Ski ne demek? | Ski anlamı nedir? | Ski

Ski anlamı nedir?

Ski ne demek?

Ski anlamı nedir?

Ski | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ski

Yabancı Kelime

İng. ski

sp. kayak

Kar, su veya çim üzerinde kaymak için ayağa takılan araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Skee. narrow wood or metal or plastic runners used for gliding over snow move along on skis; 'We love to ski the Rockies'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skiing (on snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow wood or metal or plastic runners used for gliding over snow. move along on skis; 'We love to ski the Rockies'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ski.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. ski, skis) f. kayak, ski; f. kayak kaymak, ski yapmak. ski jump kayakçının yaptığı sıçrama veya atlama. ski lift kayak çıkılan tepeye çıkaran teleferik. skier i. kayakçı. skiing i. kayak yapma, kayakçılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bir şeye alışmış olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to. accustomed. trained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used. accustomed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to. accustomed to. accustomed. familiar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for God's sake. for Heaven's sake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «asmak» tan). 1. Başlıca gelin odasında süs için asılan şeyler. Perde, çiçek vesaire, donanma: Askı asmak. 2. Hediye ve peşkeş makamında yeni binaya veya araba atlarına, yahut adamlara asılan kumaş vesaire. 3. Asılmaya mahsus şey, asılan eşya, Avîze. 4. Kurumak veya muhafaza olunmak için asılmış meyve vesaire hevengi. 5. Pantolonu omuzdan asılı tutmağa mahsus bağ. 6. Başa sallandırılır zincirli mücevherler, mec. geri bırakma: İşi askıya komak, mesele askıda, askıda kalmak, (mimarlık). Binanın altı yıkılıp direklerle tutturulması, boşa ve iğretiye alınması: Evi askıya almak. (Mülkî idare). Müzayede veya münakaşa pusulasının, ait olduğu dairede veya bir yerde belirli bir müddet ile asılı durması: Şu kadar kuruşa askıdadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hanger. clothes hanger. suspender. shoulder strap. rack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hanger. peg. rack. tab. clothes-hanger. coat-hanger. hook. coat-peg. stand. suspenders. braces. suspension. banns. hangings. pendant. sling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hanger. suspenders. braces. clothe hanger. coat rack. pendant. suspension. brace. peg. sling. supporter. tab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gelin odalarını askılarla donatan adam. 2. Pantolon askısı yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Suda ve lağım suyunda bulunan, yaklaşık 1 mikron büyüklüğünde veya daha büyük olmakla birlikte, sözgelimi kum tanesinden daha küçük katıları ifade etmek için kullanılan terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askısı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a suspender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «aşmak» tan). T. Geçkin, ilerlemiş, aşmış olan: Altmış yaşını aşkındır. 2. Haddini tecavüz eden, hiddetli. Aşkın taşkın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ultra. over. out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excessive. exceeding. beyond. transcendent. transcendental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transcendent. in excess. over. more.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Geçkin, aşmış olan. 2.Ölçüyü kaçıran, coşkun. 3.Fazla. 4.Sonra. 5.Benzerlerinden daha üstün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Aşkın).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Aşkın).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtrusive. pesterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Basıp sıkacak, tazyik edecek şey Mengene, cendere, mâsara. 2. Sıkı, tazyik. Baskı altında olmak. 3. Basan, ağırlık veren şey: Saban baskısı. 4. Kalıp, damga. 5. Bir eserin yeni basılışlarının her seferi: Büyük Türk Sözlüğü ikinci baskısını yaptı. 6. Bir basmanın bir defada basılan miktarının tamamı: Bu gazetenin baskısı 350.000’dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typographic. edition. print. printing. press. the press. oppression. pressure. restraint. discipline. arm-twisting. coaction. coercion. compulsion. constraint. crackdown. crush. duress. force. heat. impression. leverage. repression. screw. squeeze. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coercion. compulsion. constraint. edition. force. hem. impression. issue. oppression. press. pressure. printing. repression. restraint. stress. transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

edition. impression. imprint. press. pressure. printing. number of copies printed. bailing press. stamp. constraint. restraint. compression. brake. squeezing. squeezer. set hammer. mintage. punch. swage block. actual coercion. implied coercion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typographical mistake. printing error. error of the press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woodblock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merdiven, basamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tülbende baskı yapan

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppressive. overbearing. follower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one that exerts pressure. stamper of fabrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressurized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paperweight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağır, sakîl. 2. Basıp geçen, galip, faik, üstün: Bu, hepsinden baskın çıktı. 3. Ansızın hücum, birden basıp gafil tutma, şebhûn. Baskın vermek = Ansızın hücuma uğramak, kabahat işlerken tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant. prepotent. predominant. preponderant. overpowering. heavy. raid. sudden attack. descent. forage. foray. incursion. inroad. irruption. surprise. swoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust. descent. foray. incursion. inroads. predominant. raid. surprise. inroad. bust. descent. unexpected visit. dominant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raid. unexpected visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

