘God bless you’ yani Tanrı seni takdis etsin’ veya ‘Tanrının hayır duası üzerinde olsun’ cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.

Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka bir çok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varmayız.

Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.

Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumaya devam etmesi gibi.

Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insaları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18’i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında seklizinci de duruyormuş.

İnsanlara hapşırdıktan sonra “çok yaşa “ deme adetinin kökenin Hıristiyanların “God bless you” yani “Tanrı seni takdis etsin” veya “Tanrının hayır duası üzerinde olsun” cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çizgi çizmeye mahsus marangoz Aleti.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgie

tıp beyin cerrahisi

Hastanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. neurochirurgien

tıp beyin cerrahı

Beyin konusunda uzmanlık yapmış cerrah.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

NTSC (National Television Standards Committee) Video Girişine sahip TV’ler, NTSC Video Kameralara, Video Disk oynatıcılara ve sabit video kaydedicilere bağlanabilirler.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(f.h.i.) (Erkek İsmi) - İran’da 531-579 yıllan arasında hükümdarlık etmiş ve doğruluğuyla şöhret bulmuş olan Sasani Şahı, “adil” lakabıyla anılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Teknolojik Terim

Boş giriş kısmını dinlemeden, seçimi tam başlangıcından başlatır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private enterprise. private enterprise / undertaking. privately owned enterprise. private concern. private initiative. privately owned enterprise / establishment / undertaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private enterprise. private enterprise / undertaking. privately owned enterprise. private concern. private initiative. privately owned enterprise / establishment / undertaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private entrepreneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private entrepreneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific weight. specific gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific weight. specific gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Patlamış mısırın hikayesi beş bin yıl evveline, Amerika kıtasına kadar uzanıyor. Amerika yerlileri gıda için kullanılacak mısır ile içi daha sulu olan patlayabilir mısırların arasındaki farkı biliyorlardı.

Kolomb kıtaya ayak bastığında yerlilerin mısır kültürünü gördü, ama asıl ilgi 1510’lu yıllarda Güney Amerika’da terör estiren Hernanda Cortes’in Aztek’lerin dini ayinlerde ipe dizilmiş patlamış mısırları yediklerini görmesi ile başladı. Üstelik yerliler mısırı bir çeşit şişe geçirerek, tekrar tekrar ısıtarak veya kızgın kuma gömerek değişik şekillerde patlatarak yiyorlardı.

Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa’ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamış mısır ve tütündü. Birincisine çok fazla yağ ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sağlıklıdır. Ancak tüm mısır taneleri patlamaz. Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliği ve müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu.

Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür. Bunun altında iki tabaka daha vardır. Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir.

Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur. Isınma süresince gittikçe artan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar. Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur. Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz. Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz.

Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir. Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmen açılır, istenen sonuç alınamaz. Mısırın içersindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oranını en fazla yüzde l arttırır. Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Patlamış mısırın hikayesi beş bin yıl evveline, Amerika kıtasına kadar uzanıyor. Amerika yerlileri gıda için kullanılacak mısır ile içi daha sulu olan patlayabilir mısırların arasındaki farkı biliyorlardı.

Kolomb kıtaya ayak bastığında yerlilerin mısır kültürünü gördü, ama asıl ilgi 1510’lu yıllarda Güney Amerika’da terör estiren Hernanda Cortes’in Aztek’lerin dini ayinlerde ipe dizilmiş patlamış mısırları yediklerini görmesi ile başladı. Üstelik yerliler mısırı bir çeşit şişe geçirerek, tekrar tekrar ısıtarak veya kızgın kuma gömerek değişik şekillerde patlatarak yiyorlardı.

Amerika kıtasının keşfinden sonra Avrupa’ya getirilen ürünlerin içinde en ünlüleri patlamış mısır ve tütündü. Birincisine çok fazla yağ ve tuz ilave etmezseniz, kesinlikle ikincisinden daha sağlıklıdır. Ancak tüm mısır taneleri patlamaz. Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliğive müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu.

Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür. Bunun altında iki tabaka daha vardır. Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir.

Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur. Isınma süresince gittikçe arrtan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar. Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur. Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz. Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz.

Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir. Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmeen açılır, istenen sonuç alınamaz. Mısırın içerisindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oaranını en fazla yüzde 1 artırır. Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

PC’nin, video grafik adaptörüne gerek duyulmadan doğrudan TV’ye bağlanabilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F. «mehengî» ve «pelengîr»den galat). Tahtanın enini almaya mahsus doğramacı Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right behind sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

* Pramitlerin her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir. Bu taşlar temin etmek için en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği bilinmemektedir.

* Pramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir.(Doğdugu ve tahta tahta çıktığı günler)

* Mumyalarda radyoaktif madde bulunuyor. Bu yüzden mumyaları ilk kez bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

* Pramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

* Kirletilmiş suyu, birkaç gün pramit’in içine bırakırsanız suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

* Pramit’in içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

* Bitkiler pramit’in içinde daha hızlı büyürler.

* Pramit’in içine bırakılmış su 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yapmadan pramit içinde mumyalaşır.

* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir pramit’in içinde daha cabuk iyileşme eğilimi gösterir.

*Pramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç tur attılar. Ancak içlerini göremediler.

