Sür-name ne demek? | Sür-name anlamı nedir? | Sür-name

Sür-name anlamı nedir?

Sür-name ne demek?

Sür-name anlamı nedir?

Sür-name | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: sur name

Türkçe Sözlük

(I. F.). (edebiyat) Düğün, ziyafet, şenlik gibi şeyleri tasvir için yazılan manzum veya mensur eser.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlamsız, manasız, akılsızca, gülünç; birbirine karşıt düştüğü için yanlış; imkansız, olmayacak absurdity (i). anlamsızlık, manasızlık; delilik, maskaralık absurdly (z). esassız olarak; saçma bir şekilde absurdness (i). anlamsızlık, manasız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. absurde

saçma

Akla uygun olmayan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). anlamsız veya saçma bir hale gelinceye kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,modernleşme, asrileşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gross negligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). Lakap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عهدنامه] ahitname, antlaşma metni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muahede kâğıdı, bir muahedenin şartlarını havi olarak kaleme alınıp iki tarafça imza edilen resmî kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treaty / pact in writing. convention. pact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thundercloud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glum. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulky. surly. down faced. glum. saturnine. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güven, itimat; inanç, itikat; nefsine itimat, kendine güvenme, cesaret ; söz, yemin, teminat; arsızlık, yüzsüzlük; (ing). sigorta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).temin etmek , temin edici söz söylemek;ikna etmek; söz vermek;sigorta etmek.assured (s).önceden belli olan (ışur'idli) (z) elbette, her halde, mutlaka, muhakkak assuring (i).,(s). emniyet veren, inandıncı (şey veya kimse). assuringly (z). inand

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). yükselen, yukarı dogru kıvrılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاشورا] aşûre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noah's pudding. a dessert with wheat grains. nuts. dried fruit. etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Muharremin onuncu günü ki, İslâm’dan önce de resmî bir gün idi. 2. O gün pişirilip dağıtılması mutad olan mâruf bir tatlı ki, dövülmüş buğdayla meyve ve hububatın ekserinden birer miktar karıştırılmakla yapılır.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Normal aybaşı kanaması 2-7 gün devam eder. Bazı kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist olduğundan, yumurtalıkların üşütülmüş olmasından, sinir veya kalp hastalığından şüphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Böğürtlen, su

Hazırlanışı : 2 su bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı böğürtlen konur. 10 dakika bekletilip, süzülür. Sabah bir bardak, akşam bir bardak içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Kadın İsmi) - Melek gibi, melek görünüşlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Açık saçık yazı ve resimleri havi kitap.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anusta ve kalın barsağın alt kısmında toplardamarların genişlemesiyle kendisini gösteren bir hastalık. Basur sonucu anusta beliren, meme ucuna benzer damar şişkinliği: Basur memesi. Basurotu = Düğünçiçeğigillerden, sarı çiçekli bir bitki (Ranunculus ficaria). Ormanlarda yetişir, kökünde basura iyi gelen bir madde vardır.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir. Aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya bir avuç papatya konur. Kaynatılır, süzülür. Bu su ile basur memelerinin üzeri yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemorrhoids. haemorrhoids. piles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemorrhoid. piles. hemorrhoids emoroit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(küçük kırlangıç otu): Düğünçiçeğigiller familyasından; ilkbaharda çalılıklar arasında yetişen küçük bir bitkidir. Yaprakları üç parçalıdır. Yeşilimtıraktır. Yumruları yapraklarının arasındadır. Kökü küçüktür. Çiçekleri altın sarısı rengindedir. Sabahları açar, akşamları kapanırlar. Ev ilaçlarında kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Basur memelerinden doğan şikayetleri giderirler.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. basuriyye). Basura, mayasıla ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

period of waiting. waiting period. waiting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Mobil cihazlarda, hiç görüşme yapılmadan, şarj edilebilir bataryanın tam olarak dolduğu andan, tükenene kadar geçen süredir. Bu süre, en başta baz istasyonuna yakınlık olmak üzere çeşitli nedenlerle değişiklik gösterebilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mektup başlığı. 2. Fihrist. 3. Zarfın üzerine yazılan adres.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Beyannâme, bildirge (uyd k.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifesto. declaration. affidavit. bill. proclamation. specification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter. proclamation. declaration. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. declaration. written statement. manifest. declaration form. proclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بيان نامه] bildirge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multitudinous. pocketful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Küçük kitap, risale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booklet. brochure. folder. leaflet. pamphlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brochure. leaflet. literature. pamphlet. prospectus. booklet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booklet. brochure. folder. leaflet. pamphlet. prospectus. tract. fascicle. broadside. keyline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. caesuras, caesurae) bir mısraı okurken hafifçe durulacak yer; (müz). durgu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. celb = davet, F. nâme = mektup, kâğıt). Birini mahkemeye davet için yazılan tezkere: Celbnâme yazıldı; bir celb-nâme aldım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلب نامه] çağırı mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CELBNAME) (i.). Celp kâğıdı, (bk.) Celb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summons. written citation. capias ad respondendum. letter of convocation. process. subpoena. writ of subpoena.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çengiler (oyuncu kadınlar) için yazılan şiir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ithama lâyık, kusurlu bulunabilir. censurably (z). tenkide yol açan bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). tenkit, kınama; itham etme, suçlama; (f). sert bir şekilde tenkit etmek; kabahatli bulmak; tasvip etmemek, uygun bulmamak, münasip görmemek. censurer (i). kınayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesaret» ten) (mü. cesOre). Cesaretli, yiğit, yürekli. Fars. dilîr: Pek cesur bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brave. courageous. bold. daring. gutsy. adventurous. audacious. bulldog. chivalrous. dashing. dauntless. doughty. enterprising. fearless. foolhardy. gallant. game. gamy. great-hearted. gritty. hardy. heroic. intrepid. martial. plucky. redoubtable. re.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bold. brave. courageous. gallant. intrepid. spunky. stalwart. stout. stouthearted. valiant. plucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bold. brave. courageous. adventuresome. adventurous. chivalrous. daring. doughty. gallant. gutsy. intrepid. leonine. lion hearted. manful. plucky. red blooded. stalwart. stout. stout hearted. undaunted. valiant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جسور] cesaret sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courageously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heroic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cesaret, yiğitlik, yüreklilik: Bu muharebede cesurluğunu gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courageousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. cevâb = karşılık, F. nâme = mektup). Cevâbı bildiren mektup, cevap yolunda yazılan mektup: Mektubumun cevâb-nâmesi geldi, cevâb-nâme-l Alînizi aldım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). kundura, ayakkabı, çizme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). f kapama, kapanma; son verme, sona erdirme; kapayan kısım; bir toplantıda tartışmaları keserek oylamaya geçiş; (f). tartışmaları keserek oylamaya geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kendinden fazla emin, kendine fazla güvenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortion. miscarriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ortak sigorta poliçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortak sigorta yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Multiple Price Continuous Auction Method)

Çok fiyat yöntemi; bir menkul değer için verilen alım satım emirlerinin fiyat ve zaman önceliği kurallarına uygun olarak teker teker karşılaştırılması sonucunda oluşan fiyatlarla alım satım işleminin gerçekleştirilmesidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı ölçülere sahip olan, eşit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı birim ile ölçülebilen; orantıl commensurably (z). orantılı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). orantılı, eşit; yeterli; uygun, münasip. commensurately (z). uygun bir öIçü ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birleşme noktası, ek yeri; (anat)., (zool). birleşik iki organın birbirleriyle birleşme yeri, dudakların veya göz kapaklarının bitiştiği yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sukunet huzur, dinginlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). müteselsil kefil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (pol). gerillacılarla savaşmak için yetiştirilmiş.(asker,komando).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı tedbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dikkati çeken şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şahâdetnâme, diploma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunmak için tasarlanan bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimi (diğer modellerde bulunan geleneksel tek amplifikatör yerine) kullanan iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tongue twister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip of the tongue. lapse. lapse of the tongue. malapropism. parapraxis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk, kırılma, gücenme, öfke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunması için oluşturulmuş bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimini çalıştıran iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kaset hızında kısa süreli hız değişikliklerini önlemek için kaset sürücünün döner mekanizması, kayışlar yerine doğrudan motorlarla döndürülmektedir. Bu sayede daha güvenilir, doğru kaset hareketi ve en iyi ses kalitesi elde edilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Üç boyutlu ses efektlerinin oluşturulmasını sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşürmek işi. (bk.) Düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dropping. reducing. abortion. lowering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Aşağıya bırakmak, indirmek. Osm. ıskat etmek: Kâseyi elinden düşürüp kırdı. Ağaçtan meyve düşürmek. 2. Düşmesine sebep olmak: Bu çocuğu kim düşürdü? O beni düşürdü. 3. Tesadüf ettirmek, rast getirtmek. Osm. İkaa etmek: Talih büyük ikramiyeyi bana düşürdü, itibardan düşürmek = İtibarını kırmak. Çocuk düşürmek = Ana rahminde ölen cenini vücuttan çıkarmak. Sırasını düşürmek = Münasebet getirmek. Küçük düşürmek = Mahcûb etmek, karşılık vermekten Aciz bırakmak, utandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drop. cause to fall. beat down. lower. reduce. mark down. let down. let fall. curtail. deflate. depress. flop. knock off. overthrow. precipitate. pull dawn. put down. roll back. scale down. send down. sink. slim down. spill. step down. take from. thr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. dip. dump. fell. lower. reduce. topple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drop. to let fall. to reduce. to abort. to get sth at a bargain. to remove from power. to overthrow. bring down. fell. overshadow. spill. topple. undermine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşağıya bıraktırmak, attırmak. Osm. ıskat ettirmek: Kendisini ürkütüp elindeki kâseyi düşürttü. Çocuk düşürtmek = Bir gebe kadının ceninini zamanından önce aldırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to drop. to cause sb to abort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dropped. to be decreased. to be overthrown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Füsürde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Beyni donmuş. mec. Kabiliyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLİYET-NAME) (i. A. F.). Ehliyeti belirten vesika, şöförlük vesikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sourpuss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. handle. touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cerrahlıkta elektrik kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kapı veya pencerenin meyilli pervazı, ask. mazgal şevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. emr-nâme). Bir emri içine alan resmî yazı ki, üstten asta yazılır: Emir-nâme-i nezâret-penâhî = NAzırlığın (bakanlığın) emri. Emir-nâme-i sâmî = Sadâret makamından yazılan yazı. Nezâket icabı hususî mektuplara da emirname denilirdi: Emirname-i Alîlerini aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Osmanlı devrinde sadrâzamın emrini bildiren resmî yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mandate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [امرنامه] ferman, emir belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emay, mine; emay gibi şey; diş minesi; emay işi. enamelware i. emay işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-led, -ling) minelemek, mine ile kaplamak; değişik renklerle süslemek; parlaklık vermek. enamelling i. mine işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapama, kuşatma, çevirme; kapanma, çevrilme; kapanıp çevrilen şey, etrafı çit veya duvarla çevrili yer, zarf içine konulan şey, ilişikte gönderilen şey; mânia, çit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sağlamak,temin etmek,garanti etmek, emniyete almak; sigorta etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) obur, açgözlü, tamahkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açma, keşfetme, teşhir;muhafazasız olma, maruz olma, açık olma;açığa çıkarma; (huk). mahrem yerlerini gösterme suçu; (foto). alma, çıkarma, poz (filim üzerine). The house has a southern exposure. Evin cephesi güneye bakar. exposure meter (foto). ışık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Fal kitabı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فالنامه] fal kitabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. feth = zafer, F. nâme = risale, mektup). 1. Bir memleketin fethi veya bir zafer sonunda neşrolunan galibiyet fermanı. 2. Bir fetih ve zafer hakkında yazılan kaside ve manzume, zafer-nâme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yarık, çatlak, rahne; yarma; (tıb). fisur, cilt veya mukozanın hafifçe veya yüzeysel olarak çatlaması; (f). yarmak, çatlatmak; ayrılmak, çatlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). ipotekli malı sahibinin kaybetmesi, hakkın düşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birinci isim, küçük isim, şahıs ismi, vaftiz ismi. forenamed (s). yukarıda ismi geçen, mezkur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi), iyi yanan çubuktan çıkan sesi taklit ve tasvir ederek art arda kullanılır: Fosur fosur çubuk içiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fosur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fosur sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fosur sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ney sazını üflerken, asıl nağmeye Adetâ eşlik eden ses ki, ne kadar az olursa o kadar makbuldur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İsrar eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Donmuş, Ar. câmid: Füsürde-dil = Yüreği donmuş, hissiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Esnaf teşkilâtı ile bunların uymaları icab eden usul ve kaidelerden bahseden eser.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. glikozüri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Sevgiliye yazılan mektup, kaside.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5 bin civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzdde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır. Ancak 5 milyar yıl hayli uzun bir zaman süresidir, şimdiden telaşa kapılmaya gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geçiş tezkeresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rüyâ kitabı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواب نامه] rüya tabiri kitabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). (bk.) Haşır haşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. edebiyat). Ayrılık vesilesiyle yazılan mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Bir ödemenin üçüncü bir şahsa veya münasebeti bulunan bir daireye verildiğini gösteren yazılı emir: Aydın vilâyeti için bir havale-nâme aldı; banka, havale-nâmeyi kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). yüksek basınç; (s). zorla yapılan (satış); zorlayıcı; (f). (bir kimseyi) zorlamak, üstüne düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bilgisayarlarda kullanılan bir çok sürücüdekine benzer, yüksek erişim hızı ve yüksek düzeyde güvenilirlik sunan bir sürücü mekanizması.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Değersiz, bayağı, kaba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regnant. rife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prevail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtain. ride. to be rife. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mahkeme ve heyetin hüküm ve kararını hâvî vesika, hükmü hâvi kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ حسن صورت] yüz güzelliği. 2.en iyi biçim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittance. certificate of release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابرانامه] aklanma belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden yüksek medrese ve meşk (yazı) talebesine hocaları tarafından verilen diploma, izinnâme, şehadetnâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madrasa diploma. practicing certificate. professional licence license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اجازت نامه] diploma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Savcının, iddialarını topladığı ve soruşturma sonunda mahkemede okuduğu yazı, savcının görüşü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indictment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accusation. indictment. criminal charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İHBAR-NAME) (i. F. hukuk). 1. Belirli olaylara dair bilgi olarak, ilgili olduğu yere verilen yazı. 2. Bir paranın ödenmesi veya diğer bir muamelenin yapılması lüzumuna dair bir resmî daireden gönderilen ihtarname.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. notification. letter of advice. monition. garnishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. notification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written notice. notification. prompt note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اخبارنامه] bildiri kağıdı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (ed). İltifat mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official warning. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official warning. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İçinde resmî veya hususî İlân olan kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allege. propose. propound. submit. weave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allege. adduce. assert. bring forward. contend. to bring forward s. maintain. make out. offer. propound. put forward. set forth. set up. submit. suggest. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçülemez: sınırsız, hudutsuz. immeasurably z. ölçulemez derecede, gayet, pek çok .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçülemez

