Tac-gah ne demek? | Tac-gah anlamı nedir? | Tac-gah

Tac-gah anlamı nedir?

Tac-gah ne demek?

Tac-gah anlamı nedir?

Tac-gah | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tac gah

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hükümet merkezi, taht şehri («pâyitaht» çok daha fazla kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Suyun biriktiği yer, havuz. 2. (anatomi). Karnın, kaburgalar altındaki kısmı, boş böğür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. Eski Iran inanışında o gün, yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sayılırmış. Abân-gâh kime aitse onlar suya girip yıkanır eğlenirlermiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستنگاه] döl yatağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.. A. T. F.). Türk musikisinde yegâh (re) perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگاه] haberdar. âgâh etmek haberdar etmek. âgâh olmak haberdar olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk devlet adamı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmatlı, bilen, vâıf: Bu sırra agâh mısın? Ben, bu işten Agâh değildim. 2. Uyanık, müteyakkız, basiretli. Bu ikinci mânâ ile sıfat terkibi dahi teşkil eder: Dil Agâh = Kalbi uyanık, gönül adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. Agâh). Agâhlar, bilenler, bilgililer, bilginler, Alimler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu Türk-çesinde ağabey anlamında da kullanılmıştır. Türk kökenli Kaçarların onur unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگاهی] haberdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmat, vukuf, haberdarlık. 2. Uyanıklık, teyakkuz, basiret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهونگاه] ceylan bakışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Beyaz taç.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Altından taç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nişanın konduğu yer, hedef mahalli, nişangâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آماجگاه] nişan alınan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mide ekşimesini tedavi eden, asitleri giderici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arâm-gâh). 1. İstirahat yeri. 2. İkamet olunan yer. Oturulan yer, mesken. Me’vâ, menzil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آرامگاه] dinlenme yeri. 2.mezar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Asker kampı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve AŞUB-GEH (i. F.). Karışıklık yeri, kargaşalık mahalli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) gramer kurallarına uymayan, biçimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Atalardan gelen, atalarla ilgili olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ata).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atavism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atavism. throwback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتشگاه] ateşkede, ateşperest tapınağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). takmak, raptetmek, iliştirmek, tutturmak; bitiştirmek, bağlamak; (huk). haczetmek , müsadere etmek; maiyete tayin etmek; vermek, hamletmek, isnat etmek; sevdirmek attached (s). bağlı, merbut, ilgili; ilişik; tutkun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ataşe attache case genellikle deriden yapılan, dik dörtgen ve menteşeli evrak koyacağı, çanta. naval attache deniz atasesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlılık, merbutiyet; ilgi, alaka; sevgi, muhabbet, dostluk; (huk). zapt ve müsadere, haciz; zapt ve müsadere ilamı; ek parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). hücum etmek, saldırmak, vurmak, basmak, tecavüz etmek; laf atmak, aleyhinde söylemek; işe koyulmak; tutmak, isabet etmek; (i). saldırı, hücum; (tıb) yakalanma , tutulma, nöbet; birbirinin aleyhinde söyleme; işe koyulma; (müz). bir nota

