Sit ne demek? | Sit anlamı nedir? | Sit

Sit anlamı nedir?

Sit ne demek?

Sit anlamı nedir?

Sit | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sit

Türkçe - İngilizce Sözlük

obs. 3d pers. sing. pres. of Sit, for sitteth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To rest upon the haunches, or the lower extremity of the trunk of the body; said of human beings, and sometimes of other animals; as, to sit on a sofa, on a chair, or on the ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To perch; to rest with the feet drawn up, as birds do on a branch, pole, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remain in a state of repose; to rest; to abide; to rest in any position or condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lie, rest, or bear; to press or weigh; - - with on; as, a weight or burden sits lightly upon him.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be adjusted; to fit; as, a coat sts well or ill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To suit one well or ill, as an act; to become; to befit; used impersonally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cover and warm eggs for hatching, as a fowl; to brood; to incubate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To have position, as at the point blown from; to hold a relative position; to have direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To occupy a place or seat as a member of an official body; as, to sit in Congress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To hold a session; to be in session for official business; said of legislative assemblies, courts, etc.; as, the court sits in January; the aldermen sit to- night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take a position for the purpose of having some artistic representation of one's self made, as a picture or a bust; as, to sit to a painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sit upon; to keep one's seat upon; as, he sits a horse well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to be seated or in a sitting posture; to furnish a seat to; used reflexively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To suit ; to become. be in session; 'When does the court of law sit?' sit around, often unused; 'The object sat in the corner'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be seated. sit around, often unused; 'The object sat in the corner'. take a seat. be in session; 'When does the court of law sit?'. assume a posture as for artistic purposes; 'We don't know the woman who posed for Leonardo so often'. sit and travel on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The filename extension used by files compressed with StuffIt, a popular Macintosh archival and compression program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This ending on a file type indicates it has been compressed with Stuffit software Stuffit Expander is used by Mosaic to decompress the file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

File compressed in the StuffIt format commonly used on Macintosh computers See also: hqx.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ISO 4217 currency code for the Slovenian Tolar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Expression aimed at the ball to encourage it to stop rolling. be seated, as in: Please, sit here by me and tell me about your new job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Syndicat islamique du travail - Trade union founded by the FIS in 1991.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stuffit compressed file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

System Initialization Table A table containing user specifications the control the CICS initialization process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Servizio Italiano di Taratura.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slovenian tolars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The file extension for files created by Stuffit - a compression software. feather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation for Silicon Intensified Target Imager designed for low light applications A silicon target imager with a intensifier coupled to it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stay within your own base behind the protection of turrets and only leave to attack enemies, and even then within range of your bases' defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (sat, -ting) oturmak, çömelmek; tünemek; kuluçkaya yatmak; filanca tarafta bulunmak; toplantıda üye sıfatı ile oturmak: toplantı yapmak, toplanmak; ressam veya heykeltıraşa modellik etmek; resim çektirmek için poz vermek; binip oturmak (ata); oturtm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan Allah’ın kulu. - Allah’ın isimlerinden (bkz.el-Basıt).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanılan şey, iktisap; kütüphaneye yeni gelen kitap; müzeye yeni gelen eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açgözlü; elde edilebilen. acquisitive instinct açgözlülük, kespetme eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlu sıkıntı, üzgü, zorluk, güçlük; çapraşık durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy duty truck / lorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kutlu uğurlu. 2.Ak. 3.Güneş, nur, aydınlık. Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devletinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amino acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). husumet, kin düşmanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca’dan gelir. Fr. Anthracit, kimya). Maden kömürüne benzer bir maden ki, iyi yanmayıp kurşun kalemi imaline yarar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthracite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind coal. broken coal. coal glance. hard coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Apandis iltihabı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Körbağırsağın iltahaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Müzmin apandisitte; kat’iyetle ilaç verilmez. Ameliyat gerekir. Had apandisit; karnın ortasından başlayıp, sağ alt kısma yerleşen bir ağrı ile kendini gösterir. Hazımsızlık ve gazdan şikayet edilir. Kusma görülebilir bazen de miğde bulantısı olur.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Böğürtlen yaprağı, su. 2- Dut kurusu

Hazırlanışı : 1-Çaydanlığa bir avuç böğürtlen yaprağı konur. 15 dakika kaynatıp süzülür. Günde 3 çay bardağı içilir. 2- Dut kurusu çayı ılık olarak içirilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appendicitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appendicitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, münasip, yerinde. appositely (z). uygun bir şekilde. appositeness (i). uygunluk, yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gram). aynı şeyi açıklayan iki kelimenin yan yana konması; bir araya koyma, ekleme, ilave etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı şeyi açıklayan ve yan yana bulunan kelimelerin ikincisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Çizgi ve satıhların kendi aralarında veya birbirleriyle kesişmesinden doğan çizgi veya nokta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Baklagillerden, yerfıstığını veren bitki (Arachis hypogaea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acetic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz meydana getirebilen ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek özelliğinde olan hidrojenli birleşik, hamız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acid. acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbolic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Esas olarak, sanayi tesislerinden, konutların ısıtılmasından ve otomobillerden kaynaklanan, sülfür ve azot oksitleri içeren su buharı emisyonlarının yol açtığı asit çökelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Astân (i. F.). 1. Eşik, atebe. 2. Dergâh, der-bâr, bâr-gâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آستان] eşik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstanbullu, Osm. şehrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ASTİN (i. F.). Esvab koyu, yen, gem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Toprağın ve suyun asitli emisyonlarla kirlenmesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). bir vaat uzerine yapılan sözlesme; akdin bozulması halinde zarar ziyan davası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yanmadan oluşan, havaya bırakılınca zehirli hâle gelen kirletici madde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., ABD ana babanın evde olmadıgı zaman çocuğa (çoğu zaman birgece için) bakmak. baby sitter çocuk bakıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر متوسط] Akdeniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «baststan) (mü. basîta) (c. basâit). T. Düz, Arızasız. 2. Açık, vâsî, geniş. 3. Mürekkep olmayan, sade: Ecsâm-ı basîta = Basit cisimler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bast» dan if.) (anatomi). Bir uzvu uzatıp açan adale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple. basic. easy. elementary. countrified. crude. elemental. everyday. facile. foolproof. frugal. homely. humble. jejune. potty. primitive. simplex. simplificative. simplistic. small. straightforward. undemanding. vulgar. frugally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artless. bluff. chaste. cheap. commonplace. dry. easy. elementary. facile. homely. plain. quiet. rudimentary. simple. spartan. uncoloured. unpretentious. unsophisticated. easy kolay. basic. plain sade. ordinary. unimportant. small-time. small-time. simple

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elementary. plain. simple. ordinary. common. manifest. natural. incomplex. unaffected. artless. bare. chaste. fiddling. homely. jammy. rustic. simple bonus. simple person. single. straight up and down. straightforward. uncoloured. uncolored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بسيط] sade. 2.kolay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple interest. interest on ordinary deposits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Türk musikisinde bir tam dörtlü ile bir tam beşlinin birleşerek teşekkül ettirdiği makamlar. Hepsi 13 tanedir: Çârgâh, BÜselik, Kürdi, Rast, Uşşak, Hüseynî, Nevâ, Hicâz, Hümâyûn, Uzzâl, Zengûle, Karcıgâr ve SÜznâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İrtifâ, yükseklik tahtası: Basita-i şemsîyye, basita-i kutbiyye, basita-i ufkıyye, basita-i leylîyye = Bu Aletin çeşitleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become simple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplify. to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity. homeliness. primitiveness. smallness. vulgarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dövüşkenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bazı sağlık nedenleri ile beyinlerinin bir kısmı fonksiyonlarını yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak normal sağlıklı insanlar beyinlerinin tüm bölümlerini kullanırlar ama hepsini aynı anda değil. Yani bir beyin hiçbir zaman yüzde yüz kapasite ile çalışmaz.