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. oranssız, nispetsiz, kıyas kabul etmez; ölçülmeyen; i., çoğ, ortak ölçülmez sayılar. in commensurabil'ity i ölçülemez oluş, nis - petsizlik. incommen'surably z nispet sizce, ölçülemez bir ,sekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oransız, nispetsiz, kıyas edilemez; yetersiz. in commensurately z. nispetsiz olarak; yetersizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sigorta, sigorta etme; sigorta parası, sigorta taksiti. insurance broker sigorta acentesinde çalışan kimse. insurance company sigorta şirketi. insurance policy sigorta poliçesi. insurance premium sigorta primi. fire insurance yangın sigortası. hea

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sigorta etmek; emniyet altına almak; sigorta olmak; temin etmek. insurable s. sigorta edilebilir. insured s. sigortalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. asi, baş kaldıran, kafa tutan; i. ihtilalci, asi. insurgence, insurgency i. ayaklanma, isyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yenilemez, geçilemez, başa çıkılmaz, üstün gelinemez. insurmountably z. yenilemeyecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. isyan, ayaklanma, ihtilâl. insurrectional, insurrectionary s. isyan kabilinden. insurrectionist i. isyan taraftan, asi, baş kaldıran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir istek ve rica için bir makama sunulan damgalı ve pullu kâğıt, arzuhal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. formally written petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استدعانامه] dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir memurun görevinden alınmasını istemek maksadıyla verdiği resmî kâğıt: İstîfâ-nâmesini sundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of resignation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hukuk). Sanığın, sorulan suallerle verdiği cevapları içine alan zabıt: Istintak-nâmeyi mühürledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir rica ve niyaz için yazılan mektup veya sunulan dilekçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir şeyin ithâf edildiğine dâir yazılan yazı, Fr. d6dicace.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hukuk). Bir cinayetten sanık olup tevkif olunan adama o cinayetin isnâdı hakkında adliye tarafından verilen resmî kâğıt ki, onunla mahkemeye teslim olunup muhakemesine başlanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accusation. allegation. indictment. bill of indictment. articles of impeachment. criminal charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir ülkeye tâyin olunan elçiye, devleti tarafından verilen mektup ki, elçi, onu gittiği devletin başkanına sunarak elçi tanınır: Yeni Fransa büyükelçisi İtimâd-nâmesini takdîm etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اعتمادنامه] güven mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credentials. ambassador's letter of credence. letters of credence. letters credentials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عتق نامه] âzâdlık belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Prospectus)

Sermaye piyasası araçlarının ihracında ya da halka arzında ortaklıklarca halkı şirket ve hisse senetleri konularında bilgilendirmek amacıyla düzenlenmesi gereken belgedir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruhsat ve mezuniyet alan bir kimseye verilen yazı, izin kâğıdı, icâzet-nâme, ruhsat-nâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mevzu hakkında devletçe uyulacak maddeleri, bir kanunu hâvî kitap, broşür vs.: Ticaret kanun-nâmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

code. digest of the laws regulating a particular subject. rule book. statute book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (doğrusu «kâr-nümâ = iş gösteren» olsa gerektir). Esnaf kalfalarından usta çıkıp kendi başına çalışmak üzere icâzet isteyenlerin, imtihan için yapıp sundukları iş örneği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Cumhurbaşkanının imzasıyle tamamlanan hükümet kararı. 2. Bakanlar kuruluna verilen yetkilere dayanılarak alınan karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree. bylaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree. legal decision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree. governmental decree or decision. statutory order / decree. decree-law rule of law. order in Council. governmental decision signed by the Council of Ministers and / or President. presidential decree. emergency enactment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kesin olarak, kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kavi = söz, Fars. nâme = yazılı şey). Üzerine bir mukavele ve anlaşma yazılmış ve imzalanmış kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kefâlet senedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guaranty. bond. surety bond. bail bond. deed of suretyship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Pek ufak yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıyafet ilminden (fizyonomiden) behseden kitap.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Mobil cihazlarda, şarj edilebilir bataryanın tam olarak dolduğu andan, tükenene kadar hiç durmadan görüşme yapıldığında geçen süredir. Bu süre, en başta baz istasyonuna yakınlık olmak üzere çeşitli nedenlerle değişiklik gösterebilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abase. degrade. demean. disgrace. humiliate. mortify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to humiliate sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KUSUR) (i. A.). 1. Eksiklik, noksan: Ben çalışmada kusur etmedim, kusur bırakmadım. 2. Ayıp, özür, sakatlık: Bu atın, binanın bir kusuru olmasaydı sahibi elinden çıkarmazdı. 3. Suç, kabahat, kötülük: Benim kusurum nedir? Bir kusur mu ettim? 4. ihmal, müsamaha, gevşeklik, keyifsizlik, tedbirsizlik: İnsan vazifesinde kusur etmemeli. 5. Artan kısım, fazla, bakıyye: Şu kadarını bana gönderin, kusuru sizin olsun. 6. Satın alınan şeyin kıymetinden fazla olarak verilen paradan geri alınması lâzım gelen miktar: Liranın kusurunu vermediniz (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kasr). Kasrlar, saraylar, bk. Kasr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kışr). bk. Kışr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kesr). Kesirler. bk. Kesir (cem’ül-cem’i: küsûrât). KûSURAT (I.). Küsûrlar, bk. Küsûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defect. fault. deficiency. vice. taint. failing. failure. blame. imperfection. infirmity. inaccuracy. blemish. cavil. culpability. defalcation. default. demerit. flaw. freckle. gaff. remissness. scar. shortcoming. stigma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blot. defect. deficiency. failing. fault. flaw. imperfection. offence. shortcoming. taint. blemish. offense. disadvantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fault. defect. deficiency. drawback. flaw. imperfection. shortcoming. disadvantage. blame. blemish. blot. structural defect. delinquency. demerit. faux pas. gall. hole. inaccuracy. legal negligence. misdemeanour. oversight. sin. taint. weakness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractions. remainder. odd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

odd. remainder. what is left over. and a bit. and then some. odd- come shorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قصور] kasırlar. 2.eksiklik, hata, ihmal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to find fault with sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ihmalde bulunmak, hata yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remainder. what is left over. fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Odd Lot Orders)

İşlem biriminin ihtiva ettiği hisse senedi sayısından daha az miktarlar için verilmiş emirlerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir ayıp ve noksanı olan: Kusurlu hayvanı alıp da ne yapalım? 2. Bitmemiş, eksik: Kusurlu bir binâ. 3. Artanı ve iade olunacak kısmı olan: Kusurlu hesap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blamable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amiss. blameworthy. defective. faulty. imperfect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defective. faulty. imperfect. flawed. at fault. in the wrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malformation. wantonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kusuru olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultless. perfect. excellent. blameless. accomplished. beyond reproach. capital. clean. correct. final. flawless. ideal. immaculate. impeccable. indefectible. irreproachable. precise. free from taint. taintless. thorough. thoroughgoing. unblemished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faultless. perfect. excellent. blameless. accomplished. beyond reproach. capital. clean. correct. final. flawless. ideal. immaculate. impeccable. indefectible. irreproachable. precise. free from taint. taintless. thorough. thoroughgoing. unblemished. defi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flawless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flawlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crown. faultlessness. impeccability. perfection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean hands. exactitude. perfection. profundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کسور] kesirler. 2.parçalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir pikselin açılması ya da kapanması için geçen süre

