Suna Atlihan | Suna Atlihan ne demek? | Suna Atlihan anlamı nedir?

Suna Atlihan | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: suna atlihan

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim

1280 x 960 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, Internet, e-posta ile gönderme ve hızlı baskı için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

1600 x 1200 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, yüksek kaliteli baskı ya da ayrıntılı görüntü gerektiren Internet uygulamaları için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

2048 x 1536 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

640 x 480 piksel görüntü çözünürlüğü sunan bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Dosya boyutunun küçük olması, Internet, e-posta ve hızlı baskı için çok hızlı resim transferi olanağı sağlar. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

2240 x 1680 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, müthiş hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren çok profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

2560 x 1920 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir. 5,0 megapiksel görüntü, büyük biçim ve poster baskılarında bile en ince görüntü ayrıntılarının gösterilmesine olanak tanır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birleşik: 1. Sucu, saka. 2. Sâki, kadeh sunan. 3. Şarap taciri. 4. Ayyaş.

Teknolojik Terim

Otomatik Bant Genişliği Kontrollü (Automatic Bandwidth Control – ABC) radyo, yakın frekanslı istasyonlardan kaynaklanan bozulma parazitlerini en aza indirerek daha iyi yayın kalitesi sunar.

Türkçe Sözlük

(i. «açmak» tan). 1. Kapalının zıddı, açık kapı, ev, sandık. 2. Kapalı olmayan, mânisiz: Açık yol. 3. Geniş, vâsî: Açık meydan, deniz. 4. Örtüsüz, çıplak: Başı, kollan açık. 5. Seyrek, aralıklı: Açık adımlar, açık kaş. 6. Bulutsuz, berrak: Açık hava. 7. Aşikâr, vazıh: Açık söz, ibare. 8. Gönül açıcı, ferah verici: Açık bir yer. 9. Koyu olmayan, beyaza çalan: Açık mavi, pembe. 10. Perdesiz, iffet hususunda laubali: Filan kadın açıktır, açık meşrepli. 11. Sahipsiz, boş, münhal: Açık memuriyet. 12. Mahfuz olmayan, istihkâmsız: Açık liman, kasaba. 13. Bozuk, ihtilâflı: Filanla aramız açıktır. 14. İsim yeri boş olan: Açık bono, poliçe. 15. Aşikâr sarâhaten: Açık söylemek. 16. Sesle: Açık okumak. Açık ağız: Bönlük, şaşkınlık. Açık el: Cömertlik, sahavet. Eli açık: Cömert, sehavetli. Alnı açık: Serbest, pervasız. Açık saçık: Adâb dışı giyinme, söz. Açık kapı: Misafirseverlik: Açıkgöz: Uyanık, becerikli. Gözü açık gitmek: Arzusuna kavuşamayıp hasret İçinde ölmek.

Teknolojik Terim

Advanced Titler özelliği, çeşitli dillerde 8 ön ayar ve 2 özel alt yazı sağlar. Alt yazının ekrandaki konumu ver rengi ayarlanabildiğinden, ayarlama esnekliği sunar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.)- Kalb, ruh, sır, hafi, ah-fa şeklinde sıralanan “Ietafet-i hamse” sonuncusuna verilen ad.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Teknolojik Terim

Alan Seçimi özelliği, BRAVIA TV ses ve görüntü ayarlarını izlediğiniz alana göre otomatik olarak ayarlamak için farklı seçenekler sunar. Alan Seçimi düğmesi, BRAVIA uzaktan kumandasında kolayca bulunabilir. Sinema, Spor, Oyun gibi farklı seçenekler arasından birini seçebilirsiniz. İster büyük maçı ister gişe rekorları kıran yeni filmi izleyin; Alan Seçimi sayesinde ses ve görüntü ayarlarınız içeriğe mükemmel uyum sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurban kesilen yahut buhur yakılan özel yüksek yer, sunak, kurban taşı, mezbaha; altar, mihrap; aşai rabbani sofrası. altar-piece (i). mihrabın arkasındaki veya üstündeki mozaik, heykel veya resim. altar rail mihrabın önündeki parmaklık.

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve

Teknolojik Terim

Anamorfik zoom modu, HD Ready projektörler yelpazemizde sinemaya özgü en boy oranını sunar. Gelişmiş sinyal işleme özelliği ile, filmleri sinemada izleyebildiğiniz gibi görüntüleyin. İsteğe bağlı anamorfik zoom lensi, görüntüyü yatay olarak genişletir.

Yabancı Kelime

Fr. annonceur

sunucu

Radyoda, televizyonda, bir eğlence yerinde programı sunan, açıklayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rica etmek, istirham etmek, yalvarmak; yardım talebinde bulunmak; (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye devretmek ; müracaat etmek, istida etmek; hoşuna gitmek, hitap etmek; baş vurmak. appeal from the chair meclis başkanının kararına ka

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Genel Bilgi

Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.

Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler. Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar koyarak onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.

Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz. Bu karışımın su oranının yüzde 17’ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.

Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.

İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.

Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.

Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar. Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.

Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.

Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler.

Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir. Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar:

l) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için;

2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.

Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır. İlginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.

Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.

Ülke

(Argentina) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, güneyde Atlas Okyanusu kıyısında yer alır. Atlas Okyanusuna kıyısı 4.000 km`yi aşar. Güneyinde ve batısında Şili, kuzeyinde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğusunda Brezilya ve Uruguay yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Güney enlemi, 64 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 2,766,890 km².

Kara: 2,736,690 km².

Su: 30,200 km².

Sınırları: toplam: 9,665 km.

Sınır komşuları: Bolivya 832 km, Brezilya 1,224 km, Şili 5,150 km, Paraguay 1,880 km, Uruguay 579 km.

Sahil şeridi: 4,989 km.

İklimi: Arjantin, tamamen güney yarıkürenin ılıman iklim kuşağında yer alır. Kuzeyinde yağmurlu subtropikal iklim hakimdir, güney bölgesinde ise sub-kutupsal bir iklim hakimdir. Yazları hava sıcak ve rutubetli kışları ise serindir.

Arazi yapısı: Kuzeydoğudaki astropik düzlükler, Pampalar, Patagonya ve dünyanın en sarp yükseltilerinin bulunduğu Andlar Bölgesi olmak üzere Arjantin dört ana bölgeye ayrılır. Arjantin topraklarının büyük bölümü kıraç yada yarı-kıraçtır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Laguna Del Carbon -105 m; en yüksek noktası: Cerro Aconcagua 6,960 m.

Doğal kaynakları: Pampalarda verimli topraklar, kurşun, çinko, kalay, bakır, demir yatakları, manganez, petrol, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %52.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %19 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 15,500 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Andlar Bölgesinde yer alan San Miguel de Tucuman ve Mendoza arazileri deprem riski taşırlar; Pampalar başlayan şiddetli kasırgalar kuzeydoğuya doğru ilerleyebilirler; yoğun su baskınları yaşanabilir.

Coğrafi Not: Güney Amerika’nın ikinci en büyük ülkesi. (Brezilya’dan sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 39,921,833 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.2 (erkek 5,153,164; kadın 4,921,625).

15-64 yaş: %64.1 (erkek 12,804,376; kadın 12,798,731).

65 yaş ve üzeri: %10.6 (erkek 1,740,118; kadın 2,503,819) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.96 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.4 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.97 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 14.73 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.12 yıl.

Erkeklerde: 72.38 yıl.

Kadınlarda: 80.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 130,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Arjantinli.

Nüfusun etnik dağılımı: beyazlar (çoğunlukla İspanyol ve İtalyanlar) %97, melezler, Amerika Kızılderilileri ve diğer beyaz olmayan gruplar %3.

Din: Roma Katolikleri %92 , Protestanlar %2, Museviler %2, diğer %4.

D

Genel Bilgi

Yaz gecelerinin karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş böceğidir.

Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı ‘soğuk ışık’tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.

Kısa bir zaman öncesine kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4’ünü, florasan ampul ise yüzde 10’unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları, böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına... Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkansızdır. Yani ışık üretim mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştiirebildikleridir.

Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır.

Ateş böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.

Bu gizemli böceklerin 2 bin çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.

Genellikle ısırarak zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği yemeye teşebbüs etmez.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. atfiyye). Arap harflerinde kelime ve cümlelerin atıf harfi denilen harflerden biri vasıtasiyle birbirine bağlanmaları hususuna mensup ve müteallik: Hurûf-ı atfiyye.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ata binmiş süvari. - Birleşik isim. Atlıhan: Alınca Hanın oğlu. Tatar’ın kutsal göbek soyundan sekizinci kuşak.

Teknolojik Terim

Bu, Sony’nin daha fazla depolama ve MP3’ten daha iyi ses kalitesi sunan benzersiz ses sıkıştırma teknolojisidir.

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa veya işitme duyusuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa ve işitme duyusuna ait; kulağa söylenmiş, mahrem olarak söylenmiş; kulaktan kulağa; (anat). kulak kepçesine ait.

Teknolojik Terim

Bu, Sony’nin daha fazla depolama ve MP3’ten daha iyi ses kalitesi sunan benzersiz ses sıkıştırma teknolojisidir.

Teknolojik Terim

Araba stereosunun ön tarafına yerleştirilmiş auxiliary girişi (3,5 mm mini jak). Hoparlör çıkışı aracılığıyla MP3 gibi taşınabilir ses cihazlarını bağlamak için kolay erişim sunar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarar, fayda, kâr; (f). yaramak, ise yaramak, faydası olmak. of no avail beyhude, boşuna. to avail oneself of yararlanmak, -den istifade etmek.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşağı tabakanın beğeneceği surette, aydınların hoşuna gitmiyecek kadar kaba ve Adî.

Teknolojik Terim

AVC, yani Gelişmiş Video Kodlama, en yeni video kodlama standartlarından biridir. En güncel kodlama sistemlerini kullanarak üstün video kalitesi sunar. Yavaş gösterim sahnelerinde hareketin her anı korunurken özel efektler belirginleştirilir. İster en yeni Blu-ray Disc(TM) filmi izliyor, ister MP4 WALKMAN® çalarınızda bir klip seyrediyor olun, mükemmel bir görüntü kalitesiyle aldığınız keyif ikiye katlanır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oyalanmak, iğfal edilmek: Şuna biraz güler yüz göster de avunsun. 2. Gebe kalmak (inek v.s. için kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. «ay» Ar. kamer, «tün» gece). 1. Aylı (gece), Ar. mukammer. 2. Aydınlık, Osm. Rûşen, zıyâ-dâr, münevver. 3. Açık, aşikâr, açıkça görünen. 4. Mübarek, mesut. Gözünüz aydın = Bir sevdiğine veya arzusuna nail olana söylenen tebrik tabiridir.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Bir cemiyette herhangi bir vasıf bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar; çoğunluğun aksi, ekalliyet. 2. Bir memleketin nüfusuna göre sayıca az olan kendilerini ayrı bir milletten sayan topluluk, ekalliyet. Azınlıkta kalmak = Bir toplulukta belli bir düşünceyi tutanlar sayıca az çıkmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bakmak, görmek üzere gözleri bir yana çevirmek, nazar. nigâh etmek: Nereye bakıyorsun? Şuna bak, bakmadım ki göreyim. 2. İtibar etmek, nazar-ı itibara almak: Siz bizim kusurumuza bakmayın. 3. Tâbi olmak, tetebbû etmek, uymak: Ördek, kaza bakarak çatlar, irat sahiplerine bakarak masarif kapısını o kadar açmayın. 4. Dikkat ve itina etmek, gözleri açmak: Bakın yolda bir şey çıkmasın. 5. Mütalâa ve tetkik etmek. Derse bakıyor. 6. Hizmetini görmek: Bu hayvana kim bakıyor, iyi baksalar güzel bir at olur. 7. Beslemek, geçindirmek: Çoluk çocuğuna iyi bakıyor, karısına bakmaktan Acizdir. 8. Tedavi etmek: Bu hastaya kim bakıyor? Her vakit bakan doktor kimdir? 9. Denemek, muayene etmek: Bakmadan alınmaz, bir, İki gün bende dursun bakayım da, İşime gelirse alırım, yemeğe bakmak. 10. Aramak, tutmak veya almak üzere araştırmak ve muayene etmek: Eve bakmağa gittiler, kıza bakıyorlar. 11. (Hastayı) ziyaret etmek, hastaya Bakla bakmak şarttır, hasta yatıyor da gidip bakmaya vakit bulamadım. 12. Bağlı olmak: Böyle işler tabiata bakar, artık orası dirayete bakar. Ağıza bakmak = Birinin sözüne ehemmiyet verip tâbi olmak. Eğri bakmak = Kin ve garazını belli etmek. İşine bakmak = Kendi işiyle meşgul olup başka şeye karışmamak. İyi bakmak = Dikkat etmek. Dört yana bakmak = Tam ihtiyatla hareket etmek. Fala bakmak = Fal açmak. Bakakalmak = Şaşkın bakmak, şaşmak, şaşıp kalmak. Yan bakmak, yan yan bakmak — Kinle, düşmanca bakmak. Yüze bakmak = iltifat etmek: Yüzüme bakmadı = İltifat etmedi. Yüz yüze bakmak = Utanacak bir macera olmamak.

Türkçe Sözlük

(i. i.). Koreograf i kompozisyonu. Dans ve hareketlerle anlatılan musiklli kompozisyonu sunanların meydana getirdiği topluluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Su ve şerbet vesaire içmeye mahsus cam, billur veya madenden kulplu veya kulpsuz kap, maşrapa, kupa. (Asıl kulp demek olan «bar» dan türemiş olmakla esasen kulplusuna denilirdi).

Türkçe Sözlük

(aslı: Bİ-HUDE) (i. F.). Boşuna, işe yaramaz şekilde. Beyhude yer» = Boş yere, boşu boşuna.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهوده] boş, boşuna.

Yabancı Kelime

Fr. bibliothèque

kitaplık

Kuruluş amaç ve görevine uygun kitap, film, plak gibi her türlü düşünce ve sanat ürününü toplayan, düzenleyen ve genel olarak ilgilenen okurlara sunan kuruluş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهده] boşuna, beyhude.

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhammed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhamnıed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.

Teknolojik Terim

Gelecek nesil optik disk formatının adı. Blu-ray Disc™ (BD) geleneksel DVD’lere kıyasla, beş kat daha fazla kapasite sunar. Bu da kullanıcılar, tüm görkemleriyle sunulan filmler ve müziklerle yoğun bir High Definition deneyimin keyfini çıkarabilirler. Olabilecek en iyi Yüksek Kaliteli görüntüler, parlak dijital çok kanallı ses ve bir sürü etkileşimli ekstralarla, uzun filmlerin tadını çıkarın. Blu-ray Disc™ High Definition dijital video, ses, resim, oyun, bilgisayar dosyaları ve istediğiniz her şeyi depolayacak şekilde tasarlanmıştır. PLAYSTATION®3’te en son oyun eğlencesinin yanı sıra 1080p HD filmlerin de tadını çıkarabilmeniz için bir BD-ROM Blu-ray Disc™ sürücüsü bulunmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. budala kimse, bön kimse, ahmak kimse; bir oyun veya müsabakada en kötü oyuncu; sınıfın en tembel talebesi. booby hatch A.B.D., (argo) akıl hastanesi. booby prize bir oyunun en kötü oyuncusuna veya bir yarışmada sonuncu olana verilen odül. booby trap ka

Türkçe Sözlük

(I.). 1. içinde kimse veya bir şey olmayan. Ar. hâlî, Fars. tehi: Boş ev, boş kap. 2. İçi boş, kof. Ar. ecvef: Boş ceviz, mağara. 3. Mânâsız, beyhûde, nafile. Ar. vâht: Boş lâkırdı, boş iş. 4. İşsiz, meşguliyetsiz: Boş gezmek, boş vakit. 5. Müşterisiz, kiracısız, tutulmamış: Boş ev, boş araba. 6. Boşanmış: Kocasından boş düştü. 7. Dikkatsiz, gafil: Boş bulundum. Eli boş = 1. Meşguliyetsiz. 2. Züğürt. Fars. tehi-dest. Başıboş = T. Bir vazifeye bağlanmamış, boş gezen. 2. Beyinsiz, akılsız. Boşa almak = İğretiye almak, boşlukta tutmak. Boşboğaz = Sır saklıyamez, geveze. Boşböğür = En aşağıki böğür. Boşuna, boşboşuna = Beyhude, nâfile. Bomboş Büsbütün boş. Boşa çıkmak = Maksada erişememek, beyhude yorulmak. Boşta = İşsiz, mâzûl, (azledilmiş), açıkta. Boş durmak = Meşgul olmamak, çalışmadan durmak. Boş kalmak = HAli olmak. Boş gezenin boş kalfası = Serseri, işsiz adam. Boşuna = NAfile, beyhude.