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hormon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sponger. freeloader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başa takılan ay şeklinde taç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Osmanlı teşkilâtında saray vazifelilerinin bir sınıfı. 2. Balta ile giden itfaiyeci, tulumbacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of axes. hewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAR-GEH (i. F. bâr = Ruhsat, gâh, geh = Yer, mahal). Ruhsatla girilecek mahal, girmek için izin istenilen yer. Osm. Atebe, südde, dergâh. Bârgâh-ı pâdişahî. mec. Bârgâh-ı Kibriya = Tanrı’nın huzuru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بارگاه] yüksek huzur, padişah huzuru. 2.otağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازارگاه] pazar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kapıya çıkma. 2. (tarih) Acemî ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin, yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنگاه] kötü gözlü, kötü bakışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve BENDER-GEH (i.). Ticaret limanı, iskele, (-gâh ve -geh ilâvesi fazladır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندرگاه] rıhtım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve BEZM-GEH (i. F.) (bezm = meclis, gâh =: yer). Sohbet ve içki için toplanılan yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزمگاه] eğlence yeri, eğlence meclisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, uygunsuz vakitte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, uygunsuz vakitte olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavana kadar yükselen kitaplık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öpülecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, F.). Esvab veya çamaşır yeri veya odası, soyunup giyinecek yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CAN-KAH (1. F.). 1. Can azaltıcı, ruh eksiltici. 2. Can evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çanta yapan veya satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinin 1 numaralı basit makamı ve bu musiki sisteminin ana dizisi ki, aynı adı taşıyan perdede (do perdesi) kalır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چارگاه] Türk musikîsinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarayan 6 çeşit beşlinin 1 ‘incisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarayan 6 çeşit dörtlünün Tincisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Türk musikisinde orta sekizlideki «do» perdesi ki, portenin üçüncü aralığına yazılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelime ve deyimleri yanlış kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dünyanın tamamen yok olması; afet, tufan, dâhiye; (jeol). yeryüzünde değişiklikler meydana getiren fiziksel olay. cataclys'mic, cataclys'mal (s). müthiş; kıyamet günü gibi, felaket cinsinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). yeraltında inşa edilmiş koridorları ve odaları olan mezarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جایگاه] yer. 2.makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çekişme yeri. mec. Dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(iF. A. cemiyet = toplanma, F. gâh = mekân). Toplanma yeri, toplanılan yer, cemiyet yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇERAGE (i. F.) Otlak yeri, mer’alık yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چراگاه] otlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). memeli deniz hayvanları takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). memeli deniz hayvanları takımına mensup; (i). memeli deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bak). cetacean.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevelân = dolaşma. F. gâh = yer, mahal). Dolaşılan yer, gidip gelinen mahal: Oraları avcıların cevelângâhıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جولانگاه] gezinti yeri, mesire yeri. 2.dolaşım yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Leşle dolu olan yer, mec. Dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ciğerin bulunduğu yer. mec. Gönül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut CİLVE-GEH (i. F. A. cilve, F. gâh, geh = mahal). Görünüş, tecelli ve zuhûr mahalli: Eltâf-ı sübhlniyyenin cilve-gâhı = Tanrı’nın lûtuflarının göründüğü yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلوه گاه] görünme yeri. cilvegâh olmak yatak teşkil etmek, yurt olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexual harassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çoğa).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temas, değme, değiş, sürtünme, dokunma; ilişki, münasebet; görüşme; (elek). bağlantı; (tıb). bulaşıcı hastalık nakledebilen kimse, portör. contact flight (hav). görerek uçuş. contact lens kontakt mercek. contact print foto. negatif ebadırda basllan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temas etmek, dokunmak; (k).dili ile konuşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil hücum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tebeşirli, tebeşirle dolu; (jeol). ikinci zamanın son kısmı, kretas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool eklembacaklılar kolundan kabuklular. crustacean (s)., (i). kabuklulara ait ; (i). kabuklular sınıfından bir hayvan. crustaceous (s). kabuklu; (zool). kabuklular sınıfına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of a junta. junta member.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâlet yeri, mahkeme divânı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادگاه] mahkeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tuzak kurulan yer. (bk.) DAm-geh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دامگاه] tuzak kurulmuş yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DANİŞGEH) (i. F). Bilgi yeri, mektep; üniversite.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانشگاه] üniversite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut DERGEH (I. F.) (der = kapı, gâh = yer, makam). 1. Kapı mahalli, eşik, kapı önü, der-bâr. Büyüklerin kapıları: Dergâh-All kepi çuhadarları. 2. Tekye, hânkah: Nakşî dergâhı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درگاه] dergah. 2.saray. 3.tekke. 4.tapı, huzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tezgâh, dokuma Aleti, atölye. 2. Zenginlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستگاه] tezgah. 2.atölye. 3.halı dokuma tezgahı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırmak, çözmek, çıkarmak, koparmak, sökmek; çıkmak, kopmak, ayrılmak. detachable (s). çıkarılabilir, yerinden sökülebilir detachment (i). ayırma, aynlma, çıkarma; müfreze; ayrılık; dalgınlık; tarafsızlık; (ask). kol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supporter of a dictatorial regime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, Agâh = Arif, bilen). Kalbi açık, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baca, duman yeri, ocak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde aynı adı taşıyan perdede duran bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i T. F.). Türk musikisinde bir perde adı. Portenin ikinci aralığına yazılan lâ notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toplantı yeri, meclis.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) östaki borusu, ortakulakla yutak arasındaki boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr.) emrivaki, olup bitti, oldu bittiye getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fânilik yeri, dünyâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). buğday türünden, bugday veya diğer tahıllara benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one of the five watches or periods of the day ; also 'place' or 'area'. And.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گاه] kâh. 2.yer ve zaman bildiren kelimeler türetir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zaman, vakit, bazen, bazı defa, bazı vakit, kimi vakit: Gâh bulunur, gâh bulunmaz. Gâh olur ki... Gâh gâh, geh, geh = Vakit vakit, ara sıra. Bi-gSh = Vakitsiz. Nâ-gih = Ansızın. Gâh 0 bi-gâh = Vakitli vakitsiz, (bk.) KAh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bazı Farsça kelimelere katılarak zaman veya mekân gösteren mürekkep kelimeden meydana gelir: Seyir-gâh = Seyir yeri. Namaz-gâh = Namaz yeri. Seher-gâh = Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe’de bazen: kâhî). Bazı defa, bazen, ara sıra.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گاهی] kimi zaman, bazen, arasıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazen, bazı kere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گاهواره] beşik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kaçacak ve sığınacak yer. 2. Kasidede konuya giriş beyti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geçilen, geçilecek yer, yol, Ar. me’mer: Anadolu ana demiryolunun güzergâhını tayin etmek, ordunun güzergâhı üzerinde bulunan yerler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxiway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گذرگاه] geçit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyku yeri, yatak ve yatak odası. .

