Tab-dar ne demek? | Tab-dar anlamı nedir? | Tab-dar

Tab-dar anlamı nedir?

Tab-dar ne demek?

Tab-dar anlamı nedir?

Tab-dar | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tab dar

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدار] sulu. 2.parlak. 3.hoş

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Sulu, taze. 2.Parlak. 3.Sağlam vücutlu. 4.Nükteli. 5.Zarif, güzel, hoş. 6.Su veren hizmetçi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suyu bol olma, tazelik. 2. Renklilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah’ın kulu. ed-Dar. Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, makbul be acceptable makbule geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sorumlu, mesul; tarif edilebilir, anlatılabilir accountabil ity (i). sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat). hokka çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlara ve çevreye uyma yeteneği, intibak kabiliyeti, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). musevi takviminde şubat ortasında başlayan ay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a doctor of forensic medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aftâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Güneş, gün ışığı. 2.Çok güzel, dilber, parlak yüz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آفتاب جمال] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, mec. pek güzel şahıs, pek parlak çehre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şemsiye. 2. Güneşli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I, F.). 1. Güneşe tapan. 2. Nilüfer çiçeği. 3. Ayçiçeği. 4. Kaya keleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel). 2. Sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan (yer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş yanaklı (güzel).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Su kabı. (bk.) Sftâve. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابه] ıbrık, su kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Su kabı. 2.Güneş biçiminde yapılan mücevh(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابگير] güneş alan, güneş gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابی] güneşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب رو] parlak yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احضر] yemyeşil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ahenkli, uygun düzenli, yumuşak hareketli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگدار] uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگ دار] uyumlu, ahenkli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احطاب] odunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kader. Kaderderler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all day long. without interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kutb). Kutuplar. (bk.) Kutup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقطاب] kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. alâka: ilişik. F. dâşten: tutmak) alâkası ve ilişiği olan, münasebetli, hissedar: Bu işle ben de alâkadarım. Yeni yapılan fabrikayla siz de alâkadar mısınız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. involved. connected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connected. concerned. interested. involved. appertaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه دار] ilgili, alakalı. alâkadar etmek ilgilendirmek. alâkadar olmak ilgilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه داران] ilgililer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. taften = parlamak). Cihanı parlatan: Aftâb-ı Alemtâb = Dünyayı aydınlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Alem = Bayrak, F. dâşten = taşımak). Bayrağı veya sancağı taşıyan, bayrakdar, sancakdar: Alemdar Mustafa Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard bearer. leader önder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علمدار] sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2.İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bayrakdarlık, sancakdarlık: Alemdarlık vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) alemdârî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمتاب] dünyayı aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عليه دار] karşıt, zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttom layer. bottom course. substratum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. i. Denizcilik). Alttakinin aşağısında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. local government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عرقدار] terli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عطا بخش] bahşiş veren, ihsanda bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davul

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atabey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs. 2.Lala. Devlet idaresinde yetki taşıyan naip.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Devlet yönetiminde bir san. Lala.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Selçuklular devrinde şehzadelere mürebbilik eden şahıs, lala.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kinin gibi bir ilâç, atebri n.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ateş gibi hararetli. 2. Ateş gibi yakıcı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekicilik, cezbetme kabiliyeti attractable (s). cezbedilir, cezbedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eskiden bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهادار] kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر احضر] Hint Okyanusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bayraktar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بيدقدار] bayraktar, sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kirdâr = tabiat). Kötü tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Görünür, Ar. meşhûd, zâhir, lyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hisse ve nasibi olan, hissedar: ilim ve terbiyeden behredâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = istilâ edatı, dâr = salb ağacı). Dâr ağacına çekilmiş, asılmış, Ar. maslûb. Berdâr etmek: Salbetmek, asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = meyve, dâr = mülkiyet edatı). Yemişli, meyvedar, meyveli, semereli, verimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHURDAR (i. F.). Çalışma ve himmetinin neticesini alan, iyi bir işin mükâfatına nail olan: Berhurdâr olsun. Berhudâr ol oğlum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHUDARLIK (i), iş, himmet ve müsbet çalışmanın netice ve mükâfatına kavuşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخوردار] mutlu, muradına ermiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiatiyle, normal olarak: Çocuk iyi beslenmezse bittabi zayıf kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuvvetsiz, kudretsiz, yorgun, bitkin: İki saat koştuktan sonra bîtâb düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tâkatsizlik, halsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyanık, uykusuz, uyumayan. Ar. yakzân. Baht-ı bîdâr = Yaver ve müsaid, uyanık talih. Dil-i bîdâr = Uyanık gönül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyanık, uykusuz, uyumayan. Ar. yakzân. Baht-ı bîdâr = Yaver ve müsaid, uyanık talih. Dil-i bîdâr = Uyanık gönül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدار] uyanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيداربخت] talihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Uyanıklık. 2. Uğraşma. 3. Dikkatlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Uyanıklık. 2. •Uğraşma. 3. Dikkatlilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2.İstihkam neferi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as much. the same amount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki sabit durumu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بيتاب] yorgun, takatsiz. bîtâb kalmak bitkin düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيتابانه] bitkince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالطبع] doğal olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İktidar ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

over head and heels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hudut, sınır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coloring book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so. this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

this much. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus far.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بویدار] kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -daria) Roma hamamlarında sıcak oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takvim. calendar year takvim senesi. Chinese calendar gün ve ayları altmışlık devrelerle ayarlanmış olan ve 12 kameri aydan meydana gelen eski bir ,Çin takvimi. Gregorian calendar Papa Xlll Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip şimdiye kadar kullan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cân = ruh, dâşten = tutmak). Canlı. Fars. zîrûh, diri. Ar. hay. vaktiyle Asâyişe memur adam, zabtiye. Ortaçağ Türk devletlerinde yüksek rütbeli bir subay.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جاندار] canlı. 2.koruyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2.Osmanlı’da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3.Jandarma. Muhafız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ordunun bir yanında olan birlik (pişdâr ve dümdâr gibi).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). nağmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Cambridge ile ilgili; Cambridge üniversitesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multiplication table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iniş; (tıb). bir hastalığın geçişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). dokularda maddelerin karışımının bozularak daha basit maddeler haline gelmesi, anabolizmin karşıtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hububatın esmer ve uzun taneli bir cinsi ki, ekmeği iyi pişirilmek şartıyle lezzetli olursa da, ekseriya hamur gibi kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pumpernicel. rye bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğdaygillerin ve daha çok çavdarın başağında türeyen ve horoz mahmuzunu andıran bir mantar çeşidi (claviceps purpurea).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(claviceps purpurea): Çavdar ve ona benzeyen bitkilerin çiçeklerinde üreyen parazit bir mantarın kışı geçirmek üzere aldığı mukavemet şeklidir. 10-35 milimetre uzunluğunda, 2-5 milimete genişliğindedir. Dışı siyahımsı-mor; içi pempemsi veya morumsu beyaz renktedir. Tadı yoktur. İçinde ergotin denilen zehirli bir madde vardır. Ev ilaçlarında kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler: Damarları daraltıcı özelliğinden ötürü hekimlikte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Câzibeli, alımlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاذبه دار] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zaman sırasıyla kaydetmek, kayda geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir ağacı; erz ağacı,(bot). Cedrus; bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocketbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket volume. pocketbook. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözleyen, bekleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevher = kıymetli taş, F. dâşten = tutmak). 1. Haysiyeti olan, özü ve mayası makbûl olan. 2. İstidat ve tabiî kabiliyeti bulunan. 3. Elmas vesair kıymetli taşlarla süslü. Tîğ-ı cevherdâr = Mücevherli kılıç. 4. (Ebced hesabında) yalnız noktalı harfleri hesap olunan: Târîh-i cevher-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir çevrede bir kirletici için izin verilebilir en yüksek düzey ya da çevrenin bazı vasıfları için kabul edilebilir en düşük düzey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cezbeli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumuşak bir cins ingiliz peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Duvar. 2. İki yeri ayıran zar. Ar. hicâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدار] duvar. 2.zar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double standard. alternating standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aleme sahip olan, dünyayı zaptetmiş, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdâra mensup, şâhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cihan = dünya, tâbîden = parlatmak). Alemi parlatan: Aftâb-ı cihân-tâb = Alemi parlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جهاندار] büyük hükümdar, imparator.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Delhi, Türk-Hind İmparatorları’nın 13.’sû olup Şah Alem Bahadır’ın büyük oğludur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cilâ = parlaklık, F. dâşten = tutmak). Cilâlı, parlak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلادار] cilalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. cılav = yular, F. dâşten = tutmak. Yanlış tâbir). Yedek atı yularından sevkeden seyis, yedekçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جندار] cinci, afsuncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) cincilik, afsunculuk, muskacılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Eskiden Cizye toplayan halîfe memuru, haraççı, cizye denilen, vergiyi alan tahsildar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahat, müreffeh; teselli edici, rahatlatıcı; (k).dili yeterli; (i)., A.B.D. yorgan comfortably (z). rahatça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deiştirilebilir; hükümetçe deiştirilmesi veya hafifletilmesi caiz (ceza).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). kraliyet surlarının muhafızı veya valisi; polis; jandarma. Chief Constable (ing). bir vilâyetin polis müdürü. special constable geçici polis memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). polise ait; (i). polis teşkilâtı, zabıta kuvveti; jandarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mat). eş değerleri gösteren cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeref kazandıran, beğenilir, takdir edilir, övülmeye değer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çukadar). Ayak hizmetinde bulunan çuha elbiseli, yahut çuhadan olan perdenin haricinde emre hazır bulunan hademe ki vaktiyle hususî bir sınıf teşkil ederlerdi. Kapı çuhadarı = Eskiden BAbiâlî’de vilâyetlerin kapı kethüdalarının maiyyetinde bulunup valilerin bazı siparişlerini yerine getiren memurlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çuhadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ÇUHADARLIK (i.). Çuhadar hizmet ve vazifesi. Kapı çuhadarlığı = Kapı çukadarı hizmet ve vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cüsseli, iri yapılı, irikıyım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Kızgın demirle damgalanmış. 2. Yaralı. 3. mec. Üzgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çepeçevre, fırdolayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائرا مادار] çepeçevre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı çıplak, aşağılık takımından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Son derece dar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bol ve geniş olmayan, sıkı. Ar. zıyk, Fars. teng: Dar esvap, dar sokak, dar yer. 2. Az, kâfi olmayan, ancak yetişecek kadar: Dar vakit. 3. Sıkıntılı, sıkıntıda bulunan, sıkıntı çeken: Darda kaldık. 4. Sabırsız: İçi dar adam. 5. Ancak, güç halle: Dar kaçmak, kendini dar eve attı, dar yetişmek. Dara gelmek = Zaruret, ıztırap, sıkıntıda kalmak. Darda kalmak = Mecburiyet, sıkıntı çekmek. Eli dar = Hasis. Dara boğmak = TAciz etmek, sıkıştırmak. Darda bulunmak = Zarurette olmak, parası olmamak. Daradar, dardanna = Ancak, güç halle. Dara getirmek = Mecbur etmek, sıkıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestir. Birçok cem’i varsa da dilimizde hiç biri bu mânâlarla kullanılmaz). 1. Evin büyüğü, birkaç daireyi içine alan mesken, konak. 2. Mahal, mekân, makam, yer: Dâr-ı dünyâ, dâr-ı Ah ı ret. Dâr-ül-istihzârât = Kimya işleri yapılan yer (Fr. laboratoire). Dâr-ül-amân = Emniyet yeri. Dâr-ül-beka = Ahıret. Dâr-ül-harb = Savaş yeri. İslâm hukukunda bir İslâm devletinin hükmünde olmayan yerler. Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi olan şehir, 1924’e kadar İstanbul. Dâr-üs-saâde-i şerife ağası = Osmanlı sarayında haremin en büyük Amiri olan büyük görevli. Dâr-ül-islâm = 1. Cennet. 2. Vaktiyle Bağdad şehri. Dâr-üs-saltanat = Taht merkezi. Dârüşşafaka = Yetim çocukların okutulmasına, tahsil talim ve terbiyesine mahsus müessese. Dâr-ı şûrây-ı askerî = Askerî şûrâ, askerî meclis. Dâr-ül-fenâ = Dünya. Dâr-ülfünûn = Üniversite. Dâr-ülmuallimîn, dâr-ülmuallimât = Erkek ve kız öğretmen yetiştirmeye mahsus mektep. Dâr-ül-mülk = Başkent. Dâr-ülvelâde = Gebe fakir kadınları doğurtmaya mahsus hastahane, doğumevi. Dâreyn = mec. iki ev (dünya ve Ahıret).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İdama mahkûm olanları asmak için dikilen direk: Darağacı. Berdâr = Darağacına çekilmiş, maslûb, salbedilmiş, asılmış. Ber-dâr etmek = Asmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) (dâşten fiilînden masdar ismi olup sıfat terkibi yapmaya yarar). Tutan, sahip, malik: Defter-dâr = Defter tutan, yüksek maliye görevlisi, Tanzimat’tan önce maliye nazırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Harp, kavga (aynı mânâdaki «gîr» ile beraber kullanılır): Esnây-ı dârü gîrde = Kavga sırasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tight. constricted. close-bodied. clinging. exiguous. parochial. poky. snug. strait. stringent. narrowly. close-fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clinging. narrow. parochial. restricted. shallow. cramped. tight. scant. scanty. short. limited. narrowly. barely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tight. limited. restricted. difficult. clinging. close. close fitting. cramped. local. scant. spare. stringent. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;. trews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Defense Acquisition Regulations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Digital Audio Radio. Dial-a-ride: see 'demand responsive '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Daughters of the American Revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