Türkçe Sözlük

(i.). Toprak ve deve tüyü renginde olan. Boz aba. Bozbakkal = Ardıç kuşuna benzer bir cins bahar kuşu. Bozdoğan = 1. Doğanın bir cinsi. 2. Doğan başlı çomak, topuz. 3. Bir cins armut.

Teknolojik Terim

BRAVIA Sync arkanıza dayanıp, BRAVIA TV’nizin uzaktan kumandasını kullanarak, Sony tarafından üretilmiş olan Handycam® video kamera ya da Blu-ray Disc™ oynatıcınızı kontrol etmenizi sağlar. Sony ürünlerinden daha da iyi yararlanmak için bir diğer inanılmaz basit yöntem. Örnek olarak, Blu-ray Disc™ oynatıcınız HDMI™ bağlantısı üzerinden BRAVIA TV’nize bağlıysa, BRAVIA uzaktan kumandanızın Play tuşuna basarak, film izleyebilirsiniz. Veya Cyber-shot® dijital fotoğraf makinenizi HDMI™ bağlantısı üzerinden BRAVIA TV’nize bağlarsanız, cihazda bulunan film ve fotoğrafları görüntülemek için TV’nin uzaktan kumandasını kullanabilirsiniz.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir dilekçe veya diğer bir resmî kâğıdı ait olduğu makama sunarak, üzerine havale işaretini çektirmek, havale ettirmek: Arzuhalini buyurtu da buraya getir (eskimiştir).

Türkçe Sözlük

(i.). Boşu boşuna harcanan, israf: Çarçurun lüzumu yok. Çarçur etmek = İsraf, boşuna harcamak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ces» ten) (c. cevâsis). 1. Kötülüğe ait haber ve sırları gizlice öğrenip haber veren kimse. 2. Düşman tarafından bir devletin askerî, siyasî, iktisadî durumunu ve kuvvetini öğrenmek üzere asıl şahsiyetini gizleyerek onun ülkesine veya ordusuna sokulmuş, yahut kendi vatanı aleyhinde böyle bir hizmette bulunmak üzere düşman tarafından kazanılmış adam. Eski Türkçe’de: Çaşıt.

Türkçe Sözlük

(i.) Terbiye olmamış şahin ve doğan yavrusu (terbiye olmuşuna bavlı derler).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yerini yurdunu terk etmek. 2.Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi’nin kurduğu tarikatının adı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Öz, maya. 2.Başlı başına, kendiliğinden olan. 3.Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4.Kıymetli taş. 5.Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli. 6.Kılıç namlusuna yapılan menevişli süs. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.

Teknolojik Terim

Tüm kayıtlı VAIO kullanıcıları teknik ve temel bilgilerin yanı sıra yazılım güncellemeleri sağlar. 24 saat içinde teslimatın yapıldığı aksesuarlar için özel bir sipariş hizmetinin yanı sıra, kişisel bir ana sayfa (www.club-vaio.com= sunar.

Teknolojik Terim

Cue/review işlevi, kasette hızlı ileri ya da geri çalma olanağı sunar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaş bir yerde bı rakmakla bir cismin liflerini, tutmayacak hâle getirmek, kokutmak: Bu meyveleri çürütmüşsünüz. 2. Kötülemek, itibarını bozmak: Zavallı adamı büsbütün çürüttünüz. 3. Bir dâvâ veya bahsi deliller göstererek bozmak, iptal etmek: Bu gibi deliller ile dâvâmı çürütemezsiniz. 4. Bir parayı itibarı bozuk bir yere vererek tehlikeye koymak: O parayı siz boşuna çürüttünüz.

Teknolojik Terim

Dijital Ses Yayını (DAB), ses programlarının dijital formda yayımlanması teknolojisidir. DAB akımları genellikle daha yüksek kaliteli olup parazite daha az maruz kalır. DAB ayrıca yayımla ilgili metin tabanlı bilgi akışını sağlama yeteneği de sunar.

Teknolojik Terim

Az ısı açığa çıkararak, yüksek düzeyde dengeli, yüksek güçlü Doğru Akım (DC) voltajları oluşturmada kullanılan bir elektronik yöntem. Bu özellik, mükemmel bir çıkış kafa alanı sağlayacak şekilde en iyi amplifikatör performansı sunar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zem ve iftira ile bir kimsenin itibarını zedelemeye çalışmak; namusuna leke sürmek. defamation (i). iftira; lekeleme. defamatory ri)( s) iftira olan, lekeleme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak, kandırmak, dolandırmak; boşuna vakit geçirmek, vakit öldürmek: kımıldatmak, sarsmak.

Teknolojik Terim

Dijital amplifikatörde, amplifikasyon için analog yöntemler yerine dijital yöntemler kullanılır. Dijital amplifikatörler, daha küçük bir hacimde, daha yüksek ses kalitesi sunar.

Teknolojik Terim

Harici bir kablolu set üstü kutusuna ihtiyaç duymadan ücretsiz dijital kablolu TV kanallarına erişim sağlayan entegre televizyon yayın tuneri. Ücretsiz yayın, desteklenen operatörlere bağlıdır.

Teknolojik Terim

RGB (Kırmızı, Yeşil ve Mavi) Dinamik LED teknolojisi orijinaline mükemmel şekilde benzeyen görüntüler yaratır. Sürekli yanan floresan (CCFL) tüpler yerine LED teknolojisi kullanılarak renk kontrastı iyileştirilmiş ve daha yüksek netlik sağlanmıştır. Dinamik RGB LED ekranda olup bitenlere tepki verir, böylece görüntünün karanlık olduğu bölümlerde arka ışığın anlık olarak kapatılabilmesini sağlar. Sonuç, size daha ayrıntılı bir görüntü ve enerji bakımından daha verimli bir TV sunan saf, gerçek siyahlardır. Geleneksel beyaz yerine kırmızı, yeşil ve mavi LED’lerin kombinasyonlarını kullanarak, ekrandaki görüntüler daha geniş bir renk aralığına sahip olur – bu da Blu-ray Disc™’leri, DVD’leri ve PLAYSTATION®3 oyunlarını yapımcıların amaçladığı şekilde izleyebilirsiniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). our (i)., (f). ayıp, rezalet, namussuzluk, utanç leke, şerefsizlik; (huk). ödemeyiş; (f). şerefine halel getirmek; namusuna leke sürmek; ırzına tecavüz etmek; (huk). tediyeyi reddetmek. dishonorable (s). namussuz, haysiyetsiz, şerefsiz. dish

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıralamak, sıraya koymak. Osm. silke çekmek: Saksıları havuzun etrafına dizmeli. 2. Harfleri sıralayıp yazı tertip etmek: Bir mürettip günde kaç sayfa dizebilir? Kurşuna dizmek = Bir suçluyu bir manga askerin mermileri önüne koyup kanunen idam etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dövülmek, vurulmak. Osm. darbolunmak: O kadar küçük çocuk dövülür mü? 2. Havanda veya diğer bir Aletle kırılmak, ezilmek: Bu havanda keten tohumu, ötekinde ise şeker dövülür. 3. Topa veya kurşuna tutulmak: Bu kale denizden dövülemez, karadan dövülebilir. (bk.) Dövülmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dönmek, devir, cevelan etmek: Sabahtan beri sokaklarda dolaşıyorum; kırlarda dolaşıp durduk. 2. Gezmek, seyahat etmek. Fars, geşt-ü güzâr, Ar. teferrüc: Bir dolaş da gel; bir iki sene Anadolu’da dolaştım; o adam Akdeniz’de çok dolaştı; gelin biraz dolaşalım. 3. Yayılmak, intişar etmek, ortalarda olmak: Öyle bir söz dolaşıyor. 4. Birbirine geçmek, karışmak, girift olmak: Saçları dolaşmış: Bu iplikler dolaşırsa çözülmesi pek zor olur. 5. Doğrudan gitmeyip dolaşıklı olmak, öteye beriye sapmakla uzamak: Bu yol çok dolaşıyor. 6. Dönüp diğer bir taraftan varmak: Arkadan dolaş; art kapıdan dolaştık. 7. Boşuna gezmek, Ötede beride gezip durmak: İşsiz dolaşıp duruyor; buralarda ne dolaşıyorsunuz? Dışarıda çok dolaşma işimiz vardır. 8. Çevrilip öbür tarafa geçmek: Bozburun dolaşıldığı gibi limana girilir. 9. Gezerek aramak ve teftiş etmek: Bütün kırları dolaştık, vuracak bir kuş bile bulamadık. 10. Dönmek, devretmek: Kaptan Cook yelkenli gemisiyle dünyayı üç kere dolaştı; Stanley bütün Güney Afrika’yı dolaştı. 11. Gezip dolanmak veya teftiş etmek: Maarif müdürleri mektepleri dolaşmakla vazifelidir; idare memurları, idarelerindeki yerleri dolaşmakla mükelleftir. Ayak dolaşmak = Doğru yürüyemeyip ayaklan birbirine karışmakla sarhoş gibi yürümek. Ayağa dolaşmak = 1. Mâni ve engel olmak. Osm. musallat ve bâr olmak: Ayağıma dolaştı durdu. 2. İyiliğe karşılık bir fena hareketin cezasını çekmek: Nimetin kadrini bilmedi, ayağına dolaştı. Bir şeyin ardında, arkasında dolaşmak = Peşine düşmek. Dört dolaşmak = Sıkıntıda bulunmak, oraya buraya başvurmak. Dil dolaşmak = Açık ve rahat söyleyememek, sarhoş gibi söylemek, sözün gelişini idare edememek: Sanığın dili dolaştı, itiraf etti. Zihin dolaşmak = Zihin karışmak, şaşırmak.

Teknolojik Terim

Stereo sinyalleri, dört kanal (2 ön, 1 orta, 1 arka mono) kullanılan analog surround sese kodlama/çözme olanağı sunar.

Türkçe Sözlük

(i. aslı tonuz) Pisliğiyle tanınmış dört ayaklı bir hayvan. Yabanî ve ehlî çeşitleri vardır. Ar. hınzır, Fars hûk. Yavrusuna çorpa derler. Pislikten, inat ve merhametsizlikten yahut fazla kuvvetten kinaye olarak tahkir mânâsında kulla nılır: Ne domuzdur. Domuz ağırşağı, ekmeği, ayrığı = Bir cins kök. Domuzayağı = 1. Tüfek sıkısını veya şişe tıpasını çıkarmaya mahsus burgu. 2. Vaktiyle, düşmanın ayağına batmak üzere yola atılan demirden sivri uçlu üçgen ayak oltası. Domuz arabası = Bir cins zırhlı araba, seyyar küçük metris. Domuzelması = Domalan. Domuz yağı = Domuzun derisi altında ve etinin üstünde kalın bir tabaka halinde bulunan yağ.

Teknolojik Terim

16:9 en-boy oranı ve mükemmel görüntü kalitesi sunan bir TV projeksiyon sistemi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurmak, dayak atmak: Tahsil veya terbiye için çocukları dövmek fayda yerine zarar verir. 2. Havanda veya diğer bir Aletle vurarak kırmak veya ezmek. Osm. sahk etmek: Keten tohumu, şeker, pirinç, mısır dövmek. 3. Bir madeni kızdırıp vurarak işlemek: Dövme demir. 4. Kakmak, vurmak, çalmak: Kapıyı dövdü. 5. Topa veya kurşuna tutmak: 0 tepeden kaleyi dövmek mümkündür.

Teknolojik Terim

Doğrudan Dijital Akım Super Audio CD platformunun tam merkezinde yer alan Yüksek Tanımlı (HD) ses teknolojisidir ve Avrupa’daki önce gelen kayıt stüdyoları ve mastering tesisleri tarafından hızla benimsenmektedir. Sony ve Philips tarafından ortak olarak geliştirilen Super Audio CD, gelecek nesil Kompakt Disk teknolojisidir ve müzik tutkunlarına 5.1 çok kanallı Çevreleyen Seste yüksek ses çözünürlüğü sunar.

Teknolojik Terim

Gelecek nesil yüksek tanımlamalı disk formatları, Blu-ray Disc ve Yüksek Tanımlamalı DVD (HD-DVD) için yüksek tanımlamalı ses kodeki. DTS®-HD, sınırsız sayıda ayrı surround ses kanallarını ( 5.1’e kadar karıştırabilir) ve iki kanallıları destekleyebilir, DTS® Dijital Surround’dan kayıpsıza kadar uzanan bit hızlarında ses kalitesi sunabilir.

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Dursunali).

Teknolojik Terim

DVD, MPEG-2 olarak adlandırılan bir video-veri sıkıştırma yöntemi kullanır. Bu sistemde elde edilen görüntü kalitesi, profesyonel video masterlerinde kullanılan Digital Video Format D1’in kalitesine yakındır. DVD Video, VHS (250 satır), Video CD (250 satır) ve Lazer Disk (420 satır) sistemlerine göre daha yüksek bir yatay görüntü çözünürlüğü sunar (yaklaşık 500 TV satırı).

Teknolojik Terim

Bu işlemci, üstün dinamik aydınlık aralığı ve daha ince kuantizasyon sunarak görüntü ayrıntılarının iyileştirilmesini sağlar. Sony Super HAD CCD™ ile birlikte bu teknoloji, müthiş pürüzsüz, gerçekçi kontrast ve daha iyi renkler sunar. Geleneksel 10-bit sistemlerde analog görüntü dijitale çevrilirken sinyalin az bir kısmı kesintiye uğrar, ayrıntılarda ve kontrastta kayıp yaşanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). doğuda, doğuya doğru; (s). gündoğusuna bakan, doğudan esen .easterly wind gündoğusu.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı etmek). 1. Çeşitli tahıllar, bilhassa buğday unundan yapılmış hamurun ateşte yahut fırında veya tepside pişmesi ki, başlıca insan gıdalarındandır. Ar. hubz, Fars. nân: Buğday, mısır, arpa, çavdar ekmeği. 2. Yiyecek, yemek. Ar. taam. 3. Geçinecek, maişet: Ekmeğini çıkarmak. 4. iş, memuriyet, hizmet, vazife: Beni ekmeğimden edeceksiniz; memuriyetimi kaybetmeme sebep olacaksınız. Ekmek ufağı = Ekmek parçacıkları, tükenti. Ekmek içi = Yumuşak olan iç kısmı. Ar. nerme. Ekmek kabuğu = Üst ve alttaki kıtırı. Ekmek gibi = Pek eziz ve kıymetli, pek lâzım, vazgeçilemez nesne. Ekmeği dizinde = Temelsiz, geçici nimet veya hizmet. Ekmeğine yağ sürülmek = Arzusuna fazlasıyle kavuşmak. Paynir, ekmek = Yavan yemek. Tayın ekmeği = Askerlere verilen beylik ekmeği. Tuz, ekmek hakkı = Nimete teşekkür. Kuru ekmek = Katıksız, sade ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya'ya mahsus devekuşuna benzer iri bir kuş, zool. Dromi ceius.

Genel Bilgi

Takılar hariç üzerimizdeki her giysinin bir fonksiyonu vardır. Peki kravatın boğazı sıkmaktan başka fonksiyonu nedir? Her iki yakayı bir araya getirmekse düğme o işi görüyor. Düğmeleri örtüp giysimizi güzel ve renkli kılmaksa kadınlar niye takmıyor? Pek de kravat sever bir millet olmadığımız açıktır ama ister inanın, ister inanmayın kravatın ortaya çıkışında Türklerin de rolü var.

1660’da Osmanlılar Avusturya ordusuna yenilince o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan’dan (Croatia) bir alay asker zaferin kahramanları olarak Paris’e götürüldüler ve kralın huzuruna çıkarıldılar. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi de krallık kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki ‘Croat’tan türedi.

Çok geçmeden bu moda İngiltere’ye sıçradı. Hiçbir centilmen boğazına bir şey sarmadan kendini iyi giyinmiş hissetmiyordu. Kravat o zamanlar o kadar yüksek bağlanırdı ki, insanlar vücudunu döndürmeden etrafa bakamıyorlardı, ama hiç olmazsa bir faydası vardı. Kılıç darbelerine karşı boyunu koruyordu.

Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970’li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı. Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu.

Kravatlar erkeklerin elbise dolaplarının en kolay yıpranabilir aksesuarlarıdır. Genellikle erkekler kravatı düğümünün bir tarafından, ince ucunu çekerek çıkarırlar. Halbuki doğru yol kravatı bağlarken hangi hareketleri yaptıysanız, sökerken de ters sıra ile aynısını yapmanızdır.