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خوابگاه] yatak odası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Gelin odası, (hacle kelimesinde zaten yer adı bulunduğundan, tekrar gâh yer eki getirerek haclegâh şeklinde kullanmak doğru olmamakla beraber yine de kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حجله گاه] gerdek odası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خفاگاه] gizlenilecek yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gizli görüşülecek yer, halvet yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خلوتگاه] başbaşa kalınacak yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenk meydanı, muharebe yeri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) peksimet, galeta .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük çadır, otağ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرگاه] otağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapan veya satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartographer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harita yapma işi, kartografi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography. surveying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرمنگاه] harman yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çadırlar kurulmuş yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خيمه گاه] çadır kurulan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük ot yığını, tınaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalp ağrısı, ıstırap, keder.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde az kullanılmış bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). O anda, derhal, der-akab.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F ). Her vakit, daima.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şakacı, latîfe ve mizahı seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Şen ve gönül açan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ibâdet = tapınma, Fars. gâh = yer). İbâdet yeri, mâbed, ibâdethane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبادتگاه] ibadet yeri, mabet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İKAMET-GEH (i. F.). Oturulan yer, mesken: Yazlık ikametgâhı güzel bir yalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domicile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abode. domicile. dwelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence. domicile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اقامتگاه] oturma yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [التجاگاه] sığınak, sığınma yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Netice verme, mucib olma, meydana getirme: Kültür alanındaki gelişmeler sanayi ve ticaretin de terakkisini intaç eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bringing to a conclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ انتاج] sonuçlandırma. 2.doğurma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to result in. to lead to. to conclude. to settle up. entail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.sonuçlandırmak. 2.doğurmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Netice olarak meydana gelen, diğer bir şeyin neticesi durumunda olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bozulmamış, dokunulmamış, el sürülmemiş, salim, eksiksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [انزواگاه] köşeye çekilme yeri, inziva yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Malını işportada satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawker. pedlar. peddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

street peddler. handseller. pitchman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peddling. hawking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dayanacak, güvenecek yer, arka Ar. zahîr: Benim istinad-gâhım ancak Cenâb-ı Hak’tır

