Soba Borusu | Soba Borusu ne demek? | Soba Borusu anlamı nedir?

Soba Borusu | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: soba borusu

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kül. ash can kaloriferden alınan küllerin konulduğu varil. ash hole kül yeri, külhan ashpan (i). sobadaki ateşten düşen külü tutan kap veya çekme, küllük. ashpit (i). kül veya çöp çukuru, külhan. ash tray sigara tablası, kül tablası. Ash Wednes

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayakkabı,soba. v.b. boyası

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kazan, buhar kazanı; ing. su ısıtmada kullanılan ocak veya soba; sıcak suyu muhafaza etmekte kullanılan kazan. boiler compound kazan taşına karşı kullanılan kimyasal bileşim. boiler emplacement kazan ayağı. boiler fittings kazan takımı. boiler incrusta

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçi boş üstüvâne. Ar. enbûbe, karn. Kurşun, demir, saç boru, soba borusu. 2. Dilsiz ve perdesiz olarak nefesle çalınan bir çalgı Aleti ki helezonî şekilde bir maden borudan ibarettir. Boru çalmak, yuf borusu, mec. Boş saçma, mânâsız şey. Boru gibi ötmek = Gür sesli olmak veya mânâsız, münasebetsiz söylemek. Ağaç borusu = Istramonye. Boruçlçeği = Turuncu, boru gibi bir çiçek kl çardağa çıkar ve duvara tırmanır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Camlı çerçevelerle bölünmüş yer, camlı bölme, yalnız bir kısmı açılıp kapanır camlı büyük kapı veya pencere: Soba camlığı. 2. Çiçek kışlağı, küçük limonluk.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çin’de yapılan iyi cins tabak vs. 2. Duvar yüzünü kaplamaya mahsus sırlı nakışlı levhacıklar. 3. Üzeri mineli tuğla: Çini soba, çinili köşk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soba borusu anahtarı, sürgü, kapak; (müz). sindirici, pedal; çalgının sesini kesmeye mahsus bir çeşit yastık; (mak). ses titreşimini veya elektronik sinyalleri azaltan araç.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (uyd. k.) 1. Yeryüzünde hava basınçları eşit olan noktalar. 2. Bu noktaların meydana getirdikleri eğri, isobar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Rüzgârla dönen, tekerlek şeklinde bir çocuk oyuncağı. 2. Rüzgârın geldiği tarafın aksine çevrilip tütmesine engel olmak için ocağın veya soba borusunun tepesine konan döner şapka. 3. Odaların içine taze hava almak için camlara takılan tenekeden döner pervane. Fr. •girouette. 4. mec. Dolap, hile: Fırıldak çevirmek = Hile ve tuzak kurmak. Meharetle muvaffak olmak. Fırıldak tezgâhı = Demirci Aletlerinden bir çark.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kandil ve muma konulan pamuktan bükülmüş ip. Fitil emdiği yağla yanıp ortalığı aydınlatır: Kandilin fitili bitti; bu mumların fitilleri pek kalın. 2. En evvel icat olunan tüfek ve topların falyelerine konulan kaytan ki, bir ucu tutuşturulup ateş falye deliğine ulaşınca içlerindeki barut parlayıp silâh boşanırdı: Tüfek, top fitili. 3. Merheme batiniıp yaraya geçirilen uzun tiftik. 4. Kumaşın altına kaytan gibi bükülmüş bir şey konup dıştan kabarık yol gibi görünen dikiş: Fitil yapmak; fitil çevirmek. Fitili almak = Birdenbire hiddet edip parlamak. İdare fitili = Eskiden kullanılan pek az yağ yakan ve az ışık veren kandil. Burnundan fitil fitil gelmek = Edilen fenalığın karşılığını görmek. Fitiltaşı — Cam gibi şeffaf, kâğıt gibi yumuşak ve kolay kesilir, ateşte yanmaz bir maden ki, soba, kapı ve pencerelerine ve buna benzer şeylere takılır. Osm. hâcer-i fetîle, dağ keteni, Fr. amiante. Fitil vermek = Kızdırmak, azdırmak, (denizcilik) Fitil tahtası = Geminin iç kaplamasından iki lumbar arasında kaplanan tahtalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Benjamin Franklin tarafından icat edilen önü kapaklı bir çeşit soba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ısıtıcı şey, soba, ocak, radya tör; bir şeyi ısıtan işçi; ABD, argo tabanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sırtta tuğla veya harç taşımaya mahsus uzun saplı bir çeşit tekne; sobanın yannıda bulundurulan kömür kovası.

