Sol Kulağa Küpe Ne Anlam Taşır | Sol Kulağa Küpe Ne Anlam Taşır ne demek? | Sol Kulağa Küpe Ne Anlam Taşır anlamı nedir?

Sol Kulağa Küpe Ne Anlam Taşır | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sol kulaga kupe tasir

Teknolojik Terim

Sol ve sağ kanallar için hoparlörler ve bir pasif subwoofer’dan oluşan üç yollu ses sistemidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kâmil, tam; halis, sade, saf; mutlak, sonsuz, nihayetsiz, kayıtsız şartsız; gram soyut, mücerret; ki,sisel değer ölçülerine bağlı olmayan absolute ceiling hav azami yükseliş haddi absolute pitch (müz). bir notanın frekansı; bir sesin perdesin

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İlk çağ’ın 7 hârikası. 7 şaşılacak şey. 1. Mısır’ ın ehramları. 2. Bâbil’in asma bahçeleri. 3. Zeus’un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes’ te Artemis mâbedi. 6. Bodrum (Halikarnas)da Mosoleos’un türbesi. 7. İskenderiye deniz feneri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Composition Explorer Located with SOHO at L1, ACE provides 24 hour coverage of the solar wind parameters and solar energetic particle intensity ACE may give as much as an hour's warning of CME's that can cause geomagnetic storms here at Earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. spicy. bitter. sad. mourning. sorrowful. heartbroken. heartsick. heartsore. disconsolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anguished. grieved. mourning. disconsolate. spicy. hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insolvency. inability. weakness. helplessness. helpless. personal disability. unable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. helplessness. insolvency. failure. unableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. power on. turn on. switch on. to open. to uncover. to unfold. to spread. to shave off. to clear up. to inaugurate. to untie. to unravel. to solve. to make lighter. to disclose / to mention. to let know. to suit a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

candidate. nominee. suitor. solicitor. aspirant. postulant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pardoning. forgiving. condoning. absolving. forgiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgive. excuse. pardon. condone. absolve. release. dismiss. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

forgive. excuse. pardon. condone. absolve. release. dismiss. remit. overlook.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pardon. to forgive. to excuse. to condone. to absolve. to overlook. to relieve / to remove from a job. post. to write off a penalty. to show clemency. to waive a debt. grant pardon. remit.

Türkçe Sözlük

(i.) (büyümek ve yaşlanmak demek olan «ağmak» tan). 1. Büyük, efendi. 2. Amir, reis, bey: Ulusun ağası. 3. Okuyup yazmak bilmeyenlere efendi yerine şeref Unvanıdır. 4. Uşağın hürmetlicesi, kibar uşağı. Akağa = Zenci olmayan harem ağası, beyaz hadım. Ağabey = Büyük birader. İhtisap ağası = Vaktiyle şehremini, belediye reisi. Içağası = Eski vezirlerin mümtaz uşağı. Bölük ağası = Jandarma yüzbaşısı. Haremağası = Hareme girip, çıkan hadım. Tabur ağası = Jandarma binbaşısı. Tomruk ağası = Vaktiyle hapishane müdürü. Kapu ağası = Sadâret hademesinden beheri. Ağa kapısı = Yeniçeri ağasının dairesi. Kolağası = Yüzbaşı ile binbaşı arasında bir rütbe taşıyan subayı ki sağ ve sol kolağası isimleriyle ikiye bölünmüştü, sonra biri lağvedildi. Dârüssaâdet-iş-şerife ağası, Kızlarağası. Yeniçeri ağası = Yeniçeri ocağının başı. (Ağayân, ağâvât çoklukları galattır, kullanılmamalı. Doğu Türkleri «ağeçe» suretinde müennesini de kullanırlar).

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gelatinlike substance, or a solution of it, prepared from certain seaweeds containing gelose, and used in the artificial cultivation of bacteria; often called agar, by abbreviation.

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan). 1. Ak olmak, beyazlanmak. 2. Yıkanıp temizlenmek. 3. Solmak, rengini atmak. 4. Saç ve sakala kır düşmek, ihtiyarlamak. 5. Şafak sökmek, tan atmak, sabah açılmağa başlamak: Ortalık ağardı. 6. Uzaktan belli olmağa başlamak, ufukta akımsı gözüküvermek. 7. Sararmak, beniz atmak. Dudak ağarmak = Hasta ve bitkin olmaktan sararıp solmak. Göz ağarmak = Çok ağlamaktan veya yaşlılıktan gözde fer kalmayıp alîl olmak. Mec. Yüz ağarmak = Bir işin içinden yüzü ak, alnı açık çıkmak.

Türkçe Sözlük

(f.) («ak» dan). 1. Beyazlatmak. 2. Temizlemek, tathir ve tasfiye etmek. 3. Soldurmak, rengini attırmak. Saç, sakalı ağartmak = İhtiyarlamak, çok yaşamak. 2. Gaile ve zahmetle ömür geçirmek. Sakalı değirmende ağartmak = Tecrübe ve malûmat edinmeksizin ihtiyarlamak. Yüz ağartmak = Arkadaşların ve herkesin beğeneceği ve hisse alacakları bir yararlık göstermek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semisolid syrup. epilating wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük

caramel. burnt sugar. semi-solid confection. sugar syrup. molasses. mastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semi-solid. consistent. coagulated. florid. of rich elaborated style. bombastic. highflown. flowery. redundant. syrupy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Maddî veya manevî bir acı hissolundukta kullanılır: Ahi Başım! Ah! Anacığım! 2. Nedamet, pişmanlık ve teessüf beyan eder: Ah! Evvelden hileydim! 3. Birine açındığına, keder ve esef edildiğine delâlet eder: Ah! Evlâdım! İç çekme: Ah etmek, ah çekmek. Ah etmek = Beddua etmek Ah tutmak, Aha uğramak = Bedduaya uğramak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resolve. to take an oath.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiance. to pledge. to engage / to promise solemnly. to covenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immoral. dissolute. corrupt. uncleanly. low-down. wicked. loose. unmoral. abandoned. characterless. debauched. depraved. dirty. frail. ill. impure. mean. profligate. purple. rascally. reprobate. unclean. unprincipled. unregenerate. unscrupulous. vici.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amoral. bad. corrupt. depraved. dissolute. immoral. improper. impure. loose. nasty. naughty. outrageous. profligate. smutty. unprincipled. unsavoury. unscrupulous. unsavory. debauched. debauchee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immorality. vice. depravity. debauchery. uncleanliness. corruption. debauch. depravation. dissoluteness. indecency. rascality. turpitude. moral turpitude. viciousness. wantonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aeromedical Isolation Team.

Türkçe Sözlük

(i.). Solunmaya yarayan organ. Ree (karaciğere karşı böyle adlandırılmıştır).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Beyazımsı, solgun Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiten. brighten. acquit. clear. absolve. exculpate. exonerate. justify. launder. purge. whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolve. acquit. exonerate. to acquit. to absolve. to exonerate ibra etmek. to launder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cleaned. to be acquitted. to be absolved beraat etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Solunum kaslarının birdenbire ve şiddetle kasılmasıyle ağız ve burundan hızlı ve gürültülü bir şekilde nefes boşaltmak, hapşırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exchangeable aluminum, i e aluminum that may be taken up by roots Aluminum in the soil solution is very toxic to plants The lower the pH, the more plant available aluminum is.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unsolicited message from a device, typically indicating a problem with the system that requires attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a class of caustic bases, such as soda, potash, ammonia, and lithia, whose distinguishing peculiarities are solubility in alcohol and water, uniting with oils and fats to form soap, neutralizing and forming salts with acids, turning to brown severa

Türkçe - İngilizce Sözlük

Soluble mineral matter, other than common salt, contained in soils of natural waters. a mixture of soluble salts found in arid soils and some bodies of water; detrimental to agriculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In glassmaking, a soluble salt consisting mainly of potassium carbonate or sodium carbonate It is one of the essential ingredients of glass, generally accounting for about 15-20 percent of the batch The alkali is a flux, which reduces the melting point of

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemistry, a substance capable of forming hydroxyl ions when dissolved in water Alkaline materials may be added to materials to neutralise acids or as an alkaline reserve or buffer for the purpose of counteracting acids which may form in the future Whi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any chemical substance that forms soluble soaps with fatty acids Alkalis are also referred to as bases They may cause severe burns to the skin Alkalis turn litmus paper blue and have pH values from 8 to l4. any substance having basic properties In a restr

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Base A substance which dissolves in water and releases a hydroxyl ion ; it has the ability to neutralize an acid and form a salt Strong alkalis are irritating and may damage tissue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soluble mineral salt. an acid-neutralizing substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any compound having highly basic properties; i e , one that readily ionizes in aqueous solution to yield OH anions, with a pH above 7 0, and turns litmus paper blue Common commercial alkalis are sodium carbonate , caustic soda and caustic potash, lime, ly

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soluble hydroxide of a metal substance which can be used to neutralizes acids.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that in water solution is bitter, more or less irritating, or caustic to the skin Strong alkalies in solution are corrosive to the skin and mucous membranes. a soluble mineral salt or a mixture of soluble salts, present in some soils, esp in

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any strongly basic substance of hydroxide and carbonate, such as soda, potash, etc , that is soluble in water and increases the pH of a solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecular or ionic substance that can combine with a proton to produce a new compound A compound having highly basic properties, that readily ionises in aqueous solutions to yield OH anions, with a pH of above 7.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Substance which neutralizes acids; calcium, potassium or sodium. any base or hydroxide having the following properties: solubility in water, the power of neutralizing acids, and the property of altering the tint of many coloring matters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any chemical substance that forms soluble soaps with fatty acids Alkalis are also referred to as bases They may cause severe burns to the skin Alkalis turn litmus paper blue and have pH values from 8 to 14. any of various water-soluble compounds capable o

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic for GOD: if from earlier Semitic languages perhaps the God Before the birth of Muhammad, ALLah was known as a supreme, but not the sole, God Muhammad became aware, early in his life, of conflict between religions and of contest, therefore, between

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Şifalı Bitki

(solidago officinalis): İdrar tutukluğu, albümin, nefrit, üremi ve sistit tedavisinde kullanılan bir çeşit bitkidir. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

footing. support. base. pad. coaster. horsejack. sole plate. fundament. horse. underlay. bolster. socle. trestle. litter. skid. building block. carriage. centering mount. matting sill. joist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Xerox personal computer, which unfortunately was never sold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To amalgamate. a combination or blend of diverse things; 'his theory is an amalgam of earlier ideas' an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemist

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy containing mercury. an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemists refer to the resulting mercury mixtures as amalgams. a combination or

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir hayali bir solmaz çiçek; horozibiği çiçeği, yabani kadife çiçeği, (bot). Amaranthus tricolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). horozibiğine ait; solmaz, ölmez, ebedi; rengi mora çalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Malayalılarda görülen ve ruhsal bir bunalımı takip ederek şiddetli öldürme arzusu Seklinde beliren hastalık. run amuck öldürme arzusuyla sağa sola saldırmak ; cinnet getirerek etrafa hücum etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

however. on the other hand. but. just. hardly. barely. only. solely. merely. bare. just about. nevermore. scarcely. simply. by the skin of one's teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the tomb of Atatürk in Ankara. mausoleum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). solucanları bağırsaktan defeden;(i). solucan ilâcı, solucan düşürücü ilâç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

treaty. pact. solemn agreement. concordat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soluk almanın dinmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,(den). sol tarafa, sol tarafta, iskeleye, iskelede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave, ek, zeyil, lahika; (tıb). apandis, körbağırsağın solucanımsı uzantısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apple Remote Access, a protocol allowing network access from Macintosh systems via dialup Now almost entirely obsolete.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da bu özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar burada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde olduğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olur. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘arabalar görüldüğünden daha yakındadırlar’ şeklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. Şüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdan gösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.

Genel Bilgi

Önce dikiz aynası ile başlayalım. Dikiz aynasını gece konumuna getirince, arkadaki arabaların farlarının ışıklarının sizi rahatsız etmeden nasıl arkayı görebildiğinizi hiç merak ettiniz mi? Eğer evinizde gece ışıklar açık ve dışarısı karanlık iken pencerenin önünde durursanız, camdan aksinizi bir aynaya yakın netlikte görebilirsiniz. Dikiz aynalarında da b özellik kullanılır.

Dikiz aynasında arka arkaya ama birbirine açılı, ‘V’ şeklinde, önde düz bir cam, arkada ise normal düz bir ayna vardır. Normal gündüz konumunda ayna kısmı dik durumdadır ve camdan geçen ışıklar brada yansıyarak arkanızı görmenizi sağlarlar.

Dikiz aynasını gece konumuna getirince, cam kısmı dik duruma gelir, açılı hale gelen ayna kısmı ise arabanızın tavanını gösterir. Bu pozisyonda ayna kısmı tamamen karanlık olan arabanın tavanını camın arkasına yansıtır ve evdeki cam örneğinde oldğu gibi, dikiz aynasının cam kısmından arkadan gelen ışıkları nispeten az ve gözlerinizi rahatsız etmeyecek şekilde görebilirsiniz.

General Motors ilgilileri, şimdi yeni bir dikiz aynası geliştirdiklerini söylüyorlar. Bunda sadece tek bir yansıtıcı yüzey olacak ve üzerindeki özel film tabakası sayesinde geceleri parlak far ışıklarını düşük düzeyde yansıtacak.

Birçok sürücü arabalarının sağ ve sol tarafındaki aynalardaki görüntülerin farklılıklarına dikkat etmez. Genellikle sürücü tarafındaki ayna, düz ayna olup arkadaki arabaların gerçek boyut ve uzaklıklarını gösterir.

Sağ taraftaki ayna düz değil bombelidir ve cisimleri daha küçük gösterir. Bu da sürücülerin arkalarındaki araba daha uzaktaymış gibi algılamalarına sebep olr. Ancak bu hali ile sağ taraftaki ayna arkayı daha geniş açıdan görme ve özellikle sağ arka kör noktayı daha iyi izleme imkanını sağlar.

80’li yıllarda kullanıcıların istekleri doğrultusunda başlayan bu farklı görüntülü ayna konulmasının getirebileceği sakıncalar göz önüne alınarak, son zamanlarda yeni arabalarda sağdaki aynaya ‘’arabalar göründüğünden daha yakındırlar’’ şekklinde bir ikaz yazılmaya başlanıldı. İüphesiz sağ tarafa da bire bir ölçekte gösteren bir düz ayna konulabilir ama burayı bombeli aynadaki kadar çok geniş açıdangösterebilmesi için, bu aynanın yüzeyinin de çok büyük olması gerekir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceaseless. incessant. on. perpetual. solid. continuous. continuously. nonstop.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). arya, şan solosu.

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol; for mapping an IP address to a physical machine address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol; a TCP/IP function for associating an IP address with a link-level address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol A TCP/IP protocol used for resolving local network addresses by mapping a physical address to an IP address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is an acronym for the Address Resolution Protocol It is how a network machine associates an IP Address with a hardware address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol, arp See RFC826 A low-level protocol which, given an IP address on the local network, returns the Ethernet MAC address of the corresponding interface cf RARP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol A dynamic method of discovering the MAC address of a device on the network A device sends an ARP request out with the IP address of the machine it is looking for The machine with that IP address answers, sending its MAC address

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol A network protocol that allows hosts to discover a node's hardware address from its IP address ARP requests are generally sent as broadcast to all nodes, and the node whose IP address matches that in the request replies The arp

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol Used to dynamically discover the low-level physical network hardware address that corresponds to the high level IP Address for a given host, for instance ARP is limited to physical network systems that support broadcast packets

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol Internet protocol used to map an IP address to a MAC address Defined in RFC 826 Compare with RARP. A means of determining a host's address from its Internet address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is an acronym for the Address Resolution Protocol and this is how a network machine associates an IP Address with a hardware address.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol An Internet protocol used for mapping an IP address to a physical address on an Ethernet LAN.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Address Resolution Protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Address Resolution Protocol, a protocol for translating between IP addresses and MAC-layer addresses in an ethernet Defined in RFC 826 See Also: BOOTP, DHCP, and RARP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol, arp RFC826 A low-level protocol which, given an IP address on the local network, returns the Ethernet MAC address of the corresponding interface cf RARP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol provides dynamic address mapping between an IP address and hardware address. Address resolution protocol under TCP/IP used to dynamically bind a high level IP address to a low-level physical hardware address ARP is limited to a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol Internet protocol used to map an IP address to a MAC address Defined in RFC 826 Compare with RARP See also proxy ARP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol An Internet protocol which runs on ethernets and token rings and maps Internet addresses to MAC addresses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol An Internet protocol which runs on Ethernet and all IEEE 802 X LANs which maps internet addresses to MAC addresses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol The Internet protocol used to dynamically map Internet addresses to physical addresses on local area networks Limited to networks that support hardware broadcast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. impudent. violent. brassy. free. hoggish. impertinent. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Now used only in solemn or poetical style.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüner, sanat, marifet, ustalık, maharet ; ilim dalı, fen. arts and crafts el işleri. Bachelor of Arts degree edebiyat fakültesi diploması, başölyelik derecesi; (kıs). AB, BA black art sihir, sihirbazlık, büyü, büyücülük. fine arts güzel sanatlar

Yabancı Kelime

Fr. artère

anat. atardamar

Kalbin sağ karıncığından akciğerlere, sol karıncığından vücudun diğer bölümlerine kan taşıyan damar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. ambitious. athirst for. longing. yearning. wishful. agog. avid. prurient. solicitous. wistful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. wishing. longing. agog. avid. greedy. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contempt. humiliation. insult. abasement. contemptuousness. disparagement. insolence. mortification. opprobrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cisco Any Service, Any Port solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Metasolv, formerly Nortel Networks, and Architel Solutions product referred to as Automatic Service Activation Program ASAP delivers service activation through the process of receiving service requests from the service order entry system, translating them

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصفر] sarı. 2.soluk benizli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kül gibi; kül rengi, soluk renkli; dişbudak ağacına ait veya ondan yapılmış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In drama, a few words or a short passage spoken by one character to the audience It is a theatrical convention that the aside is not audible to other characters on stage Compare with soliloquy, below.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz meydana getirebilen ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek özelliğinde olan hidrojenli birleşik, hamız.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To request; to seek to obtain by words; to petition; to solicit; often with of, in the sense of from, before the person addressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. warrior. guardsman. man-at-arms. serviceman. military service. troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük

private. serviceman. soldier. warrior. conscript. military service. army. troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. soldiers. army. man. military man. serviceman. troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recruitment. recruiting. military service. service. soldiering. draft. enlistment. soldiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arm. service. soldiership. military service.

Türkçe - İngilizce Sözlük

military service. soldiership.

Türkçe - İngilizce Sözlük

National service. profession of arms. soldiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic spanning tree Function that supports the automatic resolution of spanning trees in SRB networks, providing a single path for spanning explorer frames to traverse from a given node in the network to another AST is based on the IEEE 802 1 standard

Sağlık Bilgisi

Hasta, kriz geldiği zaman soluk almakta zorluk çektiğini zanneder, gerçekte nefes vermekte zorluk vardır. Bunun nedeni de, akciğerlerdeki küçük hava borularının daralmasıdır. Buralardan geçen hava, ıslığa benzeyen bir ses çıkarır, ki buna hırıltı denir. Astım, bir kaç grup nedenden kaynaklanır. Bunların başında da bünye gelir. Yani, bazı kimselerde baş ağrısı ne kadar tabi bir şeyse, diğerlerinde de astım o kadar doğaldır. Bazı kimseler, toz, kıl, yumurta, süt, aspirin, çiçek tozu ve benzeri şeylere karşı hassastırlar. Bu hassasiyet, astım krizleri şeklinde kendini gösterir. Tedavi için, hastayı etkileyecek bu unsurların ortadan kaldırılması yapılacak ilk iştir. Aşırı heyecan veya korku da astım krizine yol açabilir. Bu gibi durumlarda hastayı sakinleştirmek yapılacak ilk iştir. Bazı kimselerde de, Had Bronşit sonucu astım krizi görülebilir. Kalp yetmezliği de astım krizine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su

Hazırlanışı : Su dolu cezveye; 2 kahve kaşığı nane konur. Kaynatılır. Her sabah, aç karnına bir çay bardağı (şekersiz) içilir.

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunan fikrine göre insanı kör edip cinayete sürükleyen kuvvet. -ate sonek -miş: desolate terkedilmiş; ile: caudate kuyruklu; etken fiil: enumerate saymak; sonuç: mandate emir; kim oksijenli tuz: chlorate klorat. At easel! ask. emir R

Genel Bilgi

Yaz gecelerinin karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş böceğidir.

Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı ‘soğuk ışık’tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.

Kısa bir zaman öncesine kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4’ünü, florasan ampul ise yüzde 10’unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları, böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına... Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkansızdır. Yani ışık üretim mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştiirebildikleridir.

Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır.

Ateş böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.

Bu gizemli böceklerin 2 bin çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.

Genellikle ısırarak zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği yemeye teşebbüs etmez.

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını Öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşularında, pistin köşelerinde koşucular hafif içe meylederek koştukları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece yüzde 5’i, kadınların ise yüzde 3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşullarında, pistin köşelerinde koşucular haifif içe meylederek koştuları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece %5’i, kadınların ise %3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi elden bırakıp az çok fırlatmak: Elindeki taşı attı. 2. İçeriden dışarıya çıkarıp bırakmak, defetmek: Evden attılar; sokağa attılar; üstünden attı. 3. Bırakmak, terketmek: Babasını bir köşeye atmış. 4. Açmak, sermek, üste almak, örtmek: Omuzuma bir şal attım; Bu gece bir yorgan daha atmalı. 5. Düşürmek, gidermek, kaybetmek: Rengini, tüyünü, esvabını attı. 6. Saçmak, serpmek, dağıtmak: Tohum atmak. 7. Dövmek, kovmak, koymak: Anbara zahire atmak; kışlık kömürü atmak. 8. Vurmak, yapıştırmak: Tokat atmak; çifte atmak. 9. Uzatmak, sunmak: El atmak. 10. Boşatmak, teşhir etmek: Tüfek, top, tabanca atmak. 11. Geciktirmek: Sonraya, yarına attı. 12. Atıf ve isnat etmek, yükletmek: Kabahati falana attılar. 13. Düşürmek, yatırmak: Yere attılar. 14. Esassız söz söylemek, yalan söylemek. 15. Öğünmek, asılsız şeylerle iftihar etmek. 16. Vurmak, oynamak: Nabzı atıyor. 17. Açılmak, sökmek: Şafak, tan atmak. 18. Boşanmak, ateş almak: Bu tüfek atmıyor. 19. Bir şeyin kenarı kırılıp çentilmek. 20. Solmak, uçmak: Benzi attı. Atıp tutmak = Asılsız şeyler söyliyerek öğünmek. Adım atmak = Yürümek. Beniz atmak = Sararmak, solmak. Pamuk atmak = Hallaç yayla pamuğu kabartmak. Perendeden atmak = Kandırmak. Pösteki atmak = Rezil etmek. Temel atmak = Esasını ortaya koymak. Can atmak = Çok arzu etmek, pek fazla istemek. Çene atmak = Can çekişmek, komaya girmek. Harf, söz atmak = 1. Dolayısiyle târiz etmek. 2. Takılmak, çapkınlık etmek. Taş atmak = İtiraz etmek, aleyhinde bulunmak. Topu atmak = İflâs etmek. Tıpayı atmak = Çok hiddetlenip kızmak. Kaş atmak = İşaret etmek. Kaşık atmak = Hırsla ve çok yemek. Kapağı atmak = Savuşup kurtulmak. Göz atmak = Tamah ve gıbta etmek. Gövdeye atmak = Yemek. Lâf atmak = Gevezelik etmek, lüzumsuz yere çok söylemek. Nâra atmak = Bağırmak. Yabana atmak İtibar etmemek, saymamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of matter into which an element can be resolved by chemical means; retains the same chemical properties as the original element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunter. huntsman. skirmisher. lightinfantry soldier. game hunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

light infantry soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawyer. attorney. advocate. barrister. attorney at low. counselor. counsel. solicitor. pleader. mouthpiece. counsellor-at-law. counselor-at-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advocate. attorney. barrister. counsel. counsellor. lawyer. practitioner. solicitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney. barrister. attorney at law. advocate. lawyer. solicitor. articled clerk. public attorney. champion. counsel. counsel l or. defender. law agent. pleader. solicitor at law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the profession of law. the practice of law. the work of a lawyer. advocacy. attorneyship. barristership. law business. legal profession. solicitorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

console. console oneself. be distracted. draw consolation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be consoled. to be comforted. to be divert oneself. to amuse oneself. to become pregnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be consoled. to be preoccupied with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolation. sth that brings consolation. solace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

console. delude. distract. comfort. cheer up. solace. cheer. relieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. condole. console. relieve. to soothe. to distract. to condole with. to solace. to comfort. to console. to amuse. to divert.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to comfort. to console. to smoothe. to distract. to lead sb up the garden path. to offer a mite for comfort. solace.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). su seviyesi ile beraber; (s). suyla örtülü; dalgalarla yıkanan; suda yüzen, dalgaların sağa sola attığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). uzağa, uzakta; bir yana; -den, -dan be away bulunmamak, başka yere gitmişolmak. becarriedaway sürüklenrnek; kapılmak. carry away alıp götürmek, sürüklemek . come away bırakıp gelmek. cut away kesmek, kesip atmak. do away with yok etmek, öl

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Ansızın hissolunan hayret ve telâşa delâlet eder: Ay! Şurada biri var. Ay! Siz gelmiyor musunuz? Ay! Ay ne diyor? 2. Keder ve teessüfe ve bilhassa bir ağrı duyulduğuna delâlet eder: Ay! Parmağım. Mükerrer dahi kullanılır: Ay! Ay! (Bu surette alay yerine geçer). 3. «A» yerine ünlem şeklinde de kullanılır: Ay oğul.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Ansızın hissolunan hayret ve telâşa delâlet eder: Ay! Şurada biri var. Ay! Siz gelmiyor musunuz? Ay! Ay ne diyor? 2. Keder ve teessüfe ve bilhassa bir eğri duyulduğuna delâlet eder: Ay! Parmağım. Mükerrer dahi kullanılır: Ay! Ay! (Bu surette alay yerine geçer). 3. «A» yerine ünlem şeklinde de kullanılır: Ay oğul.

Türkçe - İngilizce Sözlük

let daylight into smth. illuminate. light up. brighten. set light to. lighten. dissolve. clear. clear up. solve. charge. civilize. clue. elicit. elucidate. enlighten. enucleate. flash. flash on. illume. illumine. irradiate. light. post. rake up. shi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discriminating. separation. discord. strife. sorting. assorting. analysis. division. dividing. selection. grading. resolution. limitation. rating. decoupling. dissociation. isolation. appropriation. insulation. lenghtening. removal. splitting. cracking. l

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allotment. separating. separation. assortment. choice. detachment. disassociation. discrimination. disjunction. dissociation. distinction. earmarking. isolation. segregation. selection. setting apart. sorting. sorting out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. set apart. keep apart. assort. divorce. isolate. sort. split. sever. abstract. allocate. allot. allow. appropriate. book. choose. classify. comb. comb out. contradistinguish. cut off. cut out. demarcate. detach. devote. disband. discard. di.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. allocate. allow. appropriate. assign. detach. differentiate. disconnect. disengage. dissociate. distinguish. divide. divorce. except. grade. insulate. isolate. part. rend. reserve. save. segregate. separate. sever. spare. split. thin.

Şifalı Bitki

(kokarağaç): Sedefotugillerden; bir çeşit süs ağacıdır. Çiçekleri uzun salkım şeklindedir. Kokusu keskindir. Meyveleri sonbaharda dökülmeden önce kızarır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. separate. unconnected. divided. another. dissimilar. discontinuous. discrete. distanced. distinct. divergent. especial. isolated. segregate. apart. aside. aloof. detachedly. hetero-. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissociation. separation. separating. departure. dispersion. fission. solution. cleavage. rupture. disassociation. branching. detachment. divergence. farewell. leave. leaving. parting. schism. secession. selection. split up. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inseparable. fast. indissoluble.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserved. booked. set apart. set aside. isolated. disjointed. divided. divorced. split. estranged. segregate. disunited.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. isolated. off. separate. reserved. dedicated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. dissociate. resolve. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. resolve. to decompose. to resolve.

Genel Bilgi

Bu gün Ay yüzeyine dikilmiş tek bayrak ABD’ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD’li astronot ay yüzeyinde dolaştılar, toplam 170 saat Ay’da kaldılar. Bu arada sağa sola kilometrelerce yürüyüş yaptılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneği, 30 bin fotoğraf getirdiler.

Bütün bunlar az şey değil. Onca çalışma, emek, bilgi, para ve risk. Ay için sarf edilen ve katlanılan bunca şeye karşılık Ay’ın ABD’ye ait olması pek mantıksız gelmiyor. Niçin Ay’ı da bir eyaletleri ilan edip bayraklarına bir yıldız daha ilave etmediler? Aslında insanların çoğu tarafından, Neil Armstrong’un aya ilk ayak basığından ve oraya ABD bayrağını dikmesinden beri Ay’ın ABD malı ve toprağı olduğu sanılıyor. Ancak bu bayrak sembolik açıdan bir önem taşıyor ve şimdilik Ay kimseye ait değil.

Sovyet Rusya ile ABD’nin uzaya gitme yarışına başlamaları ile birlikle uzayı sahiplenme konusu da gündeme geldi. Sonunda 1968 yılında, yani Ay’a seyahatten bir yıl önce yapılan uluslararası bir anlaşma ile çözüme ulaşıldı. Ay’ın ve diğer gökcisimlerinin ve uzayın araşlırılması ve kullanılması konusunda belirli kurallar getirildi.

Bu anlaşmaya göre, uzay hiç bir şekilde ve hiç bir ulus tarafından sahiplenilemez. Tüm dünyanın malı olarak kabul edilen Antarktika gibi uzay ve Ay kimseye ait değil veya herkese ait. İsteyen gidebilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolution. determination. firm intention. will. strenght of purpose. purpose. constancy. devoutness. doggedness. pep. perseverance. resoluteness. resolve. steadfastness. tenacity. zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardour. determination. grit. guts. heart. perseverance. resolution. resolve. tenacity. perseverence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. resolution. tenacity. determinatedness. grand. perseverance. firmness of purpose.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolute. determined. dogged. strong-minded. single-minded. stubborn. set. dauntless. decided. decisive. flat-footed. hellbent. high-pressure. militant. peppy. persevering. pertinacious. professional. resolved. single-eyed. single-hearted. stable. st.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitious. bound. determined. earnest. intent. resolute. sedulous. sturdy. unbending. unflinching. dogged.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolute. determined. decisive. hell- bent on. patient. pertinacious. purposeful. resolved. scrappy. stable. strong minded. stubborn. sturdy. tenacious. unbending. unswerving.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be determined to. to resolve upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb to resolve firmly (to do sth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (z). elin tersi öne gelecek şekilde yapllan vuruş; geriye doğru veya sola yatık olan el yazısı; (s). elin tersi öne doğru olarak yapllan ; (z). dolayısıyle, dolaylı olarak.

Sağlık Bilgisi

Bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir. Genellikle 5 grupta toplanırlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kıl kurtları

- Kamçı kurtları

- Kancalı kurtlar

- Şerit

Aşağıdaki reçeteler bağırsak solucanlarını düşürmek için kullanılır; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabuğu konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah aç karnına 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

donate. give away. give to charity. pardon. forgive. excuse. have mercy. save. absolve. bestow. dispense. endow. grant. hand out. hand over. instate. kick in. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to forgive. to pardon. to donate. to make gift. to spare. absolve. contribute. dispense. excuse. give away. grant. remit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solid, compressed stack of pulp or paper sheets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A densified and bound cube of recyclable material or solid waste, such as paper, cardboard, or metal.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Solunum yollarında tahriş ve iltihap dolayısıyle meydana gelen, çok defa öksürerek çıkarılan sümüklü madde. Balgam çıkarmak. Balgam sökmek. Balgam atmak = Yapılmakta olan bir iş hakkında şüphe uyandıracak şekilde konuşmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Su içinde yaşayıp solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen omurgalıların genel adı. Ar. semek, Fars. mâhî: Deniz balığı, tatlısu balığı. Balık cinsinden olmayıp memeli oldukları halde suyun içinde yaşayan bazı hayvanlara dahi denir: Kadırga balığı gibi. Atbalığı = Suaygırı. Adabalığı = Kadırga balığı. Ayıbalığı = Fr. phoque (fok) denilen bir cins deniz hayvanı. Ak, alabalık = Bir nevi balık. Balık avcısı = Balıkçı. Balıketli = Narin olduğu halde Azâsı etle örtülü ve eti sıkı (şahıs), şişmana yakın. Balıkotu = BAhizühre denilen bir cins nebat, balıkları avlamıya mahsus bir terkip. Balıksırtı = Ortası yüksekçe kabarık yol. Balıkyağı = Morina balığından çıkan ve semirmek için içilen yağ. Balık baştan kokar = Kötülüklerin başta olanlardan başladığını anlatan atasözü. Baltknefesi = Balinagillerin başından çıkarılan bir çeşit yağ. Balık istifi gibi = Son derece sıkışık bir durumda. Balık kavağa çıkınca = Olmayacak işler için söylenir. Balık yumurtası = Bazı cins balıkların, eritilmiş balmumuna bandırılarak saklanan yumurtası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any seed plant yielding balsam. any of various fragrant oleoresins used in medicines and perfumes. a fragrant ointment containing a balsam resin. a water insoluble, semi-solid or viscous, resinous exudate of trees and bushes similar to gum resins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A natural raw material exuded from a tree or plant Balsams are resinous masses, semi-solid materials or viscous liquids and are characterized by their high contents of benzoic acid, benzoates, cinnamic acid or cinnamates.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Water insoluble, semi-solid or viscous, resinous exudate of trees and bushes similar to gum resins. a group of fragrant substances produced by some trees.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. bailli). Vaktiyle Avrupa devletlerinin büyükelçi ve büyük konsoloslarıyle, general ve amiral gibi büyüklerine verilen isimdir Bilhassa Ortaçağ sonları ile Yeniçağ başlarındaki Venedik büyükelçilerine denir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s)., (i). topa vurur gibi sağa sola vurmak; mukabele etmek, atışmak; (s). çarpık, dışarı doğru meyilli (bacak); (i)., ing. hokey oyunu; hokey kulubü. bandylegged (s). çarpık bacaklı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the crust of a horse's hoof which is bent inwards towards the frog at the heel on each side, and extends into the center of the sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offshore ridge or mound of sand, GRAVEL, or other unconsolidated material which is submerged , especially at the mouth of a river or estuary, or lying parallel to, and a short distance from, the beach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A submerged or emerged embankment of sand, gravel, or other unconsolidated material built on the sea floor in shallow water by waves and currents.

Türkçe Sözlük

(İ. T. A). Türk musikisinde «fasıl» denen klasik koronun başın da yapılan saz solosu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basket applies to derivative instruments in the marketplace A basket is a group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applies to derivative products Group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once, usually to perform index arbitrage or a hedging program.

Türkçe Sözlük

(i. T. L.). En yüksek rütbeli konsolos.

Türkçe - İngilizce Sözlük

swamp. march. unsound. unstable. floundering. spades. marsh. morass. nonsolvent. quagmire.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nefesini tutmak; azaltmak, indirmek, tenzil etmek, kesmek. with bated breath nefesi kesilerek, soluk soluğa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A method of producing printed effects by resist- dying, developed in Java A design is drawn on both sides of a cloth and the parts not to be colored by the first dye are covered with molten wax, which on solidification resists dyeing The cloth is crushed

Türkçe Sözlük

(f. müzârî: Batar). 1. Bir şeyin içine sokulmak, aşağıya gitmek, dalmak: Suya, yere, çamura batmak. 2. Girmek, hulûl ve nüfuz etmek: Ayağıma iğne, diken battı. 3. Girer gibi hissolunmak, acıtmak: Gözüme bir şey batıyor. 4. Ufuktan aşağı gitmek, gurub, ufûl etmek: Güneş battı, ay batacak. 5. Garkolmak, denizin dibine çökmek: Gemi battı. 6. Mahvolmak, kaybolmak: Bütün malı, serveti battı. Filân bankada birkaç bin lirası battı. 7. İflâs etmek, müflis olmak, bir şeyi kalmamak: O adam battı. Filân şirket, banka batmak üzredir. 8. Bozguna uğrayıp mahv ve perişan olmak: Bütün bir tümen battı. 9. Görülmez ve işitilmez olmak, eseri kalmamak: Onun adı battı. 10. Dalmak, müstağrak olmak: Borca, tere, al kanlara batmak. II. Fena tesir etmek, dokunmak: Onun lâkırdısı bana batmaz. Kandil batıp çıkmak = Sönmek derecesinde olmak. Çağatayca’da yardımcı fiillerden olup devam ve istimrar beyan eder: Bağırıp batmak = Bağırıp yatmak, durmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bayılmış, kendinden geçmiş. 2. Gevşek, mecalsiz, cansız. 3. Soluk, fersiz. 4. Mahmur, mestâne (göz).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendini kaybetmek, kendinden geçmek, gaşyolmak: Kömürden bayılmıştı. 2. Solmak: Bu çiçekler bayılmıştır. 3. Çok sevmek, hoşa gitmek: Bu atın yürüyüşüne bayılırım. 4. Çok gülmek, yorulmak vesaireden kinaye olur: Gülmeden bayıldık. Yürümeden bayıldım. Susuzluktan bayılacağım. (Biriyle alay için «Aman bayılayım» terkibi de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bayılmasına sebep olmak, kendinden geçirmek: Ayağını kesmek için kendisini klorformla bayılttılar. Bizi gülmeden bayılttı. 2. Soldurmak: Bu çiçekleri güneşte bırakıp bayıltmışsınız.

Teknolojik Terim

BBE® ViVA yüksek kaliteli ses ve dahili Virtual Dolby®, sadece iki ön hoparlörden tam surround ses efekti oluşturur. BRAVIA TV yelpazesinde bulunan bu teknoloji yüksek ses kalitesi eksikliği, zor anlaşılır diyaloglar ve uzak orta kanal gibi 3B sesin rahatsız edici etkilerini ortadan kaldırır. Sonuç ise solo vokaller ve konuşmalar için kristal netliğinde, doğal ve üç boyutlu bir sestir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The foundation or the more solid and fixed part or framing of a machine; or a part on which something is laid or supported; as, the bed of an engine.

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Amu-derya’nın kaynağı olan Perc’in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

market where antiques. objets d'arts. jewelry etc. are sold. vaulted and fireproof part of a bazaar where valuable goods are kept.

Türkçe - İngilizce Sözlük

celibate. single. sole. unmarried. bachelor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation. determination. resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

egotism. solipsism. egoism. self-interest. self-will.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take up seriously. assimilate. adopt. commandeer. embrace. espouse. interiorize. internalize. latch on to. seize. seize upon. be sold on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strongly inclined toward something, so as to be resolved, determined, set, etc.; said of the mind, character, disposition, desires, etc., and used with on; as, to be bent on going to college; he is bent on mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas. gasoline. petrol. fuel. benzine. benzoline. gasolene. juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel. gas. gasoline. petrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzine. gasoline. petrol. basic petrol. driving fuel. gas. motor spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

benzine , gasoline , gas , petroleum ether , petrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas station. petrol station. filling station. gasoline station. gas pump. petrol pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An impure benzene, used in the arts as a solvent, and for various other purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. solid. firm. strong.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., bot. tohumlardan oluşmuş yumuşak meyva; çilek, kiraz, ağaç çileği gibi etli ve zarlı kabuksuz tane; f. bu seçit meyvayı toplamak. hound's berry tilki üzümü, bot. Solanum nigrum. terebinth berry çitlembik. berried s. yemişi zarsız ve kabuksuz olan,

Türkçe Sözlük

(i. aslı beğ). 1. Büyük, ileri gelen adam. 2. Baş, reis aşiret beyi. 3. Hâkim, emîr, vali, prens: Sisam, Karadağ beyi. Amir, subay, kumandan: Alaybeyi, sancakbeyi. Eski Türkler’de hükümdar: Orhan Bey, Aydınoğlu Umur Bey. 4. Bazı eski hânedanlara mensup kimselere, paşazadelere ve subaylardan binbaşı, yarbay ve albaylara ve ecnebi büyüklerine verilen unvan olup, isme eklenirdi: Ali Bey, Hasan Bey, kaymakam bey, konsolos bey. 5. Aşık kemiğinin dört yüzünden biri. Şimdi şehirlerde hemen bütün erkeklere «bey» denmektedir. 6. iskambil oyununda kâğıdın birlisi: Kupa beyi. Arıbeyi = Kraliçe arı. Ağabey: Büyük birader. Alaybeyi = Jandarma alayının kumandanı. Beybalığı = Mersin balığının bir çeşidi. Beybörkü = Peygamber çiçeğinin bir çeşidi. Boybeyi = Küçük aşiret ağası. Çiçekbeyi = Çiçeğin kabacası. Rumeli beylerbeyi = Tanzimat’tan sonra bir sivil rütbe. İskambil kâğıtlarının birlileri: Kupa beyi, maça beyi. Külhanbeyi = Sokak çapkını, haylaz ve derbeder çocuk.