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استنادگاه] dayanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Netice çıkarma: Sözlerinizden şu Istintâc olunuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F. musiki). Türk musikisinde bir perde. Portenin altındaki birinci ek çizgi üzerine yazılan do notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kabûl yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalb = yürek, Fars, gâh = yer). Ordunun ortası, sağ ve sol kanat arasındaki merkez birliklerinin durduğu yer: Eski harp düzeninde de kumandan ve en yakınları kalb-gâhta bulunurdu; düşmanın kalb-gâhına hücum etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Otomobil kaportalarını tamir eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, Agâh = bilen). I; bilir, Osm. vâkıf-ı umOr, müteyakkız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş bilir adamın hâli, vukuf, malûmat, haberdarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, gâh = yer). İş yeri, fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Durak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encampment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headquarters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کارگاه] işlik, iş yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğri bakışlı, şehlâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kemer yeri, kemer bağlanan yer, bel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pusu yeri, pusu kurulan gizli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kıble, Fars. gâh = yer). Kıble yeri, kıble tarafı: Kıble-gâh-İ eşref-İ şîrin-zebandır kaşların.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komite usulleriyle gizil tertipler yapan. bk. Komiteci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Komitacı işi. bk. Komitecilik. “

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bir makam.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(lavandula): Ballıbabagiller familyasından; çalı görünüşünde, dip kısmı odunsu bir bitkidir. Çiçekleri mavi veya morumsu ya da koyu kırmızıdır. Kokusu güzeldir. Karabaş lavantaçiçeği denilen türü yurdumuzda vardır. Kullanıldığı yerler: Kaynatılmış suyu uyarıcı ve midevidir. Küçük bir torba içinde dolaplara konan lavanta çiçekleri, elbise ve çamaşırları böceklerden korur. Banyo suyuna güzel koku verir. Lavanta kolonyası vücudu ferahlatır. Ateşi düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Lavta çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lutanist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lutanist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ordugâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Limonata denilen limon şerbetini yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)Lokanta işleten kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurateur. restauranteur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurant operator. common victualler. restaurant keeper. traiteur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit yankasiclllk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (radyo) elekromanyetik dalganın saniyede bir milyon devirlik frekans birimi, megasikl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منزلگاه] konak yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) deli, çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. el tarağı metacarpal s. el tarağına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. aşkın merkez, denk merkezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مزارگاه] mezar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. T ). 1. Hıristiyanlar’da cenaze taşımak için tutulan kimse. 2. Cenazelerde aşir okuyarak para alarak geçinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHTAC) (i. A. «havece, hâcet» den if.) (c. muhtâcîn). t. Bir şeye ihtiyaç ve lüzumu olan, bir ihtiyacı olup da gideremeyen: Ekmeğe, suya, nasihata muhtaçtır. 2. Lüzumu olan: Bu ev tamire muhtaçtır. 3. Fakir, yoksul: Muhtaçlara yardım etmek. 4. Birinden iyilik görmek ümidinde bulunmakla veya yardımını görmekle kendisine baş eğmeye mecbur olan: Ben, sana muhtaç değilim; ne yapsın ona muhtaçtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needy. in need. dependent. beggarly. destitute. indigent. necessitous. straitened. straitened for. hard up. have a weak chest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependent. deprived. needy. destitute. dependant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needy. sb / sth in need of. dependent. wanting. necessitous. poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محتاج] ihtiyaç sahibi. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depend on. demand. need. require. want. want for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Muhtaçlık, ihtiyaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhtaç olan adamın hâli, ihtiyaç: Kimseye muhtaçlığım yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acele» den imef.) (mü. müstâcele). Çabuk yapılması istenen, istîcâl olunan, sıkıştırılan, aceleli: Bu iş müstâceldir, müstâcel bir mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. pressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele ile, çabuk olarak, İşi tâcîl ederek: Bir mektup yazıp müstâcelen gönderdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele olma hâli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناگاه] ansızın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-GAH) (i. F ). 1. Vakitsiz, münasip vakitte olmayan. 2. Ansız, ansızın. Agâh ve nâgâh = Vakitli vakitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Namaz kılmaya mahsus meydan ki, kıble cihetinde mihrap yerine bir dikili taşı olur. 2. Ustü açık mescit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نمازگاه] namazlık, üstü açık mesçit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ نظرگاه] bakış yeri. 2.bakılan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Neşe yeri, keyif yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ölüye ağlanacak yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نگاه] bakış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bakış, bakma. 