Kravatı çıkardıktan sonra her iki ucunu birleştirip iki kat yapmanız, parmağınızın üzerine bir kemer gibi sarmanız, parmağınızı içinden çektikten sonra bütün gece o şekilde muhafaza etmeniz uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Eğer söz konusu olan bir ipek kravat ise sabahleyin de hemen askıya asmanız gerekiyor, bu şekilde içindeki fiberler orijinal şekillerine gelecektir. Son bir uyarı: Üzerinde leke olsa bile ipek kravatları kuru temizlemeye göndermeyin, deforme olabilirler, mümkün olduğunca kendiniz temizlemeye çalışın bu da bir sonuç vermezse dikişlerim söküp mendil olarak kullanabilirsiniz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir haber veya iş için bir yere gönderilme, bu gönderilmenin gayesi; iş. errand boy ayak işlerine koşulan çocuk, çırak . a fool's errand saçma bir şey, boşuna teşebbüs go on an errand, run an errand bir haber götürmek veya bir iş yapmak için bir yere

Teknolojik Terim

Işığı yakalayarak elektrik sinyaline dönüştüren bir yarı iletken çip. ‘Tamamlayıcı Metal Oksit Yarıiletken’ anlamına gelen CMOS sensörleri, daha az görüntü lekesi, daha geniş dinamik aralık ve daha düşük güç tüketimi sunar. Exmor™ teknolojisi çip üzerinde analog/dijital (A/D) sinyal dönüştürme ve kurursuz, temiz görüntüler iki aşamaları gürültü azaltma gerçekleştirir.

Teknolojik Terim

ExpressCard™ teknolojisi PCMCIA tarafından sunulan yeni bir standardın adıdır. ExpressCard standardı masaüstü ve dizüstü bilgisayar kullanıcılarına daha ince, daha hızlı ve daha hafif modüler genişleme olanağı sunar. Tüketiciler bellek, kablolu veya kablosuz iletişim kartları ve güvenlik kartları gibi donanım seçenekleri ekleyebilirler.

Türkçe Sözlük

(e. A.) «Ya, ey!» gibi hitap edatı. Elâ yâ eyyühessakî = Ey içki sunan! YA eyyühelhuzzâr = Ey hazır bulunanlar!

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boş, yanlış, ,çürük, aslı esası olmayan, yalan, yanıltıcı, aldatıcı, temelsiz. fallaciously (z). esası olmadan, boşuna,yanlış olarak. fallaciousness (i). yanlışlık, asılsızlık, temelsizlik.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ.). Bazı kâğıtların dokusuna işlenen ve ancak ışığa doğru tutulunca görünen şekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ateş etme; yakma. firing line (ask). ateş hattı. firing squad idam mahkumunu kurşuna dizen asker bölüğü; ölü kimsenin mezarı başında saygı gösterisi olarak ateş eden asker bölüğü.

Türkçe Sözlük

(i.). Bu kelime, beceriksiz, cahil olduğu halde üstünlük taslayanlar ve haddini bilmeyenler için kullanılan «hem kel hem fodul» deyiminde geçer: Şuna bak, kendi işini berbat etti, bir de bana akıl vermeye kalkıyor, hem kel, hem fodul ne olacakı

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak,oynatmak; delilik ve maskaralık etmek; boşuna vakit geçirmek, eğlenmek. fool around kdili aylak aylak dolaşmak fool around with kurcalamak, ile oynamak. fool away (k).dili delice sarfetmek, israf etmek, boşuna geçirmek; kaçırmak. fool wit

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). parça, ufak parça; (f). parça parça kesmek, dağıtmak. fritter away boşuna sarfetmek, ziyan etmek, israf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). işini bozmak, boşa çıkarmak, hayal kırıklığına uğratmak: amacına engel olmak. frustrated (s). boşuna didinmiş, hedefine ulaşamamış; sinirli. frustra'tion (i). aksiliğe çatma hissi, boşuna uğraşma; asabiyet. frus'trating (s). boşa çıkaran, engelleye

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فضولی] zevzek, boşboğaz. 2.gereksiz, boşuna, fazladan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Boşuna, yersiz, lüzumsuz, haksız. 2.Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. 3.Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan. - Fuzuli Mehmed: XVI. yy. ‘da yaşamış büyük Türk şairlerinden. Çağatay edebiyatı da dahil olmak üzere, Türk edebiyatının birçok sahalarında kuvvetli tesir ve nüfus sahibidir. Türkçe, Arapça, Farsça, manzum, mensur birçok eserleri vardır. Bunlar arasında “Leyla ve Mecnun” mesnevisi çok meşhurdur.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça terkiplerde gafle şeklinde bulunur). Gafil olma hali, gafillik, habersizlik, dalgınlık, boş bulunma: Gaflet etmek, gaflette bulunmak. Hâb-ı gaflete dalmak = Gaflet uykusuna dalmak. Alel-gafle = Gaflet üzere, kendinde olmayarak, dalgın olduğu halde, habersiz, ansızın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i erkek kaz; ABD argo bakış Take a ganderl argo şuna bakıverl

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evlenmeye hazırlanmış kız veya yeni evlenmiş kadın. Ar. arûs, arûse: Gelin almaya gidiyorlar. Filân kız gelin oldu. 2. Oğulun eşi: Falanın gelini Filân kadın gelini ile iyi geçiniyor. Gelininden memnundu. Uç gelini vardır, mec. Ermeni gelini = Pek ağır hareketli. Gelinsaçı = Eftimon denilen bir cins bitki. Gelin feneri = Elgengeç denilen bir cins bitki. Gelin kuşu = Bir cins büyük toygar. Gelin havası = Pek hareketli hava. Yüzü yazılı gelin gibi kalmak = Boşuna beklemek (şimdi kullanılmıyor).

Teknolojik Terim

Her zaman açık ve ultra hızlı olan Geniş bant, size saniye 24 MB veya üstü hızlarda yüksek hızlı karşıda ve karşıdan yükleme sunan sürekli bir Internet bağlantısıdır. Telefon hattınızla bir arada çalıştığından, her iki dünyanın en iyisine sahip olabilirsiniz: sabit kablolu hattan konuşurken aynı anda Internet’i kullanma. Internet’te müzik, e-kitap, video akışı ararken veya yalnızca gezinirken içeriğe daha hızlı ve daha az gecikmeli (tabi gecikme olursa) olarak erişirsiniz. Geniş bandın şimdi dünyanın her tarafından kullanılmasının nedeni budur: dizüstü bilgisayarlardan ve PC’lerden cep telefonlarına, BRAVIA HDTV’lere ve PlayStation® oyun konsollarına… yapmak istediğiniz ne olursa olsun World Wide Web’e hızlı ve kolay bir şekilde bağlanma.

Teknolojik Terim

Gerçek Görüntü İşlemcisi, tıpkı bir PC’deki işlemci gibi, fotoğraf makinesinin temel işlevlerini yürüten bir çiptir. Başlatma süresini, fotoğraf makinesinin çalışma hızını ve güç tüketimini kontrol eder. Daha iyi renk gösterimi ve gelişmiş sinyal-parazit oranı sunarak yüksek kaliteli fotoğraflar sağlar. İşlemci, fotoğraf makinesinin hızlı başlatma süresine ve minimum deklanşör gecikmesine (düğmeye basılması ile resmin gerçekten çekilmesi arasında geçen süre) sahip olmasını sağlar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakından uzağa geçmek, varmak, göç etmek: Eve gittim, çarşıya gitti, gurbete gidecektir. 2. Bir yerden ayrılıp uzaklaşmak, hareket, Osm. azîmet, rihlet etmek: Kendisi buradan gitti. Gelen misafirler daha gitmediler. 3. Kaçmak, bırakıp ayrılmak: Aşçısı gitmiş. 4. Yok olmak, Osm. gaib ve nâ-bedîd olmak: O kadar servet nereye gitti? Oranın bir zamanki güzelliği gitti. 5. Sarfolunmak, tüketilmek: Bu ziyafete çok para gitti. Bu binaya birkaç bin lira gider. 6. Geçmek, savuşmak, Osm. def ve zail olmak. Bütün kış benden sızılar gitmez. 7. Sonra ermek, müntehi olmak; varmak: Bu çay, bu yol nereye gider? 8. Yürümek: O, pek çabuk gider. Geçmek, bitmek: O zamanlar gitti. Çoğu gitti, azı kaldı. 10. Ayakyoluna taşınmak, Osm. def’-i tabiî etmek, ishali olmak: Bu gece beş on defa gitmiş. 11. Götürülmek, sevkolunmak: Cenazesi gidiyordu. Yarın çeyiz gidecektir. Araya, aralığa gitmek = Telef olmak. Ere gitmek = Kocaya varmak, evlenmek. Eğri gitmek = Şaşmak. Elden gitmek = Ölmek. İç gitmek = Ishâle uğramak. İçeri gitmek = zarar etmek. İleri gitmek = İlerlemek, ileri geçmek, Osm. takaddüm ve terakki etmek. İlerisine gitmek = Tecavüz eylemek, çok olmak. Batasıya gitmek — Çıkmayacak bir yol tutmak, batakçılık etmek. Ters gitmek = İyi gitmemek, talihi müsait olmamak. Can gelip gitmek = AyıIıp bayılmak. Hasır altına gitmek = Bakılmamak, minder altı olmak. Hoşa gitmek = Haz olunmak, sevilmek. Renk gitmek = Solmak. Sokağa gitmek = Dışarı çıkmak. Suyunca gitmek = İyi geçinmek, Osm. mümâşât etmek. Suyun akıntısına gitmek = Uymak, muvafakat etmek. Tat gitmek = Tatsızlanmak. Bok yoluna gitmek = Boşuna telef olmak, heder olmak. Doğru gitmek = İyi harekette bulunmak. Akıl gitmek = Hatırlamak. Akıl baştan gitmek — Çok şaşmak ve telâşlanmak, şaşakalmak. Geri gitmek = 1. Avdet etmek, geri dönmek. 2. Gerilemek, Osm. tedenni etmek. Gelip gitmek = Tereddüt etmek. Yanlış gitmek = Yolu şaşırmak. Yayan gitmek = Yayan yürümek. Yol gitmek = Yol yürümek. Yola gitmek = Seyahat etmek. Git git, git gide = (bk.) Git.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), argo poposuna vurmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsanda ve hayvanlarda görme organı, Osm. Alet-i bâsıra, Ar. ayn, Fars. çeşm, dîde: Göz eçmak, göz kapamak, kara göz, elâ göz, gözün akı, karası, gözbebeği. 2. Görme, Ar. rü’yet, bâsıra: Gözü açık, gözü keskin. 3. Menbâ, kaynak, bir suyun yerden kaynadığı yer, kaynak, Ar. ayn: Su gözü. 4. Delik, çukur: Bal gümecinin gözleri; iğne gözü. Göz göz = Delik, delik. 5. Çekmece: Masanın gözündedir. 6. Taksim, bölük: Beş göz mağaza: O değirmenin üç gözü vardır. 7. Terazi kefesi: Terazi gözü. 8. Kemer: Köprü gözü. 9. Nazar, kötü bakış, Fars. çeşm-i bed: Göze gelmek, göz değmek. 10. Gözde olma, makbûl olma: Dünya gözümde yoktur. Bir şey gözüne girmiyor. 11. Teveccüh, sevgi, muhabbet: Göze girmek, gözden düşmek, gözden çıkmak. Göz atmak: İşaret etmek. Aç göz = Hırs, tamah, doymazlık. Aç göxlü = Tamahkâr, haris. Göz açmak sa 1. Doğmak, dünyaya gelmek. 2. Rahatlanmak, teneffüs etmek: İşten göz açamadım. 3. Dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak: Gözünü aç. Gözlerini açmak = 1. Hayran olmak, hayrette kalmak. 2. Alıştırmak, uyandırmak, ikaz etmek. Gözlerini dört açmak = 1. Fazla dikkat etmek, ihtiyat üzere bulunmak. 2. Hayrette kalmak. Açıkgöz = Uyanık, fırsatçı. Gözü açık, gözü ardında = İsteğine erişememiş; arzusuna erişemeden ölmüş. Göz açıklığı = Zekâ, uyanıklık. İlk gözağrısı = 1. Birinci defa olarak çekilen aşk. 2. İlk evlât. Göz akı = Gözün beyaz kısmı. Göz almek = Gözü kamaştırmak. Gözotu = Ar. Haşîşe-tülayn (bitki). Öküzgözü = Arnika (bitki). Göz önü = Huzur: Göz önünde, huzurda. Gözevl = Gözün çukuru, Fars. hâne-i çeşm. Göz etmek = İşaret etmek. Göz ısırmak = Tanır gibi olmak. İki gözü iki çeşme = Çok ağlamayı anlatır. Göze batmak = Kıskançlığı mucib olmak. Gözbağı = Sihir, büyü. Gözbağcı = Büyücü, Ar. sehhâr, Fars. efsûnger. Gözbebeği = Gözün asıl gören merkezi ki, içinde karşıya gelen şahsın resmi görünmekle böyle adlandırılmıştır. Ar. insân-ül-ayn, Fars. merdümek-i çeşm. Göz belermek = Hiddetle bakıp tehdit etmek. Gözboncuğu = Nazara karşı takılan mavi boncuk. Gözboyamak = Dalavere ederek aldatmak, kandırmak, iğfal etmek. Bingözotu = Mahmûde denilen bir cins bitki. Patlak göz = 1. Bozulup dışarı fırlamış göz. 2. Tabiî olarak dışarıya fırlamış çıkıntılı göz. Gözü p«k = Cesur, yiğit. Göz pınarı = Gözün burun tarafındaki ucu. Gözde tütmek = Fazla istenmek, hasret duymak, imrenmek. Göz çıkarmak = 1. Kör etmek, gözünü sakatlamak. 2. Zarar vermek, bozmak, halel getirmek. Gözden çıkmak = Artık arzu olunmamak, bıkılmak, soğumak. O kadar hevesle yaptırdığım ev, istediğim gibi olmadığı için gözümden çıktı. Göz hapsi = 1. Kimse ile görüşmemek üzere bir odaya hapis ve tevkif. 2. Bir kimseye, gözünü ayırmadan bakma. Göz hekimi = Göz doktoru. Ar. kehhâl. Horoz gözü = Bir cins papatya. Gözdağı = Tehdit, korkutma. Dört gözle beklemek Sabırsızlıkla beklemek. Gözünü dört açmak = Pek ihtiyatlı davranmak. Göz değmek = Nazar isabet etmek. Göz demiri = (denizcilik) Geminin baş tarafında bulunan ve her vakit kullanılan büyük demir. Gözden düşmek = Teveccühü kaybetmek, itibarsız olmak. Göz dönme

Finansal Terim

(Watchlist Companies Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler ve/veya hisse senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağan dışı durumların ortaya çıkması, hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna gerekli özenin gösterilmemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici ya da sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek gelişmelerin oluşması nedeniyle şirketlerin izleme ve inceleme kapsamına alınması durumlarında, sürekli gözetim, denetim ve izleme ortamında, hisse senetlerinin likidite imkanını kesintiye uğramadan İMKB bünyesinde işlem görebileceği pazardır.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülmek işi, Ar. dıhk, Fars. hande: Onun bir tuhaf gülmesi vardır; sizin gülmenizden işkillendim Gülme almak = Gülmek his ve arzusuna mukavemet edememek, gülmeyi tutamamak: Beni bir gülme aldı.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın Güneyinde, Güney Atlas Okyanusunda adalar. Güney Georgia Falkland Adaları’nın yaklaşık 1300 km doğu-güneydoğusunda yer alır. Güney Sandwich Adaları ise Güney Georgia’nın yaklaşık 640 km güneydoğusunda bulunmaktadır.

Coğrafi konumu: 54 30 Güney enlemi, 37 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Antarktik Bölgesi.

Yüzölçümü: 3,903 km².

Sınırları: 0 km.

İklimi: Çeşitlilik göstermektedir. Batıdan esen rüzgarlar yıl boyunca çeşitli aralıklarla görülmektedir. Bütün yağışlarla birlikte, adalara kar da düşmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Paget Dağı (Güney Georgia) 2,934 m.

Doğal kaynakları: Balık (Adaların toprakları ya koruma altında alanlar ya da özel bilimsel bölgelerdir; dört özel fok türü ve dört özel penguen cinsi yaşamaktadır.

Doğal afetler: Volkanik aktivite ve gemiler için zor deniz şartları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issızdır. (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları.

ingilizce: South Georgia and the South Sandwich Islands.

Bağımsızlık durumu: Birleşik Krallıklara bağlıdır. Adalar şimdi aynı zamanda Falkland Adaları’nın valisi de olan bir Komisyoner tarafından yönetilen bir Birleşik Krallık Denizaşırı Toprak alanıdır.

