Tab’-hane ne demek? | Tab’-hane anlamı nedir? | Tab’-hane

Tab’-hane anlamı nedir?

Tab’-hane ne demek?

Tab’-hane anlamı nedir?

Tab’-hane | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tab hane

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tab’ = basma, Fars. hâne = ev). Kitap matbaası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (Abdest-hâne = Abdest evi). 1. Abdest almaya ve el, yüz yıkamaya mahsus musluklu ve kurnalı yer. 2. Abdest bozacak yer, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدستخانه] tuvalet. 2.abdest alınan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, makbul be acceptable makbule geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sorumlu, mesul; tarif edilebilir, anlatılabilir accountabil ity (i). sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (anat). hokka çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlara ve çevreye uyma yeteneği, intibak kabiliyeti, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a doctor of forensic medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aftâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Güneş, gün ışığı. 2.Çok güzel, dilber, parlak yüz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آفتاب جمال] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş, mec. pek güzel şahıs, pek parlak çehre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şemsiye. 2. Güneşli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I, F.). 1. Güneşe tapan. 2. Nilüfer çiçeği. 3. Ayçiçeği. 4. Kaya keleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel). 2. Sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan (yer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güneş yanaklı (güzel).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Su kabı. (bk.) Sftâve. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابه] ıbrık, su kabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - 1.Su kabı. 2.Güneş biçiminde yapılan mücevh(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابگير] güneş alan, güneş gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابی] güneşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب رو] parlak yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احطاب] odunlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kutb). Kutuplar. (bk.) Kutup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقطاب] kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. taften = parlamak). Cihanı parlatan: Aftâb-ı Alemtâb = Dünyayı aydınlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمتاب] dünyayı aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttom layer. bottom course. substratum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. i. Denizcilik). Alttakinin aşağısında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hastaların ameliyat edildiği oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. theater. theatre. operating theater. operating theatre. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theatre. operating theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. operating theater. operating theatre. operating theater theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abdesthane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir veya birkaç arslanın vesair yırtıcı hayvanların konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup kitchen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشخانه] mutfak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عطا بخش] bahşiş veren, ihsanda bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davul

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atabey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs. 2.Lala. Devlet idaresinde yetki taşıyan naip.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Devlet yönetiminde bir san. Lala.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Selçuklular devrinde şehzadelere mürebbilik eden şahıs, lala.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kinin gibi bir ilâç, atebri n.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ateş gibi hararetli. 2. Ateş gibi yakıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş yanan yer, ocak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekicilik, cezbetme kabiliyeti attractable (s). cezbedilir, cezbedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very learned person. walking dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Galatı: Babullâne). Eskiden Babil şehri gibi fuhuş yeri olan fâhişeler mahalli, fuhuşhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Bahane, vesile, sebep: Falan hususu yakınlık göstermeye bahane ittihaz ettim. 2. Asılsız özür, sahte itizar: İşine devam etmemek için bahane arıyor; ecel geldi baş ağrısı bahane. Bîbahane = Kusursuz, noksansız, özürsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. cover. pretext. allegation. blind. cavil. cloak. cop-out. evasion. guise. peg. plea. pretence. putoff. rise. salvo. shift. stalking-horse. subterfuge. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. shift. stall. subterfuge. put-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. blind excuse. cloak. cop- out. cover. poor excuse. handle. stalking horse. idle pretext. peg. pretense. professed excuse. put off. rationalization. slim evidence. subterfuge. thin excuse. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه] bahane. 2.sebep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه جو] bahaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakkal dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاخانه] tavan arası, çatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Balık saklamaya mahsus büyük depo. 2. Vaktiyle balık avcılığı emininin idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centre for the marketing and taxation of fish. fish market. fishstore. fishhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Yük yeri. 2. Yolcu eşyası indirilecek ve saklanacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Barut imal olunan yer, barut fabrikası 2. Barutun konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunpowder factory. powder magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basma yeri, matbaa. Ar. dâr-üt-tab’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devam eden akılsızları soymaya ve bazan büsbütün mahvetmeye mahsus kumarhane ve fuhuş yeri: Orası Adî bir batakhanedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint. gambling den. den of thieves. den of vice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Eski nezâket dilinde) köle evi, kulunuzun evi yani evim, bizim ev.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده خانه] benim evim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Barhâne). Büyük ve muntazam olmayan konak ve daire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخانه] harap vaziyetteki ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiatiyle, normal olarak: Çocuk iyi beslenmezse bittabi zayıf kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuvvetsiz, kudretsiz, yorgun, bitkin: İki saat koştuktan sonra bîtâb düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tâkatsizlik, halsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastane, Ar. Dar-üş-şifâ, Fars. bîmâristân. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.J.) Bira içmeye mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brewery. beer house. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki sabit durumu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بيتاب] yorgun, takatsiz. bîtâb kalmak bitkin düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيتابانه] bitkince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالطبع] doğal olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boyacı dükkânı veya fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyehouse. dye-works. paint-works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dye works. dyeing plant. dyehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dye-house. dyer's shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coloring book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scullery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. el-Muhit el-Buhari’dir. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(BUZ-HANE) (i.) (Türk çe: Buz, Farsça: Hâne). Yaz için kıştan buz saklanılan veya makine ile buz yapılan yer, buzluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بت خانه] puthane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nezaket ve tevazu tâbiri: Kul ve bendenin yani konuşan şahsın evi, bende-hane, fakir-hâne: Çâkerhâneyi teşrif buyurursanız...

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cam fabrikası, atölyesi, cam imal edilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamaya mahsus yer: Bu evin çamaşırhanesi yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. launderette. coin-op.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