İnsanlar belirli zamanlarda belirli işler yaparlar. Beyin hücrelerinin kontrol ettiği bir çok şeyi aynı anda yapmazlar, yapamazlar. Satranç oynarken bakkaldan ne alacaklarını düşünmezler. Dolayısıyla yaşamın her anında beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5’i faal durumdadır.

Bu açıdan bakınca belirli zamanlarda beynimizin az bir kısmını kullandığımız doğrudur ama bu, diğer kısımların görev kendilerine geldiğinde çalışmayacağı anlamına gelmez.

Kısacası sağlıklı bir beynin çalışmayan veya yedek olarak tutulan hiç bir bölümü yoktur. Görev kendisine geldiğinde her bölüm, her hücre çalışır ve görevini yapar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Araçsız, vasıtasız, aracısız, doğrudan doğruya.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالواسطه] dolaylı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evlerinde köpek bulunduranlar, köpelkerinin yaşlarını insan yaşlarıyla karşılaştırabilmek için, her köpek yaşının yedi insan yaşına eşit olduğunu varsayarlar. Peki bu doğru mudur?

Tam olarak değil...

Bu konuda üretilen çeşitli formüller var ama en basit ve akla yatkın olanı şu:

Köpeğin birinci yaşı= 21 insan yaşı

Köpeğin sonraki her yaşı:4 insan yaşı

Buna göre 7 yaşında bir köpeğiniz varsa insan ömrüne göre;

21+(6*4)=45 yaşındadır.

Bu hesaba devam edersek 10 yaşındaki bir köpeğin yaşı, insanın 57 yaşına eştir. 15 yaşındaki bir köpek ise 77 yaşındaki bir insanla aynı yaştadır.

Bu hesap şekli akla uygundur. Bir köpek yaşı yedi insan yaşına eşittir düşüncesi seksüel olgunluğa erişmiş bir yaşındaki köpekle 7 yaşındaki bir çocuk arasında farkı düşününce anlamsız kalıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

Organizmaların çeşitlerinin alan ya da hacim birimi başına sayısı; belli bir zamanda belli bir yerdeki türlerin bileşimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bauxite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ibranîce, Fr. kimya). Yumuşak beyaz kütle veya sert billûr halinde bulunan magnezyum borat ve kloriti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Y. tıp). Bronş ve bronşçukların iltihaplanması. Bronşitin öksürük, hafif ateş, baş ağrısı ve balgam çıkarma gibi belirtileri vardır.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Akciğerlere giden havayollarının iç yüzündeki zarın iltihaplanmasıdır. Akut ve kronik olarak iki gruba ayrılır.

- Akut Bronşit : Genellikle grip, kızamık, boğmaca veya tifo gibi hastalıklar sırasında görülür. Sisli ve soğuk havalarda çok rahatsız olurlar. Hastalığın başlangıcında kuru ve ağrılı öksürük, az yapışkan balgam, sonraları sümüksü cerahatli balgam ile hafif ateş ve halsizlik görülür. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

- Kronik Bronşit : Bu çeşit bronşitte; havayollarını yağlayan bezler büyümüş, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmuştur. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Her iki bronşitte de yapılacak ilk iş sigarayı bırakıp istirahat etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Okaliptus yaprağı

Hazırlanışı : Kuru okaliptus yaprakları, ince ince kıyılır. Pipoya doldurulup içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bronchitis. cold on the chest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bronchitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bronchitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bursan iltihaplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = harf-i cer, el = harf-i tarif. Vasıta = araya giren). Birini araya koyarak, birinin tavassutuyla, doğrudan doğruya olmayarak: B’il-vâsıta kendisine müracaat ettim.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nasır tutma, nasırlı bir halde olma; nasır; hissizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kamp yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruh alıcı, can çıkarıcı, insana belâ olan, güzel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان ستان] can alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya ÇAŞUT (i.). Casus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Casusluk etmek, tecessüs etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Casusluk, tecessüs.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalay cevheri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nevi, cins, örnek, türlü. Esası bir olup rengi veya çiçekleri muhtelif olan: Bu basmanın birkaç çeşidi vardır. Başka çeşiti yok mudur? Çeşit çeşit: Fars. gûnâ-gûn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kind. variety. sort. assortment. style. sample. cast. class. denomination. description. genre. ilk. item. range. species. stripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assortment. breed. cast. class. description. form. kind. make. nature. order. rate. sort. style. type. variety. sample.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sort. variety. kind. assortment. breed. choice. class. description. diversity. manner. order. quality. rate. species. stamp. type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motley. multifarious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Kenarları birbirine eşit olmayan çokgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diversification. variation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çeşidini arttırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to diversify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increasing in variety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diversify. to diversify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase in variety. diversify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşidi çok olan. Ar. mütenevvî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assorted. various. varied. multifarious. different. divers. diverse. diversified. manifold. medley. miscellaneous. sundry. differently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

different. diverse. miscellaneous. mixed. multifarious. multiple. sundry. varied. various. assorted. manifold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cumulative. assorted. different. various.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeşitli olma hali. Ar. tenevvû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assortment. variation. variety. distinctness. diversity. diversification. variegation. range. multiplicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variety. diversity. variation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diversity. variety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resimdeki ana temanın birliğinin çerçevesi içerisinde canlı ve zengin bir çeşitliliğin de elde edilebilmesi. Bu resmin albenisini arttıran önemli bir unsurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı zapteden, pâdişâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pâdişahlık, hükümdarlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bileşik, mürekkep; karma, karışık, muhtelit; (b.h)., (mim). Korent uslubu ile ionik üslup karışımı olan sütun şekline ait; (bot). bileşikgiller familyasından; (i). alaşım, halita, bileşim, terkip; (bot). bileşikgillerden herhangi bir bitki. com

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tümleme, derleme, bir araya getirme; tertip, terkip; nitelik, mahiyet; alaşım, halita; bileşim: kompozisyon, yazı ödevi, tahrir; beste, bestecilik; uzlaşma, anlama; (matb). dizgi, tertip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb). mürettip, dizgici, dizici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı koyma; zıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merak, tecessüs; garabet, nadir şey, tuhaf şey; dikkat çeken sey. curiosity shop hediyelik eşya dükkânı. out of curiosity sadece öğrenmek merakından ötürü. raise one's curiosity birisinin merakını uyandırmak, dikkatini çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داد و ستد] alışveriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Jeoloji kuvarslı diyorit birleşiminde olan bir sızıntı kültesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yoğunluk, kesafet, koyuluk, sıkılık; aptalık; foto şeffaf olmama derecesi kesafet; (elek). alan birimine göre elektrik miktarı, kesafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanet; depozito; pey, rehin; mevduat; teminat akçesi; tabaka,tortu; döküntü, birikinti, sel kumu; (mad). birikinti, maden yatağı; depo. deposit account mevduat hesabı. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para, mevduat. time d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak; dibine çökmek, tortu bırakmak döküntu bırakmak; emanet etmek, depozito etmek tevdi etmek; bankaya yatırmak; paranın bir kısmını vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanetçi, depo, ambar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahttan indirme, hal', azil; yeminle yazılı ifade, ifade, delil; depozito verme; tortu veya dökuntü bırakma; tortu, döküntü, sel kumu. make one's deposition yeminle yazılı ifade vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tevdi eden kimse, mudi, para yatıran kimse; tortu bırakan şey, birikinti bırakan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hassasiyetini azaltmak; (tıb). hassaslığını azaltmak veya ortadan kaldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diapozitif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sitaden = almak). Gönül alan, kendisine bağlayan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düzen, tertip, idare, nizam, tanzim; eğilim, temayul; mizaç, tabiat, huy; istidat, hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tez, tetkik, çaIışma, travay; nutuk, söylev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalık, çeşitlilik, fark; çeşit, cins, nevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eksiltmek, noksan ve eksik etmek, azaltmak, kısmak. Osm. tenkis etmek: Ben tütünü ekşittim, atın yemini ekşitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ekşi etmek, ekşi hale getirmk. Ar. tahmîz: Ayranı ekşittik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. negatif kutba çekilen; alkalik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bir hayvanın iç organlarında yaşayan asalak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. érythrocyte

