Talim Etmek | Talim Etmek ne demek? | Talim Etmek anlamı nedir?

Talim Etmek | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i. «atmak» tan).

1.Yürümede bir ayağın kaldırılıp atılmasından ibaret hareket, hatve.

2.Bir adım miktarı mesafe ve ölçü. Adım atmak = Yürümek, gitmek; ayak talimi etmek. Adım atlamak = Sıçramak, adım adım -Ağır ağır, yavaş yavaş. Adım almak, adımını tek almak = Düşünce ve ihtiyatla hareket etmek. Adımını geri almak = Pişmanlık ve tereddütle hareket etmek.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2.Söz vermek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ülfet ettirmek, Adet ettirmek: Doğru adamı yalana alıştı ramazsı n .

2.Öğretmek, tâlim etmek: Herkesi biniciliğe alıştırmalı.

3.Vahşeti yok edip evcilleştirmek, ünsiyet peyda ettirmek : Dağda tutulan yabanî hayvanı da alıştırmak mümkündür.

4.İmtizaç ettirmek, kolay işleyecek hale getirmek: Anahtarı kilide alıştırmak.

5.(Sıcak suyu) Mülâyim ve ılık etmek. (Bu beşinci mânâda kelimenin aslı: «ılıştırmak» olsa gerektir).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl).

1.İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş.

2.İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor.

3.Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir.

4.Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir?

5.Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6.Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti.Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder.(matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir.Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Amûhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer).

1.Öğrenmiş, bilen. Hikem-Amûz (hikmetler öğrenmiş).

2.Öğreten, tâlim eden: EdebAmûz (terbiye öğreten).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (muzari: Anlatır).

1.İfham, tefhim etmek, anlayacak surette ifade etmek: Bu adama maksadımı anlatmağa çalışıyorum.

2.Öğretmek, tâlim, ders vermek: Ders anlatıyor.

3.Açıkça söylemiyerek remiz ve imâ ile ifade etmek: Ben yarın gelmeyeceğimi anlatır gibi oldum.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cephane ve talimhane; silıh deposu; ABD silıh fabrikası, tophane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. Fr. marche). Asker tâliminde yürü kumandası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. asâkir).

1.Devlet ve memleketin muhafazası için maaşla veya kur’a ile toplanarak hazır bulundurulan silâhlı adamlar topluluğu, ordu, çeri, kol. Osm. cünd, ceyş, leşker, sipâh: Asker toplamak, yazmak. Sevk-ı asker etmek = Bir yere asker götürmek, harbetmek üzere asker yürütmek, asker çekmek Düşman üzerine asker yollamak.

2.Asker topluluğunu terkip eden şahısların herbiri: Bir asker geldi, baksana asker. (Bu mânâ ile sıfat gibi dahi kullanılır): Ben asker adamım. O, asker oğlu askerdir. Ahz-ı asker = Kur’ada bulunan ahalinin askere alınması usul ve tertibi: Ahz-ı asker kanunnamesi. Asâkir-i Berriyye = Kara askeri. Asâkir-i Bahriyye = Deniz askeri gemici asker. Asâkir-i Redife = Redif askeri. (bk.) Nizam. Asâkir-i muntazama = Talim görmüş ve muntazam askerler ki, nizâmiyye, redif ve mustahfazdan ibarettir. Asâkir-i muâvine = Muntazam orduya yardımda bulunmak üzere, geçici olarak maaşla veya gönüllü olarak toplanan başıbozuk asker.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı Süryânîce olup, Farsça’sı «Azer» ve Türkçe’si «od» dur).

1.Odun vesairenin yanmasından hasıl olan hal ve madde, od, nâr.

2.Hararet, kızgınlık: Ateş bastı; sıtmanın ateşi inmedi. 3.Gazap, hiddet, şiddet.

4.Hayvanın çevik, hareketli ve pek canlı ve oynak olması. Ateşli silâhların birden boşanması: Nöbet ateşi; ateş talimi. 6.Yangın, Ar. harik. Ateş almak = Tutuşmak; birdenbire hiddetlenmek. Ateş etmek = Tüfek veya tabanca boşaltmak. Ateş bahasına = Pek pahalı. Ateş püskürmek = Fazla öfkelenmek. Ateş kayığı = Yangın için tulumbayı taşımıya mahsus büyük kayık ve o şekil ve büyüklükte kayık. Ateş vermek = Yakmak, tutuşturmak. Ateşe vermek = Yakmak, ihraç etmek, bir işe fesat karıştırmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). ile, maa. Bâ emr-i Alî = Yüksek emirle. Bâ kemâl-i hürmet ve tâlim = Hürmet ve tazimle. Bâ telgraf = Telgrafla (kullanılmasında hiç bir ihtiyaç olmayıp, yerine, «ile» kullanılması elbstte daha güzel ve fesahat kaidesine daha uygundur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı.

2.Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı.

3.Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı.

4.Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı.

5.Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı.

6.Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan.Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır?Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı.Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı.Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı).Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı.Akıl, fikir, zekâ.Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek.Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı =

1.Tersine dönmüş, mâkûs.