launderette. laundry. wash. washhouse. laundrette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAN-BAZ-HANE) (i. F.). Cambazların temsil verdikleri tiyatro.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). nağmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Cambridge ile ilgili; Cambridge üniversitesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multiplication table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iniş; (tıb). bir hastalığın geçişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). dokularda maddelerin karışımının bozularak daha basit maddeler haline gelmesi, anabolizmin karşıtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). içilmek üzere demli çay satışı yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teahouse. tea- room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birkaç yüz kantar ağırlığında çekiçleri havi fabrika. Çeşitli çekiçl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steelworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). selofan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocketbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket volume. pocketbook. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «cebehâne). 1. Barut vesair yanıcı maddelerin konulup, saklandığı yer: Cephanenin muhafazasına memur. 2. Yanıcı maddeler levazımı: Cephane arabası, cephane sandığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. armoury. magazine. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. depot. ammunition store. magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. ammunition dump. powder magazine. depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayırsever, yardımsever, cömert; merhametli, şefkatli; hayır işleri ile meşgul olan. charitableness (i). hayırseverlik; merhamet, hoşgörürlük charitably (z). cömertçe; hoşgörürlükle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kuş üretmeye yarayan kafesli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cihan = dünya, tâbîden = parlatmak). Alemi parlatan: Aftâb-ı cihân-tâb = Alemi parlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dünyaya bedel kişi, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). rahat, müreffeh; teselli edici, rahatlatıcı; (k).dili yeterli; (i)., A.B.D. yorgan comfortably (z). rahatça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deiştirilebilir; hükümetçe deiştirilmesi veya hafifletilmesi caiz (ceza).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). kraliyet surlarının muhafızı veya valisi; polis; jandarma. Chief Constable (ing). bir vilâyetin polis müdürü. special constable geçici polis memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). polise ait; (i). polis teşkilâtı, zabıta kuvveti; jandarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mat). eş değerleri gösteren cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeref kazandıran, beğenilir, takdir edilir, övülmeye değer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâlet isteyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı çıplak, aşağılık takımından.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب خانه] darphane, para basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARBHANE) (i. F. A. darb = damgalama, F. hâne = ev, yer). Para basılan yer, sikke dökmeye mahsus fabrika, resmî idare (Darphane-i Amire terkibinin müennes olması meşhur galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint. mint for coining moneys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داروخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). soruşturulması gereken, munakaşa edilebilir; şüpheli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Osmanlı devrinde tapu ve kadastro dairesi. Defter-i hakanî, vergi emaneti. Defter-hlne nizırı = Defter-i hakanî emini, vergi nâzırı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, latif, nefis, leziz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Demir işlerinin yapıldığı iş yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction book. schoolbook. textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. ders, F. hâne = ev, yer, mahal). Ders yeri, ders vermeye mahsus salon: Bu mektebin dershaneleri dardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom derslik. sınıf. private teaching institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private establishment preparing students for various exams. schoolroom. classroom. form room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. F.). Rum piskoposunun dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philodendron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir büyük şahsın veya saygı ifadesi olarak hitâb edilen birinin evi, meskeni, konağı: Dün devlet-hânelerine gittimse de kendilerini bulamadım. Yarın devlet-hânede misiniz?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeffaflık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beylik elbise vesairenin dikildiği yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıplanacak haysiyet kırıcı, şerefe halel getirici. discreditably (z). şerefe halel getirecek şekilde, yakışık almaz bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmi müessese halinden çıkarmak, kilisenin devletle olan ilişkisini kesmek. disestablishment (i), resmi müessese halinden çıkarma, kilisenin devletle olan ilişkisini kesme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inkâr edilebilir, itiraz kaldırır, tartışılabilir; şüpheli. disputably (z). tartışılabilecek surette, inkâr edilebilecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itibarsız, kötü şöhreti olan, haysiyetsiz, namussuz, rezil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Odalar arasındaki geniş sofa, sale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DÖKÜM-HANE) (i.). Madenden çeşitli Alet ve eşyalar yapmaya mahsus fabrika. Fr. fonderie: Hurufat dökümhanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry. iron foundry. ironfoundry. smeltery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry. iron foundary. ironworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aile, hânedân, kabile, silsile, soy, sop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayak tabanı düz olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat footed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat-footedness. being ill-omened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهانه] bön bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اجزاخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abdetshane, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yol üzerındekı köprüden geçen demıryolu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companion. handbook. manual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Olağan iş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D. küçük masa, sehpa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. saçaklık, direk üstü tabanı, sütun pervaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. saçaklık, bak. entablature: dört köşeli temelin üzerindeki heykele destek olan taban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tarafsız, bitaraf,adil, insaflı, haktanır; (huk.) adalet ve nısfete uygun; mahkemede müdafaası mümkün. quitableness (i.) insaf, adalet; tarafsızlık. equitably (z.) insafla, adaletle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bıçkı yeri, bıçkıhane, hizar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kurmak, tesis etmek; saptamak, tespit etmek, tayin etmek; yerleştirmek; tanıtmak, kabul ettirmek; (kiliseyi) resmileştirmek. He has established himself in business Ticaret hayatına atıldı. established church hükümet tarafımdan resmen tanınmış olan ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kurum, muessese mağaza, fabrika; belirli bir amaç ile teşkil edilen heyet; kanunen tesis; hukumetin kiliseyi resmen tanıması; tesisat; iş, evlilik veya hayatta güven verici bir durum. the Establishment (toplu olarak) ileri gelenler, slang kodamanlar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sakınılabilir, kaçınılabilir, bertaraf edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kolay heyecanlanır, kolay telâşa kapılır, tahriki kolay. excitabil'ity, excit'ableness (i.) kolay heyecana kapılma; (fizyol.) uyarılma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فاحشه خانه] genelev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. F.) Konuşanın evi (tevazu tâbiri): Fakirhâneye teşrifinizi rica ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home for impoverished old people who are homeless or handicapped. wretched little hole. mean house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فقيرخانه] bendenizin evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açıklıkla, fasahatle, fasih söyleyip yazanlara mahsus tarz ve usulde: Fasîhâne ifâde, fasîhâne ifade etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Fetvâ verilen yer. Eskiden İstanbul’da meşîhat (şeyhülislâmlık) dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فوق الطبيعه] doğa üstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fişek yapılan veya saklanan yer, fişek fabrikası ve mahzeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fotoğraf yeri, fotoğraf çekilen dükkân, atelye, ticaret evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photographer's studio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gazete idarehane ve matbaası (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Havagazı fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasworks. gas board. gas house. gas plant. gas works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Altınla işlenmiş kadın baş örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travelling library.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liable to pay customs duty. dutiable. tariff bound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şer’an gusül abdesti almak üzere yıkanmaya mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) va purlarda sallantıya karşıl kullanılan ciroskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) oturulabilir, ikamete elverişli habitabil'ity, hab'itableness (i.) oturulacak halde olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حبس خانه] hapishane, tutukevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حد طبيعی] normal hal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dökümevi, döküm yapılan fabrika. Osmanlı devrinde tersanenin, döküm işleri yapan bölümü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blooming mill. rolling mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roller mill. rolling mill / plant. drawing mill. tilt. rolling mill. rolling plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Halvet yeri, halvete mahsus hücre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hahambaşının iş gördüğü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinde eserlerin bölündüğü büyük kısımlar. Musiki eserlerimiz çok defa dört hânedir: Peşrevin birinci hânesi, şarkının miyân-hânesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ev, mesken: Bu şehrin kaç hânesi vardır? HAnesi misafirden boş kalmaz. 2. Küçük kısımlara bölünmüş bir şeyin gözcüklerinin beheri: Dama, tavla, kasa hanesi. 3. Rakamların sağdan sola doğru olan sıra ve derecelerinin her biri: Onlar, yüzler, binler hânesi. 4. Diğer bir isme katılarak yer ve mekân gösteren mürekkep isimler yapar: Kütüphane, hastahane, eczahane, tophane, baruthane vs. Yazıhane = 1. Yazı masası. 2. İş yeri. Devlet-hâne = Saygı tâbiri olarak eviniz. Bend-hâne = Tevazu tâbiri olarak evim (kulunuzun evi). Hâne-berdûş — Evi omuzunda, omuzundaki kilimden ibaret, serseri. Hine-harâb = Evi yıkılmış, evsiz, perişan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. dwelling. place. order. digit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place. house ev. konut. household ev halkı. division. section. place basamak. square. house. building. household. compartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. household. division. section. blank. square. place of a digit in decimal notation. residence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An attachment to an enemy stone which diagonally connects to your own piece, already attached to the same stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A diagonal move played in contact with an enemy stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spring. spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خانه] ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâne, ev yıkacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ev yıkıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). «Evi omuzunda»: Yersiz, yurtsuz, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev, hâne, satan, ev tellâlı, ev komisyoncusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev yakıcı, mec. Ailesini düşünmeyen, gözü dışarıda olan kimŞ6-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynastic. heraldic. dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. dynastic family. house. ruling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاندان] sülale, hanedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kökten, asil ve büyük aile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, büyük bir aileye mensûp olma. 2. Kapısı gelene geçene açık olmaklık, misafirperverlik, ikrâm. edicilik, cömertlik: O adamın hanedanlığı meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğruluk, istikamet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hanefiyye). I. Dört Sünnî mezhepten Imâm-ı Azam Ebûhanîfe’nin mezhebine ait: Mezheb-i Hanefî. 2. Imâm-ı Azam’ın mezhebine tâbi veya mensub olan: Fıkh-ı Hanefî. Bu mânâ ile isim de olur: Hanefîler, bütün Müslümanların yarısından fazlasını teşkil ederler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İmamdı Azam Ebu Hanife’nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanefî mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şâzelî tarîkatinden ayrılan bir küçük tarîkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hanefî). Hanefîler, Hanefî mezhebinden olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eve ait, evde yaşar, Ar. beytî, ehlî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خانه خراب] perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Ağız tavanı, damak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hanekiyye anatomi, tıp). Damağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hânesi olan. (bk.) HAne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprising houses. having digits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hanedan, sülâle. 2. Ev halkı ve eşyası: Hânemânım harap oldu. (bk.) HAnmân, hanümân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hânende-gân). Ses san’atkârı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواننده] şarkıcı. 2.okuyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hânende). Hânendeler, ses san’atkârları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânendelik, ses san’atkârlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T. musiki). Ses san’atkârlığı ilmi, Fr. chant.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HABS-HANE, aslı: MâHBÜS-HANE) (i ). Suçluların hapis ve tevkif edildikleri yer: Cezaevi, Ar. mahbes: Hapishâne müdürü, umumi hapishâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jail. prison. gaol. cage. pen. bull pen. can. choky. clink. cooler. coop. institution. nick. penal institution. penitentiary. pound. quod. roundhouse. shop. stir. stockade. tank. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison. goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. jail. goal. big house. cage. chokey. cooler. gaol. hockey. hold. inside. institution. penal institution. jug. limbo. nick. in the nick of time. penitentiary. porridge. prison house. convict prison. stir. tollbooth. wire city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حبس خانه] tutukevi, mahpushane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hekim direktifine göre hastalara bakmayı meslek edinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hastabıkıcının işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASTA-HANE) (i. F ). Hastaların kabûl ve tedavi olunduğu umumî bina, Fars. bîmâr-sitân. Seyyar hastahane = Savaşta kolayca yer değiştirmeye elverişli hafif ve gezici hastahBne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Odun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا بخش] hataları affeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oduncu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حطاب] oduncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hayal kurma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin veya herkesin iyiliğini arzu edene mahsus: Hayrhâhâne fikirler, hayr-hâhâne öğütler. Hayırhahlıkla, birinin veya herkesin iyiliğini isteyerek: Ben size hayr-hâhâne söylüyorum. (bk.) Hayırhah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Helva vesaire pi şirmeye mahsus geniş ve az derin tencere veya kazan. Kuşhanenin büyüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir evde oturanların beheri: Kendisiyle bir sene hem-hâne bulunduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eskiden hendese, mühendis okulu, teknik üniversite. 2. Bayındırlık ve belediye gibi dairelerin mühendislere mahsus şubesi. Mühendis dairesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalıtsal, irsi. hereditabil'ity (i). kalıtsallık, irsi oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). miras yoluyla intikali mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HİTAB) (i. A.). 1. Birine söz söyleme, sözü bir kimseye söyleme, Osm. tevcîh-i kelâm: Bana hitâb ederek söyledi, size hitâb edilmeyen sözü niçin üstünüze alıyorsunuz. 2. Bir topluluğa söylenilen nutuk. 3. (gramer) Fiil ve zamirde ikinci şahıs kullanılması ki, sözü dinleyenden ibarettir. Hitâb-ı izzet = Tanrı tarafından bir adama söz söylenme. Faslılhitâb = Bir kitap veya hutbenin başında besmele ve hamdele ve salavât ile duadan sonra «amma bâde» tâbiriyle mevzua girişme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطاب] konuşma, hitap etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