2.Göz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bakmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bakış, bakma, nazar. Atf-ı nigâh etmek = Nazar atmak, şöyle bir bakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigeh-bân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigeh-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hedef yeri. 2. Ateşli silâhların nişan almaya mahsus yeri: Bu tüfeğin nişangâhı pek doğru.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نشانگاه] nişan tahtası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toplantı yeri, toplanma yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yavru doğurma, yavrulama.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Nurdan taç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğlence yeri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) engel, mâni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ordunun kurulduğu yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encampement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer) (uyd. k.). Partisip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Tepe, ozanların bulunduğu. 2.Mirasçı. 3.Veliaht. 4.Sıfat fiill(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Batı Roma İmparatorluğunun düşmesinden (M.S. 476). Doğu Roma İmparatorluğunun düşmesine (M.S. 1453) kadar devam eden tarih çağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediaeval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Hekim, doktor. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Pasta yapıp satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry seller. confectioner. pastrycook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry seller. confectioner. pastrycook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Derece, rütbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Sığınacak yer, Ar. melce, müttekâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پناهگاه] sığınacak yer, sığınak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tılsım olarak kullanılan beş köşeli yıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرستش] mabet, tapınak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. piş = ön, gâh = yer). Huzur. Pîş-gâh-ı Alîlerine = Yüksek huzurlarına (eskiden zarf üzerine yazılırdı).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پيشگاه] ön. 2.huzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şamfıstığı, Antep fıstığı; şamfıstığı ağacı; şam- fıstığı yeşili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Posta işlerinde çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mailman. postman. despatch rider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postman. letter carrier. commissionnaire. letter messenger. mail carrier. postal official.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. psitakoz denilen papağan hastallğı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gözetip beklemeye mahsus yer. 2. Rasathane.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kap, zarf; depo, havuz; hazne; (bot.) çiçek tablası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş meydanı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. süvari subay çantası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casuist. sophist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salata, soğan vesaire satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞAM-GEH) (i. F., şâm = akşam, gâh geh = vakit). Akşam vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültücü, çok gürültü patırdı eden: Pek şamatacı bir çocuktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شامگاه] akşam vakti, akşamüstü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Noel baba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. sayd = ay, Fars. gâh = yer). Av avlanan yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صيدگاه] avlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sâye = gölge, gâh = yer.) Gölgelik yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece vakti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبانگاه] geceleyin, gece vakti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. secde, Fars. gâh = yer). Secde yeri, secdeye varılacak yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سجده گاه] secde edilen yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk Musikisi’nde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk Musikisi’nde orta sekizlide koma bemollü si perdesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. seher = sabah, Fars. gâh, geh = vakit). Sabah vakti, sabah vaktinde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سحرگاه] seher vakti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ortak du varlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Baş tacı, başa giyilen tac, 2. mec. Başa giyilen tac gibi saygı ve sevgi duyulan kimse.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Baştacı, çok sevilen, sayılan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert kıllı; domuz kılı gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seyir ve temâşâ yeri, mesire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سيرانگاه] gezinti yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sigorta işleri ile uğraşan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance agent. insurer. insurance broker. assurer. underwriter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underwriter. insurer. insurer agent company. insurance agent. insurance canvasser. placing broker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insurance. selling insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