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

one. single. a. an. unique. sole. the same. owned in common. united. such a. only. any. certain. identical. indifferent. solitary. some. the.

Türkçe Sözlük

(I. aslı Moğolca’dır). Ordunun sağ kolu, meymene (mukabili olan sol kola yani meysereye civangâr derler).

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique. only. one and only. single. sole. well-beloved. dearie. deary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

composite. joint. united. associated. combined. confederate. federal. solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjunction. consolidation. mix. session. sitting. union.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alliance. bond. coalescence. coalition. combination. conjunction. consolidation. fusion. incorporation. mating. union. unity. association. junction. unification. merger. sexual intercourse. intercourse. coitus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

merger. combination. accord. adjunction. alliance. coalescence. coalition. cohesion. concert. conjunction. consolidation. join. joining. league. marriage. sodality. tie up. unification. union. unity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. assemble. associate. bond. close. coalesce. cohere. combine. communicate. confederate. consolidate. conspire. federate. incorporate. join. knit. merge. reunite. unite. to unite. to join. to connect. to associate. to combine. t

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make one. to unite. to meet. to agree. to combine. accrete. ally. amalgamate. close. coalesce. cohere. confederate. congregate. conjoin. conjugate. consolidate. consort. converge. incorporate. link. merge. piece. warm wise. to merge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

being united. consolidating. amalgamation. connection. combination. compounding. union. combining. assembling. connecting. unification. coordination. synthesis. synthetic. grouping. merger. uniting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination. consolidation. incorporation. union. joining.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembling. combination. concatenation. consolidation. fusion. joinder. match merging. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consubstantiate. unite. join. combine. consolidate. assemble. put together. stick together. aggregate. ally. amalgamate. associate. colligate. compound. confederate. congregate. conjoin. connect. couple. dovetail. federate. fuze. incorporate. inoscul.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. associate. bind. bond. cement. close. combine. compose. compound. confederate. connect. consolidate. couple. incorporate. join. link. merge. pool. reunite. unify. unite. to unite. to bind. to join. to bond. to couple. to combi

Türkçe - İngilizce Sözlük

join. merge. combine. defragment. to unite. to put together. to combine. to assemble. to joint. to tie. to interlace. to weld. to compound. to incorporate. to connect. to compose. to mix. to unify. to consolidate. to hook up. to integrate. to interweave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alliance. association. block. brotherhood. college. combination. combine. company. concord. confederacy. confederation. consortium. contingent. ensemble. federation. force. fraternity. league. party. pool. solidarity. union. unison. unit. unity. sameness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. assocation. union. unity. oneness. accord. identity. similarity. equity. corporation. unit. combination. confederacy. consolidation. consortium. federation. gemeinschaft. party. sodality. solidarity. squad. unison.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic taste characterized by solution of quinine, caffeine, and certain other alkaloids Perceived primarily at the back of the tongue Generally normal characteristics of coffees connected with their chemical constitution, influenced by degree of roastin

Türkçe Sözlük

(i.). Sol elle davula vurulan ince değnek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rüzgâra maruz, açık, çıplak; soğuk, ısınması güç; kasvetli, sıkıcı, solgun. bleakly z. rüzgara açık bir sekilde. bleakness i. rüzgara açık oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.kan kaybetmek, kanamak, kanı akmak; akmak, solmak (boya); su boşaltmak; matb. sayfanın kenarına kadar basmak; bitkilerin özü gibi akmak; kan ağlamak, çok kederli olmak; k.dili para çekmek, sızdırmak. bleeder i. tıb. hemofili hastalığı olan kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bitkileri kavuran ve mahveden yaygın birkaç çeşit hastalık, küf, mantar; samyeli; herhangi bir felâket meydana getiren afet; f. soldurmak, kavurmak, mahvetmek; kurutmak, yakmak (bitkileri); bu hastalıklardan birine yakalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kansız, solgun, renksiz; cansız; kan dökmeden olan; beyaz; ruhsuz, kuvvetsiz bloodlessly z. kan dökmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. esmek; üflemek; rüzgara kapılmak, rüzgarla sürüklenmek; çalmak, çalınmak, ses vermek; solumak, nefes nefese kalmak; k.dili övünmek, yüksekten atmak; A.B.D., (argo) ayrılmak, defolmak; üfleyerek itmek;(cama) üfleyerek şekil vermek;(atı) yorgunluktan çat

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şişmiş; soluğu kesilmiş, nefes nefese olan; içine sürfe bırakılmış; üflemek suretiyle meydana getirilmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compartment. partition. screen. splitting. divison. dividing wall. bulkhead. dividing. separation. sectioning. severing. cutting. fission. pitch. side. index. panel. component. parcellation. panelling. cell. stall. pane. cabin. resolution. niche. bo.

Türkçe Sözlük

(i.). Rus sosyal demokrat partisinin ekseriyeti elde bulunduran sol kanadının Lenin prensiplerine dayanan doktrini, komünistlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bomba; aerosol bombası; jeol yanardağın dışarı püskürttüğü küre veya elips şeklindeki lav kümesi; f. bombardıman etmek, bombalamak; bomba patlatmak. bomb bay ask. uçakta bombanın atıldığı bölüm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of jazz characterized by rhythmic and harmonic complexity, improvised solo performances and a virtuoso execution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortive. airy. bare. barren. blank. bubble. clean. clear. desolate. empty. free. futile. godforsaken. hollow. idle. inane. null. pathological. spare. vacant. vain. void. waste. unemployed işsiz. ignorant. useless. blank. blank.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank. free. empty. null. idle. uninhabited. unoccupied. vacant. void. waste. useless. unemployed. barren. absent. loose. slack. hollow. unfilled. weightless. unfurnished. unloaded. spare. clear. dead. evacuated. desolate. disengaged. not filled. footle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Board of Transportation The City agency charged with operating the subways from consolidation to the mid 50s Predecessor to the NYCTA.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir satırın sağdan sola ve diğerinin soldan sağa yazıldığı eski bir yazı şekli.

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı boyağı) 1. Renk vermek üzere cisimlere ve eşyaya sürülen veya eşya onun içine batırılan nebatî veya madenî sır veya karışım. Ar. levn, Fars. fâm: Yağlı, tutkallı, sulu boya, has boya. 2. Cisimlerin, güneş ışınlarının bir takımını aksettirmekten görünüşte aldıkları çeşitli suretlerin beheri, renk, Ar. levn, Fars. güne. Boya atmak = Solmak. Aşıboyası = Boyamada kullanılan bir cins sarı ve kırmızı toprak. Boya ağacı = Kabuğu dericilerce kullanılan bir çeşit kayın ağacı. Boya almak = Boyanmak, boyanmaya elverişli olmak. Boya vurmak = Boyamak, boya sürmek. Sarı boya = Ar. cehrî. Kara boya = Yalnız siyahla boyanmış, karakalem. Gökboya = Çivit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancellation. corruption. dissolution. frustration. rape. spoiling. quashing. made out of. reconstructed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrosive. wrecker. demolisher. altering. demolishing. ruining. damaging. decomposing. deforming. dismantling. distorting. denaturalizing. spoiler. dissolving. disturbing. corrodent. nullifying defect. vitiating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. spoilage. decomposition. upset. breach. breakup. confusion. corrosion. corruption. decay. declension. deformation. degeneration. degradation. derogation. deterioration. devolution. disfiguration. disfigurement. disruption. dissolution. imp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. decay. degeneration. dissolution. rot. deterioration. corruption.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Düzgünlüğünü kaybetmek, başka hâl almak: Bu kitap bozuldu, bahçe bakımsızlıktan bozulmuş. 2. Harap ve vîran olmak, yıkılmak: Duvarlar bozulmuş. 3. Muattal ve battal olmak, işlemez ve kullanılmaz olmak: Saat bozuldu. 4. Fenâ bulmak, mahvolmak, perişan olmak, fesholunmak: O usul şimdi bozuldu. 5. Kötüleşmek, fenalaşmak: Bu çocuğun terbiyesi bozuldu, yağmurdan yollar bozulmuştur. 6. Çürümek, kokmak veya ekşimek: Bu et, bu yemek bozulmuş. 7. Mağlûp ve perişan olmak, bozgun vermek: Düşmanın filân tümeni bozuldu. 8. Beklenmeyen, ters bir cevap almakla mahcup olmak: Zavallı çocuk o cevaptan bozuldu. 9. Zayıflamak, benzi solmak: Hastalıktan çok bozulmuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spoil. to go bad. to go sour. to become depraved / corrupt. to be embarrassed. to be flustered. to be angry and upset. to have bad health. to go wrong. to change for the worse. to disintegrate. to rot. to ruin. to decay. to dissolve. to defor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. destek, kuvvet veren şey veya kimse; A.B.D., k.dili canlandırıcı bir içki, tonik; kol bağı; ok atarken sol bilek ve kolun alt kısmını korumak için takılan bağ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the primary subject matter of the Upanishads, the very essence or principle of ultimate reality; the Absolute; the uncreated creator Brahman is the neuter, or impersonal, form of Brahma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Godhead The Absolute, the Supreme Reality, the Ultimate Reality, Truth or the Self of the Vedanta Philosophy are also used interchangeably for Brahman; See Sat-Chit-Ananda. also called Nirguna Brahman, this state of Voidness is regarded as the Unmanifest

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transcendental ground of existence, or innermost essence of all reality In the Vedanta philosophy, Brahman is the Absolute, or sole reality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Absolute, Whole. same as Brahma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. solungaç, galsame. branchiate s. solungaş1ı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. üzerinde sarı lekeleri olan. kızılkahverenkli ve daha çok gübre yığınlarında bulunan küçük solucan, zool. Helodrilus feotidus.

Teknolojik Terim

Best Resolution Audio Visual Integrated Architecture ( En İyi Çözünürlüklü Sesli Görsel Entegre Mimari )

Teknolojik Terim

Kabloları görüş alanından çıkaran BRAVIA 1080 Wireless teknolojisi, harici Blu-ray Disc™ ve DVD oynatıcılarını, PLAYSTATION®3 konsollarını ve diğerlerini BRAVIA televizyonunuza kablosuz olacak bağlayabileceğiniz anlamına gelmektedir. Bileşenler, BRAVIA LCD setinizle Wi-Fi® aracılığıyla iletişim kuran ayrı bir şık Medya Alıcısı kutusunda barındırılmaktadır. Bu da, manzarayı bozan kablo kalabalığını düşünmeden büyük ekranda 1080i yüksek kaliteli dijital görüntünün ve sesin keyfini çıkarabileceğiniz anlamına gelmektedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kırık, çatlak, aralık, açıklık, fasıla; atılma; kaçış; ani kesiş, ani düşüş; az bir miktar, parça, kısım; k.dili fırsat, şans; k.dili gaf, pot; elek. devrenin bozulması, devrenin kapanması; cazda solo bölüm; borsada ani fiyat düşüşü; matb. paragraflar

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nefes, soluk; bir nefeslik zaman, dem, an; fısıltı; hafif rüzgâr; ağızdan çıkan buhar, buğu. breathtaking s. heyecan veren, insanın nefesini kesen. catch one-s breath soluğu kesilmek, soluk almak, dinlenmek. in the same breath bir solukta, aynı zamanda

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nefes almak, teneffüs etmek, soluk almak; hafifçe esmek; yaşamak, var olmak; koku neşretmek; nefes alıp vermek; fısıldamak; ifade etmek, belirtmek; agzından püskürtmek; hayat vermek, canlandırmak; nefes aldırtmak. breathe again veya freely rahat nefes

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nefes nefese, soluğu kesilmiş; nefesini tutmuş, sessiz; soluğu kesen, korkutucu; ölü, cansız; hareketsiz, kımıldamayan. breathlessly z. soluk soluğa. breathlessness i. soluksuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eyerin atın başına isabet eden kısmı; gem; bağ; den. iki gemi demirini birleştiren zincir veya halat. bridle hand dizgini tutan el, sol el. bridle path atlılara mahsus yol. bridle rein dizgin.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Burmak işi, çevirme, döndürme, kıvırma. 2. Eneme, iğdiş etme. 3. Burulmuş şeyin şekli, helezonî şekil. 4. Vidalı ekser, vida. 5. Mide veya bağırsaklar buruluyormuş gibi karında hissolunan şiddetli ağrı. 6. Musluk,_ lüle. 7. Açılmış hamuru kıvırarak yaptıkları bir çeşit hamur tatlısı ki, sarığıburma dahi denir. 1. Burulmuş, kıvrılmış, kıvrık: Burma sarık. 2. Burulmuş gibi helezon şeklinde, helezonî, burmalı: Burma minare, direk. 3. Enenmiş, iğdiş: Burma at.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüzün ortasında, iki kaşın arasından ağzın üstüne kadar ve iki yanak ve gözün arasında uzanan ve solunuma ve koklamaya yarar iki deliği olan çıkıntılı organ. 2. Uç: Kalemin burnu, mumun burnunu kesmek. 3. Denizin içine girmiş ve dağlık taşlık kara ucu. Ar. Re’s: Boz burun (alçağına dil derler). 4. mec. Kibir, gurur, nahvet: Burnu büyük = Kibirli, gururlu. İtburnu = Yabanî gül, Burunotu = Enfiye. Burnu ucunda = Pek yakın, ta karşısında, yanıbaşında. Burun buruna = Başbaşa, yakından karşı karşıya. Burunperdesi = Burnun iki deliği arasındaki zar. Burundan düşmek = Çok benzemek. Kıh (hık) elemiş burnundan düşmüş = Ana, babaya çok benzeyen hakkında kullanılır. Burun sürtmek = Alçakçasına sokulmak, dalkavuklukta bulunmak, çanak yalamak. Burun şişirmek = Tekebbür etmek, kibirlenmek. Burun kabarmak = Kibir taslamak. Kibirli olmak. Burun kanadı = Burun deliklerinin kapakları. Burundan gelmek = Huzurdan sonra aksine bir hal görüp zahmet çekmek: Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Çiçeği burnunda = Pek tâze (meyve). İnsanlar hakkında da biraz alaylı olarak kullanılır: Çiçeği burnunda genç kız. Danaburnu = Yer altında bitkilerin köklerini kesen muzır bir böcek. Karga burnu = Bir çeşit pens.

Sağlık Bilgisi

Burunda et büyümesinden kaynaklanan bu hastalığa tıp dilinde Adenoid ve Polip denir. Hastanın burnundan soluması güçleşir. Daha çok ağzından nefes alıp verir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, pamuk

Hazırlanışı : 1 avuç tere otu ezilir. Suyuna batırılan pamuk, burun içindeki ete sürülür. Bu işlem günde üç kere tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Saman nezlesi ve sinüzitte görüldüğü gibi, başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Burun tıkanıklığını gidermek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya, 2 çorba kaşığı papatya çiçeği konur. Kaynatılır. Buharı derin derin solunur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çekilip toplanmak, takabbuz etmek: ihtiyarlıktan yüzü buruşmak. 2. Ütüsü ve düzlüğü bozulup kat kat ve kırma kırma olmak, sülpümek: Kâğıt, esvap buruştu. 3. Kuruyup toplanmak, solmak: Çiçek buruştu. 4. (dil) Ekşi bir şeyden kamaşıp toplanarak çekilmek: Erikten dilim buruştu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Only; solely; merely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thickest and stoutest part of tanned oxhides, used for soles of boots, harness, trunks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

whole. entire. complete. total. all. every. solid. undivided. gross. all-out. aggregate. clear. continuum. out-and-out. round. sheer. unbroken. utter. one and only. the whole. the total. entire. gross. totality. complement. holo-. omni-. pan-. all ov.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ceset, kadavra. cadaverous (s). kadavra gibi, soluk, pörsümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). bir solo kısmın sonunda sesin gösterişli bir şekilde yükselmesi, kadenz, durgu.

Türkçe Sözlük

(i. «çalmak» tan). 1. Bir tarafa eğilmiş, çarpık: Ağzı, burnu çalık. 2. Donmuş, oynamış, bozulmuş: Rengi çalık = Solmuş. Aklı çaJık = Budala. 3. Doğru yürümeyip yan yan giden: Çalık at. 4. İsmi çizilmiş, çıkarılmış, terkedilmiş: Defterden çalık sipâhî.

Türkçe Sözlük

(i. F. cçeprast» tan gelir, sağ ve sol demektir). Engel, mâni: Sizin gecikmeniz işimize çaparız verdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. dissolute. rakish. flirtatious. lecherous. lewd. licentious. profligate. roguish. vagabond. rascal. debauchee. rake. amorist. chaser. flirt. libertine. lothario. profligate. rip. rogue. varlet. villain. wolf. womanizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

profligacy. debauchery. rascality. dissipation. dissoluteness. lechery. libertinage. libertinism. licentiousness. roguery. vice.

Türkçe Sözlük

(i. F. «çep-râst» tan gelir; sol ve sağ demektir). 1. Aykırı iliklenen veya bu vaziyette düğmeleri bulunan kavuşturma yelek; iki yanı paftalı salta: Aşçı çaprazı. 2. Aykırı takılan fişeklik, silâhlık ve palaska. 3. Çizgileri iki taraftan aykırı birleşen eğe: Marangoz çaprazı. 4. Testerenin dişlerini eğmeye mahsus Alet: Bıçkı çaprazı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remedy. cure. antidote. healer. relief. aid. help. curative. egress. expedience. expediency. expedient. medium. obviation. redress. resort. resource. shift. solution. way out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. expedient. means. relief. remedy. resource. shift. solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mark applied to an end-use product certifying that the product meets 'applicable directives' and can be sold in Europe 'Certified Europe' is the result of the 'harmonization' or unification of European safety and other standards Each type of end-use equ

Türkçe - İngilizce Sözlük

draft. drag. drawing. hauling. pull. pulling. traction. sending. photographing. drawer. till. absorbtion. tension. adhesion. shrinkage. extrusion. rolling. solid drawn. hoist. lug. haulage. sucking. attraction. induced. throttling. aspiration. bleeding. i

Türkçe Sözlük

(CENAH) (i. A.) (c. Ecniha). 1. Kuş kanadı. Fars. per, bâl. 2. Kol, pazu. 3. Ordu kolu: Sağ cenah, sol cenah, (tes). Cenâheyn = İki kol. Zül-cenâheyn = İki kollu yani içi ve dışı veya dünya ve Ahireti mamur olan (iki kanatlı mânâsıyle de bir gazâda kollan kesilip şehit olduktan sonra Cennet’e uçtuğu Peygamber’ce müjdelenen amcasının oğlu CAfer-i Tayyâr’a lakap olmuştur). Bâ-cânih = Aslı «bacinak» olan «bacanak» ın eskiden kullanılan yanlış imlâsıdır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. general). 1. Albaydan yukarı rütbelerde bulunan subaylara verilen unvandır, (bk.) General 2. Umumî, baş, ser: Cenerai konsolos = başşehbender, şimdi: Başkonsolos.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sol. Çep ü râst = Sağ ve sol, sağa, sola.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (lügat mânâsı: sol atan). Hilekâr, aldatıcı, desiseci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravery. courage. assurance. fortitude. grit. gumption. guts. hardihood. heart. mettle. nerve. pecker. pluck. prowess. resolution. sands. spine. spunk.

Şifalı Bitki

(Koz): Uzun ömürlü; gövdesi kalın, kerestesi ve meyvesi değerli ulu bir ağaçtır. Yemişi nişastalı ve yağlıdır. Hekimlikte; yaprakları, meyvesinin üzerindeki yeşil kabukları ve yağı kullanılır. Bir çok çeşidi vardır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları ve kabukları ile hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. El ve ayak donuklarında, deri çatlaklarında faydalıdır. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Çok kuvvetli bir besin olduğundan fazla yememelk gerekir. Cevizyağı, raşitizm ve sıracada faydalıdır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Derinin yanmasını önler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüksek rütbeli hakim veya diğer devlet memuru; saray katibi; rektör; (Almanya'da) şansölye, başbakan. Chancellor of the Exchequer ingiltere'de Maliye Bakanı. Lord Chancellor ingiltere'de Lordlar Kamarası Başkanı ve Adalet Bakanı. chancellorship (i).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değiştirmek, tahvil etmek; aktarma yapmak (tren vb); para bozdurmak; para değiştirmek; yatak takımlarını değiştirmek; değişmek, değişikliğe uğramak; elbiselerini değışmek, üstünü değişmek. change color yüzü kızarmak; yüzü solmak.change front (ask).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüs; sandık; kutu: bir kurumda para alınıp verilen yer: banka. chest of drawers çekmeceli dolap, konsol. chest register (müz). göğüsten çıkan pes sesler. community chest genel yardım sandlğı. hope chest ceyiz sandığı. medicine chest ilâc dolabı. t

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çalgı teli; his, duygu; (geom). kiriş; (müz). bir arada çalınan ahenkli birkaç çeşit nota, akort. dominant chord esas gamın beşinci notası olan akort; sol ile ahenkli akort. spinal chord. (bak). cord chord of an arc yay kirişi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. earnest. businesslike. unsmiling. critical. important. austere. capital. demure. devout. eventful. forbidding. grave. gut. momentous. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. starched. mortally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. bad. critical. deep. earnest. grave. heavy. momentous. nasty. serious. sober. solemn. staid. standoffish. steady. straight. weighty. true. real. important. significant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. acute. ad hocracy. austere. crucial. devout. earnest. heavy. sober. solemn. stately. steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük

seriousness. earnestness. demureness. devoutness. momentousness. sedateness. severity. solemnity. staidness. starch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

austerity. dignity. earnest. gravity. solemnity. seriousness.

Türkçe Sözlük

(i. A. «veçhe» den) (c. cihât). 1. Taraf, yan: O cihetten geldi; falan cihete doğru gitti. 2. Yer, mahal, semt: Anadolu’nun o cihetlerinde bozuk bir Türkçe söyleniyor. Semt semt: Yağmur cihet cihet yağdı. 3. Suret, bakım, nazar: Bir cihetten hakkı vardır: Bir suretle, bir bakıma göre. Her cihetçe = Her suretle. 4. Sebep, mucip: Bu cihetten nâşî = Bu sebepten dolayı. 5. Vesile, bahane: Cihet-i rüchan = Üstünlük vesilesi. 6. Evkafça olan vazife, maaş: İmâmet ciheti, hitabet ciheti Cihât kalemi = Osmanlı devrinde Evkaf-ı Hümâyûn Nezaretinde cihetlere ve vazifelere bakan kalem. Cihât-ı erbaa = Dört taraf; sağ, sol, ön, arka. Şeş-cihât = Altı taraf: Dört taraf ile alt ve üst. Min cihetin = Bir cihetçe, bir bakıma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

marginal note. outbreak. going out. overhang. projection. promontory. ascent. mounting. rising. climb. climbing. overhung. cantilever. spring. springing. project. console. portico. porch. prostyle. penthouse. baldachin. issue. extended. sponson. co.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içerden dışarıya varmak, çıkmak: Evden çıktı. At ahırdan çıkacaktır. 2. Yükselmek, yukarı kalkmak, Osm. suûd etmek: Evin üst katına çıktı. Merdivenden çıkıyordu. 3. Meydana gelmek, zuhur etmek, görünmek: Bize çıkmadı. 4. Doğmak, Osm. tulü etmek: Güneş, ay çıktı. S. Verilmek, ödenmek: Maaş, ihsan, ikramiye çıktı. 6. Son bulmak, geçmek, Osm. mürûr etmek: Mart çıkıp, nisan girdi. Çıkan ay. 7. Şâyî olmak, duyulmak, intişâr etmek: Bir lâkırdı, bir havadis çıktı. 8. Neşrolunmak, intişar etmek: Bir kitap, bir gazete çıktı. Falan gazete sabahları çıkar. 9. İcad ve ihtirâ olunmak: Yeni bir usul çıktı. Pek işe yarar bir makine çıktı. 10. Birinin veya bir heyetin huzuruna varmak: Makama çıktım. Mahkemeye çıktı. 11. Kaldırılmak, Osm. raf’ ve nez’ olunmak, selb olunmak: Fes baştan, çizme ayaktan çıkar. Bu esvap kolay çıkmaz. Bu yüzük parmağımdan çıkar. 12. Elde edilmek, özü alınmak: Çiçekten su, sütten yağ çıkar. 13. Netice alınmak, Osm. istintâc, istinbât olunmak: Bundan ne çıkar? Böyle sözlerden bir şey çıkmaz. 14. Artmak, yükselmek, pahalılaşmak: Zahirenin fiyatı çıktı. 15. Pahalanmak, pahası artmak: Savaş sebebiyle İngiliz malları çıktı. Pamuk çok çıktı. 16. Mal olmak; şu kadar para ile vücuda gelmek: Bu ev kaça çıktı? Şu kumaştan bir kat esvap kaça çıkar? 17. Gerçekleşmek, tahakkuk etmek, doğru olduğu anlaşılmak, açığa çıkmak: Benim sözüm çıktı. O adamın dediği çıkacaktır. 18. Ortaya çıkmak, zuhûr etmek, görünmek, ne olduğu anlaşılmak: Aldıkları gelin nasıl çıktı? Gelen atlar iyi çıkmadı. O iş umduğumuz gibi çıkmadı. 19. Başa çıkmak: Sendikaların tuttukları yol çıkmaz. O, çıkar iş değildir. 20. Kifayet etmek, yetişmek, kâfi olmak: Bir elbise iki metre kumaştan çıkar mı? Bu kumaştan bir pantolon çıkmaz. 21. Sonuna gelmek, sona ermek, varmak, nihayet bulmak: Bu yol nereye çıkar? 22. Kör olmak, patlamak, akmak, sakatlanmak: Gözü çıktı. Gözlerim çıksın (yemin). 23. (uzuv) Yerinden oynamak, (kemik) mafsaldan ayrılmak: Kolu çıkmış. 24. Sâdır olmak: Emir çıktı. 25. Bitmek: Ekinler yeni çıkıyor. 26. (renk, boya) ZAil olmak, solmak: Bu boya çıkar mı? Bu kumaşın rengi çıkar. Ad çıkmak = Fenalıkta şöhret bulmak, kötü tanınmak. Aradan çıkmak = Mündefî ve zâil olmak. Aslı çıkmak = Doğruluğu belli olmak: O havadisin aslı çıkmadı. Elden çıkmak = Kaybolmak. Usta çıkmak = Maharetini göstermek. Baştan çıkmak = Azmak. Başa çıkmak = Muvaffak ve müyesser olmak. Başa baş çıkmak = Yeke yek gelmek, tamam tamamına yetişmek. Paradan çıkmak = Para sarfına mecbur olmak. Can çıkmak = Olmak ve mec. Çok zahmet ve meşakkat çekmek. Hatırdan çıkmak = Unutulmak. Karşı çıknuk = Karşılamak. Gözden çıkmak = Gözden düşmek, soğumak. Yoldan çıkmak = Katar veya tramvay yolundan dışarı fırlamak. Yola çıkmak = Yolcu olmak, yola koyulmak. Kokusu çıkmak — Duyulmak.

Genel Bilgi

Sadece Çinlilerin değil Japonların, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların hatta Eskimoların bile gözleri çekiktir. Aslında ‘çekik gözlü’ olmak tanımı kesinlikle yanlıştır. Göz yapısı dünyada bütün insanlarda aynıdır.

Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne doğru daha fazla inmiştir ve bu durum gözün sanki daha darmış gibi görünmesine sebep olur.

Peki bu, niçin böyledir? Bir teoriye göre göz kapağının üzerinde katlı olarak duran bu ikinci kıvrımı, bu insanların gözlerini yoğun olan kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için, bir nevi kar gözlüğü gibi gelişmiştir.

Her ne kadar yukarıda belirtilen bölgelerin bazılarında kar hiç yağmıyorsa bile bilim insanları bugün çekik gözlü diye nitelendirdiğimiz insanların atalarının son buzul çağında Sibirya’dan, yani Asya’nın kar ve buzla kaplı en soğuk bölgesinden güneye, bugün yaşadıkları yerlere göç ettiklerine inanıyorlar.

Bu kadar soğuk iklimde yaşayanların vücutlarının iklime uyum sağlamaktan başka çareleri yoktu. Sadece gözler değil, burun da rüzgara en az maruz kalacak şekilde küçülmüş, burun delikleri, solunan hava ciğerlere gidene kadar ısınsın diye daralmıştır. Ciltleri de bu nedenle yağlıdır.

Göz kapakları da daha yağlı olduğundan, daha sarkık durur ve bu oluşum gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani ‘çekik gözlü’ değil ‘düşük göz kapaklı’ tanımını kullanmak daha doğrudur.

Teknolojik Terim

Clear Stereo, ses sinyallerinin sağ ve sol kanallar arasında kaymasını önlemek üzere geliştirilen bir Sony teknolojisidir. WALKMAN® cihazınızda en sevdiğiniz şarkıları dinlerken daha dengeli, net ve temiz sesler duymanızı sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). anahtar bass. clef fa anahtarı. treble clef sol anahtarı.

Teknolojik Terim

Bu clipboard (pano) işlevi, iki tunerli TV’lerde kullanılabilen bir işlevdir. Pano seçildiğinde, ekran iki bölüme ayrılır. Geçerli görüntü sağ tarafta dondurulurken, program ekranın sol tarafından kesilmeden devam eder. Bu özellik, adres, telefon numarası, hatta yemek tarifi gibi bilgileri yazmak istediğiniz çok yararlı bir işlevdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renksiz, soluk; solgun, donuk, anlamsız; tarafsız, yansız.

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Bir ayağı sakat olan: Çolpa adam. 2. Yürürken İlk defa sol ayağını atan, ayak İtibariyle solak:-Çolpa adam, at. 3. mec. Beceriksiz. Eli yakışıksız ve ayağı dolaşır: Pek çolpa bir adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekmeceli dolap; konsol, komodin; lavabo; lazımlık, oturak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teselli, avunç; teselli vesilesi veya sebebi. consolation prize teselli mükâfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teselli etmek, avundurmak. be consoled avunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konsol; radyo kasası; (mim). balkonlann altına konulan süslü destek, dirsek; (müz). orgun tuşlarını havi kısım. console mirror konsol aynası. console table konsol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). birleştirmek, birleşmek; pekiştirmek, pekişmek, takviye etmek, saglamlaştırmak; (tic). konsolide etmek. consolidated debts (tic). konsolide borçlar, vadesi uzatılmış borçlar. consolidated school (A.B.D). ve Kanada'da birkaç mahallenin çocuklarının

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konsolos; (eski Roma'da) konsül. consul general başkonsolos. vice consul konsolos muavini. consular (s). konsolosa ait ; konsüle ait. consular agent fahri konsolos. consulate (i). konsolosluk, konsoloshane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coefficient of Performance, COP, is the ratio of energy input to heating capacity This is the instantaneous measurement of the heating performance of your heat pump It is comparable to knowing how many miles per gallon of gasoline your car gets when it is

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bale topluluğunun üstünde fakat solo dans edenlerin altında olan balerin veya dansör.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). saat yelkovanının ters yönünde, sola doğru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

untying. unfastening. solving a problem. resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

untie. detach. unravel. disentangle. undo. disengage. unbind. loosen. defrost. solve. figure out. resolve. puzzle out. work out. break. cipher out. compound. cut loose. decipher. ravel. read. reason. slack. slack up. unbrace. unbuckle. uncouple. unfa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclude. detach. loosen. obviate. penetrate. ravel. read. reconstruct. release. resolve. settle. solve. straighten. undo. unhook. unloose. unloosen. unravel. untangle. untie. to untie. to unfasten. to unbutton. to undo. to unloose. to solve. to resolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolve. to solve. to unfasten. to undo. to unravel. to dissolve. to disconnect. to untie. to outspan. to detach. to disengage. to decipher. to decompose. to uncoil. to separate. to loosen. to unpack. to unbend. to ungear. to uncouple. to unbrace. to unlo

Türkçe - İngilizce Sözlük

solvent. dissolvent. resolvent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyst. decomposer. resolving. resolvent. catalyst. catalytic. disconnector. loosener. tripper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissolution. thaw. unfastening. disengagement. withdrawal. rout. catabolism. break-down. disintegration. loosening. liquefaction. melting. yielding. disconnection. decomposition. disassociation. dissolubility. yield. lysis. defrosting. thawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disentangle. loosen. unfold. unravel. unwind. to come unfastened. to loosen. to ravel. to be solved. to break up. to disintegrate. to disengage. to become weak. to pine away. to thaw. to unwind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be solved. to be unfastened. to thaw. to lose its strength. to become routed. to liquefy. to disintegrate. to break-down. to loosen. to disengage. to dissociate. to disassociate. to decompose. to unbend. to yield. to flux. to ravel. to melt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solution. way out. resolution. answer. denouement. healer. help. key. out. redress. remedy. shift.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recipe. resolution. solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyse. analyze. solve. resolve. sort out. clear up. construe. sort.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolution. dissolution. solution. dissociation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolution. solution. dissolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolve. to dissolve. to decompose.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krep; (bak). crape. crepe de Chine krepdöşin. crepe paper krepon kâğıdı. crepe rubber krepsol, ayakkabı tabanı için kullanılan tırtıklı Lastik. crepes suzette (ahçı). krep suzet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cenâbet olma, şer’an gusûle muhtaç olup de gusOl etmemiş olma: CünOb halinde Kur’an’a dokunmak câiz değildir («cânib» in dahi cem’i ise de dilimizde bu mânâsı kullanılmaz).

Türkçe - İngilizce Sözlük

boldness. courage. insolence. imprudence. cheek. face. forwardness. front. hardihood. liberty. nerve. presumption. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dare. to venere. to act insolently. to have the face. venture.

Teknolojik Terim

Konsollarda kullanılan baş parmak oyunda sağa sola, aşağı yukarı ve diagonal hareket etmemizi sağlayan düğme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispersal. distribution. dispersion. dissociation. allocation. dissolution. scatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

diffusion. disintegration. dispersion. distribution. dispersal. scattering. scatter. spread. dissolution. break-down. spreading. staggering. calcination. decomposition. catabolism. decay. dissociation. dissolubility. slaking. diffraction. lysis. dissipati

Türkçe - İngilizce Sözlük

disperse. separate. scatter. disband. come apart. disintegrate. crack up. go to pieces. fly to pieces. go splinters. go into splinters. be scattered. adjourn. clear. clear away. decay. decompose. diffuse. disrupt. dissolve. fall. splinter. spread. st.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disband. disintegrate. disperse. dissipate. dissolve. lift. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scatter. to disperse. to be dispersed. to be messed up. to be dissolved. to disintegrate. to crumble. to calcine. to stagger. to decompose. to shatter. to dissolve. to spread. to dissipate. diffuse. disband. fall apart. fall out. range. strew.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. spreader. postman. letter carrier. catalyst. divider. dissolving. diffuser. decomposer. mailman. deliveryman. analyzer. catalyzer. catalytic. agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be distributed. to be dispersed. to become untidy. to be dissolved.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deal. deal out. distribute. hand out. deliver. dispense. dissolve. decompose. crack up. scatter. disband. disperse. diffuse. bestrew. demount. deploy. disject. disjoint. dismantle. dispel. disrupt. dissipate. divert. dot. drown. fling off. issue. lit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutter. deal. deliver. diffuse. disarrange. disband. disintegrate. dispel. dispense. disperse. disrupt. dissipate. dissolve. distract. distribute. issue. litter. scatter. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük

permanent. constant. perpetual. endless. standing. imprescriptible. indissoluble. invariable. perdurable.

Türkçe Sözlük

(i.). Midenin sol tarafında İki yüz gram kadar ağırlığında bir iç organ ki, kanlı, siyahımsı ve gevşek bir dokudan ibarettir. Dalak şişmek = 1. Nefes darlaşıp koşamamak. 2. Hiddet etmek.

Sağlık Bilgisi

Karın boşluğunun solunda, midenin arka tarafında bulunan dalak; eskimiş kırmızı kan hücrelerini yok eder, gerektiği zaman da yeni kırmızı kan hücreleri imal eder. Sıtma ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklar veya kansızlık sonucu dalak hastalanabilir. Dalak ağrısı, dalak büyümesi, dalak şişmesi ve dalak zafiyetinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pazı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 tutam pazı konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The reduction of vibratory movement through dissipation of energy Types include viscous, coulomb, and solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Damping is the dissipation of vibratory energy in solid media and structures with time or distance It is analogous to the absorption of sound in air.

Yer

Danzig 12.yüzyıldan beri Polonya ile Almanya arasında ihtilafa konu olmuştur, iki ülke de şehri kendi toprakları altına almak ister. Almanya Birinci Dünya Savaşı sonunda yenildiğinde ve özgür Polonya deklare edildiğinde, Versay Antlaşması’yla Danzig, nüfusunun %95’i Alman asıllı olmasına rağmen, “özgür şehir” olarak ilan edildi ve yetkisi Milletler Cemiyeti’ne verildi. Böylece Polonya’nın erişebileceği ve kullanacabileceği bir liman olacaktı. 1933’de, seçimler sonrası şehir parlementosunun büyük bir kısmı Nazilerden oluşuyordu. 1939’da, Polonya’nın Almanlar tarafından işgali ile, Danzig yeniden Almanya’ya katıldı. İkinci Dünya Savaşının sonunda ise, Gdansk adını alarak Polonya’ya bağlı bir şehir oldu. Şehirde bulunan Almanlar ise gitmeye zorlandılar. 1980’lerde şehir Solidarnosc hareketinin yuvası oldu. 1990’da ise şehirin Polonya’ya bağlı olduğu, resmen Almanlar tarafından kabul edildi. Danzig, tarihteki olayda yer almış önemli bir Avrupa şehridir. Aynı zamanda birçok büyük düşünürün de zaman zaman evi olmuştur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. invitation. summons. convocation. party. feast. evocation. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lasting. long lasting. enduring. durable. resistant to. proof. fast. for hard wear. heavy-duty. cast-iron. consolidated. firm. gritty. hard. hardy. impervious. impregnable. indestructible. invulnerable. keeping. nonperishable. patient. refractory. re.

Türkçe - İngilizce Sözlük

durable. firm. hardy. lasting. resistant. serviceable. solid. substantial. tough. hard-wearing. enduring sağlam. strong güçlü. metin. -proof. -resistant geçirmez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enduring. lasting. stabilized. strong. tough. resistant. durable. stout. unfading. long wearing. solid. stable. proof. arduous worker. everlasting. fast. forbearing. hardy. perdurable. serviceable. sturdy. substantial. substantive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

endurance. resistance. durability. strength. lastingness. toughness. fastness. fortitude. grit. hardihood. hardiness. hardness. indestructibility. reliability. solidity. staying power. sturdiness. substantiality. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

endurance. firmness. tenacity. solidity. resistance. durability. fortitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooperation. interdependence. interdependency. solidarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidarity. interdependence. public spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act with solidarity. hang together. stick together.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is intensive in deprave, despoil, declare, desolate, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Death PC Paid in full through consolidation loan. flection - The amount of deformation or bending in a pallet or pallet component under load.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ölü, öImüş, müteveffa; sönük; cansız, hareketsiz, ölü gibi; renksiz, solgun, tadı kaçmış, soğuk. dead ahead dosdoğru. dead and gone öImüş gitmiş. dead as a doornail öImüş, cansız. dead ball spor saha dışına çıkmış top, ölü top. dead beat çok yorgun

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). borç, alacak, matlup; suç, kabahat. debt of honor namus borcu. bad debt tahsil olunmayacak borç, tahsili kabil olmayan alacak. balance of a debt borç bakiyesi. be in anyone's debt bir kimseye borçlu olmak. consolidated debts muntazam borçlar

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rengini açmak, soldurmak, ağartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). burundaki nemi azaltarak soluk almayı kolaylaştıran ilaç.

Yabancı Kelime

Hepimiz bu duyguyu mutlaka yaşamışızdır, ilk defa gittiğimiz bir şehirde geçtiğimiz bir yolu çok iyi biliyor gibi hissetmişizdir yada , yaşadığımız gün içerisinde yolunda gitmeyen bir işimizin sanki nasıl sonuçlanacağını daha önce yaşamışız gibi nasıl sonuçlanacağını bildiğimizi düşünürüz. Karlı bir günde sevgililerin gerçekleştirdiği bir buluşmada olası bir davranış kartopu savaşı iken bireylerden diğeri bunu daha önce yaşadığını düşünebilir... Yaşanılan bir olayın, daha önce de yaşanılmış olması hissine kapılınması durumudur. Fransızcadan gelen deja vu kelimesi, daha önce görülen anlamına gelmektedir. Bir çok insan dejavu, yaşadığını söyler. Kimileri dejavunun Beyindeki bir algı bozukluğundan kaynaklandığını düşünürken kimileri de bunu reenkarnasyon ile bağdaştırır. Bilimsel olarak dejavu şöyle açıklanabilir. Beş duyu organımızdan beyne giden sinyaller özellikle görüntü ve ses beyin tarafından algılanamayabilir. Oysa algılanamayan bu bilgi beyinde kaydedilmiştir.Ayrıca ne zaman yaşanıldığı konusunda bir bilgi yoktur. Beyin bu sinyalleri tekrar aldığında ise kişi bu olayı ikinci defa yaşadığı hissine kapılabilir. Bunun dışında beynin sağ lobu ile sol lobu arasında mikrosaniyeler seviyesinde bir çalışma süresi farkı vardır. Bir olayı beynin bir tarafı diğer tarafından önce algılar ve bilgi ikinci lobda algılandığında kişi ikinci defa yaşanmış hissine kapılabilir. Ayrıca yaşanılan olayın daha önce bir benzerinin görülen ve hatırlanamayan bir rüyada yaşanmış olması da olasılıklar dahilindedir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Soluk, nefes. 2. An, zaman, lahza: Yâd et o demleri. Her dem = Her an. Dem-be-dem = An-be-an, zaman zaman. 3. Bir şeye mensubiyet iddiası: Dem vurmak = İddiasında bulunmak. Musikiden de dem vuruyor. Dem-beste = Sessiz, susan, sâkit. Herdemtaze = Bir cins çiçek. Dem çekmek = İşret etmek, içki içmek. Dem çıkarmak — Düdük üflemek. Deminde = Tavında, zamanında.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Susmuş, nefesi tutulmuş, soluğu kesilmiş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Nefes, soluk çeken. 2. Ney, kaval gibi çalgıları devamlı üfleyen). 3. Bâzı kuşların, bülbül gibi, uzun uzun öteni. 4. Devamlı öten cins güvercin. 5. Şarap içen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

superannuated. out of fashion. old-fashioned. out-of-date. behind the times. dated. outdated. outmoded. dowdy. obsolete.