*Pramitlerin içi yazın soğuk, kışın sıcak olur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(bk.) Peşkir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيشگير] peşkir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tutuk, miskin, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shy. diffident. incapable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fainthearted. lacking in boldness. poor-spirited. to be sorry stuff. timorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir defada pişecek miktar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Pişirmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooking. pan boiling. strike. kier boiling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pişmesini temin etmek: Pişmesine sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cook. to cause to mature. to cause a rash. to learn well. to irritate the skin. to mature. to ripen. to fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cook. to fire. to mature. to ripen. to learn sth well. prepare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pişirme işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb cook sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

S-Video, parlaklık ve renk bilgilerini ayrı ayrı aktararak gelişmiş bir video görüntüsü sağlar. Bu standart, değiştirilebilir bir SCART konektörü ya da ek bir 4 pimli jakla kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1, işitmez, kulağı duymaz. 2. içi dolu olunca vurulunca ses çıkarmayan ve çınlamayan: Sağır davul. 3. İçi görünmeyen, kapalı: Sağır oda, pencere, kapı. 4. Az veya boğuk ve sönük ses çıkaran, sessiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga İle) (i. A.) (mü. sagîre) (cem’i: sigâr «ga» ile). 1. Küçük, ufak. Sagîr ve kebîr = Büyük, küçük. Sıgâr ve kibar = Büyüklerle küçükler, insanlar. 2. Bulûğa ermemiş ve vasîye muhtaç çocuk: Uç sagîr çocuk bıraktı. Sagîr-i mümeyyiz = Kendini bilecek yaşta çocuk. Sagîr-i gayr-ı mümeyyiz .= Kendini bilmeyecek yaşta çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaf. muted. as deaf as a doorpost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaf. giving no sound. dull. indistinct. deaf person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaf. blind. blank. oral teacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صغير] küçük. 2.küçük çocuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaf mute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind wall. dead wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind door. false door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind window.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. Şâgirdân). 1. ilim veya san’at, tahsilde bulunan talebe, öğrenci. 2. Bir işi öğrenmek üzere bir üstâda bağlı bulunan genç çırak, yamak: Marangoz, çilingir şâgirdl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاگرد] öğrenci. 2.çırak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاگردان] öğrenciler. 2.çıraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şakirtlik, çıraklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (c. sagâir «ga» ile). Küçük günah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow deaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulağın işitmemesi, kulak sakatlığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Sonradan meydana gelen sağırlıkları doğuran nedenler çeşitlidir. Mesela; dış, orta veya içkulak bozuklukları, beyin hastalıkları veya histeri, geçici sağırlığa neden olabilir. Gerçek nedeni bulmak doktorun işidir. Geçici sağırlıkların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pelin, su.

Hazırlanışı : İki bardak suya 2 tutam pelin konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra temiz bir şişeye süzülür. Her 2 kulağa günde 3 kere ikişer damla damlatılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deafness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deafness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAgird.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şâgirt ve talebe hal ve sıfatı. 2. Çıraklık, yamaklık. 3. Acemilik, tecrübesizlik. 4. Çırak hakkı ve ücreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (saht = pek, giriften = tutmak). Bir şeyi sıkıca tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sallasırt etmek = Sırtına almak, yüklenmek: Kuyruğunu sallasırt etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shoulder / to hoist sth / sb onto one's shoulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Şangırdama sesini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi) Tabak bardak gibi şeylerin düşüp kırılırken çıkardığı çınlayıcı sesi ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crash. to make a sound of crashing. smashing or shattering of a glass. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şangırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. smash. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yassı bir şeyle vurmaktan çıkan sesi taklid ve tasvir eder: Şark şark, şırak şırak yanaklarına vuruyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be at one's wits end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düşünmenin sırası kaybedip yanılmak, ne yapacağını bilememek, hayrette kalmak: Ben şaşırdım ne yapacağımı bilmiyorum. 2. Sırasını kaybetmek, bulamamak, doğrultamamak: Yolu, pusulayı, hesabı şaşırdım; ayağını şaşırdı; ne yapacağını şaşırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be surprised. be amazed. be at a loss. be mixed up. be confused. be puzzled. puzzle. be baffled. blink at. be scandalize at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mistake. reel. to be surprised. to be confused. to be astonished. to be taken aback. to make a mistake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bewildered / confused. to be astonished / surprised. to wonder. to get muddled. to lose track. to be baffle d. confound. to become entangled. flabbergast. jolt. lose. puzzle. strike dumb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surprising. astonishing. striking. spectacular. amazing. astounding. incredible. bewildering. twisty. confusing. puzzling. mind-bending. dazzling. perplexing. baffling. colossal. confused. intriguing. rum. staggering. startling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amazing. baffling. dynamite. shocking. spectacular. surprising. unaccountable. unbelievable. astonishing. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confusing. astonishing. amazing. baffling. breathtaking. mind- bending. mind boggling. off- putting. surprising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Şaşırtmak işi, yanıltma, aldatma. 2. Fidanların yerini değiştirip yeniden dikme. 3. Birden söylenmesi zor kelimelerden mürekkep cümle. 4. Değişerek giden sıra, setrançvârî tertip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amazement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewildering or confusing sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şaşırmasını mucip olmak: Beni şaşırtmayın; hesabımı şaşırttınız. 2. Fidanın yerini değiştirmek, çıkarıp başka yere dikmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put smb. out of countenance. confuse. puzzle. bewilder. disorient. disorientate. stun. mystify. mislead. take aback. surprise. amaze. astonish. astound. bemuse. addle. baffle. bamboozle. bedevil. befog. befuddle. bowl over. confound. daze. discompose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addle. amaze. astonish. baffle. bedevil. bewilder. boggle. confound. confuse. dazzle. embarrass. floor. flummox. fluster. fog. lick. mystify. nonplus. obfuscate. perplex. puzzle. rock. stagger. startle. stump. stun. surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bewilder. to confuse. to astound. to amaze. to flabbergast. baffle. bedazzle. bedevil. befog. befuddle. discomfit. discompose. disconcert. disorientate. distract the mind. embarrass. entrap. floor. flummox. get. gravel. intrigue. knock. mesmerise. to b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kız öğrenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. etrafı denizle kuşatılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگير] geceleri uyuyamayan, uykusuzluk çeken. 2.sabah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaya koşusu. 2. Topun geri tepmesiyle kundağın geri gelmesi. Seğirdim mengenesi = Topun atışında kundağın geri gelmesini önleyen mengene. Seğirdim yolu = Kalelerde mahfuz yol. 3. Han odaları önündeki dar gezinti yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footrace. recoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koşuşmak, birlikte koşmak, çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı kasların elde olmayan hafif oynaması: Göz seğirmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jerk. repercussions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Seğirme fiili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flick. twitch. to twitch nervously. tremble. to twitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to twitch involuntarily. twitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