selling insurance. insurance trade. underwriting business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Av yeri, avlanılan yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکارگاه] avlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vapur bacası; uzun fabrika bacası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Eşsiz taç.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. sutaşı, suyolu, harç, işlemeli kenar şeridi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. görülecek şey; dehşetli manzara; acayip davranış; çoğ. gözlük. spectacled s. gözlüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. görülmeye değer, harikulade; i. hayret verici manzara. spectacularly z. harikulade bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s., müz. her ses ayrı ve kısa olarak, stakato; s. kesik ve kuvvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. büyük yığın; saman veya ot kümesi, tınaz, istif; muntazam yığın; baca; kitap rafları (özellikle büyük kütüphanelerde); k.dili. bolluk; f. yığmak, istif etmek. have the cards stacked against one güç bir durumda olmak, engeller karşısında olmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صبحگاه] sabah vakti, sabahleyin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dinlenme yeri, mezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk Musikisi’nde çok kullanılmayan bir makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk Musikisi’nde bir makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. tebeşir tabakalarının üstünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. destek bağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gram. sözdizimi kurallarına ait. syntactically z. sözdizimi yönünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Yaşama yeri, geçinme yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAÇ) (i. F.) (Arapça’laştırılarak c. A. tîcân gelir). 1. Hükümdarların başlarına giydikleri mücevherli altın çenber ki, taht ile beraber hükümdarlık alâmetidir. Ar. iklîl, Fars. efser, dihim. İ. Bazı fâfîkatlerde şeyhlerin giydikleri başlık. 3. Gelinlerin başlarına konulan bir süs. 4. Bazı kuşların tarak şeklindeki Sorgucu. Tâc-ı ser = Baş tâcı, pek saygılı şey. Taç giymek = Osm. tetevvüc etmek, taç giyme törenini yerine getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) TAc.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. touch

sp. yan

Futbol veya hentbolda, topun, alanın yan çizgileri dışına çıkması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crown. diadem. coronet. circlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crest. touch. crown. corolla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crown. tiara. petal. crest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تاج] taç. 2.sorguç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coronation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TACİN) (i. A. «acn» den masdar). Yoğurma, hamur yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ticâret» ten if.). (c. tüccâr). Ticaretle meşgul insan, bezirgân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Taç veren, hükümdar yapan. 2. mec. Büyük hükümdar, kudretli imparator.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir kasidenin sonlarında şâirin mahlası bulunan beyit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. tâc = taç, dâşten = tutmak, mâlik olmak). Taç giyen, taç sahibi, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara, taç sahibine lâyık şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hükümdarlık. 2. Tâca, hükümdara ait: İrâde-i hazret-i tâcdârî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hükümet merkezi, taht şehri («pâyitaht» çok daha fazla kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Üstün ol, baş ol.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika'da bazı ağaçlardan çıkarılan reçineli madde (ilâç veya tütsü olarak kullanlılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Padişah, hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تاجدار] taç sahibi, padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin tacı. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., müz. susacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kalp çarpıntısı, taşikardi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunan ve Roma stenografisi; steno tachygraph'ic s. steno ile ilgili. tachygrapher i. stenograf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cama benzeyen ve asitle ayrışan bir çeşit bazalt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takimetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Taçla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şaşırtma, hayrete düşürme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تاجدار] taç sahibi, padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk memleketlerinde (bilhassa Türkistan’da) oturan İranlı. Tacikistan = Türkistan’da İranlılar’ın hafif ekseriyet teşkil ettikleri bir bölge.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İran ve Türkistan’da yaşayan İran asıllı, Farsça konuşan halktan olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tadzhikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tadjikistan. tadzhikistan. tajikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tajikistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Asya’da, Çin’in batısında yer alır.

Coğrafi konumu: 39 00 Kuzey enlemi, 71 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Asya.

Yüzölçümü: 143,100 km².

Sınırları: toplam: 3,651 km.

sınır komşuları: Afganistan 1,206 km, Çin 414 km, Kırgızistan 870 km, Özbekistan 1,161 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: İç kısımlarda kıtasal, Pamir dağlarında yarı çöl ve kutupsal iklim görülür.