güneslenmek için su yüzüne çıkan çok iri cüsseli fakat zararsız bir cins köpek balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisciplined. uncontrolled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisciplined. uncontrolled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güderi; çoğ. güderi pantolon; A.B.D. güderi rengindeki at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. potin, kısa çizme; eski Yunan ve Roma tiyatrosunda oyuncuların giydiği sandalet; trajedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. potin, çizme veya eski Yunan ve Roma tiyatrosunda oyuncuların giydigi sandaleti giymekte olan; trajediye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vidala, vaketa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (eldiven yapımında kullanılan) kuzu veya koyun derisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. contrast. discrepancy. paradox. contradictoriness. antinomy. cleavage. excursion. variable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. discrepancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. conflict. disagreement. discrepancy. paradox. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradoxical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ÇİĞİSKİN yahut ÇİSKİN) (i.). 1. Pek ince çiğ, az ve hafif şebnem. 2. İnce ve güneş görünce eriyip görünmez olan kırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çiğeskin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çisenti, çiğeskin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji), besinlerin anus yoluyla dışarıya atılan posası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faeces. excrement. faecal matter. rejection. dejection. evacuation. excreta. excretion. rejectamenta. stool. turd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excrement. excreta. faeces. slag. stool. feces. stool kazurat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feces. excrement. excreta. excretion. faeces feces. offal. ordure. scoria. shit. stool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Kuşlarda ve sürüngenlerde kalın bağırsağın son kısmı, göden.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital fotoğraflar için “sipariş dosyası”dır. DPOF-uyumlu fotoğraf makineleri, dijital baskılar için sipariş verisi oluşturabilirler. Kullanıcı, her fotoğrafın kaç tane basılacağını belirleyebilir. Fotoğraf tarihi de basılabilir. DPOF ile, her fotoğrafın küçük halini içeren bir dizin baskısı da istenebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD (Digital Versatile Disc ya da Digital Video Disc). Büyük veri, resim ve ses kapasitesine sahip yük yoğunluklu bir optik disktir. Tek yüzlü, tek katmanlı disklerin kapasitesi, 4,7 GB’dır. Bu değer CD’lerin yaklaşık yedi katıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Vücut gelişmesi tamamlanmış olan, kâhil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. mature. pubescent. of adult age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erişkin olma hali, olgunluk, kâhillik.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

1991’de Avusturya Alpleri’nde buzullar arasında donmuş bir erkek cesedi bulundu. Şaşırtıcı olan cesedin 5.200 yıl önce yaşamış birine ait olması ve bugüne kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalabilmesiydi. ‘Alp Çobanı’ adı verilen bu cesette dikkat çeken bir başka husus da, yüzünde sakal ve bıyık olmamasıydı.

Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de tıraş oluyorlardı. Mağara duvarlarındaki bu devirlerden kalma resimler sakal tıraşı için kabukların, köpekbalığı dişlerinin, en çok da keskinleştirilmiş çakmaktaşlarının kullanıldığını göstermektedir. Günümüzde keşfedilen bazı ilkel kabilelerde çakmaktaşının bu amaçla kullanıldığı gerçekten de görülmektedir. Mısır’da açılan mezarlarda eski Mısırlıların M.Ö. 4. yüzyılda sakal kesmek için kullandıkları altın ve bakır aletler bulunmuştur.

Tarih öncesi erkeğinin sakal tıraşı olma nedeni, kesilmezse 150 santimetreye kadar uzayabilecek olan sakalın hareket kabiliyetini hayli kısıtlamasıdır. Ancak sinek kaydı tıraş olma ihtiyacının nedeni bilinmemektedir. Her gün kesilmesi gerekiyorsa erkekler niçin sakallı yaratılmışlardır, o da ayrı bir konu. Erkekler günümüzde olduğu gibi geçmiş zamanlarda da din, toplumsal konum ve moda gibi nedenlerle tıraş oluyorlardı. Örneğin, Roma’da sadece özgür insanlar tıraş olabilirdi.

MS. 14. yüzyılda şimdiki usturanın ilkelleri ortaya çıkmaya başladı, ama erkeklerin acılı ve kanlı tıraş derdi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. King Camp Gillette (jilet) ABD’de 1901 yılında ilk iki taraflı jileti keşfetti. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar 168 jilet ve 51 makine satabilmişti. Savaş başlarında ABD hükümeti ordunun ihtiyacını karşılamak için firmaya 3,5 milyon tıraş makinesi sipariş etti. Böylece tıraş bıçağı bir sektör haline geldi.

Kısa bir süre sonra eski bir kılıç üreticisi olan Wilkinson firması da tıraş bıçağı üretimine geçti ve bu ikili günümüze kadar piyasanın devleri olarak geldiler. Günümüzde Gillette dünya pazarının yüzde 66’sim elinde bulundururken, Wilkinson’un payı yüzde 20’dir. Daima sektörün motoru olan Gillette aslında kaşifinin ve firmanın ismi ve bir marka iken ürünün de ismi haline gelmiştir

1950’li yıllarda ilk elektrikli tıraş makineleri devreye girdi. Aynı yıllarda ise paslanmaz çelik tıraş bıçağı piyasaya çıktı. Günümüz erkeklerinin yaklaşık yüzde 80’i ıslak tıraşı yani tıraş bıçağı kullanmayı tercih ediyor. Dünyada tıraş olan 2 milyar erkek ve her birinin yüzünde ortalama 15 bin kıl varken ve hele hele bu kıllar günde yaklaşık 2 milimetre uzarken, yani bir erkeğin ömrünün ortalama 100 günü tıraş olmakla geçerken, kim bükebilir tıraş bıçağı sektörünün bileğini?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ortaya çıkmasından beri çok zaman geçmiş olan. Ar. kadtm, atîk, Fars dîrîn, göhen: Eski zaman, eski maden, eski adamlar, eski şarap. 2. Şimdikinden önce olan. Ar. mukaddem, sabık, sâlif, Fars. pîşîn: Yenisi, eskisini aratıyor, eski bahçıvan. 3. Eskiyip yerleşmiş. Ar müzmin: Eski bir öksürüğüm vardır. 4. Kıdem kazanmış, kıdemli, Fr. doyen: Vezirlerin en eskisi. 5. Hükmü geçmiş, Ar. muattal: Eski takvim, eski moda. 6. Yaşlı, ihtiyar. Eski adamdır. 7. Zamanla bozulmuş şey, Osm. fersude, köhne: Eski esvap, eski kundura. 8. Bozuk, harap, viran: Eski ev, eski kale. Eskiler = 1. Eski adamlar. Ar. kudemâ, mütekaddimîn. 2. Eski esvap vs. Eskiden = Eski zamandan beri, Ar. minelkadîm. Baş eski = Eskiden saray emektarlarının en kıdemlisi. Eski pabuç = Değersiz şey. Eski pabucumu alırsın = Bir şey kazanamazsın. Eski püskü = Köhne şey, yırtık pırtık. Eski tas, eski hamam = Eskisinden asla farkı yoktur. Eski kurt = Kurnaz adam, bulunduğu mesleğin her şeyini bilen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. ancient. early. former. earlier. ex. out-of-date. old-time. used. secondhand. archaic. bygone. crusted. cut-and-dried. disused. erstwhile. immemorial. late. obsolete. olden. onetime. passe. passee. past. previous. prior. quondam. sometime. of lo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient. antiquated. archaic. bygone. corny. dated. early. former. late. obsolete. old. onetime. past. shabby. sometime. unto. used. veteran. ex. previous. obsolescent. old-fashioned. out of date. outmoded. worn-out. secondhand. back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient. ex. former. old. veteran. worn out. second hand. archaic. early. gray. grey. hoary. olden. one time. outworn. previous. primitive. pristine. quondam. stale. threadbare. used.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Old World.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient monuments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an old flame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanlar tarihlerinde çok uzun bir süre tuvalet kullanmadılar. Başlangıçta hayvanlar nasıl yapıyorlarsa, onlar da öyle yaptılar. İşlerini en yakın çalının dibinde veya bir ırmak kenarında görebiliyorlardı. Ancak toplumlar geliştikçe, köyler, kasabalar ortaya çıktıkça tuvalet ihtiyacını karşılamak için daha uzak mesafelere gitme zorunluluğu doğdu. Ayrıca açıkta bırakılan atıkların yarattığı kötü koku ve hastalık tehlikeleri de insanlarda bu konuda bazı önlemler almanın zamanının geldiği bilincini oluşturdu.