Türkçe Sözlük

(i.). Kabuğunun çenetleri çakı sapına benzeyen bir deniz yumuşakçası (Fr. solen).

Türkçe Sözlük

(i.), iri bir deniz solucanı (Fr. holothurie).

Şifalı Bitki

(carrageen): Esmer su yosunlarından bir çeşit deniz bitkisidir. Kullanıldığı yerler: Solunum ve hazım sistemi nezlelerini giderir. Vücudu besleyici olarak da kullanılır.

Şifalı Bitki

(mousse de corse): Deniz kayalarında bulunur. Kuru iken saç gibi ince, esmer, birbirine girmiş liflerdir. Deniz bitkileri gibi kokar. Tadı tuzludur. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). plana göre yerleştirmek; sağa sola yaymak veya yayılmak. deployment (i). acılma, yayılma.

Genel Bilgi

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır. Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar.

Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler. Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir.

Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır. Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir.

Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi. Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000’den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). terkedilmiş, metruk, ıssız, tenha, boş, perişan, harap; kimsesiz, yalnız. desolately (z). terkedilmiş olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A master; a lord; especially, an absolute or irresponsible ruler or sovereign.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a cruel and oppressive dictator. n an absolute ruler, a tyrant. an absolute ruler or a person who wields power oppressively.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assistance. auspices. backing. boost. brace. bracket. buttress. comfort. console. cooperate. countenance. favour. pier. promotion. prop. reinforcement. rest. shore. shoulder. stand. strut. support. truss. beam. reinforcements. help. helper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'Sanskrit term' for a deity; Divine Being Responsible for building all forms and holding the patterns; from Nature to the Solar System. a demigod or godly person.

Genel Bilgi

Devenin ana yurdu Kuzey Amerika’dır. Tarih içinde oradan Güney Amerika ve Asya’ya yayılmış, Kuzey Amerika kıtasında ise zamanla yok olmuştur. Güney Amerika’daki lama, alpaka (bir cins koyun), guanako {lamanın irisi) gibi hayvanlar devenin akrabaları sayılabilirler.

Yaşadıkları kum fırtınalarına ve diğer olumsuz şartlara uyabilmek için iki sıra koruyucu kirpikleri ve tüylü kulak delikleri oluşmuş, burun deliklerini açıp kapayabilme, çok uzaktan görebilme ve koku alabilme yeteneklerine sahip olmuşlardır.

Develerin tek hörgüçlülerine Arap devesi, çift hörgüçlülerine ise Baktriane (Bactrian) devesi adı verilir. Baktriane Afganistan’ın kuzeyinde bir yer olup bugün adı pek bilinmemesine rağmen çok çeşitli medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapmış, çok önemli tarihi geçmişi olan bir bölgedir.

Her iki cins deve de yük hayvanı olarak kullanılırlar. Çift hörgüçlü deve daha yavaştır (3-5 kilometre/saat) ama bir günde kervan içinde durmadan 50 kilometre yol gidebilir. Hörgücünün tepesine kadar olan yüksekliği 2 metre iken Arap devesinin sadece bacak yüksekliği neredeyse 2 metredir. Arap devesi 18 saat boyunca saatte 13-16 kilometre hızla yol alabilir. Develerin yük hayvanı olmalarının yanında etlerinden, sütlerinden, yünlerinden ve derilerinden de faydalanılır.

Genelde develerin hörgüçlerinde su olduğuna, bu sayede çöllerde uzun süreli yolculuklara bu kadar dayanıklı olduklarına inanılır ama gerçek bu değildir. Öyle olsaydı deve vücudundan su tükettikçe hörgücünün de bir balon gibi porsuyup inmesi gerekirdi.

Develerin hörgüçlerinde sadece yağ bulunur. Burası 30-35 kilogramlık bir yağ deposudur. Genellikle bir çok hayvan ilerde enerji kaynağı olarak kullanmak üzere vücudunda yağ depolar ama develer bunu hörgüçlerinde yaparlar. Yiyecek bulamadıkları zaman buradan faydalanırlar. Hörgücün bir ikinci işlevi de deveyi çölün kızgın güneşinden korumasıdır.

Develer zaten çölde suya az gereksinim duyarlar. 40 dereceyi bulan sıcaklıklarda iki haftaya yakın susuz kalabilirler. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Bu sayede nefes verirken havada bulunan nemin üçte ikisini geri kazanabilirler.

Bir devenin vücudundaki toplam suyun yüzde 22’sinin kaybı halinde karnı çekilir, kasları büzüşür ama bu, onun performansını çok etkilemez. Buna karşın bir insan vücudundaki suyun yüzde 5’ini kaybedince görme duyusunda azalma başlar, yüzde 12’sini kaybedince de ölebilir.

Develerin susuzluğa dayanıklı olmalarının nedeni su kayıplarının büyük bir kısmının dokularındaki sudan olması, kandaki suyun pek etkilenmemesidir. Ancak bütün bu özelliklere rağmen susuzluğa dayanma rekoru develerde değil, farelerdedir. Bu konuda zürafa da her ikisiyle yarışabilir.

Yeri gelmişken develerin bir başka özelliğine de değinelim, hayvanlar arasında sadece deve, kedi ve zürafa önce sağ taraftaki ön ve arka ayaklarını, sonra sol taraflakileri atarak yürürler. Yani sol - sağ seklinde değil sol - sol, sağ - sağ şeklinde. Hatta şiirdeki aruz vezninin ritminin Arap yarımadasındaki develerin bu yürüyüşlerindeki ritimden doğduğu bile rivayet edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çiy, şebnem; gençliğin baharı ; (f). çiyle ıslatmak. dewberry (i). böğürtlen, (bot). Rubus caesius. dewdrop (i). çiy damlası. dew point çiy düşmesi için gerekli ısı derecesi. dewworm (i). solucan. mountain dew kaçak imal edilen viski, alkoll

Türkçe Sözlük

(i.). İnce sopa. Davulun sol elle vurulan ince tokmağı ki, usûlün zayıf zamanlarını vurur. Orkestra idare eden şefin sağ elindeki kısa ve ince sopa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

James i. 1. By extension, to Christians isolated from their own communion, as among the Moravians to those living, usually as missionaries, outside of the parent congregation. the dispersion or spreading of something that was originally localized the disp

Teknolojik Terim

Videoları geliştirmek için kullanılan, fotoğrafların karıştırılması ya da stroboskopik ya da “eski film” efektleri ekleme gibi sekiz gelişmiş efekt. Bu efektler şunlardır: Sepia, Solarise, Monotone, Stretch, Slim, Pastel, Negative Art ve Mosaic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. care. caution. consideration. count. diligence. fetish. heed. mind. notice. regard. solicitude. carefulness. assiduity. look out!. watch out!. be careful!. attention!.

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. attentive. heedful. watchful. gingerly. regardful. mindful. thoughtful. argus-eyed. assiduous. canny. cautious. circumspect. intense. intent. particular. rigorous. scrupulous. sleepless. solicitous. studious. wary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. desire. beg. will. beseech. call down. plead. solicit.

Teknolojik Terim

Ekranın sol tarafından teleteksti, sağ tarafında da boyutu ayarlanabilir görüntüyü gösterir. Teletekst, görüntüsü verilen kanaldan başka bir kanalın olabilir.

Teknolojik Terim

İki farklı TV kaynağı, birleştirilebilir ve aynı ekranda yan yana görüntülenebilir. Görüntü boyutu sorunsuzca ayarlanabilir. Sağ görüntünün boyutu, soldakinin boyutuyla ters orantılıdır. Soldaki görüntünün sesi TV hoparlörlerinden verilirken, sağdakinin sesi kulaklık yuvasından verilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (gier, giest) donuk, rengi soluk, kirli, paslı. dingily (z). rengi soluk olarak, paslı olarak. dinginess (i). rengi soluk oluş, donukluk; kir, pas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. sacred. solemn. spiritual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. ecclesiastical. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angle formed by the inclined plane of a geological structure and the horizontal plane of the Earth's surface. - A DRAM component packaging DIPs can be installed in sockets or permanently soldered into holes on the printed circuit board The DIP package

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistant. resolute. tough. robust.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. console. crank. elbow. bend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bend. crank. elbow. hand. turn. pend pipe. angle bracket. angle. outrigger. shoulder. stove pipe. offset. support. cantilever. console. cam. knee. prop. crook. flexion.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rengini bozmak, soldurmak, lekelemek; rengini değiştirmek. discolora'tion (i). rengini bozma, rengi bozulma, solma; leke.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teselli kabul etmez, çok kederli; acıklı. disconsolately (z). kederle. disconsolateness (i). keder, teselli kabul etmez durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ahlaksız, çapkın, sefih. dissolutely (z). ahlaksızca, sefihçe disso- luteness (i). ahlaksızlık, sefahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eritmek, erimek, halletmek, hallolmak; ,çözmek, açmak; feshetmek, dağıtmak; izale etmek, yok etmek; zeval bulmak; televizyon veya filimde iki görüntüyü karıştırarak değiştirmek. dissolve into tears gözyaşları boşanmak. dissolvable (s). erir,eritil

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable attached to the first tone of the major diatonic scale for the purpose of solmization, or solfeggio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In England and America the same syllables are used by many as a scale pattern, while the tones in respect to absolute pitch are named from the first seven letters of the alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deal with for good and all; to finish up; to undo; to ruin; to do for. the syllable naming the first note of any major scale in solmization create or design, often in a certain way; 'Do my room in blue'; 'I did this piece in wood to express my love for

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dissolved Oxygen - a measure of the oxygen dissolved in water expressed in milligrams per liter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disolved Oxygen. a tone of the scale MO - a moment UP - to raise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A concept or principle accepted as absolute truth on the basis of unquestioned acceptance of an authority's statement to that effect rather than on the basis of logical reasoning or demonstrated proof.

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.

Teknolojik Terim

Dolby® Pro Logic® II, Dolby® Pro Logic®’in gelişmiş halidir ve ön (sol/sağ) ve arka (sol/sağ) sinyalleri tam frekans aralığı performansında ve gelişmiş kanal ayrımıyla çözer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. filled. stuffed. plump. high. charged. loaded. heavy. saturated. replete. wad. solid. liberal. packed. chubby. fat. good. meaty. pregnant. well rounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solid. stuffed. stuffed vegetables. reclaimed bank. embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. filled. hail. abounding. loaded. containing a drink. charged. filled up. stuffed. packed. solid. complete. full-up. laden. fraught.

Şifalı Bitki

(solanum lycopersium): Patlıcangillerden bir çeşit bitkidir. Ürünü için yetiştirilir. Vatanı Meksika ve Peru’dur. Yabani türünün meyveleri yuvarlak ve kiraz kadar küçüktür. Domatesin içeriğinde lycopin denilen bir madde bulunur. A, B, C vitamileri bakımından zengindir. Gövde ve yapraklarında solanin denilen zehirli bir alkoloid bulunur. Kullanıldığı yerler: Bol idrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını ve kanın durulmasını sağlar, damar sertliğini giderir. Romatizma ve nikriste faydalıdır. Safra ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Üremiyi düşürür. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Cilde tazelik ve pembelik verir. İsiliği ve mayasılı giderir. Nasırların sökülmesine yardımcı olur. Çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Arı sokmasında ve yanıkların tedavisinde faydalanılır. Kansere karşı korur. Midesi zayıf olanlar, böbrek ve mesanelerinde iltihap olanlar, suyunu içmelidirler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chord based on the fifth degree of the diatonic scale being used A dominant usually resolves to the tonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth degree of the major or minor scale Also, the term for the triad built on the fifth degree, labelled V in harmonic analysis A dominant usually resolves to the tonic.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., biyol başat özellik; (müz). sol notası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., hakim, mütehakkim, idare eden, yöneten, galip, tesirli, nüfuzlu; (müz). bir gamda sol notasına ait, dominant; (biyol). başat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream. refrigeration. freezing. solidication. hardening. chilling. icing. freeze. ice. refrigerating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeze. to freeze. to consolidate. bind. congeal. frost. ice. petrify. refrigerate. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to freeze. to be frozen. to be consolidated.

Teknolojik Terim

Dönme özelliği, odanın tüm köşelerinden ekranı net olarak görmeniz için çoğu BRAVIA TV’de bulunan mekanik bir özelliktir. İzleme açısının sola veya sağa en fazla 20° ayarlanmasını sağlar, böylece ekran uygun olmayan konumlarda bırakılmaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transform. change. turn into. turn to. grow. be transformed into. shade into. convert. expand. pass. resolve. return to. shade. shade off. shade off into. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transform. transform. convert. turn into. turn to. coke. reduce. resolve. translate. transmute. transubstantiate. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short musket hooked to a swivel attached to a soldier's belt; so called from a representation of a dragon's head at the muzzle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekmece, göz; (çoğ). don, külot. chest of drawers çekme gözlü konsol, şifoniyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sarkmak bükülmek, tepesi veya yaprakları solup eğilmek (bitki, çiçek); halsiz olmak, kuvvetten düşmek, canlılığını kaybetmek; cesareti kırılmak, ümitsizliğe düşmek; sarkıtmak, düşürmek, asmak; (i). sarkma, bükülme, eğilme. drooping (s). sar

Türkçe Sözlük

(i. İ. doge). Eski Venedik ve Ceneviz cumhurbaşkanı. Mussolini’ye de «duçe» derlerdi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük solucan, ufak kurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Russian national parliament, convened and dissolved four times between 1905 and 1917.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smoke. fumes. vapour. steam. smother. gas. mist. haze. reek. cloud. flue gas. bloom. film colour. aerosol. dispersoid. fume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

straight. absolutely straight. quite smooth. plane. satin. straight. as the crow flies.

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide bir makamın karar verdiği perde: Nihâvend makamının durağı rast (sol) perdesidir.

Şifalı Bitki

(morus): Dutgillerden yapraklarıyla ipek böceği beslenen bir ağaçtır. Meyveleri, Beyaz ve kara olur. Karadut ekşidir. Dutusaresi çıkartılır. Hekimlikte şurubu, meyveleri, ve yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut, Bağırsak solucanlarının düşürülmesini sağlar. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Karadut şurubu pamukçuk hariç diğer ağız ve bademcik iltihaplarını giderir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fat-soluble vitamin that is essential for normal reproduction; an important antioxidant that neutralizes free radicals in the body. a radioactive transuranic element produced by bombarding plutonium with neutrons. the cardinal compass point that is at 9

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). solucan, yer solucanı, (zool.) Lumbricus terrestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutulma, güneş tutulması, ay tutulması; sönme, karanlığa gömülme, gözden kaybolma, yok olma. annular eclipse güneşin halka şeklinde tutulması. lunar eclipse ay tutulması. partial eclipse Güneş veya ayın kısmen tutulması.solar eclipse güneş tutu

Türkçe - İngilizce Sözlük

hussy. indecent. nasty. naughty. spicy. immoral. ill-mannered. shameless. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-mannered. rude. shameless. insolent. / adj. ill- bred. immoral. impudent. indecent.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patlıcan, (bot). Solanum melongena.

Şifalı Bitki

(nepkrodium filixma): Eğreltiotugillerden; kumlu yerlerde yetişen bir cins bitkidir. Çok çeşidi vardır. Boyu 120 cm. kadardır. Kökü kalındır. Dışı siyahi, içi beyazdır. Zehirlidir. Tavsiye edilen miktarı aşmamak gerekir. Hekimlikte erkek eğreltiotu kullanılır. Gebeler ve kansızlar kullanamaz. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanları ve tenyaları düşürür. Memeli basur ve variste de faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eksik, nâkıs olma. 2. Eksik bir şeyin tam olması İçin lâzım gelen miktar: Çok eksikliği vardır (eksik de denilir). 3. Ayıp, kusur, noksan: Bunun hiç bir eksikliği yoktur. 4. Azlık, nedret: Onun eksikliği şimdi hissolundu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete. perfect. solid. consummate. factual. thoroughgoing. thorough. without defect. in full.

Türkçe - İngilizce Sözlük

complete. perfect. absolute. accurate. definitive. in full force. intact. resounding. unexpurgated.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın tutmak işlemek, asılmak gibi işlerde kullandığı iki organın beheri. Ar. yed, Fars. dest: Sağ el, sol el (umumiyetle omuzdan tırnak uçlarına kadar ve bilhassa kol ve bileğin dışında kalan aşağı kısmı yani bilek mafsalından itibaren avuçla parmakları içine alan cihete denilir). 2. Atın vesair dört ayaklıların ön ayaklarından her biri. 3. Maymunların el şeklinde ve el gibi kullanılan dört uzuvlarının her biri. 4. Aletlerin sapı, kol kulp: Değirmen eli. 5. Bazı Aletlerin vuracak ve dövecek kısmı, deste: Havaneli. 6. Ele ve avuca sığan miktar, evuç, tutam: Bir el buğday. 7. El ile yapılan bir işin bir defalığı, bir sefer: Bir el tabanca, bir el kâğıt. 8. mec. Vurma, darbe: Eli ağır. 9. Karışma, Osm. müdahale, dahi: Bu işte onun da eli vardır. 10. İktidar, irâde, ihtiyâr: O iş benim elimdedir. 11. Sahiplik, Osm. tasarruf, mâlikiyet: Mal bugün kimin elindedir? 12. İş, Ar. amel: Filân cerrâhın eli hafiftir. Filân hattatın eli bellidir. 13. Nöbet, sıra: El kimdedir? El atmak = Girişmek, Osm. tasaddi etmek. El açmak = Dilenmek. Eli açık = Cömert, verip dağıtan, müsrif. El altında = Hazır duran şey. El altından = Gizlice, kendini göstermeksizin, hafiyyen. Ele almak = Almak, kazanmak, kendi tarafına çevirmek. Ele avuca sığmaz = Zaptolunmaz, pek haşarı. El ayası = Avucun içinin düz yeri. Ar. râhe. El ele vermek = Birbirine yardım etmek, birlikte çalışmak. El vurmak = Girişmek, bir iş yapmaya koyulmak. 2. Çalmak, çırpmak, alkışlamak. 3. El koymak, dokundurmak, basmak. El uzatmak = Almaya hazırlanmak, istemek. Eli uzun = 1. Nüfûzlu. 2. Hırsız. El üstünde el var = Üstün üstü vardır. El uğuşturmak = Kederle şaşırmak. El etmek = İşaret etmek. Elde etmek = Kazanmak, kendi tarafına çevirmek. El ermek = Erişmek, nail olmak. El işi = Makine işi olmayıp el İle yapılmış. El bağlamak = Divan durmak. Ele bakmak = Muhtaç olmak, para beklemek. Eli bayraklı — Şirret, huysuz, fenalıkla tanınmış. El birliği = İttifak, işte ortaklık. Eli belde = Hizmete hazır. Eli boş = 1. İşsiz, Ar. muattal. 2. Bir şeye malik olmayan. Fars. tehî-dest. Eli pek = Cimri, hasis. El-pençe = Divan duran, hizmete hazır. El çabukluğu = Hokkabazlık. El çırpmak = El vurmak, alkışlamak. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarf-ı nazar etmek, fâriğ olmak, kef-i yed etmek. El değmek = Vakit ve fırsat bulmak. Elden = 1. Nöbete ve muamele sırasına konmayarak; bizzat takip ederek. 2. Pazar ve çarşıdan olmayarak, bir münasebetle doğrudan sahibinden olarak: Bu arabayı elden aldım. Elden düşme — Kelepir, kullanılmış, ucuz. Fransızca: d’occasion. Elden çıkarmak = Satmak, defetmek, mâlik olmaktan kurtulmak. Elden çıkmak = Ölmek. Elden gelmek = Yapabilmek, iktidarı dahilinde olmak: Bu iş elimden gelmez, elden gelen. Elde = 1. Emri altında. İktidarı dahilinde. 3. Kazanılmış, itaat eden. 4. Hazır, Ar. müheyyâ. Hesapta toplamada üstteki sıraya geçirilmek üzere alttaki sıradan artan sayı. Elde bir = En evvel hesaba dahil olması lâzım gelen: O, elde bir. El sürmek = Bir işe başlamak. El suyu = Abdest. El dokundurmak = El sürmek, karışmak. E

Ülke

Başkent: San Salvador.

Nüfus: 5.753.000.

Yüzölçümü: 21.041 km2.

Komşuları: Batıda Guatemala, Kuzeyde Honduras.

Önemli Şehirleri: San Salvador.

Din: %75 Katolik.

Dil: İspanyolca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1821’de İspanya’dan ve 1839’da Orta Amerika Federasyonu’ndan bağımsız oldu. 1969’da Honduras ile 300.000’den fazla Salvadorlu işçi arasındaki savaşta 2.000 kişi öldü. 1979’da askeri bir darbe ile başkan Carlos Humberto Romeno hükümeti devrildi ama iktidardaki askeri-sivil cunta Küba ve Nikaragua’nın silahlandırdığı solcu isyancıları durdurmayı başaramadı. Mayıs 1984’teki seçimlerde Hıristiyan Demokratiklerden Jose Nopoleon Duarte oyların %54’ünü alarak başkan seçildi. Hükümet ve solcu isyancıların imzaladığı resmi bir barış andlaşması ile 12 yıl süren ve 75.000 kişinin ölümüne yol açan ve iç savaş 16 Ocak 1992’de sona erdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely. certainly. definitely. precisely. no wonder. doubtless. assuredly. without fail. by all means. naturally. quite. sure. sure enough. surely. of course.

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. sure. surely. be. ünl. certainly. naturally. of course. absolutely. definetely. be my guest!.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An obsolete or colloquial contraction of the old form hem, them.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A setwise relative unit of measurement equal to the current type size, e g , an em in 10-point type is equal to 10 points Originally derived from the width of the upper-case 'M' character Less commonly, a pica em , is used as an absolute unit of measure.

Türkçe Sözlük

(f.). Çekilip massolunmak, sindirilmek: Yere dökülen süt emilmez. Keçinin memesi emilmek mümkün müdür?

Türkçe - İngilizce Sözlük

concern. fears. care. anxiety. worry. doubt. fear. agitation. angst. apprehension. disquiet. disquietude. disturbance. fret. inquietude. perturbation. preoccupation. qualm. scruple. solicitude. stew. suspense. uneasiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxiety. apprehension. concern. fear. preoccupation. qualm. solicitude. worry. care. doubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxiety. care. worry. apprehension. apprehensiveness. concern. disquiet. fear. inquietute. load. misgiving. oversolicitude. stew. sweat. thought. unease.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. worried. concerned. ill at ease. uneasy. apprehensive. fearful. doubting. distressed. on the downbeat. obsessed. on edge. overcast. perturbed. preoccupied. solicitous. suspenseful. weighty. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensive. concerned. fearful. fraught. insecure. solicitous. uneasy. worried. anxious. thoughtful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. worried. apprehensive. concerned. insecure. pensive. solicitous. uneasy.

Yabancı Kelime

Fr. indoderme

anat. ve bit. b. iç deri

1. Bitkilerin kök, sap ve yapraklarında kabuğun iç bölümü. 2. Sindirim ve solunum kanallarının iç yüzlerini ve karaciğerin, pankreasın içini örten tabaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انفاس] nefesler, soluklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hakketmek, kazmak, kalemle işlemek, kabartma işi yapmak. engraved on the mind hafızaya yer etmiş, zihne nakşolunmuş. engraver i. hakkak, oymacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. ranker. private. private soldier. buck private. man.

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. male. brave man. private. military man. private soldier. rating. rookie. common / private soldier.

Şifalı Bitki

(prune): Gülgillerden beyaz çiçekli bir ağacın yemişidir. Erik, çoğu ceviz büyüklüğünde, kabuğu ince, sarıdan kırmızıya ve mora kadar türlü renkte, tadı mayhoş veya tatlı, etli, sulu tek ve sert çekirdekli bir yemiştir. B vitamini bakımından zengindir. Kullanıldığı yerler: Sinirleri kuvvetlendirir. Zihin yorgunluğunu giderir. Kabızlığı giderir. İdrar söktürür ve vücudun rahatlamasını sağlar. Karaciğer şişliğini giderir. Böbrekleri dinlendirir. Kansızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. İştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Romatizma, mafsal kireçlenmesi ve nikriste faydalıdır. Çekirdekleri de, bağırsak solucanlarını düşürmekte kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fusion. solution. melting. dissolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissolution. fusion. melting. dissolve. thaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

melt. fuse. dissolve. pine away. pine. deliquesce. run. thaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissolve. melt. pine. resolve. thaw. to melt. to thaw. to dissolve. to fuse. to waste away. to pine away.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to melt. to dissolve. to thaw. to pine away. to wear out. to be greatly embarassed. to fuse. to liquefy. to mingle. to flux. to run. to bleed. to leach. to wear-out. flag. give.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indissoluble. insoluble. refractory.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be melted or dissolved by.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolution. melting. dissolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissolve. melt. resolve. thaw. to melt. to thaw. to dissolve. to fuse. to squander.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to melt. to dissolve. to squander. fuse. thaw.

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkulan ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi birçok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim insanları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemelerin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkuları ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi bir çok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim adamları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemenin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.

Genel Bilgi

Hakikaten, niçin erkeklerin tüm giysilerinde düğmeler sağda, ilikler solda iken kadın giysilerinde tam tersidir?

İşte, insanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlık daha. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Bu nedenle de erkeklerin düğmeleri daima sağdadır.

Kadınların çoğunluğu da, daha çok sağ ellerini kullanmıyor mu?

Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlanıldığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin alamayacağı kadar pahalı idi. Düğme alabilecek zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı.

Peki kadınların düğmeleri niçin solda?

Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha rahat ve daha hızlı ilikleyebiliyorlardı (tabii erkeklerin de daha hızlı çözdüklerini söylemeye gerek yok). Bu neden(ler)le, terziler düğmeleri hizmetçinin sağına, hanımının ise soluna gelecek şekilde diker oldular. Günümüzde her kadın, kendi kendine giyinip soyunmasına rağmen nedendir bilinmez, bu adet değişmedi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

manliness. courage. bravery. duties of a common soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential. real. true. fundamental. main. based. founded. principal. basic. solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. ancient. early. former. earlier. ex. out-of-date. old-time. used. secondhand. archaic. bygone. crusted. cut-and-dried. disused. erstwhile. immemorial. late. obsolete. olden. onetime. passe. passee. past. previous. prior. quondam. sometime. of lo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient. antiquated. archaic. bygone. corny. dated. early. former. late. obsolete. old. onetime. past. shabby. sometime. unto. used. veteran. ex. previous. obsolescent. old-fashioned. out of date. outmoded. worn-out. secondhand. back.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing out. becoming old. obsolescence. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become worn out / old. to grow obsolete. wear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. dated. outworn. worn. worn-out. timeworn. obsolescent. decrepit. effete. moss-grown. rusty. stale. superannuated. well-worn. worm-eaten. out. detrited.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hackneyed. obsolete. shot. old.

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of date. decrepit. month eaten. obsolete. past praying for. supperannuated. timeworn. trite. twice- told. used up. well worn.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı iv, yiv). 1. Her ailenin ayrı olarak oturmasına mahsus yeri ki, taş ve keresteden veya tahtadan olur. hâne, Ar. beyt, mesken, Fars. dâr: Kâgir ev, ahşap ev; bir katlı, iki katlı ev. 2. Küçük parçalara bölünmüş bir şeyin beher kısmı, hane: Satrançta fil evi, at evi. 3. Bir evde oturanların hepsi, aile: Namuslu ev; muteber ev. 4. Soy, nesil, sülâle, hanedan: Rumeli’nde Kavanozoğlu evi meşhurdu. Ev adamı = Pek teklifsiz ve yakın adam. Ev eşyası = Mobilya, döşeme vesaire takımları. Ev işi = Dükkân ve fabrikada yapılmayıp evde kadınlar tarafından yapılan: Bu reçel ev işidir. Ev bark = Çoluk çocuk, Osm. ehl ü lyâl, hânmân: Evce, evcak = Bütün ev halkı birlikte: Evce gezmeye gitmiştik. Ev hayvanı = Alışık, evcil hayvan, yabanî hayvan mukabili Ev halkı = Aile efradiyle hizmetçiler, bir evde birlikte yaşayanlar. Evden, evde = Kadınlar, harem: Evde diktiler, evden istiyorlar. Evsahibi, sahibesi = Evin büyüğü, evi idare eden. Fars. kethudâ, ked-bânû. Ev gailesi = Çoluk çocuğun idaresi işleri. Ev kadını = Eve bakan ve bakmasını bilen kadın. Ev hekimi = Bir ev halkına daima bakan hallerini ve durumlarını bilen doktor; aile doktoru. Ev yemeği = Evde pişen, kadınlar tarafından pişirilen yemek. Ahıret evi = Ahıret, öbür dünya. Aşevi = Mutfak. Ak ev = Göçebe aşiret. Kara ev = Yerli ve yerleşik aşiret. Canevi = Midenin üstü ki, sevinç, korku vesair duygulanmalarda orada bir ürperti hisolunur. Düğün evi = Düğün yapılan ev; sevinç ve şenlik evi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electric Vehicle or Environmental Vehicle A vehicle powered by electricity or a fuel other than gasoline.

Genel Bilgi

Evimizdeki bitkiler veya süs çiçekleri solunumlarında gündüzleri havadaki karbondioksiti alarak oksijen verirler ama geceleri ise bizim gibi oksijen alarak karbondioksit verirler. Bu nedenle de çiçeklerle aynı odada uyumanın, havadaki oksijen azalacağı için zararlı olabileceği konusunda genel bir inanış vardır. Aslında bu doğrudur ama sanıldığı kadar tehlikeli değildir.

Konuyu daha iyi anlamamız için bir bitkinin aynı anda yaptığı iki işi bilmemiz lazım. Birincisi hücrelerin nefes alışı, ikincisi de ışık ve klorofil özümlemesi diye de adlandırılan fotosentezdir. Bu iki olay tamamen birbirinden farklı, iki ayrı işlemdir.

Tüm canlı hücrelerde olduğu gibi bitki hücrelerinin de yaşayabilmeleri için havadaki oksijene ihtiyaçları vardır. Havadan nefes yolu ile aldıkları oksijenle şeker gibi gıda moleküllerini yakarlar, enerji kazanırlar. Bu, gündüz ve gece yaşamları boyunca durmaksızın devam eder.

Bitkilerin yapraklarındaki hücreler aynı zamanda gündüzleri ışıkla birlikte fotosentez işlemini gerçekleştirirler. Yani bitki gündüzleri her iki işlemi birlikte yaparken geceleri sadece nefes almaya devam eder. Fotosentez işleminde bitkiler havadan karbondioksiti alıp oksijen verirler. Ancak hücreler buradan çıkan oksijeni nefes almada tekrar kullanırlarken, nefes verişteki karbondioksiti de fotosentezde kullanırlar.

Ortalama yetişkin bir insan, hareketsiz durumda bir dakikada 15, bir günde 20 bin kez nefes alır. Her solumada yarım litre hava ciğerlerine girer. Yani dakikada 7-8 litre havayı ciğerlerine çeker ve tekrar verir. Bu, günde 11 bin litre hava demektir. Aslında nefes alırken havadan oksijen alıp karbondioksit veririz ifadesi de tam doğru değildir.

Aldığımız havada hem oksijen vardır, hem de karbondioksit. Verdiğimizde de aynı şekildedir ama oranları değişiktir. Ciğerlerimize aldığımız havadaki oksijen oranı yüzde 21 iken dışarı verdiğimizdekinde yüzde 16’dır. Yani her nefeste aldığımız havanın yüzde 5-6’sı vücudumuzda oksijen olarak kullanılır. Dolayısıyla havadan aldığımız günlük oksijen miktarı ortalama 570 litre civarındadır.

Gündüzleri yeterli ışık altında, bitkilerdeki fotosentez işlemi, bitkinin nefes almasından daha yoğundur. Yani ortaya fazladan oksijen çıkar ve gündüzleri odanızdaki havadaki oksijen miktarını artırırlar. Geceleri ışık olmadığından ve karanlıkta fotosentez işlemi yapılamadığından, nefes almaya devam eden bitkilerden çıkan karbondioksit miktarı daha çoktur.

Evlerimizdeki bitkilerin veya süs çiçeklerinin gündüz çıkardıkları fazla oksijen ve gece verdikleri karbondioksit miktarı, insanın soluduğu havanın içindeki oksijen miktarı yanında o kadar azdır ki sağlığımızı etkileyebilmesi mümkün değildir. Ancak kapısı, penceresi hava sızdırmaz küçük bir odada, dev bitkilerle birlikte yatma gibi bir alışkanlığınız varsa başka tabii...

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yavaş yavaş gözden kaybolmak, zail olmak, kaybolmak. evanescence (i.) yavaş yavaş kaybolma, zeval. evanescent (s.) gözden kaybolan, hafızadan silinen, zail olan, çabuk uçan; (bot.) dayanmayan, çabuk solan; mat son derece küçük, cüzi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lone. sole. spinster. unmarried.

Genel Bilgi

Böyle bir soruyu ilkçağlarda okyanus kıyısında yaşayan bir kişiye ‘bu denizlerin sonuna yolculuk nasıl olurdu’ diye sorsaydınız herhalde hayal gücünü bile kullanamazdı. Biz bugün evren hakkında o zamanın insanının dünya hakkında bildiğinden daha çok şey biliyoruz.

İimdilik bilebildiğimiz kadarıyla evrenin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için gelin hayali bir uzay aracı ile hayali bir uzay yolculuğuna çıkalım ve içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisinin ikizi Andromeda galaksisine bir gidip gelelim.

Tabii bu uzay aracının hızı dünyamızdaki yolcu uçaklarınınki kadar, yani saatte bin kilometre civarında olursa, Güneş’e bile varmak yıllarca sürer. Onun için aracımızın hızının ışık hızı, yani saniyede 300 bin kilometre olduğunu varsayalım. Bu hızı tahayyül edebilmek için bir silahları çıkan merminin hızının saniyede bir kaç kilometre olduğunu belirtelim.

Dünyadan hareket eder etmez, bir saniyeden biraz fazla bir süre içinde Ay’ı sollar, 8 dakika sonra Güneş’te oluruz, Güneş’in sıcaklığından bir an evvel kurtulmak için yolumuza devam edersek 5,5 saat sonra gezegenleri arkamızda bırakarak Güneş istemimizden çıkarız. Buraya kadar 6 milyar kilometre yol gelmişizdir ve geriye dönüp baktığımızda artık Dünya’nın yanında Ay’ı seçemeyiz.

Güneş sisteminden çıkarken rotamızı en yakın yıldıza çevirelim. 4 yıl 3 ay sonra Proxima Centauri’ye varırız. Buralardan artık Güneş sistemimizin devleri Jüpiter ve Satürn de dahil hiç bir gezegen gözle görülemez sadece Güneş sönük bir yıldız olarak gözümüze çarpar.

Madem hayali bir seyahat yapıyoruz, burada geçen ömrümüzün de sınırlı olmadığını kabul edelim. 20 bin yıl sonra içinde bulunduğumuz yıldız grubu Samanyolu’nun sınırına ulaşıp dışarı çıkarız. Burada artık Güneş de gözden kaybolur. Bir kaç yüz bin yıl daha boşlukta gidip geriye baktığımızda 100 milyar yıldızdan oluşan Samanyolu’nu hızla dönen büyük bir girdap gibi görürüz.

İçinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisine diğer ülkeler mitolojiden kaynaklanan, ‘süt’ veya ‘sütlü yol’ anlamında ‘Milky way’ adını vermişlerdir. Anadolumuzda ise bu yıldızlar topluluğu, saman çalan bir hırsız kaçarken dökülen samanlara benzetilip ‘Saman uğrusu’ adı verilmiş bu ad zamanla Samanyolu’na dönüşmüştür.

Güneşimiz 4,5 milyar yaşındadır ve Samanyolu’nda bir turunu 220 milyon yılda tamamlar. Yani Güneş, gezegenler ve biz, bugüne kadar galakside 20 turu tamamlamış bulunuyoruz. 22 milyon yıl sonra yirmi birinci tur da tamamlanmış olacaktır. Son tur başladığında dinozorlar dünyada ortaya çıkmışlardı. Bir turda dünyada olup bitenlere bakın.

Dinozorlar 21. tur bitmeden dünyadan silinip gittiler. İnsanlık tarihi ise ancak 200 bin yıl evveline kadar gidebiliyor. Afrika’da bulunan, insanı andıran maymun kalıntıları ise 3,5 milyon yıllık, yani Taş Devri’ çizgi filmindeki Fred’in hiç bir zaman bir dinozoru olamadı.

Neyse biz yolculuğumuza devam edelim. Bu arada gözümüze bizim Samanyolu’na benzer başka yıldız grupları da çarpar. Bunlardan en yakın olanına 400 bin yıl sonra ulaşırız. Işık hızı ile yoluna devam eden uzay aracımız 3 milyon yıl sonra Samanyolu’nun ikizi olarak bilinen Andromeda galaksisini de geçerek galaksiler grubunun dışına çıkar ve daha büyük bir boşluğa dalar.

Aslında biz dünyadan baktığımızda bu mesafeden 3-4 bin kat daha uzak gök cisimlerini de gözlemleyebiliriz ama iyisi mi boşlukta kaybolmaktansa artık geri dönelim, evimize varmak için daha 3 milyon yıllık yolumuz var.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir devletin diğer bir devletin konsolosunu tanıdığını gösterir belge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) soluk alıp verme, nefes verme; soluk, nefes; herhangi bir şeyden çıkan koku veya buhar.

Türkçe Sözlük

(i.). Midede ezilir gibi hissolunan baygınlık.

Türkçe Sözlük

(i. L.). Musikide mi ile sol arasındaki perde. Diatonik dizisinin 4. derecesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable applied to the fourth tone of the diatonic scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The tone F. the syllable naming the fourth note of the diatonic scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the syllable naming the fourth note of the diatonic scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the fourth degree of the major scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the fourth degree of the major scale.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).,(i). solmak, rengi atmak, kurumak,zayıflamak, soldurmak, kuvvetten düşürmek. fade away, fade out sönmek, zail olmak,geçmek; (radyo, televizyon) tedricen değişmek fade in tedricen duyulmak veya görünmek (sinema, radyo, televizyon). fade out tedricen g

Türkçe - İngilizce Sözlük

To become unable to meet one's engagements; especially, to be unable to pay one's debts or discharge one's business obligation; to become bankrupt or insolvent.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bayılmak, solmak. faint away bayılmak, kendinden geçmek.

Türkçe Sözlük

(i.). «Furta» ile birlikte fartası furtası olmamak (sağı, solu belli olmamak) tabirinde geçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). çabuk, tez, seri, süratli; ileri;ahlaksız, eğlenceye düşkün; sıkı, sabit, yerinden oynamaz, çıkmaz; sadık; metin, dayanıklı,solmaz; derin (uyku); (z). çabuk, süratle; sıkıca, sıkı olarak; tamamen, derin bir şekilde; yakında, yanında. fast color

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal is a term which refers to a nation state where power is divided between a national government and several regional governments, normally called states or provinces A federation, unlike a confederation, normally makes no provision for its dissoluti

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). zevce, karı. feme covert (huk). evli kadın. feme sole hiç evlenmemiş, dul veya boşanmış kadın.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plural form of fan, by analogy to man and men Usage: Obsolete.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فرسوده] solgun. 2.yıpranmış. 3.eprimiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

annul. cancel. dissolve. quash. repeal. rescind. revoke. to abolish. to cancel. to annul. to rescind. to repeal. to abrogate. to dissolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

annul. to annul. to abrogate. to dissolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolition. cancellation. dissolution. annulment. cancel. rescission. denouncement. invalidation. cassation. defeasance. repeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancellation. repeal. compulsory dissolution. abolition. annulment. abrogation. dissolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

annulment. avoidance. cancellation. termination. repeal. dissolution. annihilation. cassation. rescission. revocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general name for the raw material, such as cotton, flax, hemp, etc., used in textile manufactures. a leatherlike material made by compressing layers of paper or cloth a slender and greatly elongated solid substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance found in foods that come from plants Fiber helps in the digestive process and is thought to lower cholesterol and help control blood glucose The two types of fiber in food are soluble and insoluble Soluble fiber, found in beans, fruits, and oa

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is found in foods that come from plants Fiber helps your body digest food and control blood sugar Types of fiber are beans, fruits, and oat products, whole-grain products and vegetables. a slender and greatly elongated solid substance. the inherent c

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is insoluble in water, but is readily digestible in gastric and pancreatic juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An albuminous body, resembling animal fibrin in composition, found in cereal grains and similar seeds; vegetable fibrin. a white insoluble fibrous protein formed by the action of thrombin on fibrinogen when blood clots; it forms a network that traps red c

Türkçe - İngilizce Sözlük

a white, insoluble protein formed by the chemical fibrinogen to form blood clots. an insoluble protein that forms the necessary fibrous network in the coagulation of blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elastic filamentous protein in the blood that cannot be dissolved and which forms clots along with platelets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An insoluble protein.