anat. alyuvar

Kana al rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücre.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erytrocyte. red blood cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.) Müsavi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. equivalent. even. coequal. commensurate. coordinate. tantamount. on a par with. coequal. equi-. iso-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commensurate. equal. equivalent. even. fair. square.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. the same. is equal to. replica. identical. analogous. duplicate. matching. symmetric. balanced. commensurate. coordinate. equivalent. even. on the level with. not a pin to choose between. tantamount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unequal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unequal. uneven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancel. equalize. equate. to equalize. to make equal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to equalize. to equal. compensate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be equalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eşit olma, Osm. müsâvât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egalitarianism. equality. evenness. parity. equivalence. equation. equalization. equivalent. par.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equality. parity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equality. equation. par. parity. tie. analogy. symmetrical. identity. equivalence. homology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unequal gayrimüsavi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unequal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iki veya daha çok şeyin eşit olmaması, müsavatsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inequality. disparity. imparity. unevenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disparity. inequality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unequality. disparity. inequality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. evsat). 1. Evsaflar, ortaklar, (bk.) Evsat. 2. c. Orta günler, orta zamanlar, ortalar: Muharremin evâsıtında, evâsıt-ı ömründe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اواسط] ortalar, ortadakiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifade, izah, açıklama, şerh, yorumlama, tefsir; teşhir, sergileme; sergi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şerh eden kimse,yorum yapan veya tefsir eden kimse. expository (s). şerh ve izah eden, açıklayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ince,zarif, nefis, enfes, çok güzel; mükemmel; keskin; şiddetli; (i). züppe adam. exquisitepain şiddetli ağrı. exquisite taste ince zevk. exquisitely (z). zarif bir şekilde; şiddetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Y.). Organik yahut inorganik maddeleri alıp sindirebilen hücre.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phagocyte

biy. yutar hücre

Organik veya inorganik cisimcikleri içine alıp sindirebilen kan hücresi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Fagositlerin vücuda giren mikroplan sindirmesi olayı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phagocytose

biy. hücre yutarlığı

Vücuda giren mikropların yutar hücreler tarafından yutulup yok edilmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yalan oluş, doğru olmayış,yanlış oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fâsid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vicious. perverse. immoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vicious circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal opportunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphoric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cömertlik, âli cenaplık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı zapteden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dil iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audiovisual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Düzenli olarak kodlanmış bilgi yollayan bir uydu ağıdır ve uydularla aramızdaki mesafeyi ölçerek yeryüzündeki kesin yerimizi tespit etmemezi sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Global yer belirleme sisteminin kısa yazımı. Uydular aracılığıyla anlık yerinizi bulmanıza olanak sağlayan bir sistem.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tereddüt eden, şüphe içinde. hesitance, hesitancy (i). tereddüt, duraksama. hesitantly (z). tereddütle, duraksayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tereddüt etmek, duraksamak; lafını şaşırmak, ne diyecegini bilememek, kem küm etmek. hesita'tion (i). tereddüt, şüphe: kekeleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Hidrojen ile basit veya birleşik bir maddenin birleşmesinden meydana gelen asit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrochloric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrochloric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Bir hidroksil grupu ile bir madenin kaynaşmasından meydana gelen birleşik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودستا] övüngen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Hümanizm görüş ve felsefesini tutan şahıs, yahut o görüşe uygun düşünce, davranış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı duygun, duygulu; alerjik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. acelecilik, tez canlllık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üzerine koyma, yükleme, usandırma, taciz, zahmet; vergi, yük; hile, aldatma; haksız talep; matb. tanzimetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. münasebetsiz, uygunsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsızlık; isteksizlik, gönülsüzlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soruşturma, araştırma; sorgu, sorguya çekme; b.h. Engizisyon mahkemesi. inquisitional s. Engizisyon veya soruşturma ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sual soran, meraklı, mütecessis. inquisitively z. merakla, tecessüsle. inquisitiveness i. meraklılık, tecessüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. araştırma veya soruşturma yapan kimse; Engizisyon mahkemesi üyesi. Grand Inquisitor Engizisyon mahkemesi reisi. inquisitorial s. Engizisyona ait. inquisitorially z. Engizisyon kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissetmez, hissiz, duygusuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. asıl yerinde, tabii vaziyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keskinlik, şiddet, ifrat derece; yoğunluk, koyuluk .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) araya girme, karışma, müdahale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (gram.) geçişsiz, nesnesi olmayan, nesnesiz (fiil), (abbr.) (nsz.) intransitively (z.) geçişsiz olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işiten. Ar. sâmî, müstemî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heater. warmer. space heater. fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heater. heating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heating. heating element. warming. heater. heat exchanger. warmer. warming apparatus. hot-plare. calorific. heat exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duyulmak, Osm. mesmû olmak: Bir ses işitildi; buradan top sesi işitilir. 2. Haber alınmak, Osm. istihbâr olunmak, mesmû olmak: Bir sergi açılmasına karar verildiği işitilmiştir. 3. Dinlenmek, Osm. mesmû ve makbûl olmak: Benim sözüm işitilmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be heard. greet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unheard of. unheard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (uyd. k.). İşitme duyusu, işitme kabiliyeti, Ar. sâmia.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Isıtmak işi. 2. (halk dilinde) Sıtma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heating. heating. warming. calefaction. heat. warmup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heating. warming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warming. heating. malaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sıcak hâle getirmek. Isıtıp ısıtıp önüne koymak = Eski bir meseleyi sık sık, yeni imiş gibi ileri sürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warm. warm up. heat. heat up. hot up. fire. hot. toast. give a warm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heat. toast. warm. to heat. to warm. to warm up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to warm. to heat. warm up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşitmek işi. Ar. sem’, istimâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing. audio. auditory. hearing. audition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audition. hearing. auditory. audio. aural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing. audition. acuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanlarda işitme zararları 65 dB (desibel) ses şiddetinden sonra başlar. Bu zararlar sinirlenme ve vejetatif sinir sisteminin tahrip edilmesi gibi kısa süreli reaksiyonlara neden olur. Ses şiddeti uzun süre 90 dB üzerinde devam ederse insanda organik işitme zararları meydana gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duymak, kulakla hissetmek, Ar. sem’, Osm. istimâ eylemek: Sesinizi işittim. Gece atılan topu işittim. 2. Haber almak, Osm. istihbâr etmek: Geldiğinizi dün işittim; bir şey işittim acaba doğru mu? 3. Dinlemek, kulak asmak: Boşuna ağzınızı yoruyorsunuz, o adam işitmez; nasihat işitmez. İşitmezden, işitmezlikten gelmek = İşitmez gibi olmak, sağırlığa vurmak. Lâkırdı, söz işitmek = Azarlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hear. understand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hear. to learn of. learn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). işitmez gibi olmak, işitmezliğe gelmek, sağırlığa vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işitmeme, işitmeyiş: İşitmezliğe gelmek = İşitmez gibi olmak, sağırlığa vurmak (yanlış olarak «işitmemezliğe gelmek» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not hearing. pretending not to hear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auditory. aural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audio. auditory. acoustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Duyurmak, Osm. ismâ etmek: Bu rüzgârda sesini nasıl işittireceksin?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to hear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. génnocide