2.Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak =

1.Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak.

2.Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek =

1.Galebe çalmak.

2.(Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak =

1.Intisâb etmek.

2.(Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş =

1.Boş gezen, serseri. 2.Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tutalım ki, farzedelim ki, söz gelişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. boru F. zeden = vurmak, çalmak). Askere kumandanın talimat ve tenbihatını tebliğ ve meselâ yemek, uyku vesaire vakitlerini ilân için boru çalmakla vazifeli olan ve savaş meydanında kumandanın yanından ayrılmayan çavuş veya er.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alay konusu olan kimse; nişan talimi yapılan yerin arkasındaki duvar veya toprak yığını; f. bitişik olmak; bitişmek; iki şeyin enli uçlarını birbiriyle birleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). geçmiş; geçmişte olmuş;modası geçmiş; (i). geçmiş olan şey. Let bygones be bygones. Geçmişi unutalım. Olan oldu. Geçmişe mazi derler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). talimatname, içtüzük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAN-BAZ) (i. F. cân = ruh, bâhten = oynamak).

1.Tehlikeli oyunlarda bulunmakla sanki canı ile oynar adam: İp cambazı = İple oynayıp tehlikeli maharetler gösteren oyuncu. At cambazı = At üzerinde muhtelif oyunlar yapan maharetli adam.

2.At oynatıp talim ve terbiye etmede mahir binici ve at alıp. satmakla meşgul adam: Cambazdan bir at aldım, cambazların eline düşen at alınmaz.

3.Kurnaz, hîlekâr: Çok cambaz adamdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçesi: çarka). Hafif birliklerin saf ilerisinde yaptıkları tâlim. Çarha cengi = Bu suretle yapılan yani ilerideki karavulların ettikleri harp. Çarha topu = Bu talim ve cenge mahsus hafif top.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ask). talim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). talimar kayak tığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da müennestir. Birçok cem’i varsa da dilimizde hiç biri bu mânâlarla kullanılmaz).

1.Evin büyüğü, birkaç daireyi içine alan mesken, konak.

2.Mahal, mekân, makam, yer: Dâr-ı dünyâ, dâr-ı Ah ı ret. Dâr-ül-istihzârât = Kimya işleri yapılan yer (Fr. laboratoire). Dâr-ül-amân = Emniyet yeri. Dâr-ül-beka = Ahıret. Dâr-ül-harb = Savaş yeri. İslâm hukukunda bir İslâm devletinin hükmünde olmayan yerler. Dâr-ül-hilâfe = Hilâfet merkezi olan şehir, 1924’e kadar İstanbul. Dâr-üs-saâde-i şerife ağası = Osmanlı sarayında haremin en büyük Amiri olan büyük görevli. Dâr-ül-islâm =

1.Cennet.

2.Vaktiyle Bağdad şehri. Dâr-üs-saltanat = Taht merkezi. Dârüşşafaka = Yetim çocukların okutulmasına, tahsil talim ve terbiyesine mahsus müessese. Dâr-ı şûrây-ı askerî = Askerî şûrâ, askerî meclis. Dâr-ül-fenâ = Dünya. Dâr-ülfünûn = Üniversite. Dâr-ülmuallimîn, dâr-ülmuallimât = Erkek ve kız öğretmen yetiştirmeye mahsus mektep. Dâr-ül-mülk = Başkent. Dâr-ülvelâde = Gebe fakir kadınları doğurtmaya mahsus hastahane, doğumevi. Dâreyn = mec. iki ev (dünya ve Ahıret).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (el demek olan dest ile «ver» edatından mürekkeptir. Cem’i desâtîr gelir).

1.Hüküm ve nüfuzu olan vezir: Destûr-ı mükerrem, destûr-ı Azâm.

2.Zerdüşt dininin mânevî reisi ve lideri. 3.Büyük defter, başvurulan defter-i kebîr.

4.Esas kaide, bir ilim ve fende kaidelerin uygulandığı esas kaide ve umumî örnek: Hesap, cebir düsturu.

5.Türk devletinin kanunlar dergisi. 6.Ruhsat, izin, mezuniyet. Destur = İzin verin geçelim. Müsaade edin, açılın. Bu mânâ ile cin ve perilere karşı da kullanılıp, karanlıkta bir yere girileceği vakit «destur» denilir. Destûr-ül-amel = Her iş ve hareket ona tatbik edilmek üzere örnek alınan kaide ve nizam veya tâlimat.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yön, meyil, cihet, istikamet, taraf; idare, nezaret; emir, talimat, tembih; (müz). belirli bir notanın nasıl çalınacağını belirten işaret. direction finder radyo yön bulucu alet, yön alıcı cihaz. directional (s). istikamete ait. directional anten

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Talimat, emir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). disiplin, inzibat, terbiye, idare; talim; itaat, boyun eğme; cezalandırma, tekdir; ilim, bilim dalı; (f). terbiye etmek, yetiştirmek, idare etmek; disipline sokmak, yola getirmek; cezalandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). matkap, delgi; matkapla delik açma usulü; istiridyeleri yok eden bir çeşit kabuklu deniz hayvanı, (zool). Urosalpinx cinerea; talim, alıştırma; (f). delmek, matkapla delmek, delik açmak; talim yaptırmak, talim yapmak; dersi birkaç kere tek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Oynamamak, hareket etmemek, sükûn. Osm. sükûnette bulunmak: Yerinde durmak; ayakta durmak.