House, household, realm. [From Hindi /dar/, with initial /d-/ in Mandarin Chinese /dai/ ] stripe -- marking of a different color or texture from the background.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deutscher Akkreditierungsrat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Door, gate. book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار] yurt. 2.ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دار] dar ağacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دار] sahip olan, bulunduran, tutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Daughters of the American Revolution Amerika'da milliyetçi ve tutucu bir kadın derneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. crisis. hard times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daradar, darı darına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a low income. person with modest regular income. of small means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. insular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. hidebound. illiberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insularity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. narrow- minded. petty minded. small minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry. parochialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alley. lane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canbaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار بقا] ahiret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dünya evi. (bk.) DAr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دار فنا] dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karabibere benzer, lâkin uzun taneli maruf bahar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eczâ saklanılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korunulacak, sığınılacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da Belediye konservatuarının eski adı. Daha sonra Şehir Tiyatrosu denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), istanbul’daki Dar-ül-bedâyî’nin musiki ile meşgul bulunan şubesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yetimler yurdu, yetimlerin barındırıldığı yurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üniversite, fenler evi. (bk.) DAr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halifelik merkezi, İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hâfız yetiştirme yurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm ülkesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kütüphâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çalışma yeri. 2. Atölye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kız öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erkek öğretmen okulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saâdet yeri, saray.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da, yetim ve öksüzler için kurulmuş yatılı okul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saltanat yeri, İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cennet. 2. Bağdad’ın eski adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şifâ yurdu, sağlık yurdu. mec. Tımarhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Hastahâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortaçağ islâm devletlerinde resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tartılan şeyin kabı veya hesap edilmeyecek küçük şeylerin ağırlığı ki asıl maldan çıkarılması gerekir: Darasını çıkarmak, darasını indirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdar, melik. Aslında Eski iran’da Pers hanedanından bazı hükümdarların adıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tare. weight of the container.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارا] sahip. 2.büyük hükümdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nabız vurması, oynama, çarpma: Darabân-ı kalb — Yürek çarpması, çarpıntısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربان] çarpıntı. 2.vuruş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darbe). Vuruşlar, vurmalar, çarpmalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربات] darbeler, vuruşlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek dar. Ar. zıyk, Fars. teng: Daracık bir yere sokulmuş, daracık dükkân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güçlükle, ancak, uc uca: Trene daradar yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). İdam mahkûmlarını asmak için kurulan sehpa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gibbet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallows. gibbet. scaffold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gallows. gallows mike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darre). Bir kocaya ortak kadınlar, kumalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. shrinkage. contraction. stricture. depression. getting bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. contraction. shrinkage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constriction. shrinking. contraction. reduction. narrowing. restriction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bolluğu azalıp dar olmak, kısılmak, tazyik etmek: Bu esvap yıkanınca daraldı. 2. Azalmak, az kalmak: Vakit daraldı. 3. Sıkıntı ve ihtiyaç içine düşmek: Geçimi pek daraldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become narrow. narrow. shrink. contract. get bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tighten. to narrow. to become narrow. to shrink. to contract. to become tight. to become scanty. to become difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shrink. to get narrow. to get tight. to decrease. to get hard. to be upset. to be distressed. to contract. to straiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be made narrower. to be taken in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. taking in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısmak, bolluğunu azaltmak, tazyik etmek: Şu elbiseyi sonradan daraltmışlar, bu kapıyı daraltmak mümkün değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. contract. constrict. straiten. bore. bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constrict. narrow. tighten. to narrow. to constrict. to take sth in. to limit. to restrict. to scant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weight of the container excluded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Debdebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARP) (i. A.). 1. Vurma, dövme. 2. Madenî paraya, para basma, damga vurma: Darb-ı sikke. 3. Hesabın dört işleminden üçüncüsü ki birbiri üzerine yazılan iki sayıdan birinin diğeri kadar tekrarlanmasından ibarettir, meselâ 5X3 — 15. Bu ifade üç defa beş on beş demektir. Birinci sayıya eskiden madrub (çarpılan), ikincisine zarb (çarpan), üçüncüsüne hâsıl (çarpma neticesi) denirdi. 4. Türlü, çeşit. 5. Şiddet, sür’at. 6. Zarb işareti = X işareti. Darb-ı mesel = Halk ağzında yeri geldikçe kullanılan meşhur söz, atalar sözü. c. durûb-ı emsâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب] vuruş. 2.para basımı. 3.dövme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. darb = dövme, F. zeden = vurmak). Kale döven top.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. darabât). Vuruş, çarpış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stroke. blow. coup. knock. beat. facer. concussion. finisher. smasher. bash. biff. brunt. bump. chop. clip. clout. coup de main. coup d'etat. crusher. cut. dash. hack. hit. impact. jolt. kayo. pound. putsch. shock. thwack. whack. whammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat. brunt. chop. clip. clout. crack. dash. hit. knock. shock. stroke. blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow. stroke. coup d'état. beat. buckle. bump. clout. coup. hit. jab. knock. rap. shock. sock. whop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربه] vuruş, darbe. 2.bela.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vurarak, döğerek. 2. Çarparak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Titreşimlerden kaynaklanan veri okuma sorunlarını telafi ederek sürekli ve hatasız müzik çalımını sağlayan bir tampon hafıza.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde iki veya ikiden fazla büyük usûlün art arda gelmesiyle yapılmış büyük usuller.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب خانه] darphane, para basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Darba Ait, darp ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARB-I MESEL) (i. F. A.). Atasözü, (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب مثل] atasözü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rutubetli tarla, sulak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprağı sulak tarla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. strait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow pass. bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde çömlek şeklinde bir usul vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomtom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthenware kettledrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Aceleci, sıkıntılı. 2.Serçe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baharattan maruf kabuk ki, yakıcı ve lezzetli olup, toz hâlinde kullanılır, (bk.) Tarçın. Aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı Çin darısı anlamına gelen «dâr-ı Çin» dir. Tarçın suyu eskiden keyif verici bir içki olarak kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارچين] tarçın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Perişan, dağınık, çok dağılmış: Dardağan sarık. Daha mübalâğa için (darma dağan) denilir. Dardağan darısı = Uğursuzluk için lânetleme niyetiyle saçtıkları darı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çanakkale Boğazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak; meydan okumak; (i). meydan okuma. daredevil (i). gözüpek kimse, haddinden fazla cesur kimse, yılmayan adam. Does he dare do it ? O işi yapmaya cesareti var mı ? I dare you. (ç). dili Haydi yap bakalım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu’l-Hasen Ali b. Öm(Erkek İsmi) Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat’ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutan, taşıyan, sahip, mâlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارنده] sahip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dünya ile Ahıret: Dâreynde saadete vesile olur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başkan, lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «dar» dan). 1. Darılmış, gücenmiş. Ar. münfail: Bana dargın mısınız? 2. Hiddetli, Fars. gazabnâk, Ar. hadîd, mütehevvir: Dargın gördüğüm için bir şey söylemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angry with. cross. stuffy. offended. huffy. resentful. huffish. injured. vexed. wroth. displeased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angry. indignant. offended. cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. unfriendly. angry. black. out of sorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gücenme, infial, hatır kalma: Bana dargınlığının sebebini anlayamadım, yine bir dargınlık çıkaracak. 2. Hiddet, gazab, kızgınlık: Şimdi dargınlığı üstündedir, bir şey söylenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfriendliness. huff. rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı «tarik» ki tarla gibi tarmak fiilinden olup, o da tırmıklamak ve ekmek demektir). Tahılın Türkler’ce eskiden en tanınmışı olan ufak taneli zahire: Arnavut darısı, boz darı. Dibine darı ekmek = Çok tetkik etmek, uzun uzadıya sormak (bugün bitirmek, sömürmek mânâsında kullanılmaktadır). Darısı başınıza = Başkasının kavuştuğu bir nimete kavuşmak için dua yerinde kullanılır ki, bu de gelinin başına darı dökmek Adetinden ileri gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet. millet plant. corn. maize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(akdarı): Buğdaygillerden, kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Tohumları besin olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Darı unundan yapılan yiyecekler, zihin yorgunluğunu giderir. Sinirleri kuvvetlendirir. Hamilelere de faydası vardır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb» tan) (mü. dârıbe). 1. Döven, darbeden, dayak atan: Dârıb ile madrubu (dövüleni) tevkif ettiler. 2. Dört işlemden darp’ta (çarpma) bir sayının kaç defa tekrarlandığını gösteren rakam. Dirıb-ı müşterek = İki rakamı küsursuz vermek şartıyle çarpan rakam: Dirıb-ı müşterek-! ekber, dirıb-ı müşterek-i asgar = Bir rakamı aynı çarpma neticesini vermek şartıyle çarpan rakamların en büyüğü ve en küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mezar, merkad, kabir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miff. resentment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «darılmak» mânâsında kullanılır, «darılmaca yok» deyiminde geçer). Darılma, dargınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gücenmek, münfail olmak, hatır kalmak: Bana darı İdi. 2. Hiddetlenmek, gazab etmek, kızmak: Uşağına darı İdi. 3. Paylamak, azarlamak. Osm. tâzîr ve tekdir etmek: Siz kendisine biraz darılın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. get angry to. take offence. take offense. be in a huff. pout. be vexed with smb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cross. to be angry. to be offended. to take offence. to scold. to reprove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cross. to get angry. huff. sulk. take affront. take amiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Darılmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to offend. aggravate. displease. pique. vex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi’den aldıklarını söylerl(Erkek İsmi) En meşhur eseri Camiu’s-Sahih’dir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Anadan doğma kör.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضریر] doğuştan kör.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karanlık, koyu, esmer; müphem, muğlak, çapraşık, kapanık; cehalet içinde olan; gizli, esrarlı; az sütlü (kahve). dark blue lacivert. dark-eyed (s). kara gözlü. dark horse (pol). beklenilmediği halde partisi tarafından aday gösterilen adam. dark lant

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karanllk, zulmet; akşam, hava kararması; koyu renk, gölge; muğlaklık, cehalet. dark of the moon gece olup da ayın görülmedigi zaman; mehtapsız gece. a leap in the dark körü körüne veya ne olduğunu bilmeden bir şeye atılma. at dark akşam olunca, hava

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlayışı zayıf, kavrayışı az.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karartmak, kararmak; anlaşılması zor hale getirmek; koyulaşmak, esmerleşmek. darken one's door birinin eşiğine ayak basmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karanlıkta gözden kaybolmak; karanlık olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). (s). karanlıkta; (s). karanlıkta olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (aşağ). zenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dar olmak, daralmak, çekilip büzülmek: Konulan sandıklardan yol darlandı. Bu fanila yıkandıkça darlaştı. 2. Sıkılmak, muztarip olmak: İçim darlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Darlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get narrow. to get tight. to decrease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha dar etmek: Yapılan binalar bahçeyi darlaştırdı 2. Darlık ve sıkıntıyı arttırmak: Ticaretteki durgunluk geçimim! bir kat daha darlaştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to constrict. to make sth narrow. to cut down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Genişliğini azaltmak, dar yapmak, sıkmak: Esvabı, sokağı darlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dar olan şeyin hâli, bolluk ve genişlik zıddı. Ar. zıyk, Fars. tengî: Bu kapının, bu sokağın, bu elbisenin darlığı. 2. Dar yer: Darlıkta bulunmak. 3. Sıkıntı, ıztırap: Darlıkta kalmak. 4. Zaruret, ihtiyaç, fakirlik: Darlık çekmek. El darlığı = Hasislik, cimrilik. Gönül darlığı = Osm. inkıbâz-ı derûn, can sıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowness. tightness. shortness. stringency. closeness. denseness. drought. exiguity. grayness. greyness. pressure. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strait. narrowness. tightness. shortage. scantiness. poverty. need. difficulty. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. narrowness. scantiness. poverty. need. difficulty. straits. hardship. pinch. shortfall. tight squeeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sevgili, sevgilim; (s). sevgili; sevimli, cici hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok dağılmış, çok saçılmış, (bk.) Dardağan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock a hoop. in pieces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishevelled. shambolic. slummy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yamamak, iğne ile örerek tamir etmek; (i). örülerek tamir olunmuş yer. darning egg örgü yumurtası. darning needle örgü iğnesi; (zool). Odonata familyasından uzun gövdeli sinek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). Iânet etmek; (i). Iânetleme, damn'ın hafifletilmiş şekli. Darn itl Hey mübarekl I don't give a darn. Bana vlz gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). delice otu, (bot). Lolium temulentum; karaçayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARBHANE) (i. F. A. darb = damgalama, F. hâne = ev, yer). Para basılan yer, sikke dökmeye mahsus fabrika, resmî idare (Darphane-i Amire terkibinin müennes olması meşhur galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint. mint for coining moneys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mihnet, belâ, şiddet; karşılığı: Serrâ: Ne serrâda, ne darrâda,

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dart

oklama

Hedef noktaları dairesel olarak belirlenmiş nişan tahtasına küçük okların atılmasıyla oynanan bir tür oyun.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). küçük ok; kargı, cirit; ani ve hızlı hareket; böceğin iğnesi; (terz) pens; fırlatma; (f). atmak, fırlatmak, ok gibi atmak veya atılmak; hela birkaç adım koşmak, etrafına bakmadan koşmak. dartboard (i). elle atllan küçük ok oyununda kullanılan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fırlayan kimse veya şey; yılanboynu kuşu , kaz karabatağı, (zool). Anhinga rufa ; ufak tatlı su balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fırlatıp veya fırlayıp durmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ilâç, devâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دارو] ilaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داروخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAR-ÜL-ACEZE) (i. A.). Düşkünler, Acizler evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almshouse. poorhouse. hospice. hospital. union. workhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house. common lodging house. hospital. pauper asylum. poorhouse. wretched inn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالعجزه] düşkünler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالبدایع] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالالحان] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالایتام] yetimhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالفنون] üniversite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالخلافه] İstanbul. 2.halifelik merkezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالکتب] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمات] kız öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالمعلمين] erkek öğretmen okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالملک] başkent.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالولاده] doğumevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالسلطنه] İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالسلام] Bağdat. 2.cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng. T. felsefe). Tabiat bilgini Darwin tarafından geliştirilen, bütün canlı varlıkların arasında belirli bir yakınlık bağı bulunduğunu ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Darvin veya onun evrim teorisine ait. Darwinism (i). Darvin nazariyesi, Darvincilik, doğal ayıklanma öğretisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). soruşturulması gereken, munakaşa edilebilir; şüpheli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Devletin gelirleri ile masraf defterini tutan. Bu mânâ ile vaktiyle maliye nâzırına denirdi. Defttrdâr-ı şıkk-ı evvel; defterdlr-ı şıkk-ı sânî ve şıkk-ı silis = Tanzimat’tan önce maliye nâzırı, müsteşarı ve müsteşar muavini. 2. Şimdi bir vilâyetin maliye işlerine bakan görevli (eskiden sancaklardakilere muhasebeci ve kazadakilere malmüdürü denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of the financial department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