Ülke

Başkent: Suva.

Nüfus: 764.000.

Yüzölçümü: 8.274 km2.

Komşuları: Kuzeybatıda Soloman Adaları, Doğuda Tonga.

Önemli Şehirleri: Suva.

Din: %52 Hıristiyan, %38 Hindu, %8 Müslüman.

Dil: İngilizce (resmi), Fijice, Hindustani.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1974’ten beri bir İngiliz kolonisi olan Fiji 10 Ekim 1970’te bağımsız parlamenter demokrasi haline geldi. Hint halkının kültürel farklılıkları içinde 19. yy.a gelen ülkede, kanunen topraklarının %83’üne sahip olan Fiji halkı siyasal polorizasyona önderlik etti. 1987’de askeri bir darbe ile hükümet görevden alındı. 21 Mayıs’ta bir uzlaşmaya varıldı ve darbe lideri Sitveni Rabuka göçünü arttırdı. Rabuka 25 Eylül’de ikinci bir darbe düzenleyerek Fiji cumhuriyetini ilan etti. Aralık’ta demokratik bir anayasa taslağı hazırlandı ve yönetim sivil hükümete iade edildi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orderly succession; a line; a row A row of soldiers ranged one behind another; in contradistinction to rank, which designates a row of soldiers standing abreast; a number consisting the depth of a body of troops, which, in the ordinary modern formation

Türkçe - İngilizce Sözlük

To march in a file or line, as soldiers, not abreast, but one after another; generally with off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Whether photographic or holographic, film consists of light sensitive chemicals spread on a surface A film's resolution measures the ability to distinguish between details Because holographic films must be able to record very detailed information, they ha

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film is photo-sensitized acetate sheets which are processed through exposure to light Film carries the images to be printed The acetate sheets are solid black before exposure After esposure, the image areas become clear Film is first used to make proofs a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film is photo-sensitized acetate sheets which are processed through exposure to light Film carries the images to be printed The acetate sheets are solid black before exposure After exposure, the image areas become clear Film is first used to make proofs a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hi-resolution files are sent from a computer to an imagesetter which prints onto clear film Once the film has been developed with chemicals it is used as a mask when exposing a specially coated metal 'plate'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Final is a mantra that is meant to reflect an ultimatum or resolution.

Şifalı Bitki

(corylus avellana): Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır. Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar, damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). değişme veya solmaktan alıkoyan; olduğu gibi koruyan; (i). bu işi gören ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). durağan, kımıldamaz, bağlı; sabit, solmaz (renk); (A.B.D)., (k).dili önceden ayarlanmış. well fixed argo paralı. fixed assets sabit değerler. fixed charges sabit masraflar. fixed focus (foto). sabit mihrak. fixed idea sabit fikir, idefiks. fixed

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). at solucanı, (zool). Ascaris megalocephala.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). talih, rastlantı, tesadüf: (f). şansla isabet etmek; tesadüfen kaybetmek veya kazanmak. fluky (s). tesadüfe dayanan, şansa bağlı; kararsız, dönek, sağı solu belli olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). mahkeme kararıyla elinden almak; mahkeme solonundan çıkarmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is not necessarily a closed solid.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tilki gibi, kurnaz; tilki renginde, sarımsı veya kızılımsı kahverengi; zamanla solmuş, eskimiş; fazla ekşimiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indication on a cover that postage is prepaid, partially prepaid or that the letter is to be carried free of postage Franks may be written, hand-stamped, imprinted or affixed Free franking is usually limited to soldiers' mail or selected government cor

Ülke

Başkent: Paris.

Nüfus: 57.840.000.

Yüzölçümü: 543.965 km2.

Komşuları: Güneyde İspanya, Doğuda İtalya, İsviçre, Almanya, Kuzeyde Lüksemburg, Belçika.

Önemli Şehirleri: Marseille, Lyon, Toulouse, Strasbourg, Bordeaux.

Din: %90 Katolik.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Sosyalist Parti, Sol Radikal Hareketi Fransız Komünist Partisi, Ulusal Cephe, Fransa İçin Birlik.

Tarih: M.Ö. 58-51’de J. Coesar tarafındn fethedilen Celtic Gaul, 500 yıl boyunca Romalılar tarafından yönetildi. Şarlman zamanında Fransız hakimiyeti Avrupa’nın büyük bölümüne yayıldı. Onun ölümünden sonra Fransa ardıl krallıklardan biri olarak ortaya çıktı.

Monarşi Fransız İhtilali ile yıkıldı. (1789-93) onu Birinci Cumhuriyet izledi, ardından Napolyon döneminde I. İmparatorluk (1804-15), Krallık (1814-48), İkinci Cumhuriyet (1848-52), İkinci İmparatorluk (1852-70), Üçüncü Cumhuriyet (1871-1946), Dördüncü Cumhuriyet (1946-58) ve Beşinci Cumhuriyet (1958’den bugüne dek) kuruldu.

Fransa, Birinci Dünya Savaşı’ndan (1914-1918) Almanya tarafından işgal edildiği zaman ciddi oranda insan gücü ve servet kaybı yaşadı. Versailles Andlaşması ile 1871’de Almanya’nın ele geçirdiği Alsace ve Lorane eyaletlerini geri aldı. Almanya Mayıs 1940’ta Fransa’ya yeniden saldırdı ve Vichy hükümeti ile bir andlaşma imzaladı. Fransa Eylül 1944’te Müttefiklerce kurtarıldıktan sonra 1946’ya dek görev yapacak olan Gen.Charles de Gaulle geçici hükümetin başkanı oldu ve yeni bir anayasa için seçmenlerin onayını almayı başardı. Güçlü yönetici Avrupa Ekonomik Topluluğu bağlamında Fransız ekonomik ve teknolojik gelişmelerini ilerletti.

Fransa 1954’te Hindiçini’den, 1956’da Morocco ve Tunus’tan çekildi. 1958-62’de geriye kalan Afrika topraklarının çoğu özgürlüklerine kavuştu. 1966’da Fransa, NATO’nun askeri emri üzerine bütün askerlerini geri çekti, buna karşılık 60.000 askeri Almanya’da kaldı.

Mayıs 1968’de isyancı öğrenciler Paris’te ve diğer merkezlerde ayaklanarak polisle çatışmaya girdiler, onlara ulus çapında grevleri başlatan işçiler de katıldı. Hükümet, 26 Mayıs’ta grevcilere ücret artışı sözü verdi. De Gaulle, anayasal reformlar hakkında ulus çapında bir halk oylamasını kaybetmesi üzerine Nisan 1969’da görevinden istifa etti.

10 Mayıs 1981’de Francois Mitterand adlı sosyalist aday başkan seçildi. Hükümet Eylül’de 5 büyük endüstriyi ve özel bankaların çoğunu millileştirdi. Bununla birlikte 1986’dan 1993’e kadar Fransa’da pek çok devlet şirketinin satışa sunduğu bir özelleştirme programı izlenmeye devam etti. Mitterand 1988’de ikinci kez 7 yıllık bir dönem için seçildi.

1993’te ülkeye girişler için daha sıkı kurallar getirildi ve hükümetin yabancıları ülke dışına çıkarması kolaylaştırıldı. Haziran 1994’te Ruanda’ya sivilleri devam eden katliamdan korumak amacıyla Fransız askerleri gönderildi.

14 Ağustos 1994’te Çakal Carlos adı ile bilinen uluslararası terörist Sudan’da yakalandı (İlich Ramirez Sanchez), Fransa’ya gönderildi ve orada ömür boyu hapse mahkum edildi.

Korsika

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kaçak, kaçkın, firari; tutulmaz, alıkonulmaz; derbeder; solan (renk); geçici, muvakkat; (i). kaçak, firari; mülteci; muhacir; serseri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فسرده] donuk, solgun.

Türkçe Sözlük

Türk alfabesinin sekizinci harfi. Ünsüzlerin süreksizi olup ge adıyla anılır. Musikide nota işaretlerini harflerle gösterme usulünde sol sesini bildirir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

,g i ingiliz alfabesinin yedinci harfi; miiz sol notasl; argo bin dolar; yerçekimi birimi G clef sol anahtam G flat sol bemol G minor sol minor G sharp müz sol diyez Gstring i kemanda sol teli, kemamn en pes teli; kdili dansözlerin kullandlgı ve b

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallon. container for gasoline. gas can. tank car.

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) Balıkların solunum cihazı, solungaç (uyd. k.).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. solumak, nefes nefese kalmak, nefesi kesilmek; nefesi kesilerek söylemek, soluyarak konuşmak; i. soluma, nefes. at the last gasp son nefesinde, ölmek üzere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

effort. zeal. energy. perseverance. solicitude. ardour. assiduity. endeavour. exertion. fervour. go. industry. pull. verve. vigour. vim.

Genel Bilgi

Denerseniz göreceksiniz ki, bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya düzgün olarak yırtabilirsiniz. Ancak sağdan sola yani enine yırttığınızda düzgün yırlamazsınız, muhakkak zikzaklar oluşur.

Gazete kağıdının ana maddesinin ağaç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir gazete kağıdında ağacın lirleri yukarıdan aşağıya olacak şekilde gelir.

İşte bu sebeple bir gazete sayfasını düşey olarak yırtarsanız, yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar iner. Enine yırtıldığında, her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer.

Peki lifler niçin düşey doğrultuda? Bunun nedeni kağıdın üretiliş biçiminde yatıyor. Bu lifler çok az su içeriyor ve üretim bandında, bandın hareketi boyunca yayılıyor. Üretim bandı sonunda su kuruyor ama, lifler kağıtta uzunlamasına yer alıyor.

Genel Bilgi

Denerseniz göreceksiniz ki, bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya düzgün olarak yırtabilirsiniz. Ancak sağdan sola yani enine yırttığınızda düzgün yırtamazsınız, muhakkak zikzaklar ouşur.

Gazete kağıdının ana maddesinin ağaç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir gazete kağıdında ağacın lifleri yukarıdan aşağıya olacak şekilde gelir.

İşte bu sebeple bir gazete sayfasını düşey olarak yırtarsanız, yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar iner. Enine yırtıldığında, her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer.

Peki lifler niçin düşey doğrultuda? Bunun nedeni kağıdın üretiliş biçiminde yatıyor. Bu lifler çok az su içeriyor ve üretim bandında, bandın hareketi boyunca yayılıyor. Üretim bandı sonunda su kuruyor ama, lifler kağıtta uzunlamasına yer alıyor.

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir musiki parçasında yapılan geçici karar ki, «asma karar» da denir; eserin veya hânenin solundaki asıl karardan farklıdır.

Genel Bilgi

Çocuk annesine sormuş: ‘Anne gelinlerin giysisi niçin beyaz renkte?’ Annesi cevaplamış: ‘Beyaz renk masumiyetin ve mutluluğun sembolüdür.’ Çocuk tekrar sormuş: Teki o zaman damatlar niçin siyah giyiyorlar?’

Eski Roma’da gelinliklerin rengi sarıydı. Gelinler yine sarı renkte peçe takıyorlardı. Peçe evli ve bekar kadınları ayırt ediyordu. Ortaçağlarda ise gelinliğin rengi üzerinde pek durulmadı. Kumaşın kaliteli ve gösterişli olması daha önemliydi. Herkes en iyi elbiselerini giyiyordu, renk de herkesin kendi tercihine göreydi.

Beyaz gelinlik adetinin yaygınlaşması 16. yüzyılda olmuştur. Bu yıllarda kraliyet ailesi gelinlerinin gümüşi renkte gelinlik giymeleri gelenekti. Kraliçe Viktorya bunu reddetti ve beyaz gelinlik giymekte ısrar etti.

Bundan sonra İngiliz ve Fransız yazarlar, beyaz rengin masumiyetin simgesi olduğu konusunu işlemeye başladılar. O dönem ahlakına göre bekaret evliliğin vazgeçilmez koşulu olduğu için beyaz gelinlik adeti tuttu. Evlenirken beyaz giysi giymek genç kızların bekaretlerini topluma ilan etmelerinin vasıtası oldu.

Gelinlikle ilgili bazı batıl inançlar da var. Bunlara göre gelinin gelinliğini bizzat kendisi dikmesi, damadın düğünden önce gelini gelinlikle görmesi, gelinin gelinliği düğünden önce giymesi uğursuzluk getiriyor.

Söz evlenmeden açılınca evlilik yüzüğünden de bahsetmek gerekiyor. İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır’da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.

Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir adet olarak kaldı.

Teknolojik Terim

Her zaman açık ve ultra hızlı olan Geniş bant, size saniye 24 MB veya üstü hızlarda yüksek hızlı karşıda ve karşıdan yükleme sunan sürekli bir Internet bağlantısıdır. Telefon hattınızla bir arada çalıştığından, her iki dünyanın en iyisine sahip olabilirsiniz: sabit kablolu hattan konuşurken aynı anda Internet’i kullanma. Internet’te müzik, e-kitap, video akışı ararken veya yalnızca gezinirken içeriğe daha hızlı ve daha az gecikmeli (tabi gecikme olursa) olarak erişirsiniz. Geniş bandın şimdi dünyanın her tarafından kullanılmasının nedeni budur: dizüstü bilgisayarlardan ve PC’lerden cep telefonlarına, BRAVIA HDTV’lere ve PlayStation® oyun konsollarına… yapmak istediğiniz ne olursa olsun World Wide Web’e hızlı ve kolay bir şekilde bağlanma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

real. authentic. genuine. true. actual. actuality. true copy. dinkum. essence. fact. factual. faithful. point of fact. positive. proper. reality. right. serious. sincere. solid. straight out. tangible. truth. truthful. veracity. veritable. verity.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bir perdenin adı. Portenin beşinci çizgisi üzerindeki boşluğa yazılan sol notası.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Art, jirka, kıç, halef: Evin, geminin, kervanın gerisi. 2. Bir şeyin sonra gelen kısmı, son, art: Kışın, soğuğun, alınan haberlerin gerisi. 3. insan ve hayvanın arkasındaki organ, kıç, kuyruk. Ar. acz, verâ: Tavuğun gerisi. 4. Alt taraf, Ar. mâbâd: Gerisi gelecektir. Gerisi bundan iyidir. 5. Dönüş, avdet; arkaya doğru hareket: Sağdan geri, soldan geri. 6. Arkada bulunan, art, halef, Fars. pesîn: Binanın, geminin geri tarafı, kervanın geri kısmı. 7. Sonraki, Ar. muahhar, ait: Hikâyenin geri kısmı, yazın geri sıcakları. 8. Aşağı bulunan, Fars. dön. Derste arkadaşlarından geridir. 9. Gerçek vakitten az gösteren, ileri mukabili: Sizin saat geridir. 10. Arkada, artta: Geri kalmak, geri geri gidiyor. 11. Sonra, Ar. bâde, muahhar: Şimden geri. 12. Tekrar, yine: Geri gitmek, geri dönmek, geri çevirmek, geri vermek. Katılan harflerle beraber yer ve zaman zarfları teşkil eder: Geriden, geride, geriye, gerisince: Geride kalmak, geriye dönmek, geriden yürümek, gerisince gitmek. Geri almak = Tekrar almak: Malımı beğenmezse geri alırım. Bu sözü geri alın. Gerisini almak = Kalan kısmı da yapıpı bitirmek: O işin gerisini aldınız mı? Ayakları geri geri gitmek = Gönülsüz ve istemiyerek gitmek. Geri çevirmek = İade etmek, yüzgeri etmek. Geri dönmek = Avdet etmek. Geri durmak = Teşebbüs etmemek, karışmamak, ictinâb etmek, çekilmek. Geri kalmak = 1. Diğerlerine yetişememek, arkada kalmak: Arkadaşlarından geri kaldı. O, kimseden geri kalmıyor. 2. Tehir olunmak, geciktirilmek, muvakkaten vazgeçilip yapılmamak: O iş geri kaldı. 3. Uzak olmak, vazgeçmek: Çalışmaktan geri kalmıyor. 4. Gecikmek: Bugün vapur geri kaldı. Geri koymak = Tehir etmek, sonraya bırakmak. Geri gelmek = Geri dönmek. Geri gitmek = Çökmek, çözülmek. Geri vermek = Red, iade etmek.

Sağlık Bilgisi

Gıda zehirlenmeleri; çoğunlukla bayatlamış ve bozuk yiyecekler veya bayat balık yedikten sonra görülür. Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarında ağrı ve kramplar vardır. Baş dönmesi, halsizlik, mide ağrısı ve bulanık gördüğünden şikayet eder. Bazı hastalarda kabızlık, bazılarında da ishal görülür. Yapılacak ilk iş, hastayı kusturmaktır. Gerekiyorsa sunni solunum da yapılır. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür. Mümkün değilse aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, kahve, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 4 tane limon sıkılır. Karıştırılıp bir kerede içilir. Sonra şekersiz kahve veya koyu çay içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remove. eliminate. clear. satisfy. supply. allay. appease. avert. dispel. disperse. dissipate. efface. fulfil. fulfill. gratify. iron out. obviate. quench. repair. resolve. smooth away. smooth out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appease. counteract. dispel. dissipate. repair. sate. satisfy. to remove. to dissolve sth. to cease. to stop. to dissipate. to dispel. to satisfy. slake. to appease. to quench. to slake.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. solungaç, galsame; mantarın alt tarafındaki balık kulağına benzer kısım; horoz veya tavuğun çenesi altındaki sarkık kırmızı et parçası, sakal; k. dili insanlarda yüz ve boyun nahiyesi: f. ayıklamak (balık); sık ağla balık tutmak. gill cover sol

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gırîziyye). Tabiî, esasta olan: Harâret-i gırîziyye = İnsan ve hayvanda solunumdan meydana gelen iç sıcaklık.

Türkçe Sözlük

(i.). Akciğerden boğaza gelen borusu; boğazdaki iki borudan solunuma mahsus olanı. Ar. kasaba, kasaba-türrie: Gırtlağıma kaçtı. Gırtlağına sarıldı. Gırtlağını sıktı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakından uzağa geçmek, varmak, göç etmek: Eve gittim, çarşıya gitti, gurbete gidecektir. 2. Bir yerden ayrılıp uzaklaşmak, hareket, Osm. azîmet, rihlet etmek: Kendisi buradan gitti. Gelen misafirler daha gitmediler. 3. Kaçmak, bırakıp ayrılmak: Aşçısı gitmiş. 4. Yok olmak, Osm. gaib ve nâ-bedîd olmak: O kadar servet nereye gitti? Oranın bir zamanki güzelliği gitti. 5. Sarfolunmak, tüketilmek: Bu ziyafete çok para gitti. Bu binaya birkaç bin lira gider. 6. Geçmek, savuşmak, Osm. def ve zail olmak. Bütün kış benden sızılar gitmez. 7. Sonra ermek, müntehi olmak; varmak: Bu çay, bu yol nereye gider? 8. Yürümek: O, pek çabuk gider. Geçmek, bitmek: O zamanlar gitti. Çoğu gitti, azı kaldı. 10. Ayakyoluna taşınmak, Osm. def’-i tabiî etmek, ishali olmak: Bu gece beş on defa gitmiş. 11. Götürülmek, sevkolunmak: Cenazesi gidiyordu. Yarın çeyiz gidecektir. Araya, aralığa gitmek = Telef olmak. Ere gitmek = Kocaya varmak, evlenmek. Eğri gitmek = Şaşmak. Elden gitmek = Ölmek. İç gitmek = Ishâle uğramak. İçeri gitmek = zarar etmek. İleri gitmek = İlerlemek, ileri geçmek, Osm. takaddüm ve terakki etmek. İlerisine gitmek = Tecavüz eylemek, çok olmak. Batasıya gitmek — Çıkmayacak bir yol tutmak, batakçılık etmek. Ters gitmek = İyi gitmemek, talihi müsait olmamak. Can gelip gitmek = AyıIıp bayılmak. Hasır altına gitmek = Bakılmamak, minder altı olmak. Hoşa gitmek = Haz olunmak, sevilmek. Renk gitmek = Solmak. Sokağa gitmek = Dışarı çıkmak. Suyunca gitmek = İyi geçinmek, Osm. mümâşât etmek. Suyun akıntısına gitmek = Uymak, muvafakat etmek. Tat gitmek = Tatsızlanmak. Bok yoluna gitmek = Boşuna telef olmak, heder olmak. Doğru gitmek = İyi harekette bulunmak. Akıl gitmek = Hatırlamak. Akıl baştan gitmek — Çok şaşmak ve telâşlanmak, şaşakalmak. Geri gitmek = 1. Avdet etmek, geri dönmek. 2. Gerilemek, Osm. tedenni etmek. Gelip gitmek = Tereddüt etmek. Yanlış gitmek = Yolu şaşırmak. Yayan gitmek = Yayan yürümek. Yol gitmek = Yol yürümek. Yola gitmek = Seyahat etmek. Git git, git gide = (bk.) Git.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An open and frank social approach introduced by Mikhail Gorbachev to solve the Soviet Union's problems. a policy of the Soviet government allowing freer discussion of social problems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An albuminous body, insoluble in water, but soluble in dilute solutions of salt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the plural the word is applied to a group of proteid substances such as vitellin, myosin, fibrinogen, etc., all insoluble in water, but soluble in dilute salt solutions. a family of proteins found in blood and milk and muscle and in plant seed.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Göz göz oya: Gözenek. 2. Sıvama nakış. 3. Bitkilerin yaprak ve saplarındaki birtakım küçük organlar. Bunlar, bitkinin solumasını kolaylaştırır. Bazı hayvan dokularında bulunan aralıklar da «gözenek» diye anılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is how tea is sold around the world Two grams is the standard measure to make one cup of tea. metric unit of weight There are 31 10 grams in a troy ounce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yeşil; yeşillikle kaplanmış, yeşermiş; taze, canlı; ham, pişkin olmayan; acemi, cahil, toy; yarışa girmemiş (at); kurutulmamış, tuzlanmamış; pişmemiş, çiğ; soluk, rengi atmış (korku, mide bulantısı veya kıskançlıktan); (i.) yeşil renk; spor

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) striptiz artistlerinin mahrem yerlerini örtmek için taktıkları bant; (müz.) sol notası teli.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Amerika, Karayip Denizi’nin kıyısında, Honduras ve Belize arasında ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, El Salvador ve Meksika arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 15 30 Kuzey enlemi, 90 15 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: 108,890 km².

Sınırları: toplam: 1,687 km.

sınır komşuları: Belize 266 km, El Salvador 203 km, Honduras 256 km, Meksika 962 km.

Sahil şeridi: 400 km.

İklimi: tropikal; mevsimler alçak bölgelerde sıcak ve nemli, yüksek arazilerde serin yaşanır.

Arazi yapısı: Arazi çoğunlukla dar kıyı ovaları olan dağlık bölgelerden ve engebeli kireçtaşı platolarından oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Tajumulco yanardağı 4,211 m.

Doğal kaynakları: petrol, nikel, seyrek ağaçlar, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %13.22.

daimi ekinler: %5.6.

Diğer: %81.18 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 1,300 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Dağlarda sayısız yanardağlar, arada sırada ser depremler ortaya çıkmaktadır. Karayip sahilleri kasırga ve tropikal fırtınalara meyillidirler.

Coğrafi Not: Batı kıyısında hiçbir doğal korunak yoktur.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 12,293,545 (temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.27 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -1.94 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.94 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: Toplam nüfus: 69.38 yıl.

Erkeklerde: 67.65 yıl.

Kadınlarda: 71.18 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.82 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 78,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 5,800 (2003 verileri).

Ulus: Guatemalalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Melezler, yaklaşık %55, Amerika yerlileri, yaklaşık %43, beyazlar ve diğer %2.

Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, yerel Maya inançları.

Diller: İspanyolca %60, Amerika dilleri %40 (Quiche, Cakchiquel, Kekchi, Mam, Garifuna ve Xinca’yı da içine alan 20 den fazla Kızılderili dili).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %70.6.

erkekler: %78.

kadınlar: %63.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guatemala Cumhuriyeti.

kısa şekli : Guatemala.

Yerel tam adı: Republica de Guatemala.

yerel kısa şekli: Guatemala.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Guatemala.

İdari bölümler: 22 bölge; Alta Verapaz, Baja Verapaz, Chimaltenango, Chiquimula, El Progreso, Escuintla, Guatemala, Huehuetenango, Izabal, Jalapa, Jutiapa, Peten, Quetzaltenango, Quiche, Retalhuleu, Sacatepequez, San Marcos, Santa Rosa, Solola, Suchitepequez, Totonicapan, Zacapa.

Bağımsızlık günü: 15 Eylül 1821 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 15 Eylül (1821).

Anayasa: 31 Mayıs 1985.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BCIE, CACM (Orta Amerika Ortak Pazar

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. impulse. proficiency. influence. rating. task. delivery job. heavy duty. ability. arduous. arm. capability. capacity. competence. difficult. effort. energy. faculty. force. hard. impetus. lift. might. painful. parlous. pith. potency. severe. solidi

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortification. reinforcement. strengthening. consolidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brace. buoy. buttress. consolidate. empower. fortify. invigorate. refresh. reinforce. revitalize. strengthen. sustain. to strengthen. to reinforce. to invigorate. to consolidate. to buttress sth. to brace. to fortify. to refresh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen. give teeth to. give weight to. invigorate. solidify. steam up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidate. forge. to get strong. to gain strength. to strengthen. to consolidate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solar. sun. sunshine. daystar. helio-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heat stroke. heatstroke. insolation. sunstroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. solarium. sunshade. sunshield. sunny place. awning. sunblind. parasol. visor. sun visor. sun-shield. peak.

Türkçe Sözlük

(i.). Cenup, dört yönden biri. Kuzeyin karşısına raslayan yön. Güney, solunu doğuya veren kimsenin karşısına gelen yöndür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reliable. trustworthy. dependable. secure. trusty. confidential. authentic. bankable. calculable. certain. credible. creditable. gilt-edged. regular. responsible. right-hand. solid. sound. stalwart. stanch. staunch. straight. sure. above suspicion. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük

authoritative. confidential. credible. dependable. foolproof. good. honest. reliable. responsible. right. safe. solid. sound. staunch. sure. tried. trustworthy. trusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trustworthiness. reliability. stability. authenticity. credibility. faithfulness. responsibility. solidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominating. commanding. dominant. predominant. magisterial. sov'ran. judge. ruler. adjudicator. justice. savant. recorder. solon.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Eklembacaklılarla solucanları içine alan hayvan şubesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solve. resolve. arrange. adjust. figure out. work out. get things done. sort out. overcome. untangle. untwist. manage. clear up. compound. dispatch. dispose of. dissolve. hurdle. lay on. lick. polish off. sort. square. surmount. unriddle. untie. untw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinch. conclude. dispatch. obviate. resolve. settle. solve. straighten. to solve. to settle. to explain. to analyze. to work out. to sort sth out. to straighten sth out. to resolve. to clinch. to dissolve. to melt. to complete. to finish up. to dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. to solve. to find a solution for. to resolve. to put on the right trade. to dissolve. to complete. to finish up. to settle. to dish up. to serve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of system shutdown that stops the processor but does not reboot the system When the system is halted, the operating system is no longer running, and the console subsystem is started This state is also known as console mode and is recognizable by th

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ev, mesken: Bu şehrin kaç hânesi vardır? HAnesi misafirden boş kalmaz. 2. Küçük kısımlara bölünmüş bir şeyin gözcüklerinin beheri: Dama, tavla, kasa hanesi. 3. Rakamların sağdan sola doğru olan sıra ve derecelerinin her biri: Onlar, yüzler, binler hânesi. 4. Diğer bir isme katılarak yer ve mekân gösteren mürekkep isimler yapar: Kütüphane, hastahane, eczahane, tophane, baruthane vs. Yazıhane = 1. Yazı masası. 2. İş yeri. Devlet-hâne = Saygı tâbiri olarak eviniz. Bend-hâne = Tevazu tâbiri olarak evim (kulunuzun evi). Hâne-berdûş — Evi omuzunda, omuzundaki kilimden ibaret, serseri. Hine-harâb = Evi yıkılmış, evsiz, perişan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir suçluyu cezalandırmak için veya davası görülünceye kadar bir yere kapama, cezaevine, mahbese atma: Filânı hapsettiler. Hapsolundu. Beş ay müddetle hapsine karar verildi. 2. Tutma, zaptetme, koyuvermeme: idrarı çok hapsetmek iyi değildir. 3. istifade olunmayacak bir hal ve mevkide bulundurma, boş yere alıkoyma: Bu kadar parayı boşuna hapsetmekten ise işletmek daha faydalıdır. 4. Kapalı bir yerde tutma, böyle bir yerde bekletme: Geleceğine söz vermiş olduğundan beni bütün gün evde hapsetti. 5. (Türkçe’de) Hapishane, mahbes, zindan: Hapse attılar. Hapsolunmuş, mahbus: üç aydan beri hapistir. Göz hapsi = Nezaret altında bulunma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

derelict. ruin. wreck. wrack. desolation. wrecks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruins. remains. building on the point of collapse. desolation. destruction. ruin. ruinous heap. shambles. wreck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramshackle. tumbledown. ruined. worn out. exhausted. tired out. desolated. marred.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراطين] solucan.

Şifalı Bitki

(sinapis): Turpgillerden bir çeşit bitkidir. Vatanı Akdeniz bölgesidir. Sarı veya beyaz çiçeklidir. Tohumlarında eterik yağ vardır. İki çeşidi vardır. - Siyah hardal: Çiçekleri sarı, meyvesi dört köşeli, kısa ve sivridir. Hekimlikte; göğüs hastalıklarında kullanıllır. - Beyaz hardal: Soluk kırmızı veya beyaz çiçeklidir. Taneleri, siyah hardalınkinden daha büyüktür. Hekimlikte; daha ziyade siyah hardal tohumu kullanılır. Tesirli maddesi “potasium mironat” ve “sinigrin”dir. - Hardal ruhu: Ilık suya, dövülmüş hardal tohumu konularak elde edilir. Çok tahriş edici bir maddedir. Deriyi kızartır ve yakar. - Hardal kağıdı: Hardal tozunun, kauçuk mahlülü aracılığıyla kağıda yapıştırılması suretiyle elde edilir. Bu kağıt ılık su ile ıslatılıp, hardallı tarafı cilde tatbik edilir. - Hardal banyosu: Temiz bir tülbentin içine 150 - 500 gram hardal tozu konur. Çıkın yapıldıktan sonra banyo suyuna konur. Hardal kağıdı, keten tohumu lapası veya hardal banyosu 10-15 dakikadan fazla tatbik edilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Beyne veya akciğerlere kan hücum etmesi hallerinde faydalıdır. Bronşit ve zatürreeden doğan şikayetleri giderir. İç organlarda biriken kanı dışarı çeker. Sofrada kullanılan hardal ise hazmı kolaylaştırıp, kabız olmayı önler.

Şifalı Bitki

(saz): Hasırgiller familyasından; düz ince uzun, dayanıklı olan yaprakları; minder ve yastık gibi şeyleri doldurmaya, hasır örmeye yarayan bir sazdır. Bataklıklarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde yardımcı olur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrong. false. erroneous. inexact. inaccurate. amiss. delinquent. errant. erring. faulty. illegitimate. improper. incorrect. mistaken. solecistic. unsound. wet. amiss. out.

Türkçe Sözlük

(aslı: HâVA) (i. A.) (c. ehviye). 1. Dünyayı atmosferin bittiği yere kadar çeviren hafif gaz tabakası: Havaya kalkmak, havaya uçmak, durmak. 2. Bu tabakayı teşkil eden hafif gaz: Temiz hava teneffüs etmek. Hava başlıca oksijen ile azottan ve az miktarda diğer gazlardan mürekkeptir. 3. Atmosferin hal ve durumu: Bugün hava güzel, yağmurlu, karlı, sisli, soğuk, sıcak hava. Hava iyi olursa yarın gideriz. Bu ne hava? 4. Bir yerin sıhhî durumu, insanın sıhhatına yarayıp yaramamak itibariyle havanın hal ve durumu: Hafif, ağır, sıtmalı, sağlam hava. Oranın havası bana gelmedi. Havası ile uyuşamadım. O havalarda zayıf adam yaşayamaz. 5. (Türkçe) Herhangi bir musiki eseri, parçası: radyoda güzel bir hava çalıyor. 6. Bir binanın üstüne çıkmak, çatı katı yaptırmak hakkı: Dükkân benim ama havası başkasınındır. 7. Hafif rüzgâr, havanın hareket ve dalgalanması: Bugün hiç hava yoktur. 8. Boş, beyhude, faydasız yere: Bizim çalışmamız havaya gitti. 9. Ateşli silâhlar nişanının mesafeye göre değişen derecesi. 10. Baskı harflerinin yukarı veya aşağı gelmek üzere muhtelif yükseklikte kazılı olması, dökme hurufat derecesi. Ab ü havâ = Su ve hava: Bir yerin sıhhî durumu, iklimi: Ab ü havâsı güzel bir yer. Oranın Ab ü havâsı ile uyuşamadı. Açık hava = 1. Bulutsuz hava. 2. Bina dışarısı. Hava almak = 1. Teneffüs etmek, solunum yapmak, temiz hava teneffüs eylemek: Şu pencereyi açın hava alalım 2. Gezmek, açık havada dolaşıp ferahlamak: Çıkıp biraz hava alalım. 3. Havadar olmak, rüzgârlara maruz ve havanın değişmesine elverişli hal ve durumda bulunmak: O köşk iyi hava alıyor. Bu oda hiç hava almaz. Bâd-ı havâ = Hava yeli (Türkçe söylenişi: bedava): Parasız, Ar. meccânen ve mec. Pek ucuz: Bunu size bedava veririm. Şunu bedava almışsınız. Cew-i havâ = Dünyayı çeviren hava tabakası, Fransızca: atmosph&re. İlm-i cevv-i havâ ve kısaca: llm-i cev = Hava değişikliklerini inceliyen ilim. Fransızca: metiorologie. Sünbülî hava = Güneşsiz, yağmursuz, kapalı gibi, fakat güzel hava. Mart havası = Daima değişen, kararsız hava Hava hoş = Nasıl olsa olur: Bence hava hoş, vazife etmem (aldırmam). Herkes bir hava çalıyor = Herkes aklına geleni söylüyor. Bir fabrika ki, herkes bir hava çalıyor. Havadan = Bedava.

Türkçe Sözlük

(i.). Yahudi mâbedi, sinagog, mec. Pek gürültülü yer. Havra veya Sinagog, (İbranice בית כנסת) Musevilerin toplu halde ibadet ettikleri tapınak. Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur ve “toplanmak, biraraya gelmek” anlamlarına gelir. Gerek günlük, gerekse haftalık ibadetin yapılması, kutsal kitaplârın okunması ve dini emirlerin öğrenilmesi için Yahudi cemaatinin toplandığı yapılardır. Toplanmalar Şabat (Cumartesi) günü ve günde üç defa yapılır. Özelliği:. Sinagoglar doğu-batı yönüne doğru yapılır, sinagogun doğu kısmının içinde Tevratların bulunduğu Ehal Akodeş ve bunun sağında solunda ya da bazen sinagogun tam ortasında Tevrat’ın okunduğu bölüm olan teva bulunur. Türkiye’de ibadet Kudüs’teki Ağlama Duvarı’na yani doğu yönüne (mizrah) dönülerek yapılır. Kudüs’ün doğusunda yaşayan Yahudiler ise Kudüs’e yani batıya dönerek ibadet ederler. Musevilikte şirk kabul edildiğinden sinagoglarda resim heykel gibi tasvirler kesinlikle bulunmaz. Reformist sinagoglarda kadınlar ile erkekler karışık otururken, Ortodoks Musevilik ve Tutucu musevilik’de kadınların oturma yeri ayrıdır. Genellikle sinagogun üst tarafında loca şeklinde olan bu kadınlar bölümüne İbranice Azara adı verilir. Sinagog içinde erkekler başlarını Kipa adı verilen ufak takkeler ile örterken, evli kadınlar da başlarını örterler. Ancak reformistlerde bu tür uygulamalara rastlanmayabilir. Sinagogda dini töreni Hazan (Kantor) adı verilen din görevlisi yönetir, hahamlar ise daha çok ayinin bir bölümünde Tevrat’ın o haftaki bölümü olan peraşanın açıklamasını yerel dilde yaparlar. Yine de bir törenin idaresi için illa Haham gerekli değildir. Hatta hazannın bulunmadığı durumda halktan biri çıkarak töreni sevk ve idare edebilir. İstanbul Günlük tören sidur adı verilen ayin kitabından sabah, öğlen veya akşam bölümlerinden uygun olanının okunması şeklindedir, halk da ellerindeki kitaplardan bunu takip eder. Dualar ezberden bilinse dahi kitaba bakma ve kitaptan okuma mecburiyeti vardır. Ayin sırasında özellikle ayağa kalkıp doğu (yani Ağlama Duvarı) yönüne yönelilerek yapılan Amida duasında tam konsantrasyon gerekir. Bu bölüm sessiz olarak kitaptan Amida bölümünün okunması ile gerçekleştirilir. Sinagog’da ayin dili çoğunlukla İbranice bazı bölümler ise Aramicedir. Bununla beraber bazı kısımlarda Ladino ve yerel dil de kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Esmer kadın. Havva: Hz.Adem (a.s.)’in karısı, ilk kadın. Adem (a.s) cennette uyurken sol kaburga kemiğinden yaratılmıştır. İnsan soyunun başlangıcı yani türeyiş, onların bir arada yaşamaya başlamasıyla vaki olmuştur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) koşum atını sesle sola döndürmek; (i.) bu hareket için ata verilen emir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güz mevsimi, sonbahar, Ar. harîf. mec. Sararıp solma vakti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the official of a synagogue who conducts the liturgical part of the service and sings or chants the prayers intended to be performed as solos.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güz mevsimini görmüş, sararıp solmuş.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.). Hazan, sonhabar yüzlü, sararmış, soluk yüzlü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazâna erişmiş, solup sararmış.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazan (sonbahar) görmüş, sararıp solmuş yer, güz bahçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bayt). atlarda soluğan hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağırsak solucanı, kurt. helmin'thic (s). solucana ait; solucanı defettiren.

Türkçe - İngilizce Sözlük

august. grand. imposing. proud. solemn. majestic. stately. sublime.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. imposing. majestic. awesome. awe-inspiring. dread. gallant. heroic. monumental. redoubtable. solemn. tremendous.

Türkçe Sözlük

(i. A. F. musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan ve Zengûle’nin şeddi olan bir şed makam.

Sağlık Bilgisi

Solunum kasları ve özellikle diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde singultus denir. Nedenleri çeşitlidir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir. Basit hıçkırıklarda aşağıdaki reçeteler uygulanır. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karbonat, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı karbonat konur. Eritilip bir kerede içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konsol, şifoniyer.

Şifalı Bitki

(genegerçekotu): Sütleğengillerden bir ağaçtır. Tohumlarından hindyağı çıkarılır. Hindyağı berrak, renksiz veya soluk sarı renkli, koyu kıvamlıdır. Kokusu yok denecek kadar azdır. Lezzeti hafif ve biraz tahriş edicidir. Etkili maddesi Ricinoleik asittir. Kullanıldığı yerler: Müshildir. Kabızlığı giderir. Saçkıranda faydalıdır. Lavmanlarda da kullanılır. Saçların dökülmesini önler.

Genel Bilgi

Sadece Hindistan’a değil, kuzey Afrika ülkelerine, özellikle Fas’a gidenlerin en çok ilgisini çeken şeylerden biri de yılan oynatıcılarıdır. Yılan oynatıcısının yılanının sepetinden çıkartıp oynatmasının, onu bir tür hipnotize etmesinin, flütünden (aslında flüt benzeri bir çalgıdan) çıkardığı seslerle bir alakası yoktur.

Çünkü kobra yılanı bir taş gibi sağırdır. İşitme organı ve buna bağlı sinirleri yoktur. Sesleri duyması mümkün değildir. O sadece yerden, yani topraktan gelen titreşimleri hissedebilir. Yılanlar titreşimlere karşı çok hassastırlar.

Aslında yılanın sepetinden çıkıp, dikelip aldığı pozisyon saldırı pozisyonudur. Kobra gövdesinin ön bölümünü havaya diker ve boynunu yassıltarak genişletir. Bu hareketi boyun kaburgalarını birbirlerinden ayırarak sağlar.

Yılan oynatıcısı elindeki flütü sağa sola sallayarak yılanın baktığı hedefin yerini sürekli değiştirir. Yılan flüte doğru kafasını oynattıkça bu, seyircilere sanki yılan dans ediyormuş izlenimini verir. Aslında yılanın sallanması fiziksel bir olaydır. Onu vücudunun üst kısmını yerden yükseltebilmek için yapar. Sallanmayı kestiği an yere düşer.

