Sui Muamelat | Sui Muamelat ne demek? | Sui Muamelat anlamı nedir?

Sui Muamelat | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sui muamelat

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötüye kullanma, suiistimal; kötü muamele; zarar; fesat, suç; küfür, sövüp sayma; Irza tecavüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kötüye kullanmak; suiistimal etmek; zarar vermek, incitmek; sövüp saymak, küfür etmek; şerefini lekelemek; Irza tecavüz etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. power on. turn on. switch on. to open. to uncover. to unfold. to spread. to shave off. to clear up. to inaugurate. to untie. to unravel. to solve. to make lighter. to disclose / to mention. to let know. to suit a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük

candidate. nominee. suitor. solicitor. aspirant. postulant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

morality. morals. conduct. character. moral disposition. casuist. etiquette. principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rate data is transferred by the user access channel The speed of the access channel determines how rapidly the end user can inject data into a frame relay network. The standard Mallinckrodt grade of analytical reagents; suitable for laboratory and gen

Türkçe - İngilizce Sözlük

Relay Mode, Communications Mode of the Space Suit Communicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lookup. search. exploration. frisk. hunt. hunting. pursuit. quest. root about.

Türkçe - İngilizce Sözlük

research. exploratory. explorative. inquisitional. inquisitorial. investigative. inquiries. research. exploration. search. study. review. inquiry. ascertainment. checkback. checkover. checkup. discourse. disquisition. investigation. probe. pursuit. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inert gas used in incandescent and fluorescent lamps Inincandescent lamps it helps to retard evaporation of tungsten filament. a dense gas generally used to insulate drysuit diving Not for breathing purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol that translates Internet Protocol, or IP, addresses into physical network addresses One of the many members of the TCP/IP protocol suite, ARP is a key player in the process that allows a packet of data addressed to a particular Internet host

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suikastçı, katil, gizlice adam öIdüren kimse; (bh). ismaili mezhebinin Haşşâşin denilen koluna mensup olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) suikast yapmak, alçakçasına adam öldürmek (özellikle siyasi kişileri);bir kimsenin şöhretini mahvetmek assassina'tion i suikast, adam öIdürme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An atlas is a package of maps coverring some part of the world, suitable for use in an application For instance an atlas might have maps of Scotland with more detailed coverage of major cities. a computer-controlled instrument which measures the Staple Le

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kalkışmak, yeltenmek , teşebbüş etmek; çalışmak, gayret etmek, denemek, tecrübe etmek; hayatına kastetmek, suikast teşebbüsünde bulunmak; (i). teşebbüs, yeltenme, kalkışma; deneme, tecrübe attempt on one's life suikast teşebbüsü.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En büyük, en ulu. Abdullah Azzam: Afganistan İslâmî hareketinin siyasi liderlerinden. Bir suikast sonucu şehit olmuştur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesh. square. to agree with. to accord with. to suit. to get on well with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A business, with a state or federal government charter , that provides services such as paying interest on deposits , issuing and collecting checks , and making loans , especially to businesses Shareholders receive part of a bank's profit as a return on t

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitcase. trunk. hold-all. valise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

portmanteau. suitcase. trunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

luggage. suitcase. trunk. baggage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bergamot oil acts as a natural astringent and is best suited for oily skin and hair conditions Its spicy scent of oranges and lemons also helps to lift the spirits. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkward. clumsy. formless. shapeless. unsightly. ill-shaped. ugly. unmannerly. unsuitable. deformed. disfigured. unstylish. irregular. distorted. disproportionate. amorphic. unproportionate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini. two-piece. two-piece swimming suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's abbreviated two-piece bathing suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's abbreviated two-piece bathing suit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haydut, eşkıya, cani, suikastçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. getirmek; hâsıl etmek; sevketmek; icbar etmek, mecbur tutmak. bring about sebep olmak, hâs etmek; beraberinde getirmek. bring an action, bring suit dava etmek. bring around, bring round kandırmak, ikna etmek; ayıltmak, kendine getirmek. bring down the

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ecza). tatlı süIümen, kalomel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. handbag. purse. briefcase. suitcase.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahlâk meseleleriyle ugraşan kimse. ahlâk kurallarını kendi isteğine göre yorumlamaya gayret eden kimse. casuis'tic (s). ahlâk kurallarıyla ilgili; ahlak kurallarınl kendi çıkanna göre yorumlayan. casuis'tically (z). kendi çıkarına göre yorumlayarak

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz)., (kim). elektroliz usuIünde katotta hâsıl olan madde, pozitif yüklü iyon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jacket. sports coat. jacket of a suit.