Binlerce yıl önce Sümerler, Mısırlılar ve Hindistan’da yaşayanlar oturakta oturup, ihtiyaçlarını giderdikten sonra oturağa düşenleri uzakta bir yerlere döküyorlardı. İki bin yıl önce ise Romalılar ilk basit tuvaleti kullanmaya başladılar. Atıklar oturdukları deliğin içine düşüyor, deliğin altından akan su onları uzağa taşıyordu.

Çiftçilerin, açık arazide çalışanların ise zaten böyle bir dertleri yoktu. Tarlanın bir köşesine çukur kazıyor, çukur yeterince dolunca, toprakla dolduruyor ve başka bir çukur kazıyorlardı. Geceleri ise yataklarının altında bir lazımlık bulunduruyorlardı.

Ortaçağda kale ve şatolarda atık bir delik vasıtası ile binanın etrafındaki su birikintisine düşürülüyordu. Bir yere tuvaletini yapıp, onu bir tanktan gelen su ile sürükleyip, uygun bir yere bırakma fikri ilk olarak Kraliçe 1. Elizabeth zamanında, 1589 yılında John Harrington’dan geldi. Ancak o zamanlar İngiltere’deki evlerde ne böyle bir tankı dolduracak, ne de atığı alıp götürecek su sistemi vardı.

Günümüzdekilere benzer bir tuvalet ancak iki yüzyıl sonra 1778’de İngiltere’de bir saat yapımcısı olan Alexander Cumming tarafından tasarlandı ve Joseph Bramah tarafından geliştirildi. Tuvaletlerden evlere yayılan kötü koku ise 1849 yılında Stephen Green’in ‘U’ şeklinde bir boruyu tuvaletin çıkışına monte etmesi ile son buldu. Tuvaletlerin ve günümüzde lavaboların da altında bulunan bu ‘U’ şeklindeki boruda her zaman bir miktar su kalır ve kokunun oluşmasını önler. Tabii o zamanlar tuvaletler dökme demirden yapılıyordu. Sonra düzgün yüzeylerinin temizlenme kolaylığı bakımından seramik tuvaletler üretilmeye başlanıldı. 1888 yılında ise tuvaletlere zinciri çekilince suyu akan klozetler ilave edildi.

Bizde tuvaletler için hela, kenef, ayakyolu, WC., 00, yüznumara gibi birçok isim kullanılır. ‘WC.’ İngilizce ismindeki ‘Water Closet’in baş harfleridir. Yüznumaranın hikayesi ise değişik. Eskiden Fransa’da otellerde tuvaletler koridorların uçlarındaydı. Odaların her birine birer numara verirken, tuvaletlere numarasız demişler ve ‘00’ diye işaretlemişlerdi. Fransızca’daki ‘numarasız’ kelimesi ile ‘100 numara’ kelimesi hemen hemen aynı telaffuz edildiğinden, bizde Fransızcası biraz kıt birinin tercüme hatası sonucu ‘yüznumara’ olarak yerleşmiştir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuddy-duddy. fusty. square. stodgy. straight. stuffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. old hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shabby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old and battered. ragged. shabby. tattered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az eski, eskimsi, (bk.) Eski.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eski esvap vs. alıp satan adam. 2. Eski kundura veya elbise yamalayıp tamir eden adam, yamacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old clothesman. junk dealer. ragman. rag-and-bone man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second hand dealer. junk dealer. ragman. ragpicker. second-hand clothes dealer. shoe repairman. cobbler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junk dealer. itinerant buyer of junk. reg-and-bone man. shoe repairman. cobbler. buyer up. dealer in rags. second-hand dealer. old clothesman. secondhand buyer. secondhand dealer. wardrobe dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in old times. in times of old. of old. before now. once. beforetime. sometime. formerly. anciently. erstwhile. lang syne. onetime. in days of yore. of yore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formerly. once. in the old days. in the past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formerly. in the old days. in the past. autrefois. catchpol. once.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski olan şey veya şahsın hali. (bk.) Eski.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancientness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oldness. agedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obsolescence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing out. becoming old. obsolescence. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ortaya çıkışından beri çok zaman geçme. Osm. kadîm ve köhne olmak: Zeytinyağı eskidikçe iyileşir: 2. Müzmin olmak: Bu öksürük eskidi. 3. Kıdem kazanmak, kıdemli olmak: Bir memuriyette eskimek bu adama nasip olamıyor. 4. Hükmü geçmek, muattal olmak: O moda eskidi, fen kitapları birkaç senede eskir. 5. ihtiyarlamak, kocamak: O adam da çok eskidi. 6. Bozulmak, Osm. fersude ve köhne olmak: Elbisem eskidi, yenilemeye mecburum. 7. Harap ve viran olmak: Ahşap evler yirmi senede eskir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wear out. become old. grow old. date. frazzle. stale. wear away. wear down. wear off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. to wear out. get old. to become worn out. to age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become worn out / old. to grow obsolete. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. dated. outworn. worn. worn-out. timeworn. obsolescent. decrepit. effete. moss-grown. rusty. stale. superannuated. well-worn. worm-eaten. out. detrited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hackneyed. obsolete. shot. old.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of date. decrepit. month eaten. obsolete. past praying for. supperannuated. timeworn. trite. twice- told. used up. well worn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi). Grönland, Alaska ve Kuzey Kanada’da yaşayan bir kavim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eskimo. esquimau. amerind. amerindian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eskimo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a peculiar race inhabiting Arctic America and Greenland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In many respects the Eskimos resemble the Mongolian race. the language spoken by the Eskimo people a member of a people inhabiting the Arctic ; the Algonquians called them Eskimo but they call themselves the Inuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eskimo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