Milli bayram: Liberasyon Günü, 14 Haziran (1982).

Anayasa: 3 Ekim 1985.

Hukuk sistemi: İngiltere hukuku.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomi balıkçılık ve çevre turizmi güdümlüdür. Güney Georgia’yı ziyaret başvuruları, ziyaretçilere bir enformasyon bülteni sunan Komisyoner’e yazılı olarak yapılmaktadır. Grytviken’da bir balina avcılığı müzesi mevcuttur. Isles Koyu fok ve kuş gözlemciliği için pek çok fırsat sunar.

İletişim Bilgileri

İletişim notu: Bütün telefon, faks ve e-posta iletişimleri uluslararası uydu sistemleri vasıtasıyla kullanılmaktadır. Halka açık telefon ve faks imkanları yoktur. Güney Georgia’yla yapılacak telefon görüşmelerinin uluslararası operatör tarafından kaydının alınması gerekir. Güney Georgia pulları kullanılarak posta gönderilebilir, fakat postanın ulaşması iki aya kadar uzayabilir.

Internet kısaltması:.gs.

Ulaşım ve Taşımacılık

Su yolları: yok.

Limanları: Grytviken.

Hava alanları: yok.

Genel Bilgi

‘Ham’ kelimesinin İngilizce’deki anlamı ‘domuzun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek’ demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atlıları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında ona tuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen ‘Tatar Bifteği’ ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacı ile gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg Bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sunar ve ona ‘Hamburg’a ait’ anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Almanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi ve aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getirir. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önceden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de ‘Salisbury Bifteği’ adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihinin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD’de İngilizce’deki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de ‘Salisbury Bifteği’ olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.

Genel Bilgi

“Ham” kelimesinin İngilizce’deki anlamı “domuızun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek” demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında onatuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen “Tatar Bifteği” ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacıyla gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servie sunar ve ona “Hamburg’a ait” anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Amanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getiri. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de “Salisbury Bifteği” adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Svaşı sonrası ABD’de İngilizcede’ki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de “Salisbury Bifteği” olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir suçluyu cezalandırmak için veya davası görülünceye kadar bir yere kapama, cezaevine, mahbese atma: Filânı hapsettiler. Hapsolundu. Beş ay müddetle hapsine karar verildi. 2. Tutma, zaptetme, koyuvermeme: idrarı çok hapsetmek iyi değildir. 3. istifade olunmayacak bir hal ve mevkide bulundurma, boş yere alıkoyma: Bu kadar parayı boşuna hapsetmekten ise işletmek daha faydalıdır. 4. Kapalı bir yerde tutma, böyle bir yerde bekletme: Geleceğine söz vermiş olduğundan beni bütün gün evde hapsetti. 5. (Türkçe’de) Hapishane, mahbes, zindan: Hapse attılar. Hapsolunmuş, mahbus: üç aydan beri hapistir. Göz hapsi = Nezaret altında bulunma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl» dan if.) (mü. hâsıla) (c. hâsılât). 1. Husul bulan, meydana gelen, vücuda gelen, beliren, gözüken: Bundan ne hâsıl olur? Bu kadar me şakkattan bir fayda hasıl olmadı. 2. Biten, yerden çıkan: Çekirdekten hâsıl olan ağaçlar. 3. Netice yerinde olan: Hâsıl-ı kelâm = Sözün neticesi, kısası. 4. Semere: Ömrümün hâsılı: Evlâdım. 5. (matematik) Hesabın dört işleminden alınan netice: Hâsıl-ı cem. Hâsıl-ı tarh. Hâsıl-ı darb. Hâsıl-ı taksim. Hâsılı, elhâsıl, v’el-hâsıl, hâsıl-ı kelâm = Nihayet, netice itibariyle, sözün kısası, kısaca. Hâsılı tahsil etmek = Boşuna yorulmak, c. Hâsılat = Tarım ve başka çalışmaların verdiği semere, gelir: Tarlanın bu seneki. hâsılâtı. Çiftliğin, fabrikanın, koyunları hâsılâtı. Posta, telgraf, vapur hâsılatı. Hâsılât-ı sâfiyye = Masraflar çıktıktan sonra hâsılâtın sırf kâr kalan kısmı. Hâsılat-ı gayr-ı sâfiyye = Masraflar düşürülmeksizin umum hâsılât.

Genel Bilgi

Kış mevsimi yaklaştıkça, hava soğur, günler kısalır, yapraklar renk değiştirir ve yere düşerler, kar toprağın üzerini kaplar. İnsanlar sıcak alışveriş merkezlerinde ihtiyaçlarını alıp, sıcak arabalarında, sıcak evlerine gelirler. Üzerlerine kazaklar, hırkalar giyerler. İyi de, tabiatta doğal ortamda yaşayan hayvanlar kışı nasıl geçirir, hiç düşündünüz mü?

Bir kısmı daha ılıman yerlere göçeler. Bu konuda kuşlar ve balıklar avantajlıdır. Bazıları kendilerini kışa adapte ederler, daha kalın yeni tüyler çıkarırlar. Hatta bazı tavşan türlerinde karda saklanabilmek için tüyler beyazlaşır. Bazıları yiyeceklerini önceden depoladıkları bir sığınak bulurlar. Bazıları da toprakta derin tüneller açarlar ama bazıları için de kış mevsimini uyuyarak geçirmekten başka çare yoktur.

Genellikle ayıların kış uykusuna yattıkları bilinir ama bu doğru değildir. Gerçi ayılar kışın mağaralarda uzun uzun uyurlar ama bu kış uykusu değildir. Daha doğrusu kış uykusu bir çeşit uyku değildir. Normal canlılarda uyanıkken ve uyku halindeyken, vücut ısısında ve metabolizmanın çalışmasında ciddi bir fark yoktur. Oysa kış uykusu, hayvanların hayat ile ölümü ayıran çizgiye kadar gelmeleri şeklinde tanımlanabilir.

Bazı hayvanların kış uykusuna yatmalarının iki sebebi vardır: Havanın çok soğuması ve yiyecek bulma güçlüğü. Soğuk havada yaşayabilmek için hayvanların daha çok enerjiye ihtiyaç duymalarına rağmen karlı kış günlerinde yiyecek bulma imkanı azalır. Kış uykusu bu zor mevsimde hayvanın enerji ihtiyacını azaltır, enerji tasarrufu sağlar.

Kış uykusu bildiğimiz şekilde uymak değildir. Buna bilim dilinde ‘’hibernasyon’’ diyorlar. Vücut ısısının ortam sıcaklığına düştüğü bu durumu birçok balık türünde, kurbağalarda, sürüngenlerde, kuşlarda ve memelilerde görebiliyoruz.

Hakiki anlamda kış uykusuna yatan bir hayvanı (hibernatör) gördüğünüde, ölmüş olduğunu sanabilirsiniz. Vücut ısıları sıfır dereceye kadar düşebilir. Bir dakika içinde sadece brkaç kez nefes alırlar, kalp atış hızı o kadar düşüktür ki, hissedilmez bile. Havalar ısındığında ise vücudun normal düzene geçmesi sadece birkaç saat alır.

Kış uykusuna yatan hayvanlar, uyku süresince kendi vücutlarındaki yağı tükettikleri gibi ara ara uyanarak bulundukları yere yazdan stok ettikleri yiyeceği yiyenler de vardır.

Kış uykusu sırasında hayvanlar vücut ağarlıklarının yüzde kırkına yakınını kaybederler. Bu kaybın yüzde doksanına periyodik olarak uyanmalardaki ısı üretimi ve enerji kaybı sebep olurken geri kalan yüzde on kayıp ise uyku sırasında olur. Kış uyksu kış boyunca sürmez. Hayvanlar havaların soğumaya başlaması ile birkaç günlük bir uyku periyoduna girerler. Kış mevsiminin şartları ağırlaştıkça bu periyotlar uzar.

Teknolojik Terim

HDMI™ anahtarlı ev sinema alıcıları ya da sistemlerini HDMI™ kablosu kullanarak kaynak cihazlara bağladığınızda, bu alıcı ve sistemler video sinyalini saptar ve sinyalleri değiştirir. Bu nedenle ses sinyali için fazladan bir dijital ses giriş kablosuna (koaksiyel ya da optik) ihtiyacınız vardır. Ama HDMI™ tekrarlayıcılı ev sinema alıcıları ve sistemleri, HDMI™ kablosuyla bağlandığında video ve ses sinyallerini saptayıp işleyebilir, bu nedenle fazladan bir kablo gerekmez. Anahtar ya da tekrarlayıcı ne olursa olsun, tüm sinyalleri alıcı ya da sisteminizden TV’nize aktarmak için yalnızca bir HDMI™ kablosu gereklidir.

Teknolojik Terim

HDMI™ anahtarlı ev sinema alıcıları ya da sistemlerini HDMI™ kablosu kullanarak kaynak cihazlara bağladığınızda, bu alıcı ve sistemler video sinyalini saptar ve sinyalleri değiştirir. Bu nedenle ses sinyali için fazladan bir dijital ses giriş kablosuna (koaksiyel ya da optik) ihtiyacınız vardır. Ama HDMI™ tekrarlayıcılı ev sinema alıcıları ve sistemleri, HDMI™ kablosuyla bağlandığında video ve ses sinyallerini saptayıp işleyebilir, bu nedenle fazladan bir kablo gerekmez. Anahtar ya da tekrarlayıcı ne olursa olsun, tüm sinyalleri alıcı ya da sisteminizden TV’nize aktarmak için yalnızca bir HDMI™ kablosu gereklidir.

Teknolojik Terim

Standart resim görüntüleme teknolojilerinin çok üzerinde kalitede resimleri saklayabilme ve görüntüleme imkanı sunan teknoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hibernaculum (i). hayvanın kış uykusuna yattığı in; tabiatın çiçek budakları üzerine koyduğu kışlık örtü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kış uykusuna yatmak, kış uykusuna girmek. hiberna'tion (i). kış uykusu.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya, Arap Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, Burma ile Pakistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 20 00 Kuzey enlemi, 77 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 3,287,590 km².

Sınırları: toplam: 14,103 km.

sınır komşuları: Bangladeş 4,053 km, Butan 605 km, Burma 1,463 km, Çin 3,380 km, Nepal 1,690 km, Pakistan 2,912 km.

Sahil şeridi: 7,000 km.

İklimi: Güneyde tropikal musondan kuzeydeki ılıman iklime kadar çeşitlilik görülmektedir.

Arazi yapısı: Güneyde yüksek ovalar (Deccan Yaylası), Gang arazisinde düzlükler, batıda çöller, kuzeyde Himalaylar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Kanchenjunga 8,598 m.

Doğal kaynakları: Kömür, demir, manganez, mika, boksit, titanyum, krom, doğal gaz, elmas, petrol, kireçtaşı, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: İslenebilir topraklar: %48.83.

daimi ekinler: %2.8.

Diğer: %48.37 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 558,080 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık, su baskını, yıldırımlı fırtına, deprem, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 1,095,351,995 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.38 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.07 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 54.63 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.71 yıl.

Erkeklerde: 63.9 yıl.

Kadınlarda: 65.57 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.73 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.9 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5.1 milyon (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 310,000 (2001 verileri).

Ulus: Hintli.

Nüfusun etnik dağılımı: Hint-Aryan %72, Dravidian %25, Moğol ve diğer %3 (2000).

Din: Hindu %81.3, Müslüman %12, Hıristiyan %2.3, diğer %4.4 (2000).

Dil: İngilizce, Hintçe, Bengali (resmi), Telugu (resmi), Marathi (resmi), Tamil (resmi), Urdu (resmi), Gujarati (resmi), Malayalam (resmi), Kannada (resmi), Oriya (resmi), Punjabi (resmi), Assamese (resmi), Kashmiri (resmi), Sindhi (resmi), Sanskrit (resmi), Hindustani.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %59.5.

erkekler: %70.2.

kadınlar: %48.3 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Hindistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Hindistan.

ingilizce: India.

Yönetim biçimi: Parlamenter Federal Cumhuriyet.

Başkent: Yeni Delhi.

İdari bölümler: 28 eyalet ve 7 birleşik bölge; Andaman ve Nicobar Adaları, Andhra Pradesh, Arunachal Pradesh, Assam, Bihar, Chandigarh, Chhattisgarh, Dadra ve Nagar Haveli, Daman ve Diu, Delhi, Goa, Gujarat, Haryana, Himachal Pradesh, Jammu ve Kashmir, Jharkhand, Karnataka, Kerala, Lakshadweep, Madhya Pradesh, Maharashtra, Manipur, Meghalaya, Mizoram, Nagaland, Orissa, Pondicherry, Punjab, Rajasthan, Sikkim, Tamil Nadu, Tripura, Uttaranchal, Uttar Pradesh, Batı Bengal.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1947 (İngiltere’den).

Milli bayram: Cum

Teknolojik Terim

Bilgisayarlarda kullanılan bir çok sürücüdekine benzer, yüksek erişim hızı ve yüksek düzeyde güvenilirlik sunan bir sürücü mekanizması.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin namusuna dokunma, namusunu lekeleme.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Her şeyde ruh ve madde, iyilik ve kötülük gibi iki zıt prensibin varlığını ileri süren felsefe, Ar. sünâiyye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tesirsiz, faydasız, boş, başarısız. ineffectually z. boşuna, faydasızca.

Yabancı Kelime

İng. intertextuality

ed. metinler arasılık

Bütüncül bir yapıya kavuşturulması amacıyla bir edebî metnin dokusuna hem edebiyat alanından hem de başka alanlardan metin parçalarının katılması.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Namus, iffet, ismet, perde: Ehl-i ırz = Namuslu, Ar. afîf. Irza geçmek = Cinsî tecavüzde bulunmak. Irzına dokunmak = Namusuna tecavüz etmek. Hetk-i ırz etm«k = Namusunu çiğnemek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duymak, kulakla hissetmek, Ar. sem’, Osm. istimâ eylemek: Sesinizi işittim. Gece atılan topu işittim. 2. Haber almak, Osm. istihbâr etmek: Geldiğinizi dün işittim; bir şey işittim acaba doğru mu? 3. Dinlemek, kulak asmak: Boşuna ağzınızı yoruyorsunuz, o adam işitmez; nasihat işitmez. İşitmezden, işitmezlikten gelmek = İşitmez gibi olmak, sağırlığa vurmak. Lâkırdı, söz işitmek = Azarlanmak.

Türkçe Sözlük

(i.), işle meşgul olmayış, boşta kalış, vaktini boşuna geçirme. İŞTAH bk. İştihâ.

Türkçe Sözlük

(I.). Bir ülkeye tâyin olunan elçiye, devleti tarafından verilen mektup ki, elçi, onu gittiği devletin başkanına sunarak elçi tanınır: Yeni Fransa büyükelçisi İtimâd-nâmesini takdîm etti.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ta’b» dan masdar). Yorma, yorgunluk verme: Sizi boş yere it’Ab ettim: İt’Ab-ı zihn = Anlaşılmaz bir şeyi anlamaya çalışma, zihin yorma, kafa patlatma: Boşuna it’Ab-ı zihn etmişim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ziyâ’» dan masdar). Kaybetme, mahvetme, telef etme, Ar. ifâte: İıîa-i vakt = Vakti boşuna geçirme.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kimseden korkmaz görünerek şuna buna meydan okuyan kimse, yiğit taslağı. 2. mec. Babayiğit: Doğrusu, kabadayı çocuktur. 3. (halk ağzında) Başta gelen: Bunun en kabadayısı elli kuruşa.

Teknolojik Terim

Artık belirli BRAVIA TV’lerde kablolu yayın şebekelerinde kullanılmak üzere, entegre televizyon tuneri bulunmaktadır. Bu da, bir alıcı kutusuna gerek kalmadan, BRAVIA TV’nizi anten girişi aracılığıyla doğrudan kablolu yayın şebekesine bağlayabilmenizi sağlar. Teknik ya da ticari nedenlerle, tümleşik TV tunerlerimiz her ülkedeki yerel kablolu yayın şebekeleri ile uyumlu değildir. Hangi entegre TV tunerin bulunduğunuz yere uygun olduğunu kontrol edin.

Türkçe Sözlük

(e.). Zaman sorgusuna mahsus edat ki, bugün eskimiz, hattâ bırakılmıştır. Ne vakit, ne zaman ki, vaktâ ki: Kaçan geldi? Kaçan eve döndüm, bir de ne göreyim?

