Tav-hane ne demek? | Tav-hane anlamı nedir? | Tav-hane

Tav-hane anlamı nedir?

Tav-hane ne demek?

Tav-hane anlamı nedir?

Tav-hane | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tav hane

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «tâb-hâne» den). 1. Fakirlerin sığındıkları sıcak yer. 2. Ateşle ısıtılan çiçeklik, sobalı çiçeklik. Tavhane gibi = Karma karışık, altüst, muntazam olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (Abdest-hâne = Abdest evi). 1. Abdest almaya ve el, yüz yıkamaya mahsus musluklu ve kurnalı yer. 2. Abdest bozacak yer, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدستخانه] tuvalet. 2.abdest alınan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabbit. cony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins çöl sıçanı, yerbû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hastaların ameliyat edildiği oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. theater. theatre. operating theater. operating theatre. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theatre. operating theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. operating theater. operating theatre. operating theater theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora rabbit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abdesthane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir veya birkaç arslanın vesair yırtıcı hayvanların konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup kitchen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشخانه] mutfak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eski atalarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atavistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (c. atvel). 1. Uzun boylular. 2. Seçkinler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atacılık, atavizm, eski nesillerin bir özelliginin birkaç kuşak sonra tekrar belirmesi. atavis'tic (s). atalara ait, ataç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. felsefe). Atacılık.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. atavisme

ant. atacılık

Uzaklarda bulunan ve birçok kuşaktan beri görünmeyen birtakım özelliklerin yeni bir kuşakta birden ortaya çıkması, ataya çekme.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş yanan yer, ocak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very learned person. walking dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Galatı: Babullâne). Eskiden Babil şehri gibi fuhuş yeri olan fâhişeler mahalli, fuhuşhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Bahane, vesile, sebep: Falan hususu yakınlık göstermeye bahane ittihaz ettim. 2. Asılsız özür, sahte itizar: İşine devam etmemek için bahane arıyor; ecel geldi baş ağrısı bahane. Bîbahane = Kusursuz, noksansız, özürsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. cover. pretext. allegation. blind. cavil. cloak. cop-out. evasion. guise. peg. plea. pretence. putoff. rise. salvo. shift. stalking-horse. subterfuge. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. shift. stall. subterfuge. put-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. blind excuse. cloak. cop- out. cover. poor excuse. handle. stalking horse. idle pretext. peg. pretense. professed excuse. put off. rationalization. slim evidence. subterfuge. thin excuse. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه] bahane. 2.sebep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه جو] bahaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر متوسط] Akdeniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakkal dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاخانه] tavan arası, çatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Balık saklamaya mahsus büyük depo. 2. Vaktiyle balık avcılığı emininin idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centre for the marketing and taxation of fish. fish market. fishstore. fishhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Yük yeri. 2. Yolcu eşyası indirilecek ve saklanacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Barut imal olunan yer, barut fabrikası 2. Barutun konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunpowder factory. powder magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basma yeri, matbaa. Ar. dâr-üt-tab’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devam eden akılsızları soymaya ve bazan büsbütün mahvetmeye mahsus kumarhane ve fuhuş yeri: Orası Adî bir batakhanedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint. gambling den. den of thieves. den of vice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Eski nezâket dilinde) köle evi, kulunuzun evi yani evim, bizim ev.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده خانه] benim evim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Barhâne). Büyük ve muntazam olmayan konak ve daire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخانه] harap vaziyetteki ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastane, Ar. Dar-üş-şifâ, Fars. bîmâristân. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.J.) Bira içmeye mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brewery. beer house. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boyacı dükkânı veya fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyehouse. dye-works. paint-works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dye works. dyeing plant. dyehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dye-house. dyer's shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scullery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. el-Muhit el-Buhari’dir. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(BUZ-HANE) (i.) (Türk çe: Buz, Farsça: Hâne). Yaz için kıştan buz saklanılan veya makine ile buz yapılan yer, buzluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بت خانه] puthane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nezaket ve tevazu tâbiri: Kul ve bendenin yani konuşan şahsın evi, bende-hane, fakir-hâne: Çâkerhâneyi teşrif buyurursanız...