2.Hareketi kesmek. Osm. tevakkuf etmek: Bizim önümüze gelince durdu; araba, at durdu.

3.Bulunmak, kalmak, bir karar üzere olmak, devam etmek, mevcut ve baki olmak: Sizin aşçı duruyor mu? O kitaplar bende duruyor; dünya durdukça; aç durmak.

4.Beklemek, sabretmek: Durun biraz; duramıyorum.

5.Hareketsiz kalmak, râkid olmak: Su dura dura bozulur.

6.Oturmak, ikamet etmek. Osm. sakin ve mukim olmak: Şimdi nerede duruyorsunuz?Şaşmak, hayrete dalmak, hayrette kalmak: Bunu işitince durdu.Rahat oturmak, telâş ve gürültü etmemek: Hiç durmuyor.Sebat ve devam etmek: Sözünde durmak; bir halde, bir kararda durmak.Geçmemek, ilerlememek, ilişip kalmak: Mideye, boğaza durmak.işlememek, kalmak: Saat, makine durmuş.Dinmek, kesilmek: Yağmur, rüzgâr durdu.Dinlenmek: Burada bir iki saat duralım.Düşmek, konmak: Masanın üzerine toz durmuş.Fiillerde atıf ve iltizam sigalarından sonra yardımcı fiil olarak kalıcılık gösterir: Kakıp durmak, bakıp durmak. Akan sular durur = Hiç diyecek yok; apaçık. Eğri durmak = Muhalefet göstermek. Uslu durmak = Yaramazlık etmemek. İç durmak = Sabretmek. Boş durmak = Hiçbir iş görememek. Tek durmak = Rahat oturmak, hiçbir yaramazlıkta bulunmamak: O tek durmaz. Hazır durmak (ve galatı; has durmak) = Selâma durmak veya diğer bir talim için hazır bulunmak kumandası. Dil durmak = Sükût etmek, söylememek: Onun dili durmaz. Divan durmak = Ayak üzre durup ellerini aşağıya uzatmak kumandası. Zihin durmak = Çok şaşırmak. Rahat durmak = Sükûnet üzre olup yaramazlık etmemek, (askerlik) Tüfeği yere dayayıp ayak üzere durmak. Selâma durmak = Ust geçerken selâmını almak üzere ayağa kalkıp beklemek. Tüfeği veya kılıcı yüzün önünde iki eliyle tutup geçen üstü selâmlamak kumandası: Selâma durl (ve galatı selâm dur). Şöyle dursun, bir yana dursun = Ondan başka. Doğru durmak = İyi harekette bulunmak, yaramazlık etmemek. Karşı durmak = Muhalefet ve serkeşlik etmek. Göze, dize durmak = Şükrü bilinmeyen nimet adamı kör, topal etmek. Mideye durmak = Hazmoiunamayıp ağırlık vermek.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğitmek ve öğretmek, terbiye etmek, yetiştirmek, talim etmek, okutmak, öğrenim yaptırmak. educated (s). öğrenim görmüş, tahsilli, aydın. educator (i). eğitmen, öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Talim ve terbiye, maarif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğitim görmüş, talimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Terbiye etmek, talim ve terbiyeye tabi tutmak, yetiştirmek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekran Üstü Talimat Kılavuzu, BRAVIA TV’nizi kolay ve sorunsuz şekilde ayarlamanızı sağlar. BRAVIA talimat kılavuzunu istediğiniz zaman ekranda görüntüleyebilirsiniz; böylece basılı kılavuzu nereye koyduğunuzu düşünmenize gerek kalmaz. Cihazların bağlanmasına kılavuzluk etmek ve TV’nizin tam istediğiniz gibi ayarlanmasına yardımcı olmak amacıyla grafikler eklenmiştir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. eserime). Kılıç ve meç talimi. Osm. silâhbâzlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) uygulama, tatbik, icra, yürütme, ifa, yerine getirme, kullanma;talim, alıştırma egzersiz; beden terbiyesi, jimnastik, idman; deney, tecrübe; (çoğ.) tören; (f.) icra etmek, ifa etmek, ettirmek, yaptırmak;idman yapmak, egzersiz yapmak; hareket et

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) egzersiz, pratik, işletme (bedeni veya zihni) talim yetiştirme,eğitim; edebi kabiliyet gösterisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. eymek fiilinden). Binmek için atın üzerine konulan şey: Ata eyer vurmak. Talar, Osmanlı, Yarım Osmanlı, Frenk, Kırım eyeri = Eyerin çeşitleri. Eyer boşaltmak = Atın üzerinde bir yana eğilerek yapılan süvari tâlimi. Eyeri boş kalmak = Helâk olmak, öldürülmek (süvari tâbiri). Eyer kaşı = Eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılar ki, tahtadan olup meşinle kaplanmıştır. Eyer kaltağı = Eyerin tahtadan olan kaplanmamış kafesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Farz ve takdir suretiyle, bilfarz, tutalım ki, farz edin, farzedelim ki: Farazâ ölçülecek bir arsamız olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Tutma, sayma, itibar etme (var veya yok) kabul etme, bir dava ve meseleyi onun üzerine kurmak üzere bir şeye doğru ve olmuş nazariyle bakma, takdir: Taksim olunacak bin liramız var farzedelim, burada on metre yüksekliğinde bir sütun farzedin, farzedin ki, ben razı oldum. Farz-ı muhil = Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şeyi olmuş farzetmek: Farz-ı muhal olarak dünya hareketten dursa.