muhatap alıp konuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nutuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. address. address söylev.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. address. allocution. discourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابه] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yüzüne söyleyerek: Bu sözü bana hitâben söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. as an address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressing. speaking to. addressed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hatiplik, camide hutbe söyleyen hatibin görev ve mesleği: Yeni yapılan camiin hitâbeti kime verildi? 2. Akıcı ve açık şekilde nutuk söyleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhetorical. oratory. declamation. elocution. speaking well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oratory. the art of public speaking. declamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خطابت] hatiplik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuksever, misafirperver; açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır. hospitably z. misa firperverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Humbara yapılan beylik fabrika. 2. Humbaracılar kışlası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap küplerinin veya fıçılarının konduğu yer, meyhâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خم خانه] şarap mahzeni. 2.meyhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İBADET-HANE ) (i. F„ Ar. ibâdet = tapınma, Fars. hâne = ev). Cenâb-ı Hakk’a veya mâbud olduğuna inanılan bir ilâha ibâdet etmeye ve tapınmaya mahsus bina, mâbed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temple. house of God. place of worship tapınak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبادت خانه] ibadet edilecek yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE-HANE) (i.). Bir işe bakan hey’etin toplanarak iş gördükleri yer ve daire: Bu gazetenin idarehanesi başka ve matbaası başka yerdedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اداره خانه] yönetim bürosu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Haksız yere alay veya hakaret etme, haksızlık. 2. Hiyânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. infidelity. sellout. defection. judas kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. treason. unfaithfulness. infidelity. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. unfaithfulness to one's spouse. high treason. treason-felony. infraction of faith. misprision. perduellion. prodition. sell-out. stich up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهانت] hainlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to betray. to be unfaithful to. cheat. double cross. grass. rat on. sell down the river. shop. squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Orman veya baltalıktan odun kesme: Köylünün ihtitab hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »hutbe» den masdar). Nikâhla İsteme, bir kız veya kadına tilib olma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hudutsuz, sınır tanımayan, sonsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. factory. workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. small factory. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taklit olunabilir, taklit edilmesi mümkün. imitabil'ity i taklit imkâm; taklit yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez, sabit. immutabil'ity i. değişmezlik, sabit oluş. immu'tably z. değişmeden, sabit kalarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isnat edilebilir, başkasına yüklenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyumsuzluk, intibaksızlık, uygun gelmeyiş. inadapt'able s. uyumsuz, intibak edemeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez; değiştirilemez; tebdil veya tahvili mümkün olmayan. incommutabil'ity i. değişmezlik. incommut'ably z. değismez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hesaba sığmaz, hesap edilmesi imkânsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. malum, bilinen, su götürmez, itiraz kabul etmez, inkar edilemez. incontestably z. itiraz kabul etmez şekilde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söz götürmez, su götürmez, münakaşa götürmez, muhakkak, itiraz kaldırmaz. indisput'ably z. itiraz kaldırmaz derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yılmaz; boyun eğmez, bezmez, inatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüphe kaldırmaz, kati, kesin. indubitably z. şüphesiz, muhakkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz, bertaraf edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insafsız, haksız, adalete aykırı. inequitably z. adaletsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaçınılamaz, sakınalamaz, çaresiz, menedilemez. inevitabil'ity, inev'itableness i. kaçınılmazlık. inevitably z. kaçınılamaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. miras kalması mümkün olan, irsi, kalıtımla geçebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. misafir kabul etmez, konuk sevmez, misa- fir sevmez; barınak olmayan (yer). inhos- pitably z. soğuk davranarak. inhospitableness i. misafir sevmezlik, soğuk muamele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. taklit edilemez, yansılanamaz, aynı yapılamaz, benzetilemez; eşsiz, misli bulunmaz. inimitabil'ity i. taklit edilemez hal. inimitably z. taklit edilemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılmaz, idrak edilemez, esrarlı. inscrutably z. anlaşılmaz şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dayanıksızlık; kararsızlık, sebatsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit olmayan, kararsız; dayanıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tahammül edilemez, çekilmez, dayanılmaz; haksız. insupportably z. dayanılmaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yenilemez, geçilemez, başa çıkılmaz, üstün gelinemez. insurmountably z. yenilemeyecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, serkeş; kolay kontrol edilemeyen, yola getirilemeyen. intractabil'ity, intractableness (i.) kolaylıkla yola getirilememe. intrac'tably (z.) kolayIıkla kontrol edilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. ipek, Fars. hâne). İpeğin yetiştirilip hazırlandığı yer, ipek fabrikası (hâne sözünün Türkçe isimlerle birleşerek meydana getirdiği isimler pek çok olduğundan, hapishâne, yazıhâne ve ipekhâne gibi isimleri doğru gibi kabûl etmeliyiz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). İplik yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) aksi iddia edilemez, reddedilemez, itiraz kaldırmaz. irrefutably (z.) reddedilmez bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çabuk kızan, alıngan, titiz, sinirli; çabuk heyecanlanan; (tıb.) kolayIıkla tahriş olabilen, hassas. irritabil'ity (i.) alınganlık, titizlik, havadan nem kapma; (tıb.) aşırı hassaslık; sinirlilik, titizlik; (fiz.) uyartılma kabiliyeti. ir'ritably

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Islah evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan). Ahır. Istabl-ı Amire = Padişah ahırı (galat = has ahır). İstabl-ı Amire müdürü = Osmanlı devrinde mîr-Ahûr. Istabl-Amire piyesi = Kapıcıbaşılıktan yukarı ve emîrülümerâlıktan aşağı mülkiye rütbesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sırma tellerle süslü kalın bir cins ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A. «kutb» dan masdar) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). (coğrafya) Istiktâb-ı zıyâ = Güneş ışınlarının yedi renge bölündükten sonra bir noktada toplanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Paylama, Ar. tekdir, tâzîr, tevbîh, azarlama, tersleme: Itâb etmek; itâba uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عتاب] azarlama, paylama, çıkışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. F.). Kadiri tekkesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kâğıt fabrikası. 2. (hi.). İstanbul civarında vaktiyle böyle bir fabrikanın bulunduğu yerdeki mesire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kahve içilip oturulan yer, kahve: Kahvehâne havadisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeehouse. cafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (serving only coffee , tea or soft drinks. cafe. coffee house. coffee stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kal işi yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pezevenk. 2. Namussuz, yalancı, şaklaban, şarlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pezevenklik, kurumsaklık. 2. Namussuzluk, yalancılık, şaklabanlık, şarlatanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskici dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Polis karakolu. Karakol binası (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karantina idarehanesi, 2. Karantina yeri, Osm. tahaffuzhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaz için kar saklayıp sattıkları mahal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (halk dilinde: kerhâne). 1. İş yeri, iş işlenen yer, bir san’ atla uğraşanların çalıştığı ve makineler kurulup işletilen atelye, fabrika: Yünden dokuma imali için geniş bir kârhâne kurdu. 2. Süt kaynatılıp satılan ve yoğurt vesaire yapılan yer veya dükkân, sütçü dükkânı: Sütü kârhâneden almayıp mandıradan yahut bir inek sahibinden almalı. 3. Umumhâne, genelev.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کارخانه] fabrika. 2.işlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Umumhâne, genelev işleten adam veya kadın. 2. mec. Namussuz, ahlâksız kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük kasap dükkânı, kasabın et sattığı yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. catabolism.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. catabolisme

biy. yadımlama

Canlı protoplazmayı yapan büyük ve karmaşık yapılı moleküllerin enerji çıkararak yanması.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hazır ayakkabı satan dükkânların bulunduğu yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a long. shallow. oval dish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayığı çekip bağlamaya veya kızak üzerine almaya mahsus dalgadan muhafazalı yer: Bu yalının kayıkhanesi var mıdır? Bu iskelenin güzel bir kayıkhanesi var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boathouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boathouse. boat house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elite. socialite. upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Tabiatı, karakteri ters olan, aksi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİHANET) (i. A.) Eski ibrânîler’de, Yunanlılar’da vesair eski kavimlerde bazı ruhanîlerin ve kimselerin çeşitli vasıtalara başvurmak iddiasıyle gaaipten haber vermeleri: İslâm’da kehânet yasak ve haramdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oracular. sibylline. soothsaying. divination. augury. prophecy. oracle. prediction. denouncement. omen. portent. presage. prognostic. prognostication. second sight. vaticination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omen. prediction. prophecy. soothsaying. augury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prediction. soothsaying. prophesy. augury. omen. presage. prognostication. prophecy. second sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کهانت] falcılık, kahinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a prediction. cast. predict. prophesy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Eğri tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kârhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel genelev.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whorehouse. brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kerhane işleten kimse. 2. Ağır küfür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel keeper. son of a bitch. bastard. whoremonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keşişlerin oturmasına mahsus inzivâ yeri, manastır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kehânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden askerin kılıçlarıyla ona benzer silâhların yapıldığı askerî fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterileri için gazete ve mecmua bulunduran genişçe, temiz ve iyi döşenmiş kahvehane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (usually serving only cofee , tea or soft drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ قرائت خانه] kahvehane. 2.okuma salonu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kiremit ve ona benzer topraktan şeyler yapılan yer, kiremit fabrikası. 2. Kiremit satılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde kiriş yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کتاب] kitap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), fâşağıda geçen «kitâbet» ile aynı mânâda olduğu halde, Türkçe’de başka mânâ almıştır). 1. Umumî bir binanın kapısı üzerine, mezar taşına ve bu gibi başka yerlere yazılan ve kazdırılan yazı, yazıt: Kitâbesi okunmayacak kadar bozulmuş. Kitâbe-i seng-i mezar = Mezar taşı yazıtı. 2. Top falyesinin çevresinde ve buna benzer yerlerdeki kabartma. 3. Bir kitabın başına yazılan isim ve unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inscription. tablet. epitaph yazıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epigraph. inscription. marble. superscription. tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کتابه] mezar taşı yazısı. 2.yazıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kitâbesi olan mezar, Abide vs. 2. Şekiller ve çiçeklerle nakışlı: Kitâbeli tavan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yazma, yazı, yazma san’atı: Kırâat (okuma) ve kitâbet (yazma) herkes için lâzımdır. 2. Kâtiplik, nesir yazmak, kaleme almak işi ve iktidarı: Kitâbet öğrenmek; iyi kitâbetl vardır; kitâbet hocası. 3. Kâtiplik: İdare meclisi kitâbesinde bulunuyor. Meclis başkitâbeti = Başkâtipliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kitapçı dükkânı, kitap satılan yer, kitaphane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookshop. bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookstore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتابخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kitâbiyye). 1. Kitaba ait, bir kitapda yazılı olan. 2. Kutsal kitaplardan birine tâbî olan. 3. Önemli birinin kitaplarını idareye memur adam, kitapçı, Osm. hâfız-ı kütüb. Kltâbî-İ hazret-i şehriyâri = Padişahın başkitapçısı. Ser-kitâbi = Kitapçıbaşı. 4. Hind ve Şam’ın eski bir cins nakışlı kumaşı: Hind kitâbîsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookish. book learned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİTABİYYAT) (i.). Bibliyografi, bibliyografya, kitap bilgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağaçların iç kabuğu, kâğıt yapılan öz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kitap koyup saklamaya mahsus oda veya umuma ait bina («kütüphane» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk binası, dairesi ve makamı, Osm. şehbenderhâne, şehbender konağı, dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashtray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ash tray / pan. ash-tray. ash tray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinde kumar oynanılan yer: Orası Adetâ kumarhanedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gaming house. disorderly house. hell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gambling house. gaming house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gaming house. gambling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küplerin konduğu yer, mahzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KUŞ-HANE) (i.). 1. Kuş evi. Vaktiyle büyük konaklarda avcı kuşlara mahsus yer. 2. Başlıca kuş etlerini pişirmeye mahsus yayvan küçük tencere, helvahanenin küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aviary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arsızca, edepsizce, terbiyesizce, haddini bilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. ) (m. kâtib). Kâtipler, yazıcılar, bk. Kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KÜTÜB-HANE) (i. F.). 1. Kitaplarla dolu yer, kitaplar konup muhafaza edilen bina. 2. Hayır eseri olarak herkesin okuması ve başvurması için kurulan ve içine kitaplar konulan bina (kitapçı dükkânlarına da «kütüphane» denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. athenaeum. bibliotheca. bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookcase. bookshop. library case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کتاب] kâtipler, yazıcılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتبخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) matemli, keder ifade eden; ağlanacak, ağlatır, acıklı; esef edilecek. lamentably (z.) ağlanacak halde, acınacak halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

