Sol ne demek? | Sol anlamı nedir? | Sol

Sol anlamı nedir?

Sol ne demek?

Sol anlamı nedir?

Sol | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sol

Türkçe Sözlük

(i. L.) (musiki). Fa ile lâ arasındaki ses. Sol anahtarı = Üzerinde bulunduğu porte çizgisini sol okutan anahtar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İki tarafın biri, sağ’ın zıddı, Ar. yesâr, Fars. çep: Oradan sola saparsınız. 2. Sol tarafa düşen, solda olan: Sol kol, sol el, sol göz. Sol kol = Ordunun sol kanadı, Ar. meysere; Sol kolağası = Eskiden kıdemli yüzbaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu, o, ol: Şol Tanrı hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left. left-hand. left. sinistro-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gold; so called from its brilliancy, color, and value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable applied in solmization to the note G, or to the fifth tone of any diatonic scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tone itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sou.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver and gold coin of Peru.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The silver sol is the unit of value, and is worth about 68 cents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluid mixture of a colloid and a liquid; a liquid colloidal solution or suspension. the syllable naming the fifth note of any musical scale in solmization ancient Roman god; personification of the sun; counterpart of Greek Helios a colloid that has a co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a colloid that has a continuous liquid phase in which a solid is suspended in a liquid. ancient Roman god; personification of the sun; counterpart of Greek Helios. the syllable naming the fifth note of any musical scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the fifth degree of the major scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solenoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The monetary unit in Ironrealm, now used heavily via electronic methods, such as credit, but originally copper coins about the size of quarters with the image of a rising engraved into the surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sol Rising, and sponsors public readings and other events Head librarian is Lorna Toolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unix Host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of Earth's sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standards Of Learning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sticker On Label.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Sun, central power source of our solar system The Sun stands for the individuality in the nativity It rules Leo and is exalted in Aries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colloid with solid particles suspended in a liquid Examples are protoplasm, starch in water, and gels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A computer language that was a prototype for IDL.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş; eski Romalıların güneş tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. koloidal eriyik, koloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. sol noktası, gamda beşinci nota.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kâmil, tam; halis, sade, saf; mutlak, sonsuz, nihayetsiz, kayıtsız şartsız; gram soyut, mücerret; ki,sisel değer ölçülerine bağlı olmayan absolute ceiling hav azami yükseliş haddi absolute pitch (müz). bir notanın frekansı; bir sesin perdesin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suç, günah veya cezayı affetme; Katolik kilisesinde günahlarrn affolunduğunu papazın ilân etmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mutlak oluş, mutlakıyet doktrini mutlakçılık; (pol). mutlak idare, kayıtsız şartsız kral hâkimiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kralların kayıtsız şartsız hakimiyeti taraftarı, mutlakıyetci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suç, günah veya cezayı affetmek yahut bunu ilân etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aerosol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

top billing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Genel Bilgi by

Sağlık Bilgisi

Bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir. Genellikle 5 grupta toplanırlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kıl kurtları

- Kamçı kurtları

- Kancalı kurtlar

- Şerit

Aşağıdaki reçeteler bağırsak solucanlarını düşürmek için kullanılır; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabuğu konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah aç karnına 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. T. L.). En yüksek rütbeli konsolos.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başta ol, önder ol.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quickly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın iç gömleği, kaskorse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zebercet, sarı yakut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneşin etrafında olan veya dönen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tesellisi mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teselli, avunç; teselli vesilesi veya sebebi. consolation prize teselli mükâfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teselli edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teselli etmek, avundurmak. be consoled avunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konsol; radyo kasası; (mim). balkonlann altına konulan süslü destek, dirsek; (müz). orgun tuşlarını havi kısım. console mirror konsol aynası. console table konsol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleştirmek, birleşmek; pekiştirmek, pekişmek, takviye etmek, saglamlaştırmak; (tic). konsolide etmek. consolidated debts (tic). konsolide borçlar, vadesi uzatılmış borçlar. consolidated school (A.B.D). ve Kanada'da birkaç mahallenin çocuklarının

