Süngü Hücumu Ne Demek | Süngü Hücumu Ne Demek ne demek? | Süngü Hücumu Ne Demek anlamı nedir?

Süngü Hücumu Ne Demek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sungu hucumu

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Aksungur).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) -Doğan cinsinden bir nevi av kuşu. - Aksungur b. Abdullah. Melikşah zamanında Halep’in hakimliğini, yöneticiliğini yapan Türk Emiri.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sungur).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). süngü, kasatura; (f). süngülemek. bayonet clutch bayonet kavramı. spade bayonet kazma şeklinde süngü. trowel bayonet mala şeklinde ufak süngü.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase’d-Din Baysungur. Timur’un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., z. sürgü, kol demiri; kilit dili; cıvata; fırlama, kaçış; top (kumaş ,duvar kağıdı); yıldırım; kısa kalın ok; kitabın kesilmemiş kenarları ve sayfaları; f. süngülemek; fırlamak; düşünmeden söylemek, ağzından kaçırmak; çiğnemeden yutmak, alelacele

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kederli, süngüsü düşük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şahin, sungur, doğan. falconer (i). şahinci, doğancı, avcı. falconry (i). şahin veya doğan ile avlanma; doğancılık,kuşçuluk. peregrine falcon alaca doğan,şahin, (zool.) Falco peregrinus. red footed falcon kırmızı ayaklı kerkenez, (zool.) Falcovespert

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bağlamak, açılmayacak surette kapamak, sürmelemek, tutturmak; dikmek,ayırmamak (gözünü); üzerine atmak. He fastened his eyes on her. Gözlerini ona dikti. fastener (i). bağlayan şey, bağ, toka, bağlaç. fastening (i). kapalı tutan şey, raptiye, süngü,

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca: flama). Mızrak ve süngü ucuna takılan, gemi direğine çekilen ince bayrak. Türkçe: alav.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) -Pırlanta gibi kıymetli ve neşeli. Gevherşad’. Baysungur’un annesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısa mızrak, süngü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fars. siyah, Ar. esved: Kara boya, kara at: Yağız. Kara toprak. 2. mec. Matemli, gamlı, kederli, Ar. meş’ Üm, menhûs: Kara gün, kara haber, kara talih. 3. mec. Ayıp, arlı: Kara yüz, yüzü kara. 4. Esmer: Kara Ahmed, kara ekmek. 5. Siyahlık, siyah boya: Karaya boyamak, karası kara, akı ak. 6. Siyâhî, zenci, Afrika’nın siyah adamı. (c.). Karalar = Yas kıyafeti, mâtem: Karalar giymek. Alın karası = Talihsizlik, Osm. baht-ı siyâh. Kara et = Geyik, tavşan vesaire gibi av eti. Karaoğlan = 1. Çingene. 2. Ayı. Karaiğne = Bir cins ufak karınca. Kara baş = Evlenmeyen manastır kesişi. Siyah sarık saran tarikat dervişi. 3. İlkbaharda açan güzel kokulu mor bir çiçek. Karabasan (başkan) Ağırlık, kâbus. Karabiber = Hindistan’dan gelen maruf bahar ki, kırmızı biberden bu isimle ayrılır. Kara buğday = Buğday çeşidi. Karaboya = Zaçyağı. Karapazı, karapelin = Pazı ve pelin çeşitleri. Karaciğer = Midenin sağ tarafında bulunan iç organ. Karacümle = 1. Çarpma işlemi. 2. Ezberden hesap yapabilme kabiliyeti. Kara cehennem = Pek esmer ve yüzü gülmez adam. Karaçam = Çam ağacı çeşitlerinden biri. Karaçalı = Bir cins dikenli çalı. Karahummâ = Tehlikeli bir çeşit tifüs. Karahaber = Birinin ölüm haberi. Karadeniz = Türkiye’nin kuzeyindeki büyük deniz, Osm. Bahr-i Siyâh. Karadiken = Bir cins bitki. Karasakız = Zift. Karateydi — MAlihulyâ, melankoli. Karasöğüt = Söğüt çeşidi. Karasungur = Doğanın bir cinsi. Karatavuk = Avlanan bir cins tavuk. Karataban — 1. Horasan demiri. 2. Bir çeşit sığır hastalığı. 3. Ipekböceğinin kararıp kırılması illeti. Karadut = Dutun siyah cinsi. Kara Arap = Zenci, siyâhî. Karakarga = Büsbütün siyah olan karga. Karakaş = Kaşları siyah. Karakalem = 1, Yalnız siyah çiçekleri olan İdî porselen. 2. Siyah kurşun kalemiyle yapılan resim. Kara koca = Ağarmamış ihtiyar. Kara kurbağa = Siyahımsı bir cins kurbağa. Karakış = Kışın ortası ve pek soğuk mevsimi. Aradan karakedi geçmek = Bozuşmak: Aramızdan kara kedi mi geçti? Karayazı = Bahtı siyah. Karayüzlü = Bir ir ve namussuzluğu olan. Akı ak, Karası kara = Beyaz çehreli ve siyah gözlü, kaşlı, ablak. Akla karayı seçmek = Çok zahmet çekmek. Is karası = Kurum boyası. Kestane karası = Açık siyah renk. Yüz karası = Namussuzluk, Ar.

Türkçe Sözlük

(i.). Erlerin belde taşıdıkları, yalın olarak süngü yerine tüfeğin namlusu ucuna taktıkları düz ve kısa kılıç.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kargı, mızrak, süngü.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. rimâh). Mızrak, kargı, süngü.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Esinne). Mızrak, süngü vesaire demiri, keskin ucu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mızrak, süngü vb. silahların sivri ucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed, -bing) i. sivri bir aletle yaralamak; bıçak veya hançer saplamak, bıçaklamak, hançerlemek; içine girmek; delmek; i. süngüleme; süngü yarası; söz ile yaralama, kalbini kırma. stab in the back arkadan vurmak. make a stab at teşebbüste bulun

Türkçe Sözlük

(i.). Dürtüp delecek demir silâh ki tüfeğe veya mızrağa takılır. Süngü davran = Süngü kullanılma kumandası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. sacrifice (to a god.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Armağan, bağış, ihsan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(I.). Sünaü ile vurmak, süngü kullanarak hücum etmek.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sunguralp).

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sunguralp).

Türkçe Sözlük

(bk.) Sungur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kılıç, pala; yetki, salâhiyet, kudret, hükümdarlık, askeri kuvvet, silâh gücü; savaş, tahribat; kılıçtan geçirme. sword bayonet kılıç şeklinde süngü. sword bearer silâhtar. sword belt kılıç kayışı. sword blade kılıç namlusu. sword dance kılıç dan

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (thrust) i. itmek, dürtmek, zorla kakarak sürmek; süngülemek, saplamak; lafı kesmek; i. dürtme, itme; hamle; bıçak sokma, süngüleme; mim. kemer veya kubbenin duvar üzerine tazyiki; mak. itme kuvveti. thrust at someone kılıçla hamlede bulunmak. thru