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stark naked. in the buff. mother-naked. without a stitch on. without a stitch of clothing. starkers. in one's bare skin. in the nude. in one's birthday suit. in the raw. in the state of nature. in the altogether.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski komplo, suikast, gizli tertip.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fesat maksadı ile yapılan gizli anlaşma, suikast; (huk). fesat tertibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fesat maksadı ile gizli ittifak yapmak, suikast hazırlamak; elbirliği ile çalışmak; anlaşmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intriguer. trickster. artful. cheat. jesuitical. manipulatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A representation of facts, concepts, or instructions in a formal manner suitable for communication, interpretation, or processing by human beings or by computers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Factual information used as a basis for reasoning, discussion, or calculation. 'A formalized representation of facts or concepts suitable for communication, interpretation, or processing by people or automated means ' The term 'data' is often used to refe

Türkçe - İngilizce Sözlük

A re-interpretable representation of information in a formalized manner suitable for communication, interpretation, or processing Operations can be performed upon data by humans or by automatic means Any representations such as characters or analog quanti

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gathering of facts, concepts or instructions in a formalized manner, made suitable for communication, interpretation or processing Anything other than voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Data is an un-processed collection or representation of raw facts, concepts, or instructions in a manner suitable for communication, interpretation, or processing by humans or by automatic means.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawsuit. trial. suit. action. claim. case. process. prosecution. cause. instance. law. litigation. plea. pleading.

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. case. cause. lawsuit. plaint. proceeding. process. suit. trial. claim. assertion. thesis. problem. question. matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. law suit. court case. theorem. thesis. lawsuit. action. appeal. trial. claim. assertion. allegation. complaint. quarrel. proposition. problem. question. matter. cause. grand purpose. actio. vi vulgaris. actio. legal acuse. court suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaintiff. claimant. litigant. petitioner. orator. prosecutor. reclaimant. remonstrant. suer. suitor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). emanet paradan çalmak, zimmetine geçirmek. defalca'tion (i). emanet paradan çalma, zimmetine geçirme, suiistimal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of fashion; 'a suit of rather antique appearance'; 'demode attire'; 'outmoded ideas'.

Genel Bilgi

İttihat ve Terakki’nin son sadrazamı Talat bey, trenle Ankara’ya giderken Tuzla’yı geçtikten bir müddet sonra suikaste uğramıştı. Kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne çıkan bir denzialtından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey olmamasına rağmen trenin yola devam edecek hali kalmamıştı. Denizaltının ve suikastın kimler tarafından yapıldığı tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. equivalent. match. quits. bale. counterpoise. peer. suitable. timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balanced. bale. equal. equivalent. even. stabilized. bundle. in equilibrium. balancing. in trim. suitable. timely. appropriate. match. peer. square. static. correspondent. corresponding. matching. stable. pack.

Ülke

Başkent: Santa Domingo.

Nüfus: 7.826.000.

Yüzölçümü: 48.443 km2.

Komşuları: Batıda Haiti.

Önemli Şehirleri: Santo Domingo, Santiago de Los Caballeros.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca.

Yönetim Biçimi: Temsili Demokrasi.

Tarih: 1492’de Kolomb oraya ulaştığında Hispanida adasında Carib ve Arawak Hintlileri yerleşmişti. 1496’da kurulan Santa Domingo kenti yarıkürede Avrupalılarca yerleşilmiş en eski alandır.

1697’de adanın batısındaki 1/3’lük kısmı Fransa’ya devredildi. Santa Domingo 1795’te Fransa’ya katıldı. Haitili lider Toussant L’Ouverture 1801’de burayı ele geçirdi. 1803-1821 arasında pek çok yerli cumhuriyet belli aralıklarla kurulup kalktı. 1822-1844 arasında Haiti bölgeye tekrar egemen oldu ve 1861-63’te İspanyol işgali gerçekleşti.

1916’dan anayasal çerçeveden seçilen hükümetin başa geçtiği 1924’e kadar ülke Amerikan donanmaları tarafından işgal altında tutuldu. 1930’da Gen. Rafael Leonidas Trujiollo Malina devlet başkanı seçildi. Trujillo 1961’de uğradığı suikaste kadar ülkeyi zorbalıklar yönetti. 1960’ta Trujillo tarafından atanmış olan başkan Joaguin Balaguer 1962’de baskılara dayanamadı. 33 yıl içinde yapılan ilk özgür seçimlerde seçilen Juan Bosch; 1963’te devredildi. 24 Nisan 1964’te Bosch taraftarları ve komünistleri de dahil olduğu diğer bazı gruplar ayaklandı. Dört gün sonra Amerikan donanması Bosch yanlısı güçlere müdahale etti. Daha sonra beş Güney Amerika devleti tarafından oluşturulan barış koruma güçleri gönderildi.

Haziran 1966’da Balaguer’in Bosch’u yendiği seçimleri geçici bir hükümet denetledi. Balaguer sonraki 28 yıl boyunca görevde kaldı, ancak Mayıs 1994’te yeniden seçilmesinde hile yapıldığı ortaya çıkınca 1995’te yeni seçim yapma sözü verdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Celtic goddess; mother of Gwydion and Arianrhod; corresponds to Irish Danu. a European river in southwestern Russia; flows into the Sea of Azov. put clothing on one's body; 'What should I wear today?'; 'He put on his best suit for the wedding'; 'The princ

Türkçe - İngilizce Sözlük

material suitable for upholstering. upholstery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cease. discontinue. halt. lie. rest. stall. stand. stay. stop. to stop. to cease. to halt. to remain. to stay. to suit. to go. to look. to wait. to come to rest. to stop off. to pull up. to draw up. to pack up. to cut out. to stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük

halt. stop. to stop. to last. to continue to exist. to endure. to stand without doing anything. to be / to remain (at a place. to suit. to go. to appear. to look. to lie. to rest. to wait. to repose. to pose. to pause. to pitch. to intercept. to stall. ce