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cam fabrikası, atölyesi, cam imal edilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamaya mahsus yer: Bu evin çamaşırhanesi yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. launderette. coin-op.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

launderette. laundry. wash. washhouse. laundrette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAN-BAZ-HANE) (i. F.). Cambazların temsil verdikleri tiyatro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). içilmek üzere demli çay satışı yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teahouse. tea- room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birkaç yüz kantar ağırlığında çekiçleri havi fabrika. Çeşitli çekiçl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steelworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). selofan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «cebehâne). 1. Barut vesair yanıcı maddelerin konulup, saklandığı yer: Cephanenin muhafazasına memur. 2. Yanıcı maddeler levazımı: Cephane arabası, cephane sandığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. armoury. magazine. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. depot. ammunition store. magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. ammunition dump. powder magazine. depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kuş üretmeye yarayan kafesli yer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dünyaya bedel kişi, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâlet isteyerek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب خانه] darphane, para basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARBHANE) (i. F. A. darb = damgalama, F. hâne = ev, yer). Para basılan yer, sikke dökmeye mahsus fabrika, resmî idare (Darphane-i Amire terkibinin müennes olması meşhur galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint. mint for coining moneys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داروخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Osmanlı devrinde tapu ve kadastro dairesi. Defter-i hakanî, vergi emaneti. Defter-hlne nizırı = Defter-i hakanî emini, vergi nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت آور] dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Demir işlerinin yapıldığı iş yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. ders, F. hâne = ev, yer, mahal). Ders yeri, ders vermeye mahsus salon: Bu mektebin dershaneleri dardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom derslik. sınıf. private teaching institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private establishment preparing students for various exams. schoolroom. classroom. form room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. F.). Rum piskoposunun dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستاویز] küçük hediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir büyük şahsın veya saygı ifadesi olarak hitâb edilen birinin evi, meskeni, konağı: Dün devlet-hânelerine gittimse de kendilerini bulamadım. Yarın devlet-hânede misiniz?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeffaflık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beylik elbise vesairenin dikildiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Odalar arasındaki geniş sofa, sale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DÖKÜM-HANE) (i.). Madenden çeşitli Alet ve eşyalar yapmaya mahsus fabrika. Fr. fonderie: Hurufat dökümhanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry. iron foundry. ironfoundry. smeltery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry. iron foundary. ironworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aile, hânedân, kabile, silsile, soy, sop.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهانه] bön bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اجزاخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abdetshane, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bıçkı yeri, bıçkıhane, hizar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فاحشه خانه] genelev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. F.) Konuşanın evi (tevazu tâbiri): Fakirhâneye teşrifinizi rica ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home for impoverished old people who are homeless or handicapped. wretched little hole. mean house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فقيرخانه] bendenizin evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açıklıkla, fasahatle, fasih söyleyip yazanlara mahsus tarz ve usulde: Fasîhâne ifâde, fasîhâne ifade etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut FETAVÜ (i. A. c.) (m. fetvâ). Fetvâlar. (bk.) Fetvâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فتاوی] fetvalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Fetvâ verilen yer. Eskiden İstanbul’da meşîhat (şeyhülislâmlık) dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fişek yapılan veya saklanan yer, fişek fabrikası ve mahzeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fotoğraf yeri, fotoğraf çekilen dükkân, atelye, ticaret evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photographer's studio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gazete idarehane ve matbaası (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Havagazı fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasworks. gas board. gas house. gas plant. gas works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travelling library.