logarithmic tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعه] fizik ötesi, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعيه] metafizik, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Tabiat üstü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهانه] aylık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Hapishane, mahbes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbushâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهتاب] mehtap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .satılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Kapının İki tarafında oturmaya mahsus sed, peyke, divan şiirinde meyhane sırası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصطبه] meyhane. 2.sedir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهتاب] mehtap, ay ışığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk şiir ve musikisinde mehtaptan bahseden veya mehtap vesilesiyle yazılıp bestelenmiş eser ki, ekseriya kasîde veya medhiye şeklindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış kelime). Ay aydınlığında oturmaya mahsus üstü açık kameriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. 1826’dan önce Türk askerî musiki teşkilâtı. 2. Umumî hapishane. Mehter musikisi = Mehterhâne repertuarı, klasik Türk askerî musikisi. Mehter takımı = Mehter musikisi çalan Türk askerî muzikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abteshane. (bk.) Memşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatar beygirlerinin durdurulduğu yer, posta konağı: Menzil-hâneden bir beygir aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mesîh’e, Isâ’ ya yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Musiki parçaları geçilen yer. Eskiden bir çeşit hususî küçük konservatuvar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. metabolizma metabol'ic s. metabolik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Besinlerin vücutta çeşitli değişikliklere uğramasına «metabolizma» denir. Besinlerin vücudumuzda türlü şekillere ayrılıp çözülmesi, bunlardan faydalanmamız, sonunda kalan artıkların dışarıya atılması hep birer metabolizma işidir. İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda, bitkilerde de metabolizma hayatın temelini teşkil eder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. metan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mey = şarap, hâne = ev). Şarap satılan ve içinde şarap ve başka içkiler içilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Miyân-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boozer. pub. saloon. wine shop. bar. joint. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern. restaurant. pub. bar room. bistro. dive. dive bar. drinking house. grog shop. public house. joint. pothouse. saloon. taphouse. taproom. watering hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخانه] şarap içilen yer, içkievi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki), (bk.) Piyasa musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir meyhâne idare eden adam, şarapçı, meyhaneci çırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Son, fakat ümitsiz bir gayretle: Mezbûhâne bir karşı koyma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yolcuların dinlenmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small. village house built to accomodate travelers. house of accommodation. house of call. guest house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Miskin illetine, cüzzama yakalananlara mahsus yer, Ar. dârü’l-mezcûmîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde sözlü eserlerin 3. hânesi kl, geçki yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir veya birkaç doktor tarafından hastalara bakmak İçin kullanılan büro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctor's office. consulting room. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookbindery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den imef.) (mü. muhâtaba). Kendisine söz söylenilen: Kendisi muhâtab olacak adam değildir, (i. A. gramer). Fiil çekiminde ikinci şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutbe» den) (c. muhatabât). Birbirine hitab etme, birbirine söz söyleme, mükâleme, konuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (« hendese-hâne» den galat). 1. Eskiden mühendis yetiştiren okul, teknik üniversite. 2. Mühendis-hine-i Berri-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde topçu okulu. 3. Mühemüthine-i Bahrî-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde deniz subayı yetiştiren askerî okul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank space (on a printed form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «tab’»dan imef.) (mü. muntabîa). 1. Tabiatta olan, yaratılıştan. 2. Basılmış, damgalanmış, matbû. 3. Tab’a uygun, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan imef. (mü. muntabihe). Tabholunmuş, pişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan if) (mü. muntabıka). 1. Uygun, muvafık, tamamiyle birbirine uyan. 2. (matematik, geometride) Birbiri üzerine konulduğu takdirde tamamiyle uygun gelen ve biri diğerinden fazla veya eksik gelmeyen iki çizgi veya şeklin her biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منطبق] uygun, uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Matbaalarda yazıların dizildiği ve sayfa hâlinde tertip edildiği yer ve servis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Barış yoluyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebd» dan |f.). Osm. İstib’Ad eden, kul edinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tayyib» den imef.) (mü. müstetâbe). İyi, güzel, makbûl Alâ: Kitâb-ı müstetâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan masdar) (Arapça terkiplerde: mutâbaka). T. Uygunluk, muvafakat, birbirini tutar halde olma. 2. (gramer) Fiil ile fail veya sıfat ile sıfatlananlar arasında dişilik, erkeklik, sayı vesairece uygunluk: Sıfat ile mevsuf arasında mutabakat şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. agreement. agreement uyuşma. anlaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum of understanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaltaklanarak, yaltaklanmakla olan, tabasbusla: Mutabasbısane yanına vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü mutabassıre). Dikkatle bakan, düşünen, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikkatle bakarak, düşünerek: Mutabassırâne davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabasbus» tan if.) (mü. mutabasbısa). Yaltaklanan, köpek gibi tabasbus eden: Mutabasbıs bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan if.) (mü. mutaabıka). 1. Birbirine uyan, uygun: Hâlimize mutâbık bir ev. Mutabık olmak, gelmek = Uymak. 2. (gramer) Dişilik, erkeklik, sayı vs.’ce birbirine benzer ve uygun olan: Sıfat mevsufa mutâbık olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreeable. concurrent. corresponding. agreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in agreement. agreeable. concordant. concurrent. conformable. consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطابق] uyan, uyumlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to agree. to consent to sth. to give one's consent to sth. accord. concur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişebilir, değişken; dönek, kararsız. mutability i. değişebilme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hekim taslağı. Hekimlik taslayan, yalancı doktor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mutatabbib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tıbk» dan if.) (mü. mutatâbıka). Birbirine uyan, uygun, mutabık: Evrâk-ı mutatâbıka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mutatabbib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teb» den İf.) (mü. mütetâba). Birbiri ardınca gelen, müteâkıb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbiri ardınca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ekseri büyük camilere bağlı oda ki, içinde ayarlı saatler ve irtifâ alıp bunları ayar etmeye memur olan muvakkit bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muytaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستبعد] uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Mehter takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigâristân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mehter-hâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dikkate değer; belli; tanınmış; hatırlanacak, unutulmaz; i tanınmış kimse, şöhretli kimse; (çoğ.) itibarlılar, ileri gelenler, kodamanlar, ekâbir. notabil'ity (i.) şöhret; şöhretli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir cins şeylerin örneklerinin konulup teşhir edildiği yer (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reading book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun ise cilt kanserinde artışa neden olacağı hesaplanmaktadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Padişahça.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lezzetli, damak lezzeti veren; makbul, hoşa giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterilerin oturarak pasta yemesine mahsus yeri olan pastacı dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir patrikin idarehanesi ve oturduğu yer: Rum, Ermeni patrik-hânesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Atılma, sıçrama. 2. Atılmak için alınan hız, birkaç adım geriden koşarak alınan hız: Pertâb almak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) benzer, görünüşünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) görünen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. çiçekli bitkilerden her biri, fanerogam. phanerog'amous s. fanerogama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik fabrikası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. taşınabilir, nakli mümkün, portatif; i. taşınabilir şey, portatif eşya. portabil'ity i. ta şınabilme, nakledilebilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Posta idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. içilebilir; i., çoğ. meşrubat, içecek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takdim olunabilir, sunulabilir; düzgün görünüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kârlı, kazançlı, faydalı. profitabil'ity i. kazançlılık, fayda. profitably z. kazançla, menfaatle, karlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik fabrikası, çelik yapılan yer. (bk.) Polat-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aktarma yolu ile söylenebilir, aktarılabilir. quotabil'ity i. aktarmaya uygun olma. quotably z. aktarılacak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rentabilité

ekon. verimlilik

Yatırılmış sermayenin, bir kuruluşun veya bir yatırımın gelir sağlayabilme olanağı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rentability. profitability. profit-earning capacity. remunerativeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rasathane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رصدخانه] gözlemevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RASAD-HANE) (i. A. F.). Gökcisimlerini Aletler ve teleskoplarla ilmî şekilde gözlemeye mahsus yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory. meteorological station. observatory gözlemevi. observatuvar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory. meteorological station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (İng.) vergilendirilebilir; nispi; kıymet biçilir. ratably (z.) kıymete göre; kıymeti nispetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, heybetli; (gen.) alay yiğit, cesur; hürmete lâyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itibara lâyık, muhterem, saygıdeğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hürmete lâyık olma, itibar, saygınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmete lâyık; namuslu; hatırı sayılır, epeyce, hayli; ahlâk veya davranışları iyi; dış görünüşü iyi. spectably z. hürmete lâyık şekilde, namusu ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karşl taraf; karşı tarafa dönüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rıhtım veya gemi işçisi; ufak tefek işlerle geçinen adam, yanaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit şalgam, bot. Brassica napobrassica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Rüya