MARİFETNAMEDEN

• Başın üst kısmının seğirmesi: İyi bir makam ve mevkiden haber verir.

• Başın ön tarafının seğirmesi: İyi bir devlet bulmaya işarettir.

• Başın yan tarafının seğirmesi: Sağı ve solu hayırlı eyler.

• Alnın seğirmesi: Sağda ise eğlence – Solda ise habere işarettir.

• Kaşın seğirmesinden: Sağ ve sol her yer dostlukla dolar.

• Kaşın ortası seğirirse: Sağı zevk – solu kederdir.

• Dil seğirirse: sağı hüzün – solu coşkunluktur.

• Gözün dışı seğirirse: Sağda kötüleme – Solda ziynettir.

• Gözbebeğinin seğirmesi: sağ gözde olursa sıkıntı - solda sevinçtir.

• Göz kuyruğunun seğirmesinde: sağ göz için sevinç - solda maldır.

• Gözün altı seğirirse: Sağdaki iyiliğe – soldaki mevkiye alamettir.

• Yanağın seğirmesi: sağda olursa hayır – solda olursa mala işarettir.

• Burundaki seğirme: sağ tarafta kahır – sol taraftaki mevkiye alamettir.

• Dudağın üst kısmındaki seğirme: Sağda olursa rızık – solda şenliktir.

• Dudağın uç kısmının seğirmesi: Sağda zarar – solda esenliktir.

• Dudak altının seğirmesi: Sağda ve solda daima güzellik alametidir.

• Seğiren çene: Sağda eğlence – solda güzellik işaretidir.

• Kulağın seğirmesi: Sağda ve solda güzel habere işarettir.

• Boğazın seğirmesi: sağda mala – solda üzüntüye işarettir.

• Arka omuzların seğirmesi: Sağda üzün – solda keder alametidir.

• Kol pazularının seğirmesi: Sağda olursa rızık – solda olursa mala çıkar.

• Bilek seğirirse: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Kolların seğirmesi: Sağda kötüleme – solda ayıptır.

• Elin bilekleri seğirirse: Sağda mala – solda meşakkate delildir.

• Elin sırtı seğirirse: Sağdaki üzüntüye soldaki şerefe alamettir.

• Avucun seğirmesi: Her ikisinde de rızık ve mala işarettir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda yük – solda üzüntüdür.

• Şahadet parmağı titreyip seğirirse: Sağ ve solda yeni sebeplere çıkar.

• Ortak parmak seğirirse: Sağda olursa üzüntü – solda olursa neşedir.

• Serçe parmak seğirirse: Sağda makam – solda gam işaretidir.

• Yüzük parmağının seğirmesi: Sağda mal – solda hayır.

• Göğüs seğirmesi: Sağda hüzün – solda sevinç olur.

• Meme seğirmesi: Sağda makam – solda sevinç işarettir.

• Karnın seğirmesi: Sağda kavuşma – solda neşedir.

• Göbek seğirmesi: Sağda üzüntü – solda esenliktir.

• Böğür seğirmesi: Sağda mevki – solda rızık alametidir.

• Oyluğun seğirmesi: Sağda güzellik - solda oğul işarettir.

• Kasık seğirmesi: Sağda olursa cima – solda yolculuktur.

• Husyelerin seğirmesi: Sağda çocuk doğumuna – solda kedere işarettir.

• Makatın seğirmesi: Sağda mal – solda yola işarettir.

• Baldır seğirmesi: Sağda olursa eğlence – solda yolculuk işaretidir.

• Diz seğirmesi: Sağda üzüntü – solda sevinç alametidir.

• Diz altı seğirmesi: Sağda yola – solda kedere çıkar.

• Bacak seğirmesinden: Sağda mal – solda mevki görünür.

• Sırtın ortasının seğirmesi: Sağda yol – solda erzak işaretidir.

• Karın arkasının seğirmesi: Sağda mal – solda ayrılık alametidir.

• Topuğun seğirmesi: Sağda mal – solda yolculuk alametidir.

• Ayak arkasının seğirmesi: sağda hüzün – solda esenliğe çıkar.

• Elin kemiği seğirmesi: Sağda yolculuk – solda mal demektir.

• Avuç seğirirse: Sağda yola - solda şeref kazanmaya delildir.

• Başparmak seğirmesi: Sağda mal – solda murada çıkar.

• İkinci parmak seğirmesi: Sağda ve solda iyi habere işarettir.

• Ortak parmaklar seğirirse: Sağda ve solda çekişmeye sebep olur.

• Yüzük parmağı seğirirse: Sağda çekişme – solda sevinç vardır.