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hearing in a lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat (er. trickster. artful. artist. crafty. doer. fabricator. humbugger. jesuitical. juggler. knave. maladministrator. palterer. wily.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. garment. cloth. suit of clothes. clothes press. costume. gear. habit. raiment. stich. vesture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress. suitable for clothes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. convenient. sufficient. favourable. practicable. opportune. adequate. auspicious. practical. propitious. prosperous. streamlined. susceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequate. convenient. favourable. fit. practical. right. satisfactory. strategic. suitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. adequate. convenable. economic. effective. efficient. eligible. favo u rable. fit. handy. opportune. practicable. practical. propitious. prosperous. ready made. serviceable. strategic. sufficient. usable. workable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenience. facility. suitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantageous. inconvenient. unfavourable. unsuitable. adverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconvenient. unsuitable. impracticable. impractical. unhandy. unsuited.

Türkçe - İngilizce Sözlük

emission. issue. issuing. transmission.

Türkçe - İngilizce Sözlük

issue. issuing money. issue.

Türkçe Sözlük

(EMNİYYET) (i.) (zaten mastar olan «emn» e masdar edatı katılarak yapılmış yanlış bir kelime olup Ar. değildir). 1. Eminlik, korkusuzluk: Geceleri emniyeti muhafaza için bekçiler gezer. 2. Güvenme, itimat. Ar. vüsök: O adama emniyet caiz değildir. Bu adam emniyete şayandır. Ben kendisine emniyet ettim. Emniyeti suiistimal etmek = Başkasının emniyet etmesinden faydalanarak dolandırmaya kalkışmak. Emniyyet-i umûmiyye = Bir memleketin asayiş ve zabıta işleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. birbirini takip etmek, ardından gelmek; sonuç olmak, çıkmak, meydana gelmek. the ensuing year ertesi sene. Silence ensued Onu sessizlik izledi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

next. following. ensuing. the following.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tracksuit. sweat suit. track suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

warming up. sweat suit.

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adapted to an end, object, or design; suitable by nature or by art; suited by character, qualitties, circumstances, education, etc.; qualified; competent; worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make fit or suitable; to adapt to the purpose intended; to qualify; to put into a condition of readiness or preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To supply with something that is suitable or fit, or that is shaped and adjusted to the use required.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be suitable to; to answer the requirements of; to be correctly shaped and adjusted to; as, if the coat fits you, put it on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be adjusted to a particular shape or size; to suit; to be adapted; as, his coat fits very well.

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal dress suit. frock coat. swallow-tailed coat. dress coat. dress- coat. full dress. dressing suit. frock. penguin suit. tails. tail coat. tailcoat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come. to appear. to seem. to suit. to come around to. to cost. accrue. draw in. draw in / into. fetch up. get. originate. pull. reach. spring. turn up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes. garment. garments. apparel. clothing. costume. domino. dress. habit. number. raiment. dress suit. vesture. wear. wrap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.), A.B.D. rüşvet; para yeme; yolsuzluk, suistimal; (f.) rüşvet almak, nüfuzunu kişisel yararına kullanmak. grafter (i.) menfaatçi kimse, rüşvet ile geçinen kimse .

Türkçe - İngilizce Sözlük

The environment in which a population or individual lives; includes not only the place where a species is found, but also the particular characteristics of the place that make it especially well suited to meet the life cycle needs of that species Habitat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The natural home or environment of an animal or plant. the place where a species normally lives. the place or type of site where an animal or plant naturally or normally lives and grows; the arrangement of food, water, shelter, and space suitable to an an

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is supposed to be the snake by means of whose bite Cleopatra committed suicide, and hence is sometimes called Cleopatra's snake or asp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An issue is halted when it is temporarily halted from trading, usually for 30 minutes, during the time when news from the issuing company is being disseminated over the news wires A trading halt gives investors an equal opportunity to evaluate news and ma

Türkçe - İngilizce Sözlük

Suicide, by slashing the abdomen, formerly practiced in Japan, and commanded by the government in the cases of disgraced officials; disembowelment; - - also written, but incorrectly, hari-kari. ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced b

Türkçe - İngilizce Sözlük

ritual suicide by self-disembowelment on a sword; practiced by warriors in the traditional Japanese society.