Rüya tabiri, rüya türlerinden yalnızca “amaçlı rüyalar” ya da diğer adıyla “haberci rüyalar” grubuna giren, bir mesaj taşıyan rüyalardaki sembolizmi çözme çalışmasına verilen addır. Metapsişik araştırmalar ve rüya laboratuvarlarında sürdürülen araştırmalar, rüyaların bir kısmının psikofizyolojik nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur ki, “alelade rüyalar” da denilen bu rüyalar hiçbir mesaj taşımadıklarından yorumlanmayı da gerektirmez. Dolayısıyla, metapsişik araştırmacılara göre, rüyasındaki sembolizmi çözmek isteyen kişinin öncelikle o rüyasının haberci (amaçlı) bir rüya mı olduğunu, yoksa psikofizyolojik kaynaklı bir rüya mı olduğunu çözmesi gerekmektedir. Bu da her iki rüya grubunun arasındaki temel farklar hakkında bilgilenmekle ve deneyimle olanaklıdır. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

Rüya by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şap çıkarılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabun yapılan yer, sabun fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soapery. soap factory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şâha ait: Fermân-ı şâhâne. 2. imparatorlara lâyık, en üstün güzellikte: Şâhâne bir kadın, bir saray, bir yat, bir yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabulous. fantastic. wonderful. magnificent. brave. corking. fantastical. far-out. keen. princely. wizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majestic. regal. royal. tremendous. magnificent. superb. splendid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperial. splendid. superb. devastating. fantastic. glorious. kingly. majestic. regal. resplendent. royal. superduper. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاهانه] şahlara yakışır. 2.şahlarla ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hükümdarlara yakışacak kadar güzel, eksiksiz olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, isilik, kızgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. sâhil = yalı, Fars. hâne = ev). Deniz kenarında yazlık mesken, yalı: Boğaziçi sâhil-hâneleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ساحل خانه] yalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SELH-HANE) (i. F„ Ar selh = yüzme, Fars. hine = ev, yer). Hayvanların boğazlanıp yüzülmelerine mahsus yer, mezbaha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. abattoir. butchery. meat house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şap çıkarılan yer, şap ocağı. 2. Şapın hazırlandığı yer, şap fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Saraç işlerinin yapıldığı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddlery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Üzümü sıkıp şarap yapmaya mahsus yer, şarap fabrikası. 2. Şarap fıçılarının saklandığı yer, şarap mahzeni. 3. Büyük şarap fıçısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cornea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, tâften = parlamak). Ateşböceği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah rızası için gelip geçenin su içmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبتاب] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embassy. legation. building housing the residence and office of an ambassador or envoy. embassy building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سفارت خانه] elçilik binası, elçilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Bir sefir ile maiyyeti heyetinin makamı ve resmî dairesi, elçilik: Londra’da Türk Sefarethanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, isilik, kızgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolosluk bina ve makamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر خانه] konsolosluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سلخ خانه] kesim yeri, mezbaha, salhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. semâ, Fars hâne — ev). 1. Mevlevi tekkesinin semâ icrasına mahsus salonu. 2. Tekkelerde zikr ve mukabeleye mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سماع خانه] mevlevî dervişlerinin semâ ettikleri özel mekan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سراج خانه] saraçhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serving dish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeş: altı, hâne: ev). İçi altı köşeli, namlusu yivli: Şeş-hâne tüfek, top. Namlusu içerden altı köşe teşkil eden yivli tüfek, top: Şeş-hâne tüfeği, topu. mec. Altı kaval üstü şeşhâne (şimdi şişhâne deniyor): Altı üstüne uymaz kıyafet, karışıklık, ahenksizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سوق طبيعی] içgüdü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SEVK-I TABİİ) (i. F.). bk Sevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastahene. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاخانه] hastane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cigarette case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashtray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sikke kesilen yer, darphâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Silâh konan depo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sırma teli işlenilen fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şişe fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şeşhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acele, sür’at, çabukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Acele eden, atılan, koşan, çabuk olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتابان] koşan, seğirten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

koşmak, seğirtmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bed, -bing) i. sivri bir aletle yaralamak; bıçak veya hançer saplamak, bıçaklamak, hançerlemek; içine girmek; delmek; i. süngüleme; süngü yarası; söz ile yaralama, kalbini kırma. stab in the back arkadan vurmak. make a stab at teşebbüste bulun

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stable

1. dayanıklı, sağlam, 2. dengeli, 3. düz, 4. oturmuş, 5. kararlı, değişmez

1. Dayanabilen. 2. Dengesi olan. 3. Kıvrımlı olmayan, doğru. 4. Yerleşik, yerleşmiş, güçlenmiş. 5. Kararında direnen, kararını değiştirmeyen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resilient , robust , sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sabit, durağan; dengeli; tıb.. sıcaklığa dayanır; i. modern heykeltıraşlıkta sabit eser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. olduğu yerde sağlam durma; muhkem olma; salamlık; katılık; karar, sebat, temkin; mak. muvazene, denge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisation

ekon. istikrar

Ödemeler dengesinde, istihdamda düzen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sabit kılma veya olma, saptama, tespit etme; istikrar; hav. dengesini sağlama; mak. dengeleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisateur

dengeleyici

Otomobillerde eğikliği veya yaylanma genliğini azaltmak için şasi ve tekerleklere yerleştirilen düzen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. stabilisé

istikrarlı

Tutum ve davranışlarında uyum olan (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make stable and keep from fluctuating or put into an equilibrium; 'The drug stabilized her blood pressure'; 'stabilize prices' become stable or more stable; 'The economy stabilized'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or stabilizing means the placing of any bid, or the effecting of any purchase, for the purpose of pegging, fixing, or maintaining the price of a security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Condition to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To become stable or steady. make stable and keep from fluctuating or put into an equilibrium; 'The drug stabilized her blood pressure'; 'stabilize prices'. support or hold steady and make steadfast, with or as if with a brace; 'brace your elbows while wor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. saptamak, tespit etmek, muhkem hale getirmek; istikrar kazandırmak; hav. dengesini sağlamak; mak. dengelemek. stabilizer i. stabilizatör, denge sağlayan kimse veya şey; hav. uçağın dengesini sağlayan cihaz; dengeleyici, pekiştirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravel road. macadam road.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ahır; özel bir ahırın atları ve uşakları; A.B.D. çalışma grubu, ekip; f. ahıra bağlamak ahırda oturmak veya yatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit, bozulmaz, kararlı, kımıldanmaz, sarsılmaz, devrilmez, yıkılmaz; baki, daimi, ölümsüz, zeval bulmaz; azimli, sebatlı. stable equilibrium sabit dengeli olma, muvazene. stableness i. sabitlik, sarsılmazlık. stably z. sabit olarak, bir karar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seyis yamağı, ahırda hizmet eden uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ahır ve ahır malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kanuna göre ceza verilebilir; kanunda yeri olan, kanuna uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, münasip, yerinde . suitabil'ity, suitableness i. uygunluk. suitably z. uygun bir şekilde, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilir, tahammül edilebilir; ispat edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sütlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طعام خانه] yemekhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mühür ve damga vesaire basma. 2. Basılmış gibi olan yaratılış, tabiat, hilkat. 3. Dökme harfler ve başka usullerle kitap ve saire basma. Bit-tabî — Tabiatıyle, tabiî olarak, Ar. tab’an.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat teşkiline girer). 1. Tâkat, kuvvet, mecal. Tâb-iver = Kudreti yeten, muktedir. 2. Parıltı, ışık. 3. Tarâvet, tazelik: Parlayan veya parlatan. Alemtâb = Alemi aydınlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The flap or latchet of a shoe fastened with a string or a buckle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Tag, 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loop for pulling or lifting something.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A border of lace or other material, worn on the inner front edge of ladies' bonnets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose pendent part of a lady's garment; esp., one of a series of pendent squares forming an edge or border. a short strip of material attached to or projecting from something in order to facilitate opening or identifying or handling it; 'pull the tab to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The character generated by hitting the TAB key on the keyboard It usually expands to up to eight spaces upon output.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section of a window which acts like the tabs on file folders Clicking on a tab label bring that portion of the dialog to the front so you can see it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Weather exposure surface of a shingle between the cutouts French Tabbing Method of applying high strength adhesives to shingles for wind resistance French Trimmers A beam that receives the end of a header French Truss A combination of members such as beam

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tab is the key you press to move the insertion point to the next indicated tab stop Word automatically sets tabs every half inch. A masking leg that is mounted at right angles to the front of the stage See 'Portal '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The exposed portion of strip shingles defined by cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automated Bonding refers to the method used to package the chip, hence the vernacular for the chip assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for tabloid Refers to any newspaper or section folded to that size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of metal, usually containing the date, used to revalidate a license plate It is usually bolted over a corner, covering the existing date A date strip is an elongated tab, often containing the place name along with the date. a section of a window w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is when a woman chooses to terminate the pregnancy Teratogen - A teratogen is any environmental agent, be it a drug, chemical, infection or pollutant which harms a developing embryo or fetus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tape Automatic Bonding The process where silicon chips are joined to patterned metal traces on polymer tape to form inner leads bonds and subsequently the leads are attached to the next level of the assembly, typically a substrate or board, to form outer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of an asphalt shingle that is outlined by the cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A litho item of one piece metal, similar to an upside-down 'T', worn with the top folded down to reveal the name or names of your candidate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A character used to align lines and columns on the screen or page. portion of strip shingles defined by cut outs or slots so when installed, material appears to be individually applied. a section of a window which acts like the tabs on file folders Clicki

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Constant associated with the key code value for the Tab key.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A designation in a program document or Web page similar to the ridge-like projection that divides and identifies sections in a notebook or planner Like the physical tab in a notebook, the onscreen tab in a program application or Web page usually isolates