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birlik, birleşme, birleştirme, sağlamlaştırma, takviye; borçları birleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). devlet tahvilâtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). boş bırakmak, harap etmek, viran etmek, perişan etmek; yalnız bırakmak, kimsesiz bırakmak; kederlendirmek, meyus etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). terkedilmiş, metruk, ıssız, tenha, boş, perişan, harap; kimsesiz, yalnız. desolately (z). terkedilmiş olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haraplık, perişanlık, viranlık; virane, harabe; kimsesizlik, yalnızlık; keder, yeis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teselli kabul etmez, çok kederli; acıklı. disconsolately (z). kederle. disconsolateness (i). keder, teselli kabul etmez durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). erir, eritilebilir, hallolunur; çözülür; fesholunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ahlaksız, çapkın, sefih. dissolutely (z). ahlaksızca, sefihçe disso- luteness (i). ahlaksızlık, sefahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eritme, erime; ayırma; tatil etme; sona erme; ölüm, zeval.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eritmek, erimek, halletmek, hallolmak; ,çözmek, açmak; feshetmek, dağıtmak; izale etmek, yok etmek; zeval bulmak; televizyon veya filimde iki görüntüyü karıştırarak değiştirmek. dissolve into tears gözyaşları boşanmak. dissolvable (s). erir,eritil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. zemin katı ile birinci kat arasındaki kat, asma kat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honorary consul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a false note. faulty. false.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). yağ içinde eriyebilen (vitamin).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D benzin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok parlak bir çeşit aynüşems taşı, opal; yerelması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlaşılmaz sesler veya sözler; bilinmeyen veya hayali bir dilde konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dilbilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) pençe vurmak (ayakkabı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

duyulmak, hissedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sıvı halindeki koloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erimez; ayrılmaz, sabit. indissolubly z. birbirinden ayrılmaz surette; çözülmez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar. Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarım kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Artık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar.

Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarını kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Arlık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak bulunmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha ‘uygun olabilirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, kalıtımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yansının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her iki yarısının da bir birinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşitli görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özdeştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki ‘left’ kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan ‘lyft’ kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki ‘right’ ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. güneşe maruz bırakmak, güneşlendirmek. insola'tion i. güneşe maruz bırakma; güneşe serip kurutma; tıb. güneş çarpması; tıb. hastaya güneş banyosu yaptırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayakkabının iç astarı; kundura içine konan taban astarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küstah,terbiyesiz, arsız. insolence i. küstahlık. insolently z. küstahça, cüretkârca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erimez; halledilemez, izah olunamaz, çözülemez. insolubly z. halledilmez surette. insolubility i. erimemezlik; çözülemezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hallolunamaz, izah edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. borcunu ödeyemez, iflâs etmiş; borcu kapamaya kâfi olmayan; i. müflis kimse. insolvency i. müflislik, iflâs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teselli kabul etmez, avutulamaz. inconsolably z. teselli kabul etmez şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kararsız, mütereddit, duruksun, ikircimli. irresolutely (z.) kararsız bir şekilde. irresoluteness, irresolu'tion (i.) kararsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ayırmak, tecrit etmek; (kim.) bir maddeyi başka maddelerden ayırmak; karantinaya almak,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tecrit, ayırma, tek başına bırakma veya bırakılma, ayrı koyma. isolationism (i.) tecrit politikası. isolationist (i.) kendi memleketinin diğerlerinden ayn hareket etmesi taraftarı, tecrit politikası taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlandığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin almayacağı kadar pahalı idi. Zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı. Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha hızlı ilikleyebiliyorlardı Bu nedenle, terziler dügmeleri hizmetçilerin sağına, hanımların ise soluna gelecek şekilde diker oldular.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. console). Ayna altına konulan çekmeceli dolap veya raflı masa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cantilever. console. chest of drawers. dresser. cantilever. console table. tallboy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

console. chest of drawers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest of drawers. chest. bracket. consolate. console table. commode. console. tallboy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. consolidation