district treasurer. the official heading on provincial treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دفتردار] ildeki en üst düzey maliye yetkilisi. 2.maliye bakanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vaktiyle maliye nezâreti. 2. Şimdi vilâyetlerin malî işlerine bakan daire: İzmir, Konya defterdarlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal revenue office. revenue board. revenue office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revenue office. office of the director of finance of a province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, latif, nefis, leziz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyüklük taslayan, kibirli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Himalaya dağlarına mahsus bir çeşit sedir ağacı, cin ağacı, (bot). Cedrus deodara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction book. schoolbook. textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philodendron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük merkezi olan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yüz, çehre. Ar. vech: Arz-ı dîdâr etmek = Yüzünü göstermek. Dîdâr-ı yâre niil olmak := Sevgiliyi görmeye veya sevgili ile konuşmaya kavuşmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیدار] görüşme, buluşma. 2.yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yüz, çehre. 2.Görme, görüşme. 3.Görüş kuvveti. 4.Açık meydanda.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DİL-DAR) (i. F. dil = gönül, dâşten = tutmak). Birinin gönlünü bağlayıp tutan, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلدار] gönül tutan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Birinin gönlünü almış, sevgili. 2.Abdülbaki Dede’nin terkib ettiği 7 makamdan biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dinî kaidelere hakkıylere riayet eden; dininin emirlerini yerine getiren. Ar. mütedeyyin: Dindar bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. devout. pious. devotional. godly. prayerful. devotee. godfearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. godly. pious. religious. faithful. god-fearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. pious. religious. god fearing. godly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Allah’a inanmış, bağlanmış olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindar bir insana yakışır surette: Dindârâne bir harekette bulundu, dindârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دینداری] dindarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinin hükümlerine tamamiyle uymak. Ar. tedeyyün: O adamın dindarlığı malûmdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devoutness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piety. devotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıplanacak haysiyet kırıcı, şerefe halel getirici. discreditably (z). şerefe halel getirecek şekilde, yakışık almaz bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmi müessese halinden çıkarmak, kilisenin devletle olan ilişkisini kesmek. disestablishment (i), resmi müessese halinden çıkarma, kilisenin devletle olan ilişkisini kesme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inkâr edilebilir, itiraz kaldırır, tartışılabilir; şüpheli. disputably (z). tartışılabilecek surette, inkâr edilebilecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itibarsız, kötü şöhreti olan, haysiyetsiz, namussuz, rezil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Devat-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. diz = kale, dâşten = tutmak, muhafaza etmek). Kale muhafızı (eski tâbirdir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دزدار] kale muhafızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kale muhafızı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F). Birini dost tutan, Ar. muhib.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hecin, tek hörgüçlü binek devesi, (zool). Camelus dromedarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. düm = kuyruk, dâşten = taşımak) (askerlik). Ordunun arkasından gidip arka tarafını muhafaza eden sınıf, artçı. Mukabili: Pİş-dâr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Eski Fars hükümdarı. 2.Arkayı gözeten, koruyan ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dünya işleriyle meşgul olup mal mülk sahibi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayak tabanı düz olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat footed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat-footedness. being ill-omened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mim). binaların cephelerini süslemek için silmelerin yüzeyine süs olarak yapılan yumurta ve kargı seklinde kabartmalar, beyzi mimari süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keder). Kederler, acılar, (bk.) Keder.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکدار] kederler, üzüntüler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yol üzerındekı köprüden geçen demıryolu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion. handbook. manual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Diskten okunan CD verileri, geçici bir tampon bellekte tutulur ve sürekli buradan okunur. Lazer pikap, bir darbe ya da titreşim sonucunda yerinden oynarsa, bu belleğe yazılı veriler, sesin kesilmesini önler. Yeni Sony CD tepsili cihazlarda bulunan gelişmiş G-PROTECTION™ teknolojisi, yalnızca 0,5 saniye içinde lazerin yeniden odaklanmasını sağlarken “alpha GEL®” sönümleyici düşük frekanslı titreşimleri emmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Emanetçi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [امانت دار] emanetçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) emir çıkartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Olağan iş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D. küçük masa, sehpa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. saçaklık, direk üstü tabanı, sütun pervaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. saçaklık, bak. entablature: dört köşeli temelin üzerindeki heykele destek olan taban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tarafsız, bitaraf,adil, insaflı, haktanır; (huk.) adalet ve nısfete uygun; mahkemede müdafaası mümkün. quitableness (i.) insaf, adalet; tarafsızlık. equitably (z.) insafla, adaletle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kurmak, tesis etmek; saptamak, tespit etmek, tayin etmek; yerleştirmek; tanıtmak, kabul ettirmek; (kiliseyi) resmileştirmek. He has established himself in business Ticaret hayatına atıldı. established church hükümet tarafımdan resmen tanınmış olan ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurum, muessese mağaza, fabrika; belirli bir amaç ile teşkil edilen heyet; kanunen tesis; hukumetin kiliseyi resmen tanıması; tesisat; iş, evlilik veya hayatta güven verici bir durum. the Establishment (toplu olarak) ileri gelenler, slang kodamanlar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

householding. housekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sakınılabilir, kaçınılabilir, bertaraf edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kolay heyecanlanır, kolay telâşa kapılır, tahriki kolay. excitabil'ity, excit'ableness (i.) kolay heyecana kapılma; (fizyol.) uyarılma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق الطبيعه] doğa üstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma hamamlarında serinleme yeri, soğukluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gadr’dan imüb) (mü. gaddâre). Gadr ve sitem eden, merhametsiz, cefakâr. -2. Vefasız, emniyeti kötü kullanan, hâin. 3. Pek pahalı satan, soyucu tüccar (Arapça’da bu mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. atrocious. pedrifious. brutal. arbitrary. bloody-minded. draconian. draconic. ferocious. grim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. inhuman. vicious. tyrannical. pitiless. ruthless. merciless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. bloody. cutthroat. diabolical. ferocious. fiendish. grim. hellkite. truculent. tyrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غدار] zalim, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Merhametsizce, zulüm ve sitemle, cefakârâne. 2. Emniyeti kötü kullanarak, hâincesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağır ve iki tarafı keskin bir çeşit kılıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Merhametsizlik, zulüm, cefâkârlık. 2. Vefasızlık, emniyeti kötüye kullanma, hainlik. 3. Pek pahalı satanın hali, soyuculuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity. cruelty. barbarity. brutality. ferocity. killer instinct. monstrosity. savagery. tyranny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act cruelly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jandarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jandarma gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Felek gibi muktedir, kudretli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Altınla işlenmiş kadın baş örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş, Ar. fiil, amel, meşguliyet. 2. Tarz, yaradılış, Fars. reviş, Ar. Adet, ahlâk, huy. Şehriyâr-ı fârûk-girdâr = Hareketi veya ahlâk ve Adeti Hazret-i Omer’inkine benzeyen padişah. B«dgirdâr = Tarzı, işi kötü olan: Düşmân-ı bedgirdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş, kavga.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گيرودار] kargaşa, kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlayan, gözyaşı döken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saçlı. Necm-i gisûdar = Kuyruklu yıldız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asthma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liable to pay customs duty. dutiable. tariff bound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5 bin civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzdde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır. Ancak 5 milyar yıl hayli uzun bir zaman süresidir, şimdiden telaşa kapılmaya gerek yoktur.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) va purlarda sallantıya karşıl kullanılan ciroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. haber, Fars. dâşten = tutmak, mâlik olmak). Bir işten haber ve malûmatı olan, Ar. habîr, malûmatlı, vâkıf, Fars. Agâh: Vaktiyle haberdar olamadım; beni işden haberdar ediniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. hip. knowing. on to. cognizant. au fait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. informed. knowing. aware of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

informed. having knowledge about. aware. cognizant. in the known. in the know. in the swim. well- informed. wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خبردار] haberli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) oturulabilir, ikamete elverişli habitabil'ity, hab'itableness (i.) oturulacak halde olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alçak gönüllülük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حد طبيعی] normal hal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Benli, benekli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خالدار] benli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). «Bozulmak, sarsılmak» mânâsındaki «haleldar olmak» tâbirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injured. prejudiced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خللدار] bozulmuş, bozuk. haleldâr etmek bozmak, halel getirmek. haleldâr olmak bozulmak, halel gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خریدار] müşteri, alıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hekim direktifine göre hastalara bakmayı meslek edinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hastabıkıcının işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Odun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا بخش] hataları affeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oduncu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطاب] oduncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAVA-DAR) (i. F., Ar. hava, Fars. dâşten = mâlik olmak). İyi hava alan, havası kolay yenilenir, hava hareketlerine açık: Havadar bir yer, bir köşk, bir oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. spacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. spacious. breezy. having plenty of air.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airy. well-ventilated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هوادار] açık mekanlı

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyi hava alan yer veya binanın hâli: Bu yerin, bu evin havadarlığı. 2. Aşıklık, düşkünlük: Onun filân kadına havadarlığı malûmdur. 3. Taraftarlık, taraf tutma, kafadarlık: Kötü adama havadarlık eden, iyi adam olamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

living standard. standard of living. life standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asıl mânâsı arslan olup Hazret-i Ali’ye lakap olmuştur. Pek cesur ve kahraman mânâsına da gelir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Arslan, esed, gazanfer, şir. 2.Cesur, yiğit adam. 3.Hz.Ali’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazret-i Ali’ye (veya arslana) yakışır bir cesaretle: Bir savlet-i hayderâne ile hücum etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dervişlerin giydikleri kolsuz ve omuzbaşlarında üçgen şeklinde birer parçası olan bir çeşit kısa elbise ki, hırkanın altına giyilerek ebdestlik yerini tutardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçesi: haznedar). Bir hazinenin idare ve muhafazasına memur adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خزینه دار] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. haznedarlık). Hazinedar vazife ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being the keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir hazneyi bekleyen, yöneten kimse. (bk.) Hazine-dâr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalıtsal, irsi. hereditabil'ity (i). kalıtsallık, irsi oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). miras yoluyla intikali mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوادار] istekli, taraftar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هوادار] havalı, havadar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوسدار] hevesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alıcı, müşteri, talib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. stock holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. part owner. joint owner. certificate holder. fundholder. law partner. security holder. stockowner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حصه دار] pay sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

payını almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HİTAB) (i. A.). 1. Birine söz söyleme, sözü bir kimseye söyleme, Osm. tevcîh-i kelâm: Bana hitâb ederek söyledi, size hitâb edilmeyen sözü niçin üstünüze alıyorsunuz. 2. Bir topluluğa söylenilen nutuk. 3. (gramer) Fiil ve zamirde ikinci şahıs kullanılması ki, sözü dinleyenden ibarettir. Hitâb-ı izzet = Tanrı tarafından bir adama söz söylenme. Faslılhitâb = Bir kitap veya hutbenin başında besmele ve hamdele ve salavât ile duadan sonra «amma bâde» tâbiriyle mevzua girişme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطاب] konuşma, hitap etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

muhatap alıp konuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nutuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. address. address söylev.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. address. allocution. discourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابه] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yüzüne söyleyerek: Bu sözü bana hitâben söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. as an address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. speaking to. addressed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hatiplik, camide hutbe söyleyen hatibin görev ve mesleği: Yeni yapılan camiin hitâbeti kime verildi? 2. Akıcı ve açık şekilde nutuk söyleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhetorical. oratory. declamation. elocution. speaking well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. the art of public speaking. declamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابت] hatiplik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuksever, misafirperver; açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır. hospitably z. misa firperverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eflak ve Buğdan prensi, voyvoda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودآرا] Allah aşkına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdara mahsus veya lâyık bir hal ve şekilde: Hükümdârâne azametle; hükümdârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Hükümdara mensup ve ait: Bâ-emr-i hükümdarı = Hükümdara ait emirle, hükümdar emriyle. 2. Hükümdarlık: Icrâ-yı hükümdârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜKÜM-DAR) (i. F„ Ar. hükm = emir, hükümet, Fars. dâşten = mâlik olmak) (c. hükümdârân). Hüküm ve emir sahibi olan kral, melik, şah, padişah: Osmanlı hükümdarı, Avrupa hükümdârânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suzerain. ruler. monarch. sovereign. sov'ran. potentate. prince. rex. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potentate. ruler. sovereign. monarch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarch. ruler. sovereign. crown. emperor. lord. prince. suzerain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monarchism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reign. royalty. kingdom. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingdom. rulership. sovereignty. empire. crown. regality. regency. royalty. ruling. suzerainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coup. coup d'état. usurpation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حکمدار] padişah, sultan, hüküm sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) hükümdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسن اداره] iyi yönetim, iyi idare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük bir dairede ve bilhassa Osmanlı sarayında leğen ve ibriğe ve abdest levazımına bakan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İbrikdar vazifesi ve sıfat ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hızla işe girişme, Ar. mübâderet, musâraat, mübâşeret: Bir işe ibtidâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابتدار] başlama, girişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlanmak, girişilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlamak, girişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE) (i. A. «devr» den masdar). 1. Çevirme, döndürme, dolaştırma: Makineyi idare etmek. 2. Kullanma, istimal, becerme, çevirme, zapt ve rabt: Bu konağı idare eden odur. İşini, maiyetini çok iyi idare ediyor. 3. Bir memleketin mülkî işlerinin yapılması, hükümet etme: Vilâyetin idare işleri valiye aittir. 4. Geçinme, Ar. taayyüş: Bu maaş idareme yeter. 5. Tasarruf, israftan kaçınma: Maaşını idare ile kullanıyor. İdareye çok bakıyor. İdare ile geçiniyor. 6. Yetme, kifâyet: Bu para, bu kumaş idare etmez. 7. Resmî bir işin veya bir şirket vesaire işinin görülmesiyle vazifeli ve ekseriya bir müdürün emrinde bulunan heyet ve daire: Posta ve telgraf, tekel, banka, sigorta idaresi. 8. Böyle bir heyetin devam edip iş gördükleri yer ve konak, daire: İdareye müracaat etmeli. idare lâmbası = Eskiden yatak odasında yanan kandil. İdare memuru = Mülkî işlerde görevli memur. İdare meclisi = Vilâyet, kazalarda, şirket ve banka gibi dairelerde ahali veya hissedarlardan seçilmiş üyelerden mürekkep meclis, yönetim kurulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. management. handling. control. economy. sparing. thrift. admin. chancellery. conduct. conn. disposition. dominion. government. helm. mastery. regimen. rein. rule. ruling. steerage. steering. stewardship. supervision. sway. wire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. conduct. control. direction. disposal. management. manipulation. thrift. government. board. economy. frugality. austerity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. direction. management. economy. thriftiness. administration of office. charge. conduct. control. dispensation. governance. government. guidance. helm. husbanding. manipulation. regime. regimen. retrenchment. running. stewardship. supervisi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اداره] döndürme. 2.çekip çevirme, yönetme. 3.devlet dairesi. 4.yönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer. conduct. govern. handle. lead. manage. shift. subsist. superintend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative low. administrative law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board of directors. administrative council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işleri öyle veya böyle idare etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اداره عرفيه] sıkıyönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İdare ve tasarrufa çok dikkat eden, pinti. 2. İdare adamı, yönetici (bu mânâsı dilimizde yenidir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrator. manager. director. executive. conductor. curator. housekeeper. intendant. manipulator. ruler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrator. executive. helmsman. manager. organizer yönetici. thrifty. frugal tutumlu. tolerant hoşgörülü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. business manager. administrator. conductor. organizer. specialist in administrative law. skillful in administration. tactful. director. intendant. housemaster. functional executive. business administrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

management. administration. governorship. directorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. management yöneticilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. administrative skill. tact. governorship. husbandry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE-HANE) (i.). Bir işe bakan hey’etin toplanarak iş gördükleri yer ve daire: Bu gazetenin idarehanesi başka ve matbaası başka yerdedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اداره خانه] yönetim bürosu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. idare ve tasarrufa uyan: İdareli adamdır. 2. İdare ve tasarrufa elverişli: Sığır eti çok idarelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economical. thrifty. efficient. good at managing. economic. ;. frugal. sparing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

husband. nurse. spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncontrolled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not skilled in management. wasteful. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetent management. wastefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idare yoluyle, işi idare ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İdare ile alâkalı; idare.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

managerial. administrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative. managerial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative. managerial. executive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اداری] yönetimsel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administrative budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir organın hissini iptâl etme, uyuşturma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Orman veya baltalıktan odun kesme: Köylünün ihtitab hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hutbe» den masdar). Nikâhla İsteme, bir kız veya kadına tilib olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kudret» ten masdar). 1. Kudret verme, muktedir etme, iktidar kazandırma. 2. Refahını arttırarak sıkıntıdan kurtarma: Maaşıma bir miktar eklenerek ikdâr buyrulmaklığım (bu mânâ Arapça’da olmayıp dilimizde birinci mânâsından alınmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKTİDAR) (ka ile) (i. A. «kudret» ten masdar). Güç yetme, yapabilme, muktedir olma, tâkat: O işi yapmaya iktidarım yoktur. O iktidara mâlik değildir. Bu iş onun iktldârındadır. Sihib-i Iktldâr = Muktedir. Adem-I ikildir = İktidarsızlık (etmek ve olmak gibi yardımcı fiiller ile mürekkep fiil teşkil etmeyip isim gibi kullanılır) (kudret’ten farklı olup, meselâ Kudret-I ilâhiyye yerine, iktidâr-ı İlâhi denilmez).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capability. potency. power. capacity. potential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. potency. power. capacity. government. sexual potency. virility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. capacity. power. government. the political group who have formed a government potency. virility. sexual competency in a male. capability. competence. efficiency. faculty. might. rulership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقتدار] güçlülük, kudret. 2.görev başındaki yönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. iktidâriyye). Güç ve iktidara alt (edebiyat). Fiil-I iktidâri = Türkçe gramerde yapabilmek ve yapamamak gibi müsbette iktidar ve menfide iktidarsızlık gösteren fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takati olmayan, elinden iş gelemiyen, Osm. gayrı muktedir, Aciz: Pek İktidarsız bir adamdır. 2. Cinsî iktidarı olmayan erkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. incompetent. impotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takat eksikliği, kudretsizlik, Osm. adem-i iktidar: iktidarsızlığı anlaşıldı. 2. Erkekte cinsi kudretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Erkeklik organının (penisin) yeteri kadar sertleşmemesi sonucu, cinsel ilişkide bulunamamaya; halk arasında iktidarsızlık, tıp dilinde ise empotans denir. Kendine güvenememek, yorgunluk, tiksinti, sinir bozukluğu, alkolizm, şeker hastalığı, doğum kontrolü için uygulanan metotlar veya aşırı şişmanlıktan kaynaklanır. Ilık banyolar, açık havada dolaşmak ve dinlenmek başvurulacak ilk çarelerdir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru üzüm, kavrulmuş fındık.

