Sona Ermek ne demek? | Sona Ermek anlamı nedir? | Sona Ermek

Sona Ermek anlamı nedir?

Sona Ermek ne demek?

Sona Ermek anlamı nedir?

Sona Ermek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sona ermek

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. conclude. die. expire. finish. terminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cease. to be drawing to a close. come to an end / to close. culminate. draw to close. draw to an end. to draw to an end. expire. pass away. pass off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt, akla uygun olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evince. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denominate. entitle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjourn. interspace. pause. recess. remit. rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a break. to take a break. intermit. interrupt. recess. to give time off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crave for unusual foods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). telaffuz benzerliği; asonans, yarım kafiye, seci. assonant (s). telaffuzu benzer olan; yarım kafiyeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from beginning to end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Güzellikle icrâ ve tesviye etmek, halle muvaffak olmak: Bu işi becerebilecek misiniz? O adam bir iş beceremiyor. 2. mec. Katil ve idam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

do well. manage. get things done. tackle. swing. knock off. fuck. have a screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrive. manage. to manage. to contrive. to break up. to mess up. to ruin. to seduce. to lay. to make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to carry out successfully. to mess up. to kill sb. to rape sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BERELMEK) (f.). Gözü, akı iri iri görünecek şekilde açılmak: Gözü belerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlighten. inform. instruct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to furnish information. to give information. acquaint. clue. enlighten. inform. render information. advise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. hearten. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. to deliver a replication. respond. return. answer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause havoc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇÖKERTMEK (f.). Çöktürüp oturtmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygunluk, uyum, ahenk, mutabakat; (müz). ses uygunluğu; (fiz). titreşim uygunluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). konson, sessiz harf; (s)., to veya with ile uygun; aynı seslere sahip olan, ahenkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kişisel ilişkilerini kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Toplamak, cem’etmek, devşirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a course of lectures. to give lessons. to hold a course. to give lectures. deliver a course of lectures. instruct. lecture. school. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenksizlik, uyumsuzluk, seslerin birbirine uymaması; (müz)., (fiz). akortsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ahenksiz, uyumsuz, uygun olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ,). (Lat). bir oyundaki kişiler; bir piyesin metnin' den önce gelen oyundaki kişilerin listesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (el-vermek). 1. Yetmek, Osm. kifayet etmek, kâfi olmak: Bu kadarı bana elverir. 2. Münasip ve muvafık olmak, uymak, uygun gelmek: O, benim işime elvermez. 3. Faydalı ve nâfî olmak, hesaba gelmek: Onun teklifi bana elvermez. 4. Vuku bulmak, vâki olmak, çökmek, hükmünü icra etmek: Pişmanlık elverdi. Elverir = KAfi, yeter, artık istemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give an order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetişmek, vâsıl olmak: El rafa, baş tavana ermek. 2. İsteğine erişmek, nail ve mazhar olmak, kavuşmak: Meramıma erdim. 3. Olmak, olgunluk bulmak: Şeftaliler daha ermedi, bülûğ yaşına erişmek, yetişmek: Daha ermemiş bir çocuktur. 4. Evliyâlık mertebesine erişmek: Ermiş bir zattır. Ayak suya ermek = Ayılmak, kendine gelmek. Mühim bir şeyin farkına varmak. El ermek, el değmek = El değmek, fırsat bulmak. Baş göğe ermek = İftihar etmek. Akıl ermek = Anlamak, Osm. fehm ve idrâk etmek: Bu işe aklım ermedi. Aklı ermez = Kısa akıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach. arrive at. attain. to attain. to ripen. to mature. to become a saint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attain. to reach. to arrive at maturity. to ripen. to reach spiritual perfection. get at.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Evlendirmek, Osm. tezvîc etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Price Quotation)