historically used to refer to indigenous people of Arctic North America The term derives from the Algonquin word for 'eaters of raw meat '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amarok. a member of a people inhabiting the Arctic ; the Algonquians called them Eskimo but they call themselves the Inuit. the language spoken by the Eskimo people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Eskimo; Eskimo dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az eski, eskiye benzer, eskice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Eşen, koşan, çabuk yürüyüşlü, yürük (at). 2. Yürüyüşün yorga da denilen çeşidiyle yürüyen (at). 3. Yürüyüş: Eşkini açık at. 4. Atın bir çeşit yürüyüşü ki, fâsılasız ve muntazam bir adımla süratlj yürümekten ibarettir, yorga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Sipahilerin bilfiil sefere koşan sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabuk ve muntazam yürüyen (at). Yürük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muntazam yürüyüşü olmayan (at.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eskisehir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meerschaum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kullanılarak eski ve köhne haline konmak: Kitaplar bu kadar çabuk eskitilir mi? 2. Kullanamayarak eskimeye bırakılmak: Tütün eskitildikçe daha iyi olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kullanarak eski hâline komak, yıpratmak: O elbiseyi, o potini eskittim, bu çocuk, kitaplarını çabuk eskitiyor. 2. Kullanmayarak eskimeye bırakmak: Bu zeytinyağını eskitmeli. 3. Müzmin hale getirmek: Hastalığı eskitmek iyi şey değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. to wear to pieces. use up. to wear sth out. to age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wear to pieces. to use up. fret. overwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şaki). Şakiler, haydutlar, yol kesenler, (bk.) Şaki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

highwayman. brigant. bandit. brigand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brigand. bandit. bandits. highwayman. thug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشقيا] haydutlar, yol kesenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haydutluk, fesatçılık, yol kesicilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brigandage. banditry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banditry. brigandry. brigandage. highway robbery. thuggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. esquisse

taslak

Bir şeyi, bir sanat veya edebiyat eserini ana çizgileriyle, türlü bölümleriyle belirten ön çalışma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preliminary sketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(yarpuz): Akdeniz bölgesinde yetişen, tüylü 10-50 santimetre boyunda, kuvvetli kokusu olan bir bitkidir. Yaprakları kısa saplı olup, oval şeklindedir. Çiçekleri morumsu pembelidir. İçeriğinde uçucu yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ağrısını keser. Kusma ve bulantıyı önler. İktidarsızlığı giderir. Vücudun dinç kalmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Taze gübre: Bağ kütüklerinin köklerine kasımda fışkı atmak çok iyidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse dung. manure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taze gübrenin atıldığı yer. 2. İşkembe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağacın kökünden çıkan sürgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basınçla suyu atıp fırlatan Alet, fıskiye. Fars. fevvâre, şırınga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gush. jet. outburst. spurt. squirt. emanation. eruption. spout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. jet. spurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squirting. effusion. gush. spout. squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Su veya diğer bir sıvı), şiddetli bir basınç altında, bulduğu dar bir aralıktan şiddetle sıçramak. Osm. feverân etmek: Bu fıskiyeden su beş metre yukarı kadar fışkırıyor. 2. Tohum büyük bir kuvvet ve şiddetle bitip birdenbire büyümek: Ektiğimiz tohumlar bir güzel fışkırmış ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gush out. spurt. burst. belch. blow. ejaculate. erupt. flush. spout. squirt. well. well forth. well out. well up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. gush. spout. spurt. squirt. to gush out. spurt out. squirt forth. to spurt out. to gush. to squirt. to spout. to jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gush out. to spurt out. to squirt forth. to jet. to spring up. emanate. gush. shoot. spew. spout. spurt. squirt. well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fışkıran bir şeyin çıkardığı ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. spouting. ejaculation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejection. jet. blast. blasting. spraying. flushing. sprouting. atomization. ejaculation. spurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Su veya diğer bir sıvıyı basınç altında dar bir açıklıktan şiddetle sıçratmak. Osm. feverân ettirmek: Fıskiye, bu tulumba, şu şırınga suyu çok yukarı fışkırtıyor. 2. Tohumu birdenbire ve süratle yeşertmek: Bu yağmur ekinleri fışkırtacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet. spurt. dash. ejaculate. splutter. spout. squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. jet. spout. spurt. squirt. to spout. to spurt. to squirt. to jet. to ejaculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth gush or squirt. to stream. to jet. to sprout. to flush. to erupt. to spring. to spurt. to spatter. to scoot. to spout. to gush out. to spring up. to shoot up. to gush. ejaculate. eject. spew. vomit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FISKIYYE) (i. A.). 1. Suyu yukarıya atıp muhtelif şekillerde püskürten havuz musluğu, fışkırık. Fars. fevvâre. 2. Su alıp fışkırtmaya mahsus el Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fountain. jet. spout. water jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet. fountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فسقيه] fıskiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). sünnet derisi, gulfe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, çog gen saka bol çorap veya pantolon; getir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nubile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) keçi postu .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İyi nitelikleri kendinde toplamış genç kız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.) (uyd. k.). iki şey arasındaki münasebet, bağlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. connection. connexion. involvement. contact. relationship. intercourse. sexual intercourse. affair. affaire. affinity. bond. commerce. copulation. corelate. correlate. correlation. daughter. dealing. dealings. gallantry. interrelation. it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bearing. connection. intercourse. relation. relationship. correlation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. association. communication. affair. bearing. bond. comparison. connection. contact. hookup. liking. relationship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