• Küçük parmak seğirirse: Sağda ve solda rızık ve mal demektir.

Eğer bir yerin seğirirse bak ve bu söylediklerimizi hatırla ve şüpheye düşmeden inan.

Bir damar yerinden oynuyorsa onu hareket ettiren mutlaka ALLAHU Tealadır.

Damarın sana vermek istediği işareti anla ve arkasından gelecek olanı bekle.

Erzurumlu İbrahim HAKKI Hazretleri (Kuddise Sirruh)

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounding. running jumpingly. dashing. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koşmak, sıçrayarak koşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to twitch involuntarily. fling. gallop. pelt. scamper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شمشير] kılıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı ağır, sersem, mahmur, sarhoş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tezgâhtar kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çift sürmede ve araba çekmede kullanılan, eti ve sütü yenen iri evcil hayvan, Ar. bakar: Sığır eti, sığır sütü, sığır dili. Erkeğine «öküz», dişisine «inek», yavrularına «buzağı, dana, düğe, tosun» aygırına «boğa» denir. Sığırdili, sığırkuyruğu, sığırgözü = Bitki çeşitleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Şigil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cattle. ox. bull. cow. buffalo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cattle including cows. bulls (oxen and buffaloes. beef. cattle. neat cattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins kuş (doğrusu: Cugurcuk).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stock farming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki çenelilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mullein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(verbascum): Sıracagiller familyasından; yüksek boylu, bir veya iki yıllık otsu bir bitkidir. Yurdumuzda 200 kadar türü vardır. Sık tüylüdür. Yaprakları tabanında toplanmıştır. Çiçekleri çok çabuk dökülür. Sarı veya kırmızımsı renktedirler. Büyüksığırkuyruğu denilen türünün içeriğinde; şeker, sabit ve uçucu yağ, müsilaj, reçine, saponin ve renkli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır. Balgam söktürür. Bronşitte faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmaklık, kalınkafalılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığır çobanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herdsman. wrangler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslında kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın yavaşça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salını verirse, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20-30 kat daha fazladır. Kurşunun arkasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslıjda kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın rahatça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salınıverise, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkarmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20 - 30 kat daha fazladır. Kurşunun arasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i galat olarak çemşir ağacına derler), (bk.) Çemşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEMŞİR) (i. F.). Kılıç. Şimşîr-zen: Kılıçla vuran, kılıç çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boxwood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شمشير] kılıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(buxus sempervirens): Şimşirgiller familyasından; her zaman yeşil çalı veya ağaç halinde odunsu bir bitki cinsidir. Yurdumuzda yetişen adi şimşir; çoğunlukla sık dallı bir çalı, bazen 10 metreye kadar boy salan bir ağaçtır. Çiçekleri yeşilimsi sarıdır. Yaprakları ve dallarının kabuğunda; alkoloidler, uçucu yağ, reçineli bileşikler ve tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Kanı temizler. Terletir, ateş düşürür ve vücudu rahatlatır. Hafif derecede müshildir. Karaciğer hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden bir bitki. Örnek bitkisi şimşirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Şıngırdama sesi. (bk.) Şangır şangırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi), (bk.) Şangırdama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SIRR) (i. A.) (c. esrâr). T. Gizli iş veya söz, Fars. râz: Sır saklamak, sır tutmak: Sırrını meydana çıkarmak. 2. İnsan aklının eremediği ilâhî hikmet: Sırr-ı hilkat, esrâr-ı tabîat. Sır kâtibi = Hükümdar vs.’nin hususî kâtibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sıfatların başına gelip mübalağa gösterir: Sırsıklam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çanak çömleğe sürülen parlak boya, vernik. 2. Aynanın arkasına sürülen terkip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tok, doymuş. Dll-str = Gönlü tok, kanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arslan, Ar. esed, Şİr-1 Huda, Ar. Esedu’llah = Hazret-i Alî. Şîr-i ner = Erkek arslan. Şîr-ü hurşîd = Arslan ile Güneş. İran devletinin bir nişenı ve bayrağındaki senbol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süt. Şîr-i mâder: Ana sütü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret. confidence. mystery. glaze. glazing. enamel. arcanum. cabala. cabbala. luster. lustre. riddle. arcana. hugger-mugger. huggermugger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. glaze. mystery. riddle. secret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret. secrecy. glaze. silvering. allegation. confidential matter. gloss. mystery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سير] sarmısak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سير] tok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شير] arslan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شير] süt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. efendim, beyefendi: b.h. bir asalet ünvanı, sör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F. şîr = süt; dân = edat. Türkçe: şirden). Geviş getiren hayvanların ikinci midesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; dil = yürek). Arslan yürekli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; giriften = tutmak). Arslanı tutacak derecede kuvvetli ve cesur (hafif sarhoş olanlar için şaka yol 11u söylenir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. Şir = süt; horden = yemek). Süt içen, henüz sütten kesilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah’ın arslanı, Hz. Ali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızgın, kükremiş arslan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek aslan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şir = süt; rugan = yağ). Şırlayan, susam yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Dizi, saf: Bir sıra İnci: Ağaçları sıra sıra dikmişler. 2. Tertip, nizam, düzen: Sıraya koymak, sıraya girmek, sıra ile 3. Sınıf, derece, rütbe: Ben o sırada değilim, beni onların sırasına koymayın. 4. Satır: Birkaç sıra yazı yazdı. 5. Dershâne ve ona benzer yerlerde oturmak üzere tahtadan uzunca kanape, uzun rahle: Mektep, tiyatro sıraları. 6. Nöbet, belirli vakit veya derece: Bizim sıramız gelmeyecek midir? Şimdi sizin sırenızdır. 7. Fırsat, tesadüf, münasip vakit ve hâl: Sıra düşürmek; sıra gözetmek; sırası geldi de. 8. Geliş: Sözün sırası. 9. Rastgele alma, seçilmemiş: Sıra karpuzu; sıra memuru. 10. Devam, boyuna uzanma: Sıra serviler, sıra duvarı. Bir sıra teşkil eden, bir sıraya dizilmiş: Sıra yalılar, dükkânlar, sıra ağaçlar. 11. (gramer) Zarf gösteren isimlere katılarak bir düzenle devam gösterir. Ardı sıra, arkası sıra = Taklb ederek, geriden devamlı şekilde. Önüsıra = Önünden, önünce, önden muttasılan. Yanı sıra = Beraberinde, yanyana. Ara sıra, arada sırada = Aralık aralık, bazen, her vakit ve muntazaman değil. Sıra İla = Muntazaman birbiri arkasından, muntazam bir düzende yahut birer birer. Sırasında = 1. Nizâmında. 2. Vakti gelince. Sırasıyla — Yoluyla, münasip şekilde. Sıra sıra = Saf saf, birbiri arkasında saflar teşkil edecek şekilde: Asker sıra sıra dizilmişti. İşi sırasına girmek = İş yoluna girmek, düzelmek. Sırada = Bir şeye erişmek yolunda. Sırada = Esnada, iken: Geldiğim sırada tesadüf ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «şîre»den). Üzüm suyu, henüz şaraplaşmamış üzüm suyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Satın alma. Bay’-ü şirâ = Alım-satım. 2. Yelken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinal. line. queue. linage. order. row. series. file. rank. sequence. turn. bench. alignment. arrangement. array. form. occasion. place. progression. range. settle. slot. spell. succession. tier. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alignment. array. bench. file. line. occasion. order. queue. range. rank. row. sequence. series. string. succession. tier. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. sequence. file. line. order. pitch. range. round. row. series. tier. train. turn. queue. course. number. coordinate. ply. alternate. suite. tail. evolution. serial. catena. grade. alinement. alignment. procession. arrangement. array. bench. hand. ju