Arazi yapısı: Pamir ve Alay dağları yer şekillerini oluşturur; Fergana Vadisi kuzeyde, Kofarnihon ve Vakhsh vadileri güneybatıda yer alırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Syrdariya 300 m.

en yüksek noktası: Ismail Samani Zirvesi 7,495 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, petrol, uranyum, cıva, kömür, kurşun, çinko, antimon, tungsten, gümüş, altın.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %4.

Diğer: %65 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 6,390 km² (1993 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 6,578,681 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.12 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -3.49 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 116.09 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 64.18 yıl.

Erkeklerde: 61.09 yıl.

Kadınlarda: 67.42 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.29 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 100 den az (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (1999 verileri).

Ulus: Tacik.

Nüfusun etnik dağılımı: Tacik %64.9, Özbek %25, Rus %3.5, diğer %6.6.

Din: Sünni Müslüman %80, Sii Müslüman %5.

Diller: Tacikce (resmi), Rusça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

erkekler: %99.

kadınlar: %97 (1989 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Tacikistan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Tacikistan.

Yerel tam adı: Jumhurii Tojikiston.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Duşanbe.

Bağımsızlık günü: 9 Eylül 1991 (Sovyetler Birliğinden).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 9 Eylül (1991).

Anayasa: 6 Kasım 1994.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CIS (Bağımsız Devletlerin Topluluğu), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasy


Ülke by

Türkçe Sözlük

(TACİL) (i. A. «acele» den masdar). Acele ettirme, sıkıştırma, çabuk olmasını isteme: Yemeği tâcil ediyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Noktalama.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Noktalama, noktalatma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tradesman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merchant. trader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trader. merchant. commercant. dealer. monger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تاجر] tüccar, ticaret yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ticareti meslek edinmiş olan,

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Tacir).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تاج سر] baştacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Baş tacı, en çok sevilen, sayılan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hal ile ifade olunan, sözsüz ifade olunan, zımnî; kontratse yapılan. tacitly z. zımnen, söylenmeden anlaşılan .tacitness i. söylenmeden anlaşılma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuşmaz, sessiz, suskun. tacitur'nity i. sessizlik, suskunluk. taciturnly z. sükutla, suskunlukla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. molestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annoyance. harrassement. disturbing. harassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annoyance. harassment. importunity. imposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعجيز] rahatsız etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harass. to annoy. to bother. ail. beleaguer. disturb. dog. harry. haunt. haze. incommode. molest. pester. ply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rahatsız etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. yiyecek, gıda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ufak çivi, pünez; den. kuntra; karula yakası; bir geminin yelkenlerinin vaziyetine göre gittiği yol; yelkenli geminin rüzgâr sebebiyle yol değiştirmesi; dengi diş, yol; tedbir; teyel; f. çivi ile iliştirmek veya pekiştirmek; iliştirmek; den. o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gurur.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. palanga, takım; tutma, zapt etme; Amerikan futbolunda belirli yerde oynayan iki oyuncudan her biri; den. halat takımı; f. tutmak, zapt etmek; Amerikan futbolunda topu taşıyan hasmı tutup durdurmak; başarmak; uğraşmak, çaresine bakmak, hakkından g