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tab is a control character In standard use, it causes the text to begin at a predetermined tab stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A key on the keyboard By pressing tab key, a character to be typed, skips some spaces and starts from a fixed position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposed portion of an asphalt shingle between the cutouts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small flag attached to the front edge of a sheet of the text block used for locating and lifting a section. A tag on a skid of printed sheets as a marker for a given number of sheets Skids are tabbed when the binding is of more than one kind and not all s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تاب] güç. 2.sıcaklık. 3.parlaklık. 4.kıvrım. 5.eğen, büken. 6.aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبع] huy. 2.basım, baskı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. brit, askı, elbisede bağlanacak uç; klapa; kayış, şerit, kaytan; kundura bağı ucundaki madeni parça; etiket, yafta; ufak çıkıntı; hav. kanatçık panjuru; kdili hesap; f işaret etmek ear tabs şapka kulaklıkları keep tab, keep tabs on takip etmek,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rust. brick-red. tobacco-coloured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir). Tabiplik, hekimlik, doktorluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبابت] doktorluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخت] aşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. etbaak). 1. Yemek vesaire koymaya mahsus az derin ve yayvanca kap. 2. İnce yufka, ince kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «debbâğ» dan). Derileri sepileyip meşin, sahtiyen ve kösele vesaire yapan işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate. dish. serving. course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. dish. plate. tanner sepici. tanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate. saucer. dish. course. ovenware. platform. tanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tobacco.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبق] tabak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. debbâğ-hâne). Derileri sepileyip meşin vesaire yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tabakaat). 1. Sıra, birbiri üstüne konan sıraların herbiri, kat, yufka. Tabakaatü’l-arz = Jeoloji. 2. Sınıf, zümre, derece. Tabakaatü’f-şuarl = ŞAir sınıfları, şâir biyografileri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tütün ve sigara kutusu. 2. İnce kat, levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

layer. ply. stratum. lamina. coating. coat. sheet. bed. cigarette case. collection. covering. order. rank. sphere. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

class. coat. coating. crust. layer. order. plate. rank. seam. sheet. sphere. stratum. sheet. category. coat. tobacco box. cigarette box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bed. coat. layer. stratum. sheet. category. group or class. film. case. sheeting. coating. lamination. leaf. lamina. ledge. tier. plate. tobacco case. formation. band. course. fold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبقه] kat. 2.katman. 3.sınıf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. c.) (m. tabaka). Tabakalar, (bk.) Tabaka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبقات] katlar. 2.katmanlar. 3.sınıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبقة الارض] jeoloji.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük tabak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanyard. tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبق خانه] derilerin sepilendiği yer, tabakhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanning. tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derileri sepilemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tabak koymaya yarayan raf. 2. Tabak kurutmaya yarayan mutfak Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dresser. tanning sepi. sepicilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı «yassı» demektir). 1. Ayağın altı: Çok yürümekten tabanlarım ağrıyor. 2. Kunduranın altını teşkil eden kösele: Bu ayakkabının tabanı sağlam. 3. mec. Dayanma, sebat, direnme, mukavemet: Sizde hiç taban yok mu? 4. Kılıç vesaire namlusu olan iyi demir: Hind, Horasan tabanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban kılıç). 5. Tarla veya dağın yassı ve düz sırt şeklinde olanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban tarla, yer). 6. Herşeyin altına ufkî durumda konan kereste vs., daire: Kiriş tabanı, taban ağacı. 7. Tarlanın toprağını bastırmak için yuvarlanan ağır silindir. 8. Bir nehrin derin olan orta yeri. Taban atmak = Uzunca bir yolu yaya yürümek. Taban inciri = Yassı kuru incir. Ok tabanı = Dam çatısının makas bağı. Taban çekmek = Durmayıp gitmek. Devetabanı = 1. Açık adım. 2. Bir cins bitki. Düztaban = mec. Uğursuz. Taban suyu = Kuvvetli, bol ve sağlam su. Taban tabana = Tamamiyle zıt, büsbütün uyuşmaz şey. Daltaban = Baldırıçıplak takımı. Tabana kuvvet = Hızla yürüyerek kaçmak. Tabanı kaldırmak = Kaçmak, firar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı. Mâh-i tlbln = Parlak ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedrock. sole. girder. base. basement. floor. fundament. sill. substratum. substructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. bed. floor. sole. underside. sole. heel. subsoil. plateau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. cushion. sole. floor. pedestal. foundation. bed. floor. lower limit or base. base. base plane. base line. steel of good quality. bottom. basal. bedding. footing. fundament. underlying. underwork. groundwork. platform. inner botto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابان] parlak, aydınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Minimum Price)

Hisse senetlerinin bir seans içinde işlem görebileceği en düşük fiyattır. Her hisse senedi için fiyat ve fiyat adımı gözönüne alınarak ayrı olarak hesaplanır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Türkçe «taban» ile Farsça «keşîden» masdarından mürekkep yanlış tâbir). Yaya yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Portatif, küçük ateşli silâh. 2. Boya püskürtmede kullanılan tabanca biçiminde Alet. Tabanca boyası = Tabanca İle vurulmuş boya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistol. gun. revolver. colt. equalizer. gat. heater. persuader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. pistol. revolver. rod. paint gun. spray gun. sprayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. pistol. revolver. spray gun. handgun. shooting iron. pea- shooter. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paint designed to be used in a spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebatlı, metanetli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a sole or base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground sill. sole plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Sebat ve metaneti olmayan, sebatsız, korkak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebatsızlık, metanetsizlik, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. argo) «Yayan gitmek» mânâsına kullanılan «tabanvayla gitmek» tâbirinde geçer, tramvaya benzetilerek yapılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geniş kollu veya kolsuz kısa palto; eskiden şövalyelerin zırh üzerine giydikleri armalı cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. satenden çizgileri olan mobilyalık ipekli bir kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basbasa» dan) (c. Tabasbusât). Alçakça yalvarma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبصبص] yardakçılık, yaltaklanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yaltaklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tic. mark. Arnavut biberi çok bir çeşit salça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan). Dikkatle bakıp derinliğine varma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تاب آور] dayanıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tabîat). Tabiatlar. (bk.) Tabiat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبایع] tabiatler, huylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabh» dan if.). Yemek pişiren adam, aşçı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طباخ] aşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبال] davulcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. sokak kedisi, ev kedisi, tekir kedi; k.dili. dedikoducu kocamış kız; bir çeşit tafta; s. benekli, çizgili; tekir; f. ipekli kumaşa benekli veya çizgili şekil vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) -Işıklı, parlak.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تابدار] kıvrım kıvrım, kıvrık. 2.parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «tayyib» den). Geçmiş zamanın 3. teklik müz. olup aşağıdaki duâ tâbirinde kullanılır: Tâbe serîh = Topreğı temiz olsun!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابه] tava.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Asker ve okulların tayinatları miktarını gösteren cedvel. 2. tfastehanelerde hastanın günlük durumunu gösteren levha. 3. Dükkân ve benzeri yerlere asılan ve ne işle uğraştığını gösteren levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facia. signboard. sign. name plate. plaque. plaquette. shingle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaque. sign. signboard. list of food. card of treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

signboard. sign. door plate. name plate. outdoor sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlayan, ışık yayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابنده] parlak, ışık veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlayan, ışık veren

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. tabor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük İslâm tarihçilerinden biri.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çadır, hayme; mesken; taşınabilen tapınak; tapmak; den. indirilen direğin Iskaçası; f. barınmak, barındırmak. tabernac'ular s. çadıra benzer. Feast of the Tabernacles kamış bayramı, gül bayramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. müzmin hastalıklarda gittikçe zayıflama; frenginin son safhasında vücut hareketlerindeki intizamsızlık tabes dorsalis omuriliğin zayıflaması. tabetic bu hastalığa ilişkin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solan eriyip zayıflayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Pişirme, kaynatma, yemek pişirme: Bu yemeğin tabhı usûlünü bilmiyorum. 2. İlâç kaynatma, ateşte ilâcın hazırlanması. 3. Tuğla, kiremit ve çini gibi şeylerin fırınlarda pişirilmesi, yakılması: Porselenin tabhı zordur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبخ] pişirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبع خانه] basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tabhiyye). Pişirmeye ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyin pişirilmesi için fırın vesaireye verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tab’» den if.) (mü. tâbia). Basan, tab’eden, matbaacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teb.den lf.) (mü. tâbie) (c. tebaa, tevâbî, tâbiîn). 1. Birinin arkası sıra giden. 2. İtaat eden, birine bağlı olan: Bavyere kıratlığı, Almanya imparatorluğuna tâbî idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject to. subject. dependent. dependant. adjective. subordinate. linked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. subject. sure. surely. dependent. servant. subordinate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sock with a separation for the big toe; worn with thong sandals by the Japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancillary. subject to. dependent on. contingent on. bound by. national. citizen. subject. vassal state. appurtenant. consequent. incident. subordinate. subordinated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