Piyasa yapıcının görevli olduğu sermaye piyasası aracında seans sırasında ilan ettiği alış ve satış fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvan) Ölmek, telef olmak. Osm. mürd olmak: Araba atlarının biri geberdi. Bu hayvan açlıktan geberecektir. 2. mec. Telef ve mahv olmak: Kendisine bakmıyor, bir gün geberip gidecektir (insan için küfür ve hakaret yerine kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to die. to peg out. to pop off. to kick the bucket. to croak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kick the bucket. to die like a dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to send back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give back. to return. negotiate back. redeliver. render. repay. restitute. restore. retrocede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Germek, çekip uzatarak kurmak: ipi, teli, yayı germek. 2. Çekip uzatarak asmak: Perde, çarşaf germek. Haça, çarmıha germek, asmak. Göğüs germek = 1. Güvenmek, övünmek, hakkıyla iftihar etmek: Göğsümü gere gere gezerim. 2. Karşı durmak, mukavemet etmek: Düşmana göğüs geren bir alay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stretch. stretch out. strain. tighten. tighten up. tense. bag. distend. draw. hang on. lift. rack. span. sprawl out. stay. string. tauten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extend. flex. stretch. tense. to tense. to extend. to scretch. tighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stretch. to tighten. to spread out and stretch over. to extend. to pull. to rack. to stiffen. to clamp. to frame. to brace. to spread. to bar. to span. to stram. to stress. to hang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokmak, karıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir arızayı, bir rahatsızlığı ortadan kaldırmak, yok etmek: Bu ilâç ağrınızı giderir. Otomobildeki bozukluğu bir türlü gideremedik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remove. eliminate. clear. satisfy. supply. allay. appease. avert. dispel. disperse. dissipate. efface. fulfil. fulfill. gratify. iron out. obviate. quench. repair. resolve. smooth away. smooth out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appease. counteract. dispel. dissipate. repair. sate. satisfy. to remove. to dissolve sth. to cease. to stop. to dissipate. to dispel. to satisfy. slake. to appease. to quench. to slake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remove. to make disappear. to cause to cease. correct. counter. dispel. efface. obviate. overcome. retrench. rid. work off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to run over. to transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GÖVERMEK) (f.). 1. Yeşermek: Ağaçlar göğerdi. 2. Morarmak: Omuzumu öyle çarptım ki, göğerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (ası I Türkçe’de geri dönmek ve eğrilmek demek olan gönmek fiilinin müteaddtsidir). Yollamak, salmak, Osm. irsâl, isbâl, ba’s etmek: Babama bir mektup, bir hediye gönderdim. Oğullarını okula gönderiyor. Haber, selâm göndermek; ileri göndermek: Sürmek, öne geçirmek. İçeri göndermek = Sokmak, ithal etmek. Geri göndermek = Red ve iade etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. send away. dispatch. consign. forward. address. bundle off. conjure away. expedite. freight. order away. refer. relegate. remit. route. send forth. send off. send out. ship. ship off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. send away. dispatch. consign. forward. address. bundle off. conjure away. expedite. freight. order away. refer. relegate. remit. route. send forth. send off. send out. ship. ship off. discharge. dismiss. emit. flash. transmit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. to send. to dispatch. to send away. to see off. to deliver. to delegate. to transmit. to expedite. to refer. to consign. to send in. to forward. despatch. relegate. send out. ship. ship off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gördürmek, Osm. izhâr, ibrâz etmek: Size bir kitap göstereyim. Aldığı atı bana gösterdi. 2. Öğretmek, anlatmak, İlâm etmek: Bana yolu gösterdiler. Ders gösteriyor. Bilmeyenlere doğruyu göstermeli. 3. Çıkarmak, gözüktürmek, takdim etmek, kaçırmamak: Akrabasına kızlarını gösteriyor. 4. Tanıtmak: Kendini göstermek istiyor. 5. Delâlet etmek, delil olmak: Birtakım viraneler orada vaktiyle bir şehir bulunmuş olduğunu gösteriyor. 6. İspat etmek, kabûl ve takdir ettirmek: Bu sözümün doğruluğunu size göstereceğim. Cesaretini gösterdi. 7. Tayin etmek: Kendisine yer gösterdi. Bana iş göstermediler. 8. Karşısında tutmak: Ateşe göstermek, aydınlığa göstermek. 9. Saklamamak, meydana koymak: Hiçbir kitabını göstermez. 10. Güzellik ve yakışıklığını meydana çıkarmak veya arttırmak: Kadını kıyafet gösterir. Atı takım gösterir. Ahşap yapıları gösteren boyadır. 11. Vermek, hasıl etmek, Osm. ikaa eylemek: Allah göstermesin. Kader bana sonunda onun hastalığını da mı gösterecekti? 12. Olduğundan genç görünmek: Elli yaşında vardır ama göstermiyor. 13. Belirtmek, şekil ve biçimini ortaya koymak: Bu ayna iyi gösteriyor. Bu dürbün İyi göstermiyor. Bakalım Aytne-i devran ne sûret gösterir? Parmakla göstermek = Şöhreti olmak: Onu parmakla gösterirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show. point. point out. display. exhibit. demonstrate. prove. put forth. teach. betoken. denote. depict. designate. disclose. evidence. exercise. expose. hold up. indicate. initiate. introduce. look. manifest. point to. produce. represent. set out. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demonstrate. denote. depict. designate. display. evince. exemplify. exhibit. express. indicate. look. manifest. point. present. produce. promise. record. reflect. register. represent. reveal. show. suggest. tell. tinge. witness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicate. show. point. to show. to make sth visible. to demonstrate. to evidence. to expose. to instruct. to teach. to assign. to set off. to display. to indicate. to figure. to manifest. to exhibit. to represent. to illustrate. to point. to prove. to exe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Göğermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intimidate. threaten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. declare. notify. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let sb know. to inform (on sb. to report. to give out. advise. announce. call. declare. denounce. herald. inform. notify. peach. tell. wise up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sona ermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. decide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesin karar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ilgi göstermek, iyi karşılamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hüsn-i kabul göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contain. include. implicate. imply. enclose. comprise. cover. embody. encapsulate. incapsulate. inclose. number. span. store. subsume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. contain. count. embrace. imply. include. involve. to include. to contain. to comprise. to cover. to involve. to embrace. to embody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