Hazırlanışı : Sabahları aç karnına, 10 tane kuru üzümle 10 tane kavrulmuş fındık yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weakness. incapacity. impotency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. weakness. incapacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hudutsuz, sınır tanımayan, sonsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taklit olunabilir, taklit edilmesi mümkün. imitabil'ity i taklit imkâm; taklit yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez, sabit. immutabil'ity i. değişmezlik, sabit oluş. immu'tably z. değişmeden, sabit kalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isnat edilebilir, başkasına yüklenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyumsuzluk, intibaksızlık, uygun gelmeyiş. inadapt'able s. uyumsuz, intibak edemeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez; değiştirilemez; tebdil veya tahvili mümkün olmayan. incommutabil'ity i. değişmezlik. incommut'ably z. değismez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hesaba sığmaz, hesap edilmesi imkânsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. malum, bilinen, su götürmez, itiraz kabul etmez, inkar edilemez. incontestably z. itiraz kabul etmez şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söz götürmez, su götürmez, münakaşa götürmez, muhakkak, itiraz kaldırmaz. indisput'ably z. itiraz kaldırmaz derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yılmaz; boyun eğmez, bezmez, inatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüphe kaldırmaz, kati, kesin. indubitably z. şüphesiz, muhakkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz, bertaraf edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insafsız, haksız, adalete aykırı. inequitably z. adaletsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz, sakınalamaz, çaresiz, menedilemez. inevitabil'ity, inev'itableness i. kaçınılmazlık. inevitably z. kaçınılamaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. miras kalması mümkün olan, irsi, kalıtımla geçebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. misafir kabul etmez, konuk sevmez, misa- fir sevmez; barınak olmayan (yer). inhos- pitably z. soğuk davranarak. inhospitableness i. misafir sevmezlik, soğuk muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taklit edilemez, yansılanamaz, aynı yapılamaz, benzetilemez; eşsiz, misli bulunmaz. inimitabil'ity i. taklit edilemez hal. inimitably z. taklit edilemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılmaz, idrak edilemez, esrarlı. inscrutably z. anlaşılmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dayanıksızlık; kararsızlık, sebatsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit olmayan, kararsız; dayanıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tahammül edilemez, çekilmez, dayanılmaz; haksız. insupportably z. dayanılmaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yenilemez, geçilemez, başa çıkılmaz, üstün gelinemez. insurmountably z. yenilemeyecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş; kolay kontrol edilemeyen, yola getirilemeyen. intractabil'ity, intractableness (i.) kolaylıkla yola getirilememe. intrac'tably (z.) kolayIıkla kontrol edilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aksi iddia edilemez, reddedilemez, itiraz kaldırmaz. irrefutably (z.) reddedilmez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çabuk kızan, alıngan, titiz, sinirli; çabuk heyecanlanan; (tıb.) kolayIıkla tahriş olabilen, hassas. irritabil'ity (i.) alınganlık, titizlik, havadan nem kapma; (tıb.) aşırı hassaslık; sinirlilik, titizlik; (fiz.) uyartılma kabiliyeti. ir'ritably

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sudur» dan masdar). Çıkarma, çıkarılma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصدار] çıkartma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Uluslararası tanınan standartları tanımlayan bir örgüt. Üyeleri çeşitli ülkelerden seçilen örgütün görevleri arasında, bilgisayar, fotoğrafçılık ve reporgrafinin çeşitli yönleriyle ilgili standartları belirlemek de bulunmaktadır. Örneğin ISO film hassasiyeti, fotoğraf emülsiyonlarının ışık hassasiyetini ve pozlama gereksinimlerini belirlemektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. istidâriyye) (anatomi). Dönerek ve daire teşkil ederek olan: Hereket-i istidâriyye = Barsakların bu şekildeki hareketi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan). Ahır. Istabl-ı Amire = Padişah ahırı (galat = has ahır). İstabl-ı Amire müdürü = Osmanlı devrinde mîr-Ahûr. Istabl-Amire piyesi = Kapıcıbaşılıktan yukarı ve emîrülümerâlıktan aşağı mülkiye rütbesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sırma tellerle süslü kalın bir cins ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devriden masdar). 1. Dönme, dolaşma, devretme. 2. Yuvarlak, dairemsi veya daire gibi olma, bu şekli alma: İstidâre-i kamer (ayin dolunay hâline gelmesi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «kutb» dan masdar) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). (coğrafya) Istiktâb-ı zıyâ = Güneş ışınlarının yedi renge bölündükten sonra bir noktada toplanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Paylama, Ar. tekdir, tâzîr, tevbîh, azarlama, tersleme: Itâb etmek; itâba uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عتاب] azarlama, paylama, çıkışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Jâleli, kırağılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarme. constabulary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarme. police soldier. gendarmerie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gendarmerie. police soldier. gendarme. the corps of gendarmes. constable. county constabulary. county police. rural police. rural policeman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. gendarme). Belediye sınırları dışında kalan yerlerin asayişini sağlamakla görevli asker sınıfı, candarma, Osm. zabtiyye: Jandarma askeri, idaresi, kumandanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the duty of a gendarme. policing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerli Hint subayı; Hintli baş hizmetçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paslı, kirli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (Arapça miktar demek olan «kadr»den). 1. Miktar ve sayı bildirir: İstediği kadar; istediği miktar ve derecede; yetecek kadar yemek; oturacak yer. 2. Yaklaşma ve tahmin bildirir: Onlar yirmi kadar idiler; bin kadar tuğla lâzım. 3. Son, netice bildirir: Sabaha kadar, ne vakte kadar? Bir iki seneye kadar. İşaret isimleri ve «ne» kelimesiyle mürekkep kelimeler teşkil eder; O kadar, bu kadar, şu kadar: Ne kadar = Kaç, ne miktarda? Şu kadar ki, şu kadar var ki = Şu farkla kî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as much as. as far as. so. as much as. up to. until. till. inasmuch as. so long as. until. till. pending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as. as big as. as much as. until. till. by. up to. to. as far as. about. or so. something like. amount. degre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as much as. as many as. up to. by. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kafa-dârân). Birine uyan, arkası sıra giden, tâbî, peyk, gayret-keş: O falânın kafadârıdır; kendisi gibi birtakım kafadarları vardır. 2. Arkadaş, refik, dost, yardak (başlıca kötüleme, küçümseme veya takdir makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddy. bud. buddy buddy. buddy-buddy. crony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddy. intimate friend. chum. crony. intimate. like-minded. congenial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred spirit. like-minded. after one's own heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyma, peyklik, gayretkeşlik, yardaklık: Kendisine kafadarlık edecek birtakım eksik akıllılar bulmuş. 2. Arkadaşlık, yoldaşlık, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pezevenk. 2. Namussuz, yalancı, şaklaban, şarlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pezevenklik, kurumsaklık. 2. Namussuzluk, yalancılık, şaklabanlık, şarlatanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kal’a muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. administrative regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sepet ve hasır örmeye yarayan ince bir cins saz, sepetçi söğüdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kandarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kârdârân). İş tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kârdâr). İş tutanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kasada vazifeli şahıs, kasayı yöneten adam, kasa memuru.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. catabolism.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. catabolisme

biy. yadımlama

Canlı protoplazmayı yapan büyük ve karmaşık yapılı moleküllerin enerji çıkararak yanması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long. shallow. oval dish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elite. socialite. upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Tabiatı, karakteri ters olan, aksi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabıları muhafaza eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Eğri tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yay tutan, yay tutucu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı devrinde bir büyük adamın parasını idare eden, gerekli yerlere sarfeden adam, vekilharç 2. Eskiden kalem Amirinin yamağı ki, evrak kesesini saklardı. 3. Eskiden hamal bölüklerinde her günkü kazancı toplayan adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da evde imal edilen pamuklu kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİN-DAR) (i. F.). 1. Gizli düşmanlık besleyen: Pek kindar adamdır. 2. Öç almaya susamış insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vindictive. rancorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کيندار] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ölçülü davranış, soğukkanlılık.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کتاب] kitap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), fâşağıda geçen «kitâbet» ile aynı mânâda olduğu halde, Türkçe’de başka mânâ almıştır). 1. Umumî bir binanın kapısı üzerine, mezar taşına ve bu gibi başka yerlere yazılan ve kazdırılan yazı, yazıt: Kitâbesi okunmayacak kadar bozulmuş. Kitâbe-i seng-i mezar = Mezar taşı yazıtı. 2. Top falyesinin çevresinde ve buna benzer yerlerdeki kabartma. 3. Bir kitabın başına yazılan isim ve unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inscription. tablet. epitaph yazıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph. inscription. marble. superscription. tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کتابه] mezar taşı yazısı. 2.yazıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitâbesi olan mezar, Abide vs. 2. Şekiller ve çiçeklerle nakışlı: Kitâbeli tavan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yazma, yazı, yazma san’atı: Kırâat (okuma) ve kitâbet (yazma) herkes için lâzımdır. 2. Kâtiplik, nesir yazmak, kaleme almak işi ve iktidarı: Kitâbet öğrenmek; iyi kitâbetl vardır; kitâbet hocası. 3. Kâtiplik: İdare meclisi kitâbesinde bulunuyor. Meclis başkitâbeti = Başkâtipliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kitapçı dükkânı, kitap satılan yer, kitaphane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookshop. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتابخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kitâbiyye). 1. Kitaba ait, bir kitapda yazılı olan. 2. Kutsal kitaplardan birine tâbî olan. 3. Önemli birinin kitaplarını idareye memur adam, kitapçı, Osm. hâfız-ı kütüb. Kltâbî-İ hazret-i şehriyâri = Padişahın başkitapçısı. Ser-kitâbi = Kitapçıbaşı. 4. Hind ve Şam’ın eski bir cins nakışlı kumaşı: Hind kitâbîsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookish. book learned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİTABİYYAT) (i.). Bibliyografi, bibliyografya, kitap bilgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağaçların iç kabuğu, kâğıt yapılan öz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قيمتدار] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıbrıs’ın meşhur bir cins kıymetli şarabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashtray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ash tray / pan. ash-tray. ash tray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. ) (m. kâtib). Kâtipler, yazıcılar, bk. Kâtip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کتاب] kâtipler, yazıcılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) matemli, keder ifade eden; ağlanacak, ağlatır, acıklı; esef edilecek. lamentably (z.) ağlanacak halde, acınacak halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) hakkak, oymacı, kıymetli taş kesicisi, cevahirci; (s.) kıymetli taş kesme sanatına ait; taşlara ait; özlü; yazıta elverişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’ya benzetilerek yapılmış galat tâbir). Lekelenmiş, ayıplı, namus ve şöhretine halel gelmiş: Ömründe hiç lekedâr olmamış bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لکه دار] lekeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعه] fizik ötesi, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعيه] metafizik, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Tabiat üstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local administration. local government. local administrative. municipal / local / city administration. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local administration. local government. local administrative. municipal / local / city administration. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahsul, ürün veren, verimli, bereketli: Orası mahsûl-dâr yerdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهتاب] mehtap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan). Terzi kalfası, büyük terzihanelerde elbiseyi biçen uste, makasçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Servet sahibi, zengin: Mâldâr bir tacir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenginlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). «Manti» denilen makaranın küçüğü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (eski) çin'de askeri veya mülki yüksek memur; mandalina, bot. Citrus reticulata; mandalina rengi; manda lina liköru; b.h. eskiden çin'in resmi dili olan bir Kuzey çin lehçesi mandarin. duck çin ördeği, zool. Aix galericulata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mânâlı, mânâsı güzel ve ehemmiyetli: Mânt-dâr bir söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. meaningful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