2.Dinin hükümlerinden icrası vâcib olan, sünnet mukabili: Namaz her Müslüman için farzdır. Farz-ı ayn = icrası istisnâsız bütün Müslümanlara lâzım olan farz. Farz-ı kifâye = Edası yalnız hususî şartları haiz olanlara lâzım bulunan farz.

3.Farz imiş gibi yapılması zaruri şey, vâcib, zarurî, nâçar: Bu işi görmek bize farz oldu. Ebeveyne hizmet etmek -evlât için farz-ı ayndır. Üzerime farz değildir = Vazifem değildir, ne vazifem? Bilfarz = Tutalım, şöylece takdir edelim: Bilfarz ben bu işe razı olsam ne yapmamız gerekir? Bilfarz ve-t-takdir = Farazâ.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -men) eski (ask). talim zamanında safların başında durup hareketleriyle askerlere ne yapacaklarını gösteren talimli nefer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Eskiden, talimde göğsü korumaya mahsus meşinden pusat.

2.Küçük çocukların, üstlerini kirletmemek için, boyunlarına asılıp göğüslerini örten bezden kısa önlük. Göğüslük takmak, pike göğüslük.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kendi istek ve arzusıyle bir iş gören, mecburî olmayan.

2.Kur’a efradından olmadığı veya kur’ası çıkmadığı halde kendi arzusıyle asker yazılan: Gönüllü asker: Gönüllüler çok gayret ettiler, gönüllülerin talimine memur olmuştu.

3.Kibirli, kasıntılı: Kız gönüllüdür, onu kocalığa kabûl etmez. Alçak gönüllü = Kibirsiz, mütevazı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) yol göstermek; kılavuzluk etmek, delâlet etmek; idare etmek; işaret etmek; yetiştirmek; (i.) rehber, kılavuz, yol gösteren kimse; yönetmelik, talimatname; (mak.) yatak, kızak, ray; sevk kanalı, oluk; (gayd.) guided missile (ask.) güdüm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Cuma-Arapça-toplama, toplanma)

Cumartesi-Arapça-(ertesi - Türkçe)

Pazar-Farsça-(ba = yemek, zar = yer)

Pazartesi-Farsça-(ertesi - Türkçe)

Salı-İbrânice-(üçüncü)

Çarşamba-Farsça-(cehar şenbe = dördüncü gün)

Perşembe-Farsça-(penç şenbe = beşinci gün)

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)

Şubat = Süryanice

Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars’tan)

Nisan = Süryanice

Mayıs = Latince (Tanrıça Maria’nın ayı)

Haziran = Süryanice

Temmuz = Arapça / Süryanice

Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus’un adından)

Eylül = Süryanice

Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)

Kasım = Arapça (Bölen)

Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şes). İimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de İubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryani-ce, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan İubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insanlık çıkarlarına bağlılık; ilâhiyat ve metafiziğe önem vermeyen bir felsefe sistemi; edebi talim ve terbiye; b.h. humanizma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. talim etmek, öğretmek, tekrarlayarak kafasma sokmak, telkin etmek, aşılamak. inculca'tion i. telkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. okutmak, ders vermek, öretmek, eğitmek; talimat vermek, yol göstermek. instructor i. öğretmen, eğitmen; asistan; okutman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretme, öğrenim, eğitim, talim; bilgi verme. instructions i. direktif, emir, talimat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yukarı çıkartmak: Şu dolabı kaldırtmalı da altını temizlemeli. 2.Yükselttirmek, daha yüksek ettirmek: Şu duvarı duvarcıya bir metre daha kaldırtmalı.

3.Gidermek, Osm. ref ve lağvettirmek, izâle ettirmek: Köylülerin bu Adetini kaldırtmalı.

4.Yükletip naklettirmek veye naklolunmasına müsaade etmek: Buğdayı harmandan kaldırtmazlarsa bari samanı kaldırtalım.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KAL’A) (i. A.) (c. kılâ).

1.İçine asker kapanıp düşmana mukavemet etmek üzere kalın ve sağlam duvarlardan yapılmış geniş ve her taraftan silâh atmaya müsait burçları ve tâbiyeleri olan sağlam yapı, Ar. hısn, hisâr, asıl Türkçe: kurgan, Fars. dej: Kaleye kapanmak; kaleden top atmak; kaleyi topa tutmak, almak.