associate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

related. connected. interrelated. involved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. concerned. related. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

related to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

related. concerning. regarding. respecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regarding. relative. concerning. relating to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corresponding. relating to. concerning. regarding. about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unrelated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of any connection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business connection. business relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki ucu saplı eğri bıçak. Deri, tahta kazımakta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Ar. «şekl» yahut «eşkâl» den galat). 1. Şüphe, zan, «Ar. vâhime, vesvese, Fars. gümân: Onun hakkında işkilim vardır. 2. Müşkül, halli zor mesele, güçlük: Bunda bir işkil görüyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubt. suspicion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şüphe, hîle. 2. Arapların uğursuz saydığı önden sağ, arkadan sol ayağı beyaz olan at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şüphe ve vehme düşmek, şüphelenmek, vesvese etmek: Onun hakkında işkillendim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be suspicious. to suspect. to mistrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her şeyden alınan, şüphelenen, vehimli: İlkilli bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suspicious. anxious doubtful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Bitki sürgünü, asma filizi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bahçe râvendi denilen bitki. 2. Küçük asma filizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Karamercan balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vücudu yassı, pullu bir balık (corvina nigra).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Topraktan su düdüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlık: Karagöz oyununda Karagöz’ün ışkırlağı sözünde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Islık çalmak, kuş gibi ötmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. jet ski

su kızağı

Bu araçla yapılan spor dalı.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کاشکی] keşke.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(j. botanik). Baklagillerden, çiçekleri kırmızı bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(eşekotu): Baklagiller familyasından; boş arazilerde ve kurak yerlerde yetişen 30-60 cm yüksekliğinde çok yıllık dikenli bir bitkidir. Yaprakları kısa saplıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri küçüktür. Köklerinde tanen, sakkaroz, zamk, uçucu ve sabit yağ, spinosin ve ononin vardır. Kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Terletir ve idrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardım eder. Böbrek ve mesane iltihaplarını giderir. Boğaz ağrılarını geçirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir atım barut miktarı: Bir kesi, beş kesi barut. Barutluk kesisi — Ölçüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAşki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dal kesmeye mahsus ufak balta, el baltası. 2. Sac ve demir kesmeye mahsus düz ve yassı kalem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit. chisel. cutter. chaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting implement. hatchet. cold chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Head covering worn between the turban and hair by some Sikhs Also worn by some boys before they begin wearing turbans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keski.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok kesici, bilenmiş, Ar. kaatı’, sârim, Fars. tîz, bürrân: Keskin kılıç, bıçak, çakı. 2. Delici, sivri, hâd: Keskin iğne, diken. 3. Sert, kuvvetli, şiddetli, şedîd, pek: Keskin koku, sirke, tütün. 4. Müessir, tesirli, dokunaklı: Keskin dil, söz, kalem. 5. Pürüzsüz: Keskin yazı. 6. Faal, serî, Fars. cüst ü çâlâk: Keskin adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharp. sharp-edged. cutting. keen. pungent. severe. stinging. strong. incisive. acute. piquant. acrid. biting. bitter. blazing. dead. deep. edged. exquisite. keen-edged. mordacious. nipping. nippy. piercing. poignant. pointed. quick. sharp-cut. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrid. bitter. keen. piercing. poignant. pungent. rank. searching. sharp. shrill. smart. strong. tart. virulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen. sharp. pungent. acute. severe. biting. bitter. clear cut. exact. exquisite. incisive. intense. lively. nipping. penetrant. penetrating. piercing. poignant. quick. salty. searching. shrewd. shrill. smart. splitting. strong. trenchant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpshooter. dead shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Keskin olmak, bk. Keskin ve keskinleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çok kesici veya delici olmak, Osm. kaatı’ veya hâd olmak, bilenmek: Bu çakı, bu iğne keskinleşti. 2. Sertleşmek, kuvvet kazanmak: Sirke keskinleşti. 3. mec. Faal ve çevik olmak: O çocuk çok keskinleşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keskin veya sivri şeyin hâli: Kılıcın, çakının, iğnenin keskinliği. 2. Sertlik, şiddet: Sirkenin keskinliği. 3. mec. Tesir, dokunaklılık: Dilin, sözün keskinliği. 4. Dinçlik, çeviklik: O çocuğun keskinliği. 5. Bir kesici Aletin kesen tarafı: Kılıcın keskinliği. 6. Kılıçlama vaziyet: Tahtaları keskinliğine komak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpness. keenness. pungency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ürküp kaçmak: Kuşlar kışkırdı. 2. Telâşa düşmek, korkup ürkmek. 3. Heyecana gelmek, kızgınlığa düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incitement. instigation. provocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kışkırtma işini yapan, tahrik eden, tahrikçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocative. instigating. coat-trailing. factious. incendiary. rabble-rousing. seditious. provocateur. provocative. factionist. instigator. setter-on. plotter. incendiary. agitator. demagog. demagogue. fomenter. stumper. irritant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incendiary. inflammatory. provocative. inciting. agitator. inciter. instigator. provoker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocative. fomenter. instigator. agent provocateur. impulsive. inciter. inflammatory. rabble rouser. seditious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent provocateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation. instigation. fomentation. criminal mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incitement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kışkırtmak işine mâruz kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be instigated. to be fomented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitation. incitement. provocation. sedition. provacation. instigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigation. provocation. flagwaving. fomentation. incitement. prompting. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ürkütüp kaçırmak: Kargaları bakla tarlasından kışkırtmalı. 2. Urkürtmek, korkutmak, telâşa düşürmek: Birtakım yalan haberlerle herkesi kışkırttı. 3. Heyecana düşürmek, Osm. tehyîc etmek: Kendi fırıldağını döndürmek için birtakım akılsızları kışkırttı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fan the flame. provoke. instigate. incite. set on. warm up. excite. agitate. antagonize. defy. egg. egg on. ferment. foment. ginger. ginger up. goad. goad on. hound. hound on. inflame. jockey into. lash. prod. rouse. solicit. sting. stir up. tempt. w.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galvanize. incite. instigate. prod. provoke. spark. spur. stimulate. to provoke. to induce. to instigate. to incite. to prompt. to goad. to frighten away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to incite sb to do sth bad. agitate. awaken. egg sb on. excite. fan the flame. foment. hound. incite. instigate. move. to set at odds. prod. prompt. provoke. set on. solicit. spark. stir up. suborn. urge. whet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sessizce ve alaylı gülme hali: Kıskıs gülmeye başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurtulamıyacak, çözülemeyecek şekilde: Kıskıvrak bağladılar. Kıskıvrak yakalandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very tightly. very securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Damak eteğinin ortasından sarkan uzantıya küçük dil denir. Burada meydana gelen şişkinliğin tedavisi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı saf zeytinyağına 3 kahve fincanı kına konur. Iyice karıştırıldıktan sonra 1 tatlı kaşığı kadar alınıp, küçük dilin etrafına sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Gülgillerden bir bitki ki, reçeli ve likörü yapılır (Lat. cerasusavium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. laskıyye). Yakıya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splendid edition. de luxe edition. cabinet edition. edition de luxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splendid edition. de luxe edition. cabinet edition. edition de luxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. muskellunge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla çabuk yemek yiyenlerde, sinir veya sindirim sistemi bozuk olanlarda görülen bir durumdur. Midede aşırı derecede gaz ve midenin üst kısmında şişkinlik vardır. Hasta, sık sık geğirir. Sebebi midedeki salgı bezlerinin yeteri kadar çalışmaması, asit fazlalığı veya yemeklerin yeteri kadar çiğnenmeden yenmesidir. Tedaviye başlamadan önce, ağızdaki eksik dişler tamamlattırılmalı, çürük dişler de tedavi ettirilmeli, yemekleri yavaş yeme alışkanlığı kazanmalıdır. Ayrıda aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limon.