significant. meaningful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [معنی دار] anlamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mansıp ve görevde bulunan adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منصبدار] makam sahibi devlet memuru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .satılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sudûr» dan im.) (c. masâdır). 1. Bir şeyin ortaya çıktığı yar, kaynak, başlangıç: Bütün bu hallerin masderı odur. 2. edebiyat (gramerde) Fiilin zaman göstermeyen şekli: Gelmek, gitmek, yazmak gibi. Masdar-ı mtmî = Arapça’da başında «m» harfi bulunan masdar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصدر] çıkış yeri, kaynak. 2.masdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. masdariyye). Masdara ait: Edât-ı masdariyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mastariyye» den galat, mastar = yeni şarap). Vaktiyle içki vs. den ayrıca alınan resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Eskiden masdariyye (ve doğrusu mastariyye) denilen resmi tahsil eden memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Masdarın ifade ettiği mânâ: :«mek-mak» masdariyyet edâtıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Kapının İki tarafında oturmaya mahsus sed, peyke, divan şiirinde meyhane sırası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصطبه] meyhane. 2.sedir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماتمدار] yaslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مایه دار] mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den im.). 1. Çevresinde dönülen nokta. 2. mec. Dayanma noktası, sebep, vesile, vasıta: Geçinmeye medâr olan maaş. 3. (astronomi) Bir gezegenin güneşin çevresinde dönerken çizdiği daire, Ar. mahrek, Fr. orbite: Medâr-ı Zuhâl. 4. (coğrafya) Ekvator’un iki tarafında olan hayâli daire ki, güneş onların hizasına kadar varıp geri döner, Fr. tropique: Medâr-ı Seretân, Seretân medarı = Ekvator’un kuzeyindeki daire: Yengeç dönencesi. Medâr-ı Cediy, Cediy medarı = Ekvator’un güneyinde olan: Oğlak dönencesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدار] yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Dayanak. 2.Dönence. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medrec). Medrecler, yollar, (bk.) Medrec.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدارج] merdivenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medrese). Medreseler, (bk.) Medrese.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدارس] medreseler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مدخلدار] parmağı olan, müdahale etmiş olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهتاب] mehtap, ay ışığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk şiir ve musikisinde mehtaptan bahseden veya mehtap vesilesiyle yazılıp bestelenmiş eser ki, ekseriya kasîde veya medhiye şeklindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış kelime). Ay aydınlığında oturmaya mahsus üstü açık kameriye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. metabolizma metabol'ic s. metabolik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Besinlerin vücutta çeşitli değişikliklere uğramasına «metabolizma» denir. Besinlerin vücudumuzda türlü şekillere ayrılıp çözülmesi, bunlardan faydalanmamız, sonunda kalan artıkların dışarıya atılması hep birer metabolizma işidir. İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda, bitkilerde de metabolizma hayatın temelini teşkil eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yemiş veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meşveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Misafir kabûl eden; bir misafirin konduğu evin sahibi: Mihmândârımız bize çok ikrem etti. 2. Kendisine bir misafir verilmjş veya bir misafiri ağırlamaya memur edilmiş adam: Kendisi prensin mihmân-dârı idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihmandarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

host or hostess (who looks after an important foreign guest for the governm. courier. host.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evinde misafir bulunan ve bir misafir kabOl etmiş adamın hâli: Bize beş gün mihmandarlık etti. 2. Bir resmî misafiri ağırlamaya memur olma: Filân prense mihmandarlık etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Miktar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقدار] miktar. 2.değer. 3.derece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mülk sahibi, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hükümdara ait, şâhâne: Cânib-i Alî-i milk-dârîye. 2. Hâkimiyet, hükümet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منتدار] minnet altında kalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinden gördüğü iyiliğe karşı mahcup ve müteşekkir bulunan, minnet altında kalmış: Bu iyiliğinizden dolayı size ömrüm oldukça minnettar olacağım; beni minnettar buyurdunuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meyvalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müdârât» dan). Kin ve düşmanlığı gizleyip dıştan dostluk gösterme, iyi muamele, yüzüne gülme: Düşmanlara müdârâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dery» den masdar). (bk.) Müdârâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb»dan) (c. mudârebât). 1. Dövüşme, vuruşma: Münakaşa mudârebe ile neticelendi. 2. Bir taraftan sermaye, diğer taraftan emek konmak üzere akdoluran şirket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ders» den masdar). Birbirine ders verme, ders alıp verme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den imef.) (mü. muhâtaba). Kendisine söz söylenilen: Kendisi muhâtab olacak adam değildir, (i. A. gramer). Fiil çekiminde ikinci şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den) (c. muhatabât). Birbirine hitab etme, birbirine söz söyleme, mükâleme, konuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyüğün veya bir resmî dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek vazifesiyle görevli kâtip: Sadâret mühürdârı. 2. Hususî kâtip: Vali paşanın mühürdârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir büyük devlet adamının veya resmi bir dairenin mühürünü taşıyıp evrakı mühürlemek görevi, mühürdâr sıfat ve memuriyeti: Seraskerlik mühürdârlığı. 2. Eskiden hususî kâtiplik: Bazı vezirlere mühürdârlık etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civilian administration. public administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «murdar» dan galat), (bk.) Murdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «tab’»dan imef.) (mü. muntabîa). 1. Tabiatta olan, yaratılıştan. 2. Basılmış, damgalanmış, matbû. 3. Tab’a uygun, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan imef. (mü. muntabihe). Tabholunmuş, pişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan if) (mü. muntabıka). 1. Uygun, muvafık, tamamiyle birbirine uyan. 2. (matematik, geometride) Birbiri üzerine konulduğu takdirde tamamiyle uygun gelen ve biri diğerinden fazla veya eksik gelmeyen iki çizgi veya şeklin her biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منطبق] uygun, uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MURDAR) Pis: Murdar iş, murdar adam. Murdar ağacı = Kurtbaharı biçiminden bir ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pisletmek. Münasebetsiz bir yere pislemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pislik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebd» dan |f.). Osm. İstib’Ad eden, kul edinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tayyib» den imef.) (mü. müstetâbe). İyi, güzel, makbûl Alâ: Kitâb-ı müstetâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan masdar) (Arapça terkiplerde: mutâbaka). T. Uygunluk, muvafakat, birbirini tutar halde olma. 2. (gramer) Fiil ile fail veya sıfat ile sıfatlananlar arasında dişilik, erkeklik, sayı vesairece uygunluk: Sıfat ile mevsuf arasında mutabakat şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. agreement. agreement uyuşma. anlaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum of understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaltaklanarak, yaltaklanmakla olan, tabasbusla: Mutabasbısane yanına vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü mutabassıre). Dikkatle bakan, düşünen, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikkatle bakarak, düşünerek: Mutabassırâne davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabasbus» tan if.) (mü. mutabasbısa). Yaltaklanan, köpek gibi tabasbus eden: Mutabasbıs bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan if.) (mü. mutaabıka). 1. Birbirine uyan, uygun: Hâlimize mutâbık bir ev. Mutabık olmak, gelmek = Uymak. 2. (gramer) Dişilik, erkeklik, sayı vs.’ce birbirine benzer ve uygun olan: Sıfat mevsufa mutâbık olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreeable. concurrent. corresponding. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in agreement. agreeable. concordant. concurrent. conformable. consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطابق] uyan, uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agree. to consent to sth. to give one's consent to sth. accord. concur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişebilir, değişken; dönek, kararsız. mutability i. değişebilme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hekim taslağı. Hekimlik taslayan, yalancı doktor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mutatabbib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tıbk» dan if.) (mü. mutatâbıka). Birbirine uyan, uygun, mutabık: Evrâk-ı mutatâbıka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» ten if.) (mü. mütedârike). 1. Yetişip ulaşan. 2. (edebiyat) Arûz’da mütefâilün vezni: Bahr-i Mütedârik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mutatabbib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teb» den İf.) (mü. mütetâba). Birbiri ardınca gelen, müteâkıb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbiri ardınca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muytaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضطرب] ızdıraplı, acı çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ızdırap vermek, üzmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهردار] özel kalem müdürü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستبعد] uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sebatsız, kararsız, geçici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nazar, nazâret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. nâmdârân). Meşhur, namlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şöhret, nam almışlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نامبردار] ünlü, sanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نامدار] ünlü, namlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Namlı, ünlü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAm-dârî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناپایدار] kalıcı olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ne.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Dispne denilen nefes darlığı önemli bir hastalığın belirtisi olabilir. Spor yaptıktan, koştuktan veya yorucu bir iş yaptıktan sonra nefes darlığı normal sayılabilir. Ancak ortada neden yokken nefes darlığından şikayet etmek mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü kansızlık, kalp hastalıkları, mide hastalıkları, bronşit, tiroid bezinin büyümesi, akciğer hastalıkları, zatürree, astım, zehirlenme, şişmanlık, nefes darlığına neden olabilir. Nefes darlığından şikayet edenlerin sigarayı kesinlikle bırakmaları, ağır yemekleri de terk etmeleri gerekir. Önemli bir hastalıktan kaynaklanmayan nefes darlığını tedavi etmek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ispanak, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya yarım kilogram temizlenmiş ıspanak konur. Haşlandıktan sonra süzülür. Ispanağın tamamı yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyspnea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nemli, rutubetli,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nemli, rutubetli, yaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Artan, büyüyen, gelişen. 2. Faydalı, fayda ve faiz veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Artan, büyüyen, gelişen. 2. Faydalı, fayda ve faiz veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Neşveli, sarhoşçasına neş’eli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [نشوه دار] neşeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigeh-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Himaye eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hareketi hoşa giden, beğenilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kargı ile silâhlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dikkate değer; belli; tanınmış; hatırlanacak, unutulmaz; i tanınmış kimse, şöhretli kimse; (çoğ.) itibarlılar, ileri gelenler, kodamanlar, ekâbir. notabil'ity (i.) şöhret; şöhretli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Görünen, görünen, görünücü. 2. Örnek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sifir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. so. such. that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reading book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). O kadar, o miktarda, o derecede: Ol kadar yağmur yağdı ki, oluklar almadı, ol kadar yalvardığını hâlde dinlemedi (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عرفی اداره] sıkıyönetim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. A. T.) (musiki). Orkestra yönetme san’at ve ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun ise cilt kanserinde artışa neden olacağı hesaplanmaktadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lezzetli, damak lezzeti veren; makbul, hoşa giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money restrictiveness. pressure for money. money squeeze. monetary difficulties / scarcity. scarcity of money. want of money. shortness of money. lack of money. monetary difficulties. monetary scarcity. money tightness. pecuniary difficulty / embarrassmen

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money restrictiveness. pressure for money. money squeeze. monetary difficulties / scarcity. scarcity of money. want of money. shortness of money. lack of money. monetary difficulties. monetary scarcity. money tightness. pecuniary difficulty / embarrassmen

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ pây = ayak; dâşten = tutmak). İyice yerleşmiş, sürekli, sâbit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایدار] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerleşme, süreklilik, sebat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enduring. lasting. permanent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پایدار] kalıcı, sağlam, sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Saygın, rütbeli. 2.Sağlam, sürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAy-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. perde, dâşten = tutmak). Eskiden bir büyük zâtın kapısında bekleyen ve girme izni olanlara perdeyi kaldıran kapıcı; perdeci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرده دار] kapı görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Atılma, sıçrama. 2. Atılmak için alınan hız, birkaç adım geriden koşarak alınan hız: Pertâb almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sanma, zan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. piş = ön; dâşten = tutmak) (askerlik). Öncü, öncü kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيشدار] öncü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zifiri karanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. taşınabilir, nakli mümkün, portatif; i. taşınabilir şey, portatif eşya. portabil'ity i. ta şınabilme, nakledilebilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. içilebilir; i., çoğ. meşrubat, içecek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takdim olunabilir, sunulabilir; düzgün görünüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kârlı, kazançlı, faydalı. profitabil'ity i. kazançlılık, fayda. profitably z. kazançla, menfaatle, karlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şüphe, tereddüt, hayret, şaşkınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aktarma yolu ile söylenebilir, aktarılabilir. quotabil'ity i. aktarmaya uygun olma. quotably z. aktarılacak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رابطه دار] bağlantılı, ilintili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Elektromanyetik dalgalar yardımıyla çok uzaklardaki şeyleri gösteren cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

measuring instrument in which the echo of a pulse of microwave radiation is used to detect and locate distant objects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument used to detect precipitation by measuring the strength of the electromagnetic signal reflected back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for RAdio Detection And Ranging An electronic instrument used to detect distant objects and measure their range by how they scatter or reflect radio energy Precipitation and clouds are detected by measuring the strength of the electromagnetic sign

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Radio Detection And Ranging system used to detect the presence and location of objects by the transmission and return of an electromagnetic signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Radio Detection and Ranging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term coined from the phrase 'Radio Detecting and Ranging ' It is based on the principle that ultra-high frequency radio waves travel at a precise speed and are reflected from objects they strike It is used to determine an object's direction and distance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An acronym for radio range and detecting A radio detection device that uses pulses of microwave-length energy to provide range, azimuth, and/or elevation data of objects. a system using beamed and reflected radio-frequency radiation, usually microwave, to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Radio Detection And Ranging. radio detecting and ranging; a device used to detect and determine the range to distant objects or atmospheric discontinuities by measuring the time for the echo of a radio wave to return from it and the direction from which i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that detects distant objects and determines their position, velocity, and other characteristics by analysis of very high frequency radio waves reflected from their surfaces Since the introduction of radar during the Second World War, radar counte

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic device using high frequency radio waves to detect objects and display their positions on a monitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for RAdio Detection And Ranging An electronic instrument used to detect distant objects and measure their range by how they scatter or reflect radio energy Precipitation and clouds are detected by measuring the strength of the electromagnetic sign

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

By emitting high frequency radio waves and measuring where and how fast they were reflected, a radar instrument can measure things like distance, direction, speed, etc A radar instrument can 'see' objects in the dark as well as penetrate cloud cover. - an

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument for determining the distance and direction to an object by measuring the time needed for radio signals to travel from the instrument to the object and back, and by measuring the angle through which the instrument's antenna has traveled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

RADAR stands for RAdio Detecting And Ranging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Radio detection and ranging. a system that locates distant objects by sending out radio waves and detecting them when they bounce back off the objects.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Radio Detection and Ranging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Radio Detecting and Ranging; a device which transmits a microwave pulse, and calculates the distance, direction, and speed of an object from the returned pulse reflected by the object. A system or device which uses transmitted and reflected radio waves to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

System using pulsed radio waves to detect the position of objects by measuring the time a single pulse takes to reach the object and be reflected back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The technique of transmitting radio waves to an object and then detecting the radiation that the object reflects back to the transmitter; used to measure the distance to, and motion of, a target object. measuring instrument in which the echo of a pulse of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radar , radio detection and ranging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aksettirdiği radyo ışınlarıyle bir cismin yerini ve şeklini tespit eden aygıt, radyolokasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radar operator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gedik ve yıkığı olan. 2. mec. Eksiği olan. 3. Ziyana uğramış, zarar görmüş: Bu İşte en çok rahnedâr olan benim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gedik açmak. 2.zarar vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yarılmak, gedik açılmak. 2.bozulmak, zarar görmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rentabilité

ekon. verimlilik

Yatırılmış sermayenin, bir kuruluşun veya bir yatırımın gelir sağlayabilme olanağı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rentability. profitability. profit-earning capacity. remunerativeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Titreyen, ürken, râşeye uğramış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (İng.) vergilendirilebilir; nispi; kıymet biçilir. ratably (z.) kıymete göre; kıymeti nispetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رایحه دار] kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رعشه دار] titrek, titreyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, heybetli; (gen.) alay yiğit, cesur; hürmete lâyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itibara lâyık, muhterem, saygıdeğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hürmete lâyık olma, itibar, saygınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmete lâyık; namuslu; hatırı sayılır, epeyce, hayli; ahlâk veya davranışları iyi; dış görünüşü iyi. spectably z. hürmete lâyık şekilde, namusu ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رونقدار] revnaklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karşl taraf; karşı tarafa dönüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. rikâb = üzengi, Fars. dâşten = tutmak). 1. Üzengi ağası. 2. Has Oda’nın generallerinden biri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rıhtım veya gemi işçisi; ufak tefek işlerle geçinen adam, yanaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit şalgam, bot. Brassica napobrassica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Rüya