Türkçe Sözlük

(I. F.). Arzu maksat, Ar. maksûd, matlûb, murad, Fars. merâm, dil-hâh: Nail-I kâm olmak. Kim almak = Arzusuna erişmek. Be-kim = Arzusuna erişen.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâm = istek, yâften = bulmak). Kâm bulan, dileğine erişen, arzusuna nail olan: Kâm-yâb oldu.

Türkçe Sözlük

(i. F. «kâm = istek, rinden = sürmek»). Meram ve arzusuna erişen, bahtiyar (Türkçe’de talâffuzu: kâmuran).

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Kâm sürücü, süren, arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. 2.Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Genel Bilgi

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.

Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000’li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.

O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.

Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.

Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.

O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.

Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.

Türkçe Sözlük

(i.). Sütü için beslenen, tiftik ve kişmir çeşidinden bazı cinslerinin kılı da pek makbûl olan bir evcil hayvan. Türleri vardır: Malta, Şam, Mısır keçisi. Tiftik keçi yahut tiftik keçisi = Ankara çevrelerinde ve Anadolu’nun bazı taraflarında bulunan bir cinsi ki, kılı ipek gibi yumuşak ve parlak olup güzel kumaşlar yapılır. Keçinin erkeğine teke, yavrusuna oğlak ve bir yaşındakine çepiç denir. Keçiboynuzu = Ar. harOb. Keçisağan = Ebâbil çeşidinden bir cins kuş. Keçisakalı = Güzel kokulu bir ot. Ar. lihyetü’tteys. Dağ keçisi = Bir cins vahşî keçi.

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. değilse de o suretle kullanılıp müennesi de «keyfiyye» olur). Heves ve arzusuna tâbî olan, hiçbir nizâm ve kanuna uymayan: Keyfî muamele, keyfî hüküm

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «nasıl» ve «nice» demek olup Türkçe’si bundan gelir). 1. Mizaç, sıhhat: Keyfiniz iyi midir? Keyif sormak. 2. Haz, memnuniyet, hoşlanma: Keyfine gidiyor. 3. Ferahlık, sevinç, açılıp sevinme: Keyfetmek. 4. Neşe, hafif sarhoşluk: Keyif yetiştirmek; keyif vermek. 5. Arzu, heves: Keyfine göre hareket etmek; keyfince gitmek. Keyfince = Nasıl isterse. Az sarhoş, yarı mest: Akşam kendisi keyif idi. Keyfolmak = Az sarhoş olmak. Keyif bozulmak = Canı sıkılma. Keyif çatmak = Neş’eli olmak, sevinmek. Çakırkeyif = Hafif sarhoş. Keyfince gitmek = Heves ve arzusuna göre hareket etmek. Keyif vermek — Hafif surette sarhoşluk vermek, neş’e getirmek. Keyif yetiştirmek = İçip az sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acele İle yürütmek: Hayvanı koşturup ter içinde bırakmış. 3. Sür’atle göndermek, hızla yetiştirmek: Kendisine haber koşturdum. 3. mec. Boşuna yorulmak.

Türkçe Sözlük

(i.) (eski Türkçe’de «kun» derler). Evcil hayvanların en yararlısı olan meşhur yumuşak huylu ve müdafaasız hayvan ki, insan, bunun yününden, sütünden ve etinden faydalanır. Ar. ganem. Koyun umumî adı olup erkeğine: koç, dişisine: marya, yavrusuna: kuzu, bir yaşındakine toklu, ikisindekine: şişek, üçündekine: ögeç, denir. Kıvırcık, karaman, dağlık, Odesa, İspanyol, Mihaliç, Sakız, koyun cinslerindendir. mec. Halim ve bön adam hakkında kullanılır: Koyun gibi adam. Koyun otu = Ağırotu, kuzu pıtrağı. Boynuzsuz koyun = Yumuşak huylu ve Aciz adam, miskin. Koyun sarmaşığı = Bir bitki. Koyunkıran = Kılıçotu, kantaron. Koyungözü = Papatya çeşidi. Her koyun kendi bacağından asılır = Herkes kendi işinden mesuldür. Koyun yılı = Eski Türk takviminde bir devrin sekizinci yılı.

Sağlık Bilgisi

Dışkulak borusundaki ufacık bezler; kulak kiri adı verilen hafif sarımtırak yağlı bir madde salgılarlar. Bu salgı fazla olduğu zaman, dışarıya atılamayıp kulak içinde kuruyacak olursa, bir tıkaç meydana getirir ve kulak zarını etkileyerek rahatsızlık verir. Dışkulak borusu, kulak kiri ile tamamen kapanacak olursa, uğultu, çınlama gibi arızalara neden olur. Tamamen tıkanmış boru, ancak doktor tarafından açılabilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, havlu.

Hazırlanışı : 2 çorba kaşığı zeytinyağı ısıtılır. Ilıdıktan sonra kulak borusuna 3 damla konup ılık bir havluyla kapatılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yerde bulunan toprak, kum, gübre ve kar gibi şeyleri küremeye yani kazıyıp toplamaya mahsus demir veya tahtadan yassı veya uzun saplı bir Alet ki, sapıyla ileriye itilerek kullanılır. Kazma kürek = Kazma ile onun kazdığı toprağı toplayıp atmaya mahsus demir kürek. Harman küreği = Tahılları savurmaya mahsus tahta kürek. Ekmekçi, fırıncı küreği = 1. Ekmeği fırının içine koyup çıkarmaya mahsus pek uzun saplı tahta kürek. 2. Ateşten kor ve kül çıkarmaya mahsus sapı ile beraber tek parçalı küçük demir Alet. Maşa kürek = Ateş küreği. Mutfak küreği = Daha büyüğü. 3. Kayık, sandal ve vaktiyle küçük gemileri de yürütmeye mahsus ucu yassı ve sapı yuvarlakça kalın tahta Alet ki, teknenin kenarına tutturulur; her biri veya her çifti bir kayıkçı tarafından kullanılır: Kayık küreği, kayıkçı küreği. Kürek çekmek = Kürek kullanarak kayık yürütmek. 4. Vaktiyle beylik gemilerde kürek çekmek hizmeti ki, cinayet suçlularına verilen bir ceza idi. Akıntıya kürek çekmek = Boşuna yorulmak. Kürekkemiği = Omuzun arka tarafındaki yassı kemik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pb senbolü ile gösterilen, yoğunluğu 11,3 olan yumuşak bir eleman. 2. Tüfek ve tabanca ile atılan mermi ki, kurşundan dökülür. Kurşun madeninden yapılmış: Kurşun boru, kurşun tahta, kurşun damga. Kurşun atmak = 1. Silâh boşaltmak: Oradan geçerken haydutlar bize kurşun attılar. 2. Çarpışmada bulunmak, düşmanlık etmek: Birbirlerine kurşun atıyorlar. 3. Nişana vurmak: Kurşun atmaya çıkmışlar. 4. mec. Hırsla istemek. Kurşun tavası = Kurşun eritecek küçük demir tava. Kurşun çıkaracak, sökecek = Tüfek ve tabancadan kurşunu çıkaracak burgu, horozayağı. Kurşun dökmek = Kurşun eritip hastanın üstünde su ile dolu bir kâseye dökerek gûyâ nazarın tesirini bozmak. Kurşuna dizmek = Askerî idam cezasını icra etmek, bir takım askere kurşun attırarak mahkûmu öldürtmek. Kurşun sirkesi = Kurşun asidi. Şeytan (ın) kulağına kurşun = Gıbtaya değer bir hâl söylenirken «münafık kulağına gitmesin» mânâsında kullanılan tâbir. Kurşuntuzu = Kimyada bir tuz. Kurşunkalem = Dışarısı tahta ve içerisi grafit kuru kalem ki, kâğıda sürülünce siyah çizgi bırakarak yazar. Boyalı kurşunkalem ™ Bu kalemin siyahtan başka renklerde yazanı, Kurşun gibi = Pek ağır. Kurşun merhemi = Bir çeşit cıvalı merhem.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaşın zıddı, rutubeti çekilmiş, Ar. yâbis, Fars. huşk: Kuru ağaç, kuru ot, kuru çamur. 2. Yağmur yağmayan, susuz: Kuru ova, kuru arazi. 3. Arık, zayıf, etsiz: Kupkuru bir adam. 4. Döşenmemiş, çıplak, açık: Kuru tahta, kuru yer. 5. Sade, katıksız: Kuru ekmek. 6. Başka bir mevsimde yenmek üzere güneşte kurutulmuş: Kuru meyve, kuru balık, kuru üzüm. 7. Sıvı salgısı olmayan. Kuru öksürük = Balgamsız. 8. Kar ve yağmuru olmayan: Kuru hava, kurusoğuk. 9. Kurşunu olmayan, kurşunsuz: Kurusıkı. 10. Boş, asılsız, nâfile, tesirsiz ve sebepsiz: Kuru söz, kuru lâf, kuru gösteriş, kuru patırdı. 11. Harçsız: Kuru duvar. Kuru başına = Yalnız, Fars. bî-kes. (denizcilik) Kuru havuz = Gemilerin tamiri ve temizlenmesi için sokuldukları havuz ki, gemi girdikten sonra suyu tulumba İle alınıp gemi kızakta kalır. Kuruda kalmak — Cezirde gemi oturmak. Kuruda = Yerde, karada, (denizcilik) Kuru direk = Fırtınalı havada yelkensiz olarak rüzgârın şevkine tâbî olmak. Tuzu kuru = İşi sağlam, şüphe götürür hâli olmayan. Kurukuruya = Boşuboşuna, büsbütün nafile. Kurukahve = Pişirilmemiş, kavrulmuş kahve tozu. Kuru keçik = Uyuz hastalığı. Gülkurusu = Gül kurusunun rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لغو] kaldırma. 2.boşuna.

Teknolojik Terim

Yerel Uygulama Kontrol Veri Yolunu kullanarak cihazla iletişim kuran bir uzaktan kumanda. Ev video kaydedicileriyle, bir oynatıcıyla birlikte senkronize düzenleme olanağı sağlayan değiştirilebilir kumanda işlevleri sunar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yağmurkuşuna benzeyen bir kuş, kızkuşu; (zool.) Vanellus vanellus.

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!

Teknolojik Terim

Yüksek kaliteli LCD ekran mükemmel renk, kontrast ve ayrıntı özellikleriyle daha net fotoğraflar sunar. Güneşli açık mekanlarda bile olsanız, özellikle çektiğiniz fotoğrafları çerçeveleyip izlerken çok işinize yarar.

Teknolojik Terim

16:9 en-boy oranı ve mükemmel görüntü kalitesi sunan bir TV projeksiyon sistemi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir yüzeyin üzerinde bir sıvı damlamasından veya bir boyayıcı madde dokunmasından olan benek, damla eseri, benek şeklinde veya bir parça yere mahsus pislik: Bu kumaşta bir leke vardır, ceketi leke içinde idi. 2. Tabiî olarak veya bir Arızadan dolayı hâsıl olan benek, nişan: Gözümde bir leke var, bir leke peydâ oldu, yüzündeki lekeler tabiîdir. 3. Eksiklik, ayıp, şâibe, şöhret ve itibara halel getirecek hâl ve hareket: O adamın hiç lekesi yoktur, yalnız tamahkârlığı bir lekedir. Leke etmek = Bir şey damlatıp kirletmek, lekeli etmek: Yeni ceketini leke etmiş. Leke getirmek = Eksiklik ve ayıp getirmek, lekeli kılmak: Düşüncesiz bir hareket bir kadının namusuna leke getirebilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lemsiyye). Dokunmaya ve dokunma duygusuna ait: Hiss-i lemsî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzel öten ve ketenkuşuna benzeyen küçük bir kuş, zool. Carduelis cannabina.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Atlantik Okyanusuna mahsus çok iri deniz kaplumbağası; Amerika'ya mahsus bir çeşit örümcekkuşu. at loggerheads with biri ile kavgalı.

Teknolojik Terim

Manuel zoom halkası, hızlı, hassas ve daha tepkisel zoom olanağı ile kullanıcılara daha fazla kontrol imkanı sunar. Zoom kolu, özellikle hareketli nesnelerin fotoğrafını çekerken çok kullanışlıdır.

Teknolojik Terim

Memory Stick PRO’nun yarısı kadar bir boyutta ve aynı yüksek hızda veri transfer imkanını sunan hafıza kartıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-spent) kötü harcamak, boş yere sarfetmek, boşuna geçirmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. moa, Yeni Zeland'a mahsus devekuşuna benzer türu tükenmiş bir kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yosun; yosun öbeği; İskoç bataklık, turbalık. moss agate içi yosuna benzeyen akik taşı. moss rose sapı ve çanağı tüylü bir çeşit gül, bot. Rosa centifolia muscosa mossesi karayosunlan,bot. Musci mossy s. yosunlu.

Teknolojik Terim

Motionflow Karanlık Kare Ekleme özelliği 50Hz’den 100Hz’e kadar BRAVIA projektörlerinin kare hızını iki kat arttıran, Sony’e özel bir teknolojidir. Hızlı hareket eden görüntüler için daha fazla pürüzsüzlük sağlar, sıra dışı bir kontrast oranı sunar ve kamera sarsıntısını ortadan kaldırır. Gördüğünüz şey ise akıcı ve doğal hareketlerle gerçeğe dönüştürülen yüksek hızlı aksiyondur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyd» den if.) mü. müfide). İfade eden, meramı güzel anlatan, mânâlı: Yazdığı şey kısa, fakat müftddir. 2. Faydalı: Biraz gezmek sıhhate müftddir. 3. Okunmasından faydalanılan, bilgi veren: Boşuna vakit getirmeyip müftd kitaplar okumalı.

Yabancı Kelime

İng. multimedia

bl. çoklu ortam

Bilgisayarda metin, grafik, ses ve canlandırma ögelerini birleştirerek sunan ortam.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan if.) (mü. müsted’iyye). Bir dilekçe sunarak isteyen: Müsted’inin çağırılmasına lüzum görüldü.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ubûr» dan imef.) (mü. mâtebere) (F. c. muteberân). 1. İtibarlı, hatırı sayılır, hürmetli, saygı değer: MÜteber bir zat, kendisi memleketince pek mûteberdir. 2. Sözü ve imzası geçer, sözüne ve namusuna emniyet ve itimat olunan: Muteber tüccar, kendisi buraca mûteberdir. 3. Geçer, sayılır, kullanılır, makbûl, hükmü olan: Bu söz muteber değildir (bu suretle bilhassa cem’i kullanılır).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Bir davanın veya anlaşmazlığın halli, bir işin araştırılması konusuna şeriatça vazifelendirilmiş şahıs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معرف] tanıtan, sunan, bildiren. 2.hayır sahiplerinin adlarını okuyan müezzin.

Türkçe Sözlük

(NAFİLE) (I. A.) (c. nevâfll). 1. Mecburiyet altında olmayarak kılınan namaz vesaire: Nafile namazı. 2. (i.) (Türkçe) Faydasız, boş: Nafile zahmet, nafile masraf. 3. (Türkçe) Boşuna, faydasız, beyhude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نافله] boşuna. 2.nafile namazı, farz dışında kılınan namaz.

Teknolojik Terim

Neodimium, olağanüstü güçlü manyetik özellikleri sayesinde hoparlör sistemlerinde mükemmel biçimde kullanılan, nadir bulunan bir metaldir. Neodimium mıknatıslar, düşük ağırlıkla maksimum yüksekliği bir arada sunarlar ve genellikle daha yüksek hassasiyet sağlarlar.

Genel Bilgi

Her insan vücudu zaman geçtikçe yaşlanır. İnsan ömrü her kişiye göre farklı olmakla birlikte günümüzde ortalama 75 yıla ulaşmıştır.

Bilimciler insanların 150 yıla kadar yaşayabileceklerine inanıyorlar. Bugüne kadar kayda geçen en uzun insan ömrü, Japon Shigechiyo Izumi’ye aittir. Bu kişi 120 yıl 237 gün yaşamıştır.

İnsanların büyümesi, yaşlanmaları ve ölmeleri üzerine çeşitli teoriler var. Bir teoriye göre, Ömrümüz süresince biyolojik aktivitemizde ortaya çıkan bazı kimyasal reaksiyonlar, gün geçtikçe başta böbrek ve kalp olmak üzere sağlıklı hücrelerimize zarar vermektedir.

Bir başka teoriye göre ise, genetik programlamamızla ömrümüz önceden belirlenmiştir. Program, hücrelerimiz üzerinden yaşlanmamızı kontrol ediyor, yeterli sayıda hücre öldükten sonra organlar gereken düzeyde çalışmıyor ve insan ölüyor. Ancak ilk çağlarda insan ömrü ortalama 30-40 yıl iken günümüzde 75 yıla ulaşması, bu savı çürütmektedir.