Hazırlanışı : Bir çorba kaşığı saf zeytinyağına 2 çorba kaşığı limon suyu konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Bu işlem, her sabah kahvaltıda tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mini etek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MİSKİN) (i. A. «meskenet» ten smüş.) (mü. miskîne) (c. mesâkin). Fakir, zavallı, zarurete düşmüş. 2. Beceriksiz, Aciz, elinden bir şey gelmiyen, mıymıntı. 3. Cüzzam hastalığına yakalanmış. Miskin illeti = Cüzzam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slothful. indolent. lazy. bone-lazy. poor. helpless. wretched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A little bagpipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shiftless. indolent. helpless. wretched. lame / lazy dog. jack easy. miserable. poor-spirited. supine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسکين] zavallı, uyuşuk. 2.cüzzamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مسکين] misk sürülmüş, miskli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Miskin illetine, cüzzama yakalananlara mahsus yer, Ar. dârü’l-mezcûmîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Miskince, miskinlikle, fakir ve Acizce: Miskînâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fakir, çaresiz veya Aciz ve dertli olmak, acze düşmek: İhtiyarlayıp miskin olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Miskin hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fakirlik, zaruret. Beceriksizlik, aciz, çaresizlik. 3. Miskin hastalığı, cüzzam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathy. sloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köstebek derisi; buna benzer kumaş; çoğ. bu kumaştan yapılmış pantolon .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. müşkil = güç, Fars. küşâden = açmak). Müşkülleri gideren. Hallâl-ı müşkilât = Her türlü müşkülleri çözen. mec. Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sekr» den if.) (mü. müskire). Sarhoş eden, sarhoşluk veren, alkollü içki: Şıra eskirse müskir olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Sarhoşluk veren şeyler, alkollü içkiler: Müskirat resmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «sukut» tan if.) (mü. muskite) (tıp). Çocuk düşürmeye yarayan veya sebep olan (ilâç vesaire).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sükût» tan if.) (mü. müskite). Susturan, sükûta mecbur eden, itiraza yer bırakmayan: Müskit bir cevap verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i, A. «saky.dan if.) (tıp) Karnına su dolmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشکل] güç, zor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشکلات] güçlükler, zorluklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zorluk çekmek, sıkıntı çekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مشکل پسند] güç beğenen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسکرات] sarhoş edici şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kayma tehlikesine karşı koyan (otomobil lastiği). aralıksız, durakla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pek ince muşamba; çoğ. bu muşambadan yapılmış elbiseler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pek ince ve parlak bir çeşit kâğıt, pelür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. varoş, civar, dış mahalleler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