2.(askerlik) Bir tabur veya bölük askerin düşmana dört taraftan karşı koyacak surette birbirlerine arkalarını vermiş dört saftan ibaret bir kitle teşkil etmesi tâlim ve hareketi: Kale olmak; kale nizamı. Içkale = Bir kalenin İçindeki daha küçük ve sağlam olanı ki, son mukavemet yeridir. Türkçe: erek. Kal’a-i Sultâniyye = Çanakkale şehrinin eski adı. Kale topu = Kale tâbiyelerine konmaya mahsus büyük top. mec. Kale gibi = Pek yüksek ve sağlam: Kale gibi bir ev yaptırdı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «kebâde» den galat).

1.Tâlim için kullanılır yay. itibarsız, kıymetsiz, müptezel: Ucuzlatmada biribirlerine rekabet ederek san’atı kepaze ettiler.

2.Saygıya lâyık olmayan, haysiyetsiz, rezil: Pek kepaze adamdır.


Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

VCR’ı kurmanın ve ayarlamanın inanılmaz kullanıcı dostu bir yöntemidir. Talimatlar ekranda gösterilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama, mezâ = mâzi fiili: geçti). Geçen şey, geçmiş şey: Mâ-mezâyı unutmalı. Mezâ mâmtzâ = Geçen geçti, olan oldu, geçmişi unutalım: Mezâ mâ-mezâ, şimdi barışalım.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Netting Between Different Markets)

Üyelerin, bir piyasadan doğan alacaklarını talimatları doğrultusunda diğer bir piyasa işleminden doğan borçlarını ödemede kullanabilmeleridir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manej, at eğitimi; bu eğitimin yapıldığı yer; talimli atın yürüyüşü ve hareketleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. manoeuvre = el işi).

1.Gidip gelerek yapılan hareket: Demiryolu katarı manevra yapıyor.

2.(askerlik) Talim ve tecrübe için savaş taklidi yapılan hareket.

3.mec. Hile, desise, dolap.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ele ait; el ile yapılan veya idare edilen; i. bir ilmin veya bir sanatın esaslarını toplayan küçük kitap, elkitabı; ask. talimname, kılavuz; müz. orgda tuş tertibatı, klavye. manual alphabet parmak hareketleriyle şekil verilen sağır-dilsiz alfa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Arapça mıtrak’tan galat).

1.Değnek, sopa.

2.Talimci şişi. 3.J (argo) Gülünç, saçma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döğmeli şişle talim öğreten adam, talimci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ensiz ve düz kılıç, yassıca şiş: Meç ile vuruştular. Talim meçi = Talime mahsus ucu düğmeli meç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış).

1.Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer.

2.Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer.

3.Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı.

4.Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır.

5.Ara, vakit, fırsat.

6.Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur.Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak =

1.Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak.

2.Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm», «tâlîm» den imef.) (mü. muaiieme). Tâlim olunmuş, tâlim edilmiş, tâlimli: Muallem asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilm», «tâlîm» den İf.) (c. muallimîn).

1.Bir şey öğreten, Osm. tâlîm eden.

2.Ders veren, ilim okutan, müderris, hoca, öğretmen: Mektep muallimi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «muşt» tan galat).

1.Yumruk.

2.Dikicilerin dikdikleri şeyin içine geçirdikleri maden top. Muşta talimi = Boks antrenmanı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Mektup: Bir nâme yazdı.

2.Aşk mektubu: Nâme yazmaya mahsus süslü kâğıt. Nâme-i hümâyûn = Osmanlı padişahı tarafından bir hükümdara yazılan mektup. Diğer isimlere katılarak o ismin mânâsına ait kitap, risale veya yazı mânâsına gelir: Emir-nâme, beyannâme, târif-nâme, tâlim-nâme, telgraf-nâme, sâl-nâme, şâh-nâme, şehâdet-nâme, sulh-nâme, ahid-nâme, muhabbet-nâme vs.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

education. instruction. schooling. teaching. tuition. schooling tedris. tedrisat. talim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yayla atılan mermi ki, ucu sivri, demirden ve arkası tüy şeklinde ince ve kısa bir değnektir: Ok atmak.

2.Ok gibi düz ve uzun ağaç: Araba oku, sapan oku, kirişleme oku. Tatar oku = Zenberekli ok. Tâlim oku, nişan oku = TAlim etmeye ve nişan vurmaya mahsus ok. Ok atımı = Okun vurabileceği mesafe, menzil. Okmeydanı = Okla nişan vurmaya mahsus tâlim meydanı (İstanbul’da bir semt) ve mec. Rüzgâra karşı yer. Ok yaydan çıkmak = iş işten geçmek. Okyılanı = Bir cins engerek yılanı. Ok yemek = Okla yaralanmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Eğlenmek ve vakit geçirmek için bütün vücutla yahut el ile arkadaşlar arasında yapılan şey ki, çocuklara ve büyüklere mahsus olarak pek çok çeşidi vardır: Oyun oynamak.

2.Para konularak oynanılan oyun, kumar: Servetini oyunda yedi, oyuna verdi. 3.Dansöz, canbaz vs.nin, halkı eğlendirmek veya hüner göstermek üzere yaptıkları şey: Bu gece oyun var, oyuna gittiler

4.Hile, ustalıklı aldatma, dolap.