Türkçe - İngilizce Sözlük

headdress that protects the head from bad weather; has shaped crown and usually a brim. an informal term for a person's role; 'he took off his politician's hat and talked frankly'. put on or wear a hat; 'He was unsuitably hatted'. furnish with a hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fit for a present. choice thing. suitable for a present.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable to be used as a gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To reach or attain exactly; to meet according to the occasion; to perform successfully; to attain to; to accord with; to be conformable to; to suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To comply with the humor of; to adjust matters so as suit the peculiarities, caprices, or exigencies of; to adapt one's self to; to indulge by skillful adaptation; as, to humor the mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

or Nile-bird The Egyptians call the sacred Ibis Father John It is the avatar' of the god Thoth, who in the guise of an Ibis escaped the pursuit of Typhon The Egyptians say its white plumage symbolises the light of the sun, and its black neck the shadow of

Türkçe - İngilizce Sözlük

This term stands for Independent Financial Adviser and is a person who can provide financial advice on the most suitable investment for you.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Independent Financial Advisor In theory, these intermediaries should look at the entire financial market before making a selection and offer unbiased advice and access to all suitable financial products they sometimes still have access to special deals no

Türkçe - İngilizce Sözlük

export. exportation. debarment. exclusion. expulsion. issuance. issue. issuing. removal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cehennemi, şeytani, cehenneme ait; iğrenç, melun. infernal machine suikast bombası. infernally z. şeytancasına; aşırı olarak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomodation. adjustment. adaptation. conformation. suitability. matching.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. suicide. selfdestruction. autocide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suicide. self-destruction. self-murder. self-slaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol The network layer protocol for the Internet protocol suite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Internet Protocol: See Internet protocol suite See also Internet address. the sciences concerned with gathering and manipulating and storing and retrieving and classifying recorded information.

Türkçe Sözlük

(İSTİMAL) (i. A. «amel» den masdar) (c. istimâlât). Kullanma: Silâh istimal etmek; bu kelimeyi hangi mânâda istimal ederler? Hüsn-i istimal = Güzel kullanma, yerine sarfetme: Nüfuz ve iktidarını hüsn-i istimal ediyor. SOlstîmSI (sû-i istimâl) = Yersiz ve kötü kullanma, haddini aşarak yolsuz harekette bulunma: Vazifesini, hükümet nüfuzunu, emniyeti suiistimal etti.

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Avrupa›da, Fransa›nın doğusunda, İtalya›nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 00 Kuzey enlemi, 8 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 41,290 km².

Sınırları: toplam: 1,852 km.

sınır komşuları: Avusturya 164 km, Fransa 573 km, İtalya 740 km, Liechtenstein 41 km, Almanya 334 km.

Sahil şeridi: 0 km(kara ile çevrili).

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Çoğunlukla dağlıktır, tepelikli merkez platosu, ovalar, büyük göller yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Maggiore Gölü 195 m.

en yüksek noktası: Dufourspitze 4,634 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, tuz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

daimi ekinler: %0.58.

Diğer: %89.51 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 250 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Çığ, toprak kayması.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7,523,934 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.43 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.12 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.34 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.51 yıl.

Erkeklerde: 77.69 yıl.

Kadınlarda: 83.48 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.43 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.4 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 13,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: İsviçreli.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %65, Fransız %18, İtalyan %10, Romen %1, diğer %6.

Din: Roma Katolikleri %41.8, Protestant %35.3, Orthodoks %1.8, diğer Hıristiyanlar %0.4, Müslüman %4.3, diğer %1, belirlenmemiş %4.3, inançsın %11.1 (2000).

Diller: Almanca %63.7, Fransızca %19.2, İtalyanca %7.6, Romence %0.6, diğer %8.9.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İsviçre Konfederasyonu.

kısa şekli : İsviçre.

Yerel tam adı: Schweizerische Eidgenossenschaft (Almanca), Confederation Suisse (Fransızca), Confederazione Svizzera (İtalyanca).

yerel kısa şekli: Schweiz (Almanca), Suisse (Fransızca), Svizzera (İtalyanca).

ingilizce: Switzerland.

Yönetim biçimi: Parlamenter Federal Cumhuriyet.

Başkent: Bern.

İdari bölümler: 26 bölge; Aargau, Ausser-Rhoden, Basel-Landschaft, Basel-Stadt, Bern, Fribourg, Geneve, Glarus, Graubunden, Inner-Rhoden, Jura, Luzern, Neuchatel, Nidwalden, Obwalden, Sankt Gallen, Schaffhausen, Schwyz, Solothurn, Thurgau, Ticino, Uri, Valais, Vaud, Zug, Zurich.

Bağımsızlık günü: 1 Ağustos 1291 (İsviçre Konfederasyonu kuruluşu).

Milli bayram: İsviçre Konfederasyonu kuruluşu, 1 Ağustos (1291).

Anayasa: 29 May 1874.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa - Atlantik Orta

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonny. decent. fine. good. goodish. likely. nice. okay. passable. pretty. right. salubrious. well. suitable. fair. all right!. ok!.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Cizvit, 1534'te İspanyol Ignatius Loyola'nın kurduğu tarikata bağlı kimse; entrikacı kimse, düzenbaz kimse. Jesuit'ical s. Cizvit gibi; entrikacı, düzenbaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for eating at breakfast. set aside for breakfast. food for breakfast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fighter plane used for suicide missions by Japanese pilots in World War II a pilot trained and willing to cause a suicidal crash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fighter plane used for suicide missions by Japanese pilots in World War II. a pilot trained and willing to cause a suicidal crash.

Türkçe - İngilizce Sözlük

public prosecution. public lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

closing. closure. stew of lamb. suit. clothes.