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. boş vakit; işsizlik, serbestlik, fırsat; s. serbest, boş. at leisure serbest, boş vakti olan; acelesiz. at one's leisure vakti olduğu zaman. leisured s. boş vakti olan, işsiz, atıl. the leisured class çalışmayan sınıf, aristokrat sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. acelesiz iş yapan; acelesiz yapılan; z. yavaş yavaş, sükünetle, acele etmeden.leisureliness i. ace- lesiz hal, acelesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alçak basınçlı; meteor. normalden aşağı basıncı belirten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan imef.) (mü. mahsûre). 1. Muhasara olunmuş, kuşatılmış, muhasara altında bulunan: O kalede üç ay mahsûr kaldılar; şehir mahsûr idi. 2. Hasrolunmuş, sınırlanmış: Onun nüfuzu kendi köyüne mahsûrdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confined. cut off. stuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuck in. confined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confined. cut off. stuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stuck in. confined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محصور] kuşatılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kasr» dan imef.) (mü. maksûre). 1. Kasredilmiş, sınırlı, mahdut, münhasır. 2. (e.) Uzun olmayan, medsiz olunan. Elif-i maksure = Eski harflerde kısa okunan elif ki, ekseriya «y» suretinde yazılır: Dâvâ ve şekvâ gibi. Zıddı: memdûd (medli).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış. 2.Alıkonulmuş. Bir şeye ayrılmış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cami içinde hükümdara mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Maksur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk musikisinde bir Ahenk (düzen).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nusret» den İmef.) (mü. mansûre). Allah’ın Inayetiyle galip ve muzaffer olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منصور] Tanrı’nın yardımıyla zafer kazanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yardım olunmuş, Allah’ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. 2.Türk musikisinde bir düzen. 3.Bir ney çeşidi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mansur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (yeni kelime). Allah’ın Inayetiyle galip ve muzaffer olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ve galatı: MâSRA) (i.). 1. Kısa ve ince kamış kalem. 2. Çıkrıkta iplik sarılıp mekiğe takılan kalem kl, mekiğin içinde dönerek ipliği bırakır. 3. Çeşme lülesi. 4. Akarsu ölçüsünde lülenin dörtte biri ki, dört çuvaldız sayılır: Bir masura suyu vardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçülebilir, ölçüye gelir; sınırlı, ılımlı. measurably z. ölçülür surette; ölçülü olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ölçü, miktar; ölçek; her hangi bir ölçü sistemi; ölçüm, ölçme; derece, mertebe, hudut, had; şiir vezni; tedbir, yol; kanun; müz. ölçü. angular measure açı ölçüsü. beyond measure hadden aşırı, son derece. full measure tam ölçü. for good measure faz

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ölçmek, tartmak, kıymet biçmek; ölçüsü olmak; karşılaştırmak; ölçüsünü almak; süzmek, dikkatle bakmak; uydurmak, ayarlamak. measure off uzunluğuna belli bir kısmı ölçmek. measure out ölçüp ayırmak. measure swords kılıçla çarpışmak; biri ile boy ölçü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yüzü beyaz, gösterişli güzel kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr» den imef.) (mü. meksûre). 1. Kırılmış, kırık, Fars. şikeste, Ar. münkesir. 2. (Arap harflerinde) Kesre harekesiyle harekeli, esreli: Cim-i meksûre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکسور] kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MENSUR) (i. A. «nesr» den imef.) (mü. mensûre). 1. Neşrolunmuş, saçılmış, dağılmış, serpilmiş. 2. (edebiyat) Manzum olmayan, nesir ile yazılmış: Kelâm-ı mensOr, Asâr-ı mensûre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neşr» den imef.) (mü. menşûre). Neşrolunmuş, yayılmış («münteşer» daha çok kullanılmıştır) (i. A. c. menâşîr). 1. Vezirlik ve ona eşit askerî rütbe olan müşirlik (mareşallik) rütbesinin verildiğini gösteren fermân-ı hümâyûn. 2. (matematik, geometride) Biçme. Menşûr-ı kaaim, menşûr-ı mâil, menşûr-ı mütevâziyü’l-adlâ, menşûr-ı muntazam, menşûr-ı nâkıs vesaire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منثور] düzyazı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منشور] ferman. 2.prizma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saçılmış, dağılmış. Ölçüsüz, uyaksız, manzum olmayan söz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Neşrolunmuş, dağıtılmış, yayılmış.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçülebilir, ölçülmesi mümkün; belirli bir müzik üslubuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölçüye ait; ölçmeyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ölçme mesaha; hacim ve alan ile uzunluk belirlenmesinden bahseden matematik dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mensur).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Menşur).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kolaylanmış, kolaylaştırılmış şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Meysur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Peygamberimizin mîrâcı hakkında yazılmış kasîde ve şiir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.yanlış isim vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

MOSFET (Metal Oksit Silikon Alan Efektli Transistör), çeşitli Sony amplifikatörlerin sürücüsünde ve güç çıkışı aşamasında kullanılan yüksek performanslı bir elektronik devredir. Yüksek güçlü ses amplifikatörlerinde mükemmel geçiş reprodüksiyonu sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

İster Sony Cyber-shot fotoğraf makinenizden VAIO dizüstü bilgisayarınıza fotoğraf aktarın, ister tüm müzik kütüphanenizi bir Sony WALKMAN® mp3 veya mp4 çalara kopyalayın, ‘Sürükle ve bırak’ özelliği, taşınabilir cihazlar arasında dosya aktarımının kolay bir yoludur. Örneğin, Windows Media® Player ile tek yapmanız gereken, albüm veya şarkıları seçip müzik kütüphanenizden sürüklemek ve WALKMAN® arayüzüne bırakmaktır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha doğrusu: Ahdnâme. (bk.) Ahidnâme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [معاهده نامه] antlaşma metni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written defense. defendant's plea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dostça mektup: Muhabbet-nâmenizl aldım (büyükten küçüğe yazılan mektup için kullanılırdı). 2. Aşk mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dil öğrenmek için karşılıklı iki dilden konuşma örnekleri veren kitap: Fransızca Türkçe bir mükâleme-nâme (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mukavele senedi: Mukavele-nâmesini gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contract. written agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مقاوله نامه] sözleşme metni.)

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deed of consent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isimlendirilebilir; şöhrete lâyık, unutulmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mektup: Bir nâme yazdı. 2. Aşk mektubu: Nâme yazmaya mahsus süslü kâğıt. Nâme-i hümâyûn = Osmanlı padişahı tarafından bir hükümdara yazılan mektup. Diğer isimlere katılarak o ismin mânâsına ait kitap, risale veya yazı mânâsına gelir: Emir-nâme, beyannâme, târif-nâme, tâlim-nâme, telgraf-nâme, sâl-nâme, şâh-nâme, şehâdet-nâme, sulh-nâme, ahid-nâme, muhabbet-nâme vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The title by which any person or thing is known or designated; a distinctive specific appellation, whether of an individual or a class.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A descriptive or qualifying appellation given to a person or thing, on account of a character or acts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Reputed character; reputation, good or bad; estimation; fame; especially, illustrious character or fame; honorable estimation; distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those of a certain name; a race; a family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person, an individual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give a distinctive name or appellation to; to entitle; to denominate; to style; to call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To mention by name; to utter or publish the name of; to refer to by distinctive title; to mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To designate by name or specifically for any purpose; to nominate; to specify; to appoint; as, to name a day for the wedding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To designate by name, as the Speaker does by way of reprimand. by the sanction or authority of; 'halt in the name of the law' a language unit by which a person or thing is known; 'his name really is George Washington'; 'those are two names for the same th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. diploma. declaration or permit (used in compounds only. missive. music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a language unit by which a person or thing is known; 'his name really is George Washington'; 'those are two names for the same thing'. by the sanction or authority of; 'halt in the name of the law'. a person's reputation; 'he wanted to protect his good na

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

PCDATA providing the name of the MathML element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the stock or fund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slash-separated list of components that uniquely identifies an element of an HDF5 file A name begins that begins with a slash is an absolute name which is accessed beginning with the root group of the file; all other names are relative names and the ass

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the request as specified by the user, using the qsub -r option.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Java expression that refers to a particular object or value Examples include variables, parameters, fields, class names, and interface names Every name has an associated type Within its scope, the name is generally bound to a value See the chapter on Th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What a coaster is called, in order to distinquish it from others While some parks are very creative with this, others tennd to use the same name over, or even worse just use the name 'coaster' or 'roller coaster'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name of the function.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Name is an attribute in an HTML element that provides a unique identifier for the element However, in recent versions of HTML, the name attribute has been deprecated in favor of the 'id' attribute in most cases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A word consisting solely of letters, numbers, and underscores, and beginning with a letter or underscore Names are used as shell variable and function names Also referred to as an identifier. hostname - This is a required parameter used in PPP authenticat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the real name of the member This is viewed from the member profile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name is a construct that stands for an entity: it is said that the name denotes the entity, and that the entity is the meaning of the name See also declaration, prefix.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A given page presents a subject named with a single word or short phrase, such as 'Frog,' 'Lichen,' 'Pools and Riffles,' or 'The Water Cycle ' Page naming must be simple for two reasons: to be useful for basic vocabulary building exercises, and to allow s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type of English Query minor entity that indicates how its associated major entity is identified in questions and statements, for example, 'book' refers to the major entity Books table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of identifying attributes purported to describe an entity of a certain type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The driver's full name in the format of last name, first name, initial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The self articulation of reality entering the world of human consciousness, as Namu- amida-butsu Also referred to as the Name in six letters or six syllables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The logical class name as given in the NOAO Image Data Structure Definitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نامه] mektup. 2.kitap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. ad, isim; nam, şöhret, ün; ünvan; kızgınlık belirten hitap şekli; şöhretli kimse; dış görünüş; Tanrının kutsal ismi; f. ad koymak, isim vermek, ismiyle çağırmak; ismini vermek; belirtmek; tayin etmek; memur etmek; s. ismi olan; A.B.D., k.dil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevgiliye ve aşka ait yazılmış mektup. Mektup. Kitap, dergi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mektup götüren. Kebûter-İ nâme-ber — Mektup götürmeye alıştırılmış güvercin, posta güvercini.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili kendine paye vermek için şöhretli isimlerden bahsetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir hükümdardan diğer bir hükümdara nâme götürmeye memur görevli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامفهوم] anlaşılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isimsiz, adsız, adı belli olmayan; adı konmamış; tanımlanamayan; bahsedilmeye layık olmayan; gayri meşru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. yani şöyle ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نامرد] alçak, aşağılık, namert.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. insaniyetsiz. 2. Korkak, aiçak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowardly. despicable. vile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. base. contemptible. despicable. craven. dastardly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAmerdî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامرئی] görülmeyen, görülmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adaş, aynı adı olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامسبوق] olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent. missing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent without leave. absent. absentee. missing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامأمول] umulmayan, beklenmedik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neşr» den imüb.). Mübalağa ile neşreden, çok dağıtan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. nickname

takma ad

Kendi adından başka eğreti alınan ad.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. lakap, takma ad; f. lakap takmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tüzük. Nizâmnâme-i dahilî = iç tüzük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulations or statutes of an organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نظام نامه] tüzük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öksürük hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coughing. cough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ciğerde olan balgam veya gıcıktan dolayı elinde olmadan sesli bir nefes vererek onu çıkarmaya çalışmak: Hasta çok öksürdü. 2. Öksürüğe tutulmak, öksürüğü olmak: Çocuklar öksürüyor, dışarıya çıkarmamalı. 3. Yapmacık bir öksürükle işaret veya alay etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cough. to cough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cough. to have a cough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb cough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Ciğerde olan balgam veya gıcık üzerine insanın elinde olmadan ve sesli bir nefesle onu çıkarmaya çalışması: Öksürük gelmek, tutmak. 2. Ekseriye soğuktan gelen göğüs rahatsızlığı, öksürme: Bir öksürüğe tutuldum, öksürüğü vardır. Öksürükotu = Devetabanı, farfara otu.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır.

- Kuru öksürük : Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür.

- Nöbet şeklinde gelen öksürük : Bu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür.