ekon. süreletme

Kısa vadeli bir devlet borcu yerine uzun vadeli bir borç oluşturulması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. consolide). Esham evrakı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidated. perpetual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidated dept. consolidated debt. unified debt. funded debt. funded liability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidated budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.). Esham ve diğer parayla ilgili senet ve tahvillerin alım satımını meslek edinen ve bunlarla bir nevi kumar oynayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (L. consulus). Bir devletin, tab’alarının çeşitli işlerini görmek üzere’ yabancı devletlerdeki bir şehre tayin ettiği diplomat, Osm. şehbender, Fr. consul. General konsolos = Başkonsolos, Osm. başşehbender, Fr. consul gâniral. Vis konsolos = Osm. şehbender vekili, Fr. vice-consul, konsolos muavini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk binası, dairesi ve makamı, Osm. şehbenderhâne, şehbender konağı, dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şehbenderlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consular. consulate. consulship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate. consulship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate. consulate building. duties or rank of a council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kırlangıç balığı familyasından, dikenli ve çarpıcı bir balık (Lat. galeus canis).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güneşle aynı ilişkisine veya hareketine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lizol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanatla süslenmiş büyük türbe, mozole; eski Karya kralı Mausolus için Bodrum'da inşa edilmiş olan ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan türbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be engraved in (one's mind or memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hastalıkları sınıflandırma ilmi; hastalıkların sınıflandırılmış olduğu liste; belli bir hastalığın özellikleri. nosolog ical (s.) hastalıkları sınıflandırmayla ilgili. nosol'ogist (i.) hastalıkları sınıflandırma uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) modası geçmekte olan, seyrek kullanılan, az işlek (kelime, makina). obsolescence (i.) eskime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kullanılmayan, eski, modası geçmiş (kelime veya görenek); (biyol.) eskilerine oranla az gelişmiş. obsoleteness (i.) modası geçmişlik, eskimişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş şemsiyesi, güneşlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Plimsoll mark den. geminin kenarındaki su çizgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. pençe vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erir, eritilebilir; çözülebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. résolution

kim. çözünürlük

Bir maddenin başka bir madde içinde çözünme özelliği.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. azimkar, kararlı, sebat ve metanet sahibi, kuvvetli; yiğit, cesur. resolutely z. azimle, kararlı olarak, sebat ve metanetle. resoluteness i. azimkârlık, azim, kararlılık, metanet; yüreklilik; cesaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çözme; ayrışma; müz. çözüm; çözülüm; sebat, metanet, azim, karar; teklif, önerge, önerme, resmi karar; cesaret, mertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karar vermek, tasarlamak; karar vermesine sebep olmak; parçalara ayırıp incelemek; çözmek; halletmek, açıklamak; oy ile kararlaştırmak; iyi yönde değiştirmek; müz. çözmek; tıb. eritmek; i. karar, niyet, tasarlama. resolve on karara varmak. res

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. azimli, kararlı; kararvermiş veya verilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir şeyi öğelerine ayırma gücü olan; i. eritici madde; tıb. bir şişi gidermeye yarayan hazır ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit et veya balık böreği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Fr. yağda pişirilip kahverengi olmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on both sides of sth / sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Almanya’da federal başbakan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. sexologue

cinsellik bilimci

Cinsellik bilimi uzmanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Cinsiyet İlmi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. sexologie

cinsellik bilimi

Cinsellikle ilgili sorunların incelendiği bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ince iç tabanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treble clef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gam notalarını sesle vermek; i. notaların isimleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. solus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teselli, teselli sebebi; f. teselli etmek, kederini hafifletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sol elini kullanan, sol eliyle iş gören, Ar. yesârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden padişah hizmetinde bulunan bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left-hand. southpaw. left-handed. left-hander. southpaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left-handed. left-hander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left-handed. cack handed. left- handed person. left handed. lefty. potty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left handedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left-handedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sümsük kuşu, zool. Sulidae.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güneşle ilgili; güneşe göre hesaplanan; güneş etkisiyle meydana gelen, şemsi. solar eclipse güneş tutulması, gün tutulması, küsuf. solar month ay. solar plexus anat. güneş sinirağı; k.dili. karın boşluğu. solar spectrum güneş tayfı. solar spots g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş banyosu yapılan etrafı camla çevrili yer, solaryum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. güneş ışığına maruz bırakmak; foto. klişeyi güneş ışığına fazla maruz bırakarak bozmak. solarization i. güneş ışınlarının etkisi; foto. klişeyi güneşe fazla maruz bırakarak bozma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. solarium