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yapışkan (boya, zamk).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,(A.B.D.), k.dili. dökük (saç); yırtık pırtık, pejmürde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taç giydirmek, Osm. tetvîc etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Taç giymek, Osm. tetevvüc etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başında tâcı olan, taç giyen, Fars. tâcdâr. 2. Başında sorgucu olan (kuş).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. tacamahac.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Işıktan nurdan taç.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تاجسر] baştacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncrowned king.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. incelik, zarafet; nezaket; dokunma duyusu; vakit ve halin icabına göre hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. incelikli, anlayışlı, ince, nazik, zarif. tactfully z. zarifçe. tactfulness i. incelik, zarafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tabiyeye ait; tedbirli, tedbir ve intizama ait. tactically z. tabiye bakımından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tabiyeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. muharebe usulü, tabiye; bir usul dairesinde hareket, manevra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dokunma duyusuna ait; dokunulur, el ile tutulur. tactil'ity i. el ile tutulabilme, dokunulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nezaketsiz, inceliksiz, patavatsız, kaba. tactlesslyz nezaketsizce. tactlessness i. kabalık, nezaketsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dokunma hissine veya uzuvlarına ait. tactually z. dokunarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تاجور] taçlı, taç sahibi, padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çiçeklerde üreme organının etrafında bulunan, rengârenk yaprakçıkların her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Taht yeri, tahtın kurulduğu yer. 2. Bir hükümdarın oturduğu şehir, taht şehri, Fars. pây-i taht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anadolu’da yaşayan bazı Alevîler’e verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تختگاه] başkent.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F.). Askerlikte talim yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طربگاه] neşelenme yeri, eğlence yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تجليگاه] görünme yeri, zuhur yeri, ortaya çıkış yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. teferrüc, Fars. gâh, geh = yer). Eğlenmek için gezinmeye mahsus yer, eğlenme, dinlenme yeri: Bu şehrin teferrücgâhları çoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تفرجگاه] gezinti yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dayanacak yer, Fars. istinad-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gezinti, eğlence yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تماشاگاه] seyir yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) mürekkepbaIığında olduğu gibi ince ve uzun dokunma veya kavrama uzvu; (bot.) bazı yapraklarda bulunan ince kıl gibi hassas lif, dokunaç. tentac'ular (s.) kavrama uzvu gibi; dokunaçla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) kavrayıcı kıl gibi uzuvları olan hayvancıklar sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) istiridye veya midye gibi kabuğu olan; (biyol.) kırmızımsı kahverengi. testaceans (i.), (çoğ.) kabuklular.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) vasiyetname bırakmış olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Fars. «dest-gâh» dan; dest = el, gâh = yer). 1. Dokumacıların bez vesaire dokudukları Alet. 2. Dükkânlarda satıcının önündeki uzun masa. 3. Kahveci ve meyhaneci gibi esnafın büyük masaları, büfe. 4. Karada yapılan gemilerin oturtulmasına mahsus keresteden tertibat: Alman tezgâhlarına sipariş olunan gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bench. collusion. conspiracy. counter. cradle. stall. stand. workbench. loom. shipbuilding yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ladentisch. theke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Over The Counter Markets)

Organize bir borsa dışında yapılan işlemleri kapsayan gevşek ve gayriresmi nitelikteki borsa dışı piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir tezgâhta çalışan. 2. Ağaçtan tezgâh, kuyu çıkrığı, dolap vesaire gibi şeyler yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dokunacak bez vesaireyi tezgâha koymak. 2. mec. Hazırlamak, hazırlığa girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir gazino ve meyhane vesairede tezgâhı idare eden usta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk. salesclerk. one who serves at a counter. salesman. shop assistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. raptiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ticaret, Fars. gâh = yer). Ticaret yeri, ticaret yapmaya elverişli yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tiktak sesi, saat tıkırtısı; şaka yapmak için tıkırtı çıkaran bir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kâğıt üzerinde oynanan üç taş oyununa benzer bir oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü ve çevreli lider, han.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pot holder. pot-holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ümid, gâh: yer). Ümit yeri, oradan bir şey umulan yer ve makam: Umîd-gâhım sizsiniz («sizdedir» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bağlı olmayan; eşi veya nişanlısı olmayan, bekâr; orduda alay veya bölüğe bağlı olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artfully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterly. skilfully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skillfully. diplomatically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Çekilip oturulan yer, inziva yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عزلتگاه] inziva yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وقفه گاه] durulacak yer, durak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reflector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Türk musikisinde yegâh perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinin en eski makamlarından bir terkib.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki), T Ürk musikisinde pest sekizlideki re notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canlılarda dişinin çıkardığı üreme hücresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ziyâret = ziyaret, Fars. gâh = makam). Ziyaret yeri, türbe, mâbet vesaire: İstanbul’da pek çok ziyaretgâh vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [زیارتگاه] ziyaret yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by