- Balgamlı öksürük : Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz’un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şalgam suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir su bardağı şalgam suyuna, 2 tatlı kaşığı süzme bal konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra sıcak sıcak içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cough. coughing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(tussilago farfara): Bileşikgiller familyasından; yurdumuzda gevşek topraklı ve nemli sırtlarda yetişen çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları dairemsi-köşeli, etlice ve alt yüzü sık tüylü, beyaz görünüştedir. Yapraklarında müsilaj, acı bir glikozit, tanen, inülin, şekerler ve fitosterol vardır. Çiçeklerinde de aynı maddeler ve bunlara ilave olarak da uçucu bir yağ vardır. Ev ilaçlarında yaprakları ve çiçekleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Öksürüğü keser. Balgam söker. Diğer solunum yolu hastalıklarında da yumuşatıcı olarak faydası görülür.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ziynet, süs. ornamen'tal s. süs kabilinden. ornamentally z. süs olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. süslemek, donatmak. ornamenta'tion i. süs, ziynet; süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ÖŞR) (i. A.) (c. Aşâr). 1. Onda bir: Bağın bir öşrünü belledim. 2. Ondalık, eskiden ürünün onda birini alan vergi: Zeytinin öşrünü almak, vermek, (bk.) Aşâr, Aşârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tithe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tithe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşâr toplayıcısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok yellenen. Osurganböceği = Çıkardığı pis bir koku ile savunan ve bu koku yüzünden bu adla anılan bir böcek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yellenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fart. break wind. poop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fart. to break wind. to fart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break wind. to fart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yellenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fart. wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Surround modunda, uygun Dolby® Pro Logic® sinyaliyle yayınlanan bir program algılandığında Dolby® Pro Logic® dekoderi otomatik olarak devreye sokulur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fazla poz verme; fazlaca teşhir etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bütün Amerika devletlerine veya haklarına mahsus veya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçinde nasihatler olan kitap, broşür vesaire: Pendnâme-i Attâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پندنامه] öğüt kitabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Microsoft’un online müzik mağazası’ servisinin genel udi. Üzerinde ‘plays for sure’ logosu taşıyan cihazlar bu servisten çekilen herhangi bir içeriği oynatabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoşa giden zevkveren; tatmin edici. pleasurably z. hoşça, zevk verecek şekilde; tatmin edici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zevk, sefa, haz, lezzet sevinç, keyif, memnuniyet; emir, irade; f., (eski) zevk vermek; zevk almak. at pleasure isteğe göre. do (one) the pleasure of lütfunda bulunmak. It is a pleasure Benim için bir zevktir. take pleasure in -den zevk almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı, tazyik, basınç; hücum; basınç kuvveti. pressure cabin hav. tazyikli kabin. pressure cooker düdüklü tencere. pressure gauge basıölçer, manometre. pressure group hükümete tesir etmeye çalışan nüfuzlu grup; kendi çıkan için meclise veya umuma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tazyik altında tutmak; hav. yüksek uçuşlarda uçağın içindeki havayı yeterli basınçta tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pisliğe delâlet eden kelimelerle beraber kullanılır: B.. püsür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flaw. defect. mistake. pain in the neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راهنامه] yol haritası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) güvenini tazelemek, tekrar temin etmek; (bak.) reinsure reassur ance (i.) temin edilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir sigorta şirketinin, olabilecek zarara karşı, başka bir ortaklığa yeniden sigorta ettirmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réassurance

ikili sigorta

Bir sigorta ortaklığının sigorta ettiği paranın bir bölümünü, olabilecek zarara karşı, başka bir ortaklığa yeniden sigorta ettirmesi işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinsurance. counter assurance. counterinsurance. reassurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) bir şeyin mantıksızlığını ispat; aksinin yalan olduğunu ispat suretiyle bir fikrin doğruluğunu gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. reasürans etmek; tekrar sigorta etmek. reinsurance i. reasürans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar çıkmak, tekrar baş göstermek: yeniden dirilmek. resurgence i. yeniden dirilme. resurgent s. yeniden dirilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden diriltmek; yeniden canlandırmak: mezardan çıkarmak; unutulmuş veya kaybolmuş şeyi yeniden meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıyamet, yeniden dirilme veya diriltme; yeni hayat bulma, canlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruhsat veren kâğıt, izin-nâme, i; vesikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (rOz = gün, nâme = yazılmış şey). 1. Gündelik masrafların veya olayların kaydedildiği defter. 2. Her günkü olayları yayınlayan gazete, gündelik gazete. 3. Takvim.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony ses mühendislerinin yıllarca araştırmalarının sonucunda bu eşsiz surround ses teknolojisi, yalnızca iki ön hoparlör ve bir subwoofer’dan büyüleyici 5.1 kanal sanal surround sesi sunar. Bu başarıyı gerçekleştirmek için Sony kulağımızın işleyişini inceledi. Sesin kaynağını ve yönünü tanıyabileceğimiz şekli ayarlayarak (sağ ve sol kulak tarafından kaydedilen seslerdeki ses düzeyi ve zamanlama farklarını ayırt ederek) S-Force PRO Front Surround, gelişmiş dijital sinyal işleme sayesinde insan mekanizmasını taklit edebilir. Diğer üreticilerin benzer tekliflerinden belirgin bir fark göstererek Sony, daha dinleyiciye ulaşmadan sesin duvarlara yansımasını sağlayan akustik yansımaya güvenmez. S-Force ile etki tamamen sanaldır, bu nedenle nerede olursanız olun dinamik 5.1 surround sesin keyfini çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

296 saat müzik ya da yaklaşık 4000 parça alabilen tümleşik 16 GB sabit diske sahip bir radyolu CD olan yeni MEX-1HD’i tanımlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şahlardan bahseden manzum kitap. 2. Firdevsî’nin eski İran hükümdarına dair yazdığı Farsça büyük manzum destân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Diploma. 2. Bir mesleği yapabilmek için alınan evrak. 3. Hüsn-i hâl, iyi hal vesikası. 4. Bir muamelenin yapıldığını tasdik eden kayıt ve vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. diploma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهادت نامه] diploma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdarın manzum biyografilerini yazan şair vak’a-nüvis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). (edebiyat) SAkîye hitâben yazılan, onu, içki meclisini öven uzun manzume ki, kasîde, mesnevi, terci, terkîb vs. şeklinde olabilir: NefTnin sâkî-nâme’sl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sâl = yıl, nâme = kitap). Bir senelik takvimi ve hâdiseleri gösteren ve her sene çıkan kitap, yıllık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yearbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سالنامه] yıllık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Her türlü neşriyatın ve postayla yollanan mektupların hükümetçe kontrolü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. censure

sıkı denetim

1. Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi. 2. Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin yayınının ve gösterilmesinin izne bağlı olması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowdlerization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to censor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be censored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Şartlı anlaşma metni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specification. list of conditions. contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specifications. articles and conditions. specifications. document listing the terms of a contract. specification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شرط نامه] şart mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAhname.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهادت نامه] diploma, mezuniyet belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAhnameci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendine güvenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, nâme = mektup). 1. Mektup, risâle ve kitap vesaire başında yazılan yazı. 2. Serlevha, başlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرنامه] mektup başlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir seyyahın gezdiği yerlere ve seyahatte görüp geçirdiği şeylere dair yazdığı kitap: Evliyâ Çelebt’nin Seyâhat-NAme’sl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travel book. travels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şikâyet mektubu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ شکایت نامه] şikayet mektubu. 2.şikayeti konu alan yapıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şecere kitabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Eski tıpta müshil olarak kullanılan bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

senna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

senna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(cassia): Baklagiller familyasından; bütün sıcak bölgelerde yetişen, sarı çiçekli otsu veya ağaçsı bir bitkidir. 400’den fazla türü vardır. Çiçekleri, yapraklarının dibinden çıkar. Uzun salkım şeklindedirler. Meyvesi, baklaya benzer. Basık silindirimsi, odunsu ve sert kabukludur. Kullanıldığı yerler: Kuvvetli müshildir. Kolit ve spastik kabızlıkta kullanılmaz. Bulantı ve kusma yapabilir. Sütlü kahveyle içilmesi daha kolaydır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. veznedar yardımcısı. subtreasury i. veznedarlık şubesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) (A. sulh = barış, F. nâme = yazılmış kâğıt). İki taraf arasında kararlaştırılan sulhun şartlarını gösteren yazı, muâhede metni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düğün. SOr-i hümâyûn = Osmanoğulları’na ait düğün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Büyük boynuzdan boru. 2. Kıyamet gününde İsrâfil’in üfleyeceği boru: SÜr-i isrâfil 3. (coğrafya). Lübnan’da bir liman ki Fenikeiiler’in Tyr şehridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tuzlu ve çorak yer. 2. Kavga, gürültü, patırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rampart. wall. bulwark. the last trump. the trump of doom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rampart. wall. city wall. ramparts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix signifying over, above, beyond, upon. a port in southern Lebanon on the Mediterranean Sea; formerly a major Phoenician seaport famous for silks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rampart. city wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a port in southern Lebanon on the Mediterranean Sea; formerly a major Phoenician seaport famous for silks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On, over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

LIE: Wines aged sur lie are kept in contact with the dead yeast cells and are not racked or otherwise filtered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سور] hisar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صور] boru. 2.kıyamette üflenecek boru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سور] düğün. 2.şenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شور] heyecan, coşku. 2.tuzlu. 3.gürültü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esvâr). Eskiden şehirleri korumak için etrafa çekilen büyük koruma duvarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) üstünde, ötesinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (şûr = gürültü, •ngîhten = koparmak) Kavga ve gürültü koparan, gürültüye sebep olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). (edebiyat) Düğün, ziyafet, şenlik gibi şeyleri tasvir için yazılan manzum veya mensur eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zurna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zurnacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu mahal, şu yer: Şuranın meyvesi pek lezzetli olur, şurayı da görelim. Zamire eklenerek de kullanılır: Şuram ağrıyor, şurasını düzeltmeli. Şurası, şuraları = Şu hal, şu iş, şu keyfiyet: Asıl düşünülecek iş şurasıdır. Ek olarak orta uzaklıkta yere işaret için zarf mânâsı taşır: Şurada, şuradan, şurace. Şurada, burada — Ötede beride, çeşitli yerlerde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müzakere yeri, meclis, divân. ŞOrây-ı Devlet = Danıştay. Dâr-ı Ş0rly-ı Askerî = Yüksek Askerî Meclis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the sections or chapters of the Koran, which are one hundred and fourteen in number. one of the sections in the Koran; 'the Quran is divided in 114 suras'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chapter division in the Qur'an, the scripture of Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic word for a chapter - used for designating the chapters of the Holy Quran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chapter of the Qur'am A chapter of the Qur'am.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Celestial being who enjoys the highest pleasures to be found in cyclic existence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Southern Universities Research Association, based in Washington DC.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 114 chapters of the Qur'an Where I have quoted the Qur'an in this writeup, I have used the suras from the Pickthall translation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chapter of the Holy Qur'an. one of the sections in the Koran; 'the Quran is divided in 114 suras'. the muscular back part of the shank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شورا] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuran suresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ek olarak yalnızca ve belirli bir yeri işaret eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Delik, gedik, yarık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سوراخ] delik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir cins yumuşak ipekli kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SÜRAHİ) (I. A.). Uzun boyunlu su ve şarap şişesi: Bir sürahi su; sürahiyi doldurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jug. pitcher. decanter. carafe. water-bottle. water bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decanter. carafe. jug. dispenser. pitcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صراحی] sürahi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. baldıra ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu yer ahalisinden olan, şu memleket halkından bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Çehre. (bk.) SÜret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SÜR’AT) (i. A.). Çabukluk, çabuk olma, acele. Sür’at-i intikal = Söylenilen sözü çabuk anlama; mevzuu, derhal kavrama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. countenance. mien. pan. court card. dial. kisser. map. phiz. puss. snoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. mug. puss. mug yüz. çehre. sour face. countenance. angry look.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face (used deragatorily. sulkiness. face. map. mien. mug. mush. pan. puss. visage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Consciousness. the hearing power of the Soul This term was formerly used in this teaching to refer to the spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A monkey-like creature with a long prehensile tail and bat-like wings, sometimes kept as pets within the Clans Also a Clan epithet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speed. rapidity. rapidness. velocity. celerity. speediness. quickness. swiftness. career. clip. promptitude. promptness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pace. rate. speed. velocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quickness. speed. velocity. rapidity. expedition. fastness. haste. pelt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