5.Tiyatroda sahneye koymaya mahsus eser, piyes (buna «oyun» denmesi ortaoyunu’na benzetilmesi dolayısıyledir). Oyun almak = Kumarda kazanmak Oyun ebesi = Oyunun başı Oyun etmek, yapmak = Hile yapmak, dolap çevirmek. Oyun çıkarmak = Bir oyun düşünüp meydana koymak. Ortaoyunu = Gelenekten gelen eski Türk tiyatrosu. Kılıç oyunu = Kılıç talimi. Kâğıt oyur.u = iskambil kâğıdı ile oynanılan oyun ve kumarların çeşitleri.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gösteriş yapmak; tören için askeri sıraya dizmek; saflar halinde geçirmek; gösteriş yapmak için dolaşmak; kibirle göstermek; gösteri yaparak sokakları dolaşmak; yoklama veya talim için toplanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Güreşçi, Fars. keştigîr: Yusuf pehlivan. Hasan pehlivan.

2.Cesur, yiğit, kahraman, Fars. dilâver. Pehlivan tekkesi = Güreş talimhanesi. Pehlivan yakısı = Keskin yakı.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. practise f. fiilen icra etmek, yapmak; çalışmak; uygulamak, tatbik etmek; bir meslekte çalışmak; pratik yapmak, egzersiz yapmak, talim etmek; kendini alıştırmak. Practice what you preach. Davranışlarınız sözlerinize uysun. Verdiğiniz telkini k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, hüküm; ahlâki kural; yönerge, talimat; huk. mahkeme emri. precep'tive s. nasihat kabilinden, ihtar yollu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, talimat; tıb. reçete; huk. zaman aşımına dayanan hak; devam eden âdet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kullanıma hazırlamak; top veya tüfeğe ağızotu koymak; (boya) astar vurmak; talimat vermek, ne söyleyeceğini öğretmek (şahit); içki içirip sarhoş etmek. prime the pump tulumbanın silindirine su döküp işlemeye hazırlamak; ticareti hızlandırmak için pa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) nizama sokmak, tanzim etmek,düzenlemek, yoluna koymak, uydurmak; ayar etmek. regula'tion (i.) nizam, tanzim, düzen; kanun, talimat, astüzük; (çoğ.) tüzük, yönetmelik. regulative (s.) tanzim edici. regulator (i.) düzenleyici şey veya kimse; saat r

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Zamanımızda, dünyanın büyük bir bölümünün ve bizim de kullandığımız rakam şekilleri, diğer ülkelerde ‘Arap rakamları’ diye bilinir. Aslında bu nitelendirme yanlıştır. Bu rakamların kökeni yani ilk ortaya çıktığı yer Hindistan’dır ve buradan önce Arabistan’a, daha sonra İslami kültür yayılımı ile birlikte Avrupa’ya geçmiştir.

Avrupa’da Romen rakamlarından günümüz rakamlarına geçiş Ortaçağda olmuştur. O yıllarda Avrupa’da hesap işleriyle uğraşanlar Romen rakamlarını hemen terk etmediler. Daha ziyade toplama ve çıkarma işi yapan tüccarlara Romen rakamları daha pratik geliyordu. Örneğin 68’den 16’yı çıkarmak için 68 yani ‘LXVIII’ rakamından 16’yı ifade eden ‘XVI’ rakamlarını silince geriye ‘LII’ yani 52 kalıyordu.

Diğer bir örnek olarak 77 (LXXVII) sayısından 15’i (XV) çıkartalım. Yapılacak iş 77’nin içinden X ve V rakamlarını silmektir. Sonuç ‘LXII yani 62’dir.

Bu arada Romen rakamları nelerdir bir görelim: I(1), II(2), III(3), IV(4), V(5), VI(6), VII(7), VIII(8), IX(9), X(10), XX(20), XXX(30), XL(40), L(50), LX(60), LXX(70), LXXX(80), C(100), D(500), M(1 000)

Romen rakamaları her bir sayının karşılığı olan harfler, büyükten küçüğe doğru ve soldan sağa yazılıp bunların hepsi toplanarak bulunur. MDCLXVI sayısı neymiş bulalım:

(M=1 000)+(D=500)+(C=100)+(L=50)+(X=10)+(V=5)+(I=1)=1966

Ancak günümüzde sistem tam böyle çalışmıyor, büyük rakamdan önce gelen daha küçük rakam büyükten çıkartılıyor. Örneğin IX=(10-1)=9, bu şekilde 1999 sayısı olan MCMXCIX (1 000+900+90+9)=1999 olarak bulunuyor.

Bir başka uygulama da aynı harfi üç kereden fazla tekrar etmemek şeklinde. IIII yerine IV, XXXX yerine XL kullanılıyor. Ancak Romen rakamlarında M’den büyük harf olmadığından 1 000’den sonra örneğin 4 000 MMMM şeklinde yazılabiliyor. Daha büyük sayılarda ise sayının kaç kere 10’un katı olduğunu ifade etmek için parantez işaretleri kullanılıyor.