Bu amaçla bilimciler, meyve sineklerinin genleri ile oynayarak daha uzun Ömürlü sinekler yaratmayı başarmışlardır. Bu uzun ömürlü sineklerin diğerlerinden farkları oksitlenmeyi önleyen enzim nedeniyle, savunma sistemlerinin daha güçlü olması ve yağ depolama kabiliyetleri bakımından açlığa dayanıklı olmalarıdır.

Meyve sineği üzerinde yapılan araştırmalar, insan ömrü konusunda ciddi bir ipucu verememiştir, ancak genetik bakımdan insanlara daha yakın olan fareler üzerinde yapılan çalışmaların daha gerçekçi bilgiler verebileceği sanılmaktadır.

Bir başka saptama da, metabolizması yüksek, yani oksijeni çok hızlı yakan canlıların, yavaş yakanlara göre daha az yaşadıklarıdır. Örneğin, farelerin metabolizmik hızları insandan daha yüksektir, ama nadiren 3 yıldan fazla yaşarlar.

Son zamanlarda adlarından sıklıkla söz edilen E ve C vitaminlerinin de, antioksidan grubunda yer alarak, yaşlanmayı çok az da olsa geciktirdikleri gözlemlenmektedir.

İnsan vücudunda, hücrelerin bölünerek, yeni hücre oluşturabilmelerinin de sayısı sınırlıdır. Sonuna kadar bölünebilen tek hücre kanser hücresidir. Dolayısıyla aslında kanserin sırrının çözülmesi insanın yaşlanma olgusuna da ışık tutacaktır.

Genel Bilgi

Her insan vücudu zaman geçtikçe yaşlanır. İnsan ömrü her kişiye göre farklı olmakla birlikte günümüzde ortalama 75 yıla ulaşmıştır.

Bilimciler insanların 150 yıla kadar yaşayabileceklerine inanıyorlar. Bugüne kadar kayda geçen en uzun insan ömrü, Japon Shigechiyo Izumi’ye aittir. Bu kişi 120 yıl 137 gün yaşamıştır. İnsanların büyümesi, yaşlanmaları ve ölmeleri üzerine çeşitli teoriler var. Bir teoriye göre, ömrümüz süresince biyolojik aktivitemizde ortaya çıkan bazı kimyasal reaksiyonlar, gün geçtikçe başta böbrek ve kalp olmak üzere sağlıklı hücrelerimize zarar vermektedir.

Bir başka teoriye göre ise, genetik programlamamızla ömrümüz önceden belirlenmiştir. Program, hücrelerimiz üzerinden yaşlanmamızı kontrol ediyor, yeterli sayıda hücre öldükten sonra organlar gereken düzeyde çalışmıyor ve insan ölüyor. Ancak ilk çağlarda insan ömrü ortalama 30-40 yıl iken günümüzde 75 yıla ulaşması, bu savı çürütmektedir.

Bu amaçla bilimciler, meyve sineklerinin genleri ile oynayarak daha uzun ömürlü sinekler yaratmayı başarmışlardır. Bu uzun ömürlü sineklerin diğerlerinden farkları oksitlenmeyi önleyen enzim nedeniyle, savunma sistemlerinin daha güçlü olması ve yağ depolama kabiliyetleri bakımından açlığa dayanıklı olmalarıdır.

Meyve sineği üzerinde yapılan araştırmalar, insan ömrü konusunda ciddi bir ipucu verememiştir, ancak genetik bakımdan insanlara daha yakın olan fareler üzerinde yapılan çalışmaların daha gerçekçi bilgiler verebileceği sanılmaktadır.

Bir başka saptama da, metabolizması yüksek, yani oksijeni çok hızlı yakan canlıların, yavaş yakanlara göre daha az yaşadıklarıdır. Örneğin, farelerin metabolizmik hızları insandan daha yüksektir, ama nadiren üç yıldan fazla yaşarlar.

Son zamanlarda adlarından sıklıkla söz edilen E ve C vitaminlerinin de, antioksidan grubunda yer alarak, yaşlanmayı çok az da olsa geciktirdikleri gözlemlenmektedir.

İnsan vücudunda, hücrelerin bölünerek, yeni hücre oluşturabilmelerinin de sayısı sınırlıdır. Sonuna kadar bölünebilen tek hücre kanser hücresidir. Dolayısıyla aslında kanserin sırrının çözülmesi insanın yaşlanma olgusuna da ışık tutacaktır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (z.) hiç bir şey; sıfır; önemsiz şey veya kimse; hiç; hiçlik, yokluk; (z.) hiç, hiç bir suretle, asla, katiyen. Nothing doing (k.dili) Olmaz. Ben karışmam. nothing like benzemez, hiç de değil. for nothing bedava; boşuna; sebep yokken. in nothin

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) bir şan solosuna refakat eden müzik aletinin çaldığı parça, obligato.

Bilim

Olay Ufku

Genel görelilikte olay ufku, ışık ve maddenin artık kaçamadığı bölgeyi sınırlayan kuşağa denir. Olay ufku, herhangi bir fiziksel incelemede bulunamadığımız bir uzay parçasıdır. Ne olay ufkundan ötesini bilinen yasalarla açıklama olanağı vardır, ne de orada ne olup bittiğini bilmenin bir yolu vardır.

Kara deliğin olay ufku

Bir yıldızın olay ufku, yıldızın çökmeden önceki kütlesiyle orantılıdır. Örneğin kütlesi 10 Güneş kütlesi olan bir yıldız içe çöküp kara delik haline geldiğinde çapı 60 km olan bir olay ufkuna sahip olur. Bir kara delik madde yuttukça olay ufkunu genişletir, olay ufku genişledikçe de daha güçlü çekim alanına sahip olur. Kara deliğin olay ufkunda teorik olarak zaman tümüyle durmaktadır. Kimi kara deliklerde iki olay ufku vardır. Kimileri "olay ufku" terimi yerine kara deliğe pek uygun olmamakla birlikte “kara deliğin yüzeyi” terimini kullanırlar. (Terimin uygun olmamasının nedeni, bir gezegen veya yıldızdaki gibi katı ve gazlardan oluşan bir yüzeyinin olmamasıdır.) Fakat burada birtakım özel nitelikler gösteren bir bölge söz konusu değildir; bir gözlemci kara deliğe ufku aşacak kadar yaklaşmış olabilseydi, kendisine yüzey izlenimi sağlayacak hiçbir özellik veya değişim hissedemeyecekti. Buna karşılık geri dönme girişlerinde bulunduğunda, artık bu bölgeden kaçamayacağının farkına varmış bulunacaktı. Bu, âdeta "dönüşü olmayan nokta"dır. Bu durum, akıntısı güçlü bir denizde akıntıdan habersiz bir yüzücünün durumuna benzetilebilir. Öte yandan olay ufkunun sınırına yaklaşmış bir gözlemci, kara delikten yeterince uzaktaki bir gözlemciye kıyasla, zamanın farklı bir şekilde aktığının farkına varacaktır. Kara delikten uzakta olan gözlemcinin diğerine düzenli aralıklarla (örneğin birer saniye arayla) ışık işaretleri yolladığını varsayalım: Kara deliğe yakın gözlemci bu işaretleri hem daha enerjetik (ışığın kara deliğe düşmek üzere yaklaştıkça maviye kayma sonucuyla bu ışık işaretlerinin frekansı daha yüksek olacaktır) hem de ardışık işaretlerin aralarındaki zaman aralığı daha kısalmış (birer saniyeden daha az) olarak alacaktır. Yakın gözlemci, uzaktakine oranla zamanın daha hızlı aktığı izleminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci de aksine, diğerinde meydana gelen şeylerin gitgide daha yavaş seyrettiğini görecek, zamanın daha yavaş aktığı izleniminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci kara deliğe bir nesnenin düştüğünü görmesi halinde, ona nazaran "çekimsel kızıla kayma" ve "zamanın genleşmesi" fenomenleri birleşmiş durumda olacaktır: Nesneden çıkan işaretler gitgide kızıl, gitgide parlak (uzak gözlemciye varmadan önce gitgide artan enerji kaybıyla çıkarılan ışık) ve gitgide aralıklı olacaktır. Yani pratikte, gözlemciye varan ışık fotonlarının sayısı, gitgide hızla azalacaktır ve nesnenin kara deliğe gömülüp görünmez olmasının ardından tükenecektir. Nesnenin henüz olay ufku sınırında hareketsiz durduğunu gören uzaktaki gözlemcinin onun düşmesini engellemek üzere olay ufkuna yaklaşması boşuna olacaktır. Kara deliğin "tekilliği"ne yaklaşan bir gözlemciyi etkilemeye başlayan etkilere “gelgit etkileri” denir. Bu etkiler kütleçekim alanının homojen olmayan bir yapıya sahip olması nedeniyle nesnenin biçimsizleşmesine (doğal biçimini kaybetmesine) yol açarlar. Bu “gelgit etkileri bölgesi” dev kara deliklerde tümüyle olay ufkunda yer alır; fakat özellikle "yıldızsal kara delik"lerde olay ufkunun sınırını da aşarak etkide bulunur. Dolayısıyla yıldızsal kara deliğe yaklaşan bir astronot daha olay ufkuna geçmeden parçalanacakken, dev kara deliğe yaklaşan bir astronot, daha sonra “gelgit etkileri” ile yok edilecek olmakla birlikte, olay ufkuna bir güçlükle karşılaşmadan giriş yapacaktır.

Kaynak: Wikipedia

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. göze veya görme duyusuna ait; göz ilmine ait; i., k.dili göz; çoğ. optik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. optikle ilgili; göz veya ışık vasıtasıyle işleyen; görme duyusuna yardım eden; görme duyusuna ait. optical illusion gözün yanılması. optically z. optik vasıtalarla; gözle.

Genel Bilgi

Örümcekler günümüz teknolojisinin bile çözemediği inanılmaz canlılardır. Örümcek ağının çok özel nitelikleri olan sağlamlık ve esneklik bugüne kadar taklit edilemedi. Aynı çaptaki bir çelik telden iki kat daha güçlü olan bu doku ne kadar çekilirse çekilsin orjinal durumuna dönecek kadar esnektir.

Örümcek ağları kendine yüksek hızla çarpan nesneleri yırtılmadan esneyerek frenler. Tekrar gerisin geriye yaylanmadığından nesne ters yöne fırlamaz, yapışır kalır. Örümcek ağının esneme kapasitesi bugün yapay olarak üretilmiş en iyi telin neredeyse dört katıdır.

Bu maddeyi yapay olarak elde etmeyi hala başaramayan bilim insanlarının örümcek çiftliği kurup, örümcekleri sağarak, ipliklerini aldıklarını biliyor muydunuz? Yaklaşık 2.5 santimetre boyundaki bu örümceklerden günde hayvan başına 320 metre (yaklaşık 3-5 gram) iplik elde ediliyor ve bu iplikler ABD ordusuna kurşun geçirmez yelek yapmada kullanılıyor.

Dünyada 34 bin örümcek cinsi tepit edilmiştir. Yani her cins örümcek farklı özellikler taşır. Örümceklerin hepsinde zehir bezleri vardır, ama karadul örümceği, kahverengi örümcek gibi çok az türü insana zarar verebilir. Dünyanın en büyük örümceği ise Güney Amerika’nın kuzey kısmında yaşayan “Goliath Trantula” isimli dev örümcektir. Erkeğinin bacağının boyu 25 santimetreyi bulur. Kurbağaları, kertenkeleleri, fareleri ve hatta küçük yılanları yakalayıp yiyecek kadar güçlüdür.

Örümcekler, diğer böceklerden farklı olarak sekiz bacağa ve sekiz göze sahiptirler. Büyüme safhasında bir bacak kırılırsa yerine yenisi gelebilir. Vücutları iki parça olup arka kısmındaki bezlerden ağ üretimi başlar, buradaki çok ince deliklerden sıvı ve damlalar halinde verilen ağ malzemesi dışarı çıkar çıkmaz donar.

Örümcek ağının her tarafı yapıştırıcı değildir. Kurban ağa yakalanınca yapışkan kısmı bildiklerinden kendileri de ağa yakalanmadan onun yanına kadar giderler. Örümcek ağını amacına göre farklı şekillerde örer. Ağdaki ipliklerin de cinsleri yerlerine göre farklıdır. Yumurtaların sarmalanması için ürettiği yumuşak iplik onu aynı zamanda bir uçurtma gibi uçurabilir. Ağın ana yapısı, dairesel kısımları, avı yakalayacak kısmı için elastikiyetleri ve sağlamlıkları farklı ipler üretir.

Örümceklerin birçok türünde erkeğine göre 4 – 5 kat büyük olan dişinin çiftleştikten sonra erkeğini yediği doğrudur. Ancak bu erkeklerin bir gecelik zevk uğruna katlandıkları bir sonuç değil, kendi nesillerini devam ettirebilmek, kendi evlatlarını üretebilmek için kendilerini dişiye kurban etmeleridir.

Türkçe Sözlük

Üç oksijen atomundan oluşan molekülleriyle Zehirli, renksiz bir gaz. Sıvı halde lacivert rengini alır. Atmosferin üst katmanlarında yer alan ozon, dünyayı güneşten gelen morötesi radyasyona karşı korur. Ozon çok tehlikeli bir maddedir. Yeryüzünde ise gözleri, burnu ve boğazı tahriş eden ozon, solunum sistemini tahrip eder. Güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit bulunur. Çok az insan ozonun ne kadar öldürücü olduğunun farkındadır. Bir gramın iki yüzde biri miktarda ozon almak öldürücü olabilir. Bir saç spreyi kutusuna saf ozon konsa, bu kutu tam 14.000 kişiyi öldürür.

Türkçe Sözlük

(i.) (Rumca’dan alınma zannolunuyorsa da Rumlar da Türkçe gibi kullanıyorlar. Müşterek kelimelerden olup, aslının Arnavutça olması muhtemeldir). 1. Bir çeşit yassı kılıç. Suya pala çalmak “ Boşuna yorulmak. 2. Küreğin yassı yeri ve o şekilde yassı bazı Aletler. Pala sallamak = Tek kürek oynatarak kayık yürütmek. 1. Kılıçlama konan yassı kiriş vesair kereste.

Türkçe Sözlük

(i. R.). irice ve çok raslanan, eti biraz kabaca bir balık; pek makbûl sayılmaz. Çingene palamudu = Bir cinsi. Torik = Daha büyüğü. Zindandelen, paçuta = En büyüğü. Altı parmağın tuzlusuna da lakerda denir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bir koniyi ana doğrusuna paralel olarak kestiğimiz zaman meydana gelen kesitin biçimi, Osm. kat-ı mükâfî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tavus kuşuna ait, tavuskuşuna benzer; tavus kuşu kuyruğunu andıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. yelkovankuşuna benzer herhangi bir deniz kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafife almak, etkisiz bir şekilde yapmak; su dökmek, işemek. piddle around boşuna uğrasmak. piddling s. önemsiz, ehemmiyetsiz, küçük, bayağı.

Teknolojik Terim

‘Resim içinde resim’ özelliği ile aynı anda pek çok kanalda ne olduğunu izleyebilir. Daha düşük enerji tüketimi kullanıcılara çok daha uzun çalışma süresi sunar.

Türkçe Sözlük

(i. aslı: «pişik»). Kedi veya kedi yavrusu. Pisiotu, ebepisiğl = Kediotu, çatıkotu, nardin. Pisibalığı = Dilbalığına ve kalkan yavrusuna benzer yassı ve eti lezzetli bir cins balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sevindirmek, hoşnut etmek, memnun etmek; hoşuna gitmek; memnun edici olmak; istemek. Please give me the salt Please pass the salt (Lütfen) tuzu verir misiniz? please oneself canının istediği gibi hareket etmek hoşuna gideni yapmak. please the eye g

Yabancı Kelime

Fr. populiste

halk yardakçısı

Halkın hoşuna gidecek davranışlarda bulunarak kendine avantaj sağlayan kimse.

Yabancı Kelime

Fr. populisme

halk yardakçılığı

Halkın hoşuna gidecek davranışlarda bulunarak kendine avantaj sağlama işi,

Teknolojik Terim

En yüksek okuma kalitesi ve en hızlı disk erişimi sunan çok hızlı bir hassas sürücülü birim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Mısır'da tapınak avlusuna açılan büyük kapı.

Teknolojik Terim

R-Core, maksimum çıkış ve kompakt boyut güvenilirliği sunan kompakt ve düşük profilli bir transformatördür.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (halk dilinde: rezene). Dereotu çeşidinden bir bitki ki, hıyar turşusuna konur. (bk.) Rezene.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sirkte gösteriyi sunan kimse.