etching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

etching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Çeşitli basım teknikleriyle çoğaltılmış resimsel sanat yapıtı. Bir yapıtın özgün baskı sayılabilmesi için, çoğaltılmak amacıyla yaratılması gerekir. Örneğin, ünlü tabloların basım yoluyla çoğaltılması (reprodüksiyon) tekniği bir özgün baskı türü değildir. Özgün baskı yapımında her türlü kazı resim tekniği yanında, serigrafi, taşbaskı vs. gibi teknikler de kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monetary inflation. inflation of the currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monetary inflation. inflation of the currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: Fars. pîş-gîr = öne tutulan). I. Yemek yerken vaktiyle peçete yerine dizlerin üzerine alınan uzun bez. 2. Havlı, peçete.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

napkin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. domuz derisi; A.B.D., k.dili Amerikan futbol topu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İyi pişmiş, pişmesi tam ve kusursuz. 2. Olmuş, ham olmayan. 3. mec. Tecrübe görmüş, ham ve acemi olmayan. 4. mec. Yüzsüz, arsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ripe. hard-boiled. hard-nosed. brazenfaced. cagy. hard-bitten. old. pushful. pushing. sophisticated. worldly. worldly wise. conscience-proof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. sophisticated. well-cooked. thick-skinned. well-done. experienced. hardened. worldly-wise. brazen. brazen-faced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-cooked. well-done. brazen. indifferent to criticism. baked. mature. ripe. hard-baked / boiled. cured. hard- boiled. hard bitten. hard boiled. thick skinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indifference to criticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kızılderili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şaşakalmış: Şaşkın şaşkın geziyordu. 2. Sersem, alık: Şaşkın adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puzzled. confused. twisted. bewildered. taken aback. addled. puzzle-headed. addle-brained. addle-headed. dizzy. bemused. wondering. all abroad. addle-pated. bepuzzle. dumbfounded. at an end. gaping. open-eyed. pixilated. sheepish. slaphappy. thunders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bemused. flabbergasted. nonplussed. thunderstruck. woozy. confused. bewildered. blank. stupid. daft. dense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. bewildered. at a loss what to do. hot under the collar. sheepish. silly. stunned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şaşkın olmak, şaşakalmak, şaşkınlaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şaşkın bir hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şaşmış adamın hâil: Bana bir şaşkınlık geldi. 2. Sersemlik, alıklık: Şaşkınlığı böyle alış verişte aldanmasını mucip oluyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewilderment. confusion. puzzlement. blankness. amazement. astonishment. being surprised. consternation. daze. discomfiture. embarrassment. fuddle. gape. maze. muddle. nonplus. perplexity. puzzle. surprise. wonder. wonderment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astonishment. bewilderment. consternation. fluster. muddle. perplexity. surprise. wonder. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confusion. astonishment. amazement. bless me. bloody. consternation. daze. distraction. ha hah. huh. jeepers. maze. muddle. perplexity. puzzle. puzzlement. quandary. stupefaction. surprise. wonder. wonderment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üstderi, epiderm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. az maharetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) köpekbalığı derisi; düz ve parlak yüzlü bir cins rayon kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pösteki, koyun postu; üniversite diploması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şişmiş, kabarmış: Karnım, ayağım şişkindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulgy. fat. swollen. bloated. puffed up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puffy. swollen. puffed up. bulky. congested. tumescent. turgid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karabaşlı iskete, zool. Carduelis spinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şişkin ve kabarık olan şeyin hâli: Midemin şişkinliği hâlâ geçmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puffiness. swelling. inflation. bulge. intumescence. surfeit. swell. tumescence. tumidity. turgidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulge. inflation. swelling. puffiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swollen condition. puffiness. protuberance. protrusion. bulge. bloated feeling caused by dyspesia. hump. inflation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. röntgen ışınları ile çekilen fotoğraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. gözbebeği üzerindeki gölge ve ışıkları muayene ederek gözün durumunu anlamakta kullanılan cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ded, -ding) kayma; yana kayma; kızak, kaydırma kütüğü; tekerlek altına konan takoz; den. maliborda tahtası; den. filika sehpası, kalastra; f. yana doğru kaymak, yana savrulmak; tekerlek altına takoz koymak. skid chain tekerlek zinciri. skidrow