güneşletici

Yapay yolla bronzlaşmayı sağlayan aygıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solarium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solarium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -tia) tazminat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Ay ışığının azalması, solması. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sosyalist düşünceleri olan, sosyalist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leftist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leftist. lefty. flush left.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. sell.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lefty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the left.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

left.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. lehim; yapıştırıcı madde; f. lehimlemek; yapıştırmak. soldering iron havya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. asker, nefer, er; karınca yuvasının bekçiliğini yapan iri karınca; f. askerlik yapmak; k.dili. işten kaçınmak, çalışır görünmek, kaytarmak. soldier of fortune bir çıkar veya macera için askerlik yapan kimse. an old soldier eski asker; tecrübeli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. askerler, asker sınıfı; askerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -di) eski bir İtalyan parası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discoloration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Soluk hâle getirmek: Kuraklık bu çiçekleri soldurdu; Güneş perdeleri soldurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discolor. discolour. fade. wither. blanch. decolor. decolorize. decolour. decolourize. etiolate. pale. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fade. to cause sb to fade. discolour. pale. wilt. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. taban, ayak veya ayakkabı tabanı; f. ayakkabıya pençe vurmak. sole leather taban köselesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dilbalığı, zool. Solea vulgaris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek, yalnız, biricik, yegâne, başlı başına; huk. evlenmemiş, bekâr. solely z. yalnız, ancak, sadece.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dilbilgisi kurallarının dışına çıkma; deyim hatası; aykırı tutum veya davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağır başlı, vakur; heybetli; ciddi; kutsal veya aziz tutulan; dinsel, dini törenle yerine getirilen; resmi, kanuna uygun. solemnly z. ciddiyet ve vakarla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağır başlılık, vakar; ciddiyet; kutlama töreni; dini tören; heybet; heybet verici şey; huk. resmiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. -nise f. resmen icra etmek; resmi ayin yapmak. solemnization i. resmen icra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ziyafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banquet. feast. exhibition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feast. symposium. banquet. big party. fête.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - En üst idareci tarafından bütün halka verilen, dini ve içtimai fonksiyonları olan yemek, ziyafet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. solenoit, sarmal bobin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mak. taban levhası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. kükürt benzeri gazlar yayan volkan ağzı; püskürme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -gi) müz. solfej.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Nota okumak ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solfège. solfeggio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solfegé.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Solmuş, soluk renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colourless. green. pallid. white. pale. faded. wilted. pasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pale. faded. wilted. dead. mealy. pallid. peaky. sickly. wan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow pale / dim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paleness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paleness. fadedness. pallor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. rica etmek, rica ederek istemek, rica ederek davet etmek; yalvarmak, kışkırtmak, tahrik etmek, teşvik etmek. solicitation i. isteme, talep, rica; davet, tahrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rica eden kimse, aracı; devlet dairesinde hukuk müşaviri; İng. davavekili. Solicitor General başsavcı, müddeiumumi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meraklı, endişeli, vesveseli; istekli, arzulu. solicitously z. merakla, endişe ile. solicitousness i. meraklılık, endişelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merak, kuruntu, vesvese; arzu, iştiyak; endişe konusu olan şey, dert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. katı; sağlam; som; pek, sıkı, yoğun; kesiksiz; bütün, tam; gerçek; birleşik; üç boyutlu; güvenilir, devamlı, kesintisiz, fasılasız; i. katı madde; üç boyutluluk. solid comfort ciddi ve sürekli rahat. solid food katı yiyecek. solid geometry uzay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. transistorlu; radyo tüpü olmayan. solid-state physics katı maddelerle uğraşan fizik dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sıradan sabit disklerin aksine hareketli parça bulundurmayan, yüksek başarımfı, tak ve çıkar depolama alanı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Fransızca solidariste toplum bilimi "Dayanışmacılıktan yana olan." anlamındaki bu söz için dayanışmacı karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. solidariste