top. b. soykırım

Bir insan topluluğunu ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok etme.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. L. jeoloji). Billûrlaşmış tabii kalsiyum karbonat: Tebeşir bir çeşit kalsittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capability. capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity. capability. output rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeterli oksijen koşullarında fosil yakıtların yanmasıyla oluşan, atmosferde mevcut bir bileşik. Soluduğumuz oksijeni yayan klorofilli bitkiler için gerekli olup kendi başına zehirli değildir, ancak yoğun haldeyken boğucu olabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbon dioxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Fosil yakıtların yeterince hava ile yanmamasından oluşan, gözle görülmeyen, tatsız, kokusuz ve son derece zehirli bir gaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. opposite. contradictory. adverse. reciprocal. antipathetic. antipathetical. antithetic. antithetical. converse. cross. inimical. jarring. opponent. opposed. reciprocating. reverse. athwart. objector. anti-. contra-. contra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abhorrent. adverse. alien. contrary. converse. opposite. reverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. contrary. antagonistic counter. anti. in disagreement. opposed. converse. inimical. opponent. retrograde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrariness. opposition. reciprocity. antinomy. hostility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis. contrast. opposition. polarity. variance. contradiction. reciprocity. antagonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resmin diğer tüm unsurları arasındaki karşıtlıklar, resmin anlatım olanaklarının en önemli unsurlarından birisidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kasd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intention. purpose. deliberateness. malice aforethought. malice prepense. intent. meaning. premeditation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intention. purpose. thought. evil purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design. aforethought. animo. animus. common design. designs. determination. intent. intention. premeditation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intentional. deliberate. intended. purposely. aforethought. designed. felonious. meaning. prepense. studied. voluntary. wilful. willful. designedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conscious. deliberate. intentional. wilful. purposeful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliberate. intentional. premeditated. prepense. witting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpremeditated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unintentional. unpremeditated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir cisim düz olarak kesildiği zaman meydana çıkan düzlemin şekli: Bir kürenin her kesiti daire biçiminde olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutaway. section. profile. crossing. edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

section. cross-section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). bk. Hacir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constraint. putting an incompetent person under the care of a guardian. appointing a caretaker for the goods of an incompetent or imprisoned person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limitation. restriction. restraint. inhibition. constriction. qualification. straitjacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constraint. crackdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restriction. the act of putting an incompetent person under the care of a guardian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip one's wings. limit. restrict. restrain. bound. circumscribe. constrict. cramp. hedge. hedge about. hedge around. hem in. inhibit. qualify. stint. tie down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. cramp. to restrict. to limit. to cramp. to put under restraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constrain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be restricted. to be put under the care of a guardian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be put under the care of a guardian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restrictive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limiting. restricting. restrictive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restrictive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restrictiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited. restricted. constricted. narrow. penurious. scant. scanty. stinted. strait. qualified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restricted. restrictive. limited. under legal disability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under the care of a guardian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the state of being under the care of a guardian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat yapıtında öğelerin düzenlenmesi - Bir ölçüde iskelete benzetilebilir - vazgeçilemez ancak görünmez olan altyapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İşlem görmemiş kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtlarının içerdiği kükürdün yanması sonucunda ortaya çıkan zehirli gaz. Yakılan her yüz ton kömür ve kokun ortaya üç ton kükürt dioksit çıkardığı bilinmektedir. Metallerde paslanmaya neden olmasının yanı sıra, solunum sistemine de zarar verir. Asit yağmurunun baş suçlusu kükürt dioksittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Taneleri ayırt edilemeyen kumtaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lactic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lactic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dermansızlık, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lymphocyte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lymphocyte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. ciltte kabarcıklar meydana getiren zehirli bir sıvı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. leucocyte

anat. akyuvar

Kan, lenf vb. vücut sıvılarında bulunan çekirdekli, yuvarlak hücre.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leucocyte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leucocyte akyuvar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. demir sülfit, ak pirit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Margarin yapımında kullanılan bir madde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماشطه] kadın makyajcısı, kadın kuaförü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. canavar; ucube; canavarlık, gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motor vehicle. automotive / motor vehicle. motor transport. prime motor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «fesâd» dan if.) (mü. müfside). 1. Bozan, fenalaştıran: Müfsid-i mide (mideyi bozan). 2. Fesat veren, nifak koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUKTESİD) (i. A. «iktisâd»dan if.). İktisatlı, tutumlu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çeşitli bölümlerden meydana gelen büyük üniversite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bast» tan if.) (mü. münbasita). 1. Açılmış, yayılmış, açık: Münbasit yer. 2. Ferah: Kalbim münbasittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guru.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guide. pilot. mentor. sheikh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasat» tan if.) (mü. mutavassıta). 1. Araya giren, tavassut eden, aracı. 2. Orta halde olan, ortada gelen, ikisi ortası, vasatî. 3. Komisyoncu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediary. agent. middleman. go-between. medium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transport vehicle. means of transportation. means of communcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gerektirmek, icap ettirmek; zorunlu kılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ. gerekli şey; ihtiyaç, zaruret, gerekseme, lüzum; kaçınılmaz durum. logical necessity mantıki ihtiyaç. of necessity zaruri olarak. physical necessity tabii ihtiyaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sevinçli, neş’eli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr. kimya). Sanayide kullanılan bir asit, kezzap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aqua fortis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nitric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) düğümlülük, düğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nucleic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxalic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.) kimya). Bir basit cismin oksijenle birleşmesinden meydana gelen birleşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxidation. oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oxidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrode. oxidize. to be oxidized. to oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be oxidized. oxidize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. biyoloji). Döllenebilecek hâle gelmemiş yumurtacık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karşıki, karşıda olan; zıt, aksi, karşıt, ters; bot. karşılıklı, yaprakları karşı karşıya olan; i. karşı olan şey veya kimse; karşıda olan şey veya kimse. opposite number tekabül eden kimse veya şey. oppositely z. zıt olarak. oppositeness i. zı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhalefet; karşıtlık, zıtlık; mücadele; karşı durma, karşı koyma: engel olma; pol. muhalif parti; astr. birbinden 180 derece uzaklıkta olan iki gökcisminin durumu. oppositionist i. muhalefetçi, muhalif partiden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bazı böceklerin yumurta bırakmaya mahsus ucu sivri tüp şeklindeki uzvu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palmitic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palmitic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asalak, parazit, tufeyli. parasitic(al) s. parazit, asalak. parasitically z. parazit olarak. parasit'icide i. parazitleri öldüren şey. parasitism i. parazitlik, asalaklık; tıb. vücutta parazitlerden ileri gelen hastalık. parasitol'ogy i. parazit