Rüya tabiri, rüya türlerinden yalnızca “amaçlı rüyalar” ya da diğer adıyla “haberci rüyalar” grubuna giren, bir mesaj taşıyan rüyalardaki sembolizmi çözme çalışmasına verilen addır. Metapsişik araştırmalar ve rüya laboratuvarlarında sürdürülen araştırmalar, rüyaların bir kısmının psikofizyolojik nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur ki, “alelade rüyalar” da denilen bu rüyalar hiçbir mesaj taşımadıklarından yorumlanmayı da gerektirmez. Dolayısıyla, metapsişik araştırmacılara göre, rüyasındaki sembolizmi çözmek isteyen kişinin öncelikle o rüyasının haberci (amaçlı) bir rüya mı olduğunu, yoksa psikofizyolojik kaynaklı bir rüya mı olduğunu çözmesi gerekmektedir. Bu da her iki rüya grubunun arasındaki temel farklar hakkında bilgilenmekle ve deneyimle olanaklıdır. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

Rüya by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (rûze =oruç, dâşten = tutmak). Oruç tutan, Ar. sâim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “sadr”dan). Sadrda, başta bulunma, öne geçme, başkanlık. 2. Sedâret-i uzmâ, sadrâzam makamı, sadrâzamlrk, imparatorluk devrinde başbakanlık. Sadârete geçmek — Sadrâzam olmak. Sadâret müsteşarı, sadâret mektupçusu (özel kalem müdürü). 3. Rumeli ve Anadolu kadıaskerliği pâyesi ki, fiilen bu iki görevde bulunanlara «sadreyn efendiler» denir ve şeyhülislâmdan sonra gelirlerdi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صدارت] sadrazamlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. sadâret = başkanlık, Fars. penâh = sığınak). Sadrâzamlara verilen bir unvan ve saygı hitâbı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sadârete ve sadrâzama ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صدارت پناه] sadrazam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dallı, budaklı (ağaç). 2. Dallı boynuzu olan (geyik vesaire).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dallı, budaklı ağaç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Salâhiyet sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صلاحيت دار] yetkili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Doğrusu: alemdâr). Sancağı tutan asker.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sandarak ağacı; dağ ardıcı, bot. Callitris quadrivalvis; bu ağacın buhur ve cilâ olarak kullanılan reçinesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صندوقدار] veznedar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayvaz. Bir ko nağın ayak işlerini ve daha çok yemek ve sofrayla alâkalı işlerini gören hizmetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Şa’şaayı, gösterişli, parlak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sâye = gölge, dâşten = tutmak, mâlik olmak). 1. Gölgesi olan, gölge veren. 2. mec. Koruyucu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سایه دار] gölgeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Gölgeli, gölgesi olan, gölge eden. 2.Koruyan, sahip çıkan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ شعشعه دار] gösterişli. 2.parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, tâften = parlamak). Ateşböceği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, zinde = diri, dâşten = tutmak). Geceyi diri tutan, gaflet uygusuyla geçirmeyip ibâdetle canlandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبتاب] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب زنده دار] geceleri ibadet eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ikincil, tali, ikinci derecede olan, ikinci gelen; sonraki; min. evvelce teşekkül etmiş kaya içinde toplanan taş veya maden kabilinden; elek. tali (cereyan); i. murahhas, delege; yardımcı, muavin; kuş kanadının ikinci mafsalındaki tüy; astr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. sekte = zarar, Fars. daşten = taşımak). Zarara uğramış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

durdurmak, sekteye uğratmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سمدار] zehirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ ثمره دار] meyvalı. 2.ürün veren. 3.sonuç veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Askerbaşı, kumandan. Serdir-ı ekrem = Osmanlı devrinde, pâdişâh olmadığı zaman onun yerine kumanda eden başkumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sirdar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سردار] önder. 2.komutan, başkomutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Başkumandan, başbuğ. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden veziri azamlara verilen unvan, serdar-ı ekrem.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serdarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serdar sıfat, unvan ve vazifesi, başkumandanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. (=.). Hudut muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Sermayeli, sermayesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financier. capitalist. investor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

owner or investor of capital. equity owner. magnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرمایه دار] sermaye sahibi, kapitalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serving dish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سوق طبيعی] içgüdü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SEVK-I TABİİ) (i. F.). bk Sevk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dayanıklı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashtray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eski vezirlerin silâhlarını saklayıp idare etmeye memur ağa. 2. Osmanlı sarayında Enderûn’un en büyük Amiri olan orgeneral.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سلاحدار] silahtar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamdeden, şükreden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asker başı, serasker, serdâr, başkumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.). 1. Başkumandanlık. 2. Başkumandanlığa ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. serdar, başkan, kumandan; Mısır'da ordu başkumandanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acele, sür’at, çabukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Acele eden, atılan, koşan, çabuk olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتابان] koşan, seğirten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

koşmak, seğirtmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil administration. civilian authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Fransızca solidariste toplum bilimi "Dayanışmacılıktan yana olan." anlamındaki bu söz için dayanışmacı karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. solidariste

top. b. dayanışmacı

Dayanışmacılıktan yana olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dayanışma, tesanüt, birlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sosyoloji). Bir topluluğun fertleri arasında dayanışma olmasını lüzumlu sayan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Fransızca solidarisme toplum bilimi "Bir topluluğun bütün bireyleri arasında bir dayanışma bulunmasını toplu durumda yaşamanın gereklerinden sayan ve bireycilikle ortaklaşacılık arasında yer alan öğreti." anlamındaki bu söz için dayanışmacılık karşılığı önerilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. solidarisme

top. b. dayanışmacılık

Bir topluluğun bütün bireyleri arasında bir dayanışma bulunmasını toplu durumda yaşamanın gereklerinden sayan ve bireycilikle ortaklaşacılık arasında yer alan öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed, -bing) i. sivri bir aletle yaralamak; bıçak veya hançer saplamak, bıçaklamak, hançerlemek; içine girmek; delmek; i. süngüleme; süngü yarası; söz ile yaralama, kalbini kırma. stab in the back arkadan vurmak. make a stab at teşebbüste bulun

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stable

1. dayanıklı, sağlam, 2. dengeli, 3. düz, 4. oturmuş, 5. kararlı, değişmez

1. Dayanabilen. 2. Dengesi olan. 3. Kıvrımlı olmayan, doğru. 4. Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş. 5. Kararında direnen, kararını değiştirmeyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resilient , robust , sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sabit, durağan; dengeli; tıb.. sıcaklığa dayanır; i. modern heykeltıraşlıkta sabit eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. olduğu yerde sağlam durma; muhkem olma; salamlık; katılık; karar, sebat, temkin; mak. muvazene, denge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisation

ekon. istikrar

Ödemeler dengesinde, istihdamda düzen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sabit kılma veya olma, saptama, tespit etme; istikrar; hav. dengesini sağlama; mak. dengeleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisateur

dengeleyici

Otomobillerde eğikliği veya yaylanma genliğini azaltmak için şasi ve tekerleklere yerleştirilen düzen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisé

istikrarlı

Tutum ve davranışlarında uyum olan (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make stable and keep from fluctuating or put into an equilibrium; 'The drug stabilized her blood pressure'; 'stabilize prices' become stable or more stable; 'The economy stabilized'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or stabilizing means the placing of any bid, or the effecting of any purchase, for the purpose of pegging, fixing, or maintaining the price of a security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Condition to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To become stable or steady. make stable and keep from fluctuating or put into an equilibrium; 'The drug stabilized her blood pressure'; 'stabilize prices'. support or hold steady and make steadfast, with or as if with a brace; 'brace your elbows while wor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. saptamak, tespit etmek, muhkem hale getirmek; istikrar kazandırmak; hav. dengesini sağlamak; mak. dengelemek. stabilizer i. stabilizatör, denge sağlayan kimse veya şey; hav. uçağın dengesini sağlayan cihaz; dengeleyici, pekiştirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravel road. macadam road.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ahır; özel bir ahırın atları ve uşakları; A.B.D. çalışma grubu, ekip; f. ahıra bağlamak ahırda oturmak veya yatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit, bozulmaz, kararlı, kımıldanmaz, sarsılmaz, devrilmez, yıkılmaz; baki, daimi, ölümsüz, zeval bulmaz; azimli, sebatlı. stable equilibrium sabit dengeli olma, muvazene. stableness i. sabitlik, sarsılmazlık. stably z. sabit olarak, bir karar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seyis yamağı, ahırda hizmet eden uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ahır ve ahır malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. standart olarak kabul edilmiş; herkesçe itibar edilen; umumca kabul edilen (dil usulü). standard candle ayar mumu, ölçü olarak kabul edilen ve ayar edilen bir mumun saçtığı ışık. standard deviation istatistikte ortalama ile bunu teşkil eden rakam

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sancak, bayrak, alem; sembol; ileri gelen bir şahsı temsil eden sancak; miyar, ölçü birimi, standart; ayar; para mikyası (altın veya gümüş); ayak, payanda, direk, destek; ağır eşya. standard of living hayat standardı .royal standard kraliyet sanca

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bayraktar, alemdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standardization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standardization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. belirli bir ölçüye uydurmak, standardize etmek, ayarlamak, normalleştirmek. standardization i. ayarlama, normalleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standardize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standardize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Belli bir tip üzere yapılmış veya belli tiplere göre ayrılmış.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. standard

ölçün, ölçünlü

1. Belirli ölçülere, yasaya, kullanıma uygun olan. 2. Örnek veya temel olarak alınabilen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard. canonical. stock. standard. norm. normal. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard. standardized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Standart Tanımlamalı, ekranda 576 Yatay satırdan oluşmuş TV ve video için kullanılan geleneksel formattır

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standardization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to standardize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standardization. standardizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to standardize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to standardize. whip into line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kanuna göre ceza verilebilir; kanunda yeri olan, kanuna uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belirli seviyeden aşağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -daria) ter silmeye mahsus mendil; efsaneye göre çarmıha gerilmeye götürülürken Hazreti İsa'nın terini sildiği ve üzerinde yüzünün resmi kalan mendil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, münasip, yerinde . suitabil'ity, suitableness i. uygunluk. suitably z. uygun bir şekilde, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şûle = lev, Fars. dâşten — tutmak). Alevli, alevlenmiş, parıltılı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilir, tahammül edilebilir; ispat edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorghum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شبهه دار] şüpheli, kuşkulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شعله دار] alevli, şuleli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mühür ve damga vesaire basma. 2. Basılmış gibi olan yaratılış, tabiat, hilkat. 3. Dökme harfler ve başka usullerle kitap ve saire basma. Bit-tabî — Tabiatıyle, tabiî olarak, Ar. tab’an.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat teşkiline girer). 1. Tâkat, kuvvet, mecal. Tâb-iver = Kudreti yeten, muktedir. 2. Parıltı, ışık. 3. Tarâvet, tazelik: Parlayan veya parlatan. Alemtâb = Alemi aydınlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The flap or latchet of a shoe fastened with a string or a buckle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Tag, 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loop for pulling or lifting something.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A border of lace or other material, worn on the inner front edge of ladies' bonnets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose pendent part of a lady's garment; esp., one of a series of pendent squares forming an edge or border. a short strip of material attached to or projecting from something in order to facilitate opening or identifying or handling it; 'pull the tab to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The character generated by hitting the TAB key on the keyboard It usually expands to up to eight spaces upon output.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section of a window which acts like the tabs on file folders Clicking on a tab label bring that portion of the dialog to the front so you can see it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Weather exposure surface of a shingle between the cutouts French Tabbing Method of applying high strength adhesives to shingles for wind resistance French Trimmers A beam that receives the end of a header French Truss A combination of members such as beam

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tab is the key you press to move the insertion point to the next indicated tab stop Word automatically sets tabs every half inch. A masking leg that is mounted at right angles to the front of the stage See 'Portal '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exposed portion of strip shingles defined by cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automated Bonding refers to the method used to package the chip, hence the vernacular for the chip assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for tabloid Refers to any newspaper or section folded to that size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of metal, usually containing the date, used to revalidate a license plate It is usually bolted over a corner, covering the existing date A date strip is an elongated tab, often containing the place name along with the date. a section of a window w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is when a woman chooses to terminate the pregnancy Teratogen - A teratogen is any environmental agent, be it a drug, chemical, infection or pollutant which harms a developing embryo or fetus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automatic Bonding The process where silicon chips are joined to patterned metal traces on polymer tape to form inner leads bonds and subsequently the leads are attached to the next level of the assembly, typically a substrate or board, to form outer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of an asphalt shingle that is outlined by the cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A litho item of one piece metal, similar to an upside-down 'T', worn with the top folded down to reveal the name or names of your candidate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A character used to align lines and columns on the screen or page. portion of strip shingles defined by cut outs or slots so when installed, material appears to be individually applied. a section of a window which acts like the tabs on file folders Clicki

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Constant associated with the key code value for the Tab key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A designation in a program document or Web page similar to the ridge-like projection that divides and identifies sections in a notebook or planner Like the physical tab in a notebook, the onscreen tab in a program application or Web page usually isolates

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tab is a control character In standard use, it causes the text to begin at a predetermined tab stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A key on the keyboard By pressing tab key, a character to be typed, skips some spaces and starts from a fixed position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposed portion of an asphalt shingle between the cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small flag attached to the front edge of a sheet of the text block used for locating and lifting a section. A tag on a skid of printed sheets as a marker for a given number of sheets Skids are tabbed when the binding is of more than one kind and not all s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تاب] güç. 2.sıcaklık. 3.parlaklık. 4.kıvrım. 5.eğen, büken. 6.aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبع] huy. 2.basım, baskı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. brit, askı, elbisede bağlanacak uç; klapa; kayış, şerit, kaytan; kundura bağı ucundaki madeni parça; etiket, yafta; ufak çıkıntı; hav. kanatçık panjuru; kdili hesap; f işaret etmek ear tabs şapka kulaklıkları keep tab, keep tabs on takip etmek,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust. brick-red. tobacco-coloured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir). Tabiplik, hekimlik, doktorluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبابت] doktorluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخت] aşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. etbaak). 1. Yemek vesaire koymaya mahsus az derin ve yayvanca kap. 2. İnce yufka, ince kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «debbâğ» dan). Derileri sepileyip meşin, sahtiyen ve kösele vesaire yapan işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate. dish. serving. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. dish. plate. tanner sepici. tanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate. saucer. dish. course. ovenware. platform. tanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tobacco.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبق] tabak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. debbâğ-hâne). Derileri sepileyip meşin vesaire yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tabakaat). 1. Sıra, birbiri üstüne konan sıraların herbiri, kat, yufka. Tabakaatü’l-arz = Jeoloji. 2. Sınıf, zümre, derece. Tabakaatü’f-şuarl = ŞAir sınıfları, şâir biyografileri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tütün ve sigara kutusu. 2. İnce kat, levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layer. ply. stratum. lamina. coating. coat. sheet. bed. cigarette case. collection. covering. order. rank. sphere. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

class. coat. coating. crust. layer. order. plate. rank. seam. sheet. sphere. stratum. sheet. category. coat. tobacco box. cigarette box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bed. coat. layer. stratum. sheet. category. group or class. film. case. sheeting. coating. lamination. leaf. lamina. ledge. tier. plate. tobacco case. formation. band. course. fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبقه] kat. 2.katman. 3.sınıf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. tabaka). Tabakalar, (bk.) Tabaka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبقات] katlar. 2.katmanlar. 3.sınıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبقة الارض] jeoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük tabak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanyard. tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبق خانه] derilerin sepilendiği yer, tabakhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanning. tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derileri sepilemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tabak koymaya yarayan raf. 2. Tabak kurutmaya yarayan mutfak Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dresser. tanning sepi. sepicilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı «yassı» demektir). 1. Ayağın altı: Çok yürümekten tabanlarım ağrıyor. 2. Kunduranın altını teşkil eden kösele: Bu ayakkabının tabanı sağlam. 3. mec. Dayanma, sebat, direnme, mukavemet: Sizde hiç taban yok mu? 4. Kılıç vesaire namlusu olan iyi demir: Hind, Horasan tabanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban kılıç). 5. Tarla veya dağın yassı ve düz sırt şeklinde olanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban tarla, yer). 6. Herşeyin altına ufkî durumda konan kereste vs., daire: Kiriş tabanı, taban ağacı. 7. Tarlanın toprağını bastırmak için yuvarlanan ağır silindir. 8. Bir nehrin derin olan orta yeri. Taban atmak = Uzunca bir yolu yaya yürümek. Taban inciri = Yassı kuru incir. Ok tabanı = Dam çatısının makas bağı. Taban çekmek = Durmayıp gitmek. Devetabanı = 1. Açık adım. 2. Bir cins bitki. Düztaban = mec. Uğursuz. Taban suyu = Kuvvetli, bol ve sağlam su. Taban tabana = Tamamiyle zıt, büsbütün uyuşmaz şey. Daltaban = Baldırıçıplak takımı. Tabana kuvvet = Hızla yürüyerek kaçmak. Tabanı kaldırmak = Kaçmak, firar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı. Mâh-i tlbln = Parlak ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedrock. sole. girder. base. basement. floor. fundament. sill. substratum. substructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. bed. floor. sole. underside. sole. heel. subsoil. plateau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. cushion. sole. floor. pedestal. foundation. bed. floor. lower limit or base. base. base plane. base line. steel of good quality. bottom. basal. bedding. footing. fundament. underlying. underwork. groundwork. platform. inner botto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابان] parlak, aydınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Minimum Price)