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (uyd. k.). Çok ince bir boru, bir sıvıya daldırıldığı zaman, bu sıvı, boruyu ıslatıp ıslatmadığına göre, boru içine geçen sıvının üst yüzü dıştaki sıvının sathından ya daha yukarıda ve çukur veya daha aşağıda ve tümsek bir durum alır; sıvıların denge prensiplerine aykırı olan bu hususuiyete kılcallık denir. Lambalarda petrolün fitilde yükselmesi, süngerin suyu çekmesi, birer kılcallık hadisesidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

modal. mood. example. mood sıyga. fitting. suitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wintery. suitable for the winter. winter house. winter range.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for use in the winter. winter house.

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Türk musikisinde köçekçe’lerden meydana gelen köçek süiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

combi suit , estate car , shooting brake , station wagon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

man's two or three-piece suit. costume. dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük

female suit , ladies suit , ladys suit , costume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

material fit for making a suit. suiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. class. rate of exchance. rate. courtship. flirt. suit. wooing. attention. court. flirtation. par. pass. rush. addresses.

Türkçe Sözlük

(i.). Pusla ibresinin kutba doğru dönme hususuiyeti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock issuing from a volcano or volcanic vent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molten rock issuing from a volcano or volcanic vent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deserving of. worthy of. suited to be. fit to be. suitable. appropriate. fit. fitting. proper. well- deserved. worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deserve. to be worthy of. to suit. to be appropriate for. command. merit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

used as a port. suitable for use as a port. calm. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

used as a port. suitable for use as a port. calm. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. suitability. capacity. competence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. deservingness. worthiness. suitability. capability. competence. desert. mark. qualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. retinue. attendants. entourage. escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suite. entourage of a high official. attendance. attendants. retinue. train.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyük; başlıca, çoğu (kısım), asıl; müz. (gam) majör; man. tasımın büyük önermesine ait. major key majör perdesi. major offense büyük suç. major premise, major term man. büyük terim, büyük önerme. major suit briçte kupa veya maça.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yolsuzluk, kötü hareket; huk. itinasızca veya yanlış tedavi; vazifede ihmal veya suiistimal, görevi kötüye kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüşvet yeme, irtikap, suiistimal, zimmete para geçirme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

swim suit. swimming suit. bathing suit. one-piece bathing-suit. trunks. bather. bathing costume. bathing dress. costume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathing suit. swimsuit. bathing trunks. leotard. bathing slips.

Türkçe Sözlük

(I. A. «bahsi den İm.) (c. mebâhis). 1. Bir bahse alt yazı, makale veya fasıl, kısım, bölüm: Mebâhls-I llmlyye. 2. Terimlerde Yunanca «logie» tâbirini tercüme eder: Mebhasüi-esmâr (carpologie), mebhasü’l-ezhâr (çiçekler ilmi) vesaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delight. flatter. please. satisfy. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

occupation. work. busyness. pursuit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. haksız olarak almak veya kullanmak, emanete hıyanet etmek, çalmak. misappropria'tion i. emanete hıyanet, emniyeti suiistimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü davranış; zina; suiistimal; kötü idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötüye kullanmak, suiistimal etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,huk.vazifeyi suiistimal; bir cürüme göz yumma suçu; yanlış, hata.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kötü kullanış; suiistimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kötü işte kullanmak, suiistimal etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Suitable to be taken as a model or pattern; as, a model house; a model husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acting upon or through one's moral nature or sense of right, or suited to act in such a manner; as, a moral arguments; moral considerations.

Türkçe Sözlük

(bk.) Muamele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معاملات] işlemler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. agreeable. proper. apposite. congruous. decorous. meet. pat. pertinent. tailormade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apt. pat. proper. seemly. fit. suitable. appropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. fit. proper. suitable. advisable. opportune. apposite. appropriate. becoming. congruous. convenable. correct. eligible. expedient. feasible. fitting. good. seemly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. favorable. favo u rable. friendly. genial.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vusûl»den if.) (mü. mûsile). Yetiştirici, Osm. İsâl eden. Mûsile-i Süieymâniyye, mûsile-i sahn = Eskiden müderris (profesör) pâyeleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

congruent. suitable. fit. appropriate. convenient. right. admissible. allowable. adequate. concurrent. welcome. consistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a Microsoft operating system platform that incorporates applications, a suite of tools and services and a change in the infrastructure of the company's Web strategy The objective of NET is to bring users into the next generation of the Internet by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The abbreviated version of the word 'Internet ' netiquette - Rules for good manners on the Internet Click here for a guide to netiquette Netscape - The company that developed Netscape Navigator Netscape Communicator - Netscape's suite of Web-related progr

Türkçe - İngilizce Sözlük

Done or made with careful labor; suited to excite admiration on account of exactness; evidencing great skill; exact; fine; finished; as, nice proportions, nice workmanship, a nice application; exactly or fastidiously discriminated; requiring close discrim

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. reasonable. something inevitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. acceptable. reasonable. sensible. so-called. sb who claims to be. the lowest price (at which a merchant will sell sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dimension. gauge. measure. measurement. measuring. unit of measurement. size. proper degree. suitable limit. bounds. measure. meter. module. measuring stick. scale. gage. dosage. chain. tape. rhythm. meterage. calibration. dimensions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly. fatal. killing. lethal. mortal. murderous. punishing. suicidal. terminal. virulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

become. come. exist. form. get. go. grow. happen. mature. occur. reign. transpire. to be. to become. to exist. to happen. to occur. to take place. to go no. to come about. to transpire. to get. to fit. to be suitable for. to be present. to ripen. to matur