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Oksijeni normalden çok olan oksit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peroxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peroxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maaştan ayrı gelir; muntazaman verilen bahşiş; bir kimsenin hakkı olan imtiyaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. ışık dalgalarının tesiri ile fazla elektrik akımı geçirme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ışığa hassas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir mesele üzerinde yurttaşların evet veya hayır şeklinde oylarını alma işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tantana, debdebe; azametli tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tespit etmek; önermek, var saymak, öne sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yer, mevki, mahal mevzi; yerleştirme, koyma; fikir, meram, iddia; sosyal pozisyon, içtimai mevki; mevki, iş, görev, vazife, memuriyet; duruş; vaziyet, durum; f. yerleştirmek; yerini bulmak. position paper belli bir sorun üzerinde bir gru

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kesin, kati, mutlak; olumlu, müspet; gerçek, hakiki; esaslı; şüphesiz, muhakkak; sarih, açık, vazıh; gerekli; emin; mat. sıfırdan büyük, pozitif; elek. müspet, pozitif, çekici; kim. kalevi; foto. müspet, pozitif; gram. müspet, olumlu; tıb. bir ma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. pozitivizm, olguculuk, müspetçilik, Auguste Comte felsefesi. positivist i. bu felsefe taraftarı, müspetçi, pozitivist. positivis'tic s. pozitivizm taraftarı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. pozitron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sonrasına koyma veya konma; bir kelime sonuna ilave edilen kelime veya ek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potassium hydroxide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırı titizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (edat) prepositional s. edat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., gram. nitelenen kelime önüne eklenmiş (kelime).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. önceden gerekli olan (şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.önceden farzedilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğiklik, eğilim; eski arzu, istek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teklif etme; teklif; k.dili teşebbüs; bir meseleyi arzetme; k.dili uygunsuz teklif; mat. mesele, nazari dava; man. önerme, kaziye; f., k.dili uygunsuz bir teklifte bulunmak. propositional s. teklif kabilinden, teklife ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( ünlem ) Sıhhate ! Afiyete ! şerefe !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. psitakoz denilen papağan hastallğı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. camcılıkta kullanılan manganez dioksid.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rickety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. tıp). Çocuklarda kemiklerin çarpılması hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çocuklarda görülen bir çeşit kemik hastalığıdır. Nedeni, yeteri kadar D vitamini almamaktır. Çoğunlukla yeteri kadar güneş görmeyen, sıhhi olmayan, rutubetli, karanlık ve basık tavanlı evlerde yaşayan, yeteri kadar süt içmeyen ve haddinden fazla miktarda unlu gıdalarla beslenen çocuklarda görülür. Hastalık genellikle 2 yaşında ortaya çıkar. Çocukta huysuzluk ve devamlı terleme görülür, iştahı azdır. Bazıları kabızlık çeker, bazıları da ishal olurlar. Adaleleri gevşektir. Derileri soluk ve kansızdır. Dişleri geç çıkar ve erken çürür. Ayakta durmayı ve yürümeyi geç öğrenir. Bacak kemikleri çarpıktır. Düztabanlık görülür. Deniz, kum veya güneş banyoları, kış aylarında da, haftada 3 kere ılık banyo yaptırmak yaralıdır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı veya cevizyağı.

Hazırlanışı : Hastanın vücudu zeytinyağı veya cevizyağı ile ovulur. 6 saat sonra ılık banyoda yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rickets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dindarlık taslama, sofuluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teslim etmek, bırakmak, depo etmek, yığmak. repository i. hazine, mahzen, ambar; sırdaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. lazım, gerekli, zaruri, elzem (şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. talep, isteme, resmi emir; f. talep etmek, istemek, resmen istemek; mükellefiyete tabi tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. of full age. of age. of sound mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. adult. of full legal age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. full age. sb who has come of age. who has reached the age of discretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come of age. to come of age. come again of age. to come to years of discretion. attain full age. to reach lawful age. to be of responsible responsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Solo çalgı veya sesle verilen konser. Çalgı ve ses, eşllkll olabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Bir musiki parçasında konuşur gibi bestelenen kısım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buruşukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial estate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. heykelde, imzanın yanında yapan'' anlamnıdaki kelime, kıs. sc., sculp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hassas, duygulu, duyar, duygun; içli, alıngan; duygusal; kim. çabuk muteessir olan; bot. dokunulunca çabuk solan veya bozulan, duyulu. sensitive plant kustumotu bot. Mimosa pudica sensitively i. hassasiyetle sensitiveness, sensitiv'ity i. duyarlık,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., foto. (kağıt, filim) hassas hale getirmek; tıb. hassas duruma getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., foto. filim. veya levhanın hassaslık derecesini ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yılankavilik, yılan kavi dönemeç, dolambaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Kış, Fars. zemistin: Fasl-ı şiti = Kı; mevsimi. Sayf-ü fiil = Yaz ve kış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شتا] kış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acele, sür’at, çabukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Acele eden, atılan, koşan, çabuk olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتابان] koşan, seğirten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

koşmak, seğirtmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alma, alış, alım, ahz. Dld-u sitâd = Alış veriş, alım satım, Ar. ahz-ü İtâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. şitâiyye). Kışa ait, kışlık. Zeher-i şitâi = Kış çiçeği. Tedârlkât-ı şitâiyye = Kış hazırlıkları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شتائيه] kışlık. 2.kış için yazılan şiir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., «sitâden» fiilinden imas.). Alan: Cin-sitSn = Can alıcı

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Yer adı yapmaya yarar. Gül-sitSn (Gülistân) = Gül yeri, gül bahçesi. Kabr-sitSn (Kabristân) = Kabir yeri, mezarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yıldız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ستاره] yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yıldız.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yıldızlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Medhetme, övme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

praise. encomium. glory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ستایش] övgü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Medheden, Öven.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ستایشکار] övücü. 2.öven.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

oturma grevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buildings. complex. development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apartment development. citystate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place where anything is fixed; situation; local position; as, the site of a city or of a house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place fitted or chosen for any certain permanent use or occupation; as, a site for a church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The posture or position of a thing. physical position in relation to the surroundings; 'the sites are determined by highly specific sequences of nucleotides' the piece of land on which something is located ; 'a good site for the school'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

housing development housing estate. housing complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the piece of land on which something is located ; 'a good site for the school'. physical position in relation to the surroundings; 'the sites are determined by highly specific sequences of nucleotides'. a computer connected to the internet that maintains

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'site' on the Web refers to a collection of pages that forms a cohesive whole A site may have many sections, each of which may have many pages Back to Top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in a Licensing Agreement, a site is a physical location affiliated with the Licensee where the Licensee may permit access to digital information to Authorized Users. a TWiki installation consisting of one or more TWiki webs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A location where human activities once took place and left some form of material evidence A location which has yielded artifacts and either is, has, or will undergo excavation or is being conserved for the future Known sites should not be disturbed by ama

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Every location on the Internet is a site and has a standardized URL that identifies the site A site may be as simple as one document or web page on an Internet-connected computer or as complicated as the many web pages that belong to the IBM or Microsoft

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A web site This is a collection of web pages Unlike a book you are invited to browse web pages in a non-linear fashion by following links between pages according to your whim You access a site from its home page, which is usually the place you are taken b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place on the Internet or World Wide Web It refers to a body of information as a whole, for a particular domain name A Web site is a place made up of Web pages These pages can contain graphics, text, audio, video and other dynamic and static materials Th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place on the Internet Every web page has a location where it resides which is called it's site And, every site has an address usually beginning with 'http:// '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A site is a place on the World Wide Web where information can be located These are pages that can host a personal homepage, with pictures, information, and apps Both personal and business pages can be found on these Many times pics on these pages are put