Kobra yılanları türünün hepsi bir değildir. Yılan oynatıcıları genellikle gördükleri her şeye anında saldıran Kral Kobrası’nı tercih etmezler. Bunlar aynı zamanda dünyanın en büyük zehirli yılanlarıdırlar. Boyları 5 metreyi geçer zaten en kuytu yerlerde yaşarlar ve diğer kobraların aksine insandan kaçarlar.

Yılan oynatıcılarının tercihleri daha sakin olan ve yemeyi gözünün kesmediği büyüklükteki objelere saldırmayan Asya Kobrası’dır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging or pertaining to him; used as a pronominal adjective or adjective pronoun; as, tell John his papers are ready; formerly used also for its, but this use is now obsolete.

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi). Ağzını yaklaştırıp soluğunu bir şeyin üzerine bolca vermek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

holding company. community company. conglomerate. consolidated company / corporation. holding. overhead s company.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ince bağırsaklarda bulunan azı kancalı bir çeşit solucan, kancalı kurt, zool. Ancylostoma. hookworm disease tıb. bu solucandan ileri gelen hastalık.

Şifalı Bitki

(semen-contra): Bileşikgiller familyasından “Compositae”nin açılmamış çiçekleridir. Halep, Türkistan, Buhara ve Volga nehri etrafında yetişir. Hekimlikte sarımtırak esmer renkli ve küçük tohuma benzer çiçek başları ile diğer kısımları kullanılır. Kokusu anasona benzer. Tadı acı, yakıcı ve fenadır. Etkili maddesi Santonin’dir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

profligate. dissolute. rakish. gay. licentious. raffish. riotous. vagabond. wild. profligate. rake. rascal. chaser. gadabout. libertine. masher. rip. spark. sybarite. vagabond.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurist. barrister. gentleman of the robe. jurisconsult. counsellor at law. lawyer. legist. legal practitioner. solicitor at law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark colored semi-soluble organic substance formed from decomposition of soil organic matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittal. absolution aklama. temize çıkarma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The depiction of people, objects, and scenes according to an idealized, preconceived model. mental image of perfection or excellence, as in: Pursue your ideal, even though others may not understand. or Absolute The combination of all conceivable excellenc

Türkçe - İngilizce Sözlük

A conception of something in its absolute perfection. a perfect, often unobtainable, case The formula for a falling body cab easily be derived in the ideal case where there is no air resistance, but we know that the real situation is a little bit differen

Sağlık Bilgisi

Bazı kimseler, öksürme, aksırma, gülme, ağlama, hallerinde veya heyecanlandıkları zaman idrarlarını tutamayıp kaçırırlar. Bu durum bilhassa çok doğum yapmış kadınlarda sık görülür. Nedeni ön ve arka boşaltım kanallarındaki kasların zayıflamış olmasıdır. Ayrıca böbrek veya idrar yollrındaki taş veya tümör, omuriliğin hastalanması da idrar tutamamaya neden olabilir. Küçük çocuklarda ise, bağırsak solucanları idrar kaçırmaya neden olabilir. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Günlük, su.

Hazırlanışı : Küçük bir parça günlük havanda iyice dövülür. Aç karnına yarım kahve kaşığı yenir. Üzerine 1 bardak su içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in carey street. bankruptcy. failure. insolvency. bust. crash. ruin. smash. smash-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankruptcy. crash. ruin. ruination. smash. insolvency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankruptcy. insolvency. failure of a project or policy. bust. commercial failure. crash. declaration of insolvency. ruin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankrupt's estate. trustee of the bankrupt's estate. bankruptcy assets. insolvent estate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. connection. attachment. involvement. interest. affinity. concern. attention. liking. bearing. care. connexion. curiosity. pertinence. reference. regard. relationship. relativeness. relevance. relevancy. respect. solicitude. sympathy. though.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. bearing. bug. care. relation. relationship. solicitude. connection. concern. interest. affinity.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Renk değiştirme. 2. Sararıp solma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

belief. faith. adherence to Islam. religion. absolute conviction. confidence.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görülemez, seçilemez, farkedilemez, hissolunamaz; gayri mahsus. imperceptibil,ity, impercep'ti bleness i. görülemez oluş, farkedilmez oluş. impercep'tibly z. farkedilmez bir şekilde, görülmez olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

give credence to. believe. trust. rely. credit. put faith in. esteem. buy. swallow. deem. be persuaded that. be sold on.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erimez; ayrılmaz, sabit. indissolubly z. birbirinden ayrılmaz surette; çözülmez surette.

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solukla içeriye çekilen ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solukla içeriye çekme, teneffüs; solukla içeriye çekilen ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. solukla içeriye çekmek, teneffüs etmek, nefes almak; içmek; sigara dumanını içine çekmek. inhaler i. solukla içeriye çeken kimse; solukla içeri çekmeye mahsus ilaçları veren alet.

Türkçe Sözlük

İNŞAALLAHI TAALA (A. ibare). Allah isterse, Allah’ın emri olursa mânâsıyle çok kullanılan dua tabiridir ki, gelecekten bahsolunurken kullanılır: Yarın inşaallah erkenden çıkıp gideriz. Yarın gelecek misiniz? -inşaallah. Bazen inşael-mevlâ da denilir (doğrusu «inşâ Allâh» suretinde ayrı yazılmaktır).

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığım taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12-15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor. İlk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı.

Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünyâ Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. Şimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?

Genel Bilgi

Ayak yere basarak vücudun tüm ağırlığını taşır. İnsan gövdesinde en ağır görev ayaklara düşer. Yetişmiş bir insanın vücudunda 206 kemik vardır, bunların neredeyse dörtte biri, 62 adedi ayak ve bacaklarımızdadır. Vücut ağırlığını taşıyan ve hareketi sağlayan bu organın bakımı ayakkabı ile başlar.

Ayak kemikleri yere düz basmaz. Taban çukuru denilen içbükey bir kubbenin iki ucuna ve kenarlarına basılır. Ayağın taban kısmının yapısı oldukça karışıktır. Burada birçok kas, kiriş, damar ve sinir yer almaktadır. Vücudumuzdaki kasların içinde en güçlüsü tabanlarımızda bulunur. İnsanın en hassas bölgelerinden biri olan bu bölgeyi korumak insan hayatı için çok önemlidir.

Çoğu ayakkabı ‘taban’ adı verilen ve kullanıldıkça eskiyen kalın bir alt parça ile ‘saya’ adı verilen ve ayağı saran daha ince bir üst parçadan oluşur. Ayakkabılar dünyada çok farklı iklimlerde yaşayan insanların yaşam şartlarına göre değişiklik gösterdiği gibi tarih boyunca moda da ayakkabıların şekilleri üzerinde çok etkili olmuştur.

Gerçi İspanya’daki 12 - 15 bin yıl öncelerine ait mağara resimlerinde erkeklerde deri, kadınlarda kürkten yapılmış giysiler görülüyor ama dünyadaki en eski ayakkabı izine, kuruyan çamur içinde sertleşip günümüze kadar kalmış olarak Mezopotamya’da rastlanmıştır.

Günümüzdeki anlamı ve şekli ile ayakkabının ilk olarak sandalet şeklinde sıcak iklimli ülkelerde ortaya çıktığı sanılıyor, ilk ayakkabılar ham deri, ayağın girebileceği şekilde bir zarf haline getirilerek yapılırdı. Bu ayakkabılar ayağın altını kızgın kumlardan, üstünü güneş ve sıcaktan koruyorlardı.

Mısır sanat eserlerinde hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülürler. Sandaletlerin ise bu devirde sadece ev içinde giyildiği tahmin edilmektedir. Hititler bugün Anadolu’da çok az da olsa hala kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi.

Ortaçağda kızı evlenen bir baba onun üzerindeki otoritesini evleneceği adama bir ayakkabı töreni ile devrediyordu. Bugün bazı Batı ülkelerinde yeni evlenen çiftin arabalarının arkasına ayakkabı bağlama adeti de o günlerden, kız babasının damadına kızının ayakkabılarından birini vererek, artık onun himayesine girdiğini belirtmesi adetinden kalmadır.

Avrupa’da 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sivri burunlu ayakkabılar moda oldu. Ortadoğu bölgesinde ise ayağı kızgın kumlardan korumak amacı ile yüksekte tutabilmek için ayakkabılara topuk ilave edildi. Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllarda bütün ayakkabıların topukları kırmızı renge boyanıyordu.

Avrupa’da 18. yüzyıla kadar kadın ve erkek ayakkabıları farklı değildi. Yüksekliği 15 santimetreyi bulan topuklu ayakkabıları Avrupa’da o yıllarda sadece üst sınıfa mensup insanlar (tabii iki kişinin yardımıyla) giyebiliyordu.

19. yüzyıla gelene kadar tüm dünyada her iki ayak için de eş ayakkabılar kullanıldığını yani ayakkabılarda sağ sol farkının olmadığını biliyor muydunuz? Sağ ve sol ayaklar için ayrı ayrı ayakkabı üretimine ilk olarak ABD’de, Philadelphia’da başlandı. Altı lastik ayakkabılar ise ilk olarak 1916’da yine ABD’de yapıldı ve bunlara ‘ket’ (ked) adı verildi. Botlar ise ata binmenin yaygın olduğu soğuk ve dağlık bölgeler ile sıcak ve kumlu çöllerde ortaya çıktılar. Kadınlar için ilk bot 1840 yılında Kraliçe Victoria için dizayn edildi. Bağcıklı rahat yürüyüş ayakkabısı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıktı.

Osmanlı Türkleri’nde de deri işleme sanatının çok gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nın at binmede uygun olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmiştir.

Bugün artık en ilkel topluluklarda bile insanlar bir çeşit ayakkabı giyiyor. Dünyada kaç çift ayakkabı var bilinmiyor ama uzayda dolaşan bir çift olduğu biliniyor. Ay’a ilk ayak basan astronot Neil Armstrong’un ayakkabıları dönüş yolculuğunda herhangi bir hastalık veya bilinmeyen bir kirlenme tehlikesine önlem olmak üzere dünyaya getirilmeyip uzaya bırakılmış. İimdi uzayda dolanıp duruyorlar. Diğer astronot ile daha sonra gidenlerin ayakkabıları şimdi neredeler acaba?

Genel Bilgi

Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır.

Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır.

Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen ‘mükemmel’ diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, ‘çınnn’ sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz.

Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi.

Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan ‘çın’ sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi.

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar. Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarım kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Artık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar.

Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarını kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Arlık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak bulunmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha ‘uygun olabilirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, kalıtımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yansının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her iki yarısının da bir birinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşitli görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özdeştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki ‘left’ kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan ‘lyft’ kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki ‘right’ ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hissetmez; hissiz, duygusuz; cansız, baygın; hissolunamaz, farkına varılamaz; yavaş; ilgisiz, aldırış etmeyen. insensibil'ity i. duygusuzluk, hissizlik, insafsızlık, merhametsizlik. insensibly z. duygusuzca, insafsızca, merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. güneşe maruz bırakmak, güneşlendirmek. insola'tion i. güneşe maruz bırakma; güneşe serip kurutma; tıb. güneş çarpması; tıb. hastaya güneş banyosu yaptırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küstah,terbiyesiz, arsız. insolence i. küstahlık. insolently z. küstahça, cüretkârca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erimez; halledilemez, izah olunamaz, çözülemez. insolubly z. halledilmez surette. insolubility i. erimemezlik; çözülemezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. borcunu ödeyemez, iflâs etmiş; borcu kapamaya kâfi olmayan; i. müflis kimse. insolvency i. müflislik, iflâs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ters dönme, altüst olma; tersine dönmüş şey; ters çevirme; (kon.) (san.) bir cümledeki kelime sırasının değişmesi; (kim.) değişim, değişme, sakarozun früktoz ve glikoza ayrılması ve bu esnada polarize ışınların titreşim düzleminin sağdan sola çevr

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). İpsi solucanların bir şubesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong-willed. resolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong-willed. resolute. forceful. volitional. voluntary. moral action. strong minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. irresolute. involuntary.

Türkçe Sözlük

(i. A. «irâde» ile bir olduğu halde dilimizde kullanma yeri ayrıdır). Kalbte hissolunan istek, rıza arzu: İnsan irâdetinde hürdür. Kendi irâdetiyle = Gönül isteğiyle, bilip isteyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teselli kabul etmez, avutulamaz. inconsolably z. teselli kabul etmez şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kararsız, mütereddit, duruksun, ikircimli. irresolutely (z.) kararsız bir şekilde. irresoluteness, irresolu'tion (i.) kararsızlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

worker. workman. laborer. labourer. employee. workingman. man. oar. prole. proletarian. soldier.

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). 1. Gemi arması merdiveni. 2. Savaş gemilerinin sol tarafındaki merasim merdiveni.

Türkçe Sözlük

(i.). (İ. scala). 1. Yapılarda yüksek yerlerin inşası için geçici olarak kereste, bazen de demir borudan kurulan sal: İskele kurmak. 2. Deniz kıyısında gemi ve kayıkların yanaştıkları yer ki, ekseriya denize uzanmış kâgir rıhtım veya kazıklar üzerine atılmış ahşap saldan ibarettir: Vapur iskeleye yanaşamadı. 3. Deniz kıyısında gemilerin yanaşmasına müsait ticaret yeri şehir ve kasaba, liman: Samsun güzel bir iskeledir (Fr. ichelle). 4. Bir memleketin deniz ticaretine, ithalât ve ihracâtına vasıta olan liman veya kasaba, Ar. mahreç: Anadolu’nun bütün batısının iskelesi İzmir’dir, (denizcilik) Geminin sol yanı: İskeleye gel (zıddı: sancak).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şüphe, hîle. 2. Arapların uğursuz saydığı önden sağ, arkadan sol ayağı beyaz olan at.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tecrit, ayırma, tek başına bırakma veya bırakılma, ayrı koyma. isolationism (i.) tecrit politikası. isolationist (i.) kendi memleketinin diğerlerinden ayn hareket etmesi taraftarı, tecrit politikası taraftarı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolate. deserted. solitary. isolated. desert. forlorn. forsaken. retired. stark. unfrequented. uninhabited. void. waste. widowed. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolate. lonely. secluded. solitary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolate. lonely and uninhabited. gaunt. lonely. solitary. unmanned. void.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. anxious. keen. willing. wishful. inclined. eager. disposed. dead-set. ambitious. agog. athirst for. cheerful. covetous. devout. enthusiastic. forward. hellbent. inclinable. intense. intent. itching. itchy. minded. ready. solicitous. strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agog. applicant. avid. bouncy. desirous. disposed. eager. game. intent. longing. prepared. ready. solicitor. solicitous. willing. zealous. enthusiastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. request. volition. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wanting. desiring. requisition. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. wish. will. desire. ask for. ask. request. like. long. hope. bespeak. call for. call on. call upon. choose. claim. court. demand. enjoin. exact. fancy. hanker. intend. invite. require. requisition. seek. solicit. be spoiling for. sue. sue for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

want. wish. will. desire. ask for. ask. request. like. long. hope. bespeak. call for. call on. call upon. choose. claim. court. demand. enjoin. exact. fancy. hanker. intend. invite. require. requisition. seek. solicit. be spoiling for. sue. sue for. beg.

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotism. absolute rule.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hilâl» den masdar). Yeni ayın görünmesi, hilâl seyretme. Berâat-i istihlâl = Bir kitap, nutuk veya makalenin ön sözü içinde, bahsolunacak maddeleri andırır fıkralar söyleyip yazmak.

Türkçe Sözlük

(İSTİMAL) (i. A. «amel» den masdar) (c. istimâlât). Kullanma: Silâh istimal etmek; bu kelimeyi hangi mânâda istimal ederler? Hüsn-i istimal = Güzel kullanma, yerine sarfetme: Nüfuz ve iktidarını hüsn-i istimal ediyor. SOlstîmSI (sû-i istimâl) = Yersiz ve kötü kullanma, haddini aşarak yolsuz harekette bulunma: Vazifesini, hükümet nüfuzunu, emniyeti suiistimal etti.

Türkçe Sözlük

(i. R.). Yumuşakçaların yassısolungaçlılar sınıfından bir deniz hayvanı. istiridye, çiğ olarak veya azıcık ateşe gösterilerek limonla yenir. İstiridye çatalı = Bunu açmaya mahsus kuvvetli çatal.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Avrupa›da, Fransa›nın doğusunda, İtalya›nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 8 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 41,290 km².

Sınırları: toplam: 1,852 km.

sınır komşuları: Avusturya 164 km, Fransa 573 km, İtalya 740 km, Liechtenstein 41 km, Almanya 334 km.

Sahil şeridi: 0 km(kara ile çevrili).

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Çoğunlukla dağlıktır, tepelikli merkez platosu, ovalar, büyük göller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Maggiore Gölü 195 m.

en yüksek noktası: Dufourspitze 4,634 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

daimi ekinler: %0.58.

Diğer: %89.51 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 250 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Çığ, toprak kayması.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7,523,934 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.43 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.34 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 77.69 yıl.

Kadınlarda: 83.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.43 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.4 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 13,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsviçreli.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %65, Fransız %18, İtalyan %10, Romen %1, diğer %6.

Din: Roma Katolikleri %41.8, Protestant %35.3, Orthodoks %1.8, diğer Hıristiyanlar %0.4, Müslüman %4.3, diğer %1, belirlenmemiş %4.3, inançsın %11.1 (2000).

Diller: Almanca %63.7, Fransızca %19.2, İtalyanca %7.6, Romence %0.6, diğer %8.9.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsviçre Konfederasyonu.

kısa şekli : İsviçre.

Yerel tam adı: Schweizerische Eidgenossenschaft (Almanca), Confederation Suisse (Fransızca), Confederazione Svizzera (İtalyanca).

yerel kısa şekli: Schweiz (Almanca), Suisse (Fransızca), Svizzera (İtalyanca).

ingilizce: Switzerland.

Yönetim biçimi: Parlamenter Federal Cumhuriyet.

Başkent: Bern.

İdari bölümler: 26 bölge; Aargau, Ausser-Rhoden, Basel-Landschaft, Basel-Stadt, Bern, Fribourg, Geneve, Glarus, Graubunden, Inner-Rhoden, Jura, Luzern, Neuchatel, Nidwalden, Obwalden, Sankt Gallen, Schaffhausen, Schwyz, Solothurn, Thurgau, Ticino, Uri, Valais, Vaud, Zug, Zurich.

Bağımsızlık günü: 1 Ağustos 1291 (İsviçre Konfederasyonu kuruluşu).

Milli bayram: İsviçre Konfederasyonu kuruluşu, 1 Ağustos (1291).

Anayasa: 29 May 1874.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Orta

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. attention. pain. solicitude. stress.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Patlıcangillerden bir bitki (solanum nigrum).

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. commentary. definition. elucidation. exposé. exposition. interpretation. note. paraphrase. solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hole. pigsty. secluded. isolated. dark. damp and dirty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

low and dark place. damp and dingy living quarters. secluded. isolated. hell hole.

Yabancı Kelime

Fr. isolation

fiz. yalıtım

1. Elektrik akımının olumsuz etkilerini önlemek için iletkeni kauçuk, lastik, porselen vb. ile kaplama. 2. Elektrik, ses ve ısı akımını engelleme.

Yabancı Kelime

Fr. isolateur

fiz. yalıtkan

Elektrik iletkenliği sıfır veya çok zayıf olan (cisim veya madde).

Yabancı Kelime

Fr. isolé

yalıtılmış, tecrit edilmiş

1. Elektrik ve ısı akımı engellenmiş. 2. Herkesten veya her şeyden ayrılmış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarme. police soldier. gendarmerie.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarmerie. police soldier. gendarme. the corps of gendarmes. constable. county constabulary. county police. rural police. rural policeman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The technical language of a special field Learning linguistic terms has been important to our course Groups use specialized lexicon to communicate more directly or accurately, express group solidarity, and maintain status or oppositional identity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To strut; to walk with a lofty or haughty gait; to be insolent; to obtrude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A concentrated, high velocity flow of water capable of causing erosion, used in mining some placer deposits to wash the unconsolidated deposits into sluice boxes. v To accelerate quickly; to go very fast.

Türkçe Sözlük

(f.). I. Firar etmek, gizlice gitmek: Hapishaneden kaçtı; askerden birkaç er kaçmış; çocuk okuldan kaçtı. 2. Habersiz Savuşup gitmek: Yanımda idi ne vakit kaçtı göremedim. 3. Koşup sür’ atle gitmek: Köpeklerin korkusundan bir kaçıyordu kil 4. Çekinmek, karışmak istememek, Osm. ictinâb etmek: Ben hizmetten kaçmam lâkin elimden gelmiyor; masraftar kaçıyor. 5. (kadınlar erkeğe) Görünmemek, örtünmek, tesettür etmek: Kızı bu sene kaçmaya başladı, benden kaçmıyor. 6. Zail olmak, ortadan kalkmak: Keyfim kaçtı. 7. Girmek, nüfuz etmek: Kulağıma su, pire kaçtı. 8. Biraz bir tarafa gelmek: Şuradaki ipi al sağa kaç. Ağızdan kaçmak = Dikkatsizlikle söylenmek: Ağızımdan bir söz kaçtı. Sancağa kaçmak — Gemi seyir yolundan sağ tarafa salmak. İskeleye kaçmak = Sol tarafa salmak.

Genel Bilgi

Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlandığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin almayacağı kadar pahalı idi. Zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı. Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha hızlı ilikleyebiliyorlardı Bu nedenle, terziler dügmeleri hizmetçilerin sağına, hanımların ise soluna gelecek şekilde diker oldular.

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.

Şifalı Bitki

(kafur): Tabiatta, bir çok bitkide bulunur. Tıpta kullanılan kafuru “Japonya Kafuru”dur. “Cinnamomun Camphorea” ağacının odunu, su buharıyla distile edilerek elde edilir. Kafuru renksiz, şeffaf, billuri yapılı, gevrek parçalarıdır. Kokusu hususi ve keskin, lezzeti sonradan serinlik veren acı ve yakıcıdır. 204 santigrat derecede kaynar. Adi sıcaklıkta uçar. Suda çok az erir. Alkolde, eterde, kloroformda, benzolde ve yağlarda çok erir. Kullanıldığı yerler: Kan dolaşımını kuvvetlendirir. Beyni ve sinirleri uyarır. Kalp yetersizliğini giderir. Solunum sistemini uyarır. Bronşların ifrazatını arttırır. İspirto ile karıştırılmış kafuru, ağrıları ve kepeklenmeyi keser. Akciğer hastalıklarında faydalıdır. Ateşli hastalıklarda, uyuşturucu maddelerde zehirlenmelerde ve gece terlemelerinde de kullanılır. Tıpta kafurulu yağ, kafurulu ispirto gibi terkipler kullanılır.

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. A.) (c. kulûb). 1. Yürek, hayat merkezi olan organ ki, göğsün sol tarafında mahrutî şekilde, kaslardan ibarettir; kanı bütün vücuda dağıtır, devamlı harekette bulunur: Kalbim çarpıyor; kalbimde daimî bir ağrı duyuyorum. 2. Duygu merkezi olan gönül, Ar. fuâd, Fars. dil: Kalbimdeki sevgi, kalbinde kin ve garaz tutmak: Kalb kırmak = Gönül kırmak, Osm. dilgîr etmek. Mahbûb-ül-kulûb = Kalblerin-sevgilisi. Herkesin sevdiği, herkesin sevgisini kazanmış. mec. Her şeyin ortası, merkezi: Ordunun kalbi: Kalbgâhı; tâ kalbine vurdu.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalb = yürek, Fars, gâh = yer). Ordunun ortası, sağ ve sol kanat arasındaki merkez birliklerinin durduğu yer: Eski harp düzeninde de kumandan ve en yakınları kalb-gâhta bulunurdu; düşmanın kalb-gâhına hücum etti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogation. lifting. removal. abolition. withdrawal. cancel. cancellation solution. superseding. repealing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

choice. de luxe. fine. solid. of good quality. high-class.

Sağlık Bilgisi

Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür.

Sol Kalp Yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır.

Sağ Kalp Yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır.

Kaonjestij Kalp Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır.

Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir:

- Sigara içmeyin

- Yemeklere fazla tuz koymayın.

- Uykularınızı ihmal etmeyin.

- İstirahat edin ama devamlı olarak yatmayın.

- Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert etmeyin.

Ayrıca aşağıdaki reçetelerden dilediğinizi kullanın.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı nane konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülüp, içilir.

Türkçe Sözlük

(I.) (“t”si, ek alırsa “d” olur). 1. Umumiyetle kuşların kolları ki, ön ayakları yerinde olup uçmak üzere uzun tüylü ve açılır kapanır bir çift organdır, Ar. cenâh, Fars. per: Kuş kanadı, tavuk kanadı, kanatlarını açıp uçmak. 2. Balığın ayaktan değişerek kürek gibi yüzme Aleti hâline gelmiş olan organları: Bazı balıkların ikişer, bazılarının dörder kanadı vardır. 3. Kapı ve pencere gibi şeylerin açılıp kapanır ve ekseriya çift olan kapakları: Bu kapının kanatları pek ağırdır. Pencerenin bir kanadı açılmaz. Pancurun, çerçevenin kanatları. 4. Karşı karşıya konarak bir çift teşkil eden dokumalardan bazı şeyler: Perde, yelken kanatları. 5. Umumiyetle kumaş ve dokumaların ve bilhassa diklemesine ikiye katlanmış olanlarının yarım eni: iki üç kanat gömlek, çarşaf. 6. Kürek tahtasının yarısı: O küreğin bir tahtasını sarfettlk, bir kenadı duruyor. 7. Yapıların iki tarafından her biri: O evin sağ kanadı daha manzaralıdır. 8. Kuş tüyü ve yelkenden süpürge ve yelpaze. 9. Yeldeğirmeni yelkenlerinin beheri. 10. mec. Koruma, Ar. himaye, sahip çıkma: Onun kanadı altındadır. Kanadı altına sokuldu. 11. Burun deliklerinin dış kısmı, perdesi: Burun kanadı. 12. (askerlik) Orduda iki yan: Sağ kanat, sol kanat. 13. Uçakları havada tutan kanat benzeri kısımlar. Etkanat = Bir cins büyük yarasa. Kol kanat = Dayanak, kuvvet ve kudret: Kolu, kanadı kesildi.

Türkçe Sözlük

(i. i. cancellier). Bir konsoloslukta yazı ve muamele işleriyle uğraşan görevli, en küçük rütbeli diplomat kâtip: Konsolosluk kançıları.

Türkçe Sözlük

(i. i. cancelleria). Konsolosluklarda muamele ve yazı işleri ile uğraşan kalem: Konsolos kançılaryası.

Sağlık Bilgisi

Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz.

- Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar.

- Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler.

- İyileşmeyen yaralar.

- Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük.

- Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları.

- Ben ve siğillerde görülen değişmeler.

Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir.

- Beyin ve omurilikte %1

- Ciltte %10

- Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6

- Memelerde %14

- Sindirim sisteminde %25

- Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3

- Karaciğer ve safra kesesinde %3

- Diğer organlarda %8

Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir.

Makro-biyotik Gıda Rejimi:

Bir günlük gıdanın, %60’ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir.

%23-25’i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir.

%5-10’u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir.

%10-15’i deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir.

Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir.

Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir.

Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır.

Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti.

Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır. Tedavi ve korunma maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 3 tutam maydanoz (veya 50 gram maydanoz tohumu) konur. 5 dakika

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Anemi denilen kansızlık, kandaki kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin ya da her ikisinin de azalmasıdır. En önemli nedeni yeteri kadar beslenememektir. Ayrıca, müzmin basur kanamaları, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, lösemi ve kanserde de görülür. Kansızlığın tipik belirtileri şöyle özetlenebilir. Yüzde solgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, halsizlik, ve ayak bileklerinde şişkinlik görülür. Hastanın burnu sık sık kanar, dilinde acılık vardır. İştahsızlık ishal ve bazen de kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, istirahat, temiz hava ve kan yapıcı gıdalar yemektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 5 çorba kaşığı kekik konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

de jure. by law. legally. according to law. the law allows. foreclosure order absolute. under the law. prescribed by law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawful. legal. legitimate. statutory. rightful. conformable to law. innocent. by law. solemn. valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to close. to be shut. to be blocked off. to be covered. to be concealed. to be closed down. to be dissolved. to go out of business. to withdraw. to hunch down closely to or over. to be locked up. to veil herself. to come to an end. to cease. to he.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissolve. to be seized. to be carried away. to give way.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş. Ar. amel uğraşma. Kâr-ı Akil = Akıllı adam işi. Kisb ü kâr = Geçinmek için yapılan İş, san’at, ticaret, meşguliyet. Kâr-ı kadîm = Eski zamanda yapılmış şey. 2. Kazanç, fayda, menfaat .istifade, hisse. Hayvan alış verişinden çok kâr etti. Bu işten sizin bir kârınız var mıdır? Kâr ve zararı kendisine ait olmak şartıyle. 3. İşleme, tesir: Söylediğim sözler kendisine asla kâr etmedi. 4. Harb, cenk, kavga (yalnız «zâr» kelimesiyle beraber olduğu vakit bu mânâya gelir): Esnâ-yı kâr ü zârda. 5. Türkçe kaidesince bir isme eklenir: Tel-kârî = Tel ile işlenmiş, tel kakmalı. Kalem-kârî = Kalem işi, kalemle nakşolunmuş: Kalem-kârî yemeni. Bî-kâr = İşsiz. Der-kâr = Açık, apaçık. Ar. zâhir, ayân. Ser-kâr == İş başı. Serkârda bulunanlar (iş başında olanlar). Nâ-bekâr = işe yaramaz, hayırsız, haylaz. Kâr ü bâr = İş güç.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, perdâhten = düzmek, becermek). 1. İş beceren, kâr-güzâr (işgüzâr). 2. Iran konsolosu: İzmir kâr-perdâzı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. army officer. slandering. person who slanders.

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. isolation. absolute quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decider. decision. judgement. sentence. resolution. determination. adjudication. award. conclusion. decree. doom. fiat. finding. holding. resolve. verdict. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion. constancy. decision. decree. finding. injunction. judgment. resolution. resolve. sentence. settlement. verdict. judgement. stability. proper degree. reasonable degree. reasonable. decent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrament. award. decision. decree. resolution. sentence. stability. verdict. judgement. proper degree. estimate. conclusion. fiat. finding. judgment judgement. judicium. purpose. resolve. senses. temper. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. choose. decide. determine. resolve. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge. adjudicate. to give a decision. to passjudgment to enter a decree. to form one's judgment. arbitrate. award. decide. determine. elect. to give judgment judgement. make a decision. make up one's mind. opt. pass. pass upon. to pass a resolution of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable. set. decided. settled. firm. strong-minded. strong-willed. bent. decisive. determined. dogged. flat-footed. hard-core. high-pressure. immovable. inflexible. intent. professional. resolute. resolved. single-eyed. single-hearted. single-minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. constant. decided. decisive. determined. earnest. inflexible. pertinacious. resolute. set. stable. unbending. unflinching. fixed. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

determined. resolute. decided. uniform. unvarying. dead set. decisive. four square. gutsy. hell- bent on. firm of purpose. purposeful. resolved. scrappy. stabilized. stable. steely. stout. stout hearted. strong minded. sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stability. decisiveness. fixity. ballast. decision. determination. doggedness. equipoise. flatness. immovability. inflexibility. insistence. strenght of purpose. resoluteness. resolution. singleness. singleness of purpose. stableness. steadiness. sto.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consistency. decision. determination. grit. guts. heart. purpose. resolution. stability. consistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stability. determination. resolution. determinatedness. fixity. grit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstable. undecided. changeable. hesitant. inconstant. unsettled. restless. uncertain. irresolute. ambivalent. astatic. baffling. changeful. double-minded. doubtful. dubious. erratic. faltering. fickle. flighty. fluctuating. flukey. fluky. halting. h.

Türkçe - İngilizce Sözlük

changeable. hesitant. unstable. undecided. ambivalent. changeable of mind. double minded. erratic. fence rider. fickle. halting. inconsistent. instable. irresolute. mercurial. precarious. weak of purpose. putter off. tremulous. uncertain. unpredi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow hot and cold. fluctuate. hang in the balance. to be infirm of purpose. to be in tow minds. to lack resolution. waffle. waver in one's resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

indeterminate. instability. indecision. fickleness. changeability. dither. doubt. doubtfulness. dubiousness. flightiness. fluctuation. haziness. hesitance. hesitancy. incertitude. inconsistency. infirmity. infirmity of purpose. irresolution. loosenes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large cattle. cauldron. food. chow. mess. soldier's meal. missing target completely. miss.

Türkçe Sözlük

Yeterli oksijen koşullarında fosil yakıtların yanmasıyla oluşan, atmosferde mevcut bir bileşik. Soluduğumuz oksijeni yayan klorofilli bitkiler için gerekli olup kendi başına zehirli değildir, ancak yoğun haldeyken boğucu olabilir.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kalbin tepe ksımında bulunan iki odacık. Sağ karıncık = Kanı akciğerlere basan karıncık. Sol karıncık = Kanı vücuda basan karın cık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eastern name for the Law of Cause and Effect The basic Law governing our existence in this solar system Every thought, every action that we have and make sets into motion a cause These causes have their effects, which make our lives, for good or ill Expre

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cause and Effect From an absolute standpoint, karma is the circumstance of the moment Relatively, it is the endless chain of cause and effect that defines the future events of an individuals life.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A terrain or type of topography generally underlain by soluble rocks, such as limestone, gypsum, and dolomite, in which the topography is chiefly formed by dissolving the rock; karst is characterized by sinkholes, depressions, caves, and underground drain

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of topography that results from dissolution and collapse of carbonate rocks such as limestone and dolomite and characterized by closed depressions or sinkholes, caves, and underground drainage. a type of terrane and/or hydrologic regime that is for

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area possessing surface topography resulting from the underground solution of subsurface limestone or dolomite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of topography that is formed on limestone, gypsum, and other rocks, primarily by dissolution, and that is characterized by sinkholes, caves, and underground drainage From Glossary of Geology, 4th Edition, 1997, American Geological Institute. an are

Türkçe - İngilizce Sözlük

A terrane, generally underlain by limestone or dolomite, in which the topography is formed chiefly by the dissolving of rock, and which may be characterized by sinkholes, sinking streams, closed depressions, subterranean drainage, and caves.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Landscape produced by the dissolution of limestones by by percolating ground waters and underground streams Named after the Karst region of the former Yugoslavia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The occurrence of limestone as the first bedrock unit beneath the soil in which cavities form due to the solubility of limestone under certain conditions Surface characteristics include sinkholes and sinking streams. a set of landforms or a landscape form

Türkçe - İngilizce Sözlük

Water-soluble limestone, dolomite, and gypsum beds in which water has dissolved underground cavities, producing fissures, sinkholes, underground streams, and caverns Florida has numerous karst formations. terrain with distinctive characteristics of relief

Türkçe - İngilizce Sözlük

The general term for landforms which includes caves, dolines and sculptured rock surfaces Such landforms are formed in areas where solution processes, rather than mechanical erosion processes, predominate Karst is most often seen in limestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Topography with sinkholes, caves, and underground drainage that is formed in limestone, gypsum, or other rocks by dissolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A terrain in which the landscape is shaped by the drainage characteristics due to the dissolving action of the underlying bedrock Over thousands of years, various surface and subsurface features are developed -- sinkholes, streams, springs, and caves to n

Türkçe - İngilizce Sözlük

An irregular topography that may form over partially dissolved limestone or dolomite; karst is characterized by sinkholes, caves, and underground drainage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landform comprised of sinkholes, sinking streams, zones of infiltration, underground passageways or watercourses, and spring resurgences, usually occurring in a soluble rock such as limestone or gypsum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small, open, four-wheeled vehicle with a single cylinder, two- or four-cycle gasoline engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman's cotton or flannel underwaist. camisole.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. gloom. desolation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismal. dreary. funereal. lugubrious. sombre. sullen. depressing. gloomy. desolate. cheerless. glum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloomy. depressing. bleak. cheerless. close. dismal. dreary. funereal. gaunt. leaden. lonely. murky. oppressive. saturnine. severe. solitary. sombre somber. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. firm. stiff. solid. insensitive. hard-boiled. callous. emphatic. emphatical. hard-and-fast. ironclad. rigid. sclerous. square. steel. steely. stern. strict. hard-line. fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. callous. firm. hard. rigid. rough. severe. solid. starchy. steely. stern. stiff. stony. strict. stringent. substantial. thick. tough. unfeeling. wooden. hard-boiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solid. hard. rigid. stiff. tough. stern. insensitive. draconian. flinty. hard core. starchy. stark.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exact. final. flat. definite. absolute. conclusive. certain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. decisive. definite. final. certain. conclusive. crisp. crucial. definitive. determinate. direct. distinct. downright. exact. implicit. inappellable. liquidated. peremptory. plenary. positive. precise. sentential. specific. unconfutable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solitary confinement with bread and water as food.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification. concretion. fixation. induration. rigor. rigour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardening. solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardness. solidity. rigidity. stiffness. hardheartedness. sternness. insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. never. absolutely. definitely. on no account. up to the -. not at all. no soap. not a whit. in no wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolut. bestimmt. strengstens. durchaus nicht. keineswegs. beileibe nicht. nicht für geld und gute worte. nie und nimmer. überhaupt nicht.

Şifalı Bitki

(sedirağacı): Çamgiller familyasından; Lübnan dağlarında ve yurdumuzda Toros dağlarında yetişen 40 metre kadar boyu olan çok gösterişli ve heybetli bir ağaçtır. Dalları yataydır. Yaprakları iğne gibi olup, demet şeklindedir. Renkleri, genç yaşında koyu yeşildir. Zamanla açık mavi yeşile dönüşürler. Kozalağı, olgunken açık kestane renkli, uzunca, oval şeklinde ve 8-12 cm boyundadır. Tohumlarında reçine vardır. Odunu kokuludur. Gövde ve dallarının kapalı yerlerde yakılmasıyla sarıkatran elde edilir. Kullanıldığı yerler: Mikrop öldürücüdür. Cilt solunum yolları hastalıklarında kullanılır. İdrar söktürür.

Şifalı Bitki

(agaric): Çayır mantarlarındandır. Şapkasının alt yüzü dilim dilimdir. Kullanıldığı yerler: Solunum yolları hastalıklarında kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

worry. anxiety. care. fear. apprehension. discomposure. disquiet. disquietude. inquietude. perturbation. preoccupation. solicitude. fears.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxiety. care. concern. fear. misgiving. preoccupation. qualm. reassure. solicitude. trepidation. worry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxiety. worry. careworn. concern. concernment. dismay. fear. fret. inquietute. load. preoccupation. solicitude. sweat. unease.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensive. concerned. fearful. fraught. solicitous. worried. anxious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered. enrol ed. entered. recorded in a record book. noted down. bound by a restriction. bound. conditional. enrolled. inscribed. on record. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. for good or evil. unconditional. unconditioned. without reserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to avoid doing work. soldier.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in kuzey batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 48 00 Kuzey enlemi, 68 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 2,717,300 km².

Sınırları: toplam: 12,012 km.

sınır komşuları: Çin 1,533 km, Kırgızistan 1,051 km, Rusya 6,846 km, Türkmenistan 379 km, Özbekistan 2,203 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kıtasal iklim görülür, kışlar soğuk, yazlar sıcak geçer.

en alçak noktası: Vpadina Kaundy -132 m.

en yüksek noktası: Khan Tangiri Shyngy 6,995 m.

Doğal kaynakları: Petrol, doğal gaz, kömür, demir, manganez, krom, nikel, kobalt, bakır, molibden, kurşun, çinko, boksit, altın, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %8.28.

daimi ekinler: %0.05.

Diğer: %91.67 (205 verileri).

Sulanan arazi: 35,560 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Depremler ve toprak kaymaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 15,233,244 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.33 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -3.33 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 66.89 yıl.

Erkeklerde: 61.56 yıl.

Kadınlarda: 72.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.89 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 16,500 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Kazakistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Kazakistanlı %53.4, Rus %30, Ukraynalı %3.7, Özbek %2.5, Alman %2.4, Uygur %1.4, diğer %6.6 (1999 nüfus sayımı).

Din: Müslüman %47, Rus Ortodoksları %44, Protestanlar %2, diğer %7.

Diller: Kazakistanlı %40, Rus %66.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.4.

erkekler: %99.1.

kadınlar: %97.7 (1999 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kazakistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kazakistan.

ingilizce: Kazakhstan.

Yerel tam adı: Qazaqstan Respublikasy.

Eski adı: Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Astana.

İdari bölümler: 14 bölge ve 3 şehir; Almatı, Almatı şehri, Aqmola (Astana), Aqtobe, Astana, Atyrau, Batys Qazaqstan (Oral), Bayqongyr, Mangghystau (Aqtau; formerly Shevchenko), Ongtustik Qazaqstan (Shymkent), Pavlodar, Qaraghandy, Qostanay, Qyzylorda, Shyghys Qazaqstan (Oskemen; formerly Ust’-Kamenogorsk), Soltustik Qazaqstan (Petropavl), Zhambyl (Taraz; eski Dzhambul).