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

must. unfermented grape-juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

must.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

job goods. run-of-the-mill. middling. mediocre things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıra teşkil eden, bir dizi şeklinde, saf olmuş: Sıra-vârt yalılar, ağaçlar. 2. Bir dizi şeklinde, sıra İle Sıra-vârî durmuşlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sîr = tok, Ab = su). 1. Sy ile doymuş, suya kanmış, hararetini gidermiş. 2. Sulu, taze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Fars. «çerâğ» dan Ar.’ laşmış). Çerağ, ışık, kandil, meş’ale.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سراج] kandil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Işık meşale, kandil, çerağ. 2.Nur saçan anlamında Rasulullah için kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Boğazda urlar çıkaran ve vücudun bazı taraflarında yaralar açan irsi bir hastalık ( dâü’l-hanâzîr. Sıracaotu = Sığırkuyruğu, balıkotu türünden bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde scrofula denir. Bir çeşit kronik deri veremidir. Nedeni, boyundaki lenf bezlerinin veremidir. Daha ziyade boyun bölgesinde ve yüzde acısız şişliklerle ortaya çıkar. Bir süre sonra patlayan bu şişliklerden irin akar. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz yaprağı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 40 gram ceviz yaprağı konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıraca hastalığına tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(scrophuiaria): Sıracagiller familyasından; pis kokulu, çok yıllık otsu bir bitkidir. Boğumlu sıracaotu ve köpeksıracaotu en yaygın olan türlerdir. Kullanıldığı yerler: Lapası sıraca tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

range of mountains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain chain. mountain range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıralar hâlinde uzanan dağ zenclri, Osm. sllsile-i cibâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. common. regular. unexceptional. banal. routine. workaday. average. blah. casual. common or garden. commonplace. copybook. cut and dried. exoteric. hackneyed. mediocre. nondescript. prosaic. quotidian. run-off-the-mill. small. straight. casu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. banal. common. commonplace. humble. humdrum. low. measly. menial. mundane. nondescript. ordinary. pedestrian. regular. simple. spartan. uncoloured. undistinguished. unsophisticated. workaday. of a sort. small-time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. run-of-the-mill. any. banal. bread and butter. characterless. man of common extraction. commonplace. matter of-fact. mundane. ordinarily. prosaic. run of the mill. of sorts. so so. undistinguished. unexceptional. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accordian file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putting in order. arrangement. processing. alignment. collocation. course. get-up. placement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordering. grading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ranking. arranging in a row or rows. listing things in order. ordering. classification. arrangement. lineage. ranging. coordination. linking. enumeration. grading. alignment. commutation. sorting. systemizing. serialization. dressing. marshalling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıraya koymak, dizmek: Saksıları yolun üzerinde sıralayacağım. 2. Birbiri ardısıra söylemek, arasını kesmeksizin söylemek: Birtakım küfürler sıralamaya başladı. 3. (çocuk) Kanape ve duvarlara tutunarak yürümeye başlamak: Daha yürümüyor ama sıralıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up. arrange. put in order. aline. align. array. collocate. compile. concatenate. juxtapose. marshal. range. string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enumerate. file. juxtapose. marshal. rank. to arrange in order. to align. to sequence. to enumerate. to begin to walk by holding on to one after another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sort. to arrange or array things in a row or rows. to line things up. to arrange or file things in a certain way. to list in order. to enumerate. to begin to walk. to order. to set in order. to range. to rank. to line. to classify. to coordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Çift kaset deck’li bir sistemde A ve B sürücülerindeki kasetlerin her iki yüzünün de otomatik ve sıralı olarak çalınmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıraya konmak, dizilmek, bir dizi teşkil edecek şekilde düzenlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be arranged or arrayed in a row or rows. to be lined up. to be arranged or filed in a certain way. to be listed in order. to be enumerated. to be classified. line the streets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sıraya koydurmak, bir diziye dizdirmek: Bu saksıları bahçıvana sıralatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dizilmiş, sırasına konmuş: Sıralı evler, ağaçlar. 2. Tertipli, muntazam: Sıralı işler kolay görülür. 3. Münasip, yolunda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in order. serial. serried. sequent. in-line. in train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordered. arranged in order. timely. appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential. arranged or set out in a row or rows. line up. timely. apposite. appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whenever he feels like it. regardless of the time or the place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sır saklayan yiğit-