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of pages Oddly enough, since the Web really is a Web, you can make a site which includes pages from other sites, or which includes pages which are not physically on the same computer Of course, this must always be done with respect to intelle

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Windows 2000, one or more reliable and fast TCP/IP subnets Setting up Windows 2000 sites allows you to configure Active Directory access and a replication topology to take advantage of the physical network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to a location on the Internet where you can find some particular type of information For example, an 'FTP site' might be an FTP server like ftp netins net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The geographic location of a single base station or repeater in a radiocommunications system Multiples sites may be used to provide extended system coverage In a multi-site configuration with call hand-off between base stations, base stations are located

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Features of a place related to the immediate environment on which the place is located.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place on the Internet Every web page has a location where it resides which is called it's site And, every site has an address, for example acornwebs co uk is the domain name of our site.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Can refer to a web page, a location of information such as a telnet or ftp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place on the Internet Every web page has a location where it resides which is called its site Web sites are normally combination of several web pages, and every site has an address usually beginning with 'http:// '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place on the Internet Every web page has a location where it resides which is called its site. 1) A single unit where hazardous substances have been deposited, stored, disposed of, or placed An NPL site is also defined as consisting of all contaminated

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A host on the Internet which allows remote access by such protocols as http, ftp, telnet, or gopher A site may consist of a single page or many pages under a common site name Whether two addresses with a common site name are one site or more than one may

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A location on the web containing HTML documents which can be used by viewers using a browser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The location of a web page on the Internet In WWW, it is called a website and identified by its URL.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of interconnected web pages from one company, organization, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, mevki, mahal, mevzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ستبر] kalın. 2.yoğun. 3.kaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Sitâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zulüm, haksızlık. 2. Eziyet, cefâ. 3. Nazikâne çıkışma: Ziyaretime gelmedi diye bana sitem etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproach. complaint. reproval. reproof. animadversion. expostulation. rebuke. remonstrance. representation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproach. rebuke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproach. animadversion. remonstrance. reproof. reproval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ستم] zulüm. 2.haksızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sitem = zulüm, dîden = görmek) (c. Sitem-didegân). Haksızlık görmüş, Ar. mazlûm, mağdûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Zulüm ve haksızlık veya sitem eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİTEM-GER) (I. F ). Zulüm ve haksızlık veya sitem eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Sitem = zulüm, keşiden = çekmek). Haksızlık çeken. Ar. mazlûm, mağdûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Siteme uğramış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ست دیده] zulme uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ستمگر] zalim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ستمکار] zalim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproachful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproachful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (bağlaç), (edat), eskiden beri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hamam tası. 2. Bir çeşit mangal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. medeni hakları elde etmek için oturma gösterisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ستيز] kavga. 2.çekişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kavga, anlaşmazlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ستيره] kavga. 2.çekişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: Isıtma). Ateşle titreme yapan hastalık; nöbet, Ar. hummâ, Fars. teb: Sıtması olmak; sıtmaya tutulmak, yakalanmak. Sarı sıtma = Orta Amerika’daki bir çeşidi ki, derhal benizleri sarartıp karartarak büsbütün değiştirir.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Anofel adlı sivrisineğin sokmasıyla, insandan insana bulaşan, titreme, ateş ve ter nöbetleriyle kendini gösteren, kimi zaman da başka bir hastalık gibi görülen ve tedavi edilmezse, öldüren bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde malarya denir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : İncir, sirke.

Hazırlanışı : Dört bardak sirkeye 10 tane kuru veya yaş incir konur. 2 saat bekletildikten sonra süzülür. İkişer saat arayla 2 tane incir yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aguish. malaria. ague. intermittent fever. jungle fever. marsh fever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malaria. malaria malarya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malaria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıtmaya tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feverous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıtması çok olan yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek). yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yemek bilgisi; pehriz ihtisası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. cytologie

hücre bilimi

Biyolojinin, hücrenin yapısı, görevi, çoğalması ve hayatıyla ilgili dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Estâr, sütOr). Örtecek şey, örtü, perde, astar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

citric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., seyyidet’ten), Hanım, h8tun. bk sittî

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ست] altı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). 1. Altı: Altı gün, altı günlük müddet: Sitte-i Sevr = Nisan ayının fırtınalarıyle meşhur olan altı günü. 2. («menâsıb-ı sltte» den kısaltılmış) Ulemâya mahsus bir pâye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سته] altı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oturan kimse. baby sitter ana babası evde yokken çocuğun yanında oturan ücretli bakıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Seyyidetî» den kısaltılmış). Hanım, HAtûn. (bk.) Sitt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİTTÜN) (si. A.). Altmış, 60. Sittin sene = mübalağa ve eskilik hakkında kullanılır. Sittîn sene gelmesin, (bk. altmış, düzelt sittîn).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ستين] altmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ستتين سنه] altmış sene. 2.belirlenemeyecek kadar uzun bir zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. celse, oturum; kuluçkalık yumurta sayısı; kuluçka müddeti; s. oturmaya mahsus. sitting duck k.dili. kolay vurulan hedef. sitting room salon, oturma odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİTTİN) (si. A.). Altmış, 60.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerleştirmek, yerini tayin etmek. situated s. kain, vaki, mukim, bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, mevki, mahal; hal; vaziyet, durum; görev, vazife, memuriyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

oturularak yıkanılan küvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caustic soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caustic soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski. koyuluk (sıvı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F. «Sitâden» fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Alan: Cân-sitân = Can alıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water heater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water heater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulfuric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulphuric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zan, tahmin, kıyas; varsayım, ipotez, faraziye. suppositional s. tahmin kabilinden, farazi. suppos'itive s. tahmini, farazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değiştirilmiş, sahte; tahmin kabilinden; varsayılı, ipotetik, farazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. supozituvar, fitil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAKSİT) (i. A. «kist» tan mas.) (c. tekaasit). Ödenecek paranın her dilimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hire-purchase. instalment. installment. hire purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instalment. installment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instal lment. payment. instal l ment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تقسيط] borç parçası, taksit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a sum due payable on the installment plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neşât» tan masdar). Şenlendirme, keyiflendirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vehicle. transport. conveyance. transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transport. vehicle. means of transportation. conveyance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vehicle. conveyance. means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ne kadar hızla ve ne kadar uzak mesafeye gitmelerine bağlı olmadan, insanlar hareket halindeki vasıtaların içinde mide bulandırıcı bir rahatsızlık hissederler.

Dış kulağımızın görevi işitmeyi sağlamaktır ama iç kulağımız dengemizden sorumludur. Hareket halinde olduğumuzda, iç kulağımızın içindeki sıvı çalkalanır ve sinir sistemimiz vasıtası ile beynimize sinyal gider. Eğer arabanın içinde bir şey okuyorsanız veya arabanın içinde bir şeye bakıyorsanız, gözlerden beyine hareket halinde olmadığınız sinyali gider ama iç kulaklarınızdan giden sinyal farklıdır. O, vücudunuzdaki sarsıntıdan dolayı hareket halinde olduğunuzu bildirir. Bu iki sinyal arasındaki fark, halk arasında ‘araba tutması’ diye adlandırılan, mide bulandırıcı etkiyi yaratır.