Romen rakamlarında sayıdan önce ‘bir’ gelmesi sadece dört (IV) ve dokuzda (IX) vardır. Romen rakamlarında sıfır yoktur. Rakam gösterildiği işaret kadar yani ‘X’ nerede olursa olsun ‘10’dur. Halbuki günümüz rakamlarında ‘1’ tek başına iken ‘1’dir ama sağdan ikinci haneye geçince ‘10’ değerini, üçüncüye geçince ‘100’ değerini alır.

Tüm bu nedenlerle günümüzün karmaşık işlemlerinde Romen rakamlarının kullanılmaları mümkün değildir. Sıfır sayısının katılmasıyla hiç rekabet güçleri kalmamıştır. Duvar saatlerinde dekoratif amaçlı kullanılmaları yanında pratik bir kullanım yerleri yoktur.

Günümüzde milyon, milyar derken trilyonları hatta katrilyonları ifade eder hale geldik. İleriki yıllara hazırlık amacıyla milyondan başlayarak sonra gelen sayılara bir bakalım. Sayı isminin yanına bir parantez içindeki rakamlar o sayıda kaç tane sıfır olduğunu gösterir:

Milyon(6), milyar(9), trilyon(12), katrilyon(15), kuintrilyon(18), sekstrilyon(21), septrilyon(24), oktrilyon(27), nanilyon(30), desilyon(33), andesilyon(36), dudesilyon(39), tredesilyon(42), kattırdesilyon(45), kuindesilyon(48), seksdesilyon(51), septendesilyon(54), oktadesilyon(57), novemdesilyon(60), vijintilyon(63).


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gemi ile yolculuk; gemicilik; den. kalkış saati. sailing boat yelkenli gemi. sailing orders sefer talimatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Gemici düdüğü.

2.Talim ıslığı.

3.(argo) Esrarlı sigara.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. hafif çarpışma, müfreze muharebesi; çekişme, hafif kavga; f. çatlşmak; çekişmek. skirmish drill ask. çarpışma talimi. skirmish line seyrek asker. saffu skirmisher i., ask. avcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TALİM) (i. A. «ilm» den masdar) (c. tâlîmât).

1.Öğretme, belletme.

2.Okutma, ders verme, öğretim.

3.Terimle alıştırma: Birine yazı, tanbur, şarkı tâlim etmek. Bu mânâ ile «öğrenme» yerinde de kullanılıp «yazı, tanbur tâlim ediyorum» denilir.

4.Orduda askerî eğitim: Tâlim yapmak, ayak, silâh, ateş tâlimi; piyade, süvari, topçu tâlimi. Tâllmat = Birine sözle veya yazılı olarak, yapacağı şeyleri gösteren emir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. exercise. drilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. exercise. teaching. instruction öğretim. practice. training. instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. instruction. teaching. instructing. practicing sth. practice. exercise. education. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F.). Askerlikte talim yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Askerin tâlim öğrenmesine mahsus yer ve meydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. denizcilik). Talimarı olan gemi ki, olmayanına «baltabaş» denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) TAlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Yönetmelik. (bk.) TAlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askeri tâlim ettiren subay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.mec. Talim öğrenmiş, talim etmiş (asker).

2.Direktif ve emir almış: O, kendiliğinden söylemiyor, talimlidir.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretme, öğretim; öğretilen şey, telkin, talim. teaching machine öğretici makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (nadiren «terbiyet» kullanılmıştır).

1.Besleyip yetiştirme, büyütme.

2.İlim ve edeb öğretme, Ar. te’dîb, tâlim, ahlâkı yüceltme; Çocuklarını iyi terbiye etti. 3.Alıştırma, tâlîm; Ayıyı, maymunu terbiye ederler, terbiye olmuş at.

4.Edeb öğrenmesini temin etmek üzere hafifçe ceza verme, tedîb: Bu çocuk pek çığırından çıktı, terbiye ister.

5.Bazı yemeklere yumurta, limon, yahut sirke, salça vesaire ilâvesiyle lezzet verilmesi: Çorbayı, pilici, yahniyi terbiye etmeli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taliman. amulet. charm. talisman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., k.dili müşteri aramak, simsarlık etmek; oy toplamak; yarış taliminde atları gizlice gözetlemek; bahis tutan kimseye atlar hakkında önceden bilgi vermek; i. yarış taliminde atları gözetleyip bahisçilere önceden bilgi veren kimse; simsar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tren, katar; saf; refakatçiler, maiyet; yerde sürünen uzun etek; silsile, takım, sıra, düzenli durum; sıra halinde barut; hayvanı tuzağa çekmek için sıralanmış yem; f. alıştırmak, öğretmek, talim ettirmek; ehlileştirmek; dalları kazık veya duva

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. eskiden İngiltere'de bir çeşit talimli redif alayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. talimci, terbiye edici, antrenör; top nişancısı; talim uçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. talim, terbiye, tahsil; antrenman. training camp askeri veya spor talim kampı. training seat çocuk için eğitici oturak. training ship okul gemisi. go into training antrenman yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ).