express train. vestibule train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expeditiously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. posthaste. quick. quickly. rapidly. expeditiously. promptly. fast çabucak. çabuk. hızla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedily. fast. rapidly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to accelerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go faster. to speed up. to gain speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzü gülmez, somurtkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Çabuk, acele: Süratli iş, yürüyüş. Süratli adım = Asker yürüyüşünün bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. speedy. fastmoving. swift. express. quick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

express. fast. quick. speedy. rapid. express hızlı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fast. quick. rapid. speedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çehresiz, çirkin, gösterişsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dour. morose. ugly. sour faced. sulky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulky. grim-looking. sour-faced. bad-tempered. grim. morose. sourpuss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glumness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ), içme. Şürb etmek = İçmek. Şürb-i müdâm = Daimî içme, sarhoşluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوربخت] talihsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. temel üzerine yapılan pervaz. surbase'ment i. böyle pervaz bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yürürken ayağın bir engele çarpmasiyle düşecek gibi olma. 2. (Mecâzen) Yanılma, hata. Sürç-i İlsin = Ağızdan yanlış ve münasebetsiz bir söz çıkarma (galat terkip).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., (eski) bitme, ardı arkası kesilme; f. bitmek, ardı arkası kesilmek; nefes almak, ara vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. taşıyabileceğinden fazla yüklemek, fazla doldurmak; fazla fiyat istemek; bir krediyi deftere kaydetmemek; posta pulunun üzerine yeni fiyat bastırmak; i. fazla ağır yük; d.y. fazla navlun alma; krediyi deftere kaydetmeyiş; posta pulları üzerine

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. palan kolanı; kil. papaz cüppesinin kuşağı, zünnar; f. kolan veya kuşakla bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. slip up. stumble. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağını bir engele çarpmakla düşecek gibi olmak: Bu at her adımda sürçüyor. 2. Yanılmak, hata etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stumble. to say sth by mistake. slip up. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüppe; ortaçağda zırh üstüne giyilen cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağını bir engele çarptırıp düşecek hâle getirmek: Atı her adımda sürçtüren yolun fenalığıdır. 2. Hata ettirmek, yanıltmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., mat. asam, (karekök 2) gibi tam miktarı ifade edilemeyen (kemiyet); dilb. f, p, s, k gibi sessiz (harf).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (musikisi). Keman, trombon gibi sazların sesini kısmak için kullanılan küçük Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuation. going on. elongation. prosecution. pursuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pursuance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Maintenance Margin)

Borsa tarafından belirlenen ve başlangıç teminatının, vadeli işlemler piyasasındaki olumsuz fiyat değişmeleri sonucu oluşan zarar dolayısıyla, ineceği asgari teminat seviyesini gösteren tutardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Bir şeyi diğer bir şeye temas ettirerek gezdirmek: Hamamda kendine kese sürdürdü. 2. Üzerine kodurmak, yapıştırtmak: Duvara boya, tahtaya yaldız, başa savun, yaraya merhem sürdürmek. El sürdürmek = Dokundurmak, bulaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kovdurmak, yerinden çıkarıp attırmak. 2. Devam ettirmek, uzatmak: Düğünü bir hafta sürdürdüler. 3. İleri getirtmek, yürüttürmek, koşturmak: Arabayı arabacıya sürdürmeli. 4. Sapanı yürütmek, toprağı işlettirmek: Çift sürdürmek, tarlayı sürdürmek. 5. Geçirmek: Rakat sürdürmek, güzel bir ömür sürdürmek. 6. Emri yerine getirmek: Hüküm sürdürmek. 7. Revaç kazandırmak, sattırmak: İstanbul’da satamadığı malları Anadolu’da sürdürüyor. 8. Amel ettirmek, ishal verdirmek: Sürdürecek bir ilâç içmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keep the ball rolling. continue. keep on. keep going. maintain. remain. carry on. keep up. go ahead with smth. elongate. follow. keep. lead. perpetuate. persist. prolong. prosecute. pursue. support. sustain. wage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continue. maintain. perpetuate. preserve. proceed. pursue. resume. sustain. to continue. to carry on. to keep on. to keep sth up. to maintain. to perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continue. to continue. to carry on. to have sb plow (a field. to have sb spread / rub / smear sth on sth. assimilate. carry on with sth. draw on. maintain. perpetuate. prolong. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subscribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. suver). Kur’an-ı Kerîm’in bölündüğü 114 faslın herbiri: SÜre-i FAtîha, SÜre-I Bakara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir hadisenin başı ile sonu arasındaki belirli zaman, müddet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çorak toprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sura.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Certainly knowing and believing; confident beyond doubt; implicity trusting; unquestioning; positive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Certain to find or retain; as, to be sure of game; to be sure of success; to be sure of life or health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fit or worthy to be depended on; certain not to fail or disappoint expectation; unfailing; strong; permanent; enduring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Betrothed; engaged to marry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free from danger; safe; secure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a sure manner; safely; certainly. physically secure or dependable; 'a sure footing'; 'was on sure ground' certain not to fail; 'a sure hand on the throttle' infallible or unfailing; 'a sure sign of one's commitment' worthy of trust or confidence; 'a su

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sura.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitely or positively ; 'the results are surely encouraging'; 'she certainly is a hard worker'; 'it's going to be a good day for sure'; 'they are coming, for certain'; 'they thought he had been killed sure enough'; 'he'll win sure as shooting'; 'they s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. span. continuance. duration. bout. interval. length. period. respite. run. space. stretch. term. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duration. grace. period. season. space. spell. term. time. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوره] çorak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., (ünlem) muhakkak, şüphesiz; olumlu, müspet; kesin, kati; emin, sağlam, güvenilir; sabit, metin; nad. sıkı, sıkı bağlayan; z., k.dili. şüphesiz; (ünlem) tabii, elbette. sure enough muhakkak, sahiden. be sure dikkat etmek. for sure elbette, muha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., A.B.D., k.dili. hakiki; z. muhakkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili başaracağı şüphe götürmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayağını sıkı basan, düşmez, kaymaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çoraklık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuum. duration. course. process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

process. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inertia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîf). Şerifler. (bk.) Şerîf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to continue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have gone on for a long time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronic. continued. lasting. chronic müzmin. kronik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saf ırklar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devam: 2. Hayvan sürüsü, büyük sürü. 3. Çok süren, sür’atle giden süvari. Sürek avı = Birçok avcının katılmasıyle, avı kuşatarak ve çok defa atlı olarak yapılan av.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duration. drove. driving fast. going fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerîk). Şerikler, ortaklar, (bk.) Şerik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok süren, devamlı, uzun: Bu sene kış şiddetli olmadıysa da pek sürekli oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuous. lasting. constant. steady. enduring. permanent. standing. abiding. assiduous. chronic. consistent. continual. continuum. durable. habitual. hourly. imprescriptible. incessant. invariable. perennial. perpetual. persistent. running. secular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

away. ceaseless. confirmed. consistent. continual. continuous. everlasting. incessant. insistent. lasting. on. permanent. perpetual. persistent. running. stable. standing. steady. together. uninterrupted. unrelenting. unrelieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Continuous Auditing)

Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi ortaklıkların, mevzuat ve genel kabul görmüş denetim ve muhasebe esas ve ilkelerine uygunluk yönünden, defter, kayıt ve belgelerinin her yıl denetlenmesidir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Bir musiki eserinde devamlı geçki kl, geçici geçki’nin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bunlar, dijital fotoğrafçılıkta kullanılan farklı Otomatik Odaklama yöntemleridir. Sürekli AF, deklanşör düğmesi kullanıldığından doğru odaklama sağlar. Normal olarak deklanşör düğmesine yarım basılması, görüntü odağını ‘kilitler’. Sürekli AF modunda, doğru odaklama elde edilene kadar odaklamaya devam eder. Çok Noktalı AF, çekim alanı kameranın merkezinde olmasa dahi mükemmel olarak odaklanırken, odak kilidi yapmanız gerekmez ve daha yaratıcı olabilirsiniz. Merkez Ağırlıklı AF, odaklama için görüntünün merkezini kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürekli olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuity. permanence. permanency. duration. endurance. invariability. lastingness. perpetuity. persistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuity. permanence. stability. standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuousness. assiduity. continuance. continuity. permanence. permanency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermittent. spasmodic. transient. discontinuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinious. transitory. transient. impermanent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (musiki), (bk.) Geçici geçki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transitoriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Belli süre aralıklarıyla çıkan, periyodik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periodical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which lasts for a certain amount of time. time application.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. elbette, muhakkak; emniyette olarak; tehlikesizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefinite. sine die.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefinite. indefinitely. for an indefinite period of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transient. transitory. sth which is not limited by time. sine die.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. suver) (Arapça terkiplerde «sûre» şeklinde bulunur). 1. Dışarıdan görünüş, şekil, kılık: Sureti güzel bir insan. 2. Dış gösteriş, samimî olmayan hal: Mânâ ve gerçek arayanlar sûrete ehemmiyet vermezler. 3. Türkçe’de: «surat» Yüz, çehre. 4. Tarz, uslûb, tavır, gidiş: İşin bu suretle halli mümkün değildir. 5. Takdir, hal: O surette iş değişir. 6. Resim, fotoğraf: SÜretini çıkartmış. 7. Nüsha: Yazının sûretini çıkarıp gönderiniz. 8. (Surat) Abusluk, yüz ekşiliği: Bana surat ediyor, surat gösteriyor; Surat asmak — Çehre ekşitmek, Hüsn-i sûret = Bir meseleyi iyi bir şekilde halletme. Sûret-i tesviye = Fr. Arrangement kelimesinin tercümesidir ki uyuşma demek olup bilhassa siyasette kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circs. copy. duplicate. exemplar. transcript. counterpart. ditto. repetition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. facsimile. transcript. appearance. form görünüş. biçim. manner. way biçim. yol. tarz. duplicate nüsha. face yüz. çehre. replica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy. form. image. shape. transcript. figure. way. manner. phase. transcription. duplicate. carbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صورت] yüz. 2.çare. 3.biçim. 4.tarz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. sûret = şekil, F. nümûden = göstermek). Şekil ve sûretini gösteren, vücut bulan, vücude gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. sûret = şekil, F. pezîreften = kabul etmek). Şekil ve sûret alan, hâsıl olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. sûret = şekil, F. yâften = bulmak). Şekil ve sûret bulan, husûle, vücuda gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hal. A.) (ve daha doğrusu «sûreten»). Görünüşte: Bize sûretâ güleryüz gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outwardly. affected. put-on. assumed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صورتا] görünüşte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صورتگر] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kefil, rehine; teminat, emniyet. stand surety kefil olmak. surety ship i. kefalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir takım yıldız, T. Ülker, Fars. Pervîn.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ülker yıldızı, pervin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوره زار] çorak arazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kıyıda kırılan köpüklü dalgalar, çatlayan dalgalar; f., (spor)dalgalar üstünde tahta ile kıyıya doğru kaymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. yüz, düzey, satıh, dış, zahir, dış taraf, dış görünüş; mat. yüzey; f. bir şeyle kaplamak; dua yapmak; cilâlamak; üstündeki toprağı kaldırıp maden ocağı işletmek; su dibinden yüzeye çıkmak; s. yüzeysel; görünüşteki. surface current düzey ak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. bir sıvının yüz gerilmesini azaltan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bir sıvının yüz gerilmesini azaltan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. surfing denilen sporda kullanılan uzun tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgaları aşabilmeye elverişli kayık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahilden dalgaların arasına olta atarak balık avlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. biyoloji). Kurtçuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yiyip içmede aşırılık; çatlayacak derecede yemek yeme hastalığı; tokluk; aşırı derecede yemek yemekten ileri gelen bulantı, bıkkınlık; f. çatlayacak derecede yedirmek veya yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgalar üzerinde surfing yapan sporcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overcasting. stitching made to prevent raveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalgalar üzerinde tahta ile kayarak yapılan bir cins su kayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kabarıp yuvarlanmak; dalgalanmak; elek. kabarmak, taşmak; den. birden kayıvermek; den. çok baş kıç vurmak (demirli gemi); akın etmek; birden kabarıvermek; i. büyük dalga; büyük dalga gibi sürükleme; elektrik akım veya gücünün süratle artması v