Hisse senetlerinin bir seans içinde işlem görebileceği en düşük fiyattır. Her hisse senedi için fiyat ve fiyat adımı gözönüne alınarak ayrı olarak hesaplanır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Türkçe «taban» ile Farsça «keşîden» masdarından mürekkep yanlış tâbir). Yaya yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Portatif, küçük ateşli silâh. 2. Boya püskürtmede kullanılan tabanca biçiminde Alet. Tabanca boyası = Tabanca İle vurulmuş boya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistol. gun. revolver. colt. equalizer. gat. heater. persuader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. pistol. revolver. rod. paint gun. spray gun. sprayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. pistol. revolver. spray gun. handgun. shooting iron. pea- shooter. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paint designed to be used in a spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebatlı, metanetli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a sole or base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground sill. sole plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Sebat ve metaneti olmayan, sebatsız, korkak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebatsızlık, metanetsizlik, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. argo) «Yayan gitmek» mânâsına kullanılan «tabanvayla gitmek» tâbirinde geçer, tramvaya benzetilerek yapılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geniş kollu veya kolsuz kısa palto; eskiden şövalyelerin zırh üzerine giydikleri armalı cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satenden çizgileri olan mobilyalık ipekli bir kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basbasa» dan) (c. Tabasbusât). Alçakça yalvarma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبصبص] yardakçılık, yaltaklanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yaltaklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tic. mark. Arnavut biberi çok bir çeşit salça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan). Dikkatle bakıp derinliğine varma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تاب آور] dayanıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tabîat). Tabiatlar. (bk.) Tabiat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبایع] tabiatler, huylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan if.). Yemek pişiren adam, aşçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخ] aşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبال] davulcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. sokak kedisi, ev kedisi, tekir kedi; k.dili. dedikoducu kocamış kız; bir çeşit tafta; s. benekli, çizgili; tekir; f. ipekli kumaşa benekli veya çizgili şekil vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) -Işıklı, parlak.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تابدار] kıvrım kıvrım, kıvrık. 2.parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «tayyib» den). Geçmiş zamanın 3. teklik müz. olup aşağıdaki duâ tâbirinde kullanılır: Tâbe serîh = Topreğı temiz olsun!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابه] tava.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Asker ve okulların tayinatları miktarını gösteren cedvel. 2. tfastehanelerde hastanın günlük durumunu gösteren levha. 3. Dükkân ve benzeri yerlere asılan ve ne işle uğraştığını gösteren levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facia. signboard. sign. name plate. plaque. plaquette. shingle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaque. sign. signboard. list of food. card of treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signboard. sign. door plate. name plate. outdoor sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlayan, ışık yayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابنده] parlak, ışık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlayan, ışık veren

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. tabor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük İslâm tarihçilerinden biri.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çadır, hayme; mesken; taşınabilen tapınak; tapmak; den. indirilen direğin Iskaçası; f. barınmak, barındırmak. tabernac'ular s. çadıra benzer. Feast of the Tabernacles kamış bayramı, gül bayramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. müzmin hastalıklarda gittikçe zayıflama; frenginin son safhasında vücut hareketlerindeki intizamsızlık tabes dorsalis omuriliğin zayıflaması. tabetic bu hastalığa ilişkin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solan eriyip zayıflayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Pişirme, kaynatma, yemek pişirme: Bu yemeğin tabhı usûlünü bilmiyorum. 2. İlâç kaynatma, ateşte ilâcın hazırlanması. 3. Tuğla, kiremit ve çini gibi şeylerin fırınlarda pişirilmesi, yakılması: Porselenin tabhı zordur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبخ] pişirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبع خانه] basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tabhiyye). Pişirmeye ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyin pişirilmesi için fırın vesaireye verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tab’» den if.) (mü. tâbia). Basan, tab’eden, matbaacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teb.den lf.) (mü. tâbie) (c. tebaa, tevâbî, tâbiîn). 1. Birinin arkası sıra giden. 2. İtaat eden, birine bağlı olan: Bavyere kıratlığı, Almanya imparatorluğuna tâbî idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject to. subject. dependent. dependant. adjective. subordinate. linked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. subject. sure. surely. dependent. servant. subordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sock with a separation for the big toe; worn with thong sandals by the Japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancillary. subject to. dependent on. contingent on. bound by. national. citizen. subject. vassal state. appurtenant. consequent. incident. subordinate. subordinated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

White sock-like garments worm by monks, nuns, and other seniors for gakki and other special services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Split toed socks worn by senior instructors. a toed sock. a sock with a separation for the big toe; worn with thong sandals by the Japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تابع] uyan, tabi olan. 2.boyun eğen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طابع] kitap basan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involve. subjugate. to be subordinated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİAT) (i. A.) (c. tabâyî). 1. Kâinat: Tabiatın sırlarını anlamaya çalışmak. 2. Kâinat düzeni: Tabiatın icabı 3. 3. Yaradılış, hilkat, karakter, mizaç, cevher: İnsanın tabiatı iyi, kötü olmak. 4. Huy, Adet: Çabuk yürümek tabiatıdır. 5. Merak, zevk, incelik: O adamda tabiat yoktur. Hüsn-i tabîat = Osm. zevk-i selîm. Tabiat etmek, edinmek = Alışmak, Adet etmek. Tabiat sahibi, ehl-i tabîat = Anlayış, incelik sahibi. Tabiatiyie = Kendiliğinden, zaten (Ar. terkiplerde «tabîa» şeklinde geçer): MSverl’ö’t-tabîa, mâfevku’t-tabîa = Tabiat ötesi. Ar. M£taphysique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nature. character. pan. kidney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nature. temper. temperament. character. disposition. habit. natural quality. caharacter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. nature. the natural world. natural character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبيعت] doğa. 2.huy, yaratılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naturally. by its very nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zevk sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzeli çirkinden ayıramıyan, zevksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. ill-tempered. sb who lacks good taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-temperedness. lack of good taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİB) (i. A. «tıbb» dan) (mü. tabibe) (c. etibbâ). Hekim, tıp doktoru. Ser-tabib, ser-etibbâ = Başhekim, eskiden: hekimbaşı. Tabîb-i seyyar = Eskiden köyden köye gezip hastalara bakan hekim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيب] doktor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tabipler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبيبان] doktorlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tâbiha) (tabh’dan if.). 1. Pişiren, yemek pişiren, aşçı («Tabbâh» daha çok kullanılır.) 2. (tıb) Yakıcı, ateş getiren, yakan. Ar. muhrik Hummiy-ı tâbih = Ateşli sıtma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİİ) (i. A.) (mü. tabîİyye). Tabiata ait. Târîh-i tabî! = Zooloji, botanik, mineroloji ve jeoloji. Hikmet-i tabîİyye — Kimya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rather. sure. natural doğal. naturally. of course. certainly!. of course!. definitely. be my guest!. natural. normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural. unaffected. customary. habitual. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبيعی] doğal. 2.doğal olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jus naturale. natural law. law of nature. the law of nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Peygamberimiz’in ashâbından biriyle görüşebilen kimse: Tâbiîn-i klrâmdandır. Teba-I tâbiîn = TAbiİnden biriyle görüşebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyrukluk, tâbî olma, bağlı olma, bağımlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship. dependance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Fizik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيعيات] doğa bilimleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tabiat bilgisi, bioloji. 2. Natüralizm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تابعيت] uyruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c ). Tabiî ilimlerle uğraşan bilginler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيعيون] natüralistler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. table d’hôte

seçmesiz yemek

Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen birkaç kap yemek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physician. doctor. physician hekim. doktor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctor. physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a medical doctor. office of a government doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİR) (i. A. «ubûr» dan) (c. tâbîrât). 1. ifade, beyan: Bunu nasıl tâbir ederler? 2. Bir mânâ ifade eden söz, cümle, terkip, fıkra: Güzel bir tâbir kullandı. 3. Istılah, terim: Tâbîrât-ı fenniyye. 4. Düş yorma, rüya tefsiri: Rüyayı tâbir ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. phrase. word. locution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word. expression. phrase. idiom. interpretation. oneiromancy. term. interpretation of a dream or vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. idiom. term. interpretation. locution. parlance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعبير] yorumlama. 2.terim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rüya tâbirlerine dair kitap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعبيرات] yorumlar. 2.terimler. 3.deyişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rüya tâbir eden, Ar. muabbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Parlama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابش] parlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaz, Ar. sayf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابستان] yaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابستانی] yazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. askerlik). Askeri yerli yerine koyup hazırlama, tertip etme, taktik («tabya» bu kelimeden galattır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yerli yerine koyup hazırlama, düzenleme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tabur’un aslıdır ki, eski Türkçe’de dört yandan dizilip istihkâm şeklini almış ve araları zencirle bağlanmış arabalardır, (bk.) Tabur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Davul. 2. (anatomi) Kulakta sesi aksettiren zar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبل] davul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tabi = davul, Fars. bâhten = oynamak). Davul çalan, davulcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.) (musiki). Türk askerî mızıkası, mehter-hâne, mehter takımı ve teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tabi = davul, Fars. zeden = vurmak). Davul çalan, davul vuran, davulcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça’dan alınma). 1. Tepsi şeklinde tahta veya madenden levha ki, satıcılar, sattıkları ufak tefek şeyleri onun içine koyup başlarında veya ellerinde gezdirirler: Simitçi, kestaneci tablası. 2. Bir sofra yemeklerini içine alan sahanları koyup bez ve örtü ile sardıktan sonra başta taşınan tahtadan daire şeklinde sini: Yemek tablası. 3. Bir tablaya konan ve birden götürülen yemeklerin miktarı: O aşçı günde beş tabla yemek çıkarıyor. 4. Mangal ve ona benzer şeylerin altına konan sini gibi daire şeklinde şey: Mangal tablası. 5. Sigara külünü dökmeye mahsus küçük tabak: Sigare, çubuk tablası. 6. Terazi gözü ve ona benzer şey: Terazi tablası. 7. Bazı şeylerin üstündeki düz yer: Direk tablası, çadır tablası. 8. Pafta, kurs. 9. (denizcilik) Makaranın yan yüzü. 10. Fesin tepesi. Tablalı fes = Tepesi geniş olan fes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray. table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray. circular tray. ashtray. flat surface. ash tray. flat disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platform. circular wooden tray. ashtray. disclike object. metal pan under a stove. pan. plate. disc. panel. table. disk. pane. copying. trestle. board. scuttle. pallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of two small tuned drums used in North Indian music The left hand plays the larger of the two drums, the 'Bayan', which has a lower pitch After striking the drum with the tips of the fingers, the note is 'bent' up by pressing down with the heel of t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pair of hand drums used in Indian music, that are tuned to the main tones of the Raga A virtuoso performer can draw a seemingly limitless variety of timbre and pitch from the tabla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tabla are a pair of drums used in North Indian music The sitting player strikes the conical right-hand drum and the kettle shaped left-hand drum with his fingers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Eskiden büyük dairelerde yemek tablalarını kaldırıp yerlerine götüren ve boş kapları veren hizmetkâr: Mutfak tablakârları. 2. Mağazalardan ufak tefek eşya alıp tabla ile gezdirerek sokaklarda satan satıcı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., güz. san. resim; müz. tablatura; anat. kafatası kemik tabakalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen belirli çeşitlerden ibaret bir öğün yemek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. masa; sofra, sofraya konan yemek; sofraya oturanların hepsi; düz tepe; özet, hulâsa; tablo, cetvel, çizelge; tablet, yazılı taş; f. masaya koymak; tehir etmek; nad listeye geçirmek; ing (tasarıyı) müzakereye sunmak. table linen sofra örtüsü il

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ((çoğ.) s, leaux) resim. tableau vivant tablo, canlı tablo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra bezi, sofra örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. tabldot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plato, yayla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. servis kaşığı; yemek kaşığı, çorba kaşığı; yarım (ounce'lık) miktar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Yassı, tekerlek biçimli şey: İlâç tableti 2. Arkeolojik kazılarla meydana çıkarılan pişmiş çamurdan yapılmış yazılı vesikalara verilen isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet. tabloid. table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small table or flat surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat piece of any material on which to write, paint, draw, or engrave; also, such a piece containing an inscription or a picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, a small picture; a miniature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of pocket memorandum book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flattish cake or piece; as, tablets of arsenic were formerly worn as a preservative against the plague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid kind of electuary or confection, commonly made of dry ingredients with sugar, and usually formed into little flat squares; called also lozenge, and troche, especially when of a round or rounded form. a small flat compressed cake of some substance;

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet. table. tabloid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a slab of stone or wood suitable for bearing an inscription. a number of sheets of paper fastened together along one edge. a small flat compressed cake of some substance; 'a tablet of soap'. a dose of medicine in the form of a small pellet. A hardware dev