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledgment. affirmation. approbation. approval. blessing. countenance. favour. okay. sanction. consent. assent. ok. convenient. suitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

express consent. ratification. approval. certification. convenient. suitable. confirmation. acceptance. applause. approbation. assent. authentication. blessing. countenance. placet. sanction. suffrage. witnessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exactly suitable; fit; convenient; timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a pat manner. the sound made by a gentle blow exactly suited to the occasion; 'a pat reply' completely or perfectly; 'he has the lesson pat'; 'had the system down pat'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exactly suitable; fit; convenient; timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a pat manner. the sound made by a gentle blow exactly suited to the occasion; 'a pat reply' completely or perfectly; 'he has the lesson pat'; 'had the system down pat'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, to make or secure suitable return for expense or trouble; to be remunerative or profitable; to be worth the effort or pains required; as, it will pay to ride; it will pay to wait; politeness always pays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for making curtains.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in pursuit of. in pursuit of sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A powdered solid in suitable degree of subdivision for use in paint or enamel. is a powdered substance that is mixed with liquid and used to impart color to coating materials, such as paint and ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Software application akin to an appointment book that enables the user to organize personal information. personal information manager, a suite of programs including address book, diary, and scheduling functions. See PDA.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arsa, parsel; romanın konusu; fesat, entrika, suikast, gizli plan. plotless s. plansız (yazı veya hikâye).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. güzel, hoş, sevimli, latif; iyi, âlâ; k.dili epey büyük; z. oldukça, epeyce, hayli. pretty difficult hayli güç. pretty much the same hemen hemen aynı, yine öyle. pretty well suited iyi uymuş. a pretty mess berbat iş. cost a pretty penny çok p

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. bulaştırmak, pisletmek, kirletmek; hürmetsizce kullanmak: kötüye kullanmak, suiistimal etmek; s. kâfir, zındık; adi, bayağı; mukaddes olmayan, cismani, dini işlerden ayrı olan; küfür kabilinden. profanely z. hürmetsizce. profaneness i. kutsal

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kovalama, takip, arama, peşinden koşma; meşguliyet, iş; elde etmeye uğraşma. pursuit plane ask. avcı uçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ırk, soy; döl, nesil; familya özel tat, çeşni (şarap). race riot ırk ayrımından meydana gelen catışma. race suicide bir kavmin kendi nüfus sayısını olduğu gibi koruyamaması.

Genel Bilgi

Reiki, şifa ve ruhsal çalışmalara dayanan binlerce yıllık ve enerji aktarımı ile şifa vermeye dayalı bir tekniktir. Batı’ya yayılmaya başladığında “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak tercüme edilmiştir. Ancak ezoterik olarak “yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi” açıklaması anlamını daha iyi ortaya koyar. Yani Reiki, bir ruhsal şifa tekniğidir.

Kaynağının Tibet olduğu sanılan Reiki, 19. yüzyılda Japon Budisti olan Dr. Mikao Usui tarafından yeniden ortaya çıkarılmış ve bir şifa tekniği halinde sunulmuştur.

Reiki, bedende meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengeleyip, tamamlayarak ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatmamız yolunu açar.

Reiki fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilir. Reiki bir din değildir ve hiçbir inanca bağlı tutulmaz. Japonya, Amerika ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Reiki klinikleri bulunmaktadır. Türkiye’de de son yıllarda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Reiki, bir Reiki Master’ının, öğrencisine Reiki’yi kullanma yeteneğini transfer etmesiyle olur. Seminere katılan kişi enerjiyi, enerjinin çalışma sistemini ve el ile tedavi etmeyi öğrenir.

Enerji aktarımı sırasında uygulama yapılan kişiye, o kişiden de uygulama yapan kişiye herhangi bir problem geçmez. Reiki, uygularken konsantrasyon ve inanmak şart değildir. Siz inanmasanız bile o çalışır ve şifa verir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. worthy of. befitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

request. prayer. entreaty. petition. pleading. plea. supplication. adjuration. appeal. instance. solicitation. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AD 43 - c 410. indicating a three-suiter;.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ecclesiastical court of Rome, called also Rota Romana, that takes cognizance of suits by appeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number of cards of the same suit in sequence; as, a run of four in hearts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallacious. sophistry. sophism. nonsense. casuistry. fallacy. flubdub. jesuitry. quiddity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sophism. sophistry. false reasoning. sophisty. nonsense. fallacy. casuistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sophistry. casuistry. fallacy. pettifoggery. sophism.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini aşağılama; suiistimal; istimna.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fit or suit one; to sit; as, the coat sets well.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number of things of the same kind, ordinarily used or classed together; a collection of articles which naturally complement each other, and usually go together; an assortment; a suit; as, a set of chairs, of china, of surgical or mathematical instrument