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kaleler, hisarlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana lâyık, arslanca, Fars. dilîr-Ane: şîrâne mukavemet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the course of. while. during. whilst. pending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

during. when necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respective. in order of. respectively. seriatim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in turn. in order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karmakarışık. 2. Yolsuz, münasebetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unordered. untimely. inapposite. inappropriate. without waiting one's turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Yol. Sırlt-ı müsukıym = Doğru yol, hidâyet, hak yolu. 2. Cehennem’in üzerinde kurulmuş pek dar ve geçilmesi müşkül bir köprü ki, üzerinden geçilerek Cennet’e gidilecektir: Sırât köprüsü. mec. Pek sarp ve tehlikeli yol.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراط] yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yol, tarik.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراط مستقيم] doğru yol. 2.sırat köprüsü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dosdoğru yol. Allah’ın yolu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Geçme, bulaşma: Nezle çabuk sirâyet eden bir hastalıktır. 2. Geçme, Ar. İntikal, yayılma, bulaşma: O adamlarla otura otura onların Adeti bize de sirâyet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion. infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagion. spread of sth from one person to another. extension. infection. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرایت] bulaşma, geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçmek, bulaşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (İran’da Fars eyaletinin başşehrinin adı) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Türk müziğinde eski bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Belki Şİrâz şehrinde icad olunmuş da böyle adlandırılmıştır). 1. Doğu usûlünde ciltlenen kitapların yapraklarının cilde bağlandıkları yerin iki ucunda ibrişimden vurulan ince şerit ki, Avrupalılar bugün taklidini yapıştırıyorlar. 2. mec. Nizam, intizam, düzen, rabıta. Şîrâzeden çıkmak = İşlerin düzeninden çıkması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شيرازه] kitap sırtındaki kumaş şerit. 2.düzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örülmüş ince şerit. 2.Pehlivan kispetinin parçası. 3.Esas, düzen, nizam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. F. A.). Şîrâzlı, Şİrâz şehrinden: Hâfız-ı Şİrâzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Ekin ve hayvon sulamak nöbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serbia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serbia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Cam. 2. Gelinlere takılan camdan tel, renkli camdan boncuk. 3. Elmas taslağı, ham elmas. 4. Camdan tel gibi parlak kıl. Sırçalı kürk = Parlak ve kaba tüylü kürk. 5. Mozayik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass. broken glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيردان] şirden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. serdar, başkan, kumandan; Mısır'da ordu başkumandanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bir sırrı bilen iki kişiden her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the secret. confidant. intimate. repository. the initiated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow-holder of a secret. confidant. intimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidant. repository.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence. standing by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيردل] yiğit, arslan yürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şıra. (bk.) Şıra.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شيره] şıra. 2.özsuyu. 3.süt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. baba, ata; efendimiz (eskiden herhangi büyük bir kimseye şimdi ise yalnız hükümdarlara hitaben kullanılan bir tabir); memelilerde baba hayvan; f. baba olmak (özellikle atlarda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren. hooter. hoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooter. siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of three sea nymphs, or, according to some writers, of two, said to frequent an island near the coast of Italy, and to sing with such sweetness that they lured mariners to destruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An enticing, dangerous woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something which is insidious or deceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mermaid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

They inhabit the swamps, lagoons, and ditches of the Southern United States.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The more common species is dull lead-gray in color, and becames two feet long.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument for producing musical tones and for ascertaining the number of sound waves or vibrations per second which produce a note of a given pitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sounds are produced by a perforated rotating disk or disks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form with two disks operated by steam or highly compressed air is used sounding an alarm to vessels in fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a siren; bewitching, like a siren; fascinating; alluring; as, a siren song. eel-like aquatic North American salamander with small forelimbs and no hind limbs; have permanent external gills an acoustic device producing a loud often wail