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1991 (Sovyetler Birliğinden ayrıldı).

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 25 Ekim (1990).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Ko

Şifalı Bitki

(kenopodyum): Ispanakgiller familyasından; yaprakları kazayağına benzer, Kuzey Amerika’nın doğu bölgelerinde yetişen ve Akdeniz bölgesinde de görülen kokulu, otsu bir bitkidir. Topraküstündeki kısımlarından su buharı distilasyonu ile elde edilen uçucu yağa “kazayağı esansı” denir. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürmekte faydalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. broken-hearted. heartsick. mournful. woeful. depressed. chapfallen. dejected. dismal. doleful. dolorous. drear. dreary. sick at heart. heartsore. heavy-hearted. pained. rueful. low-spirited. unhappy. anguished. blue. disconsolate. heartbroken.

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.

Şifalı Bitki

(yabani sümbül): Ballıbabagiller familyasından; kırlarda yetişen beyaz ve pempemsi çiçekli bir bitkidir. İstanbul ve İç Anadolu bölgesinde görülür. Kediler çok sever. Kullanıldığı yerler: Hazım sistemini düzeltir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Karın ağrılarını giderir. Astım grip ve bronşitin sebep olduğu nefes darlığını geçirir. İdrar söktürür. Bağırsak solucanlarını düşürür. Ağrılı aybaşı kanamalarında faydalıdır. İktidarsızlığı giderir. Sinirleri yatıştırır.

Türkçe Sözlük

(i.). Eğri uçlu değnek, Fars. çevkân, solucan. Bahçe kekesi = Ağaç dallarını aşağıya çekmeye mahsus ucu kancalı değnek, gelberi.

Şifalı Bitki

(thymus): İkiçenekliler sınıfının, ballıbabagiller familyasından; odunsu saplı, karşılıklı küçük yapraklı, sürüngen, çok yıllık timol kokulu alçak bir bitkidir. İçeriğinde thymol vardır. Güney Amerika’da yetişen thymus vulgaris türünden hafif sarı renkli uçucu kekikyağı elde edilir. İçeriğinde timol ve karvakrol vardır. Midevi, idrar söktürücü ve antiseptik olarak kullanılır. Yurdumuzda yabani kekik ve başlı kekik çok miktarda yetişir. Ancak mercanköşk türlerinin çoğu da kekik yerine kullanılmaktadır. Kullanıldığı yerler: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Bağırsak iltihabını iyileştirir. Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar. İdrar söktürür. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür. Cinsel isteği kamçılar. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır. Çocuklarda görülen kansızlığı giderir. Kan dolaşımını düzenler. Müzmin öksürük, astım, bronşit ve iltihaplı zatülcenp’e faydalıdır. Grip, beyin nezlesi ve anjinde şikayetlerin azalmasına yardımcıdır. Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatrı olanlar kullanmamalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is an insoluble substance, and, unlike elastin, is not dissolved even by gastric or pancreatic juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Insoluble protein that is the major constituent of the outer layer of the skin, nails, and hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tough, insoluble protein substance that is the chief structural constituent of hair, nails, horns, and hoofs. this strong protein is found in skin, hair, and nails It acts as a structural protein and also provides protection Dry skin tends to have more

Türkçe - İngilizce Sözlük

plimsoll. sneaker. gym boot. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive. definite. absolute. certain. decisive. final. irrevocable. accurate. assertive. categorical. clean-cut. clear-cut. conclusive. sure as death. decided. declared. determined. dogmatic. downright. exact. express. extreme. firm. flat. frozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. accurate. bound. categorical. certain. conclusive. concrete. crucial. decisive. definite. definitive. direct. doubtless. exact. express. final. flat. immutable. implicit. incontrovertible. indisputable. indubitable. mathematical. outright. posit

Türkçe - İngilizce Sözlük

definite. certain. final. absolute. express appropriation. bliss. categorical. for certain. clean- cut. clear. conclusive. crisp. crucial. decided. decisive. definitive. determinate. direct. distinct. downright. drastic. emphatic. exact. explicit. express

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmly. absolutely. completely. as sure as fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. definitely. absolutely. sure. strictly. assuredly. blankly. decidedly. declaredly. emphatically. expressly. flatly. not by a fraction. by no means. nohow. precisely. really. roundly. of a surety.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely. certainly. clearly. definitely. easily. flatly. precisely. rightly. roundly. sure. surely. for certain. without fail. not on any account. on no account.

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. solid. together. uninterrupted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kimono is a traditional style of Japanese garment The style of the kimono worn depends on the wearer's age and the season or occasion Men wear kimono similar in cut to those worn by women but they are usually made of solid dark colors. a loose robe; imi

Türkçe - İngilizce Sözlük

all alone. alone. desolate. orphan. forlorn. lone. outcast. solitary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lone. lonely. unattended. waif. desolate. empty. deserted. forlorn.

Şifalı Bitki

(kyminon): Maydanozgiller familyasından; Mayıs - Haziran aylarında bayez veya pembemsi çiçekler açan, 15 - 20 cm boyunda, bir yıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Mısır’dır. Yaprakları dar ince şeritler halinde parçalıdır. Çiçekleri 3-5 saplı şemsiye durumundadır. Meyveleri ovaldir. İçeriğinde, reçine, sabit ve uçucu yağlar vardır. Keskin, hoş kokuludur. Tohumları baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Hazımsızlığı giderir. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Birikmiş gazı söktürür. Hava yutmayı önler. Sinirleri yatıştırır. Sinirsel başdönmelerini keser. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. İdrar söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizma ve şişmanlıkta faydalıdır. Hamileler kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(I.). Kireçtaşından elde edilen kalsiyum protoksidinden İbaret madde. Kireç ocağı, fırını = Kireç yakılan yer, ocak, fırın. KireçsütO = Badana için hazırlanmış sulu kireç karışımı. Sönmüş kireç = Suyun içinde söndürülmüş veya toz hâlinde olarak üzerine su serpilerek artık suya temas edince kaynamak ve yakmak hassasını kaybetmiş olanı. Sönmemiş kireç — Ocağından çıktığı gibi bulunanı. Kireçtaşı = Kireç imâline yarayan karbonatlı taş, Osm. kils. Kireç illeti = İpekböceğinde görülen bir hastalık. Kireçkaymağı = Kireçten elde edilen bir madde. Kireç gibi olmak, kireç kesilmek = (beniz) Fazla solup sararmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fan the flame. provoke. instigate. incite. set on. warm up. excite. agitate. antagonize. defy. egg. egg on. ferment. foment. ginger. ginger up. goad. goad on. hound. hound on. inflame. jockey into. lash. prod. rouse. solicit. sting. stir up. tempt. w.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to incite sb to do sth bad. agitate. awaken. egg sb on. excite. fan the flame. foment. hound. incite. instigate. move. to set at odds. prod. prompt. provoke. set on. solicit. spark. stir up. suborn. urge. whet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A box for working implements; hence, a working outfit, as of a workman, a soldier, and the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spark. solar flare. scintilla.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırmızı, el, Ar. ahmer, Fars. sürh: Kızıl elma, kızıl toprak; kızıl boya. 2. Kırmızı olacak derecede ısınmış, kızgın, kor gibi: Kızıl demir. 3. Kızıl renkli saç, sakal, bıyık, tüy, Ar. eşkar: Kızıl sakal. 4. Bir tarz ve cinste pek mübalâğalı, aşırı derecede olan: Kızıl deli. 5. Altın, altından, Ar. müzehheb, Fars. zerrîn: 6. mec. Aşırı solcu, komünist. Kızıl Adalar = İstanbul Adalarının eski bir adı. Kızılbaş = 1. Safevî asker, Fars. sürh-serân. 2. Müfrit Şiî bir zümre. Kızıl hastalık = «Kızıl» denilen bulaşıcı hastalık. Kızılsöğüt = Söğüt ağacının bir cinsi. Kızılşap = Açık eflâtûnî renk. Kızılyaprak = Ağarotu. Kızılyumurta = Paskalya yumurtası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

keyboard. keyped. fingerboard. bank of keys. clavier. console.

Türkçe Sözlük

Aerosol püskürtücülerde, soğutmada, plastik köpükte ve endüstriyel çözücülerde kullanılan, ozon tabakasının tükenmesine yol açan ana faktör olduğu ve sera etkisine katkıda bulunduğu düşünülen son derece kararlı (kalıcı) bileşikler.

Sağlık Bilgisi

Bir çeşit kansızlıktır. Kanda hemoglobin miktarının azalması, bu duruma neden olur. Çarpıntı, halsizlik, nefes darlığı, yüzde solgunluk ve ayak bileklerinde şişme görülür. Belirtiler kayboluncaya kadar aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ispanak, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya yarım kilogram yıkanmış ve temizlenmiş ıspanak konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meatball. quenelle. rissole.

Türkçe - İngilizce Sözlük

faggot. meatball. croquette. rissole. patty.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanın omuz başından parmakları ucuna kadar uzanan organı, Ar. zirâ. Farı. bâzû: Kollarını sıvadı, kollarını açtı. 2. Atın ön ayağı: Atın lağ kolu ağrıyor. 3. Giyeceğin kola gelen, kolu saran kısmı: Bu ceketin kolları dar. 4. Gömlek yeninin ucu yerinde iğreti, kolalı keten bezi: Yaka, kol (yakalık ve kolluk da denir). 5. Ağa; dalı, Ar. gusn, Fars. şâh: Çınar ağacı her tarafa kol atmış, kol, kanat uzatmış. 6. Şube, dal, bölük, taraf, kısım: Tuna, denize döküldüğü yerin yakınlarında birka; kola ayrılır. Alpler bir;ok kollara bölünür. Avcılar üç kola ayrıldı. 7. Bir ordunun bölündüğü kısımlar, kanat, Osm. cenâh: Sağ kol = Meymene, sağ kanat. Sol kol = Meysere, sol kanat. İleri kol = Pİşdâr, öncü. Geri kol = dümdâr. art;ı. 8. Muhafaza veya teftiş için ayrılıp gezdirilen askeri birlik: Kol gezmek, kola ;ıkmak. 9. Bir heyetin bölündüğü dal ve zümrelerin her biri: Halvetî tarîkatinin HAlidî, Sünbülî kolu. 10. Oyuncu vs. takımı: Zuhûrî kolu, kol oyunu. 11. Bir şeyi kapamak veya bir şeye dayanmak üzere kol şeklinde uzanan ağa;, demir vs.: Kapı kolu. 12. Bazı Alet ve edevâtın sapı, tutulacak veya ;evrilecek parçası: Dikiş makinesinin kolu. 13. (denizcilik) Bir halatın kalınlığını teşkil eden iplerin her biri: U; dört koldan mürekkep halet. Kol atmak = Dallanıp budaklanmak, (at) Kolunu atmak = On kemiği ;ıkmak. Kollarını açmak = Kucaklamaya hazırlanmak, memnuniyetle kabûl etmek. Kola almak = Taltif etmek. Kolağası = Osmanlı devrinde kıdemli yüzbaşı ki, daha da eskiden sağ ve sol kolağası diye ikiye bölünürdü. Kolordu = Bir devlet askerinin bölündüğü en büyük birliklerden biri, ordudan kü;üktür. Kolvurmak = Bir aşağı, bir yukarı gezmek. Kol uzatmak = Dallanmak. Kolu uzun = Kudretli, hükmü geçer. (denizcilik) Kol bastırmak = İki halatı dikerek eklemek. Kol bağlamak = Serbest bırakmamak, hareketine engel olmak. Kol burmak, bükmek = Galip gelip kahretmek. Terazi kolu = Terazinin tutulan veya asılan yerinden itibaren iki tarafının her biri. Kolu çıkmak = Bir kaza ve çarpma ile kol kemiği omuzda veya dirsekteki oynak yerinden ayrılmak: Kolu çıkmış, kolunu çıkarmış. Kola çıkmak = Asayişi temin için askerlerle gezmek. Kol demiri = 1. Kapı üzerine çekilen demir. 2. Bir çeşit kundakçı Aleti. Karakol = 1. Gece gezen devriye asker. 2. Şehrin belirli yerlerindeki zâbıta binaları, karakolhane, merkez. Kol kanat = El, ayak. Kolu, kanadı kırık = Harekete muktedir olmayan. Kol, kanat kalmamak = Çok yorulmak veya dayak yemek. Kol, kanat kırılmak = Ümitsizliğe düşüp bir şey yapamamak. Kol gibi = Kol kalınlığında, bol su. Kol gezmek = Kola çıkmak. Kol kesmek = Kuvvet, iktidar ve harekete güç bırakmamak. Keşif kolu = Düşman askerini ve araziyi keşifle görevli birlik. Kol nizâmı = Saf itibariyle olmayıp, önden geriye doğru uzanan asker tertibi. Hücum kolu = Hücum için ayrılmış askerî birlik. Kolu yetişir = Eli işlere yatkın.

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden orduda, yüzbaşı ile binbaşı arasında yer alan iki rütbenin adı, kıdemli yüzbaşı. Sağ kolağası; sol kolağası.

Türkçe Sözlük

(i. i.) (musiki). Batı musikisinde bir solo sazın orkestra eşliğinde çalması için bestelenmiş büyük saz eseri.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. console). Ayna altına konulan çekmeceli dolap veya raflı masa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cantilever. console. chest of drawers. dresser. cantilever. console table. tallboy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

console. chest of drawers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chest of drawers. chest. bracket. consolate. console table. commode. console. tallboy.

Yabancı Kelime

Fr. consolidation

ekon. süreletme

Kısa vadeli bir devlet borcu yerine uzun vadeli bir borç oluşturulması.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. consolide). Esham evrakı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidated. perpetual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidated dept. consolidated debt. unified debt. funded debt. funded liability.

Türkçe Sözlük

(i.) (L. consulus). Bir devletin, tab’alarının çeşitli işlerini görmek üzere’ yabancı devletlerdeki bir şehre tayin ettiği diplomat, Osm. şehbender, Fr. consul. General konsolos = Başkonsolos, Osm. başşehbender, Fr. consul gâniral. Vis konsolos = Osm. şehbender vekili, Fr. vice-consul, konsolos muavini.

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk binası, dairesi ve makamı, Osm. şehbenderhâne, şehbender konağı, dairesi.

Türkçe Sözlük

(f.). mec. Yorgunluk veya korku ve pişmanlıktan köpek gibi solumak veya yaltaklanmak.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İtüzümünün başka bir adı (solanum nigrum).

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Koroda okuyan ses san’atkârı, solist zıddı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateşi havalandırmaya mahsus deri, meşin ve tahtadan Alet. Demirci körüğü = Demircilerin kullandıkları büyük çeşidi. 2. Hava ile çalınan bazı çalgılara hava vermeye mahsus Alet: Armonika körüğü. 3. Fayton’un körük biçiminde açılır kapanır örtüsü. Burun, göğüs körük gibi inip kalkmak = Yorgunluktan veya hiddetten çok solumak. Laf körüğü = Lafazan, geveze, çançan. Yangına körükle gitmek = Anlaşmazlığı şiddetlendirmeye çalışmak, fitnecilik.

Türkçe Sözlük

(I.). Başı önde, sağa sola bakmadan: Kös kös dinledi, kös kös yürüdü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amiss. bad. beastly. bitter. black. corrupt. deep. dissolute. dreadful. evil. evildoer. fatal. foul. hopeless. ill. iniquitous. miserable. nasty. nice. obnoxious. off. offensive. pernicious. poisonous. poor. reprobate. rotten. seamy. sinful. sinister. ugl

Şifalı Bitki

(manna): Bir çeşit dişbudak olan fraxinus ornus ağacının torba şeklinde ve içi sıvı dolu yerine yapılan kesiklerden çıkan sıvıdır. İçeriğinde mannit şekeri vardır. Yuvarlak, yassı, billuri, kuru parçalardır. Rengi soluk sarımsı ve içi beyazdır. Kokusu bala benzer. Lezzeti şekerlidir. Suda kolay erir. Kullanıldığı yerler: Kolay kullanılır, hoş bir müshildir.

Sağlık Bilgisi

Kuduz hayvanın ısırması ve salyasının insan vücudundaki herhangi bir sıyrıktan girip, kana karışması sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Tıp dilinde Rabies veya Hydrophobia denir. Kuduz virüsü, vücuda girdikten sonra sinir sistemine yerleşerek, beyne kadar gelir ve orada iltihap yapar. Bu iltihaplanma, ısırıldıktan sonra geçen 7 ila 60 gün arasında meydana gelir. Bu nedenle kuduz aşısının bu süre içinde yapılması gerekir. Kuduz belirtileri ortaya çıktıktan sonra yapılacak kuduz aşısı ile kuduz serumunun kıymeti yoktur. Kuduz hastalığının başlangıcında, yorgunluk, durgunluk, sinir bozukluğu, baş ağrısı ve kalpte sıkışma görülür. Hasta yerinde duramayacak kadar sıkıntılıdır. Bir süre sonra boğaz ve solunum yollarındaki kramplar başlar. Bu dönemde sudan da korkmaya başlar. Kuduz şüphesi olan bir hayvan ısırdıktan sonra ısırılan yerden bol kan akıtılır. Sonra oksijenli suyla yıkanıp, tentürdiyot sürülür. Bu işlem sık sık tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

İşlem görmemiş kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtlarının içerdiği kükürdün yanması sonucunda ortaya çıkan zehirli gaz. Yakılan her yüz ton kömür ve kokun ortaya üç ton kükürt dioksit çıkardığı bilinmektedir. Metallerde paslanmaya neden olmasının yanı sıra, solunum sistemine de zarar verir. Asit yağmurunun baş suçlusu kükürt dioksittir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

food taken along to be eaten while traveling. soldier's rations. field rations. commissaries. ship's bill. ship chandler. stores. tons deadweight. viaticum.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). iki kapılı bir otomobil tipi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kadınların kulağa astıkları süs, Fars. gûş-vâr: Bir çift küpe, tek taş pırlanta küpe. 2. Bazı hayvanların boyunlarından küpe gibi sarkan uzun bir çift fazla et parçası: Keçi yavrusunun küpesi olursa çok güzel olur. mec. Bir çift elmas küpe = Birbirine tamamiyle benzeyen iki şey. Kulağa küpe = Unutulmayacak öğüt ve ihtar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

earing. pendant. earring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

save. set free. deliver. redeem. rescue. salve. salvage. recover. free. help. absolve. bail. bail out. bring off. bring through. clean up. clear. disabuse. disabuse of. disembarrass. disembody. disengage. extricate. get smb. out of a jam. keep from.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsuspecting. trusting. definite. absolute. certainly. doubtless. easily. by all means. and no mistake. open and shut.

Genel Bilgi

Kanarya, serçe, ispinoz gibi türlerin erkek kuşları, doksan gün içerisinde kendi türünün şarkısını tamamen öğrenebilir ve bu süreç insanın konuşmayı öğrenmesine benzer biçimde aşamalar halinde gelişir. Ancak yeni doğan bir kuşa, kendi türüne ve başka bir türe ait kuş seslerinden oluşan yapay bir şarkı dinletildiğinde, kuş yalnızca kendi türüne ait olan şarkıyı yapay şarkının içinden seçerek taklit eder. Demek ki bazı kuşların kendi türlerinin seslerini seçmesine ve öğrenmesine yarayan doğuştan sahip olduğu bir beyin mekanizması vardır.

Zebra ispinoz kuşunun beynindeki çekirdekler ve bunların birbirleriyle olan bağlantısından yararlanarak şarkı üretme sistemi oldukça iyi tanımlanmıştır. Kuşun, gelişme döneminde bu sistemin bazı bölgelerinin etkisiz hale getirilmesi, kuşun şarkısında bazı hatalar yapmasına yol açmıştır. Oysa yetişkinlik döneminde yapılan böyle bir etki, şarkıyı hasara uğratmaz. Ayrıca araştırmacılar, erkek kanarya gibi kuşlarda “zenk” adı verilen bir genin varlığını ortaya çıkartmışlardır.

Bazı sinir hücrelerinde bulunan bu gen, kuşların kendi türlerinin şarkılarını öğrenmeleri aşamasında etkin olan bir gendir. Bu gen sayesinde, gelecekte araştırmacılar, bir kuşun kendi şarkısını öğrenme aşamalarını ortaya koyabileceklerdir. Zenk geni, kuşların öğrenme yetisinin bazı genlere bağlı olduğunu göstermektedir.

Ayrıca yapılan araştırmalar, kuşların, beyinlerindeki ses kontrol mekanizmalarının çoğunlukla beyinlerinin sol yarıkürelerinde bulunduğunu göstermiştir; tıpkı insanlardaki gibi beyinlerinde bir asimetri vardır.

Şifalı Bitki

(kusso): Gülgiller familyasından Habeşistan’da yetişen almaşık yapraklı, katmerli çiçekli ve dişi organı geniş tepecikli bir ağaçtır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürmeye yarar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insolent. arrogant. bold. bold-faced. cheeky. impertinent. assuming. audacious. brash. brassy. chesty. cool. too familiar. flip. flippant. fresh. ill-mannered. impudent. insulting. malapert. overbearing. presuming. presumptuous. stroppy. unabashed. w.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. audacious. blatant. bold. brash. brazen. cheeky. chit. cool. defiant. flippant. forward. fresh. impertinent. impudent. presumptuous. saucy. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogant. insolent. audacious. bold. brazen. cheeky. defiant. flippant. forwardness. hot shot. impertinent. impudent. lordly. overbearing. presumptuous. sassy. snotty. unblushing. unbridled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impudently. insolently. cheekily.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogance. audacity. brass. cheek. effrontery. gall. impudence. nerve. presumption. sauce. insolence. cheekiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrogance. effrontery. insolence. brass. cheek. chutzpan. face. flippancy. hardihood. impertinence. liberty. nerve. presumption. temetry. toploftiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy. blessed. sacred. saintly. divine. heavenly. celestial. inviolate. sacramental. sacrosanct. saint. sainted. sanctified. sanctus. solemn. venerable. hiero-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessed. celestial. divine. holy. sacred. sacrosanct. solemn. spiritual. venerable.

Türkçe Sözlük

(i.). Kuyruğu olan, Fars. dümdâr. Kuyruklu piyano = Konsol piyano gibi dik olmayıp, üç ayak üstünde yatık bir durumda bulunan piyano. Kuyruklu yalan — mec. İnanılmayacak derecede büyük yalan. Kuyruklu yıldız = Arkasından kuyruk denilen ışıklı bir iz taşıyan gök cismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) insan vücudunda kan dolaşımı ve solunum hareketleri gibi dalgalı titreşimleri ölçme aleti, kimograf.

Türkçe Sözlük

(i. L.) (musiki). Sol ile si arasındaki ses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable applied to the sixth tone of the scale in music in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation of surprise; commonly followed by me; as, La me! the syllable naming the sixth note of a major or minor scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g a is the sixth degree, or la, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g A is the sixth degree, or La, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In solmization, the sixth degree of the major scale Also, the first degree of the relative minor scale, e g a is the sixth degree, or la, in the C major scale and the first degree of the a-minor scale Lacrimoso - Tearful, mournful Lamento - Mournful, sad

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low Angle British designation used to denote SP guns or directors Means that they are intended for use solely against surface targets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body standing water found on the Earth's continental land masses The water in a lake is normally fresh Also see eutrophic lake, mesotrophic lake, and oligotrophic lake. a large body of water completely surrounded by land LAND the solid part of the earth

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geminin sol tarafı, iskele tarafı (şimdi bunun yerine port kelimesi kullanılmaktadır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slow or slowly; more so than adagio; next in slowness to grave, which is also weighty and solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slow or slowly; more so than adagio; next in slowness to grave, which is also weighty and solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock solidified on the Earth's surface. n fluid, molten rock that issues forth onto the Earth's surface as from a volcano or volcanic vent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Magma which has reached the surface through a volcanic eruption The term is most commonly applied to streams of liquid rock that flow from a crater or fissure It also refers to cooled and solidified rock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock extruded onto the Earth's surface, or the resultant solid rock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock that is capable of flowing on the surface or in lava tubes Also volcanic rock solidified from magma See 'pahoehoe' and 'aa' for specific types Lava Cave term Ref KG.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lava is the name given to magma when it reaches the earth's surface It is ejected from volcanoes during eruptions or oozes from cracks in the earth's surface and ev eventually solidifies to become volcanic rock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock solidified on the Earth's surface. n fluid, molten rock that issues forth onto the Earth's surface as from a volcano or volcanic vent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Magma which has reached the surface through a volcanic eruption The term is most commonly applied to streams of liquid rock that flow from a crater or fissure It also refers to cooled and solidified rock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock extruded onto the Earth's surface, or the resultant solid rock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock that is capable of flowing on the surface or in lava tubes Also volcanic rock solidified from magma See 'pahoehoe' and 'aa' for specific types Lava Cave term Ref KG.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lava is the name given to magma when it reaches the earth's surface It is ejected from volcanoes during eruptions or oozes from cracks in the earth's surface and ev eventually solidifies to become volcanic rock.

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Teknolojik Terim

Sıvı Kristal Ekran teknolojisi düz panel televizyonlar yaratmak için kullanılan yöntemlerden biridir. Işık sıvı kristaller tarafından yaratılmaz; panelin arkasında bir ışık kaynağı (ampul) ekrana ışık verir. Ekran iki adet polarize saydam panel ile bunların arasına sıkıştırılmış sıvı kristal solüsyonundan oluşur. Sıvının içerisinden geçen bir elektrik akımı, kristallerin aralarından ışık sızmayacak şekilde hizalanmalarını sağlar. Her bir kristal, ışığın geçmesine izin vererek veya ışığı engelleyerek deklanşör vazifesi görür. Saydam ve karanlık kristallerin örgüsü görüntüyü oluşturur. LCD teknolojisi doğrudan izlenen arka projeksiyonlu ve ön projeksiyonlu televizyonlarda kullanılmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehber, kılavuz; önder, lider, baş, reis; bando veya koro şefi; orkestrada birinci keman, solo kemancı; en öne koşulmuş at; (İng.) gazetede başmakale; (çoğ.), (matb.) gözü belirli bir yere çekmek için konulan bir sıra nokta. leadership (i.) öncülü

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sol, solda, sola ait; i. sol taraf; sol kanat. be in left field yedeğe alınmak. left hand sol taraf. left wing pol sol kanat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solak; sağdan sola; acemice, acemi; salak; sinsi, entrikacı; ikiyuzlü; asil olmayan bir kadınla evlenmiş bir prensin evliliğine ait.lefthanded com- pliment acemice veya samimi olmayan iltifat. lefthandedness i. solak olma; gizli anlamı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., pol. solcu, sol tarafı destekleyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili solcu veya solak kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder. soldered place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solderer. metal worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solderer. metal worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder. hard-solder. sweat out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to solder. to cast the lead. to seal with lead.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. biyoloji). Özel damarlar içinde dolaşan, içinde akyuvarlar bulunan, solgun sarı renkte seydam bîr sıvı. Lenf boğumları = Lenf damarlarının meydana getirdikleri boğumcuklar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Longer; longest; obsolete compar. and superl. of long.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When calcium carbonate is finely ground it is called lime Ground lime is readily dissolved into the soil where it reduces soil acidity by releasing calcium cations See also liming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When calcium carbonate is finely ground it is called lime Ground lime is readily dissolved into the soil where it reduces soil acidity by releasing calcium cations See also liming.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. turnusol. Iitmus paper turnusol kağıdı. litmus test durumun tahlili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a 'sole' entity symbol of that specific unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a 'sole' entity symbol of that specific unit. symbol that represents a person, firm, or organization. a company emblem or de

Türkçe - İngilizce Sözlük

A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a 'sole' entity symbol of that specific unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A company, partnership or corporate creation that denotes a unique entity A possible combination of letters and art work to create a 'sole' entity symbol of that specific unit. symbol that represents a person, firm, or organization. a company emblem or de

Türkçe - İngilizce Sözlük

God The Cosmic Being Who ensouls a planet , a solar system , a galaxy and so on to infinity. the impersonal, discriminating factor that characterizes male psychology and a woman's animus See Eros.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A production run or batch that can be isolated from other runs and identified with a specific set of material, production facility and process characteristics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fixed minimum number in which shares are bought and sold Trading lots can comprise 5, 10, 50 or 100 shares depending on the face value of shares Such numbers make round lots, anything less makes odd lots. a number of units of an article or a parcel of a

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder , perpendicular , plumbline , plummet , plump.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A production run or batch that can be isolated from other runs and identified with a specific set of material, production facility and process characteristics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fixed minimum number in which shares are bought and sold Trading lots can comprise 5, 10, 50 or 100 shares depending on the face value of shares Such numbers make round lots, anything less makes odd lots. a number of units of an article or a parcel of a

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder , perpendicular , plumbline , plummet , plump.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Master A form of address used especially for conductors, but often for composers, solists, or teachers of performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Master A form of address used especially for conductors, but often for composers, solists, or teachers of performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock within the crust of a planet that is capable of intrusion into adjacent crustal rocks or extrusion onto the surface Igneous rocks are derived from magma through solidification and related processes or through eruption of the magma at the surfa

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock which exists below the earth's crust; it solidifies to form igneous rocks on the earth's surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock that cools and solidifies below the surface of the earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock containing liquids, crystals, and dissolved gases that forms within the upper part of the Earth's mantle and crust When erupted onto the Earth's surface, it is called lava.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock within the crust of a planet that is capable of intrusion into adjacent crustal rocks or extrusion onto the surface Igneous rocks are derived from magma through solidification and related processes or through eruption of the magma at the surfa

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock which exists below the earth's crust; it solidifies to form igneous rocks on the earth's surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock that cools and solidifies below the surface of the earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock containing liquids, crystals, and dissolved gases that forms within the upper part of the Earth's mantle and crust When erupted onto the Earth's surface, it is called lava.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gars» dan imef.) (mü. mağrûse). Dikilmiş, garsolunmuş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «habs» den imef.) (c. mahbûsîn). Hapsolunmuş, mevkuf, tevkif olunmuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe - İngilizce Sözlük

court decision. decision of a court. legal decision. judicial ruling. determination of a court. sentence of a court. juridical writ. decree. court decree. decree of court. determination. judicial order. resolution. rule of court. ruling of th.

Türkçe Sözlük

(i. A. «husul» den imef.) (mü. mahsûle). Hâsıl olan, vücude gelen, husul bulan. (i. A. c.) Mahsûlât. 1. Topraktan yetiştirilen hububat ve ürünler: Bu yılın mahsûlâtında bereket var; buğday, arpa, üzüm, tütün mahsulü. 2. Evcil hayvanlardan elde edilen ürünler; süt, yağ ve yapağı gibi: Dağlık yerlerin hayvan mahsulü fazla olur. Sanayiden elde edilen çeşitli maddeler: Fabrika mahsulü; ingiltere’nin başlıca serveti sanayi mahsûlâtıdır. 4. Bir kalem veya daireden belirli bir müddet içinde yazılan evrak: Her günün mahsulü akşam toplanır. 5. Hulâsa: Bu şiirin mahsûlü. MahsOlât-ı kimyeviyye = Kimya vasıtasıyla vücude gelen ve kimyaya alt olan çeşitli maddeler.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hiss» ten imef.) (mü. mahsûse). Hissolunan, duyulan.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir şed makam (Hindistan’da bîr şehrin adıdır).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, şölen. 2.Kur’an-ı Kerim’in 5.suresinin adı. 3.İsa ve Havarilerine gökten inen sofra (Maide-i Mesih).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unqualified; absolute; entire; sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any very large body of water. a principal pipe in a system that distributes water or gas or electricity or that collects sewage. most important element; 'the chief aim of living'; 'the main doors were of solid glass'; 'the principal rivers of America'; 't

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unqualified; absolute; entire; sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any very large body of water. a principal pipe in a system that distributes water or gas or electricity or that collects sewage. most important element; 'the chief aim of living'; 'the main doors were of solid glass'; 'the principal rivers of America'; 't

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ekseriyet, çoğunluk; oy çoğunluğu; rüşt, erginlik, reşitlik. absolute majority salt çoğunluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. design. end. goal. intent. intention. meaning. object. plan. point. purpose. resolve. terminus. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To become malt; also, to make grain into malt. a cereal grain that is kiln-dried after having been germinated by soaking in water; used especially in brewing and distilling a lager of high alcohol content; by law it is considered too alcoholic to be sold

Türkçe - İngilizce Sözlük

a milkshake made with malt powder. a lager of high alcohol content; by law it is considered too alcoholic to be sold as lager or beer. a cereal grain that is kiln-dried after having been germinated by soaking in water; used especially in brewing and disti

Türkçe - İngilizce Sözlük

Barley that has been processed for the purpose of converting the insoluble starch to the soluble substances and sugars Three factors determine the quality of malt: 1-its protein content must be as low as possible, 2-its starch content must be as high as p

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller of fruits and vegetables. greengrocer. store where fruits and vegetables are sold. costermonger's trade. fruiterer. green grocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A division of the Roman army numbering sixty men exclusive of officers; any small body of soldiers; a company.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A band worn over the left arm of the celebrant It represents the cord with which Christ's hands were bound by the Roman soldiers It is a small edition of the stole in form, color, and adornment. item of mass vestments; rectangle of fabric worn fastened to

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (eski) Roma ordusunda altmış veya yüz yirmi erden ibaret bölük; ayin esnasında bazı papazlann sol kolları üzerinde taşıdıkları bir çesit enli şerit.

Sağlık Bilgisi

Mantar yedikten bir süre sonra; şiddetli karın ağrısı, bulantı veya kusma, şiddetli derecede susama, vücutta soğuma ve morarma veya ishal görülürse, mantar zehirlenmesinden şüphe edilir. Bu durumda yapılacak ilk iş; hastayı kusturmaktır. Sonra gerekiyorsa, sunni solunum yaptırılır. Ağır vakalarda, hastayı mutlaka hastaneye götürmek gerekir. Aksi halde 48 ile 72 saat arasında ölümle sonuçlanabilir. Hafif vakalarda aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak, limon suyu, su.

Hazırlanışı : 2 diş sarımsak dövülür. Üzerine 1 su bardağı limon suyu ve 1 su bardağı su konur. Karıştırıldıktan sonra içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kenarda olan, kenarda yazılı; verimi veya değeri kullanılışını lüzumsuz kılacak kadar düşük; son hadde yakın olan; psik. şuur dışında kalan, belirsiz şekilde hissolunan. marginally z. değeri az olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desk. table. console.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanatla süslenmiş büyük türbe, mozole; eski Karya kralı Mausolus için Bodrum'da inşa edilmiş olan ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan türbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. azami, en büyük, en fazla. Maximalist i. aşırı sol kanat üyesi (bilhassa eski Rus Sosyalist partisinde).

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term of Vedanta philosophy denoting ignorance obscuring the vision of Reality; the cosmic illusion on account of which the One appears as many, the Absolute as the relative world.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Illusion Anything besides the Absolute Parabrahman is an illussion The first manifestation of this illussion is that primordial plane of which the hindu god Brahma is the personification.

Şifalı Bitki

(midenuvaz): Maydanozgiller familyasından; yaprakları güzel kokulu ve parçalı, kazık köklü, 30 - 100 cm boyunda, iki yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri şemsiye halindedir. Tohumları ufak ve esmerdir. Meyvelerinin içeriğinde uçucu bir yağ ile apiin adlı bir glikozit vardır. Kökünde, biraz uçucu yağ, müsilaj ve apiin vardır. Yaprakları, kökü ve meyvesi kulanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. İştah açar. İltihaplı yaraların iyileşmesini sağlar. Aybaşı sancılarını keser. Sürmenajda faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür. Kalbin yorulmasını önler. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır. Vücutta biriken suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizmada faydalıdır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Anne sütünü azaltır ve böylelikle memelerin şişmesini önler. Cinsel istekleri artırır. Görme gücünü artırır. Böbrek iltihabı olanlar maydanoz yememelidir.

Şifalı Bitki

(thuja): Servigiller familyasından; pul yapraklı daima yeşil, ağaç veya ağaçcık halinde bulunan bir bitki cinsidir. Ev ilaçlarında yaprakları ve kozalağı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları siğilleri yok etmekte kullanılır. Kozalağından bağırsak solucanı düşürücü ilaç yapılır. Gebe kalmayı önlemek için kullanılır. Bazı zehirlenmelerde, panzehir olarak kullanılır. Basur memelerinde faydalıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. un gibi, unlu; beyaz benekli (at); solgun, renksiz (yüz). mealiness i. unluluk.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Soluyan, soluğan, nefes darlığına yakalanmış olan.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. mebhûsü anhâ). Bahsolunan şey, mezkOr: Mes’ele-i mebhûsü anhâ.

Türkçe Sözlük

(MEFLÜC) (i. A. «felç» den imef.) (mü. meflûce). Felce yakalanmış, kendisine nüzul gelmiş, inmeli: Meflûç bir ihtiyar, sol kolu meflûçtur.

Teknolojik Terim

Son derece küçük Memory Stick PRO-Duo, dosyaların yüksek hızlı aktarımını ve anında kayıttan çalmayı destekleyen bir medya aygıtıdır. Dosyaları bir bilgisayar veya dizüstünden diğerine aktarmaya ek olarak, Memory Stick PRO-Duo cep tipi dijital fotoğraf makineleri, PSP® avuç içi oyun konsolları ve cep telefonlarıyla kullanmak için mükemmeldir. 16 GB’ye varan depolama kapasitesi seçenekleriyle, müzik, video ve oyunlardan dijital fotoğraf makinelerine ve büyük belgelere kadar beğendiğiniz dosyaları hızlı ve kolay bir şekilde aktarabilirsiniz. Memory Stick PRO-Duo’nuzu takın, dosyaları sürükleyip bırakın ve yola koyulun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

curiosity. bug. cult. fad. interest. solicitude. wonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxiety. curiosity. worry. great interest in. passion for sth. care. concern. cult. fancy. fret. ha hah. hobby. interest. solicitude. stew.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anxious. awestruck. buff. curious. hooked. inquiring. inquisitive. interested. searching. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bravery. manliness. courage. resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

light thin-soled boot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That two replacing radicals, in the benzene nucleus, occupy the relative positions of 1 and 3, 2 and 4, 3 and 5, 4 and 6, 5 and 1, or 6 and 2; as, metacresol, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidity. steadiness. earthiness. resistance. fortitude. steadfastness. backbone. grit. resoluteness. sturdiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. solid. stoic. stoical. unshakable. unshaken. foursquare. immovable. resolute. foursquare. text. copy.

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. «vakf» dan imef.) (mü. mevkufe). 1. Durdurulmuş, alıkonmuş: Davanın sonuna kadar para mahkemede mevckuftur. 2. Tutulmuş, tevkif olunmuş, zan üzerine geçici şekilde habsolunmuş. 3. Vakfedilmiş, vakfolmak üzere terk ve teberrû olunmuş, evkafa ait. 4. Mütevakkıf, bağlı: İngilizce’nin doğru söylenmesi bir İngiliz’den öğrenmeye mevkuftur. (i. A. c.) Mevkuftn = Tevkif olunmuş adamlar, mahbuslar: Mevkufînin sorgusu.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz» dan imef.) (mü. mevzûa). 1. Konulmuş, vaz’olunmuş, Fars. nihâde: Rafın üzerine mevzû eşya. 2. Kurulmuş, kararlaştırılmış, hükmü geçen: Nlzâm-ı mevzû, usûl-i mevzûa. 3. Doğru olmayan, uydurma, düzme: Hadîs-i mevzû. 4. Bahis, bir ilmin sahası. Mevzû-ı bahis = Bahsolunan madde.

Türkçe Sözlük

(i. A. «yesâr»dan). Ordunun sol kolu, sol cenah. Zıddı: meymene.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميسره] sol kanat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. mausoleum. sepulcher. graveside. resting place.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir.

- Tedavi süresince istirahat edin.

- Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin.

- Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın.

- Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın.

- Diş sağlığına önem verin.

- Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi birini kullanmak da faydalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : İki avuç dolusu lahana yaprağı, önce soğuk su ile yıkanır. Sonra ezilerek suyu çıkarılıp, 1 kahve fincanı içilir. Aynı işlem 6 saat ara ile 3 hafta boyunca yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Impregnated with minerals; as, mineral waters. solid homogeneous inorganic substances occurring in nature having a definite chemical composition of or containing or derived from minerals; 'a mineral deposit'; 'mineral water' composed of matter other than

Türkçe - İngilizce Sözlük

solid homogeneous inorganic substances occurring in nature having a definite chemical composition. relating to minerals; 'mineral elements'; 'mineral deposits'. of or containing or derived from minerals; 'a mineral deposit'; 'mineral water'. composed of m

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring, usually inorganic, solid consisting of either a single element or a compound, and having a definite chemical composition and a systematic internal arrangement of atoms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Natural component of rocks A naturally occurring inorganic solid with a crystalline structure and a specific chemical composition Over 2,000 types of minerals have been classified.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring inorganic solid The internal crystalline structure of a mineral is controlled by its elemental composition As an example of the way in which the elemental composition is expressed, the definition in this dictionary for 'Augite' inclu

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naturally occurring, inorganic, crystalline solid with definite chemical composition and characteristic physical properties. n a homogeneous, inorganic, naturally occurring solid with a definite chemical structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Management Information Tree A naming tree for an MIS or a set of MISs The structure that organizes access to all information stored in the Solstice EM MIS Each object within the tree is identified by its Fully Distinguished Name , corresponding to the pat

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. kalpteki iki yapraklı kapağa ait (sol kulakçık ve sol karıncık arasında). mitral valve bu kapak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiquated. archaic. corny. dated. obsolete. out. outdated. outmoded. outworn. superannuated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Like in physics, a market in motion tends to stay in motion unless it goes too far too fast Momentum indicators signal overbought or oversold when they move to extreme levels.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. nota aralıkklarını ölçmek için kullanılan tek telli alet, sesölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ay. a month of Sundays çok uzun zaman. lunar month kameri a., solar month şemsi ay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Segmentation. a solid mass of blastomeres that forms when the zygote splits; develops into the blastula.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a solid mass of blastomeres that forms when the zygote splits; develops into the blastula.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 1930's economy grade of gasoline, usually with low tetraethyl lead content and correspondingly low octane rating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

act of god. act of providence. act of got. force majeure. circumstances beyond one's control. acts of God. fortuituous / unforeseeable event / circumstances. case of absolute necessity. superior force. main act. impossibility of performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. inert. isolated. free. plain. pure. distinct. infinity. single.