White sock-like garments worm by monks, nuns, and other seniors for gakki and other special services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Split toed socks worn by senior instructors. a toed sock. a sock with a separation for the big toe; worn with thong sandals by the Japanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تابع] uyan, tabi olan. 2.boyun eğen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طابع] kitap basan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involve. subjugate. to be subordinated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİAT) (i. A.) (c. tabâyî). 1. Kâinat: Tabiatın sırlarını anlamaya çalışmak. 2. Kâinat düzeni: Tabiatın icabı 3. 3. Yaradılış, hilkat, karakter, mizaç, cevher: İnsanın tabiatı iyi, kötü olmak. 4. Huy, Adet: Çabuk yürümek tabiatıdır. 5. Merak, zevk, incelik: O adamda tabiat yoktur. Hüsn-i tabîat = Osm. zevk-i selîm. Tabiat etmek, edinmek = Alışmak, Adet etmek. Tabiat sahibi, ehl-i tabîat = Anlayış, incelik sahibi. Tabiatiyie = Kendiliğinden, zaten (Ar. terkiplerde «tabîa» şeklinde geçer): MSverl’ö’t-tabîa, mâfevku’t-tabîa = Tabiat ötesi. Ar. M£taphysique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nature. character. pan. kidney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nature. temper. temperament. character. disposition. habit. natural quality. caharacter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. nature. the natural world. natural character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبيعت] doğa. 2.huy, yaratılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naturally. by its very nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zevk sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzeli çirkinden ayıramıyan, zevksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. ill-tempered. sb who lacks good taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-temperedness. lack of good taste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİB) (i. A. «tıbb» dan) (mü. tabibe) (c. etibbâ). Hekim, tıp doktoru. Ser-tabib, ser-etibbâ = Başhekim, eskiden: hekimbaşı. Tabîb-i seyyar = Eskiden köyden köye gezip hastalara bakan hekim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيب] doktor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tabipler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبيبان] doktorlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. tâbiha) (tabh’dan if.). 1. Pişiren, yemek pişiren, aşçı («Tabbâh» daha çok kullanılır.) 2. (tıb) Yakıcı, ateş getiren, yakan. Ar. muhrik Hummiy-ı tâbih = Ateşli sıtma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİİ) (i. A.) (mü. tabîİyye). Tabiata ait. Târîh-i tabî! = Zooloji, botanik, mineroloji ve jeoloji. Hikmet-i tabîİyye — Kimya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rather. sure. natural doğal. naturally. of course. certainly!. of course!. definitely. be my guest!. natural. normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural. unaffected. customary. habitual. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبيعی] doğal. 2.doğal olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jus naturale. natural law. law of nature. the law of nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Peygamberimiz’in ashâbından biriyle görüşebilen kimse: Tâbiîn-i klrâmdandır. Teba-I tâbiîn = TAbiİnden biriyle görüşebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyrukluk, tâbî olma, bağlı olma, bağımlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship. dependance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Fizik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيعيات] doğa bilimleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tabiat bilgisi, bioloji. 2. Natüralizm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تابعيت] uyruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c ). Tabiî ilimlerle uğraşan bilginler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيعيون] natüralistler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. table d’hôte

seçmesiz yemek

Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen birkaç kap yemek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physician. doctor. physician hekim. doktor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctor. physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a medical doctor. office of a government doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİR) (i. A. «ubûr» dan) (c. tâbîrât). 1. ifade, beyan: Bunu nasıl tâbir ederler? 2. Bir mânâ ifade eden söz, cümle, terkip, fıkra: Güzel bir tâbir kullandı. 3. Istılah, terim: Tâbîrât-ı fenniyye. 4. Düş yorma, rüya tefsiri: Rüyayı tâbir ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. phrase. word. locution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word. expression. phrase. idiom. interpretation. oneiromancy. term. interpretation of a dream or vision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. idiom. term. interpretation. locution. parlance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعبير] yorumlama. 2.terim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rüya tâbirlerine dair kitap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعبيرات] yorumlar. 2.terimler. 3.deyişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rüya tâbir eden, Ar. muabbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Parlama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابش] parlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaz, Ar. sayf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابستان] yaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابستانی] yazlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. askerlik). Askeri yerli yerine koyup hazırlama, tertip etme, taktik («tabya» bu kelimeden galattır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yerli yerine koyup hazırlama, düzenleme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Tabur’un aslıdır ki, eski Türkçe’de dört yandan dizilip istihkâm şeklini almış ve araları zencirle bağlanmış arabalardır, (bk.) Tabur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Davul. 2. (anatomi) Kulakta sesi aksettiren zar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبل] davul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tabi = davul, Fars. bâhten = oynamak). Davul çalan, davulcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.) (musiki). Türk askerî mızıkası, mehter-hâne, mehter takımı ve teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tabi = davul, Fars. zeden = vurmak). Davul çalan, davul vuran, davulcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça’dan alınma). 1. Tepsi şeklinde tahta veya madenden levha ki, satıcılar, sattıkları ufak tefek şeyleri onun içine koyup başlarında veya ellerinde gezdirirler: Simitçi, kestaneci tablası. 2. Bir sofra yemeklerini içine alan sahanları koyup bez ve örtü ile sardıktan sonra başta taşınan tahtadan daire şeklinde sini: Yemek tablası. 3. Bir tablaya konan ve birden götürülen yemeklerin miktarı: O aşçı günde beş tabla yemek çıkarıyor. 4. Mangal ve ona benzer şeylerin altına konan sini gibi daire şeklinde şey: Mangal tablası. 5. Sigara külünü dökmeye mahsus küçük tabak: Sigare, çubuk tablası. 6. Terazi gözü ve ona benzer şey: Terazi tablası. 7. Bazı şeylerin üstündeki düz yer: Direk tablası, çadır tablası. 8. Pafta, kurs. 9. (denizcilik) Makaranın yan yüzü. 10. Fesin tepesi. Tablalı fes = Tepesi geniş olan fes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray. table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray. circular tray. ashtray. flat surface. ash tray. flat disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platform. circular wooden tray. ashtray. disclike object. metal pan under a stove. pan. plate. disc. panel. table. disk. pane. copying. trestle. board. scuttle. pallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of two small tuned drums used in North Indian music The left hand plays the larger of the two drums, the 'Bayan', which has a lower pitch After striking the drum with the tips of the fingers, the note is 'bent' up by pressing down with the heel of t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pair of hand drums used in Indian music, that are tuned to the main tones of the Raga A virtuoso performer can draw a seemingly limitless variety of timbre and pitch from the tabla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tabla are a pair of drums used in North Indian music The sitting player strikes the conical right-hand drum and the kettle shaped left-hand drum with his fingers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Eskiden büyük dairelerde yemek tablalarını kaldırıp yerlerine götüren ve boş kapları veren hizmetkâr: Mutfak tablakârları. 2. Mağazalardan ufak tefek eşya alıp tabla ile gezdirerek sokaklarda satan satıcı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., güz. san. resim; müz. tablatura; anat. kafatası kemik tabakalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen belirli çeşitlerden ibaret bir öğün yemek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. masa; sofra, sofraya konan yemek; sofraya oturanların hepsi; düz tepe; özet, hulâsa; tablo, cetvel, çizelge; tablet, yazılı taş; f. masaya koymak; tehir etmek; nad listeye geçirmek; ing (tasarıyı) müzakereye sunmak. table linen sofra örtüsü il

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ((çoğ.) s, leaux) resim. tableau vivant tablo, canlı tablo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra bezi, sofra örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. tabldot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plato, yayla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. servis kaşığı; yemek kaşığı, çorba kaşığı; yarım (ounce'lık) miktar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Yassı, tekerlek biçimli şey: İlâç tableti 2. Arkeolojik kazılarla meydana çıkarılan pişmiş çamurdan yapılmış yazılı vesikalara verilen isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet. tabloid. table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small table or flat surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat piece of any material on which to write, paint, draw, or engrave; also, such a piece containing an inscription or a picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, a small picture; a miniature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of pocket memorandum book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flattish cake or piece; as, tablets of arsenic were formerly worn as a preservative against the plague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid kind of electuary or confection, commonly made of dry ingredients with sugar, and usually formed into little flat squares; called also lozenge, and troche, especially when of a round or rounded form. a small flat compressed cake of some substance;

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tablet. table. tabloid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a slab of stone or wood suitable for bearing an inscription. a number of sheets of paper fastened together along one edge. a small flat compressed cake of some substance; 'a tablet of soap'. a dose of medicine in the form of a small pellet. A hardware dev

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Logical concept that represents the digitizer device in the Tablet PC platform APIs Holds the permanent properties that describe a digitizer attached to the system, such as hardware capabilities and property metrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small digitizer used for interactive work on a graphics workstation Tape drive A device for reading and writing computer files on magnetic tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small digitizer used for interactive work on a graphics workstation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An input device that uses a stylus or specialized mouse to write or draw on the tablet surface to communicate with the computer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device serving the same purpose as a staff but being in the shape of a flat disc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A magnetically based drawing pad which senses the location of a puck The puck is used to manually enter points into a data set This method of data entry is the most typical, and though more accurate than on-screen digitizing, it is less accurate than the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small table. 1 A stone or metal plate or bounded surface to carry words, letters, emblems, or carvings 2 A coping stone set flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yazı kâğıdı destesi, bloknot; tablet, levha, kitabe, yazıt; yassı hap, tablet, komprime, sıkıt; parça, kalıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra takımı (çatal, bıçak, kaşık) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (İng.) maden suyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (i. Fr.). 1. Çerçevelenmiş resim. 2. mec. Manzara. 3. Birbiriyle olan alâkalarına göre düzenlenerek yazılmış şeylerin bütünü 4. Tiyatro oyunlarında, bir perdenin, değişik dekorla takdim edilen kısmı veya kısımları

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. tableau. chart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. scene. table. view. schedule. tableau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting. picture. table. tableau. view. panorama. panel. switchboard. panelboard. dashboard. slab. instrument board. chart. tablature. form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. tabloid

küçük gazete

Siyasi ve sosyal meseleleri tek bir haberle veren bir tür gazete.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ufak resimli gazete: b.h. yassı hap, tablet; s. sıkıştırılmış; az ve öz; duygusal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبل زن] davulcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابناک] parlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlak.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. tabu olan şey; s. tabu, yasak, dokunulmaz, memnu; f. yasaketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dümbelek; zilli tef; f. dümbelek çalmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufak dümbelek; arkasız iskemle, tabure; elişi için kasnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümbelek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan). İnsanın anlayışını arttıran kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. sosyoloji) (Polinezya dilinden). Var olduğu sanılan mukaddes hususiyetlerinden dolayı dokunulamayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo. tabu. taboo. tabu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a prejudice that prohibits the use or mention of something because of its sacred nature. an inhibition or ban resulting from social custom or emotional aversion. forbidden to profane use especially in South Pacific islands. excluded from use or mention; '