include. to include. to contain. to imply. cover. embrace. involve. span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sanmak, tahmin etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kişisel olmayan, şahsi olmayan; ,sahsiyeti olmayan; özel bir şahsa veya şeye bağlı olmayan; gram. yalnız üçuncü tekil şahıs kullanllan (fiil): (it snows gibi), gayri şahsi (fiil) impersonally z. kişisel olmayarak, bir şahsa veya ,seye bağlı olmaya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taklit etmek; temsil etmek; kişilik kazandırmak. impersonation i. taklit etme; şahıslandırma. impersonator i. temsil veya taklit eden kimse, taklitçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, uyumsuz, ahenksiz. inconsonance i. ahenksizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. şahsen, bizzat, kendi şahsında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yön vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allow. authorize. brook. consent. countenance. empower. excuse. have. let. permit. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a discharge. allow. consent. empower. grant permission. to give leave. to grant leave. let. okay. to give permission. to grant permission. permit. to give sanction. set one's seal to. suffer. to give time off. warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudicate. choose. decide. determine. resolve. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjudge. adjudicate. to give a decision. to passjudgment to enter a decree. to form one's judgment. arbitrate. award. decide. determine. elect. to give judgment judgement. make a decision. make up one's mind. opt. pass. pass upon. to pass a resolution of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answer. counter. counteract. react. rejoin. reply. retort. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

answerback. to answer. counter. respond. talk back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değer vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. Konsonant

db. ünsüz

Ses yolunda bir engele çarparak çıkan ses, sessiz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clap. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Artık tutmamak, bırakmak, salıvermek, engel olmamak: Suyu koyuverdi; köpeği gündüzün bağlı tutup gece bahçeye koyuverirler. 2. Hapisten veya diğer bir bağlı halden çıkarmak, serbest bırakmak: Esirleri koyuverdiler; bir gece hapsedip gündüz kokuverdi. 3. İzin vermek, gitmeye müsaade etmek, bırakmak; ben gelinceye kadar sen misafirleri koyuverme. 4. Tutmayıp ve zaptetmeyip serbest bırakmak, koparmak: Bir kahkaha koyuverdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give ear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