Teknolojik Terim

Sürüş sırasında kolay çalıştırma ve gelişmiş sürüş güvenliği sunan bir uzaktan kumanda.

Teknolojik Terim

(S-DIAT Kızılötesi Hoparlör Teknolojisi) Ana cihazdan arka hoparlörlere kablo ihtiyacını ortadan kaldıran eşsiz Sony S-DIAT kablosuz hoparlör teknolojisi, arka hoparlörleri yalnızca herhangi bir güç çıkışının yakınına koymanızı gerektirir. Kızılötesi iletimi aracılığıyla çalışan S-DIAT, ispatlanmış üstün dijital ses sunar.

Teknolojik Terim

Sony ses mühendislerinin yıllarca araştırmalarının sonucunda bu eşsiz surround ses teknolojisi, yalnızca iki ön hoparlör ve bir subwoofer’dan büyüleyici 5.1 kanal sanal surround sesi sunar. Bu başarıyı gerçekleştirmek için Sony kulağımızın işleyişini inceledi. Sesin kaynağını ve yönünü tanıyabileceğimiz şekli ayarlayarak (sağ ve sol kulak tarafından kaydedilen seslerdeki ses düzeyi ve zamanlama farklarını ayırt ederek) S-Force PRO Front Surround, gelişmiş dijital sinyal işleme sayesinde insan mekanizmasını taklit edebilir. Diğer üreticilerin benzer tekliflerinden belirgin bir fark göstererek Sony, daha dinleyiciye ulaşmadan sesin duvarlara yansımasını sağlayan akustik yansımaya güvenmez. S-Force ile etki tamamen sanaldır, bu nedenle nerede olursanız olun dinamik 5.1 surround sesin keyfini çıkarabilirsiniz.

Genel Bilgi

Aslında bir saç teli, ortası boş olan ve içinde melanin denilen boya pigmentleri bulunan bir tüpten başka bir şey değildir. Genç yaşlarda bu boşlukta saça renk veren melanini bir arada tutan bir sıvı vardır. Yaşlandıkça derimiz saçlarımızı ve vücudumuzdaki diğer kılları eskisi gibi sağlıklı olarak üretemez. Kılların ortasındaki sıvı kaybolur, boya hücreleri de tutunamadığından sadece hava kalır. Saçlar boyasız hale gelir, beyaz renge yani asıl rengine dönüşür.

Bütün saçlarımızın beyaza dönüşme süreci 10 ila 20 yıl sürebilir. Aslında her bir saç telinin rengi ya siyahtır (sarı, kırmızı, kumral vs.) ya da beyaz. Yani her bir saç teli yavaş yavaş grileşip beyazlanmaz. Ancak bu süreç içinde hepsi aynı anda beyazlanmadığından, beyazların sayısı arttıkça bütün saç gittikçe açılan gri renkte görülür. İşin ilginç tarafı boya hücreleri bazen üretime hız verirler. Gittikçe beyazlaşan saçlar geçici bir süre tekrar biraz koy ulaşmış gibi görünebilirler.

İnsanlar arasında bir şok veya aşırı gerilim geçiren birinin saçlarının bir gecede beyazlaştığı, bir süre sonra da tekrar eski rengine döndüğü söylenir. Hatta bazı tarihçiler Kraliçe Marie Antoinette’nin giyotine gideceği günün gecesinde saçlarının hepsinin bembeyaz olduğunu yazarlar.

Saçların devamlı olarak uzadığı, belirli bir süre sonra dökülüp alttan yeni saç geldiği hatırlanacak olursa, mevcut saçın değil, ancak yeni gelecek saçın beyaz olabileceği, dolayısıyla saçların bir gecede beyazlaşmasının mümkün olmadığı görülüyor. Ancak bilim insanları bu olayın birkaç haftalık bir süreçte olabileceğini söylüyorlar.

Tiroid bezi, şeker gibi hastalıklarda ve aşırı stres veya şok gibi durumlarda kişinin renkli saçları bu süreçte tamamen dökülebilir ve geriye sadece daha önceden beyazlaşmış saçlar kalabilir. Diğer saçlarla birlikte beyazların yerine de daha gür ve siyah saçlar çıkabilir.

Saçların beyazlaşması insanlık tarihinde nedense hep sorun olmuştur. Kimileri onu olgunluğun ve bilgeliğin simgesi olarak görürken, tarih boyu savaş kahramanları, yaşlılığın ve güçsüzlüğün belirtisi olarak görmüşler ve bir şekilde saçlarını boyamışlardır.

Bu arada bir şeyi daha belirtelim; saçlarımızın kıvırcık, dalgalı veya düz olmasını da ebeveynlerimizden aldığımız genler belirliyor. Kıvırcık bir saçı kestiğimizde kesitinin dikdörtgene yakın olduğunu, dalgalı saçın elips, düz saçın kesitinin ise daire olduğunu görebilirsiniz. İşte bu saç kesitlerinden dolayı bazı saçlar dümdüz uzarken bazıları hemen kıvrılmaya başlar. Kıvırcık saçlılar, saçlarınızı boşuna ütülemeyin, saçın yapısını yani kesitinin şeklini değiştirmeden kalıcı bir düz saça sahip olmanız mümkün değil

Genel Bilgi

Aslında bir saç teli, ortası boş olan ve içinde melanin denilen boya pigmentleri bulunan bir tüpten başka bir şey değildir. Genç yaşlarda bu boşlukta saça renk veren melanini bir arada tutan bir sıvı vardır. Yaşlandıkça derimiz saçalarımızı ve vücudumuzdaki diğer kılları eskisi gibi sağlıklı olarak üretemez. Kılların ortasındaki sıvı kaybolur, boya hücreleri de tutunamadığından sadece hava kalır. Saçlar boyasız hale gelir, beyaz renge yani asıl rengine dönüşür.

Bütün saçlarımızın beyaza dönüşme süreci on ila yirmi yıl sürebilir. Aslında her bir saç telinin rengi ya siyahtır (sarı, kırmızı, kumral vs.) ya da beyaz. Yani her bir saç teli yavaş yavaş grileşip beyazlaşmaz. Ancak bu süreç içinde hepsi aynı anda beyazlaşmadığından, beyazların sayısı arttıkça bütün saç gittikçe açılan gri renkte görülür. İşin ilginç tarafı boya hücreleri bazen üretime hız verirler. Gittikçe beyazlaşan saçlar geçici bir süre tekrar biraz koyulaşmış gibi görünebilirler.

İnsanlar arasında bir şok veya aşırı gerilim geçiren birinin saçlarının bir gecede bayazlaştığı, bir süre sonra da tekrar eski rengine döndüğü söylenir. Hatta bazı tarihçiler Kraliçe Marie Antoinette’nin giyotine gideceği günün gecesinde saçlarının hepsinin bembeyaz olduğunu yazarlar.

Saçların devamlı uzadığı, belirli bir süre sonra dökülüp alttan yeni saç geldiği hatırlanacak olursa, mevcut saçın değil, ancak yeni gelecek saçın beyaz olabileceği, dolayısıyla saçların bir gecede beyazlaşmasının mümkün olmadığı görülüyor. Ancak bilim insanları bu olayın birkaç haftalık bir süreçte olabileceğini söylüyorlar.

Troid bezi, şeker gibi hastalıklarda ve aşırı stres veya şok gibi durumlarda kişinin renkli saçları bu süreçte tamamen dökülebilir ve geriye sadece daha önceden beyazlaşmış saçlar kalabilir. Diğer saçlarla birlikte beyazların yerine de daha gür ve siyah saçlar çıkabilir.

Saçların beyazlaşması insanlık tarihinde nedense hep sorun olmuştur. Kimileri onu olgunluğun ve bilgeliğin simgesi olarak görürken, tarih boyu savaş kahramanları, yaşlılığın ve güçsüzlüğün belirtisi olarak görmüşler ve bir şekilde saçlarını boyamışlardır.

Bu arada bir şeyi daha belirtelim; saçlarımızın kıvırcık, dalgalı veya düz olmasını da ebeveynlerimizden aldığımız genler belirliyor. Kıvırcık bir saçı kestiğimizde kesitinin dikdörtgene yakın olduğunu, dalgalı saçın elips, düz saçın kesitinin ise daire olduğunu görebilirsiniz. İşte bu saç kesitlerinden dolayı bazı saçlar dümdüz uzarken bazıları hemen kıvrılmaya başlar. Kıvırcık saçlılar, saçlarınızı boşuna ütülemeyin, saçın yapısını yani kesitinin şeklini değiştirmeden kalıcı bir düz saça sahip olmanız mümkün değil.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «saky» dan if.). 1. Su veren, su dağıtan veya satan. 2. Mecliste İçki dağıtan, kadeh sunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ساقی] içki sunan. 2.saka.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıcı, kasvetli; asık yüzlü, abus çehreli: eski, kim. kurşuna ait; tıb. kurşundan oluşan.

Teknolojik Terim

Hızlı okuma ve yazma imkanı sunan hafıza kartı. SD kartlar dijital kamera, MP3 çalar, akıllı telefon, ses kaydedici ve avuç içi bilgisayarlarda kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim

Standard Definition (Standart Tanımlı( Televizyon titreşimli veya aşamalı taranan biçimlere sahip, 480 satır çözünürlüklü dijital aktarımları ifade eder. DVD kalitesi ile VHS kalitesi karşılaştırıldığında olduğu gibi, SDTV günümüzdeki geleneksel NTSC görüntü çözünürlüğüne kıyasla belirgin üstünlükler sunar. Gelişmiş görüntü çözünürlüğü öncelikli olarak elde edilebilir; çünkü dijital aktarım mevcut NTSC analog biçiminde sıkça karşılaşılan karlı ve gölgeli görüntüleri önler. Ancak, SDTV ses ve görüntü kalitesi anlamında HDTV’nin ulaştığı düzeye ulaşamamaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayartmak, azdırmak, ifsat etmek, baştan çıkarmak; namusuna leke sürmek, iğfal etmek. seducement i. iğfal, ifsat, ayartma, baştan çıkarma seducer i ayartan adam iğfal eden adam. seducible s. baştan çıkarılabilir, azdlrılabilir, iğfal edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iğfal, ifsat, ayartma, baştan çıkarma, namusuna leke sürme; baş tan çıkarıcı şey.

Sağlık Bilgisi

Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir.

Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra :

- Normal kimselerde 80 mg. 140 mg.

- Orta derecede 130 mg. 190 mg.

- Ağır derecede 160 mg. 215 mg.

İki çeşit şeker hastalığı vardır.

- Şekersiz Diabet :

Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir.

- Şekerli Diabet :

Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir.

Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir.

İki çeşit şeker koması vardır.

- Diabetik Koma :

Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır.

- Şeker Eksikliği Koması :

Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir.

Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karadut, su.

Hazırlanışı : Beş çorba kaşığı karadut ezilip, suyu çıkarılır. Yemeklerden 10 dakika önce, 1 su bardağı suya 10 damla konup içilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şemmiyye). Koklama duygusuna ait.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sünâİ» den). Bir hayır ve şer yaratıcısı tasavvur eden (tâife).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hintli asker, İngiliz ordusuna mensup Hintli asker.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. rîhten = dökmek). Şeref döken, şeref veren, şeref sunan.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. rîhten = dökmek). Şeref döken, şeref veren, şeref sunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hanımördeği, suna, kuşaklı ördek, (zool.) Tadorna tadorna; testeregagalı ördek, (zool.) Mergus merganser.

Teknolojik Terim

Sinema Modu size gerçek bir film kalitesi sunar. BRAVIA televizyonunuzun uzaktan kumandasındaki Theatre tuşuna bastığınızda, Sinema Modu açılır ve BRAVIA Theatre Sync etkinleştirilir. Sinema Modu ile BRAVIA TV’niz, orijinal filmi birinci sınıf bir film haline getiren tüm renk ve dokularla birlikte, orijinal stüdyo ayarlarına sadık kalır. Sinema Modu en gerçekçi sinema deneyimini yaşadığınızdan emin olmak için bir görüntü geliştirme özelliği olan Motionflow +100Hz özelliğini de devre dışı bırakır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyuyan kimse; kış uykusuna yatan hayvan; yataklı vagon; demiryolu traversi; A.B.D., (argo) beklenmedik bir başarı kazanan filim veya kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kirletmek, lekelemek; namusuna leke sürmek; kirlenmek, lekelenmek; i. leke, kir; çirkef, pislik, çöp; gübre.

Teknolojik Terim

TruSurround teknolojisi, ekstra hoparlör ve cihaz eklemeden, Dolby Surround, Digital 5.1, Dolby Pro Logic veya DTS gibi çoklu kanal formatlarının avantajını sunar. TruSurround; etrafınız hoparlörler ile çevrili izlenimini verir.

Teknolojik Terim

İki Sony STAMINA NiMH (Nikel Metal Hidrit) şarj edilebilir pil birlikte verilmiştir: olağanüstü pil ömrü sunar. Dünyanın her yerinde kullanılabilecek voltaj uyumluluğuna sahip Sony pil şarj cihazı da sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim

Gelişmiş ses performansı sunan, sürücü için ayrı çıkışlara ve güç çıkışı aşamalarına sahip bir verimli amplifikatör güç kaynağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pis kokan şey veya kimse; yelkovankuşuna benzeyen ve leş yiyen bir deniz kuşu; (argo) sinir bozucu kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. yardakçı: komedi oyuncusuna seyircilerin arasında laf atıp espri yapmasını sağlayan ikinci plandaki oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. devekuşuna benzer, devekuşuna ait, devekuşu familyasından.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. takım elbise tayyör, kostüm; mayo; dava hukuk davası; iskambilde takım; kur; f. uydurmak; uygun gelmek; işini görmek, memnun etmek, hoşuna gitmek; uymak olmak; birinin işine gelmek. follow suit iskambilde takıma uymak. pay suit kur yapmak. press

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Erkek ördek. 2. Suna gibi güzel.

Türkçe Sözlük

(i.). Şu zamirinin datif hâli.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Erkek ördek. Görünüşündeki zerafet sebebiyle bayan ismi olarak kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sunucu, sunan.

Türkçe Sözlük

(I.). Sünaü ile vurmak, süngü kullanarak hücum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ((çoğ.) syringes) müz. bir çeşit basit flüt; kuşların ses organı; anat. östaki borusu; ark. Mısır mezarlarında kaya içinden açılmış geçit. syrin'geal s. östaki borusu ile ilgili; kuşların ötme borusuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dokunma duyusuna ait; dokunulur, el ile tutulur. tactil'ity i. el ile tutulabilme, dokunulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boşuna ümit vermek, hayal kırıklığına uğratmak, bir şeyi gösterip vermemek, colloq. kuyruk sallamak .tantaliza'tion i. boşuna ümit verme, kuyruk sallama. tantalizingly z. hayal kırıklığına uğratarak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rasâs» tan masdar) (kimya). Kurşunlama, kurşuna çevirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şarap tortusuna ait; şarap tortusu cinsinden; kefeki kabilinden.

Türkçe Sözlük

(i.). Tavukgillerden çok bilinen kümes hayvanı ki, erkeğine «horoz» ve yavrusuna «piliç» denir. Varna, İsveç ve yanlış olarak ispenç tavuğu = Güvercin kadar küçüğü. Beç tavuğu, Nemçe tavuğu = Tavuktan çok farklı benekli bir cins kümes kuşu ki, çirkin bir bağırması vardır. Dağ tavuğu = Yabanî tavuk, bednos. Tavuk ayağı yemiş = Boşboğaz. Tavukotu = Anagalis denen bir cins bitki. Karatavuk = Avlanıp eti yenen bir cins siyah kuş. Tavukkarası = Bir göz hastalığı. Tavuk kanadı = Tüyden ateş yellemeye mahsus süpürge. Tavukgötü = Siğil çeşidinden elde ve ayakta çıkan nasır. Tavukgöğsü = Tavuğun göğüs etini didikleyip süte karıştırarak yapılan bir çeşit muhallebi. Hinttavuğu = Hindi. Tavukyılı = Türk takviminde yılların onuncusu.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Andaman Denizi ve Tayland Körfezi kıyısında, Burma’nın güneydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 15 00 Kuzey enlemi, 100 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 514,000 km².

Sınırları: toplam: 4,863 km.

sınır komşuları: Burma 1,800 km, Kamboçya 803 km, Laos 1,754 km, Malezya 506 km.

Sahil şeridi: 3,219 km.

İklimi: Tropikal.

Arazi yapısı: Orta kısımlarda ovalar, doğuda Khorat Platosu, ülke genelinde dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tayland Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Doi Inthanon 2,576 m.