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yüksek bitkilerde çok yüzlü ve kolay üreyen hücreler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cerrah, operatör. Surgeon General A.B.D. Umumi Sağlık Servisinde baş doktor. surgeoncy i. cerrahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. operatörlük, cerrahlık, cerrahlık ilmi; ameliyathane; İng. muayenehane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cerraha veya cerrahlığa ait, cerrahi; cerrahlıkta kullanılan veya yapılan. surgical operation ameliyat. surgical ward hariciye koğuşu. surgically z. ameliyat suretiyle, cerrahi müdahale ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sapan sürüldükten sonra toprağı düzeltip kerpiçlerini kırmak için sürülen silindir şeklinde kütük veya taş vs. Fr. herso. 2. Kapıyı içeriden kuvvetli şekilde kapamak için arkasına sürülen demir veya ağaç: Kapıya sürgüyü sürmek. 3. Şoseyi veya çimento ve horasan döşeli yerleri bastırmak İçin gezdirilen taş veya demir ağır silindir: Sürgüyü gezdirmek. 4. Sıvayı bastırıp düzeltmeye mahsus malanın büyüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. cursor. sliding bar. slide. bar. pusher. urinal. chamber pot. bedpan. clack. harrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damper. fastening. bolt. bedpan. harrow. slide. bar. lock. breech bolt. baffler. push. pusher. traveler pack. deflector. gate. gill. register. cut-off. shutter. fastener. clack. falling-latch. drag. lock bolt. holding bolt. trap. slider. slide valv.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Kapının arkasına) Sürgü sürmek, Sürgü ile sağlam kapamak: Kapıyı sürgülediniz mi? 2. (tarlaya) Sürgü denilen silindiri sürmek: Tarlayı sürgülemek lâzım. 3. (Şoseyi veya çimento ve saireyi) Silindir ile bastırıp düzeltmek: Şoseyi, taraçayı sürgülemek. 4. (sıvayı) Büyük mala ile düzeltmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bolt (a door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be bolted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolted. sliding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolted. sliding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Kovalama, takip, arkası sıra gitme. Sürgün avı = Kalabalıkla ve ekseriya atlı olarak her taraftan sıkıştırıp takip etmekle yapılan büyük av. 2. Kovma: Sürgün cezası, Sürgün etmek, Sürgün olmak. 3. İnsanın sürüldüğü yer. Ar. menfâ. 4. Sürülmüş kimse, Ar. menfî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deportee. banishment. deportation. exile. shoot. bud. expatriation. expellee. growth. ostracism. outgrowth. outlaw. outlawry. proscription. relegation. spine. spray. sprout. transport. transportation. twig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deportee. banishment. deportation. exile. shoot. bud. expatriation. expellee. growth. ostracism. outgrowth. outlaw. outlawry. proscription. relegation. spine. spray. sprout. transport. transportation. twig. diarrhoea. offshoot. sucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banishment. exile. offshoot. sprout. sucker. tiller. shoot. diarhea. leader. scours. spring. offset. switch. bud. button. outlaw. relegation. twig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to banish. to exile. relegate. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I, Sürgün adamın hâli, menfîlik, 2. Sürgün yeri, Ar. menfâ. 3. Amel, ishâl: Bu şurup sürgünlük verir. 4. Amel ilacı, müshîl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırmızı, kızıl. Kırmızı mürekkep, la’l: Sürh İle yazılmış. Sürh-ser = Kwılbaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kırmızı su. (Kan ve şarap hakkında kullanılır). 2. Bir çeşit ördek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızılbaş, (bk.) Sürh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırmızılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Mimar Sinan Üniversitesi Resim Heykel Müzesi Koleksiyonu

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sûriyye). Gösterişte. Nikih-ı »Ürî = Zifafla neticelenmeyen nikâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir makam ve perde adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gelinciğe benzer ve Güney Afrika'da yaşayan bir cins hayvan, zool. Suricata suricata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Karışık, perişan. 2. (mec.) Aşık, tutkun, çılgınca aşka tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شوریده] perişan. 2.karasevdalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şûrîde = perişan, baht = talih). Talihsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. şûrîde = perişan, A. hâl). Hâli perişân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şûrîde = karışık, A. hâtır = hatır). Kafası karışık ve perişan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوریده بخت] talihsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [شوریده خاطر] gönlü perişan, aklı karışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Surinam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karışıklık, kargaşalık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شورش] kargaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شورستان] çorak arazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SÜRİYYE) (i. coğrafya). Vaktiyle Süryânîler’le meskûn olan Arap ülkesi ki Arapça’da «ŞAm» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrian. syria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Syria. syria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Akdeniz kıyısında, Lübnan ile Türkiye arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 35 00 Kuzey enlemi, 38 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 185,180 km².

Sınırları: toplam: 2,253 km.

sınır komşuları: Irak 605 km, İsrail 76 km, Ürdün 375 km, Lübnan 375 km, Türkiye 822 km.

Sahil şeridi: 193 km.

İklimi: Çoğunlukla çöl iklimi.

Arazi yapısı: Başlıca olarak bozkır ve çöl platoları, dar kıyı ovaları, batıda dağlar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Tiberias Gölü -200 m.

en yüksek noktası: Hermon Dağı 2,814 m.

Doğal kaynakları: petrol, fosfat, krom, manganez, asfalt, demir, kaya tuzu, mermer, alçıtaşı, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %24.8.

daimi ekinler: %4.47.

%70.73 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 13,330 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Toz fırtınaları, kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 18,881,361 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.3 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 28.61 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.32 yıl.

Erkeklerde: 69.01 yıl.

Kadınlarda: 71.7 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

Ulus: Suriyeli.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %90.3, Kürt, Ermeni, diğer %9.7.

Din: Sünni Müslümanlar %74, Alevi, Şii ve diğer Müslüman mezhepler %16, Hıristiyan %10, Musevi.

Diller: Arapça (resmi); Kürtçe, Ermenice, diğer.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %76.9.

erkekler: %89.7.

kadınlar: %64 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Suriye Arap Cumhuriyeti.

kısa şekli : Suriye.

Yerel tam adı: Al Jumhuriyah al Arabiyah as Suriyah.

yerel kısa şekli: Suriyah.

Yönetim biçimi: Çok Partali Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Şam (Damascus).

İdari bölümler: 14 bölge; Al Hasakah, Al Ladhiqiyah, Al Qunaytirah, Ar Raqqah, As Suwayda’, Dar’a, Dayr az Zawr, Dimashq, Halab, Hamah, Hims, Idlib, Rif Dimashq, Tartus.

Bağımsızlık günü: 17 Nisan 1946.

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 17 Nisan (1946).

Anayasa: 13 Mart 1973.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-24, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplul


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Düğün vesilesiyle yazılmış şiir, kaside veya musiki eseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serârî). Câriye, odalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ters, haşin, aksi, kaba, asık yüzlü. surlily z. kabaca, terslikle. surliness i. terslik, aksilik, kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Anatomi). Kalın barsağın aşağı kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaşa ve göze sürülen siyah boya, Ar. kûhl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürmek işi. (bk.) Sürmek. 2. Sürülecek şey. 3. Göz kenarlarına ve kirpiklere sürülen siyah boya. Ar. Kûhl: Sürme çekmek. 4. Kapı kilidinin içeriden el ile sürülen demiri, kapı sürmesi. 5. Masa, dolap ve yazıhanenin çekilerek açılan gözü, çekmece. 6. Ishâl: Karın sürmesi. Çekilerek ve sürülerek açılıp kapanan: Sürme çekmece, sürme kapı. Sürme taşı = Antimon. (Denizcilik) Sürme omurga = Ana omurganın içerisinde hareket eden omurga ki geminin yalpa etmesini önler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driving. drive. continuation. proscription. application. eye liner. kohl. cursor. smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuation. transportation. kohl. bolt. silding bar. drawer. till. application. driving. sliding. bunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive. sliding. exile. exiling. latch. drawer. smut. continuing. bar. bolt. eye make-up. kohl. rubbing. pushing. pusher. endurance. duration. continuation. slipboard. conduct. driving. fastening. drift. dabbing. plowing. propelling. propulsion. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Sürme çekmiş. 2. Sürme çeken, sürme çekici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Göz sürmesinin konduğu küçük kutu veya hokka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Önüne katıp götürmek, koyunları sürmek. 2. Kovalamak, takip etmek: Avı sürmek. 3. Kovmak, uzaklaştırmak: Memleketten sürüldü, 4. Yürütmek, ileri götürmek, kullanmak: Araba sürmek, sapan sürmek, çift sürmek. 5. (Toprağı) işlemek, çift ve sapan kullanmak: Tarlayı sürmek. 6. Geçirmek: Hüküm, zevk, ömür, safâ sürmek 7. Revaç kazandırıp satmak, geçirmek, sarfetmek. Kalp para sürmek. 8. İtmek, yuvarlatmak, öteye iletmek: Şu mangalı beriye sür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Devam etmek, uzatmak: Fırtına üç gün sürdü. Bu güzel havalar böyle sürecek mi? 2. Vakit geçmek. Mektup yazdıktan sonra çok sürmedi, kendisi de geldi. 3. Ishâl olmak: Karnı sürüyor. 4. Bitmek, topraktan çıkmak veya dal budak edinmek: Ekinler sürdü, diktiğimiz fidanlar güzel sürmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive. drive out. last. continue. hang over. expatriate. run. apply. wipe on. lay on. rub. roll. spread. banish. bedaub. cast out. daub. endure. exile. expel. herd. lead. ostracize. outlaw. persist. pitchfork. relegate. slip in. smear. steer. stream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apply. banish. continue. daub. displace. drive. endure. exile. extend. hold. last. lay. persist. proceed. rankle. smear. spread. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive. to drive. to touch. to plow. to exile sb to a place. to put on into circulation. to spread sth on or over sth. to rub sth on sth. to smear sth on sth. to lay sth before sb. to continue. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sürme sürmek: Gözlerini sürmelemek. 2. Kapının sürmesini koymak, kilidin içeriden sürülen dilini sürmek: Kapıyı sürmelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürme sürülmüş (göz). Gözü sürmeli = mec. riyâkâr. 2. Sürmelenmiş (kapı). 3. Sürülen bir Aleti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolted. sliding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolted. blackned with kohl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerin özellikle tahılların dokularında yaşıyan ve bitki hastalığına sebep olan mantarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatigue. exhaustion from overwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nervous breakdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zan, kanaat, şüphe; f. sanmak, zannetmek, tahmin etmek; ipucu çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstün gelmek, baskın çıkmak, galebe çalmak, hakkından gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. barbunya balığı, tekir balığı, zool. Mullus barbatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سورنا] zurna.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. soyadı; aile ismi; lakap; f. soyadı koymak; soyadı ile tanınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. surnaturaliste

doğaüstücü

Doğaüstücülük yanlısı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. surnaturalisme

doğaüstücülük

Doğa yasalarıyla açıklanamayan olayların ve gerçeklerin varlığına inanmak gerektiğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. geçmek, baskın çıkmak, üstün olmak, faik olmak. surpassing s., z. en üstün olan, âlâ; z., (şiir) fevkalade. surpassingly z. hepsinden üstün surette, fevkalade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papaz ve koro mensuplarının giydiği beyaz keten cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. artan miktar, herhangi bir şeyin fazlası; ihtiyat akçesi; şirketin bütün masraflar ve tediyatından sonra elinde kalan para; s. fazla, artık, baki. surplusage i. fazla olan meblâğ; huk. aşan şey, mübalağa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sürpriz, hayret verici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sürpriz; birden karşısına çıkış; hayret, beklenilmedik şey, şaşkınlık, ansızın vaki olan şey, hayret verici şey; f. hayrete düşürmek, şaşırtmak; birden karşısına çıkarmak; beklenilmedik bir anda yakalamak. surprise package içinden umulmadık bir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayret verici, şaşırtıcı. surprisingly z. hayret uyandıracak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Beklenmedik bir anda-olan ve insanı şaşırtarak sevindiren veya üzen hâdise, umulmadık şey.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. surprise