New York şehrinde birçok reklam sirketinin bulunduğu cadde; Amerikan reklam dünyası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mesh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

varlık göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eğilim göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

süre tanımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ad vermek, adlandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to breathe out. to exhale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üstünlük vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lend. loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. float a ban. lend. lend out. to put out on loan. loan out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propose. suggest. recommend. commit. proffer. propound. submit. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counsel. move. proffer. propose. recommend. submit. suggest. vote. weave. to propose. to suggest. to counsel. to bring sth forward. to think of sth. to recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Suggest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poll. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass a vote of non confidence. throw. vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papaz evi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu terimin yerine artık PC Card terimi kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyes veya romanda kişi; psik. etrafa karşı takınılan tavır. persona grata Lat. makbul şahsiyet, saygıdeğer kişi. persona non grata Lat. istenmeyen kişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

istenmeyen kişi

Bulunduğu ülkenin yasa ve düzenlemelerine uymadığı durumda ilgili devletçe çalışması istenmeyen diplomat.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş görünen, cana yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şahsiyet, önemli kişi, muhim şahsiyet; sahnede canlandırılan şahsiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. şahsa ait, şahsi, zati, özel, hususi, zata mahsus; huk. şahsi eşyaya ait, menkul eşya ile ilgili; gram. uç şahıstan birine ait; i. gazetede belirli bir sahıs hakkında çıkmış olan yazı; huk şahsi eşya. personal appearance bir filim artistinin si

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kişilik, şahsiyet, ferdiyet; şahıs, zat; gen. çoğ. hakaret niteliğinde söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şahsına mal etmek; şahıslandırmak, kişilik kazandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. şahsen, bizzat; kendine gelince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. şahsi mal; menkul mal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. maskeli, personat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., (tiyatro) bir karakteri canlandırmak; huk. aldatmak amacıyle kendini başka bir şahsiyet olarak göstermek; bir diğerinin hüviyetini benimsemek. persona'tion i. başka bir kimsenin hüviyetini benimseme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Outlook gibi ajanda işlevi gören yazılımlara verilen isim.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kişisel görüntü kaydedici.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

titretmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) makul, mantıklı, akla uygun; uygun. reasonableness (i.) uygunluk. reasonably (z.) makul surette; oldukça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tinge. to liven up. to enliven. to add spice and zest to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sesi aksettirme, yankılama; sesi uzatıp şiddetlendirme özelliği, tınlama. resonance box keman gövdesi gibi sesi şiddetlendiren kutu. resonant s. sesi aksettiren, yankılayan; tannan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çınlamak, yankılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sesi aksettirici alet veya cisim; elektrik akımını yankılayan cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

canlılık kazandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işe yaramak, rahatlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. prescribe. recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commend. direct. recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tutulmuş olanı koyuvermek, bırakmak. 2. Mahbus olanı hapisten kurtarmak, mahbesten çıkarmak. 3. Uzatmak, koyuvermek: Sakal salıverdi. 4. Bir şeyi zaptedemeyip bırakıvermek; kaçırmak: Kahkahaları salıverdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to let go. to set free. to release. to liberate. to free. to acquit. to unwind. to disengage. to dismiss. to outspan. to unbend. to unfasten. to blow-off. to leave. to relax. to discharge. to demobilize. to pay. to drop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esteem. observe. respect. venerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to esteem. to respect. to behave respectfully. admire. esteem highly. honour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mevsime göre olan, tam vaktinde olan; tam yerinde veya zamanında yapılan. seasonableness i. mevsimine göre olma, mevsiminde olma. seasonably z. mevsimine göre, mevsiminde, zamanında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir mevsime mahsus, mevsimlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sebep olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