Aslında dalgalı denizde seyreden bir gemideki insanı deniz tutması ne ise hareket halindeki bir arabanın içindeki insanı taşıt tutması da aynı şeydir. Denizdeki hareket tam anlamı ile üç boyutlu olduğundan etkisi daha fazladır. Baş ağrısı, baş dönmesi, nabızdaki artış ve mide bölgesindeki baskı hissi ile kusma ihtiyacı en belirgin özelliklerdir. Bunlara ilaveten deniz tutmasında, bulantıdan önce stres hormonları da salgılanmaya başladıklarından rahatsızlık ve panik hissi iyice kuvvetlenmektedir.

Arabada iken gözlerinizle, bir uzağa, bir yakma bakarsanız, bu taşıt tutma probleminize yardımcı olabilir. Bu nedenledir ki, arabayı kullananlarda taşıt tutması olayı görülmez. Çünkü araba, kullananın kontrolü altındadır. Sürücü arabanın ne zaman duracağını veya hızlanacağını, ne yöne dönüleceğini bilmektedir. Taşıt tutması gençlerde daha çok görülür, çünkü yaşlandıkça ve çok seyahat ettikçe, iç kulağın hareketlere karşı hassasiyeti azalır.

Bir görüşe göre, taşıt tutmasındaki denge bozukluğu, bulanık görme gibi belirtilerde beyine gönderilen sinyaller, zehirlenince beyine yollanan sinyallerle aynı. Bu nedenle de beyin mideye kusma ve içindeki zehiri boşaltma emrini veriyor.

Taşıt tutmasına karşı önerilerimiz şöyle: Kitap okumayın, zihniniz başka şeylerle meşgul olsun. Olay aslında beyinde oluştuğundan, onu başka bir şeyle meşgul edin. Zihinsel veya kelime oyunları oynayın. Mide bozucu şeyler yemeyin, çok gerekirse bunun için üretilmiş ilaçları, kulak arkasına yapıştırılan bantları kullanın.

Çinli doktorlar yüzyıllardır taşıt tutmasına karşı akupunktur tedavisi uyguluyorlar. Bu uygulamadan siyah ve beyaz ırktan insanların yüzde 50-60’ı etkilendiği halde Asyalıların hemen hepsi etkileniyor. Bu farkın da sinir sistemindeki bir genetik temele dayandığı sanılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ne kadar hızla ve ne kadar uzak mesafeye gitmelerine bağlı olmadan, insanlar hareket halindeki vasıtaların içinde mide bulandırıcı bir rahatsızlık hissederler.

Dış kulağımızın görevi işitmeyi sağlamaktır ama iç kulağımız dengemizden sorumludur. Hareket halinde olduğumuzda, iç kulağımızın içindeki sıvı çalkalanır ve sinir sistemimiz vasıtası ile beynimize sinyal gider. Eğer arabanın içinde bir şey okuyorsanız veya arabanın içinde bir şeye bakıyorsanız, gözlerden beyne hareket halinde olmadığınız sinyali gider ama iç kulaklarınızdan giden sinyal farklıdır. O, vücudunuzdaki sarsıntıdan dolayı hareket halinde olduğunuzu bildirir. Bu iki sinyal arasındaki fark, halk arasında “araba tutması” diye adlandırılan, mide bulandırıcı etkiyi yaratır.

Aslında dalgalı denizde seyreden bir gemideki insanı deniz tutması ne ise hareket halindeki bir arabanın içindeki insanı taşıt tutması da aynı şeydir. Denizdeki hareket tam anlamı ile üç boyutlu olduğundan etkisi daha fazladır. Baş ağrısı, baş dönmesi, nabızdaki artış ve mide bölgesindeki baskı hissi ile kusma ihtiyacı en belirgin özelliklerdir. Bunlara ilaveten deniz tutmasında, bulantıdan önce stres hormanları da salgılanmaya başladıklarından rahatsızlık ve panik hissi iyice kuvvetlenmektedir.

Arabada iken gözlerinizle, bir uzağa, bir yakına bakarsanız, bu taşıt tutma probleminize yardımcı olabilir. Bu nedenlerdir ki, arabayı kullananlarda taşıt tutması olayı görülmez. Çünkü araba, kullananın kontrolü altındadır. Sürücü arabanın ne zaman duracağını veya hızlanacağını, ne yöne dönüleceğini bilmektedir. Taşıt tutması gençlerde daha çok görülür, çünkü yaşlandıkça ve çok seyahat ettikçe, iç kulağın hareketlere karşı hassasiyeti azalır.

Bir görüşe göre, taşıt tutmasındaki denge bozukluğu, bulanık görme gibi belirtilerde beyine gönderilen sinyaller, zehirlenince beyine yollanan sinyallerle aynı. Bu nedenle de beyin mideye kusma ve içindeki zehri boşaltma emrini veriyor.

Taşıt tutmasına karşı önerilerimiz şöyle: Kitap okumayın, zihniniz başka şeylerle meşgul olsun. Olay aslında beyinde oluştuğundan, onu başka bir şeyle meşgul edin. Zihinsel veya kelime oyunları oynayın. Mide bozucu şeyler yemeyin, çok gerekirse bunun için üretilmiş ilaçları, kulak arkasına yapıştırılan bantları kullanın.

Çinli doktorlar yüzyıllardır taşıt tutmasına karşı akapuntur tedavisi uyguyorlar. Bu uygulamadan siyah ve beyaz insanların yüzde 50-60’ı etkilendiği halde Asyalıların hemen hepsi etkileniyor. Bu farkın da sinir sistemindeki bir genetik temele dayandığı sanılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operator of a vehicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Naklettirmek, bir yerden bir yere götürtmek: Bu kadar eşyayı kime taşıtacağız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasat» tan masdar). Araya koyma, vâsıta yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. c.) (m. taksit). Taksitler, (bk.) Taksit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

technical university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنشيط] neşelendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şenlendirme, keyiflendirme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to to celebrate on occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek sesli ve küfürlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğri büğrülük, yılankavilik. tortuously z. eğri büğrü bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir malın veya bir kimsenin ülkeden ülkeye giderken yol üstünde bulunan başka bir ülkeden durmadan geçmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tüccar malının bir devletten gelip diğer bir devlete gitmek üzere bir üçüncü devletten geçmesi: Transit malı, transit tüccarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transit. transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of passing; passage through or over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act or process of causing to pass; conveyance; as, the transit of goods through a country.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A line or route of passage or conveyance; as, the Nicaragua transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of a heavenly body over the meridian of a place, or through the field of a telescope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of a smaller body across the disk of a larger, as of Venus across the sun's disk, or of a satellite or its shadow across the disk of its primary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument resembling a theodolite, used by surveyors and engineers; called also transit compass, and surveyor's transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pass over the disk of. cause or enable to pass through; 'The canal will transit hundreds of ships every day' revolve about its horizontal transverse axis in order to reverse its direction pass across or pass across ; 'The comet will transit on Septembe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a surveying instrument for measuring horizontal and vertical angles, consisting of a small telescope mounted on a tripod. a facility consisting of the means and equipment necessary for the movement of passengers or goods. a journey usually by ship; 'the o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transit time of a celestial body refers to the instant that its center crosses an imaginary line in the sky - the observer's meridian - running from north to south For observers in low to middle latitudes, transit is approximately midway between rise