top. b. dayanışmacı

Dayanışmacılıktan yana olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dayanışma, tesanüt, birlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sosyoloji). Bir topluluğun fertleri arasında dayanışma olmasını lüzumlu sayan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Fransızca solidarisme toplum bilimi "Bir topluluğun bütün bireyleri arasında bir dayanışma bulunmasını toplu durumda yaşamanın gereklerinden sayan ve bireycilikle ortaklaşacılık arasında yer alan öğreti." anlamındaki bu söz için dayanışmacılık karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. solidarisme

top. b. dayanışmacılık

Bir topluluğun bütün bireyleri arasında bir dayanışma bulunmasını toplu durumda yaşamanın gereklerinden sayan ve bireycilikle ortaklaşacılık arasında yer alan öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. katılaştırma; mücessem şekil verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. katılaştırmak, katılaşmak; tahkim etmek, kuvvetlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -di) Lat. Bizans İmparatorluğunda altın sikke; taksim işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., ilah. halas için yalnız imanın kafi olduğuna inanan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi kendine konuşma. soliloquize f. kendi kendine konuşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, fels. tekbencilik, solipsizm. solipsist i. tekbenci kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. solipsisme

fel. tekbencilik

“Yalnız ben varım, benden başka her şey yalnızca benim tasarımımdır” diyen, öznel beni bilinç içerikleriyle birlikte tek gerçek, tek var olarak kabul eden görüş.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Tek başına veya eşlikle gene tek başına musiki icrâ eden san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soloist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soloist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek taş mücevher; tek başına oynanılan kağıt oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yalnız, münferit; ıssız, tenha; kasvetli; tek, bir; tek başına; i. münzevi kimse. solitary confinement hücre hapsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yalnızlık, tek başına olma; ıssız yer, tenha yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karayolunda öndeki vasıtayı sol tarafından geçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overtake. pass. to cross over to the left side of the road. to overtake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass a vehicle on its left side. to steer to the left. to overtake. overtake on the left.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda zırhı tamamlayan esnek çelik ayakkabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Solmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fading. discoloration. discolouration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discolouration. withering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fading. discoloration. wane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rengini ve parlaklığını kaybetmek, sararmak: Çiçek koparılınca çabuk solar; hastalıktan sararıp solmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fade. wither. be discolored. be discoloured. change colour. whiten. die. die away. die down. discolor. discolour. droop. pale. wane. wear. wear away. wilt. wither up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fade. pale. wither. to fade. to wilt. to become pale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get pale. to fade to wilt. discolour. fade. faint. wane. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colourfast. fast. non-fading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guaranteed not to fade. fade proof. fast. nonfading. unfading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Her zaman taze, körpe ve genç.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. solfej, solfej yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (musiki). Tek ses veya çalgının icrâsına mahsus musiki eseri veya eserin belirli bir parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tune, air, strain, or a whole piece, played by a single person on an instrument, or sung by a single voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Performing, or performed, alone; uncombined, except with subordinate parts, voices, or instruments; not concerted. a flight in which the aircraft pilot is unaccompanied any activity that is performed alone without assistance a musical composition for one

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any activity that is performed alone without assistance. a musical composition for one voice or instrument. a flight in which the aircraft pilot is unaccompanied. fly alone, without a co-pilot or passengers. perform a piece written for a single instrument

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

If you want to listen exclusively to one track, you can mute all other tracks Alternative: Select a track to 'solo' [See also: MUTE ]. n/vb abbreviation for free solo, climbing without protection or aid. one singer or performer performing with or without