Türkçe Sözlük

(i. A. «eser» den if.) (mü. müessire). 1. Tesir eden, eser bırakan. 2. İşleyen, hükmünü yerine getiren: Pek müessir bir ilâçtır. 3. İçe işleyen, çok duyulan, fazla hlssolunan, tesirli: Bugün müessir bir soğuk vardır. 4. İnsanın kalb ve zihninde yer tutan, uyandırıcı mahiyette olan: Öğütlerim müessir olmadı. 5. Teessür, hüzün ve keder veren, dokunan: Pek müessir bir sesi vardır; müessir bir mersiye okudu. 6. Eser sahibi. Ar. fâil, Amil, sânî: Eserden müessiri anlaşılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankrupt. insolvent. insolvent batkın. iflas etmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankrupt. insolvent. bair man. nonsolvent.

Türkçe Sözlük

(I. A. «ferd» den lf.) (mü. müfride). Bir cismi elektrik geçlrmeyecek hâle getiren, Fr. isolateur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

combatant. fighting man. belligerent nation. belligerent. trained for combat. combat (force , soldier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. solid. sturdy. tight. stabile. stout. strong. rigid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. splendid. majestic. gorgeous. spectacular. august. corking. glorious. grand. imperial. lordly. magnific. magnifical. noble. olympian. regal. resplendent. royal. slashing. solemn. stately. stupendous. superb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. consummate. excellent. exquisite. fabulous. faultless. flawless. glittering. grand. ideal. immaculate. impeccable. masterly. perfect. prodigious. smashing. spectacular. splendid. superb. terrific. ultimate. prodigous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consummate. excellent. perfect. superb. absolute. clean. down to the ground. elegant. exemplary. fabulous. famously. fine. finished. first rate. gilt edged. good. great. groovy. impeccable. lush. on the nose. peachy. perfection to. splendid. terrific. tho

Türkçe - İngilizce Sözlük

candle. wax. solid paraffin. candlepower.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar) (c. münâzarât). Kaide ve usûl dahilinde karşılıklı konuşma ve münakaşa: Münâzaraya giriştiler. Fenn-I münlzara, usOl-i münazara = Mantıkin münâzaradan bahseden kısmı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferd» den if.) (mü. münferide). 1. Yalnız, tek, tenha, bir yerle bağlantısı olmayan, kendi başına, ayrı: Münferid bir tepe, bir köşk; münferid bir halde yaşıyor. 2. (fizik) Elektriklendirmek üzere bağlantısı kesilmiş, Fr. isol6.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. discrete. isolated. individual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. discrete. individual. isolated. lonely. sporadically. disjunctive. to stand on one's own. several. solitary. ultimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

anulled. abrogated. terminated. abolished. dissolved.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclusively. solely. only.

Türkçe - İngilizce Sözlük

secluded. solitary. sequestered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recluse. secluded. solitary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recluse. sb who lives in solitude. reclusive. hermitic. hermit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large group of plain weave cotton fabrics ranging from light to heavy weight The sizing may also be light or heavy Muslin can be solid colored or printed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong. solid. fortified.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solvent. valid. esteemed. respected saygın. legal.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefes» ten if.) (mü. müteneffise). Teneffüs eden, soluk alan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irresolute. hesitant. undecided. wavering. dotty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninterrupted. joint. continuous. consecutive. serial. solidary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint debt. solitary obligation. solidary obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. positive. sure. unconditional. unconditional salt. saltık. absolutely mutlaka.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. unconditional. unlimited. unrestricted. by all means. without fail. surely. certain. infinite. peremptory. plenary. positive. unconditioned. unquestioning. utter. very.

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessarily. regardless. surely. absolutely. without fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutism. autocracy. absoluteness.

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation of numerical aperture The higher the value is the higher the resolution is.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Network Adaptive A 2 Mbit/s data stream which contains the same data as the NI data stream but now conforms to the G704 framing structure and contains a time stamp and Reed Solomon coding.

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Öksürük. 2. Hırıltılı soluma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

present money. solid cash. amount of cash. solid cod. in good money. hard cash. cash on hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slash-separated list of components that uniquely identifies an element of an HDF5 file A name begins that begins with a slash is an absolute name which is accessed beginning with the root group of the file; all other names are relative names and the ass

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word consisting solely of letters, numbers, and underscores, and beginning with a letter or underscore Names are used as shell variable and function names Also referred to as an identifier. hostname - This is a required parameter used in PPP authenticat

Şifalı Bitki

(mentha): Ballıbabagiller familyasından; nemli yerlerde yetişen, genellikle tüylü ve çok kokulu otsu bir bitki cinsidir. Başak biçiminde beyaz, pembe veya morumsu çiçekleri vardır. Güzel kokuludur. Kullanıldığı yerler: Hazmı kolaylaştırır. Gaz söktürür. Karaciğer yetersizliğini giderir. Safra akışını düzenler. Mide ağrılarını keser. Bağırsak spazmını giderir. Nefes almayı kolaylaştırır. Astım, grip, bronşit ve öksürükte faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Sükunet verir. Heyecanları ve korkuyu yatıştırır. Kusmaları önler. Migren, uykusuzluk ve baş dönmelerinde faydalıdır. El ayak titremesi, dil tutukluğu, felç ve uykusuzlukta kullanılır. Kalbi kuvvetlendirir. Sinirsel kalp çarpıntılarını keser. Erkeklerde ruhsal kaynaklı iktidarsızlığı giderir. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının muntazam ve ağrısız olmasını sağlar. Sütle şişen memelerin şişini indirir. Soğuk algınlığında faydalıdır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar söktürür. Mide ülseri ve gastrit olanlar fazla kullanmamalıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasoline jelled with aluminum soaps; highly incendiary liquid used in fire bombs and flame throwers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Incendiary, such as gelled gasoline, used in Vietnam by the French and the Americans using flame throwers and dropping in bombs from aircraft to serves as a defoliant and as an antipersonnel weapon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Napalm is a powdered aluminum soap or similar compound used to gelatinize oil or gasoline for use in napalm bombs or flame throwers, or the resultant gelatinized substance [53].

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jellied gasoline, dropped from attack jets, incinerated anything it hit, produced horrific burns in survivors. gasoline jelled with aluminum soaps; highly incendiary liquid used in fire bombs and flame throwers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

New American Standard First segment published 1963, complete Bible published 1971 Revised 1995 Loosely based on the ASV Copyright owned by the Lockman Foundation Printed and sold by various publishers NASB the preferred acronym today.

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oram alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de artırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır. Haydi, şerefinize!

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oranı alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de arttırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır.

Haydi, şerefinize!

Genel Bilgi

Bizde “nazar değmesi” adı verilen inanç, diğer lisanlarda “şeytan göz” veya “şeytan bakışı” olarak adlandırılır. Bebeğine yeni elbiseler giydiren bir anne, çarşıya gidip alışveriş yapar. Bu arada bir başka kadın gelir ve bebeği sever. Eve gittiklerinde bebek ishal olur. İşte anneye göre bebeğine o kadının nazarı değmiştir. Dikkat ederseniz burada bebeği seven kadının art niyeti yoktur. Zaten nazarı değen kişinin genellikle kötülüğü değil, kıskançlığı ve çekemezliğidir söz konusu olan.

Noel Baba ve benzeri batıl inançlar çocuklukta kuvvetli olup yaş ilerledikçe azalırken, nazar değme inancı bunun tam tersidir. Nazar inancının ardındaki güç, bakışın ruhla bütünleşmesidir. Bakış konuşmaya göre daha etkilidir. İnsana tam odaklanır ve daha duygusaldır. Birçoğumuz arkamız dönük olduğumuz halde kalabalık içinden birinin bize baktığını hissetmişizdir.

Nazar değmesi ile ilgili olarak en çok kabul gören görüş, gözdeki yansımadır. Eğer karşınızdaki birinin gözlerine dikkatle bakarsanız, gözlerinde kendi görüntünüzün yansıdığını görürsünüz. Eski insanlar sudan, aynadan yansıyan görüntülerinin kendi ruhları olduğuna inanıyorlardı. Karşılarındaki insanın gözleri içinde kendi küçük görüntülerini görünce tehlikede olduklarını, ruhlarının karşısındakinin gözleri içinde hapsolduğunu sanıyorlardı.

Bu korkunun dünya çapında genel bir inanca dönüşmesinin, şimdi Irak’ın bulunduğu topraklarda yaşamış eski Sümerlerden kaynaklandığı sanılıyor, Sümerlerin inançlarına göre bazı insanlar bakarak suları kurutabilir ve bu nedenle ölüme sebep olabilirlerdi. Sonradan bu inanç bir bakışla yaşayan şeyleri de kurulabilme yönünde gelişti. Örneğin, nazar değen çocukların ishal olup vücutlarının sıvı kaybetmesi, annelerin ve süt veren hayvanların sütlerinin kuruması, meyve ağaçlarının kuruması ve erkeklerin iktidarsız kalmaları vb. Görüldüğü gibi, bunların hepsinde de sıvı kaybı ve kuruma vardır.

Bu inanç doğuda Hindistan’a, batıda Portekiz ve İngiltere’ye, kuzeyde İskandinavya’ya kadar yayıldı. Böylesi bir inanca sahip olmayan Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya’ya ise kaşifler, denizciler ve göçmenler tarafından taşındı. Ama günümüzde hala Çin, Kore, Güneydoğu Asya, Avustralya ve Amerika yerlilerinde, Afrika’da sahranın güneyinde böyle bir batıl inanç yoktur.

Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu inanca, mavi gözlü insanların daha fazla nazarlarının değdiği inancı da ilave edilmiştir. Bu yörelerde mavi gözlü insanların azlığı bunun sebebi sanılıyor. Bu nedenle buralarda nazarı geri itmek veya ayna gibi yansıtmak için mavi göz şeklinde, camdan yapılan nazarlıklar başta bebekler olmak üzere nazarın değebileceği düşünülen her yere takılmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s., (edat) yakın, yakında; hemen hemen, az daha, neredeyse; aşağı yukarı, yaklaşık olarak; şuracıkta; s. yakın; teklifsiz, sıkı, samimi; sadık (tercüme); soldaki (araba veya at); cimri, eli sıkı; (edat) bitişik, yakın. near at hand yakın. near be

Genel Bilgi

Sadece uykumuz gelince mi esneriz? Esneme bulaşıcı mıdır? Aslında esnemenin ve fizyolojisinin ardında yatan gerçek hala tam olarak bilinememektedir.

Önceleri esneme, insanın yorgun olduğu zamanlarda kandaki oksijen miktarını artırmak için vücudun yaptığı bir solunum sistemi refleksi olarak düşünülüyordu. Yapılan deneylerin sonucunda, esnemenin, solunum olayına kısa bir destek verdiği, ancak onun önemli bir fonksiyonu olmadığı tespit edilmiştir.

Hem burnumuzla, hem de ağzımızla nefes alabilmemize rağmen, kapalı ağızla esnemek mümkün değildir. En çok ve sık esnemenin olduğu zaman, sabah uykudan kalkma vaktidir. Ortalama bir esneme 6 saniye sürer.

Sadece insanlar değil, kediler, kuşlar, fareler ve birçok canlı türü de esner. Ancak farklı türlerdeki bu davranış biçimi, aynı fonksiyona yönelik olabilir mi? Örneğin insanların gülme olarak yaptığı yüzdeki kas hareketi diğer bazı canlılarda korkunun ifadesi olabilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, hayvanların daha çok dikkat gerektiren bir olayı karşılama sırasında esnedikleri, insanların ise, tersine dış uyarılarda azalma olduğunda esnedikleri saptanmıştır.

Derslerde canı sıkılan öğrencilerin değil de, canı sıkıldığı halde uyumamaya çalışanların daha çok esnedikleri gözlemlenmiştir. Bir diğer görüşe göre de, sınava girecek bir öğrencinin veya yarışa girecek bir atletin çok esnemesinin sebebi, organizmanın kendini sakinleştirmesidir.

Esneme de gülme gibi bulaşıcıdır. Esneyen kişinin yüz hatlarında meydana gelen şekillenmenin, diğer insanlar üzerinde esnemeyi teşvik edici bir etki uyandırdığı tahmin ediliyor. Yani nasıl yemek yiyen bir insanı görünce acıkırsak, onun gibi bir şey.

Esnemenin bulaşıcı olduğunu ileri süren bir görüşe göre ise ilk insanlardan kalma bir davranış olarak esnemekteyiz. İlkel atalarımız akşamları ateşin etrafında topluca otururken grubun lideri tüm dişlerini göstererek esner, oturumu kapatır, artık gecenin başladığı, herkesin sabaha kadar yatması ve hareket etmemesi gerektiği sinyalini verirdi. Grubun diğer üyeleri de esneyerek görüş birliği içinde olduklarını beyan ederlerdi.

Günümüzde bu iş için daha karışık teknolojiler kullanılıyor. Baba televizyonu uzaktan kumanda ile kapatıp koltuğundan kalkıyor. Bu nedenle günümüzde esnemenin hiçbir faydası görülmemektedir ve önümüzdeki bir milyon yıl içinde ortadan kalkacağı sanılmaktadır.

Genel Bilgi

Sadece uykumuz gelince mi esneriz? Esneme bulaşıcı mıdır? Aslında esnemenin ve fizyolojisinin ardında yatan gerçek hala tam olarak bilinmemektedir.

Önceleri esneme, insanın yorgun olduğu zamanlarda kandaki oksijen miktarını artırmak için vücudun yaptığı bir solunum sistemi refleksi olarak düşünülüyordu. Yapılan deneylerin sonucunda, esnemenin, solunum olayına kısa bir destek verdiği, ancak onun önemli bir fonksiyonu olmadığı tespit edilmiştir.

Hem burnumuzla, hem de ağzımızla nefes alabilmemize rağmen, kapalı ağızla esnemek mümkün değildir. En çok ve sık esnemenin olduğu zaman, sabah uykudan kalkma vaktidir. Ortalama bir esneme altı saniye sürer.

Sadece insanlar değil, kediler, kuşlar, fareler ve birçok canlı türü de esner. Ancak farklı türlerdeki bu davranış biçimi, aynı fonksiyona yönelik olabilir mi? Örneğin insanların gülme olarak yaptığı yüzdeki kas hareketi diğer bazı canlılarda korkunun ifadesi olabilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, hayvanların daha çok dikkat gerektiren bir olayı karşılama sırasında esnedikleri, insanların ise, tersine dış uyarılarda azalma olduğunda esnedikleri saptanmıştır.

Derslerde canı sıkılan öğrencilerin değil de, canı sıkıldığı halde uyumamaya çalışanların daha çok esnedikleri gözlemlenmiştir. Bir diğer görüşe göre de, sınava girecek bir öğrencinin veya yarışa girecek bir atletin çok esnemesinin sebebi, organizmanın kendini sakinleştirmesidir.

Esneme de gülme gibi bulaşıcıdır. Esneyen kişinin yüz hatlarında meydana gelen şekillenmenin, diğer insanlar üzerinde esnemeyi teşvik edici bir etki uyandırdığı tahmin ediliyor. Yani nasıl yemek yiyen bir insanı görünce acıkırsak, onun gibi bir şey.

Esnemenin bulaşıcı olduğunu ileri süren bir görüşe göre ise ilk insanlardan kalma bir davranış olarak esnemekteyiz. İlkel atalarımız akşamları ateşin etrafında topluca otururken grubun lideri tüm dişlerini göstererek esner, oturumu kapatır, artık gecenin başladığı, herkesin sabaha kadar yatması ve hareket etmemesi gerektiği sinyalini verirdi. Grubun diğer üyeleri de esneyerek görüş birliği içinde olduklarını beyan ederlerdi.

Günümüzde bu iş için daha karışık teknolojiler kullanılıyor. Baba televizyonu uzaktan kumanda ile kapatıp koltuğundan kalkıyor. Bu nedenle günümüzde esnemenin hiçbir faydası görülmemektedir ve önümüzdeki bir milyon yıl içinde ortadan kalkacağı sanılmaktadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

private. private soldier.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. enfâs). 1. Ciğere alınıp verilen hava, soluk. 2. Bir soluk alacak kadar vakit, an, dem, lahza: Tanrı, bir nefeste Alemi yok edebilir. 3. Okuyup üfleme, üfürükçülük: Nefes etmek. 4. Üfürükçülüğün tesiri: O adamın nefesi vardır; nefesi meşhurdur. Nefes almak = 1. Solumak. 2. Yorgunluk çıkarmak, istirahat etmek: Bırak bir parça nefes alalım. Nefes aldırmak = 1. İstirahat ettirmek. 2. Vakit bırakmak, aralık vermek: Hiç nefes aldırmadı. Tek-nefes ve daha doğrusu tengnefes veya tık-nefes = Nefes darlığı. Nefes tüketmek = Boş yere çok söylemek, söyleyip de dinlenilmemek. Son nefes = Can verme vakti: Son nefesinde tövbe etmiş. Nefes darlığı = Solumada zahmet çektiren illet, Osm. zıyk-ı sadr. Nefesi tutulmak = Nefes alamamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

naphtha. solvent naphtha. naphta.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nesîmiyye). Hafif ve latif rüzgâra ait. Havây-ı nesimi = Solunabilen temiz hava.

Sağlık Bilgisi

Burun içindeki ince zarın, üst solunum yollarının virütik iltihaplanmasıdır. Nezle bulaşıcıdır. Hastada burun akıntısı, hapşırma, boğaz ağrısı, baş ağrısı, öksürük bazen de ateş görülür. 1-15 gün devam eder. İyi tedavi edilmezse müzminleşir. Tedavinin ilk şartı istirahat etmek ve kalabalık yerlerden uzak kalmaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı nane konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir. Aynı işlem sabah akşam tekrarlanır.

Genel Bilgi

Tarih boyu erkek mesleği denilince genel olarak fiziksel gücün gerektirdiği ve öne çıktığı işler anlaşılır. Ancak ruhsal ve duygusal özellikler ile hayal gücünün öne çıktığı bazı işler de yine erkeklerin tekelindedir. Ressamlık, bestecilik, orkestra şefliği gibi.

Şüphesiz tarih boyunca bir çok kadın ressam çok önemli eserler yaratmışlardır. Ne var ki müzeler ve değerli koleksiyonlara bakınca kadın sanatçıların eserlerine pek rastlayamıyoruz. Hadi Rafael, Rambrandt gibi ustaların yaşadıkları çağlarda kadınların sosyal konumları nedeniyle resimle uğraşmaları zordu diyelim, ama Dali ve Picasso gibi yakın tarihlerde yaşamış ressamların zamanında böyle bir zorluk yoktu ki. O halde bunun başka bir sebebi olmalı.

Aynı şekilde niçin dişi bir Mozart veya Beethoven yok? Müziği yorumlayan kadın şarkıcılar, piyanistler, kemancılar veya orkestradaki tüm kadın elemanlar erkeklerden aşağı kalmaz hatta kendi branşlarında dünya çapında başarılı olabilirlerken niçin orkestra şeflerinin hemen hemen hepsi erkek? Acaba hala bir çok orkestrada çoğunluğu oluşturan erkek elemanların, başlarında kendilerine doğru elindeki çubuğu sallayıp duran bir kadının idaresine girmek istememelerinden mi?

Sadece bu kadar da değil. Mimarlık ve mühendislik gibi tasarım ağırlıklı işlerde niçin erkekler önde? Hatta kadınların günlük yaşamlarında en çok zaman ayırdıkları iş yemek pişirmek iken ve erkeklerin yüzde doksanı yumurta kırmayı bile beceremezken niçin dünyanın en büyük yemek ustaları, gurmeleri, aşçıbaşıları hep erkek?

Tüm bu suallere beyin araştırmacıları ve psikologların üzerinde anlaştıkları bir açıklama var. Onlara göre işin sırrı beynin sağ ve sol yarımkürelerinde. Her iki yarım küre farklı fonksiyonlara kumanda ettikleri gibi cinsiyete göre erkekler sağ, kadınlar ise sol yarımkürelerini daha fazla kullanıyorlar.

Aslında yeni doğan çocukta her iki yarımküre de ‘sağ’dır. 2 yaşına varmadan bu yarımkürelerden biri ‘sol’ olur yani konuşma merkezi ortaya çıkar. Erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 13 yaşında beynin asimetresi tamamlanır. İnsanlar yaşlandıkça iki yarımküre arasındaki bu görev farkı yine azalmaya başlar. Şüphesiz sağ ve sol beyin fonksiyonları insandan insana da farklılıklar gösterir.

Kadınların daha çok kullandıkları beynin sol yarımküresinde konuşma ve iletişim merkezleri bulunmaktadır. Bu nedenle her yaş grubunda yapılan deneyler sonucunda kız çocukların konuşmayı daha önce becerdikleri, çevreye daha iyi uyum sağladıkları, okullarda, iletişim, sosyal ve politik alanlarda daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Erkeklerin daha çok kullandıkları beynin sağ yansı ise, analiz, sentez, bir olaya tümüyle bakış gibi görevleri yüklenmiştir. Yani ayrıntıları göz önüne almadan özetlersek, ilk bakışta birbirlerinin aynıymış gibi görünseler de, sol yarımkürede sezgi gücü, sağda ise analiz gücü egemendir. Sol beyin olayları tümdengelim, sağ beyin ise tümevarım ile inceler.

İşte bu nedenle sağ beyin fonksiyonlarının gerektiği işlerde erkekler daha başarılı olmaktadırlar. Şüphesiz bu bir genellemedir. Kadınlar arasında orkestra yöneten, opera besteleyen sanatçılar, hatta Marie Curie gibi iki kez Nobel ödülü kazanarak bilim tarihine geçmiş olanlar da vardır. Ancak yine de tüm bu branşlar hala erkeklerin egemenliği altındadır.

Genel Bilgi

Müzik nedir? Düz biçimde konuşarak söylenebilecek bir şeyin değişik ses dalgaları ile söylenmesinden niçin hoşlanırız? Müzik niçin keyif veya tam aksi hüzün duygusu verebiliyor?

Müzik aslında ses dalgalarının, belirli kurallar içinde bir düzene sokulmasıdır. Bilindiği gibi, ses dalgalar halinde yayılır. Bir saniye içindeki dalga sayısı sesin karakterini tespit eder. Saniyede 260 dalga yapan, yani titreşen ses ‘Do’ notasıdır.

Bu şekilde 7 temel nota oluşur. Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si. Son notadan sonra, Do’nun titreşim sayısının bir katı kadar titreşimde daha ince bir Do gelir ki, bu iki Do arasına bir oktav denir. İşte bu oktav, gam, akort denilen matematiksel diziler, bir çeşit dizilerek müzik oluşturulur. Ancak tüm bunlar bize, bu matematiksel diziden bihaber, Afrika yerlilerinin, dağ başındaki çobanın enfes müziğini açıklayamaz.

Aslında kültürün müzik ve bundan alınan zevk üzerinde doğrudan ilgisi vardır. Doğu müziğinde yukarıda belirtilen matematik dizilerdeki perdelerin arasında karışık gezinilme, Afrika’da baş döndürücü ritimler, Avrupa’da ise notaların ideal düzeni öne çıkar. Ancak bunlar da, değişik müzik türlerine ilgi duyan bizlerin ve müziğin hoşlanılma nedenini açıklamaya yetmez.

Müzik ve dil yetenekleri birçok yönden birbirine benzemektedir. Bilimciler insanların müzik yeteneği kazanmalarının, konuşmaya başlamaları ile aynı zamanlara denk düştüğünü ileri sürüyorlar. Konuşma yeteneği şüphesiz daha iyi bir iletişim ve yaşama şansı avantajını getirmiştir ama müziğin hangi ihtiyacı karşıladığı hala meçhul.

Bebekler anlamlı kelimelere benzer sesler çıkarmaya başlarken aynı zamanda şarkı söyler gibi mırıldanmaya da başlarlar. Uzun ve karışık cümleler kurmayı becerdikçe, daha uzun ve karışık şarkıları söyleme yetenekleri de artar. Ancak beynin konuşmaya kumanda eden kısmında hasar olan hastaların konuşamamalarına rağmen müzik yeteneklerinin devam ettiği de görülmüştür.

Son zamanlarda, beynimizde müziği algılayan bir alıcı bulunabileceği tezi ileri sürülmektedir. Eğer bir gün bu alıcı bulunsa bile, bunun niçin beynimize konulduğunun sebebi yine anlaşılamayacaktır.

Öğretilme yoluyla bir çeşit dans yapabilen veya dans olarak algılanamayacak hareketleri olan canlıları saymazsak, doğada müzik ve ritim duygusu sadece insanda vardır. Bu özelliğin nedeni ise hala tam olarak açıklanamıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gece, gece vakti; akşam; karanlık; cehalet. night and day gece gündüz, daima, durmadan. night blindness gece körlüğü. night clothes yatak kıyafeti. night crawler A.B.D., k.dili geceleri çıkan bir çeşit solucan. night editor gece çalışan gazete yazı

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) itüzümü, köpeküzümü, (bot.) Solanum nigrum. woody nightshade yaban yasemini, (bot.) Solanum dulcamara.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir şed makam (Batı İran’da bir şehrin adıdır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

intention. will. purpose. aim. resolve. design. idea. contemplation. counsel. determination. faith. intent. plan. pulse. resolution. scope. sense. thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemplation. intent. intention. plan. purport. purpose. resolve. thought. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intent. intention. purpose. animo. animus. determination. disposition. end. game. mind. motive. plan. resolve. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A regular soldier of the Turkish army.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dot. period. point. respect. speck. speckle. spot. vertex. full stop. place. subject. military post. police post. isolated sentry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When used in reference to micron rating of cartridge filters, refers to an approximate size particle that will not pass through a filter Thus, a nominal one-micron filter is one that gets most of the particles larger than one micron See also Absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denoting a solution of such strength that every cubic centimeter contains the same number of milligrams of the element in question as the number of its molecular weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A ray that is perpendicular to, and points away from a solid. at right angles, perpendicular The line that is normal to the plane is a right angles to any line that lies in the plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The word 'normal' is used in mathematics to mean 'perpendicular '. a solution concentration of one gram equivalent per liter of solution.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hastalıkları sınıflandırma ilmi; hastalıkların sınıflandırılmış olduğu liste; belli bir hastalığın özellikleri. nosolog ical (s.) hastalıkları sınıflandırmayla ilgili. nosol'ogist (i.) hastalıkları sınıflandırma uzmanı.

Yabancı Kelime

Fr. neutre

1. etkisiz, 2. kim. yansız

1. Etkisi olmayan. 2. Turnusol gibi bir ayıraç karşısında, asit ve alkali tepkisi göstermeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) gözbebeğinin kendiliğinden sağa sola titremesi, nistagmus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) bir şan solosuna refakat eden müzik aletinin çaldığı parça, obligato.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) observation, observatory, obsolete.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) modası geçmekte olan, seyrek kullanılan, az işlek (kelime, makina). obsolescence (i.) eskime.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kullanılmayan, eski, modası geçmiş (kelime veya görenek); (biyol.) eskilerine oranla az gelişmiş. obsoleteness (i.) modası geçmişlik, eskimişlik.

Türkçe Sözlük

(f.). (hayvan) Derin nefes almak, içini çekercesine solumak.

Şifalı Bitki

(sıtma ağacı): Mersingiller familyasından; Anavatanı Avusturalya olan, her zaman yeşil bir ağaç cinsidir. Bazılarının boyu 150 m’ye ulaşır. Ender olarak ağaçcık şeklinde bulunur. Çiçekleri beyaz-sarı veya kırmızı renktedir. Meyvesi tepeden 4-5 yarıkla açılan kapsüldür. Odunu sert ve reçinelidir. Yapraklarında uçucu yağ, reçineler, acı madde ve tanen vardır. Uçucu yağı çok miktarda sineol taşır. Yurdumuzda Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilir. 160’dan fazla türü vardır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. Boğaz ve burun iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Nezlede faydalıdır. Ateşi düşürür. Vücudu kuvvetlendirir. Bronşite ve diğer solunum yolları hastalıklarında faydalıdır. İdrar yollarını temizler. Astım ve Veremde faydalıdır. Sıtmanın önünü alır. Basur memelerinden kaynaklanan şikayetleri giderir.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır.

- Kuru öksürük : Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür.

- Nöbet şeklinde gelen öksürük : Bu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür.

- Balgamlı öksürük : Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz’un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şalgam suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir su bardağı şalgam suyuna, 2 tatlı kaşığı süzme bal konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra sıcak sıcak içilir.

Şifalı Bitki

(tussilago farfara): Bileşikgiller familyasından; yurdumuzda gevşek topraklı ve nemli sırtlarda yetişen çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları dairemsi-köşeli, etlice ve alt yüzü sık tüylü, beyaz görünüştedir. Yapraklarında müsilaj, acı bir glikozit, tanen, inülin, şekerler ve fitosterol vardır. Çiçeklerinde de aynı maddeler ve bunlara ilave olarak da uçucu bir yağ vardır. Ev ilaçlarında yaprakları ve çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Balgam söker. Diğer solunum yolu hastalıklarında da yumuşatıcı olarak faydası görülür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A synthetic fiber used in carpet yarns See also polypropylene, and solution dyed. a chemical family of unsaturated hydrocarbons; also refer to polyolefin.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaşamaz olmak, can vermek, hayatı terketmek, vefat. 2. Solmak, yumuşak, pejmürde olmak: Bu çiçekler ölmüş. 3. Kıvamını kaybedip düşmek. 4. Pek fazla sıkılmak, pek şiddetli korku, dehşet, ıztırap ve zahmet çekmek: Korkudan, açlıktan, susuzluktan, meraktan ölüyor. 5. Hükmü kalmamak. Ecelsiz ölmek = Kazaya uğrayıp ölmek. Ölüp ölüp dirilmek = Çok çekmek. Ölür müsün, öldürür müsün? = Tahammül olunamıyacak bir muamele hakkında kullanılır. Senin için, senin yoluna öleyim = Sana fedâ olayım.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ölmüş: Ölü olan. 2. Cansız, kuvvetsiz, pek zayıf. 3. Ruhsuz, gevşek, tenbel, miskin. 4. Sülpük, soluk, pejmürde. 5. Ölmüş adam, cenaze, nâş: Ölüyü kaldırdılar mı?

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. deadly. dying. mortal. mortuary. obituary. death. decease. passing away. departure. bitter end. end. last. rest. sleep. demise. dissolution. the great divide. doom. ending. exit. killing. kiss-off. latter end. longed-for rest. passing. quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

death. decease. way of death. curtains. demise. dissolution. doom. fatality. last sleep. passing. passing away. rest. terminus vitae.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most sacred word of the Vedas; also written Aum It is a symbol both of the Personal God and of the Absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for OMAN. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organic Matter. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The most sacred word of the Vedas; also written Aum It is a symbol both of the Personal God and of the Absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for OMAN. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organic Matter. the sacred syllable that represents the Absolute Truth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adhering; not off; as in the phrase, 'He is neither on nor off,' that is, he is not steady, he is irresolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

proposal. motion. resolution. memorial. resolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

motion. resolution. proposal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

motion. proposal. draft resolution. bill. bill of complaint. guiding line.

Türkçe - İngilizce Sözlük

proposing. suggesting. proposition. premise. hypothesis. postulate. proffer. question. representation. resolution. suggestion.

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dramatic stage production that involves soloists who sing arias and recitatives, solo ensembles, choruses, dancing, dramatic action, costumes, staging, and orchestral accompaniment It began at the beginning of the baroque era and evolved into a genre th

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the important music drama genres, usually featuring a full orchestra, several soloists, and sometimes a chorus More often than is the case with musical theater, operas have virtually continuous singing, no spoken dialog.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That mechanism which results in the greatest net gain for the designated economic agent The seller's net gain might be defined in terms of the speed with which the good is sold or the total price received. the algorithm that produces the best results The

Türkçe - İngilizce Sözlük

That mechanism which results in the greatest net gain for the designated economic agent The seller's net gain might be defined in terms of the speed with which the good is sold or the total price received. the algorithm that produces the best results The

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state that is the best fit for the current situation, the top of the local fitness landscape All minor changes make the solution worst.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 'optimum' attitude mode for the Microlab-1 spacecraft refers to the periods of time when the plane of its orbit is face-on to the sun This is optimum with regard to power, since the solar panels can continuously face the sun It's not optimal with resp

Türkçe Sözlük

(i. I.). 1. Geminin sol tarafı, iskele. 2. Geminin, rüzgârın geldiği tarafa yakın bir cihete döndürülmesi: Gemiyi orsa etmek. Orsa alabanda = Birdenbire sola dönmek. Orsa boca = GAh sola ve gâh sağa dönerek yürümek.

Türkçe Sözlük

(f. denizcilik) (gemi). Sol tarafa, iskeleye dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (sold, selling) fazla satış yapmak; satılacak şeyi fazla övmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. lively. frisky. active. flickering. wavering. vacillating. irresolute. frivolous but charming. loose. joint.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kımıldanmak, hareket etmek: Bu taş yerinden oynamaz, zor oynar. 2. Sıçramak, hoplamak, sağa sola atılarak oyunlar yapmak: Bu tay çok oynar. 3. Bükülmek, kırılmak: Bir ayağı oynamaz, bu bebeğin, kolları bacakları oynar. 4. Eğlence için olan oyunların biriyle meşgul olmak: Bu çocuk bütün gün oynar. 5. Oyun gibi boş ve faydasız süsle uğraşıp vakit kaybetmek: Nakkaş, marangoz çok oynuyor. 6. Halecana uğramak: Yüreğim oynadı. 7. Sarsılıp yerini biraz değiştirmek: Bu bina oynamış, temelinin bir tarafı oynadı. Aklı oynamak = Deli olmak. Gülüp oynamak = Sevinç göstermek. 8. Bir oyun icrâ etmek, bir oyunla uğraşmak: Kâğıt, tavla, dama, satranç, bilardo, kumar oynamak. 9. Kumara koymak, kumarda kaybetmek: Bütün parasını oynadı. 10. Tiyatroda temsil etmek: Bu akşam tiyatroda Hamlet’i oynayacaklar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

special. personal. private. distinctive. particular. specific. proper. ad hoc. closet. esoteric. especial. exclusive. express. extraordinary. individual. intimate. peculiar. privy. proprietary. sole. state. very. self.

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. attention. painstaking. application. assiduity. elaboration. jealousy. solicitude. thought. pains.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. care. solicitude. pains itina. ihtimam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. careful attention. pains. application. assiduity. pain. solicitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

original. sole. original orijinal. authentic. genuine.

Türkçe Sözlük

Üç oksijen atomundan oluşan molekülleriyle Zehirli, renksiz bir gaz. Sıvı halde lacivert rengini alır. Atmosferin üst katmanlarında yer alan ozon, dünyayı güneşten gelen morötesi radyasyona karşı korur. Ozon çok tehlikeli bir maddedir. Yeryüzünde ise gözleri, burnu ve boğazı tahriş eden ozon, solunum sistemini tahrip eder. Güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit bulunur. Çok az insan ozonun ne kadar öldürücü olduğunun farkındadır. Bir gramın iki yüzde biri miktarda ozon almak öldürücü olabilir. Bir saç spreyi kutusuna saf ozon konsa, bu kutu tam 14.000 kişiyi öldürür.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Phase Alternation Line, the dominant television standard in Europe delivering a resolution of 625 lines at 25 frames per second. A composite color standard similar to NTSC, except that the v-axis subcarrier reference signal inverts in phase at t

Türkçe - İngilizce Sözlük

The standard by which TV is broadcast in Europe It has a theoretical maximum resolution of 625 lines Also has an aspect ratio of 4:3/1 33:1, and in some places 16:9/1 78:1.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Phase Alternation Line, the dominant television standard in Europe delivering a resolution of 625 lines at 25 frames per second. A composite color standard similar to NTSC, except that the v-axis subcarrier reference signal inverts in phase at t

Türkçe - İngilizce Sözlük

The standard by which TV is broadcast in Europe It has a theoretical maximum resolution of 625 lines Also has an aspect ratio of 4:3/1 33:1, and in some places 16:9/1 78:1.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solgun; renksiz, soluk mat, donuk. palefaced s. beti benzi atmış rengi uçmuş. palely z. solgun bir şekilde renksiz olarak. paleness i. solgunluk, renksizlik, matlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika yerlilerinin beyazlara verdiği kabul edilen soluk benizli sıfatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oldukça donuk, renksiz gibi, solgunca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solgun, benzi atmış, sararmış, silik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solgunluk, beniz sarılığı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid crystallizable fat, found abundantly in animals and in vegetables.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid crystallizable fat, found abundantly in animals and in vegetables.

Şifalı Bitki

(ossypium): Ebegümecigiller familyasından, lif ve yağ elde etmek maksadıyla ekilen otsu veya odunsu bir bitkidir. Gövdesi dik, dallanmış ve çok tüylüdür. Yaprakları uzun saplıdır. Meyvesi 3-5 gözlü bir kapsüldür. Her gözün içinde siyahımsı renkli, oval ve üzeri, uzun, sık ve beyaz tüylerle örtülü 5-10 tane tohum vardır. Birçok türü vardır. Yurdumuzda koza veya yerli türü yetiştirilir. Yerli pamuk 75-80 santimetre boyunda, yan dalları, kısa, gövde ve yaprak sapları siyah benekli bir türdür. Haziran-Temmuz aylarında sarı çiçekler açar. Çiçekleri çabuk solar ve ceviz iriliğinde koza yapar. Kozalar olgunlaştıktan sonra hasat yapılır. Tohumlarının çevresinde meydana gelen ince, yumuşak teller işlenerek hidrofil pamuk yapılır. Çiğit denilen pamuk tohumlarından pamukyağı elde edilir. Hekimlikte kök kabukları ve yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Ateşi düşürür. Aybaşı yokluğunu giderir. Adet kanı söktürür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. solumak, nefes nefese kalmak; nefesi kesilmek; özlemini duymak, hasretini çekmek; şiddetle çarpmak, hızla atmak (kalp); i. soluma, nefesi kesilme; yürek çarpıntısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Paraplegic. the number of live-born children a woman has delivered; 'the parity of the mother must be considered'; 'a bipara is a woman who has given birth to two children'. 100 para equal 1 dinar. a soldier in the paratroops. an estuary in northern Brazi

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wall, rampart, or elevation of earth, for covering soldiers from an enemy's fire; a breastwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solid wall at crest of seawall projecting above deck level.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crenelated wall protecting the soldiers on the Wall Walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wall, rampart, or elevation of earth, for covering soldiers from an enemy's fire; a breastwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solid wall at crest of seawall projecting above deck level.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crenelated wall protecting the soldiers on the Wall Walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of pardoning; forgiveness, as of an offender, or of an offense; release from penalty; remission of punishment; absolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To absolve from the consequences of a fault or the punishment of crime; to free from penalty; applied to the offender.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of pardoning; forgiveness, as of an offender, or of an offense; release from penalty; remission of punishment; absolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To absolve from the consequences of a fault or the punishment of crime; to free from penalty; applied to the offender.

Genel Bilgi

El parmaklarımızın her birinin uzunlukları değişiktir ve bu uzunluklar belirli bir sıra izlemezler. Genellikle üçüncü parmak en uzunu iken yüzük parmağımız işaret parmağımızdan daha uzundur. Ayaklarda ise başparmaktan başlayıp gittikçe kısalan bir dizi vardır. Bunların nedenleri, parmaklarımızın görevleri ve geçirdikleri evrim ile açıklanabilir.

Aslında bütün memeli hayvanların parmakları vardır. Evrim sürecinde bunların çoğunun sayılan ve şekilleri değişmiştir. Örneğin, atın sadece bir parmağı ve tırnağı kalmıştır.

Bir portakalı veya tenis topunu elimizde avcumuzun içine alacak şekilde tutarsak bütün parmakların uçlarının aynı hizada durduğunu görürüz. Aynı şekilde parmaklar yumruk yapacak şekilde katlanırsa hepsinin avuç içine bir hizada değdiği görülür.