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transit of a celestial object is when it crosses the prime meridian in the sky The time when the object is at the greatest height above the horizon is practically the same as the time of its transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of a celestial body over a specified meridian The passage is designated as upper transit or lower transit according to whether it is over that part of the meridian Iying above or below the polar axis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transit time of a celestial body refers to the instant that its center crosses an imaginary line in the sky, the observer's meridian running from north to south For observers in low to middle latitudes, transit is approximately midway between rise and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crossing of a celestial object across the observer's meridian caused by the daily apparent motion of the celestial sphere Also the passage of a planet across the face of the Sun or of a planet's satellite across the primary's disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of a celestial body across an observer's meridian; also the passage of a celestial body across the disk of a larger one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When a small celestial body moves in front of a much larger one , the event is termed transit rather than eclipse The shadow of a satellite may also transit the disk of its primary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of the moon over the local meridian; it is designated as upper transit when it crosses the observers meridian and as lower transit when it crosses the same meridian but 180 degrees from the observer's location When specified, transit may be re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precision surveying instrument; a theodolite in which the telescope can be reversed in direction by rotation about its horizontal axis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Since Mercury and Venus are closer to the Sun than the Earth, as seen from here they can occasionally line up directly between us and the Sun, and as a result can be observed as a tiny black dot moving across the face of the Sun Transits of Mercury occur

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From the Latin, 'to go across', a transit is the crossing of a planet in the heavens over another point The aspect formed between the transitting planet and the point in the horoscope is interpreted using the inherent symbolism of the aspect itself and th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Time that a unit is on the railroad Intermodal transit starts from the ingate load at origin and goes until the notification at destination Transit calculates the amount of time a railroad was in possession of a unit and how long it took to ship that unit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally refers to passenger service, usually local, that is provided to the public Transit operates along established routes with fixed or variable schedules and is available to any person who pays the published fare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A scientific instrument used on excavations to measure horizontal and vertical angles and horizontal distances in order to find out changes in soil level during excavation and the distances between different points of excavation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stationary support structure for a telescope Motion is allowed along the meridian from the zenith to the horizon, but stars cannot be tracked east/west Measurements are only possible when the objects 'transit' the meridian due to the Earth's rotation. 1

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally refers to urban passenger transportation service, local in scope, provided to the public along established routes with fixed or variable schedules at published fares.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The point in time when an object crosses the Meridian For observers in the southern hemisphere the object will then be directly north and at its highest in the sky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The movement of the sampler from the water surface to the streambed or from the streambed to the water surface. an instrument used to accurately measure horizontal and vertical angles, extend straight lines, measure distances, and when used with a stadia

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The point when the path of the Moon, the Sun, a star, or a planet takes it across the meridian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The apparent journey of Mercury or Venus across the Sun's disc, or of a planet's moon across the disc of its parent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Publicly shared vehicles that provide transportation on fixed or flexible routes For the Central Texas region, transit primarily means buses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A surveyor's instrument very similar to a theodolite and used for measuring horozontal and verticle angles. Another name for 'public transportation,' generally used in contexts which do not include carpools or vanpools.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geçme, mürur; geçiş; transit; astr. gökcisminin teleskop sahasından geçmesi; astr. ufak bir gökcisminin büyük bir gökcismi ile dünyanın arasından geçmesi; yatay ve düşey açıları ölçmeye mahsus yüzölçümü aleti; f. geçmek, transit geçmek; teleskop s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçiş, intikal; geçiş yeri veya müddeti; bağlantı; müz., eksen değişimi. transition period, transition stage geçiş devresi, intikal devresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçişe veya değişmeye ait. transitionally z. değişim müddetince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. geçme veya geçirme kabiliyeti olan; gram. nesneli, geçişli; i. geçişli fiil. transitively z. geçişli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçici, süreksiz; fani, kalımsız. transitorily z. geçici olarak. transitoriness i. geçicilik; fanilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerini degiştirme; takdim ve tehir; mat işaretini degiştirerek denklemin bir tarafından öbür tarafına geçirme; tıbı bir uzvun olağandışı bir yerde bulunması; tıb. bir doku parçasını yerinden tamamen ayırmadan kesip başka bir yere yapıştırma ameliya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tereddüt etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Muhtelif fakültelerden meydana gelen yüksek öğretim müessesesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

university. college. university. varsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school. university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

university. varsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercollegiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üniversite öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergrad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üniversite;( İng.) k.dili. universite spor takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir toprağın yetişme ortamının, bitki ve hayvan toplumunun veya akarsuların arzu edilen ürünü, yararlanılabilir biyolojik kütleyi verebilme yeteneği veya kapasitesidir. Bu yetenek veya kapasite, iklim, toprak, bitki, hayvan, bakım ve işletme tekniğinin kombinasyonuna (ortak etkisine) bağlıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birinci gelen okul takımı; ing. üniversite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vesâit). 1. iki şey arasında münasebet kurmaya yardımcı olan şey: Muhabere vasıtası. 2. Araya giren, iki şahıs veya tarafın aralarını bulan adam, aracı, Osm. miyancı: Anlaşmalarına vasıta oldu, fabrika ile görüşmemize vasıta olacak bir adam lâzım. 3. Alet, Alet gibi kullanılan şey. 4. Neseb, soy silsilesinin her bir derecesi, atalardan her biri: Onun nesebi sekiz vasıta ile filana vasıl olur. S. Nakil vasıtası veya halk arasında bundan kısaltılmış olarak vasıta = Otomobil, araba, tren vesaire. Bil-vâsıta = Doğrudan olmayarak, birinin araya girmesiyle, birini araya koyarak. Tekâlif-i bi’l-vâsıta = Gümrük vs. şeklinde alınan vergi, vasıtalı vergi. Bilâ-vasıta = Vasıtasız, doğrudan doğruya. Tekâlif-i bilâ-vasıta = Doğrudan doğruya alınan vergi, vasıtasız vergi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. facility. instrumentality. medium. resource. stepping stone. vehicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. means. medium. organ. intermediary. means of transportation. vehicle. implement. instrument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrument. means. vehicle. means of transportation. implement. intermediary. agency. agent. appliance. handle. instrumentality. intermediate. organ. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واسطه] aracı. 2.araç, alet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indirect. involving an intermediary. indirectly. through an intermediary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by the agency of. through the agency of. by dint of. by means of. through the medium of. whereby. by. per.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by. per. by means of. through.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by. in. per.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct not involving an intermediary. directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct tax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. damarlılık; toplardamarlarda kirli kan bolluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değişme, değişiklik; çoğ. olaylar vicissitu'dinary, vicissitu'dinous s. değişikliklere maruz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yapışkanlık, lüzucet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ziyaret etmek, yoklamak, gömrüşmeye gitmek; resmi ziyarette bulunmak; hastayı muayene için gitmek (doktor); özel bir maksatla gelmek; musallat olmak, çektirmek; i. ziyaret, görüşmeye gitme; doktorun hastaya gitmesi, vizite; k.dili. sohbet; teft

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ziyaret eden; i. ziyaretçi; göçmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ziyaret, ziyaret etme; resmi kontrol; musallat olma. visitatorial s. teftişe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ziyaret eden. visiting book yapılmış veya yapılacak ziyaretlerin yazıldığı defter. visiting card kartvizit. visiting day kabul günü. visiting fireman A.B.D., k.dili. resmi ziyarette bulunan kimse. visiting nurse gezer hastabakıcı. visiting profess

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misafir, ziyaretçi; müfettiş; turist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reflector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendine çarpan bir şeyi geri atmak, aksettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

echo. externalize. mirror. picture. project. re-echo. reflect. return. reverberate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mirror. reflect. to reflect. to mirror. to echo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reflect. to reflect. to echo. image. mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coeval. contemporary. contemporary. equal. peer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporary. of the same age. of the same age akran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who is the same age as oneself. coeval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by