1.El ile almak, elde bulundurmak: Şu ipi tut.

2.Yakalamak, ele geçirmek: Bir kuş tuttum, haydutları tuttular.

3.El dokundurmak: Şu masayı tutma.

4.Emrinde bulundurmak, sahip ve mâliki olmak: O çiftliği şimdi kim tutuyor?

5.Nikâhında bulundurmak, zevci olmak: Onun büyük kızını filân tutuyor.

6.Riayet etmek, uymak: Oruç, perhiz tutmak.Dokunmak, başa vurmak, sersem veya sarhoş etmek: Sizi deniz tutuyor mu? Bu şarap beni çok tutuyor.Zabt ve işgal etmek, kaplamak: Bu kanape çok yer tutuyor, bir duman ortalığı tuttu.Kiralamak: Bir ev, bir at, bir araba tutmak.Kapamak: Bir kaya yuvarlanıp yolu tuttu.itibar etmek, nazarıyla bakmak: Bunu bir şeref tutuyor.Farzetmek: Tutalım ki geldi, tutun, bu da oldu.Başlamak: İşi yoluyla tutmak.Saklamak: Aklında tutmak, kin tutmak.Hakkından gelmek, habsetmek, bırakmamak: Kendini tutmak, dilini tutmak, nefesini tutmak. 16. Kullanmak, Osm. istihdâm, istîmâl etmek: Uşak, at, araba tutmak. 17. Yayılmak, çok ün yapmak: Şöhreti Alemi tuttu. 18. Hesap etmek, saymak: Bunu kaça tutuyorsunuz? 19. Kabûl etmek, dinlemek: Söz tutmak, nasihat tutmak. 20. Sebat ve devam etmek: Sözünü tutmak 21. (bir yola, mesleğe) Girmek: Bir yol, bir iş, bir sanat tutmak. 22. Hedef almak, vurmak: Topa, tüfeğe, taşa tutmak. 23. Meşgul etmek: Lâkırdıya tutmak. 24. Arız olmak, yakalamak, musallat olmak: Sıtma tuttu, göğsüm tuttu, beni yine sızılar tuttu. 25. Zihne koymak, düşünmek, kurmak: Niyet tutmak. 26. Açmak, kullanmak: Örtü, yaşmak, şemsiye tutmak. 27. Bir şekilde başlamak: İşi uzun, büyük, çok masraflı tutmak. 28. Yapmak, hazırlamak, kurmak, beslemek, yetiştirmek: Hamur, ipekböceği, maya, turşu tutmak. 29. Bağlamak, vermek, hâsıl etmek: Tane, tohum, çiçek tutmak. 30. Borsada bir malın veya hisse senetlerinin fiyatını muhafaza etmek: Kahve daha düşecekti ama borsada tuttular. Geçişsiz fiil olarak:

1.İyi hâlde olmak, kullanılmak, vazifesini ifa etmek, sağlam olmak: Eli, ayağı tutuyor, hiçbir yerim tutmuyor.

2.Ağrımaya başlamak: Başım tuttu.

3.Kökleşmek, temelleşmek, kök salmak, temeli sağlamlaşmak: Diktiğimiz ağaçlar tutmadı.

4.işlemek, geçmek, tesir etmek: Bu boya tutmaz.

5.Uymak, uygun ve mütenasip olmak: Bu ibare üst tarafını tutmuyor. Ağız tutmak = Gevezelik etmemek. Ağzıyla kuş tutmak = imkânsızı gerçekleştirecek kadar gayret göstermek. El üstünde tutmak = Fevkalâde ikram etmek. Elini tutmak ■ El uzatmamak. Uzun tutmak = Lakırdıyı uzatmak. Hor tutmak = Yıpratmak, fena kullanmak. Hoş tutmak = iyi muamele etmek. Söz tutmak = Dinlemek. Sözünü tutmak = Sözünde sebat etmek. Şahit tutmak — Birini bir işte şahit göstermek Damarı tutmak = İnad etmek. Taraf tutmak = Birine taraftarlık etmek. Kafa tutmak = Kendinden büyüğüne karşı gelmek. Kulak tutmak = Söz dinlemek. Göz tutmak = Göze iyi görünmek. Lakırdıya tutmak = Birini lakırdı ile işgal etmek. Yakasını tutmak = Tevkif etmek. Yer tutmak =

1.İşe yaramak.

2.Yer işgal etmek. Yerini tutmak = Yerini doldurmak. Yüz tutmak =

1.Teveccüh etmek, bir işe doğru yönelmek: İyiliğe


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., İt., müz. hep beraber (çalgıcı ve okuyuculara talimat).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. talimat verilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yazılım, bir program çalıştırılırken bilgisayar tarafından kullanılan talimatları içerir. Yazılım, resimlerin indirilmesi ve görüntülenmesini sağlamak için Sony dijital fotoğraf makineleriyle birlikte sağlanan bir aksesuardır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direction. directive. instruction. instruction talimat. direktif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Talimatname, bir işin nasıl yönetileceğini açıklayan yazılı kâğıt.

Türkçe Sözlük by