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren. siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sea nymph supposed to lure sailors to destruction on the rocks where the nymphs lived; 'Odysseus ordered his crew to plug their ears so they would not hear the Siren's fatal song'. a woman who is considered to be dangerously seductive. a warning signal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any device, mechanical or electronic, that is designed to produce a loud warning sound when triggered by a security system 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An audible device that creates a loud sound to signal an alarm condition from the system An electronic siren combines both a Speaker and a Siren Driver in a self-contained device that operates straight from a power source, usually 12VDC. something in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. güzel şarkı söyleyerek denizcileri aldatan deniz perisi; çok cazip ve tehlikeli kadın; siren, canavar düdüğü; bir çeşit su kertenkelesi; denizkızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Mitolojide geçen, denizde kayalar üzerinde gemicilere şarkılar söyleyen, belden aşağısı balık biçiminde kadın, deniz kızı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ot yiyen memeli deniz hayvanları takımına ait; i. denizkızı semendergillerden bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Siyer). 1. Bir insanın ahlâkı, tabiat ve karakteri, zıddı: sûret: SÜret ve streti güzel. 2. Macera. 3. Biyografi. 4. c. Hz. Muhammed’in biyografisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سيرت] hal ve gidiş. 2.biyografi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bir kimsenin manevi durumu, hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş. Hal tercümesi. - Hz.Muhammed’in hal tercümesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Hâlis, sâft, sade: Bu, sırf süttür; sırf yalandır. 2. Büsbütün, tamamen. 3. Ancak: Sırf kendi ihtirasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mere. only. purely. sheer. simply. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheer. solely. pure. mere. utter. nothing but. merely. only. wholly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صرف] sadece, yalnız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hızlı, derin GPS sinyal aramasına olanak veren GPS alıcı teknolojisi, dış mekanda konumunuzun bulunmasının yalnızca bir saniye süreceği anlamına gelir. Geleneksel GPS alıcılarından farklı olarak SiRFstarIII o kadar duyarlıdır ki, uzun binalarla çevrili bir yerde ya da ağaçlar altında olsanız bile GPS sinyallerini alabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Adi kadın.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Başını yukarı kaldıran yükselten, benzerlerinden üstün olan. Aslı Serfıraz’dır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serâhin). Kurt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرخوار] süt çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şlriyye). Şiire ait. Tabîat-ı şîriyye: Şiir söylemeye müsait tabiat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kabuğu sıyrılmış İnce uzun ağaç: Çamaşır, bahçe sırığı. Hamal sırığı = Hamalların ağır şeyler kaldırdıkları ağaç ki, bir çiftini dört hamal kullanır. Sırık hamalı = Bu suretle sırık kullanarak ağır yükler taşıyan hamallar. Sırık arabası — Bir iki sırıkla merbut dört tekerlekten ibaret yük arabası. Sırık gibi gezmek = Bir iş görmeyip boş boş dolaşmak (uzun boy hakkında da aşağılayıcı maksatla kullanılır: Sırık herif).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. pole. rod. trellis. stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şarıldamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sırsıklam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sodden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soaked. soaking. sodden. soggy. sopping. soaked to the skin. sopping wet. soaking wet. wet through.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soaking wet. soaking. sodden. soggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head over heels in love.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalınlığı sıyrılmış İnce ve yumuşak deri dilimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞİRİN) (i. F.). 1. Tatlı. 2. Çok güzel olmadığı halde pek sevimli ve câzibeli olan. Şîrîn-edâ = Latif edalı. Şîrînzebân = Tatlı dilli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cute. sweet. lovely. cunning. debonair. debonaire. fair. pleasant. sonsy. winsome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cute. sweet. lovely. cunning. debonair. debonaire. fair. pleasant. sonsy. winsome. adorable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweet. charming. cute. delicious. pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شيرین] tatlı. 2.şirin, sevimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevimli, cana yakın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca: siringa). 1. Tenkıye Aleti. 2. Doktor iğnesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clyster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypodermic. jab. syringe. hypodermic syringe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syringe. hypodermic needle. hypo. injection syringe. shot. spike. squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرینکار] davranışları güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sevimlilik, cazibe: Güzelliği orta halde ise de şirinliği fazladır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرین زبان] tatlı dilli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göz yaşı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرشک] gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tabiat, yaratılış, huy: Meiek-sirişt = melek tabiatlı (asıl mânâsı: Yoğurma).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرشت] yaratılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yoğurulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daima dişlerini gösterip sessiz ve çirkin gülen: Sırıtkan bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dişlerini göstererek sessiz gülme: Adamın sırıtması pek zıddıma gidiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grinning. grin. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grin. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grinning. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dudakları ayırıp dişleri göstermek, yalandan ve tatsız şekilde gülmek: Ne sırıtıp duruyorsun? 2. Mec. Ölmek veya soğuktan donmak. 3. Bir kumaşa uymayan renkte iplikle örülen dikiş çirkin görülmek: Beyaz tire bu elbisede sırıtıyor. 4. Eksiklik ve ayıp bir uçtan gözükmek: Bunun kusuru sırıtıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grin. smirk. to grin. to show up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grin stupidly. to become apparent. grin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, astr. Siryüs, Suarayı Yemani yıldızı, Büyükköpek (Kelbülekber) takımyıdızında en parlak yıldız, Akyıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Cambazların oyun oynadıkları geniş ve kapalı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanrı’ya ortak koşma, Allah’tan başka yaratıcıya inanma, çok tanrılığa inanma, müşriktik. Ar. küfr. Ehl-i şirk = Müşrikler, puta tapanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circus. big top. hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circus. showman. cirque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circus. ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرک] Tanrı’ya ortak koşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyıla gelinceye kadar, cambazlık, ateş yutma vb. gösteriler sokaklarda halka, saraylarda ise asillere yapıyordu.

Philip Astley, bugünkü modern sirklerin kurucusu kabul edilir. 1763 yılında kurduğu sirkinde, ana gösteri ata binilerek yapılanlardı. Astley atlar bir daire etrafında döndüklerinde, binicilerin at üzerinde daha rahat ayakta durduklarını bildiğinden, sirk çadırım ve gösteri yerini bir daire oluşturacak şekilde düzenledi ve atların gösteri sırasında, daima daire biçiminde dönmelerini sağladı.