durgunluk vermek, sekteye uğratmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.meyva vermek. 2.sonuç vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaymak, açmak, yere vurmak, düşürmek. Ipa un sarmak = Boş, yersiz özürler ileri sürmek. Leşini sermek = Çok dövüp ölüm derecesine getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spread out. spread. lay. lay out. unfold. stretch. let things slide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drape. lay. spread. wrap. to spread out/over. to lay. to hang up. to beat down. to neglect. to lay along.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spread sth out on (the ground or floor. to spread sth over. to neglect sth. lay. lay out. leave in the cold. open. spread. stretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ağırlık vermek, rahatsız etmek, sıkıntı vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrogate. close. heal. lift. scotch. terminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to terminate. to put an end to. abate. to put the boot in. call off. close. scotch. still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. conclude. die. expire. finish. terminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cease. to be drawing to a close. come to an end / to close. culminate. draw to close. draw to an end. to draw to an end. expire. pass away. pass off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sonuncu, son doğan yiğit, erkek çocuk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ses veren, sesli; i., dilb. ünlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sonar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a measuring instrument that sends out an acoustic pulse in water and measures distances in terms of the time for the echo of the pulse to return; sonar is an acronym for sound navigation ranging; asdic is an acronym for anti-submarine detection investigat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sonar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Word is derived from 'sound navigation and ranging ' It describes a devise that transmits frequency sound waves in water and registers the vibrations reflected back from an object It is used in detecting objects such as submarines, locating schools of fis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The use of sound waves to detect underwater objects, such as schools of fish A system that uses transmitted and reflected sound waves to find objects under water. - an underwater acoustic means of determining distance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A technique, similar in principle to radar, for finding the distance and direction of a remote object in water by transmitting sound waves and detecting reflections from it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sonar , sound navigation ranging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz radarı, sonar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Batı Musikisi’nde solo saz için yazılan büyük eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sonata.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir ya da iki çalgı için yazılmış, üç ya da dört bölümden oluşan müzik yapıtı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. sonat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müz. sonatcık, sonatin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Ay’ın son günleri. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pledge. promise. undertake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give one's word. to deliver / to make a promise. to promise. assure. engage. engage one's word. to pledge one's faith. pass. pass one's word. pledge one's word. to deliver a promise. stipulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to banish. to exile. relegate. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayrıntılı açıklamada bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zarar ödemesinde bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

direktif vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

react.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to react. make a response.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

avutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crawl. creep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shudder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mantıksız, muhakemesiz; makul olmayan; aşırı, müfrit. unreasonableness i. mantıksızlık; makul olmayış. unreasonably z. mantıksızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mevsimsiz, zamansız, vakitsiz. unseasonableness i. mevsimsizlik. unseasonably z. mevsimsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ürkme veya üşümeden tüyler kalkıp dikilmek ve deri iğne iğne kabarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chill. feel chilly. creep. shiver. shudder. tremble. tremble all over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creep. shiver. shudder. tingle. tremble. to get goose pimples. to have one's hair stand on end. to shudder. to shiver. to get the creeps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chill. creep. quiver. tremble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vermek, teslim etmek, Osm. İtâ etmek: Paketi bana verin, parayı kime verdiniz? 2. Hediye ve ihsan etmek, bağışlamak: Fakirlere verir, o kimseye bir şey vermez. 3. Ödemek, Osm. tediye etmek: Aldığınız eşyanın parasını verdiniz mi? 4. Çıkarmak, neşretmek: Islanınca fena bir koku veriyor. 5. Hâsıl etmek, meydana getirmek; verimi olmak: Bu tarla senede ne veriyor? Bankaya yatırılan para ne kadar faiz verir? 6. Yormak, tefsîr etmek: Bu sözünü neye veriyorsunuz? Bana olan dargınlığına veriyorum. Yardımcı fiil olarak, sür’at bildirir: Alıvermek, gidivermek, yazıvermek ki, hemen alıp geçmek vesaire demektir. Ateşe vermek = Yakmak. Ara vermek = Fasıla vermek, kesmek. Ara vermeksizin = Fasılasız. Arka vermek = Dayanmak. Arka arkaya vermek = Birbirine dayanmak, yardımlaşmak. Elvermek = Yetmek. Ele vermek — Haber verip teslim etmek, sırrını meydana çıkarmak. Aman vermek = 1. Affetmek. 2. Zaman vermek, müsaade etmek. Uste vermek = 1. Değiştirilen bir şey için fazla bir şey vermek. 2. Fayda beklerken zarar görmek: Paramı almadıktan başka kaybettiğim şemsiyeyi de üste vermiş olduk. Baş vermek = 1. Canını feda etmek, baş koymak. 2. Başaklanmak, baş bağlamak. Başbaşa vermek = Konuşmak. Bereket versin = Allah bolluk versin. Bereket versin ki = İyi ki, Allah’a şükrolsun ki. Bel vermek = Eğilmek, öne doğru kanburlaşmak, beli çıkmak: Bu duvar bel vermiş. Boy vermek = Uzamak. Boyun vermek = İtaat, baş eğme. Pay vermek, payını vermek = Paylamak, çıkışmak, sövmek. Pey vermek = Satın aldığını temin için bir şeyin kıymetinden bir miktarını önceden vermek. Teminat vermek = Sağlamlaştırmak İçin bir karşılık göstermek. Can vermek = 1. Ölmek. 2. Pek fazla istemek. Hak vermek = Haklı bulmak. Renk vermek = Belli etmek. Zahmet vermek = Yormak. Senet vermek = Taahhüt etmek. Söz vermek = VAd ve taahhüt etmek. Falan şey süsünü vermek = Ona benzetmek, onun gibi tanıtmak: Adam kendine tüccar süsü verdi. Şan vermek = Şöhret kazanmak. Kaçamak vermek = 1. Firar etmek. 2. Vazifesi başına gitmemek. Kulak vermek = Dinlemek. Mânâ vermek = Tevil etmek, başka bir maksada yormak: Benim sözüme, buraya gelişime mânâ vermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. allow. assign. bear. bestow. bring in. cede. come across with. confer. contribute. dedicate. deliver. deliver up. dispose of. distribute. donate. endow. extend. furnish. give. give away. give in. grant. hand. hand in. hand out. hand over. imp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer. assign. attribute. award. bestow. cede. concede. consign. deal. devote. dispense. distribute. emit. extend. furnish. give. grant. impart. lend. pass. present. provide. supply. treat. vest. to give. to hand. to pass. to give sth away. to conced

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give sth to. to hand sth to. to bequeath / to leave sth to. to vie in marriage. to produce. to yield. to hold. to give. administer. afford. ascribe. attach. bestow. blossom. concede. confer. consign. dedicate. defray. deliv.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koşmak, sürat ve telâşla gitmek. Yel yeperek = Alelacele, telâşla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı: yirmek) (halk ağzında: ermek). Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, nefret ve istikrah etmek. Aş ermek = Gebe kadın yemek beğenmeyip münasebetsiz şeyler arzu etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burlesque. decry. satirize. vilify. to criticize. to disparage. to run down. to decry. to satirize. to blame. criticize. slander. to ridicule. deride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticise. cry stinking fish. cut out. denigrate. excoriate. malign. revile. run down. satirize. vilify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yeşil olmak, y Şİİ renk peyda etmek. 2. (bitkiler) Sürmek, yapraklanmak: Ağaçlar yeşerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accredit. authorize. depute. empower. entitle. licence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to delegate authority. capacitate. chair. clothe with powers. commission. delegate. delegate power. empower. entitle. invest. vest sb with authority. warrant. to confer powers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guide. marshal. pilot. shepherd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conduct. guide. instruct. lead. pilot. take in tow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bounce. dismiss. send about one's business. to make way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. damage. harm. impair. injure. prejudice. strain. vandalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by