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To perform alone or as the predominant part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bicycle for one rider, as opposed to a tandem; a normal bicycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Your first totally unassisted flight that results in a controlled landing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A canoe designed for a single paddler, seated amidships, using either the traditional canoe paddle or the double-bladed kayak paddle In most cases, a better option for odd numbered parties than traveling three to a canoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A passage in which one musician improvises new melodies, usually with the accompaniment of a rhythm section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Goal! The spiritual state that all Ab initios strive for On my own at last God isn't it quiet in the back Isn't this wonderful Boy isn't this going to cost me a lot in the pub tonight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sing or play an instrument without accompaniment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A condition of flight that can only exist when the pilot is the sole occupant of the aircraft, i e , no passengers or instructor Applicants for pilot certificates must log at least a specified amount of solo time for each certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An independent musical part taken by a single singer, often lasting less than one measure at the start or end of a vocal line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Most common meanings: In Free Improvisation, unaccompanied - in Jazz, accompanied by a rhythm section - in Rock, accompanied by a cast of thousands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A function commonly found on mixing consoles, soloing a channel is the opposite of pushing a mute switch; solo mutes all channels EXCEPT the one being soloed In general, solo only affects signals in the control room monitors, or headphones on a live conso

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Sounding Oceanographic Langrangian Observer, a second-generation ALACE float designed to correct the design flaws of the latter The SOLO uses a single-stroke hydraulic pump allowing full up-down control, and eliminates the internal oil bladder

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any flight time during which the Pilot in Command is the sole occupant of the aircraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A passage or composition for a single voice or instrument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solo , solo attempt , solo run , standalone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.-s,-li) s., f. solo; iskambilde iki veya üç ortağa karşı tek başına oynanan oyun; s., müz. tek ses veya çalgı için, solo; f. tek başına uçak kullanmak (ilk olarak). soloist i. solist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti Süleyman. solomonic s. Hazreti Süleyman gibi dirayetli, hikmet sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mührü Süleyman, bot. Polygonatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. tar. Atinalı kanun koyucusu Solon; dirayetle, kanun yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gevşek, sarkık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sölpük hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. gündönümü, gün durumu. summer solstice yaz gündönümü. winter solstice kış gündönümü. solsti'tial s. gündönümüne ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eritilebilir, halledilebilir; çözülebilir, halli mümkün. solubility, solubleness i. erime kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toprağın içine sokulan ayaksız kurt türü. 2. Sarsakların içinde yaşayan bir cins uzun kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angleworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worm. earthworm. ascarid. roundworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthworm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tansy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer solucanı, tenya gibi vücutları uzun, ayaksız hayvanları içine alan kol.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(tanacetum vulgare): Bileşikgiller familyasından; Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesinde doğal olarak yetişen bir bitkidir. Taze bitkinin çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i,). Az bir hareketle nefesi darlaşan, bir çeşit nefes darlığı hastalığına uğramış: Soluğan adam; soluğan at. Deniz soluğanı = Fırtınadan sonra, seyrek ve soluk alırcasına sahile gelip çarpan dalga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nefes, teneffüs: Soluk almak, vermek. Soluk soluğa = Nefes nefesine, dar nefes alarak, fevkalâde acele ile. Soluk aldırmadan = Nefes almaya vakit bırakmaksızın, pek acele ile. Soluğu kesilmek = Artık tâkati kalmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rengini atmış, parlaklığı kaçmış, pejmürde: Soluk gül, çiçek, kumaş, yüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pale. colorless. colourless. dull. faint. faded. pasty. ashy. cadaverous. pallid. sallow. sick. sickly. wan. washy. watery. breath. breathing. exhalation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breath. dingy. faint. ghastly. pallid. puff. sickly. wind. pale. faded. withered. panting. a short time. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dim. dimmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe. respire. rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to breathe. to take a rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pale complexioned. waxen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windpipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathtaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of breath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geniş ve rahat nefes almak, rahatlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take a long deep breath. to have a rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take a breather. to rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sık sık ve sıkıntı ile nefes almak: Soluyarak geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe. inhale. pant. blow. draw in. respire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe. puff. to breathe heavily. pant. to breathe. to pant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Balıklarda nefes almaya yarayan organ, galseme