Bir başka sirk sahibi, Antonio Franconi’de, dairenin en uygun çapının yaklaşık 13 metre olduğunu saptadı ki, bu mesafe bugün bile kullanılan ölçüdür.

Son bir not olarak, İngilizce’si ‘circus’ olan sirk kelimesinin, Latince’de daire anlamına gelen, ‘circle’dan türediğini de belirtmeden geçmeyelim.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı: Serket). Çalma, aşırma, hırsızlık: Sirkat etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. theft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرقت] hırsızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çalınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden hükümdar vs. nin yanında çalışan hususi kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ekşimiş üzüm suyu ki yemeğe, salata ve turşuya ekşilik vermek için konur. Ekşilik hakkında da kullanılır: Bu çorba sirke olmuş! Kurşun sirkesi, gül sirkesi vb. çeşitli kimyevî tertipler. 2. Böcek yumurtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vinegar. nit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nit. vinaigrette. vinegar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vinegar. nit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vinegar fly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker of seller of vinegar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn into vinegar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bal ile sirke şerbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ortaklık. 2. Büyük ortaklık, kumpanya. Tesmiyesiz şirket = Anonim şirket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company. firm. corporation. establishment. concern. house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company. concern. corporation. firm. incorporation. society. partnership ortaklık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporation. association. company. firm. partnership. joint ownership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرکت] ortaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar. Ana problem gırtlak adalelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz.

Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yemeği yemeyerek, kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş.

Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma’sı denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımı da geçmeyi başardıktan sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme yeteneğini kazanmış.

Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir. Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünmezler bile. Yutmadan önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.

Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca, Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir tarafında bulunan, ‘U’ şeklindeki bir neon tüpü yutmuş. Elektrik verilip neon lambası yanınca, ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece bu tip şeyleri gerçekten yuttuğunu ispatlamış.

Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar. Ana problem gırlak adelelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz.

Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yameği yemeyerek, kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş.

Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma’sı denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımıda geçmeyi başardıktan sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme yeteneğini kazanmış.

Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir. Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünemezler bile. Yutmadan önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.

Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca, Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir tarafında bulunan, “U” şeklindeki bir neon tübü yutmuş. Elektrik verilip nepn lamba yanınca , ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece tip şeyleri gerçekten yuttuğunu ispatlamış.

Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Silkmek fiilinin aslı ve doğrusudur, (bk.) silkmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. circulation

1. ekon. dolanım, 2. anat. ve ekon. dolaşım

1. ekon. Alışveriş ve hizmet karşılığının ödenmesini sağlamak üzere paranın el değiştirmesi. 2. anat. Kan dolaşımı. 3. ekon. Para ve para yerine geçen bono, senet vb.nin geçerli olması, sürümde bulunması. 4. ekon. Mal veya paranın elden ele dolaşması, dolanım.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dağıtılmak üzere çoğaltılan mektup. Ar. tamim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. circulaire

1. genelge, 2. duyurum

1. Yasa ve yönetmeliklerin uygulanmasında yol göstermek, herhangi bir konuda aydınlatmak, dikkat çekmek üzere ilgililere gönderilen yazı. 2. Duyurma işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. circular letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular genlge. tamim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. printed notice. circular letter. circular order. form letter. circular nfr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Susam yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akan, akıntılı, şırlağanlı göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şarıl şarıl akmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to glaze. silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glazed. silvered. glass-glazed. glazy. enameled. vitrified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sığır filetosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoğurtlu yumurta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haddeden geçirilmiş gümüş tel ve bunun altınla yaldızlanmışı: Beyaz sırma, altın sırma, has sırma;, sırma işlemeli. Sarı ve güzel saç hakkında kullanılır: Sırma sa;lı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver or gilt thread. silver thread. silver-gilt thread. stripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel. 2.Rütbe gösteren sarı şerit. Sırmadan yapılmış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «sîm-keş» den galat). Sırma işleyen, gümüşten sırma çeken esnaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sırma ile işlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرمرد] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), istenilmemiş, beğenilmemiş olmasına aldırmadan dileğinde ayak direyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtrusive. to annoy. worry. saucy. tiresome. importunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exasperatingly importunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exasperating. importunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sırnaşıklık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to persist exasperatingly in asking for sth. to importune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İtalya ve İspanya'ya doğru güneyden esen sıcak bir rüzgâr, siroko.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. A.). Tropik iklimlerde görülen pek sıcak bir rüzgâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Bir karaciğer hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğer dokularının harap olması ve karaciğerin sertleşmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Tıp dilinde cirrhosis denir. Beslenme, hazımsızlık ve fazla miktarda alkol bazen de safra yollarının tıkanması sonucu görülür. Hastanın karnı su toplar, ayak bilekleri şişer, iştahı azalır ve arasıra da kusar. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kiraz çöpü, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 avuç kiraz çöpü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer su bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cirrhosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cirrkosis. cirrhosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Şırpadak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serb. serbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin süratle kesildiğini tasvir ve taklit eder: Makası vurup şırpadak kesti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bir Güney Slav dili ki, başlıca Sırp, Hırvat, Boşnak ve Karadağ lehçelerine ayrılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serb. serbian. serb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serbian. the Serbian language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Daha çok ense, sırt ve kaba etlerde beliren birçok çıbanların birleşmesi ile meydana gelen ve çabuk genişleyen bir çeşit kan çıbanıdır. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Suteresi.

Hazırlanışı : Çıbanın üzerine, taze koparılmış suteresi yaprağı konur. 15 dakikada bir değiştirilir.