Doğal kaynakları: Kalay, kauçuk, doğal gaz, tungsten, tantal, kereste, kurşun, balık, alçıtaşı, linyit, işlenebilir topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %34.

daimi ekinler: %6.

Otlaklar: %2.

Ormanlık arazi: %26.

Diğer: %32 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 44,000 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Yer çökmeleri, kuraklıklar, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 61,797,751 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 30.49 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.86 yıl.

Erkeklerde: 65.64 yıl.

Kadınlarda: 72.24 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.87 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %2.15 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 755,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 66,000 (1999 verileri).

Ulus: Taylandlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Tay %75, Çinli %14, diğer %11.

Din: Budizm %95, Müslüman %3.8, Hıristiyanlık %0.5, Hinduizm %0.1, diğer %0.6 (1991).

Diller: Tay, İngilizce, etnik ve bölgesel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %93.8.

erkekler: %96.

kadınlar: %91.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tayland Krallığı.

kısa şekli : Tayland.

Eski adı: Siam.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bangkok.

İdari bölümler: 76 bölge; Amnat Charoen, Ang Thong, Buriram, Chachoengsao, Chai Nat, Chaiyaphum, Chanthaburi, Chiang Mai, Chiang Rai, Chon Buri, Chumphon, Kalasin, Kamphaeng Phet, Kanchanaburi, Khon Kaen, Krabi, Krung Thep Mahanakhon (Bangkok), Lampang, Lamphun, Loei, Lop Buri, Mae Hong Son, Maha Sarakham, Mukdahan, Nakhon Nayok, Nakhon Pathom, Nakhon Phanom, Nakhon Ratchasima, Nakhon Sawan, Nakhon Si Thammarat, Nan, Narathiwat, Nong Bua Lamphu, Nong Khai, Nonthaburi, Pathum Thani, Pattani, Phangnga, Phatthalung, Phayao, Phetchabun, Phetchaburi, Phichit, Phitsanulok, Phra Nakhon Si Ayutthaya, Phrae, Phuket, Prachin Buri, Prachuap Khiri Khan, Ranong, Ratchaburi, Rayong, Roi Et, Sa Kaeo, Sakon Nakhon, Samut Prakan, Samut Sakhon, Samut Songkhram, Sara Buri, Satun, Sing Buri, Sisaket, Songkhla, Sukhothai, Suphan Buri, Surat Thani, Surin, Tak, Trang, Trat, Ubon Ratchathani, Udon Thani, Uthai Thani, Uttaradit, Yala, Yaso

Genel Bilgi

Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonlarının “5” tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkntı en ortadaki tuşu el yoprdamı ile bularak, tuşlamayı bakmadan yapabilmeyi sağlar.

Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede “F” ve “J” ya da “A” ve “K” tuşlarında da böyle birer çıkntı lduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasını bulmasında yardımcı olur.

Yine gözden kaçan bir ayrıntı ise tuşların diziliş şeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada 1, 2 ve 3 rakamları yer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam tersi şekilde 7, 8 ve 9 rakamları dizilmiştir. Bu diziliş şeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarları yapanlar, en süratli hesaplamayı esas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun baçlangcında ise, hızlı tuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınları arasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde “1” ve “0”ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcı bir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde “Q” ve “Z” harflerinin bulunmamasıdır.

Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155) ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere 1 ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer 1 tuşunun üzerinde de harfler olsaydı, cep telefonunuzla bir mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

“0” ise bilindiğ gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarası numaralarda ve cep telefnlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu “0” tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koymayınca, geriye kalan sekiz tuşa 24 harf yerleştirebilmiş ve bu durumda İngilizce’de en az kullanılan “Q” ve “Z” harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

İimdiki cep telefonlarında “1” ve “0”ın üzerinde hala harf yok ama teknolijinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden “Q” 7 tuşuna, “Z” ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) şükran bilmez, iyilikten anlamaz, nankör; şükrana değmez; kıymeti bilinmemiş; boşuna, neticesiz, faydasız. thanklessly (z.) minnettarlık göstermeyerek, nankörce. thanklessness (i.) nankörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ardıçkuşuna benzeyen ve Amerika'ya özgü bir tur ötücü kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. gıcıklamak, gıdıklamak; k.dili. eğlendirmek, memnun etmek; hafif hafif dokunmak; gıdıklanmak; i. gıdıklama, gıdıklanma. tickle one's fancy hoşuna gitmek. tickle the palm of rüşvet vermek. tickle grass çayırgüzeli, bot. Eragrostis

Teknolojik Terim

TV’den kayıt yaparken kayıt yaptığınız programın kaydedilmiş kısımlarını veya aynı disk üzerinde kaydedilmiş başka bir programı izlemenize imkan sunan teknoloji.

Teknolojik Terim

TMC (Trafik Mesaj Kanalı). Gerçek zamanlı trafik bilgileri sunan bir FM RDS (Radyo Veri Sistemi) uygulaması

Genel Bilgi

Topkapı Sarayı’nın hazine dairesinden hiçbir şey dışarı çıkamazdı. 2. Abdülhamit, kızı Ayşe’ye taç yaptırmak için model olarak kullanılmak üzere 3. Mehmet’in muhteşem sorgucunu saray kâhyasından istedi. Kâhya padişahtan muayyen vadeli bir senet almadan sorgucu vermedi. Bu tutum Abdülhamit’in çok hoşuna gitti. Kâhyaya 100 altın hediye etti. Süresi geldiğinde sorgucu kâhyaya iade edip vermiş olduğu senedi geri aldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ae) anat. nefes borusu, soluk borusu; bot. yapraklarda bulunan ufak damar, trake. tracheal s. soluk borusuna veya damara ait. tracheotomy (treykiyat'ımi) i., tıb. soluk borusunu açma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. önemsiz şey; az miktar, cüzi şey; ucuz ve adi süs eşyası; pandispanya ve meyvalardan yapılan bir çeşit tatlı; kalay ve kurşun alaşımı; f. oynamak; boşuna harcamak; boş şeyler konuşmak; oyalamak, oyalanmak; şaka yapmak. trifle with önem verm

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. boruya ait; anat. dölyatağı borusuna ait. tubal pregnancy dış gebelik.

Teknolojik Terim

Sony tarafından, gelişmiş dayanıklılığıyla birlikte, özel olarak tasarlanmış koni şekli sayesinde olağanüstü güç ve ses performansı sunan Yenilikçi Subwoofer tasarımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. boşuna, nafile; başarısız; tesirsiz, faydasız.

Türkçe Sözlük

(i. R.). Lüferden küçük, eti lezzetli, sularımızda bol bulunan bir balık. Kurutulmuşuna «çiroz» denir (scomber scombrus).

Türkçe Sözlük

(I. «uyumak» tan). 1. İnsan ve birçok hayvanlara her gün ve bilhassa geceleri gelen tabiî uyuşukluk hâli, Ar. nevm, Fars. hâb: Uyku uyumak. 2. mec. Gaflet, basiretsizlik, ileriyi görememe. 3. Cehalet, bilmezlik: Çinliler uykudaydılar. Uyku açılmak = Uyku sersemliği gitmek. Uyku basmak = Uyku hâli gelmek, istemeksizin uyumak. Uyku dağılmak, kaçmak = Uyku arzusu dağılıp artık uyuyamamak. Uyku kestirmek = Biraz uyuyarak uykuyu defetmek. Uykuya dalmak = Derin uyumak. mec. Gaflet uykusuna dalmak; uykuya varmak = Uyumak. Uykudan kalkmak = Uyanmak.

Teknolojik Terim

ATRAC’in (geleneksel MiniDisc ses sıkıştırması) iki katı ses sıkıştırması sunan ATRAC3 ses sıkıştırma teknolojisini kullanan bu işlev, MO-MD’lerin kayıt ve çalma sürelerini ikiye ya da dörde katlama olanağı sağlamaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kibirli, gururlu, kendini beğenmiş, mağrur; gösterişçi; boş, beyhude, nafile; kıymetsiz, verimsiz, değersiz; hükümsüz, faydasız, manasız. a vain hope boş ümit . in vain boş yere, beyhude yere; hürmetsizce . vain'ly z. boşuna, boş yere .vain'ness i .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Birleşik Amerika'nın doğusuna mahsus bir ardıçkuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görme duyusuna ait, optik, görülebilir, görülmesi mümkün. visual aid öğretimde görme yoluyle bilgi vermek için kullanılan sinema gibi araç. visual angle görüş açısı. visual education görerek eğitim. visual field görüş sahası. visual nerve

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çalmak, vurmak: Başına vurdu, arkasına vurdu. 2. Öldürmek, katletmek, yaralamak: O adamı haydutlar vurmuş. 3. İsabet ettirmek, tutturmak: Şu kuşa üç kere attım do vuramadım. 4. Ateş etmek, topa veya kurşuna tutmak: Kaleden düşman gemilerine vuruyorlar. 5. Atmak, düşürmek, yatırmak: Onu yere vurdu. 6. Sürmek, geçirmek: Duvarlara sıva, tahtalara boya vurmak. 7. Dayamak, koymak, yapıştırmak: Binaya destek vurmak, çamaşıra yama vurmak. 8. Takmak, koymak: Hayvana eyer, dizgin vurmak. 9. Yüklemek, yük koymak: Beygire yük vurmak. 10. Çalmak: Çan vurmak, davul vurmak. 11. Dokunmak, tesir etmek: Güneş başıma, gözüme vurdu, bu koku başa vuruyor. 12. Sapmak, saldırmak, Osm. müteveccih olmak, doğrulmak: Gemi karaya vurdu. 13. Göstermek, gösteriş yapmak, yalan bir harekette bulunmak: Deliliğe, hastalığa, bilmezliğe vurmak. 14. Sokulmak, girmek, dalmak: Ormana, sürüye vurdu. Açığa vurmak = Meydana çıkarmak, Aşikâr etmek. Aşağı vurmak = Azaltmak, aşağı varmak. Uste vurmak = İlâve etmek. Volta vurmak = Bir yandan bir yana gidip gelerek durmamak. İçeri vurmak = Dışarda olan bir hastalık geçip, içerde meydana çıkmak. Başvurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Başağrısı vermek. Bir atıp iki vurmak = Bir söz veya iş ile iki iş görmek. Boyun vurmak = Kafa keserek idam etmek. Pırangaya, demire, zencire vurmak — Ceza olarak bunlara bağlamak. Dem vurmak = Bahsetmek, iddiasında bulunmak. Dışarıya vurmak = Hastalık vücudun dışında görünmek. Yola vurmak = Yola koyulmak. Yüze vurmak = Birinin ayıp ve kabahatini yüzüne karşı söyleyip utandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. harap etmek, viraneye çevirmek; aşındırmak, kullanıp yıpratmak; harcamak, boşuna sarfetmek, israf etmek; kaybetmek; (argo) öldürmek; aşınmak; heba olmak; aşırı derecede kilo vermek. waste away zayıflaya zayıflaya eriyip gitmek; ağır ağır azalmak veya

Teknolojik Terim

Wi-Fi® teknolojisi bilgisayar, PDA ve diğer cihazlar için kablosuz ağ yaratmak üzere radyo dalgaları kullanır, böylece kablo gerekmeden veri aktarabilir ya da İnternet’e erişebilirsiniz. Daha kolay bir mobil çözüm sunmak açısından, seyahat sırasında iş ağlarına ya da İnternet’e bağlanmak için idealdir. Wi-Fi® ağları, Orijinal IEEE 802.1b’den 5 kat daha hızlı bir bant genişliği sunarak, 1Mbps’ye kadar veri hızına sahip IEEE 802.1b standardını ya da 54Mbps veri hızına sahip en son IEEE 802.1g teknolojisini kullanabilir. Wi-Fi® onaylı bir ürün, diğer Wi-Fi® cihazlarıyla uyumlu olduğu anlamına gelir.

Teknolojik Terim

Xenon lambalar, görüntülerin mümkün olan en gerçekçi ışıkla görüntülenmesini sağlayacak şekilde, geniş bir renk alanı ve ton gösterimi sunar. Doğal ve doğal renkler güneşinkine benzer bir ışık spektrumu ile elde edilir ve böylece beyazlar daha net ve kırmızılar da daha parlak olur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birinin işine yarayacak ve birine faydalı olacak harekette bulunmak: Ne yaptımsa bizim komşuya yaranamadım. 2. Yalandan birinin hoşuna gidecek harekette bulunmak: Kendisine yaranmak için yapıyor.

Türkçe Sözlük

Canlıların yaşamlarını sürdürdüğü fiziksel yerleşim mekanıdır. Bunlar hayvanlar için sezona göre değişik fiziksel mekan olabilir. Örneğin kış uykusuna yatan bir ayı için kış sezonunda yaşam mekanı bir mağara, bir in olabilir. Yazın ise kırlar, dağlar, ormanlar, bu hayvanın yaşam mekanıdır. Bu terim hem habitat, hem biyotop anlamında da kullanılır. (habitat, biyotope/ lebensraum )

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Nafile, boşuna. 2. Bedava, parasız: Yufa gitmek. 3. Yok, helâk, mahv: Yuf olmak. 4. Teessüf, üzüntü ifâdesi için kullanılır: Yuf sana. Yuf okumak, borusunu çalmak = Birinin bir şey bilmediğine hükmetmek.

Genel Bilgi

Yüzme yarışları serbest (kravl), kelebek, kurbağalama ve sırtüstü olmak üzere dört ayrı kategoride yapılır. Ancak ‘kelebek’ gibi her insanın kolay kolay yüzemeyeceği bir sitilin niçin yarışmalara alındığı pek bilinmez. Aslında bütün stillerin orijini kurbağalamadın Uluslararası yüzme federasyonu kurulmadan önce başka ilginç kategoriler de vardı. Örneğin 1900 yılında Fransa’da Sen nehrinde yapılan 200 metre engelli yarışında, yüzücüler sudaki direklere çıkıyor, sandalların altlarından geçiyorlardı.

Bilinen en eski yüzüş şekli kurbağalamadım Az enerji harcanması nedeni ile bu stil suda hayat kurtarmada ve keyif için yüzmede de kullanılır. İki kolun ileri uzatılıp, suyun ellerle iki yandan geri çekilmesi, bu arada bacakların da senkronize hareket etmesi, kurbağaların yüzüşüne benzediğinden bu adı almıştır.

İlk zamanlarda kulaç tamamlandığında, nefes de kol hareketi başlamadan önce alındığı için, bu arada hız da çok azaldığından dura dura yüzülüyormuş gibi görünürdü. Gittikçe gelişen bu stilde şimdilerde nefes kolun geri çekiliş hareketinin tamamlanmasından az önce alınmakta, yüzücüler de duraksamadan yüzmektedirler.

Kelebek stilin kurbağalamadan asıl farkı kol hareketleridir. Kollar ileri hareketlerini suyun üstünden yaparlar. 1933 yılında ABD’de yapılan bir yarışta Henry Myers adlı bir yarışmacı kurbağalama stili ile yüzüşün kurallara uygun olduğu konusunda ısrar etmiş ve sonuçta yarışa kabul edilmiştir.

Sonradan kelebek stili ayrı bir dal olarak yarışmalara alınmıştır. Başlangıçta yüzücüler ayaklarını kurbağalamada olduğu gibi yana hareket ettirirlerken sonra yunusun kuyruğu gibi çırpmağa başlamışlardır. Aslına bakarsanız yunuslama olması gereken bu stilin adı herhalde kelebeklerin uçuşuna benzetildiğinden olacak kelebek (İngilizce’de butterfly) olarak kabul görmüştür.

Sırtüstü yüzüş şekli ise 20. yüzyılın başında gelişmeye başladı. Bunda da başlangıçta kol ve ayak hareketleri kurbağalamaya benziyordu. ABD’li Harry Hebner kravl sitile benzer kol ve ayak hareketlerini geliştirdi ve bu şekilde yüzdüğü ilk yarışta kurallara uymadığı gerekçesiyle diskalifiye edildi. Yapılan itirazlar sonunda kurallarda sırtüstü bulunma dışında bir kısıtlama olmadığı ve bu stilin sırtüstü yüzme hızını daha da geliştirdiği anlaşılarak resmi olarak kabul edildi ve Harry’nin madalyası verildi.

Serbest stil de denilen kravl yüzüşün, yüksek dalgalarla mücadele edebilmek için Güney Pasifik yerlileri tarafından geliştirildiği sanılıyor. Bütün yüzüş şekilleri arasında en hızlısı olan bu stil 1902 yılında Avustralyalılar tarafından Avrupa’ya taşındı. Stil Amerika’ya ulaşınca ayaklar her kulaçta önce 4 kez, sonra 1917 yılında iki kadın tarafından daha da geliştirilerek 6 kez çırpılmaya başlandı ve sürat arttıkça arttı.