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. sequence. file. line. order. pitch. range. round. row. series. tier. train. turn. queue. course. number. coordinate. ply. alternate. suite. tail. evolution. serial. catena. grade. alinement. alignment. procession. arrangement. array. bench. hand. ju

Türkçe - İngilizce Sözlük

To suit one well or ill, as an act; to become; to befit; used impersonally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To suit ; to become. be in session; 'When does the court of law sit?' sit around, often unused; 'The object sat in the corner'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To let loose in pursuit of game, as a greyhound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Serial Line Internet Protocol Like PPP, a protocol that lets your computer pretend it is a full Internet machine using only a modem and a normal phone line SLIP is older and less flexible than PPP It is part of the TCP/IP suite of programs necessary to co

Türkçe - İngilizce Sözlük

following. latter. subsequent. next. posterior. follow-up. after. ensuing. other. sequential. ulterior. next. post-.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Suibriğigillerden bir bitki (nepenthes destiliatorie).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. intihar kabilinden; yok edici suicidally z. intihar etmeye meyilli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kendini öldürme, intihar; kendi emel veya gayelerini yıkma; intihar eden kimse; f. k.dili. intihar etmek. suicide seat otomobilde şöförün yanındaki yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سوء قصد] suikast, cana kıyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. takım elbise tayyör, kostüm; mayo; dava hukuk davası; iskambilde takım; kur; f. uydurmak; uygun gelmek; işini görmek, memnun etmek, hoşuna gitmek; uymak olmak; birinin işine gelmek. follow suit iskambilde takıma uymak. pay suit kur yapmak. press

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, münasip, yerinde . suitabil'ity, suitableness i. uygunluk. suitably z. uygun bir şekilde, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takım; daire; oda takımı; maiyet; müz. süit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüpheli, şüphe eden, vesveseci; suizan uyandıran, şüphe edilir; şüphelenen. I am suspicious of him. Ondan şüpheleniyorum. suspiciously z. şüphe uyandıracak şekilde, muhtemelen. suspiciousness i. şüpheli oluş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıvıyı geçirip tortularını ve posasını tutmaya mahsus delikli kap ki çeşitleri olur: Süt, çay süzgeci. 2. İçine yabancı madde girmemek için tulumba vesaire borularının uçlarına takılan borunun çapının iki mislindeki Alet. Çobansüıged = Bir cins çiçek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a slab of stone or wood suitable for bearing an inscription. a number of sheets of paper fastened together along one edge. a small flat compressed cake of some substance; 'a tablet of soap'. a dose of medicine in the form of a small pellet. A hardware dev

Türkçe - İngilizce Sözlük

set. suit. suite. team. group. clique. gear. fitment. band. battery. brigade. bunch. covey. gang. outfit. posse. squad. tackle. tribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

set. suit. suite. team. group. clique. gear. fitment. band. battery. brigade. bunch. covey. gang. outfit. posse. squad. tackle. tribe. ensemble. parcel. platoon. pool. range. togs. troop. unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

set. battery. gang. kit. layout. platoon. set. suite. tackle. team. train. group. new. troop. band or bunch of people. set of things. team. unit. crew. series. party. tool. fixture. system. implement. assembly. instrument. aggregate. device. h.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pursuit. tracing. chase. chasing. follow-up. hunting. prosecution. pursuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chase. pursuance. pursuit. prosecution. follow-up. persecution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitor. claimant. aspirant. pretender.

Türkçe - İngilizce Sözlük

solicitor. desirous. wishful. suitor. customerdesirous. seeking. candidate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who wants sth. suitor. wooer. customer. applicant. aspirant. candidate.

Türkçe Sözlük

(i.). Tavşanca’lardan yapılmış Türk dans süiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tailored suit. coat and skirt. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tailor-made suit. tailleur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suit for damages. action for damages. civil suit for damages. remedial action. action for compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ovary. suitable for seed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of bread suitable for making toasted sandwiches.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overalls. bib. rompers. workwear. siren suit. skin. leather bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overalls. skin made into a bag. bagpipes gayda. tube tüp. jump suit. boiler suit. rompers. skin bag. bagpipe. sleepers. coveralls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal skin used as a casing. overalls. jump suit. bagpipe. slough. leather bag. skin. bag hose. ferry. overall. cover- alls.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When used as an alloying element it increases the strength of steel at normal and elevated temperatures Its 'red hardness' value makes it suitable for cutting tools as it enables the tool edge to be maintained at high temperatures In conjunction with othe

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment. pastime. profession. pursuit. struggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

occupation. vocation. pursuit. profession.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, yakışıksız. unsuitabil'ity, unsuitableness i. uygunsuzluk, yakışık almama. unsuitably z. uygunsuzca.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging to, or suiting, those living in a city; cultivated; polite; urbane; as, urban manners. located in or characteristic of a city or city life; 'urban property owners'; 'urban affairs'; 'urban manners' relating to or concerned with a city or densely