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taboo , tapu , taboo , tabu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. taboo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. masa şeklindeki, masa gibi düz; cetvel şeklindeki; cetvele göre hesap olunmuş. tabularly z. masa şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. üzerine hiç yazı yazılmamış levha; yeni doğan çocuğun hiç bir eser taşımayan beyni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tabooed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. cetvel haline koymak; s. üstü düz; tabaka halindeki. tabula'tion i. cetvel haline koyma. tabulator i. cetvel haline koyan kimse veya alet: cetvelleyici, tabulatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVULGA) (i.). Kırmızı özlü sert bir ağaçtır ki, sopa yapmakta ve kökü tıpta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: TâPGUR) (i.). 1. Birbirine arkasını vermiş dört diziden mürekkep kare şeklinde asker veya top birliği. Her taraftan düşmana karşı koyup bir istihkâm teşkil eder: Tabur olmak. 2. Bölük’le alay arasındaki birlik ki, binbaşının kumandası altında bulunur: Bir tabur asker, onuncu alayın ikinci taburu. Tabur ağası = Zaptiye binbaşısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion. troop. line. row. file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion. line. row. file. troop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şifa bularak hastahaneden çıkmış veya çıkması kararlaştırılmış kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharged from a hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discharged / dismissed from a hospital. released from jail. person who has been discharged from a hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arkalıksız iskemle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool. footstool. taboret. tabouret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stool. footstool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABÜT) (i. A ). 1. Ölü nakline mahsus sandık (tabutun içindeki Ölüye «naaş» denir). 2. Hazret-i MÜsâ’ya inen Avâmir-i Aşere’nin konduğu sandık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bier. casket. coffin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffin. bier. burial case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تابوت] tabut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «tlbiye» den), istihkâm parçası, metris, top yeri: Toprak tabya, ay tabya, yarım tabya, ok tabya vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastion. redoubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protected emplacement. bastion. citadel. fort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tab’ = basma, Fars. hâne = ev). Kitap matbaası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiatiyie, tabiî olarak, kendiliğinden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبعا] doğal olarak, tabiatıyla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبعانيه] natüralizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Basmak, (bk.) Tab\

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşık bir yerden gelenlerin karantina bekledikleri yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahtakurusu

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wooden balcony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahtapûş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Askerin tâlim öğrenmesine mahsus yer ve meydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repair shop. repair-shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repair shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تصفيه خانه] rafineri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbb» dan masdar). Hekimlik, doktorluk etme, tabâbetle meşgul olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «tâb-hâne» den). 1. Fakirlerin sığındıkları sıcak yer. 2. Ateşle ısıtılan çiçeklik, sobalı çiçeklik. Tavhane gibi = Karma karışık, altüst, muntazam olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعليم خانه] eğitim alanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «basar» dan). İnsanın gözünü açacak durum, ibret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fertleri tenbel olan ev, memurları iş görmez daire, tenbeller yuvası, sığınağı ve topluluğu: Orası bir tenbel-hânedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F., Ar. teneffüs = dinlenme, Fars. hâne = ev). Teneffüse mahsus salon ve yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreation room or play area (in a school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tek sebebi var, vakum yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.

Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından ısı iletilemez. Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır. İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz. Termosun içine kahve konulursa ısısı dışarı kaçamayacağı için kahve sıcak kalır, soğuk su koyarsanız dışarıdan içeriye ısı giremeyeceği için su ısınmaz, soğukluğunu muhafaza eder.

Vakumlu yani havasız ortamın izolasyon özelliği, 1643 yılından, Toricelli’nin bugünkü termometrelerin atası olan civalı barometreyi icadından beri biliniyordu. Ne var ki yaratılan vakumu muhafaza edebilecek, aynı zamanda da ısıyı iletmeyecek lastik türü malzemelerden o zamanlar kimsenin haberi yoktu.

Termos başlangıçta kahve veya soğuk suyun sıcaklığını muhafaza etmek için değil, bir laboratuar aleti olarak sıvı ve gazları muhafaza etmek amacı ile tasarlandı. İngiliz fizikçi Sir James Dewar, 1890’lı yıllardaki bu buluşunun patentini hiç bir zaman almadı ve bilimsel kuruluşlara bağışladı.

Dewar’ın Alman asistanı Reinhold Burger bu cihazdaki ticari geleceği iyi gördü ve 1903’de Almanya’da patentini aldı. Hatta ismi için ödüllü bir yarışma dahi açtı. Kazanan isim Yunanca ‘ısı’ anlamına gelen ‘Thermos’ oldu. Bu isim 1970 yılına kadar ticari bir marka olarak kaldı. Sonraları bu tip cihazların genel ismi olarak herkes tarafından kullanılması kabul edildi.

Termosun daha çok tanınmasını ve evlerde yaygın olarak kullanılmasını sağlayanlar kuzey ve güney kutbuna giden kaşifler, Everest’in tepesine çıkan dağcılar ve zeplin yolcuları oldu. Dünyanın bir ucuna giderken bile kahveyi sıcak tutabilen termosa karşı insanların güven duyguları arttı. Termos piknik çantasında unutulmaması gerekenlerin içinde en baştaki yerini aldı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Terzi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Teşrih ameliyatının yapıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تشریح خانه] otopsi odası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «teba’»dan). Fasılasız birbiri ardından gelme, Ar teâkub.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tıbk» dan). Birbirine uygun gelme, uyma, mutabık olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تطابق] uyma, uygun düşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uymak, uygun düşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail. detention house. gaol. prison. remand prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) (tar.) krala refakat veya hizmet eden asılzade; İskoçya'da baron unvanı ile kral hizmetine giren kabile reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tıb = hekimlik, Fars. hâne = ev, yer). Tıbbî işler idarehanesi, tıbbiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. firm. trading house. business concerns. business establishment. business firm. business house. incorporated business. commercial house. commercial concern. trading concern. trading firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تجارت خانه] ticaret yapılan işyeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Timarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. timar’dan yapılma veya bîmâr-hane’den galat). Akıl hastalarına mahsus hastahane, Ar. dâr-üş şifâ. Timarhane kaçkını = Deli, delice hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedlam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. bin. bughouse. nuthouse. lunatic asylum. mental hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. insane. nut house. bedlam. detention hospital. institution. mental institution. madhouse. nut college. reception institute. retreat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تيمارخانه] akıl hastanesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escaped lunatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who is fit for the insane asylum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tren veya vapur tarifesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Örneğin içindekiler tablosu, tüm numaralar, tüm isimler, çalma süresi, tarihi, veri konumu vsç gibi bilgiler. MiniDisc üzerine yeni bir kayıt yapıldığında, bununla ilgili yeni bilgiler güncellenir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i,). 1. Tanzimat ordusunda topçu sınıfını içine alan müstakil teşkilât. Tophâne-i Amire Müşiri = Tanzimat’tan sonra bu dairenin başı olan mareşal ki, hükümet üyesi sayılırdı. 2. Devlete ait top fabrikası. 3. İstanbul’da vaktiyle tophanenin bulunduğu semt: Tophane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannon foundry. artillery school. arsenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (eskiden) Tophâneye yani askerin topçu sınıfına mensup (subay vs.).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söz dinler, yumuşak başlı, uysal; kolay işlenir, şekle girer. tractabil'ity, tractableness i. yumuşaklık, uysallık. tractably z. uysallıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.cismen değişirilmesi mümkün transmutability i. değişme kabiliyeti, cismen degiştirilme imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfek koyup saklamaya mahsus yer (silâhhâne daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pikapta plağın altındaki döner tabla; demiryollarında vagonları bir hattan diğerine geçiren veya lokomotifin yönünü değiştiren döner platform, döner levha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عموم خانه] genelev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabul edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlatılmaz, anlaşılmaz; mesuliyetsiz, sorumsuz, hesabı verilmeyen; olağanüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, katı kalpli; affetmeyen; kusur bulan. uncharitableness i. affetmezlik. uncharitably z. sevgisizlikle, merhametsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahatsız; rahatsız edici, nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. unutulmaz. unforgettably z unutulmayacak bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağıza zor alınır; nahoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basılmaya uygun olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karsız, verimsiz; boş, nafile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabit veya sağlam olmayan; kararsız, hercai, yeltek, gelgeç, dönek, kaypak; kim. çabuk eriyen veya değişen; değişken. unstableness, unstabil'ity i. sabitsizlik; kararsızlık, döneklik; değişkenlik. unstably z. kararsızca; sabit olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, yakışıksız. unsuitabil'ity, unsuitableness i. uygunsuzluk, yakışık almama. unsuitably z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tercüme edilemez, ,çevrilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mazeretsiz: savunulamaz; affedilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. upper crust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Emrinde birkaç usta çalıştıran usta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. headman. headworker. captain. journeyman. master builder. overman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman. overseer. supervisor. journeyman. head workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ام الکتاب] Fâtiha sûresi. 2.levhimahfuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baptistery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sebze, zerzevat, göveri, yeşillik; bitki, nebat; s. bitkilere ait bitkilerden alınmıs; bitkisel; sönük. vegetable black boya olarak kullanılan bitkisel yağ isi. vegetable butter margarin, bitkisel yağ. vegetable dye bitkisel boya. vegetable gar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data-base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data base. database. data-base. data book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gerçek, hakiki. veritableness i. gerçeklik, hakikat. veritably z. gerçekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tablet PC’Ierde kullanılan, dokunmatik ekran ve el yazısına uyumlu Windows işletim sistemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çekmeceli çalışma masası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağ yapılan ve satılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dorm. dormitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormitory. dorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escritoire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bureau. office. office desk. study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mektep vesairede topluca yemek yenen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphanage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphanage. charity school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. orphan asylum. children's home. crèche. orphanage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [یتيم خانه] yetimler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب خانه] darphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Spor yapılan kapalı yer, spor salonu.

Türkçe Sözlük by