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem), (argo) Defol !.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütüklerin yığıldığı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. hafif yelkenli filika, hafif sandal, kik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüner, marifet, maharet, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mahir , usta, tecrubeli; maharet gerektiren. skilled trades maharet gerektiren meslekler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tava.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hünerli, marifetli, becerikli, mahir, usta. skillfully z. maharetle, ustalıkla. skillfulness i. maharet, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f (-med, -ming) s., i. köpüğünü almak; kaymağını almak; sıyırıp geçmek; gözden geçirmek; suyun yüzünde sektirmek (taş); köpük bağlamak, kaymak tutmak; suyun yüzünde sekmek; s. kaymağı alınmış (süt); i. köpüğünü alma; köpüğü alınmış süt; ince tabaka. s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köpük alacak alet kevgir; deniz kıyılarında yaşayan kırlangıç benzeri bir kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. cimrice beslemek veya vermek; baştan savma yapmak; cimrilik etmek, hasisçe davranmak; aşın derecede tutumlu olmak: s. kıt, az. skimp'ily z. aşırı derecede tutumlu olarak. skimp'y s. kıt., az; yarım yamalak, eksik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deri, cilt: tulum: post: kabuk: den. geminin dış kaplaması; hilekar kişi; (argo) cimri kimse. skin diving aletli dalış. skin game hileli kumar oyunu. skin grafting deri aşısı. by the skin of one's teeth kıtı kıtına, ancak, güçbelâ. dark skin esmer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ned, -ning) derisini soymak, derisini yüzmek, sıyırmak; kabuğunu soymak: deri ile kaplamak; deri ile örtülmek; (argo) para yolmak, soyup soğana çevirmek. skin the cat spor elleriyle demir çubuğa asılı iken ayakları ve bütün vücudu kolları arası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yeni doğan çocuklarda görülen dokuların sertleşmesi hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. deriden öteye gitmemiş: sathi, yüzeysel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cimri kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To draw or serve, as drink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To serve or draw liquor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Drink; also, pottage. alert agile lizard with reduced limbs and an elongated body covered with shiny scales; more dependent on moisture than most lizards; found in tropical regions worldwide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alert agile lizard with reduced limbs and an elongated body covered with shiny scales; more dependent on moisture than most lizards; found in tropical regions worldwide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. skink, pullu sürüngenlerden biri: bir cins kertenkele, zool. Scincus officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıska, çok zayıf, bir deri bir kemik. skinniness i. aşırı zayıflık, sıskalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. deri gibi vucuda yapışan (elbise).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped, -ping) i. sıçramak, sekmek; gen. over ile atlamak, sıçrayarak geçmek; suyun yüzünde sekmek (taş); i. atlayıp sıçrama; atlama; görmeden veya okumadan geçme. skip rope atlama ipi. skippingly z. seke seke, sıçrayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suyun yüzünde sıçrayan herhangi bir cins balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak gemi kaptanı, süvari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seken sey veya kimse; sekerek yürüyen bir çeşit böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mühür mahfazası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., iskoç gayda gibi ses çıkarmak; haykırmak, haykırtmak; i. çığlık, haykırış; gayda sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. hafif çarpışma, müfreze muharebesi; çekişme, hafif kavga; f. çatlşmak; çekişmek. skirmish drill ask. çarpışma talimi. skirmish line seyrek asker. saffu skirmisher i., ask. avcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabani şeker havucu, bot. Sium sisarum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. etek; eteklik; semerin sarkık yan tarafı: kenar; (argo) kız; f. eteklik ile örtmek; kenarında olmak, kenar olmak; kenarından geçip gitmek, kenarda oturmak; baştan savmak, kaytarmak. skirt dance geniş ve uzun eteklikle edilen dans. skirting boar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kenar tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hicivli kısa oyun veya yazı; şaka, latife.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe kayarak veya aceleyle gitmek, suyun yüzünde kayarak gitmek: kaydırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ürkek (at); utangaç; oynak, hafif; aldatıcı, hilekar. skittishly z. ürkekçe . skittishness i. ürkeklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. dokuz kuka oyunu. Life is not all beer and skittles Hayat hep eğlenceden ibaret değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ince tabakalar halinde yarmak (kösele).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins ince kösele; köseleyi tabaka tabaka kesmeye mahsus bıçak; köseleyi böyle kesen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) erkek fanilası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

social relation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

social intercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deluge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water flood. inrush of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water flood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. botanik). Su içinde yetişen bir bitki çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TESKİB) (ka ile) (i A «sakb» dan masdar). Delme, delik açma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «saki» den masdar) Ağırlaştırma, ağırlığını arttırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «taşmak» tan). T. Taşmış, dışarı çıkmış, fazla gelip artmış. 2Çok gelip yatağından dışarı yayılmış: Taşkın çay, su. 3. Coşkun, azgın, haşarı: Taşkın adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overflowing. excessive. boisterous. ebullient. effusive. expansive. exuberant. gushing. intemperate. rambunctious. rumbustious. volcanic. disorderly. flood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effusive. exuberant. frenzied. full. irrepressible. overflow. overflowing. excessive. flood seylap. feyezan. boisterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boisterous. effusive. excessive. flood. flooding. overflow. overflowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Taşmış halde bulunan. Coşkun. Aşırı. 2.Akarsuların yatağa sığmayacak miktarda su taşıması sırasında meydana gelen su yayılması olayı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Taşkın). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Coşkulu, coşkun kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Taşıp artan şeyin hâli, artıklık. 2. Suların çok gelip yatağından dışarıya yayılması. 3. Şiddetli hücum. 4. Coşkunluk, azgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effusiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frenzy. furore. rampage. overflowing. flooding. excess. impetuosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked lack of restraint. rowdiness. boisterousness. impetuousness. excessive exuberance. rowdy and unrestrained behaviour. abandon. frenzy. intemperance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı taçyapraklı ikiçeneklilerden bir familya. Örnek bitkisi taşkıranotudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taşkırangillerden bir bitki (saxifraga).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekUden) (c. teşkilât). 1. Bir şeye bir şekil ve biçim-verme, bir şekle koyma, belirli bir şekilde meydadana getirme. 2. Birleştirme, husule getirme, vücut verme. 3. (c.). Tertibat, tanzimat, icraat, ıslahatla alâkalı işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation. organization. forming. organizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formation. forming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تشکيل] şekillendirme, oluşturma. 2.kurma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

oluşturmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kuruluş, organizasyon. (bk.) Teşkil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. organized group. corps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to organize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unorganized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unorganized state. lack of an organize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calming. tranquillization. remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تسکين] yatıştırma, sakinleştirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yatıştırmak, sakinleştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yatışmak, sakinleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sükûn» dan). Yatıştırma, durdurma, sükûn buldurma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sükût» tan). Susturma (iskât gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «saky»dan). Su verme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vurdumduymaz, duygusuz, yüzü pek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hassas, yufka yürekli, duygulu, ince hisli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tüskürmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iç etekliği; astar veya duble.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maharetsiz, hünersiz; maharet gerektirmeyen. unskilled labor kaba iş; kaba iş yapanlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. maharetsiz, hünersiz, beceriksiz, ustalıksız, ihtisassız, tecrübesiz, acemi. unskillfully z. hunersizce, beceriksizce, acemice. unskill fulness i. beceriksizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relations of production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keçikulağı da denilen bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Tahıllardan çekilen ve damıtılarak yapılan bir çeşit ağır alkollü içki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scotch. whiskey. whisky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whisky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiskey. hoo t ch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. su kayağı yapmak; i. su kayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bağlaç) -iken, süresince, müddetince; olduğu halde, olmakla beraber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarap tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yetişmiş, evlenme çağına gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. grown. grown-up. adult. grown up. grown-up. major.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. grown. grown-up. old enough to gety married. mature. skilled. marriageable. nubile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by