şaşırtı

Beklenmeyen ve insanı şaşırtarak sevindiren veya üzen olay, beklenmedik durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surprise. snap. surprise. bonus. bombshell. fluke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surprise. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surprise. bless me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Osmanlı devrinde hac münasebetiyle KAbe’ye hacılar ve hediyeler gönderilerek yapılan tören.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Sürrât). 1. (anatomi) Göbek. 2. (botanik) Bitkilerde göbeğe benzeyen yer ki asıl tohum mayasını içine alır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صره] para kesesi. 2.hükümdar tarafından Mekke’ye gönderilen paralar ve armağanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Para kesesi. 2.Hediye. 3.Osmanlı devletinde halifelik makamınca Mekke ve Medine fakirleri ile alimlerine gönderilen para.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Surreyi götürmekle vazifelendirilen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hac münasebetiyle İstanbul’dan Haremeyn’e gönderilen para ve hediyeler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. sürrealizm, gerçeküstücülük. sürrealist i., s. sürrealist, gerçeküstücü (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. surréaliste

gerçeküstücü

1. Gerçeküstücülükten yana olan. 2. Gerçeküstücülükle ilgili olan (görüş, eser vb.).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist. surrealistic. surrealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. surréalité

gerçeküstü

Gerçeği aşan, gerçeğin üstündeki gerçek.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. surréalisme

gerçeküstücülük

Aklın, geleneklerin, alışkanlıkların denetiminden uzak bilinçaltı gerçeklerini yansıtan yani bilinen gerçekle bağını kesip kendince bir gerçek yaratmak amacını güden edebiyat ve sanat akımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealism. surrealism gerçeküstücülük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surrealism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. davacının iddiasını ispatlayan delil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. davalının ikinci cevabına karşı davacının cevabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. teslim etmek veya olmak, haklarından feragat etmek; kendini bırakmak, ümidini kesmek; herhangi bir duygu ve fikrin esiri olmak; i. teslim, feragat. surrender value sigorta poliçesi iptal edildiği takdirde poliçe sahibine verilecek para miktarı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gizli, el altından, hile kabilinden; sahtekarca; gizlice yapılmış. surreptitiously z. gizlice, al altından, hileli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D, (eski) dört tekerlekli ve iki sıralı hafif gezinti arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü: Sürriyye) (anatomi). Göbeğe ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. naip, vekil; yerine geçen kimse veya şey; özellikle evlenme izinnamelerini veren memur; huk. vasiyetname şartlarını yerine getirmeye memur kimse; f. vekil tayin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak ihata etmek, çevirmek, etrafını sarmak; ask. muhasara etmek, çember içine almak. surroundings i., çoğ. çevre, muhit, çevredeki bütün şeyler, etraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

3B ses oluşturur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir kelimenin yerine geçmek üzere üzerine başka bir kelime basma işi: Sürşarjlı pul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overprint. surcharge on a stamp. sur charge. alteration of an entry. excess pressure. surcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soyun sürsün, soyun genişlesin.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. teşvik edici sesleniş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çarhacı askeri. 2. Gemiye müsait rüzgâr. 3. Ortaçağ İslâm devletlerinde büyük devlet dâirelerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شرطه] öncü asker.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ek vergi; f. ek vergi koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürtmek işi. Sürtme ağı = Açık denizlerde iki gemi tarafından sürüklenerek kullanılan balık ağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friction. rub. scrape. rubbing. wandering. loitering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friction. rub. rubbish against (another. rubbing. fretting. abrasion. scrapping. attrition. rasping. scrubbing. scouring. grating. grind. chafe. scrape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Temas ettirerek sürmek, yürütmek: Süngeri tahtaya sürtmek, eli kâğıda sürtmek. 2. Sert bir şeyi sıkı sıkı oğarak aşındırmak. Taban sürtmek = Çok gezmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rub. wander idly. tramp. chafe. gad. gad about. gall. hang out. horse around. loiter. muck about. range.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consort. roam. rub. scrape. scuff. to rub one thing against another. to rub with the hand. to wander about aimlessly. to rub. to loaf. to wander. to roam. to loiter. to hang about/around. to gad about/around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub against to wander about aimlessly. muck about. rub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bütün gün taban sürten. 2. Fâhişe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slut. tramp. bimbo. minx. slattern. trollop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always walking the streets. slut. hussy. streetgirl. streetwalker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gadabout (woman. streetwalker. prostitute. tramp. trollop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fadding about. being a gadabout. streetwalking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Temâs ettirilmek, Dokunarak sürülmek: Merdivenin trabzanına sürtülerek .indi. 2. Sataşıp kav»ga aramak, başkasını zorla kavgaya mecbur edecek harekette bulunmak: Ben çekildikçe o gelip sürtülüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Yüzleri birbirinin üstüne gelerek biri veya her İkisi ötekine göre ters doğrultuda kayan iki cismin hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frictional. friction. friction. rubbing. rub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. friction. rub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friction. rub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeye temâs edip sürülerek geçmek: Duvara sürtünmek. 2. Kavgaya vesile aramak, kavga çıkarmak için sataşmak, bulaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. rub. scrape. to rub oneself. to brush. to seek a quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub against sth. to rub oneself or itself against sth. rub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friction. infighting. rubbing against each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attrition. strife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine sürtünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub against each other. to irritate each other. rub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). iki şeyi birbirine sürtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evcil hayvan, bilhassa koyun ve keçi topluluğu, birlikte gezdirilip bir veya birkaç çoban tarafından idare olunan süt hayvanları. 2. İnsan topluluğu, çok kalabalık (Aşağılama maksadıyla kullanılır). Bir sürü adam toplanmış. 3. Bir çok, bir hayli, nice: Bir sürü kitap getirmiş. Sürü sepet = Kalabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başlama: işe şurû etmeden önce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herd. flock. drove. pack. shoal. swarm. crowd. gang. crew. run. cartload. cloud. covey. horde. regiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horde. pack. parcel. regiment. swarm. ton. train. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herd. flock. crew. gang. horde. pack. peck. swarm. trail. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞURÜB) (i. A.). 1. Meyva vesaire suyu ile şekerden yapılmış koyu ve tatlı sıvı: Vişne, gül, menekşe şurubu, şurup takımı 2. Tatlı bir su ile karışık ilâç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شروب] şurup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sere), (bk.) Sere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beygir ve deve gibi yük hayvanlarını süren adam. Bu hayvanların kiracısı veyahut kiracının uşağı: Beygir sürücüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver. rider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver. projectile. drover. propellor. chauffeur. carman. coach driver. spreader. impellent. mover. postillion. pusher. pushing. propellant. propulsive. impeller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's license. driving license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driving course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürücü hizmet ve işi: Sürücülük ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motoring. driving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Şarkı, türkü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sarh’ın c.). Köşkler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şerh). Şerhler, açıklamalar, (bk.) Şerh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drag. drift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drag. drift. haul. hauling. lag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaldırmaksızın yerde çekerek götürmek: Ayağından tutup sürükledi. 2. Zorla, ruhsuz bir kalıp çekercesine çekip götürmek, taşımak: Bu adamcağızı yanında neye sürükleyip duruyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drag along. drag. sweep. sweep before one. blow away. drift. eat at. eat away. hale. incline. make leeway. lug. pluck. schlep. schlepp. trail. train. tug. waft. wash away. wash off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow. drag. drift. haul. lug. to drag. to drift. to involve. to entail. to lead to. to carry with one. lead to. entail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sürüklenmesine sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driftage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driftage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kalkmeksızın yere sürünerek hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drift. trail. to be dragged. to drift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dragged / swept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kaldırmaksızın yerden çekerek götürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb drag sth / sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluent. un-put-downable. fastmoving. absorbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absorbing. engrossing. gripping. riveting. fascinating. attractive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrossing. absorbing. fascinating. sb who can rivet the attention of sb. gripping. unputdownable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Şarıldamak, (bk.) Şarıldamak, şarıltı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürülmek işi. (bk.) Sürülmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being pushed. being rubbed. being smeared. being plowed. tillage. cultivation. marketing. driving. creeping. plowing. tilling. expatriation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kovulmak, uzaklaştırılmak. 2. Yürütülmek, sevkolunmak, koşturulmak: Bu yollarda hayvan sürülmez. 3. Sapan kullanmak, tarla işlemek: Bu kuraklıkta sapan sürülmez. 4. Geçirilmek: Burada güzel ömür sürülür. 5. Yapılmak, yerine getirilmek: Hüküm sürülmek. 6. RevScı olmak, makbûl olmak, geçerli olmak: Bu kumaşlar şimdi sürülmüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dokunmak, temas etmek: Elim duvara sürüldü. 2. Konmak, yapıştırılmak: Bu tahtalara boya sürülecektir, yaraya merhem sürülmeli. 3. Ovulmak. Terledikten sonra kese sürülür. El sürülmek = Dokunulmak, teşebbüs edilmek: Bu işe, bu yemeğe daha hiç el sürülmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be driven to. to be spread / rubbed / smeared on. to be plowed. to be exiled to. sth to be placed in front of sb. to be pushed. to be cultivated / tilled / marketed. wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir malın sürülmesi, revâç, itibar: Bu sene bu malın sürümü vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mânayı kuvvetlendirmek için sürünmek fiilinden önce art arda kullanılır: Sürüm sürüm sürünüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. offtake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. demand. sale revaç. circulation tedavül. rapid sale. great demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

version. demand. sale. sales combine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Sürüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kaldırmaksızın yerden çekerek götürmek, sürüklemek: Terliklerini sürüyordu. 2. Beraber götürmek, taşımak. Ayağını sürümek -Geciktirmek. İpini sürümek = Haydutluk etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drag (along the ground. drag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürümü, satışı çok olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is in demand. which sells well. vendible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürümü olmayan, az satılan mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is not in demand which is hard to sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok sürüp uzatma: İşi sürüncemeye düşürmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zahmetle yerlerde sürünürcesine sefalet ve zaruret çekdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make life miserable for sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Sürüngenlerden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reptile. reptilian. reptile. creeper. reptilian. reptant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reptile. reptilian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reptile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zool.). Yılan, kertenkele, kaplumbağa gibi yerde sürünerek yürüyen hayvanlar sınıfı, Ar. zevâhif