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Logical concept that represents the digitizer device in the Tablet PC platform APIs Holds the permanent properties that describe a digitizer attached to the system, such as hardware capabilities and property metrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small digitizer used for interactive work on a graphics workstation Tape drive A device for reading and writing computer files on magnetic tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small digitizer used for interactive work on a graphics workstation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An input device that uses a stylus or specialized mouse to write or draw on the tablet surface to communicate with the computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device serving the same purpose as a staff but being in the shape of a flat disc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A magnetically based drawing pad which senses the location of a puck The puck is used to manually enter points into a data set This method of data entry is the most typical, and though more accurate than on-screen digitizing, it is less accurate than the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small table. 1 A stone or metal plate or bounded surface to carry words, letters, emblems, or carvings 2 A coping stone set flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yazı kâğıdı destesi, bloknot; tablet, levha, kitabe, yazıt; yassı hap, tablet, komprime, sıkıt; parça, kalıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra takımı (çatal, bıçak, kaşık) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (İng.) maden suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Fr.). 1. Çerçevelenmiş resim. 2. mec. Manzara. 3. Birbiriyle olan alâkalarına göre düzenlenerek yazılmış şeylerin bütünü 4. Tiyatro oyunlarında, bir perdenin, değişik dekorla takdim edilen kısmı veya kısımları

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. tableau. chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. scene. table. view. schedule. tableau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. table. tableau. view. panorama. panel. switchboard. panelboard. dashboard. slab. instrument board. chart. tablature. form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. tabloid

küçük gazete

Siyasi ve sosyal meseleleri tek bir haberle veren bir tür gazete.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ufak resimli gazete: b.h. yassı hap, tablet; s. sıkıştırılmış; az ve öz; duygusal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبل زن] davulcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابناک] parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlak.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. tabu olan şey; s. tabu, yasak, dokunulmaz, memnu; f. yasaketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dümbelek; zilli tef; f. dümbelek çalmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak dümbelek; arkasız iskemle, tabure; elişi için kasnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümbelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan). İnsanın anlayışını arttıran kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. sosyoloji) (Polinezya dilinden). Var olduğu sanılan mukaddes hususiyetlerinden dolayı dokunulamayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo. tabu. taboo. tabu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a prejudice that prohibits the use or mention of something because of its sacred nature. an inhibition or ban resulting from social custom or emotional aversion. forbidden to profane use especially in South Pacific islands. excluded from use or mention; '

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo , tapu , taboo , tabu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. taboo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. masa şeklindeki, masa gibi düz; cetvel şeklindeki; cetvele göre hesap olunmuş. tabularly z. masa şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. üzerine hiç yazı yazılmamış levha; yeni doğan çocuğun hiç bir eser taşımayan beyni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tabooed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. cetvel haline koymak; s. üstü düz; tabaka halindeki. tabula'tion i. cetvel haline koyma. tabulator i. cetvel haline koyan kimse veya alet: cetvelleyici, tabulatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVULGA) (i.). Kırmızı özlü sert bir ağaçtır ki, sopa yapmakta ve kökü tıpta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: TâPGUR) (i.). 1. Birbirine arkasını vermiş dört diziden mürekkep kare şeklinde asker veya top birliği. Her taraftan düşmana karşı koyup bir istihkâm teşkil eder: Tabur olmak. 2. Bölük’le alay arasındaki birlik ki, binbaşının kumandası altında bulunur: Bir tabur asker, onuncu alayın ikinci taburu. Tabur ağası = Zaptiye binbaşısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion. troop. line. row. file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion. line. row. file. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şifa bularak hastahaneden çıkmış veya çıkması kararlaştırılmış kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharged from a hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharged / dismissed from a hospital. released from jail. person who has been discharged from a hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arkalıksız iskemle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool. footstool. taboret. tabouret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool. footstool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABÜT) (i. A ). 1. Ölü nakline mahsus sandık (tabutun içindeki Ölüye «naaş» denir). 2. Hazret-i MÜsâ’ya inen Avâmir-i Aşere’nin konduğu sandık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bier. casket. coffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffin. bier. burial case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تابوت] tabut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «tlbiye» den), istihkâm parçası, metris, top yeri: Toprak tabya, ay tabya, yarım tabya, ok tabya vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastion. redoubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protected emplacement. bastion. citadel. fort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tab’ = basma, Fars. hâne = ev). Kitap matbaası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiatiyie, tabiî olarak, kendiliğinden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبعا] doğal olarak, tabiatıyla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبعانيه] natüralizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Basmak, (bk.) Tab\

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. tâc = taç, dâşten = tutmak, mâlik olmak). Taç giyen, taç sahibi, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara, taç sahibine lâyık şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hükümdarlık. 2. Tâca, hükümdara ait: İrâde-i hazret-i tâcdârî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تاجدار] taç sahibi, padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تاجدار] taç sahibi, padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Devletin vergilerini veya bir gelir sahibinin gelirlerini toplayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax collector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collector. receiver. tax collector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collector. tax-collector. person who receives / collects money for an organization. cash collector. collecting clerk. outside collector. receiver. taker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تحصيلدار] vergi memuru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahsildar iş ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of one who receives or collects payments. tax collecting. being a tax collector. collecting business. collectorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahtakurusu

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden balcony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahtapûş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طلبدار] alacaklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. taraf, Fars. dâşten = tutmak). Birinin tarafını, bir tarafı tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taraftarlık. TâRAFDARLIK (i. F.). Taraf tutma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طرفدار] yandaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طرفداران] yandaşlar, taraftarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طرفداری] yandaşlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Alamanadan küçük, iki çifte balıkçı kayığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Perişan, dağınık: Dardağan sarık. Daha mübalâğa için «darmadağın» denilir Dardağan darısı = LAnetleme niyetiyle saçılan darı. (bk.) Dardağan, darmadağın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbb» dan masdar). Hekimlik, doktorluk etme, tabâbetle meşgul olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). ı. Balta ile silâhlı asker ve muhafız, baltalı nefer. 2. Teber denilen ve dervişler tarafından kulla nılan ucu hilâl şeklindeki baltayı taşıyan adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تبردار] baltacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «basar» dan). İnsanın gözünü açacak durum, ibret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEDARÜK) (i. A. «derk» ten) (c. tedarükât). Araştırıp bulma, elde edip hazır bulundurma: Kışlık yiyeceğini tedarik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procuration. procurement. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision. supply. preparation. procuring. supplying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procurement. provision. supply. procuring. getting together. accumulation. preparing. preparation. procuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnish. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to procure. to provide. to get. to supply. to obtain. acquire. furnish. indent. purvey. sustain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purveyor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplier. provider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prepare. to make sth ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tedarik etmiş, tedarikte bulunmuş: İnsan seyahat için daima tedarikli davranmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prepared. ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Önceden gereken her şeyi sağlamamış bir hâlde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprepared. unready. lack of foresight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارکات] hazırlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدارک] hazırlama, temin etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sesimiz telefonda ses hızı ile gitmez. Telefonun ağız kısmı denilen mikrofona konuştuğumuzda, ses burada elektrik akımına çevrilir. Karşı tarafın telefonunda tekrar sese çevrilene kadar yolculuğunu elektrik akımı olarak yapar.

Bilindiği gibi elektriğin hızı ışık hızı ile aynıdır. Dolayısıyla ses telefonda ışık hızı ile yol alır. 5 kilometre uzaklıktaki bir arkadaşınızla telefonla konuşurken onun bulunduğu yerde gök gürlerse, şimşeğin ışığının gökgürültüsünden önce gelmesi gibi, gökgürültüsünün telefondaki sesi de havadan gelen sesine göre daha önceden kulağımıza ulaşır.

Ses hızı, deniz seviyesinde, kuru ve sıfır derecedeki havada saniyede 331,4 metredir. Bakır kablo içinde ise saniyede 3500 metre kadardır. Yani sesimiz telefonda ışık hızı ile değil de ses hızı ile gitseydi (ki bu mümkün değildir) 600 kilometre uzaklıktaki bir arkadaşımız konuştuklarımızı telefonda 3 dakika sonra duyabilirdi. Düşünebiliyor musunuz böyle bir konuşma sonunda gelecek telefon faturasını?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(c. iltimâsât). Eşit mertebede bulunan iki kimseden birinin diğerine, başkası için ettiği talep ve rice: Hatıra, iltimasa bakmaz, doğru adamdır. Şimdi, pek resmî olmayan aracılık ve himaye mânâsındadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski Roma hamamlarında orta derecede ısıtılmış soğukluk yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Terakki hassası olan.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tek sebebi var, vakum yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.

Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından ısı iletilemez. Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır. İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz. Termosun içine kahve konulursa ısısı dışarı kaçamayacağı için kahve sıcak kalır, soğuk su koyarsanız dışarıdan içeriye ısı giremeyeceği için su ısınmaz, soğukluğunu muhafaza eder.

Vakumlu yani havasız ortamın izolasyon özelliği, 1643 yılından, Toricelli’nin bugünkü termometrelerin atası olan civalı barometreyi icadından beri biliniyordu. Ne var ki yaratılan vakumu muhafaza edebilecek, aynı zamanda da ısıyı iletmeyecek lastik türü malzemelerden o zamanlar kimsenin haberi yoktu.

Termos başlangıçta kahve veya soğuk suyun sıcaklığını muhafaza etmek için değil, bir laboratuar aleti olarak sıvı ve gazları muhafaza etmek amacı ile tasarlandı. İngiliz fizikçi Sir James Dewar, 1890’lı yıllardaki bu buluşunun patentini hiç bir zaman almadı ve bilimsel kuruluşlara bağışladı.

Dewar’ın Alman asistanı Reinhold Burger bu cihazdaki ticari geleceği iyi gördü ve 1903’de Almanya’da patentini aldı. Hatta ismi için ödüllü bir yarışma dahi açtı. Kazanan isim Yunanca ‘ısı’ anlamına gelen ‘Thermos’ oldu. Bu isim 1970 yılına kadar ticari bir marka olarak kaldı. Sonraları bu tip cihazların genel ismi olarak herkes tarafından kullanılması kabul edildi.

Termosun daha çok tanınmasını ve evlerde yaygın olarak kullanılmasını sağlayanlar kuzey ve güney kutbuna giden kaşifler, Everest’in tepesine çıkan dağcılar ve zeplin yolcuları oldu. Dünyanın bir ucuna giderken bile kahveyi sıcak tutabilen termosa karşı insanların güven duyguları arttı. Termos piknik çantasında unutulmaması gerekenlerin içinde en baştaki yerini aldı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teba’»dan). Fasılasız birbiri ardından gelme, Ar teâkub.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan). Birbirine uygun gelme, uyma, mutabık olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تطابق] uyma, uygun düşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uymak, uygun düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., tîğ = kılıç, dâşten = tutmak, taşımak). Kılıç taşıyan, kılıçla silâhlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tren veya vapur tarifesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Örneğin içindekiler tablosu, tüm numaralar, tüm isimler, çalma süresi, tarihi, veri konumu vsç gibi bilgiler. MiniDisc üzerine yeni bir kayıt yapıldığında, bununla ilgili yeni bilgiler güncellenir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı: doğdarı). Toy denilen iri kuşun büyük cinsi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söz dinler, yumuşak başlı, uysal; kolay işlenir, şekle girer. tractabil'ity, tractableness i. yumuşaklık, uysallık. tractably z. uysallıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.cismen değişirilmesi mümkün transmutability i. değişme kabiliyeti, cismen degiştirilme imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TÜRBE-DAR) (i. A. F ). Türbe muhafız ve hizmetkârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türbedar hizmet ve görevi, bir türbeye bakmaya memur adamın hâli, işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pikapta plağın altındaki döner tabla; demiryollarında vagonları bir hattan diğerine geçiren veya lokomotifin yönünü değiştiren döner platform, döner levha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bazen çocuğa alınan bir uçan balon elinden kaçabilir. Hep beraber havada yükselen balona bakakalınır. Bu balon havada ne kadar yükselecektir acaba?

Uçan balonların doldurma uçları ne kadar iyi bağlanmış olursa olsun, çok az da olsa hava daha doğrusu helyum kaçırırlar. Havadan çok daha hafif helyum gazı ile şişirilen bu balonların ağızlarından kaçırdıklarını eve getirdiğimiz ve tavana yapışıkmış gibi havada duran balonun sabah olunca porsuyup yere inmiş olduğunu görünce anlarız.

Balonun ağzının ideal bir biçimde bağlanmış olduğunu kabul etsek bile havada yükselebileceği mesafe yine de sınırlıdır. Yükseldikçe hava basıncı azaldığından ve balonun iç basıncı dışındakinden daha yüksek kaldığından balon yükseldikçe şişmeye başlar. Sonunda balonun yapıldığı malzemeye, hacmine ve malzemenin kalınlığına bağlı olarak belirli bir yükseklikte patlar.

Küçük uçan balonlar en çok 10 bin metreye, sepetinde insan taşıyan büyük balonlar 30 bin metreye, bilim insanları tarafından içinde ölçüm aletleriyle birlikte yollanan araştırma balonları da 40 bin metreye kadar yükselebilirler.

Balonların belirli yükseklikte dış basıncın azlığına dayanamayıp patlamalarından bazı bilimsel gözlemlerde de faydalanılır. Hava tahmin balonlarına bağlı hava sıcaklığını, basıncını ve nem oranını ölçen aletler vardır. Bu balonlar yaklaşık 30 bin metre yükseklikte patlayacak şekilde yapılmışlardır. Aletler açılan bir paraşütle yere yumuşak iniş yaparlar. Hem üzerlerindeki değerler kaydedilir hem de oldukça pahalı olan bu ölçüm aletlerinin tekrar kullanılabilmeleri sağlanır.

Bu ölçüm aletleri bir tarlanın ortasına, bir ağacın tepesine veya bir vadi yatağına da düşebilirler. Onları bulanların ilgili makamlara götürmeleri artık aletlerin ne olduklarını anlamalarına veya insaflarına kalmıştır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabul edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlatılmaz, anlaşılmaz; mesuliyetsiz, sorumsuz, hesabı verilmeyen; olağanüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, katı kalpli; affetmeyen; kusur bulan. uncharitableness i. affetmezlik. uncharitably z. sevgisizlikle, merhametsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız; rahatsız edici, nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. unutulmaz. unforgettably z unutulmayacak bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağıza zor alınır; nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basılmaya uygun olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karsız, verimsiz; boş, nafile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit veya sağlam olmayan; kararsız, hercai, yeltek, gelgeç, dönek, kaypak; kim. çabuk eriyen veya değişen; değişken. unstableness, unstabil'ity i. sabitsizlik; kararsızlık, döneklik; değişkenlik. unstably z. kararsızca; sabit olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, yakışıksız. unsuitabil'ity, unsuitableness i. uygunsuzluk, yakışık almama. unsuitably z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tercüme edilemez, ,çevrilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mazeretsiz: savunulamaz; affedilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emrinde birkaç usta çalıştıran usta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. headman. headworker. captain. journeyman. master builder. overman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. overseer. supervisor. journeyman. head workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ام الکتاب] Fâtiha sûresi. 2.levhimahfuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Sermaye sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [وامدار] borçlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وظيفه دار] görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Dostluğunda sabit ve sadık olan, dostunu unutmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dostlukta sebat ve devam, vefa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وفادار] vefalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by