Yabancı Kelime

Fr. isobare

coğ. eş basınç

Hava basınçları eşit olan yeryüzü noktalarını birleştirdiği varsayılan eğri.

Genel Bilgi

17. yüzyılda Macaristan’ın Sobatzka Kalesi’nin Osmanlı muhafızları çok sevdikleri bir koçu özenle besliyorlardı. İkinci Viyana Kuşatması ile başlayan felaketli devirde kale Almanlar tarafından kuşatıldı. Kurtuluş imkanı göremeyen askerler bir sabah vakti kaleden fırlayarak düşmanı yarıp Budin yoluna doğru yöneldiler. Onlarla beraber fırlayan koç da sahiplerini yalnız bırakmamış iri boynuzları ile önüne çıkan düşman askerini yaralayarak, kendini tutturmadan askerlerle beraber Budin’e gelmişti. Bu gazi ve cengaver koç Budin’de büyük bir şöhret kazandı. Ancak ne yazık ki aynı yılın kurban bayramında kesildi!

Türkçe Sözlük

(f.). Kalburdan geçirilmek, kalburla elenmek: Buğday bu kalburla kalburlanmaz; bu kömür çok tozlu olduğundan kalburlanmadan sobada kullanılamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tutuşturmak, yakmak; alev lendirmek, uyandırmak; alev gibi aydınlatmak; tutuşmak, yanıp tutuşmak; yanmak, ateş almak; parlamak; uyanmak, canlanmak. kindling wood sobayı tutuşturmak için ufak odun, çıra.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Havasız yerde yakıldıktan sonra söndürülmüş odundan ibaret siyah madde ki, tekrar yakılıp mangal içinde ısıtmak için ve mutfakta yemek pişirmek için kullanılır, Ar. fahm: Kışlık kömürü tedarik etmek; odun, kömür almak; kömür yakmak; kömür başa vurmak; kömür kayığı. Maden, taş kömürü = Yerin altından çıkan, pek ziyade ısı veren, vapur, lokomotif ve sobalarda vs. kullanılan siyah madde. 2. Siyah, kapkara: Kömür gözlü, kömür kaşlı.

Türkçe Sözlük

(I.). Arkasına düşen, takip eden. Yelkovan = 1. Rüzgâra göre dönen şey kl, rüzgârın semtini göstermek İçin yüksek yerlere konulur. 2. Ocağın veya soba borusunun tepesine konup rüzgârın takip ettiği tarafa doğru dönerek tütmeye engel olan başlık. 3. Saatin Ikl İbresinden, dakikaları gösteren uzunu (diğerine «akrep» denir).

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Ateş tutmeya veya ateşten bir şey çıkarmaya mahsus demir veya pirinçten çatal Alet: Mutfak, soba, mangal maşası. 2. Maşa şeklinde çeşitli Aletler: Saat maşası. Maşanın ucu ile tutmak = mec. İğrenmek, pis şeyden kaçınmak: O adam öyle berbattır ki, maşanın ucuyla bile tutulmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göbek, büyük ve şiş karın; şişkin karınlı adam, göbekli kimse; kenarları şişkin soba. potbellied s. göbekli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Demirden levha, demir tahta: Saçtan mangal, sac döşetmek. 2. Saçtan kubbe ve koni şeklinde bir mutfak Aleti kl, tepsinin üzerine konulup üstüne ateş konup tepsideki yemek pişirilir. 3. Saçdan yeni levha hâlinde demirden yapılmış: Saç soba, saç mangal.

Türkçe Sözlük

(i.) (Almanya’nın Sachsen = Saksonya devletinin adından). Kışın soba ve limonluk içine alınan çiçek, ağaç vs. bitkilerin dikilip yetiştirildiği toprak, tahta, porselen vs. kap: Saksıda karanfil, portakal yetiştirmek. Saksıgüzeli = Kaya koruğuna benzer bir bitki.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir çeşit küçük kömür sobası.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. En yaygın başlıklardan biri: Hasır şapka, silindir şapka. 2. Gemi direğinin tepesindeki tekerlekcik. 3. Soba borusunun tepesindeki döner fırıldak. Şapkayı ters giymek, yere vurmak = Hiddet etmek. Şapkayı çıkarmak = 1. Saygı göstermek 2. Yaltaklanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soba yanına konulan madeni kömür kovası.