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Soluk alıp verme, teneffüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respiration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respiration. respiratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respiration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respirator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respiration system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respiratory system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respiratory system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( dişil) sola s., Lat. yalnız (özellikle sahnede yalnız bulunan oyuncu).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. erir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eriyik; erime, hal; mahlul; çare, çözüm; izah, halletme; tıb. bir hastalığın kriz devresi veya nihayeti; huk. borcun tesviyesi; mat. çözüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Solumasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb pant for breath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. halletmek, çözmek, cevabını bulmak; huk. tesviye etmek. solvability i. çözülebilirlik. solvable s. hallolunur, çözülür; erir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bütün borçlarını ödemeye muktedir; eritici; çözücü; i. çözümleyici şey; eritici sıvı. solvency i. bütün borçlarını ödeme iktidarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güneşin tam altındaki; tropikal; dünyasal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir sıvının asit ve alkali olduğunu anlamak için kullanılan boya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

litmus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

litmus. turnsole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

litmus paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. satılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. lehimini çıkarmak; eritmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. istenilmemiş, talep edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. suda eriyebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Tenya gibi vücutları yassı olan solucanlar takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Midye, de niz tarağı gibi yumuşakçalar sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve gösterişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemekten sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Resmi yemeklerdeki en sıkıcı durumlardan biri de budur. Sağ ellerini kullanan insanlar için sol elle çatala hükmetmeye çalışmak sıkıntı verir. Hele etin yanında, aynı tabakta pilav da varsa, sol eldeki çatalla pirinç tanelerini düşürmeden ağza ulaştırmak gerçekten alışkanlık ister. Bereket çorba kaşığı için böyle bir kural yok da sıcak çorbayı üstümüze başımıza dökmeden içebiliyoruz.

Çatal - bıçak ile yeme adabımızı, kökeni saray ve asil sınıfına dayanan Avrupa kültüründen almışızdır. Her zaman rahat hareket etmeyi seven Amerikalılar ise bu görgü kuralına pek uymazlar. Eti sağ ellerindeki bıçakla kesip, ellerindeki çatal ile bıçağı takas ettikten sonra sağ ellerine aldıkları çatalla yerler.

Yemekte eti kestikten sonra bıçağı masaya bırakarak çatalı soldan sağa alıp eti ağza götürmek, sonra çatalı sola, bıçağı tekrar sağ ele almak ve bu hareketi yemek boyunca tekrarlamak yemek yeme hızını düşürür. Yemeği yavaş yemek bazı toplumlarda yemeğe saygı ifadesi olarak görülürken, bazı toplumlarda ise bu davranış yemek adabı bakımından saygısızlık olarak karşılanır.

Bir görüşe göre Amerikalıların çatalı tutuş şekillerinin ardında rahatlık değil alışkanlık yatıyor. 1700’lü yılların ortalarına kadar Amerika çatalsız bir toplumdu. İnsanlar yemek yerken sadece bıçak ve kaşık kullanıyorlardı. Kaşık kesilen eti tutmaya yararken bıçak hem kesmeye hem de batırıp ağza götürmeye yarıyordu. Daha sonraları sofralardaki bıçakların uçları yuvarlaklaştı. Eti kestikten sonra kaşığı sağ ele alıp eti ağza götürmek alışkanlığı başladı. Çatal kullanılmaya başlanınca da aynı alışkanlık devam etti.

Avrupalılar ise aradaki bu kaşık kademesini hiç yaşamadılar. Yemeği ağza götürmek bakımından doğrudan bıçaktan çatala geçtiler. Yemeğin temposunu düşürmek gibi bir görgü kuralları yoktu. Sağ elini kullanan bir insan için bıçağı sol elle ileri geri hareket ettirip eti kesmek zordu ama sol elle çatalı ete batırıp ağza götürmeye alışılabiliyordu. Asil sınıfının her zaman zorlayıcı ve göslerişe yönelik nezaket kuralları, çatal kullanımı halka yayılınca da devam etti.

Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar.

Yemeklen sonra tatlı yenilirken çatalın sağ elde olması ise hiçbir kültürde görgüsüzlük anlamına gelmiyor.


Genel Bilgi by