Buradan da görülüyor ki parmaklarımız bir şeyi tutabilmek için ideal boyutlara sahiptirler. Evrim teorisyenleri, atalarımızın ağaç dallarına tutunabilmeleri ve dalların üzerlerindeki meyveleri rahatlıkla koparıp alabilmeleri için parmaklarımızın bu şekiller ve boyutlarda geliştiklerini söylüyorlar. Bir de işin pratik bir yönü var. Serçe parmağınızın en uzun parmak olduğunu düşünebiliyor musunuz? Her gün sağa sola çarpıp takılırlardı herhalde. Belki de bir kaç milyon yıl sonra gittikçe küçülecekler ve sonunda dört parmaklı kalacağız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hamur gibi, macun kıvamında; solgun. pastyfaced s. uçuk benizli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hatch patterns / Vector fill files. solitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hatch patterns / Vector fill files. solitude.

Şifalı Bitki

(solanum tuberosum): Patlıcangiller familyasından; yer altındaki yer altındaki yumruları yenen otsu bir bitkidir. Yeşil kısımlarında, renksiz filizlerinde ve yeşilimsi yumrularında Solanin denilen bir madde vardır. İçeriğinde bol miktarda nişasta, B ve C vitaminleri bulunur. Kullanıldığı yerler: Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Mide ve Onikiparmak ülserinde yararlıdır. Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Damar sertliğine faydalıdır. Sert bir şey yutulduğunda yabancı maddenin zarar vermeden çıkmasını sağlar. El ve ayak çatlaklarında faydalıdır. Skorbüt hastalığını önler. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Kanı temizler. Kansere karşı korur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To grant by patent; to make the subject of a patent; to secure or protect by patent; as, to patent an invention; to patent public lands. a document granting an inventor sole rights to an invention an official document granting a right or privilege make op

Türkçe - İngilizce Sözlük

a document granting an inventor sole rights to an invention. an official document granting a right or privilege. obtain a patent for; 'Should I patent this invention?'. grant rights to; grant a patent for. make open to sight or notice; 'His behavior has p

Türkçe - İngilizce Sözlük

A patent is an exclusive right granted for an invention, which is a product or a process that provides a new way of doing something, or offers a new technical solution to a problem A patent provides protection for the invention to the owner of the patent

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sole right, granted by the government, to sell, use, and manufacture an invention or creation. a legal document giving inventors the exclusive rights to their invention for a number of years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An equivalent or return for money due, goods purchased, or services performed; salary or wages for work or service; compensation; recompense; payment; hire; as, the pay of a clerk; the pay of a soldier. bear , in recompense for some action; 'You'll pay fo

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Buruşmuş, buruşuk: Pejmürde kâğıt. 2. Solmuş, rengi gitmiş: Pejmürde çiçek. 3. Eski püskü, pis ve yırtık: Kıyafeti pek pejmürde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پژمرده] solgun. 2.dağınık. 3.yırtık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

very much. a great deal. unyielding. rigid. strong. sound. very. extremely. hard. mightily. multitudinous. solid. thumping. only too. well.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidate. to become hard. get tight or firm. to become tight. to harden. to tighten. to consolidate. to become strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harden. to become rigid. to become stronger. to strengthen. to become jammed together. consolidate. stiffen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intensify. stiffen. solidify. cement. consolidate. establish. firm. harden. impact. reinforce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

confirm. consolidate. solidify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stiffen. to harden. to strengthen. to reinforce. to intensify. to ram. to pack. to compact. to stabilize. to consolidate. to toughen. to tramp. assure sb's position. firm.

Türkçe Sözlük

(i.). Acı ve güzel kokulu bir bitki. Ak, kara pelin, solucan, Girit pelini = Bu bitkinin çeşitleri.

Şifalı Bitki

(pelinotu): Bileşikgiller familyasından; boş arazilerde kendiliğinden yetişen, çok acı ve keskin kokulu otsu bir bitkidir. Saksılarda da yetiştirilir. Birçok türü vardır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak solucanlarını düşürür. Adet söktürür. İştah açar. Mideyi kuvvetlendirir. Ateşi düşürür. Fazla miktarda alındığı takdirde zehirler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

claw. clutch. sole. talon. paw. sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük

claw. paw. sole. grip. nail. talon.

Genel Bilgi

Penguenlerin tıpkı hacıyatmaz gibi sağa sola sallanarak yürümelerinin sebebini bilimadamları araştırdı. Ortaya ilginç bir sonuç çıktı. Kutuplarda yaşayan bu sevimli hayvanlar, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürüyorlar. Colorado Üniversitesi’nden Timothy Griffin ve Rodger Kram, penguenleri San Diego kentindeki Deniz Dünyası Merkezi’nde aylarca süren bir incelemeye aldı ve ilginç bulgular elde etti.

İki bilimadamı, araştırmanın sonucunu şöyle açıkladı : “Aşırı kısa bacaklı olan penguenler, yana doğru adımlar atarak kaslarının daha az yorulmasını sağlıyor. Böylece her adımın sonunda bir sonraki adım için enerji depoluyor. Normal yürümüş olsalar, kendi heybetlerindeki bir hayvandan iki kat daha fazla enerji harcamaları gerekiyordu. İşte bunu keşfederek bu şekilde yürümeyi geliştirmişler.

Sadece yürümeye başlarken enerji harcıyorlar, bir de dururken....

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Uçmuş, soluk, solmuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chrysolite. a pale green variety of chrysolite; used as a gemstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretched. perturbed. distraught. miserable. desolate. dishevelled. gaunt. ruinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness. desolation. bad.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness. state of disarray. desolation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fizyol. solucan halkalarının hareketine benzeyen ve içindeki maddeleri aşağı doğru iten mide ve bağırsak hareketlerine ait, sığamsal, peristaltik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Argentine soldier who became president of Argentina.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Argentine soldier who became president of Argentina.

Türkçe - İngilizce Sözlük

UK term for gasoline, either lamp fuel or automobile fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

British/Australasian term for gasoline. see: gasoline.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Commonly known as gasoline.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A non-soluble substance used as a colorant Pigments are generally more stable than dyes, but they produce a narrower color gamut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colored powdered substance that is mixed with a liquid in which it is relatively insoluble. The substance in paint or anything that absorbs light, producing the same color as the pigment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An insoluble finely ground powder, either natural, synthetic, inorganic or organic that provides color, hardness, durability, hiding and corrosion resistance to paint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A powdered solid in suitable degree of subdivision for use in paint or enamel. is a powdered substance that is mixed with liquid and used to impart color to coating materials, such as paint and ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finely ground, natural or synthetic, inorganic or organic, insoluable particles which, when dispersed in a liquid vehicle to make paint, may provide, in addition to color, many of the essential properties of a paint--opacity, hardness, durability, and cor

Türkçe - İngilizce Sözlük

The colouring matter in paint A pigment is different from a dye in that a pigment is insoluble in the media in which it is used. insoluble organic or inorganic substance which gives colour to paint when ground and suspended in vehicle such as water or oil

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid colorant used in various inks Unlike dye, this material does not dissolve in the inks solvent but remains a particle Because of this, it gives improved coverage over certain substrates and usually has improved fade resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finely ground natural or svnthelic, inorganic or organic, insoluable particles which, when dispersed in a liquid vehicle to make paint, may provide, in addition to color, many of the essential properties of a paint - opacity, hardness, durability, and cor

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finely ground insoluble particles dispersed in coatings to influence properties such as color, corrosion resistance, mechanical strength, hardness, durability, etc Particles may be natural or synthetic and also inorganic or organic. dry coloring matter. a

Türkçe - İngilizce Sözlük

A foot soldier's weapon, consisting of a long wooden shaft or staff, with a pointed steel head.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weapon formed of a long wooden shaft with a steel point used by foot soldiers during the medieval period.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A partial roll out of a Solution for the purpose of testing and validation.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. pembe renk; karanfil, bot. Dianthus; en üst derece; İng. tilki avcılarının giydikleri kırmızı ceket; İng. tilki avcısı; k.dili, aşağ. solcu; s. pembe in the pink of condition sıhhatça en iyi durumda. pink tea A.B.D., k.dili kabul günü. pinkish

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo), aşağ solcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük bir çeşit bağırsak solucanı, sivrikuyruk, askarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gayda çalan kimse; kavalcı; güvercin yavrusu; soluğan. at Pay the piper and call the tune parayı veren dudüğü çalar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who greedily devours absolutely anything that is edible. glutton. gourmand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid or folded metal spike driven into a crack in a rock to form an anchor Climbing and SRT Ref JJ. n a long-nosed, spike shaped, piece of metal driven into cracks for protection or aid. metal loop climbers screw into rock to run rope through for safet

Türkçe - İngilizce Sözlük

infantry. pawn. foot soldier. infantryman. pawn. foot solider.

Türkçe - İngilizce Sözlük

infantry. infantryman. foot soldier. footslogger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bread-based open pie Originally from the Naples area, where it is still sold by the metre. main staple food of racers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program or pseudo-code fragment that solves a single, well defined goal Examples would be a code fragment to sum a series of numbers or code to input words from a file until the end-of-file character is encountered [Soloway82] [Rist86] A program as a wh

Türkçe - İngilizce Sözlük

The skill of outlining appropriate strategies for solving complex problems that are new to you, starting with appropriate physical laws and principles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific actions or mechanisms mandated by the affirmative Traditionally, plans specify resolutional mandates as well as non-resolutional logistical requirements and legislative intent for purposes of clarification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A star, as influencing the fate of a men. any of the celestial bodies that revolve around the sun in the solar system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of the celestial bodies that revolve around the sun in the solar system. a person who follows or serves another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spherical ball of rock and/or gas that orbits a star The Earth is a planet Our solar system has nine planets These planets are, in order of increasing average distance from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Plut

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spherical ball of rock and/or gas that orbits a star The Earth is a planet Our solar system has nine planets These planets are, in order of increasing present distance from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Pluto, and Neptun

Türkçe - İngilizce Sözlük

A major object which orbits around a star In our solar system, there arenine such objects which aretraditionally called 'planets'': Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto While no individual planet has ever been seen orbi

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cosmic object that is more massive than an asteroid but less massive than a star and shines by reflected light. the major bodies in the solar system that shine only by reflected light from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, N

Türkçe - İngilizce Sözlük

A non-luminous body moving round a star There are nine known planets in our Solar System, some of which are attended by satellites Experience the planets of the solar system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A celestial body of the solar system, revolving around the sun in a nearly circular orbit, or a similar body revolving around a star See table XII See also astronomical constant, tables II and III, noting that some values differ in the three tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object revolving in an approximately circular orbit around a star[?] See also: asteroid. : A solid object in motion about a star If it is very small, it is called an asteroid See also Brown Dwarf.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of nine solid, nonluminous bodies revolving about the Sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A non-luminous body moving round a star There are nine known planets in our Solar System, some of which are attended by satellites.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the nine large objects that revolve around the Sun There are also over 80 potential Exo-Solar planets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a mixture of lime or gypsum with sand and water; hardens into a smooth solid; used to cover walls and ceilings. any of several gypsum cements; a white powder that forms a paste when mixed with water and hardens into a solid; used in making molds and sculp

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plastic mixture of various materials, such as lime or gypsum, and water which sets to a hard, coherent solid.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. plexus, plexuses) anat. örgü, pleksus, sinir ağı; ağ, şebeke . solar plexus bak. solar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Plimsoll mark den. geminin kenarındaki su çizgisi.

Yabancı Kelime

Fr. pluviomètre

yağışölçer

Belirli bir zamanda, belirli bir yere düşen yağış miktarını ölçmeye yarayan alet.

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Geminin sağ yanı, sancak tarafı. Orsa poca = Sağa, sola; bir öteye bir beriye sallanarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describing a substance or molecule in which the positive and negative electrical charges are permanently separated, as opposed to nonpolar molecules in which the charges coincide Polar molecules ionize in solution and impart electrical conductivity Water,

Türkçe - İngilizce Sözlük

A strong film having good resistance to moisture' solvents' oil' caustics' and many other chemicals It is usually transparent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A strong film having good resistance to moisture, solvents, oils and many other chemicals.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Point of Presence - The point within a Local Access and Transport Area at which the Interexchange Carrier establishes itself The POP provides the IEC with LATA access and enables the Local Exchange Carrier to access inter-LATA services Also, the consolida

Türkçe Sözlük

(i.). Buruşuk, sarkık, sölpük, gevşek: Porsuk yemiş. Porsuk ardıç = Yay yapılan bir ağaç. (bk.) Pörsük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. geminin sol veya iskele tarafı; f. dümeni iskeleye kırmak; iskeleye dönmek (gemi). Helm to port Dumeni iskeleye kır. on the port bow pruvanın solunda (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. tüfek veya başka bir silâhın omuzdaki duruşu; duruş; fl tufeği namlusu sol omuza doğru olmak üzere eğri vaziyette tutmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of timber, metal, or other solid substance, fixed, or to be fixed, firmly in an upright position, especially when intended as a stay or support to something else; a pillar; as, a hitching post; a fence post; the posts of a house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A military station; the place at which a soldier or a body of troops is stationed; also, the troops at such a station.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the position where someone stands or is assigned to stand; 'a soldier manned the entrance post'; 'a sentry station'. military installation at which a body of troops is stationed; 'this military post provides an important source of income for the town near

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States aviator who in 1933 made the first solo flight around the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firmer density of midsole material added to the inner side of the shoe A post is designed to reduce overpronation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intended for presentation at the conference and not for publication. a) Editorial - Pictures, usually in a large format, sold retail.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soldaki beygire binerek araba ve özellikle posta arabasına sürücülük eden kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the late 20th-century tendency to distrust objectivity, authority, universality, and moral and ideological absolutes Postmodern artists tend to mix styles, cultures, techniques, and high and low forms of art. a view that social and cultural reality, as we

Türkçe - İngilizce Sözlük

Simple common soldier's helmet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -toes) patates, bot. Solanum tuberosum. potato bug, potato beetle patatese zararı dokunan böcek, patates böceği. potato chip çips. potato race patates yarışı. potato rot daha toprakta iken patatesi çürüten hastalık. small potatoes adi ve öne

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. İng., k.dili göze çarpmayan; hafif içkili; solak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellik; gizlilik; kişisel dokunulmazlık. in absolute privacy tamamen mahrem olarak, sır olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

power socket. socket for a plug. wall plug. jack. connector. solidification. setting. convenience. outlet. electrical outlet box. plug contact.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A question proposed for solution; a matter stated for examination or proof; hence, a matter difficult of solution or settlement; a doubtful case; a question involving doubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which is required to be done; as, in geometry, to bisect a line, to draw a perpendicular; or, in algebra, to find an unknown quantity. a question raised for consideration or solution; 'our homework consisted of ten problems to solve' a state of d

Türkçe - İngilizce Sözlük

A question raised for inquiry, consideration, or solution An intricate unsettled issue which is a source of perplexity, distress, or vexation, and that may be difficult to understand or accept.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a learner activity where the learner is required to solve a problem - it may be either an assessed or a non-assessed exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of call which is refers to device or service which is malfunctioning or broken. something that requires a solution. a liability, one likely to be whacked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete sequence of computer software instructions necessary to provide an application, solve a specific problem, perform an action, or respond to external stimuli in a prescribed manner As a verb, it means to develop a program.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üfürük, soluk; rüzgar üflemesi; puf böreği veya kurabiye; pudra ponponu; saç lülesi;elbisenin büzülmüş ve kabarıkyeri; yorgan; abartmalı veya şişirilmiş övgü. puff adder şişen engerek, zool. Bitis arietans puff box pudra kutusu. puff paste pufböreğ

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. püflemek; püfür püfür esmek; solumak. puff out, puff up şişinmek; abartarak övmek; lülelerle süslemek (saç); şişirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

haze. inch. mist. drizzle. vapor. vapour cloud. damp. water smoke. fume. dampness. smog. aerosol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray. atomizer. aerosol. spray can. spray gun.

Türkçe Sözlük

(i. kullanılan şekli: pusla, i. bussola). Dünyanın kutuplarındaki mıknatıslık sebebiyle daima kuzeye doğru dönen bir ibre vasıtasiyle yön tayinine yarayan Alet. Pusulayı şaşırmak = mec. Ne yapacağını bilememek.

Yabancı Kelime

İt. bussola

yön belirteci

Üzerinde kuzey güney doğrultusunu gösteren bir mıknatıs iğnesi bulunan ve yön tespit etmek için kullanılan kadranlı araç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To move in any direction; to impel; to thrust; to push; nearly obsolete, except with adverbs, as with by ; or with forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

radio. wireless set. above- the-line-advertising. advertising medium. audience. console. continuity. broadcasting corporation. cut in. jingle. theme advertising.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shelf. rack. console. bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rack. console. shelf. stack. flake. crib. ledge. stand. mental piece. cupboard.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. normal solunumla birlikte duyulan ve hastalık belirtisi olan hırıltı, ral.

Sağlık Bilgisi

Çocuklarda görülen bir çeşit kemik hastalığıdır. Nedeni, yeteri kadar D vitamini almamaktır. Çoğunlukla yeteri kadar güneş görmeyen, sıhhi olmayan, rutubetli, karanlık ve basık tavanlı evlerde yaşayan, yeteri kadar süt içmeyen ve haddinden fazla miktarda unlu gıdalarla beslenen çocuklarda görülür. Hastalık genellikle 2 yaşında ortaya çıkar. Çocukta huysuzluk ve devamlı terleme görülür, iştahı azdır. Bazıları kabızlık çeker, bazıları da ishal olurlar. Adaleleri gevşektir. Derileri soluk ve kansızdır. Dişleri geç çıkar ve erken çürür. Ayakta durmayı ve yürümeyi geç öğrenir. Bacak kemikleri çarpıktır. Düztabanlık görülür. Deniz, kum veya güneş banyoları, kış aylarında da, haftada 3 kere ılık banyo yaptırmak yaralıdır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı veya cevizyağı.

Hazırlanışı : Hastanın vücudu zeytinyağı veya cevizyağı ile ovulur. 6 saat sonra ılık banyoda yıkanır.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan bir basit makam.

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde porte’nin ikinci çizgisine yazılan sol notası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A line of light or heat proceeding from a radiant or reflecting point; a single element of light or heat propagated continuously; as, a solar ray; a polarized ray.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a column of light. a branch of an umbel or an umbelliform inflorescence. a straight line extending from a point. a group of nearly parallel lines of electromagnetic radiation. the syllable naming the second note of any major scale in solmization. any of t

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) ustura; tıraş makinası. (f.) ustura ile kesmek veya tıraş etmek. razor blade ustura ağzı; jilet, tıraş bıçağı. razor clam, razor shell denizçakısı, ustura midyesi, (zool.) Solen razor strop, razor strap ustura kayışı. safety razor tıraş mak

Türkçe - İngilizce Sözlük

A syllable applied in solmization to the second tone of the diatonic scale of C; in the American system, to the second tone of any diatonic scale. the syllable naming the second note of any major scale in solmization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A reserve force in the Turkish army, or a soldier of the reserve.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Seri, mavi renk. 2. mec. SOret, tarz: Hastalığın rengi değişti. 3. mec. Hile. Renk atmak = Solmak. Renkten renge girmek = Sık sık rengi değişmek. mec. Pek fazla sıkılmak. Renk vermek = 1. Bir renge sokmak. 2. mec. Anlatmak, belli etmek. Renk vermemek = Gizlememek, belli etmemek. Rengi olmamak ss mec. Belirli bir karakteri olmamak, silik olmak.

Genel Bilgi

Renklerin insan davranışını ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediği bugün kesinleşmiştir. Kanada’da bir okulda yapılan deneyde, odaların renk ve ışık düzenlerinin değiştirilmesi ile bazı öğrencilerin zeka düzeylerinin ve disiplin sorunlarının olumlu biçimde etkilendiği tespit edilmiştir. Ancak insan gözünün ışık ve rengi algılayan ağ tabakasının görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz açıklayamıyor.

Aslında gözümüze gelen görüntü iki çeşit görme hücresi aracılığı ile taranır. Silindir veya çomak şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılar. Gözümüzde 7 milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır.

Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında, ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Bu nedenle gece gökyüzünde gözümüzün kenarından gördüğümüz bir yıldızı, ona doğrudan bakınca göremeyiz. Çünkü burada ışığa hassas silindirik hücreler daha az olduğundan görüntü kaybolur. Aynı şekilde gözümüzün kenarıyla baktığımız şekillerde renkler kaybolur.

Yapılan deneylerde, pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları, kırmızı, turuncu ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği, nabzın ve solunumun hızlandığı, terlemenin çoğaldığı, mavi rengin ise tam tersi etki yarattığı belirlenmiştir.

Araştırmalar insanların en çok mavi rengi sevdiklerini, bunu kırmızı ve yeşilin takip ettiğini göstermektedir. Erkekler yeşil, deniz mavisi, turuncu ve koyu mor renkleri tercih ederken, kadınlar firuze yeşili, açık mavi, pembe gibi açık-uçuk renkleri, çocuklar ise mavi, kırmızı, yeşil, sarı ve turuncu gibi canlı renkleri daha çok sevmektedirler.

Bir binada sarı renge boyanmış bir tavan, odayı daha yüksek, sarı renkli duvarlar ise daha geniş gösterir. Kliniklerin sıcak renklere boyanması, beyaz rengin hastalarda yarattığı hüzün duygusunu azaltır. Ayaküstü hazır yiyecek satan dükkanların duvarları iştah açtıran portakal rengine boyanırken yarış arabalarında kırmızı veya turuncu-sarı renkler tercih edilir. Aslında bir renk olmayan, daha doğrusu renksizlik olan siyah da makam araçlarının klasik rengidir.

Kırmızı renk kan rengidir, asırlar boyu tehlikenin ve tahribatın simgesi olmuştur. Trafik ışıklarında ‘dur’ sinyali olarak kullanılmasının nedeni de budur. Ameliyathanelerde, bulaşan kan rengini belli etmeyeceği için mantıken kırmızı giysi kullanılması gerekirken, teskin edici mavi ve yeşil renkler tercih edilir.

Genel Bilgi

Renklerin insan davranışını ve psikolojisini önemli ölçüde etkilediği bugün kesinleşmiştir. Kanada’da bir okulda yapılşan deneyde, odaların renk ve ışık düzenlerinin değiştirilmesi ile bazı öğrencilerin zeka düzeylerinin ve disiplin sorunlarının olumlu biçimde etkilendiği tespit edilmiştir. Ancak insan gözünün ışık ve rengi algılayan ağ tabakasını görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz açıklayamıyor.

Aslında gözümüze gelen görüntü iki çeşit görme hücresi aracılığı ile tanınır. Silindir ve çomak şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılarlar. Gözümüzde yedi milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır.

Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında, ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Bu nedenle gece gökyüzünde gözümüzün kenarından gördüğümüz bir yıldızı, ona doğrudan bakınca göremeyiz. Çünkü burada ışığa hassas silindirik hücreler daha az olduğundan görüntü kaybolur. Aynı şekilde gözümüzün kenarıyla baktığımız şekillerde renkler kaybolur.

Yapılan deneylerde, pembe renge bakan kişilerin rahatladıkları, kırmızı, turuncu ve sarı gibi sıcak renklere bakanlarda tansiyonun yükseldiği, nabzın ve solunumun hızlandığı, terlemenin çoğaldığı, mavi rengin ise tam tersi etki yarattığı belirlenmiştir.

Araştırmalar insanların en çok mavi rengi sevdiklerini, bunu kırmızı ve yeşilin takip ettiğini göstermektedir. Erkeler yeşil, deniz mavisi, turuncu ve koyu mor renkleri tercih ederken, kadınlar firuze yeşili, açık mavi, pembe gibi açık-uçuk renkleri, çocuklar ise mavi, kırmızı, yeşil, sarı ve turuncu gibi canlı renkleri daha çok sevmektedirler.

Bir binada sarı renge boyanmış bir tavan, odayı daha yüksek, sarı renkli duvarlar ise daha geniş gösterir. Kliniklerin sıcak renklere boyanması, beyaz rengin hastalarda yarattığı hüzün duygusunu azaltır. Ayaküstü hazır yiyecek satan dükkanların duvarları iştah açtıran portakal rengine boyanırken yarış arabalarında kırmızı veya turuncu-sarı renkler tercih edilir. Aslında bir renk olmayan, daha doğrusu renksizlik olan siyah da makam araçlarının klasik rengidir.

Kırmızı renk kan rengidir, asırlar boyu tehlikenin ve tahribatın simgesi olmuştur. Trafik ışılarında “dur” sinyali olarak kullanılmasının nedeni de budur. Ameliyathanelerde, bulaşan kan rengini belli etmeyeceği için mantıken kırmızı giysi kullanmaları gerekirken, teskin edici mavi ve yeşil renkler tercih edilir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Rengi olmayan, solmuş. 2. mec. Hâli anlaşılmayan.

Teknolojik Terim

İzlediğiniz kanalın teleteksti, ekranın sağ tarafında gösterilirken, resim solda kalmaya devam eder.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Solo çalgı veya sesle verilen konser. Çalgı ve ses, eşllkll olabilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

official. regulation. formal. ceremonious. ceremonial. legal. solemn. state. civil. authorized. certificated. starchy. statutory.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. ceremonious. formal. frigid. official. solemn. starchy. stiff. stuffy. ceremonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affidavit. formal. official. government. pertaining to the government or to a government office. authorized. ceremonious. device. ceremonial. solemn. starchy. stately. stiff. technical.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. formality. solemnity. official character. officialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. conventionality. formality. solemnity.

Yabancı Kelime

Fr. résolution

kim. çözünürlük

Bir maddenin başka bir madde içinde çözünme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. azimkar, kararlı, sebat ve metanet sahibi, kuvvetli; yiğit, cesur. resolutely z. azimle, kararlı olarak, sebat ve metanetle. resoluteness i. azimkârlık, azim, kararlılık, metanet; yüreklilik; cesaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karar vermek, tasarlamak; karar vermesine sebep olmak; parçalara ayırıp incelemek; çözmek; halletmek, açıklamak; oy ile kararlaştırmak; iyi yönde değiştirmek; müz. çözmek; tıb. eritmek; i. karar, niyet, tasarlama. resolve on karara varmak. res

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teneffüs, nefes alma, solunum; nefes, soluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solunumla ilgili, solunumda kullamlan, solunumun sebep olduğu. respiratory system solunum sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teneflüs etmek, nefes almak, soluk almak; dinlenip tekrar kuvvet ve cesaret bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solunumu ölçen alet; tazyikli oksijen vasıtasıyle dalgıca temiz hava veren alet, respirometre .

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resolution Enhancement Technology Hewlett-Packard's technology which increases the apparent resolution of a document by using microfine toner to add partial pixels around the edges of images.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aksettirmek, aksolunmak, yankılamak, yankılanmak, geri vurmak, geri tepmek, yansımak. reverbera'tion i. yankılama, yansıma; yankı, yansı, akis. reverberator i. aksettirici alet; yansıtaç, yansı lambası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. dissolute. dreadful. grotty. horrible. ignoble. infamous. lousy. low. monstrous. putrid. rotten. scandalous. shabby. terrible. tough. unsavoury. vile. wretched. disgraceful. shocking. shameful. de

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. soluk alırken çıkan hırıltılı ses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

request. prayer. entreaty. petition. pleading. plea. supplication. adjuration. appeal. instance. solicitation. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

request. desire. entreaty. intercession. petition. by / on request. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ask. to beg. to request. beseech. call out. conjure. desire. entreat. petition. plead. seek. solicit. sue. supplicate.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sağ elini kullanan; sağ elle yapılan; soldan sağa dönen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The solid generated by the revolution of a circle, or other figure, about an exterior straight line lying in the same plane as the circle or other figure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument, formerly used for taking the sun's altitude, consisting of a brass ring suspended by a swivel, with a hole at one side through which a solar ray entering indicated the altitude on the graduated inner surface opposite.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. gürleme; kükreme; kişneme; hırıltlll soluma meydana getiren at hastalığl; s. gürleyen, kükreyen. roaring applause ortalığı çınlatıcı alkış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the context of search engine ranking, it implies the same thing as Spider In a different context, it is also used to indicate a software which visits web sites and collects email addresses to be used for sending unsolicited bulk email.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the context of search engine ranking, implies the same thing as Spider In a different context, it is also used to indicate a software which visits web sites and collects email addresses to be used for sending unsolicited bulk email.

Genel Bilgi

Zamanımızda, dünyanın büyük bir bölümünün ve bizim de kullandığımız rakam şekilleri, diğer ülkelerde ‘Arap rakamları’ diye bilinir. Aslında bu nitelendirme yanlıştır. Bu rakamların kökeni yani ilk ortaya çıktığı yer Hindistan’dır ve buradan önce Arabistan’a, daha sonra İslami kültür yayılımı ile birlikte Avrupa’ya geçmiştir.

Avrupa’da Romen rakamlarından günümüz rakamlarına geçiş Ortaçağda olmuştur. O yıllarda Avrupa’da hesap işleriyle uğraşanlar Romen rakamlarını hemen terk etmediler. Daha ziyade toplama ve çıkarma işi yapan tüccarlara Romen rakamları daha pratik geliyordu. Örneğin 68’den 16’yı çıkarmak için 68 yani ‘LXVIII’ rakamından 16’yı ifade eden ‘XVI’ rakamlarını silince geriye ‘LII’ yani 52 kalıyordu.

Diğer bir örnek olarak 77 (LXXVII) sayısından 15’i (XV) çıkartalım. Yapılacak iş 77’nin içinden X ve V rakamlarını silmektir. Sonuç ‘LXII yani 62’dir.

Bu arada Romen rakamları nelerdir bir görelim: I(1), II(2), III(3), IV(4), V(5), VI(6), VII(7), VIII(8), IX(9), X(10), XX(20), XXX(30), XL(40), L(50), LX(60), LXX(70), LXXX(80), C(100), D(500), M(1 000)

Romen rakamaları her bir sayının karşılığı olan harfler, büyükten küçüğe doğru ve soldan sağa yazılıp bunların hepsi toplanarak bulunur. MDCLXVI sayısı neymiş bulalım:

(M=1 000)+(D=500)+(C=100)+(L=50)+(X=10)+(V=5)+(I=1)=1966

Ancak günümüzde sistem tam böyle çalışmıyor, büyük rakamdan önce gelen daha küçük rakam büyükten çıkartılıyor. Örneğin IX=(10-1)=9, bu şekilde 1999 sayısı olan MCMXCIX (1 000+900+90+9)=1999 olarak bulunuyor.

Bir başka uygulama da aynı harfi üç kereden fazla tekrar etmemek şeklinde. IIII yerine IV, XXXX yerine XL kullanılıyor. Ancak Romen rakamlarında M’den büyük harf olmadığından 1 000’den sonra örneğin 4 000 MMMM şeklinde yazılabiliyor. Daha büyük sayılarda ise sayının kaç kere 10’un katı olduğunu ifade etmek için parantez işaretleri kullanılıyor.

Romen rakamlarında sayıdan önce ‘bir’ gelmesi sadece dört (IV) ve dokuzda (IX) vardır. Romen rakamlarında sıfır yoktur. Rakam gösterildiği işaret kadar yani ‘X’ nerede olursa olsun ‘10’dur. Halbuki günümüz rakamlarında ‘1’ tek başına iken ‘1’dir ama sağdan ikinci haneye geçince ‘10’ değerini, üçüncüye geçince ‘100’ değerini alır.

Tüm bu nedenlerle günümüzün karmaşık işlemlerinde Romen rakamlarının kullanılmaları mümkün değildir. Sıfır sayısının katılmasıyla hiç rekabet güçleri kalmamıştır. Duvar saatlerinde dekoratif amaçlı kullanılmaları yanında pratik bir kullanım yerleri yoktur.

Günümüzde milyon, milyar derken trilyonları hatta katrilyonları ifade eder hale geldik. İleriki yıllara hazırlık amacıyla milyondan başlayarak sonra gelen sayılara bir bakalım. Sayı isminin yanına bir parantez içindeki rakamlar o sayıda kaç tane sıfır olduğunu gösterir:

Milyon(6), milyar(9), trilyon(12), katrilyon(15), kuintrilyon(18), sekstrilyon(21), septrilyon(24), oktrilyon(27), nanilyon(30), desilyon(33), andesilyon(36), dudesilyon(39), tredesilyon(42), kattırdesilyon(45), kuindesilyon(48), seksdesilyon(51), septendesilyon(54), oktadesilyon(57), novemdesilyon(60), vijintilyon(63).

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brokerage firm employee who supervises registered representatives regarding their client's options account activities and their solicitation of new options clients.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essence. ghost. psyche. soul. spirit. extract. concentrated solution. inner man. spunk. tincture. vitality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Made by distilling the fermented juice of sugar cane, cane syrup and molasses at 190 proof It is bottled and sold at 80 proof Aged in uncharred barrels, it picks up very little color Caramel is added to create dark rums Most rums are a blend of several ki

Teknolojik Terim

Sony ses mühendislerinin yıllarca araştırmalarının sonucunda bu eşsiz surround ses teknolojisi, yalnızca iki ön hoparlör ve bir subwoofer’dan büyüleyici 5.1 kanal sanal surround sesi sunar. Bu başarıyı gerçekleştirmek için Sony kulağımızın işleyişini inceledi. Sesin kaynağını ve yönünü tanıyabileceğimiz şekli ayarlayarak (sağ ve sol kulak tarafından kaydedilen seslerdeki ses düzeyi ve zamanlama farklarını ayırt ederek) S-Force PRO Front Surround, gelişmiş dijital sinyal işleme sayesinde insan mekanizmasını taklit edebilir. Diğer üreticilerin benzer tekliflerinden belirgin bir fark göstererek Sony, daha dinleyiciye ulaşmadan sesin duvarlara yansımasını sağlayan akustik yansımaya güvenmez. S-Force ile etki tamamen sanaldır, bu nedenle nerede olursanız olun dinamik 5.1 surround sesin keyfini çıkarabilirsiniz.

Genel Bilgi

İlk olarak eski Mısırlılar, güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler.

Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında, bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.

Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu.

Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ‘saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu.

Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. İlk saat orada keşfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient. agog. eager. on edge. rash. restive. solicitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drivel. glossolalia. knock it off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. only. simply. merely. exclusively. nothing but. but. nigh but. nothing else. purely. solely. itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alone. exclusively. just. mere. merely. only. simply. solely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

merely. solely. only. just. entirely. simply.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pure. unadulterated. unmixed. absolute. all. fine. genuine. refined. distilled. simple. naive. ingenuous. innocent. deceivable. harmless. simple-hearted. simple-minded. unsuspicious. artless. candid. clean. clear. credulous. dewy-eyed. elemental. ele.

Türkçe - İngilizce Sözlük

credulous. absolute. array. artless. clear. confiding. fond. green. guileless. gull. gullible. ingenuous. innocent. line. lineup. naive. pure. rank. simple. simpleminded. trustful. unadulterated. virgin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. clean. fine. guileless. gullible. line. pure. row. sheer. unadulterated. ingenuous. credulous. refined. neat. purified. clarified. genuine. full. unblended. net. unblemished. white. sterling. spotless. rank. array. artless. chaste. element.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Solun karşısını işaret eden yön ki, insanın daha kolay kullandığı el ve koluna karşılıktır: Sağ kol, sağ ayak, sağ göz. 2. insanın sağ tarafına düşen veya ruhsuz bir cismin sağ tarafında bulunan: Sağ taraf, binanın sağ yanı, ordunun sağ kolu. 3. Sağ taraf, sağ cihet, sağ kol, sağa sapmak, köyü sağda bırakarak gitmek, sağını solunu bilmez, sağı soldan farketmek. 4. Uğur: Sağa rasgelmek. Sağ kol = Ordunun sağ kanadı. Sağ kolağalığı = Eskiden kıdemli yüzbaşı. Sağlam ayakkabı = Emniyet ve itimada değer. Sağlam ayakkabı değildir = Güvenilecek adam değildir. Sağı, solu yok = Doğru, fakat sert ve tabiatı anlaşılmaz insan. Sağına, soluna bakmamak = Dikkat etmemek, yürüyüp geçmek. Sağını, solunu saymamak = Hatır saymamak. Sağ tarafından kalkmak = İşi yolunda gitmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sound. safe. whole. hard. firm. fast. strong. healthy. able-bodied. good. secure. secured. valid. sure. gilt-edged. bankable. bouncing. calculable. cast-iron. consolidated. flat-footed. foolproof. foursquare. dyed in grain. granite. granitic. hale. h.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. firm. foolproof. good. hardwearing. immaculate. lasting. resolute. right. roadworthy. robust. rugged. safe. secure. solid. sound. stable. stalwart. staunch. steady. steely. stout. strong. sturdy. substantial. sure. unflinching. unshakeable. healthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

healthy. solid. strong. sound. secure. well-built. well-made. in good condition. undamaged. trustworthy. reliable. dependable. trustable. cover paper. established. everlasting. fit. four square. good. good health. hardy. hearty. hot and strong. hunky. rig

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidation. fortification. reinforcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidate. make firm. secure. solidify. cement. consolidation. make fast. fasten down. firm. harden. reinforce. stabilize. strengthen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. consolidate. secure. solidify. stabilize. strengthen. to strengthen. to reinforce. to consolidate. to fortify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen. to reinforce. to put sth on a sound footing. to fortify. to tighten. to secure. to consolidate. brace. entrench. firm. lanyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fastness. solidity. stability. soundness. health. firmness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidity. soundness. strength. fastness. maintainability. staying power. stability. substance. validity.

Türkçe Sözlük

(i.). Sağ tarafı olan. Sağlı sollu = 1. Sağ ve sol tarafı olan: Bu çarşı sağlı sollu filân adamındır (sağda ve soldaki dükkânlar beraber olarak). Bu menekşeler sağlı solludur. 2. Sağ ve sol iki eliyle de çalışabilen. Ar. zü’l-yemîneyn.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Konsolos.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attack. to assail. to assault sb / sth. to rush. to charge. to charge at. to act on. to dissolve. assault. carve up. dash. go at. hammer. hit. invade. lay about one. lay on. make at. make for. push. ramp. sally. set about. tear into. tilt at. we.

Şifalı Bitki

(sahlep): Salepgiller familyasından; tel köklü otsu bir bitkidir. Kökünde 2 tane yumru vardır. Gövdesi, dik ve silindirimsidir. Çiçekleri salkım veya başak şeklindedir. Kullanılan yeri köklerindeki yumrularıdır. Yurdumuzda bir çok çeşidi vadır. Salep yumruları müsilaj, glikoz ve uçucu bir yağ taşır. Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır. Öksürük ve bronşitte faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinde faydalıdır. Zihni çalışma gücünü arttırır. Kalbi kuvvetlendirir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Vücudun ısınmasını sağlar. Cinsel gücü artırır.

Türkçe Sözlük

(i.). Sağa sola eğilerek yürüme, Fars. hırâm.

Türkçe Sözlük

(f.). Yürürken hafifçe sağa, sola eğilmek, Osm. hırâmân olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. benzi sararmış, soluk yüzlü, solgun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. soluk borusu veya dolyolu iltihabı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mere. simple. solely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deposit salt as a saline solution; as, the brine begins to salt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic taste characterized by solutions of chlorides, bromides, iodides, nitrates, and sulfates of potassium and lithium. any compound formed by combination of any negative ion with any positive ion ; the precipitate produced as the result of neutralizat

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical compound derived from an acid by replacing the hydrogen atom with a metal or positive ion Salts may act as buffers in solution with acids or bases Common or table salt is an example. an ionic compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A white, friable mineral that is highly soluble in water.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute majority. bare / salt / overall / simple majority. clear majority. overall majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. absolute mutlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üşnan, çorak, dikenli çöven, bot. Salsola kali.

Türkçe Sözlük

(ŞAM) (i. coğrafya, Ar.’da «sol» ve Yemen «sağ» demek olup Hicâz’a nisbetle bu şekilde adlandırılmışlardır). 1. Suriye ve Lübnan ülkeleri. 2. Araplar’ın «Dimaşk» dedikleri şehir. Şam işi =: Şam’da yapılan tatlı ve reçel. Şam fıstığı = Maruf fıstık. Şam kayısısı = Kayısının Şam’da yetişen büyük ve pek iyi bir cinsi. Şamşekerl = Uzunca ve kamış parçası gibi ince, içi delik delik ve renkli bir şeker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stratospheric Aerosol Measurements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Sub-Antarctic Motions in the Brazil Basin, a component of the WOCE float program aimed at describing the absolute general circulation of the Antarctic Intermediate Water as it spreads northward at about 800 m depth in the Brazil Basin During t

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı sançmak’dan sançak). Ucu sivri demirden olup yere saplanan büyük bayrak, Ar. râyet, livâ: Sancak açmak, çekmek. 2. Eskiden her vilâyetin bölündüğü üç beş dairenin her biri ki, birkaç kazadan mürekkepti. 3. (denizcilik) Gemide, geminin başına doğru dönük durulunca, geminin sağ tarafı. Sol tarafa iskele denir. Sancak boğmak = Yardım sitemek için yapılan eski bir işarettir ki, sancak ortasınden boğularak asılırdı. Sancak beratı = Bir geminin tâbiiyetini belirten resmi vesika. İşaret sancağı = İşaret için çekilen dört köşeli sancak. Sancak-ı Şerif = Hz. Muhammed’in, mukaddes emanetler arasında bulunan sancağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of shoe consisting of a sole strapped to the foot; a protection for the foot, covering its lower surface, but not its upper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An overshoe with parallel openings across the instep. a shoe consisting of a sole fastened by s