Türkçe Sözlük

(i.). Hararet, ısı: Sobanın sıcaklığı uzaktan hissolunur.

Türkçe Sözlük

(f.). Karartmak: Sobacı duvarı siyahlattı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçinde ateş yanan ve dumanı bir saç boru ile dışarıya çıkarılan ısıtıcı; çeşitleri olur: Çinî, saç, dökme soba: Mutfak sobası = Üzerinde yemek pişirmeye mahsus olanı; fırını ve su ısınacak yeri de vardır. 2. Kışın soğuğa dayanamayan çiçek vesair bitkileri saksı ile koymak ve mevsimsiz çiçek, meyve yetiştirmek için üstü ve güneşe bakan tarafları camla örtülü, mahfuz ve içinde ateş yanan kap. (mec.): Sobada yetişmek = Pek çabuk ilerlemek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heater. stove. kiln. furnace. heating stove.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Japanese buckwheat noodles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Japanese noodle made from buckwheat flour The buckwheat gives soba a dark brownish gray color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Buckwheat from which is made a wide variety of noodles. buckwheat noodles; a common, cheap food.

Türkçe Sözlük

(i.). Soba yapan, soba kuran veya tâmir eden işçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, alan, meydan; mesafe, aralık, fasıla; müddet; feza, uzay; matb. espas, iki kelime arasını açmak için kullanılan maden parçası; müz. ara; mat. uzam, vusat. space bar (daktiloda) aralık tuşu, espas tuşu, atlama tuşu. space heater A.B.D. soba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soba; fırın, ocak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soba borusu. stovepipe hat A.B.D., k.dili. silindir şapka.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (F. «telk» ten Ar.’laşmış). Şeffaf taş şeklinde bir mâden ki, cam yapılmasına yaramakla beraber ateşe dayandığından ve kâğıt gibi makasla kesildiğinden sobanın kapı ve deliklerine konur ve böyle işlerde çok kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «tâb-hâne» den). 1. Fakirlerin sığındıkları sıcak yer. 2. Ateşle ısıtılan çiçeklik, sobalı çiçeklik. Tavhane gibi = Karma karışık, altüst, muntazam olmayan.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duman çıkarmak,duman veya buhar yaymak: Yeni söndürmüş oldukları odunlar hâlâ tütüyordu. 2. (ocak vesaire) Dumanı çekemeyip odanın içine yaymak: Bu ocak, bu soba tütüyor. Gözde tütmek = Fazla ve hasretle arzu olunmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ateşe vermek: Barakaları yakmışlar, bu kış çok odun yaktık. 2. Tutuşturmak, alevlendirmek: Biraz ateş yakalım, sobayı yakalım mı? Mumları yakın. 3. Çok ısınmak, çok sıcak olmak: Bugün güneş yakıyor. 4. Acıtmak, biber gibi keskin bir acı ile tesir etmek: Hardal dilimi yaktı, bu ilâç çok yakıyor. 4. mec. Aşka düşürmek: O kız biçareyi yaktı. 6. mec. Çok zarar vermek: Adam bu çürük malı satarak beni yaktı. Başını nâra yakmak = Belâya düşürmek. Abayı yakmak (argo) = Aşık olmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tutuşmak, parlamak, alevlenmek: Ateş yandı, soba daha yanmadı. 2. Ateş alıp kül olmak: O konak yandı. 3. Ateşte lüzumundan fazla kalmak, çok pişip yanmış gibi olmak: Yemek yandı. 4. mec. Çok elem, keder veya aşk ve hicran çekmek. 5. Zarar ve ziyan görmek, ders almak: Avdan yandım. 6. Dert anlatmak: Yanıp yakılmak. 7. Oyunu kaybetmek: Ben yandım. 8. Çok üzülmek, acımak: Şu çocuğun hâline yanıyorum. Birinin nârına yanmak = Biri yüzünden zarar görmek. Can yanmak = Ders ve ibret alacak surette zarar görmek. Yanıp yakılarak = Büyük bir üzüntüyle: Dostunun vefatını yanıp yakılarak anlatıyordu. Yana yana = Yürek acısıyle.