Türkçe - İngilizce Sözlük

servant. domestic help. man. manservant. body servant. do-all. factotum. flunkey. flunky. footman. helper. henchman. lackey. myrmidon. pursuivant. retainer. servitor. valet. varlet. waiter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

talk through one's hat. make up. concoct. fake up. cook up. cook. fabricate. frame. invent. manufacture. tell a fib. adjust. adapt. fit. suit. tune up. tune. accommodate. attune. conform. dream up. fashion. feign. fib. forge. fudge. gear. improvise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjust. assimilate. concoct. conform. contrive to do. fabricate. fake. fake up. fit. forge. frame. fudge. gear. hammer out. invent. mate. realign. shift. square. suit. tailor. trump up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable. agreeable. conformable. appropriate. favorable. favourable. convenient. proper. eligible. due. fair. well-matched. acceptable. accommodating. adaptable. adequate. advisable. allowable. answerable. applicable. apposite. apropos. apt. becomin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

congruity. suitability. convenience. accordance. conformity. concord. relevance. handiness. acceptability. adaptation. adequacy. advisability. appositeness. aptitude. coherence. coherency. comeliness. compatibility. conformation. congeniality. congru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. coincidence. convenience. correspondence. expediency. fit. fitness. harmony. propriety. appropriateness. agreeableness. favourableness. suitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsuitable. inconvenient. improper. wrong. indecent. unhandsome. incorrect. unseemly. derogatory. illegitimate. impolitic. inapposite. inappropriate. incongruous. indecorous. indelicate. ineligible. inexpedient. infelicitous. near the knuckle. malapr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkward. improper. inappropriate. inconvenient. indecent. inept. inexpedient. inopportune. obnoxious. undue. unearthly. unfortunate. unhappy. unseemly. untimely. wrong. unsuitable. out of turn. out of place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill- assorted. ill- matched. impolitic. improper. inapposite. inconvenient. inimical. inopportune. off. out of the way. ratty. tasteless. unapt. unbecoming. undue. unearthly. unfit. unhappy. unseemly. unsuitable. unsuited. wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsuitability. unseemliness. impropriety. indecency. disorderliness. inexpediency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impropriety. inconvenience. mismatch. unsuitability. unfitness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapt. suit. go with. become. go together. match. conform. fit. follow. abide by. agree. obey. accommodate oneself. accord. answer. assort. chime. chime in with. coincide. comply. comply with. comport. consist. consort. correlate. correspond. defer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjust. answer. bear. become. conform. correspond. follow. go. match. obey. respect. suit. to fit. to suit. to conform. to correspond. to match. to go with sth. to adjust oneself. to adapt oneself. to agree. to conform to. to obey. to respect. to comply w

Türkçe - İngilizce Sözlük

fit. abide. accede. adjust oneself. blend. come into line with. comply. concur. conform. consort. correspond. fit in with. gear. go. go along with. harmonize. hit. mate. obey. observe. orient oneself. orientate oneself. satisfy. stand. stand together. sui

Türkçe - İngilizce Sözlük

get along. get along with. understand each other. agree. square with. become numb. align oneself with. click. concur. dovetail. fall in with. jibe. lull. mix. run in with. go to sleep. sort together. suit. tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at an unsuitable time. premature. too early. out of season. ill timed. untimely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. suitcase. valise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitcase. traveling bag. baggage. luggage. valise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for a document.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for a document or certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conscience. casuist. heart. qualm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It A country-home Sometimes used in the hotel industry to describe a small, separate suite or cottage. a group of detached or semi-detached, self-contained residences of uniform style with own direct access to outdoor area.

Türkçe - İngilizce Sözlük

improper. unbecoming. unseemly. unsuitable. rude. ill assorted. in bad form. incorrect. indecent. infra dig. uncalled for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assort. become. befit. behoove. behove. comport. fit. go together. pertain. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be suitable. to be proper. to befit. to look good on or in suit. become. beseem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make something suitable. to think something is becoming. to make go with. to think becoming to. to ascribe. to impute. to expect of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth look good on or in. to make sth go with. to regard sth as suitable for sb. to take a fact and make up a story to suit it. to embroider. quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. agree with. avail. benefit. correspond. do for. lend itself to. profit. serve. be of service to. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit. to be serviceable. to be of use. to be useful. to do good. to benefit. to be suitable. to work.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief. uselessness. naughtiness. rudeness. unsuitability. misbehaviour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneficial. serviceable. useful. worthwile. advantageous. effectual. expedient. functional. practicable. profitable. suitable. efficacious. good. healthful. helpful. instrumental. lucrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming. it befits. suitable. seemly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

become. befit. behoove. suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to suit. to become. beseem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assess. attitude. conclusion. estimation. judgment. opinion. ruling. sentence. judgement. judgment hüküm. decision. verdict kaza. lawsuit. decision in a court of law.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedroom suite or set of bedsheets and pillowcases (for one b.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for the summer. summer clothing. summer house rent. summer villa. summer cottage. summer residence. summer clothes. summer dress. summer suit. summery. summer. used in summer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable for use in cooking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

manger. trough. bribe rüşvet. arpalık. suitable for fodder. nosebag. bribe. sucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apt. becoming. condign. expedient. good. happy. opportune. pertinent. presentable. seasonable. suitable. timely. well. congruous. congruent. appropriate. in its place. fit to be.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequate. ample. competent. decent. effectual. efficacious. efficient. enough. equal. fit. proficient. qualified. satisfactory. satisfying. snug. sufficient. suited. working.