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crawl. crawling. drag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendi üstüne veya kendi kendine sürmek: Lavanta sürünmek, yüzüne sabun sürünmek, hamamda kese sürünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kalkmaksızın yerde çabalayarak hareket etmek, sürüklenmek, emeklemek: Çocuk daha yürüyemeyip sürünüyor. 2. Zahmet ve meşakkatle, sürüklenircesine sefalet ve zaruretle geçinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drag. creep. crawl. grovel. rough it. languish. trail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crawl. creep. drag. to rub on. rub in. to rub oneself against. to crawl. to creep. to rub against. to rub in. to vegetate. to rough it. to lead a dog's life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crawl. to rub against. to live life of misery. creep. drag. lead a miserable existence. trail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrup. sirup. julep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sevinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şer’). Şerler, kötülükler, (bk.) Şer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sevinç.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Sevinçle, neşeyle ilgili. - VIII. yy.’ın ünlü Osmanlı şairi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cebrâil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunmak, birbirine sürünmek: Pencere kanatları sürüşe sürüşe aşınmışlar (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iki şeyi birbirine dokundurmak: Ellerini, ayaklarını sürüştürüyordu. 2. Yavaş yavaş ovmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Şart). Şartlar, (bk.) Şart.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Şerh). Şartlar, (bk.) Şart.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شروط] koşullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). «aldırmayıp yerde çekerek götürtmek, sürükletmek, çektirmek: Kızağı sürütüp götürdüler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nezaret, gözetme, gözaltında tutma; teftiş. under surveillance gözaltında, nezaret altında. surveillant i. nezaretçi; göz hapsinde tutan kimse; nöbetçi öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bakmak, dikkatle her şeye göz gezdirmek, muayene etmek; yoklamak, yoklama yapmak; düşünmek, mülâhaza etmek, mütalaa etmek; teftiş etmek; haritasını çıkarmak, mesaha etmek. surveyor i. mesahacı, mesaha memuru; gümrük müfettişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mesaha, yüzölçümü, teftiş, tetkik, yoklama, muayene; mülâhaza, mütalaa; harita veya plan yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseer. overlooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mesaha ilmi, yer ölçmesi; mesaha etme. aerial surveying havadan mesaha etme, uçakla harita çıkarma. hydrographic surveying bir bölgenin idrografik haritasını çıkarma. photographic surveying fotoğraf çekmek suretiyle mesaha etme. surveyor's level

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ölçü terazisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalım, beka; başkasının ölümünden sonra hayatta kalma, diğerlerinden fazla yaşama; bir tehlikeyi atlatıp yaşama; modası geçmiş bir inanç veya geleneğin baki kalması. survival kit havacılara verilen, mecburi iniş veya uçak kazasından sonra gerekli iht

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. baki kalmak, başkasından fazla yaşamak, daha uzun ömrü olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kazadan sağ olarak kurtulan kimse; başkasının ölümünden sonra sağ kalan kimse, en son olarak hayatta kalan kimse veya şey. survivorship i. sağ kalma; huk. ölenlerin mal hissesini alma hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü: Süryâniyye). Eski Suriye halkı ve dili. Fr. Syraniaque.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person whose mother tongue is Syrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sâmî dillerden biri. Şimdi ancak birkaç bin kişi tarafından konuşulmaktadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Syriac (the language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fısıltı, hışırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affidavit. bond. letter of commitment. covenant. written contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirmative covenant. letter of undertaking. written engagement. vesting deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعهد نامه] taahhüt belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «usr» dan). Güçleştirme, müşkil etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan). Dikkatle bakıp derinliğine varma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rüya tâbirlerine dair kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasret» ten masdar) (c. tahassürât). Hasret çekme, çok arzu edilip ele geçirilemeyen şeye yanıp yakılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kasr» dan mas.). Kusur etme, bir iş görmeye gücü varken görmeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Beğenilen bir işe karşı verilen yazılı kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testimonial. certificate of merit. letter of appreciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate / letter of commendation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تقدیرنامه] başarı belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طلاق نامه] boşanma belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çeşitli savaş manevralarını, malzemenin nasıl kullanılacağını her sınıfın vazife ve davranışlarını belirten kaideleri hâvi kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Yönetmelik. (bk.) TAlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulations yönetmelik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulations book. regulations. rules. by-laws. guide. instruction manual. instruction sheet. letter of instruction. standing rules. regulatory statute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hıristiyan olma, başka dinden Hıristiyan’lığa girme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yukarıda târif olunan tandırın altında pinekleyen tenbellerden birinin okuyup veya söyleyip diğerlerinin dinledikleri masal, 2mec. Asılsız fasılsız şey, saçma sapan söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir şeyin yapılışını, kullanılışını anlatan yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information kit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tasdik bildiren vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attestation. certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attestation. certificate. certification. certificate which formally attests sth. certificate of attendance (given to a student who has attended , but not gr. acknowledgement. school leaving certificate. instrument of ratification. instrument of signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Birini takdim eden ve hakkında iltimas isteyen mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Teselli ve tâziye için yazılan mektup, teselli mektubu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعليمات نامه] yönetmelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعزیت نامه] başsağlığı mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Tebrik yazısı, kutlama yazısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تبریک نامه] kutlama yazısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesaret» te masdar). Cesaretlenme, cür’etlenme: Bu işe tecâsür ettim («ictisâr» ile aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «esr» den) (c. teessürât). 1. Bir şeyin tesiri altında bulunma, tesirini hissetme, duyma. 2. Hüzün ve keder duyma (Ar.’daki mânâsı büsbütün başkadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrow. sadness. emotion. being emotionally moved. affection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr» den). Tekâsür-i zıyl = Muhtelif noktalardan gelip bir noktaya akseden iki ışının birbirinin tesirini kırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesret» ten). 1. Çoğalma, Ar. taaddüd (tekessür gibi). 2. Çoklukla övünme; bende, senden çok var diye bir şey hakkında birine karşı iddia etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesret» ten). Çoğalma, çok olma: Hayvanların tekessürü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکسر] kırılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

technical specifications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Telgrafla gelen haberin yazılı olduğu kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of conveyance. a bill of sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تناصر] yardımlaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir pikselin açılması ya da kapanması için geçen süre

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Tepki süresi bir pikselin aktif (siyah) durumdan pasif (beyaz) duruma geçip tekrar aktif duruma dönmesi için geçen süredir (milisaniye cinsinden). BRAVIA TV’ler ve ev sinema projektörlerinin sahip olduğu hızlı tepki süreleri, görüntünün kusursuz bir şekilde daha pürüzsüz ve net olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yüsr»den). 1. Kolaylaşma, kolay olma. 2. Nasib ve müyesser olma.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Halk rasında bu olay, organizmanın vitamin eksikliğine bağlanır. Oysa tırnaklar üzerinde zaman zaman beyaz lekelerin oluşmasının kesinlikle patolojik bir rahatsızlıkla ilgisi yoktur. Bu olayın nedeni, tırnağın altında küçük bir hava boşluğunun oluşmasıdır. Bu hava boşluğu zaman içinde büyür ve yukarı doğru çıkar. Daha sonra da kendiliğinden kaybolur. Ancak bu hava boşluğundan kaynaklanan beyaz lekeleri anımsatan mantar oluşumu tamamen farklı bir şeydir. “Lökonik hastalığı” adı verilen bu durum, tipik bir deri mantarı rahatsızlığıdır ve genellikle tırnaklarında mantar olan kişilerle el sıkışması yoluyla geçer. Bu hastalık, ağızdan alınan bazı ilaçlarla tedavi edilir.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuş ağzına yem vermek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. Katolik papazlarının tıraş olunan tepe kısmı; başın tepesini tıraş etme; f. Katolik papazının tepesini tıraş etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yarışma, turnuva; ortaçağda mızrak oyunu; turnuva oyunları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uranyumdan daha ağır olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hazine, para hazinesi; biriktirilmiş şey; değerli şey; f. hazine yığmak, para biriktirmek; çok kıymetli tutmak. treasure city hazinenin bulunduğu şehir; erzak depoları ve mağazalar şehri. treasure house hazine dairesi. treasure hunt saklanmış bi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haznedar, veznedar, kesedar. treasurership i. haznedarlık, veznedarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meydana çıkarılan sahipsiz define.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazine; maliye dairesi; maliye vekâleti; bilgi hazinesi (kitap); büyük antoloji. treasury bill kısa vadeli hazine bonosu. treasury note A.B.D. hazinenin çıkardığı kâğıt para. treasury stock bir kumpanyanın kendi kasasında kalan hisse senetleri. trea

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

TruSurround XT®, BRAVIA LCD TV’lerde bulunan bir ses geliştirme teknolojisidir. Çok kanallı sanallaştırma özelliği ile, sadece iki hoparlörü kullanarak bir surround ses efekti üretmeyi hedefler. Yedi adede kadar (6.1) ses kanalını işleme alabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general power of attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sigortasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isimsiz; adı geçmeyen, bahsedilmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. anâsır). 1. Basit cisim, esas, aslî, madde, asıl. Anâsır-ı erbaa = Eskilerin basit cisim sandıkları toprak, su, ateş ve hava. 2. Bir bütünden ayrılan kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element. fact. ingredient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element. component öğe. eleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element. component. factor. integral. item. primary matter. staple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عنصر] eleman.madde. 2.topluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Öğe, ilke, eleman. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçilemez, üstün, eşsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kabarmak; i. kabarma, yükselme; dalga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüketicileri USB flash sürücülerinin farklı kullanımları ve sundukları faydalar hakkında eğitmek amacıyla kurulmuş bir gruptur

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tefeci, murabahacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tefecilik kabilinden, aşırı faizi olan. usurious interest aşırı faiz. usuriously z. yüksek faizle. usuriousness i. tefecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yığmak, toplamak, kalabalık biriktirmek: İşçi üşürmek. 2. Saldırmak: Düşmana kılıç üşürmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gasbetmek, zorla almak, el koymak. usurpa'tion i. gasıp, zor ve hile ile tahta oturma. usurper i. gasbeden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırı faiz; tefecilik, murabaha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yapıtın gerçekleştirilmesinin özellikleri, ayrıntıları, verileri.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ATRAC’in (geleneksel MiniDisc ses sıkıştırması) iki katı ses sıkıştırması sunan ATRAC3 ses sıkıştırma teknolojisini kullanan bu işlev, MO-MD’lerin kayıt ve çalma sürelerini ikiye ya da dörde katlama olanağı sağlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long acting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

durable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingering. long. perennial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chronicle. annals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vakfiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter of a wagf. deed of trust. act of foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Bir kimsenin vasiyetini gösteren tasdikli vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament. will. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

testament. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وصيت نامه] vasiyet mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin vekil tayin olunduğuna dair, vekil eden tarafından verilen senet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

power. proxy. power of attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proxy. power of attorney. proxy statement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وکالت نامه] vekillik belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. zabt = kayıt, Fars. nâme = yazılı şey). Bir meclis veya mahkemenin veya sorgu hâkimi gibi bir memurun müzakere ve ifâdeleri yazarak tanzim ettiği resmî kâğıt, tutanak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minutes of a meeting. minute book. written proceedings of a legislative assembly. court record. transcript. police record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضبط نامه] tutanak, zabıt yazısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zurna çalan çalgıcı: Zurnacı

Türkçe Sözlük by