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şer’an gusül abdesti almak üzere yıkanmaya mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حبس خانه] hapishane, tutukevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجالت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خجلت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dökümevi, döküm yapılan fabrika. Osmanlı devrinde tersanenin, döküm işleri yapan bölümü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blooming mill. rolling mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roller mill. rolling mill / plant. drawing mill. tilt. rolling mill. rolling plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Halvet yeri, halvete mahsus hücre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hahambaşının iş gördüğü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinde eserlerin bölündüğü büyük kısımlar. Musiki eserlerimiz çok defa dört hânedir: Peşrevin birinci hânesi, şarkının miyân-hânesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ev, mesken: Bu şehrin kaç hânesi vardır? HAnesi misafirden boş kalmaz. 2. Küçük kısımlara bölünmüş bir şeyin gözcüklerinin beheri: Dama, tavla, kasa hanesi. 3. Rakamların sağdan sola doğru olan sıra ve derecelerinin her biri: Onlar, yüzler, binler hânesi. 4. Diğer bir isme katılarak yer ve mekân gösteren mürekkep isimler yapar: Kütüphane, hastahane, eczahane, tophane, baruthane vs. Yazıhane = 1. Yazı masası. 2. İş yeri. Devlet-hâne = Saygı tâbiri olarak eviniz. Bend-hâne = Tevazu tâbiri olarak evim (kulunuzun evi). Hâne-berdûş — Evi omuzunda, omuzundaki kilimden ibaret, serseri. Hine-harâb = Evi yıkılmış, evsiz, perişan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. dwelling. place. order. digit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place. house ev. konut. household ev halkı. division. section. place basamak. square. house. building. household. compartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. household. division. section. blank. square. place of a digit in decimal notation. residence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An attachment to an enemy stone which diagonally connects to your own piece, already attached to the same stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A diagonal move played in contact with an enemy stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spring. spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خانه] ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâne, ev yıkacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ev yıkıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). «Evi omuzunda»: Yersiz, yurtsuz, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev, hâne, satan, ev tellâlı, ev komisyoncusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev yakıcı, mec. Ailesini düşünmeyen, gözü dışarıda olan kimŞ6-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynastic. heraldic. dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. dynastic family. house. ruling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاندان] sülale, hanedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kökten, asil ve büyük aile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, büyük bir aileye mensûp olma. 2. Kapısı gelene geçene açık olmaklık, misafirperverlik, ikrâm. edicilik, cömertlik: O adamın hanedanlığı meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğruluk, istikamet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hanefiyye). I. Dört Sünnî mezhepten Imâm-ı Azam Ebûhanîfe’nin mezhebine ait: Mezheb-i Hanefî. 2. Imâm-ı Azam’ın mezhebine tâbi veya mensub olan: Fıkh-ı Hanefî. Bu mânâ ile isim de olur: Hanefîler, bütün Müslümanların yarısından fazlasını teşkil ederler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İmamdı Azam Ebu Hanife’nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanefî mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şâzelî tarîkatinden ayrılan bir küçük tarîkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hanefî). Hanefîler, Hanefî mezhebinden olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eve ait, evde yaşar, Ar. beytî, ehlî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خانه خراب] perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Ağız tavanı, damak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hanekiyye anatomi, tıp). Damağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hânesi olan. (bk.) HAne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprising houses. having digits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hanedan, sülâle. 2. Ev halkı ve eşyası: Hânemânım harap oldu. (bk.) HAnmân, hanümân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hânende-gân). Ses san’atkârı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواننده] şarkıcı. 2.okuyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hânende). Hânendeler, ses san’atkârları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânendelik, ses san’atkârlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T. musiki). Ses san’atkârlığı ilmi, Fr. chant.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HABS-HANE, aslı: MâHBÜS-HANE) (i ). Suçluların hapis ve tevkif edildikleri yer: Cezaevi, Ar. mahbes: Hapishâne müdürü, umumi hapishâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jail. prison. gaol. cage. pen. bull pen. can. choky. clink. cooler. coop. institution. nick. penal institution. penitentiary. pound. quod. roundhouse. shop. stir. stockade. tank. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison. goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. jail. goal. big house. cage. chokey. cooler. gaol. hockey. hold. inside. institution. penal institution. jug. limbo. nick. in the nick of time. penitentiary. porridge. prison house. convict prison. stir. tollbooth. wire city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حبس خانه] tutukevi, mahpushane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sipahilerin yeniçeri keçesine eşit olarak giydikleri toparlak keçe külâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASTA-HANE) (i. F ). Hastaların kabûl ve tedavi olunduğu umumî bina, Fars. bîmâr-sitân. Seyyar hastahane = Savaşta kolayca yer değiştirmeye elverişli hafif ve gezici hastahBne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hayal kurma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin veya herkesin iyiliğini arzu edene mahsus: Hayrhâhâne fikirler, hayr-hâhâne öğütler. Hayırhahlıkla, birinin veya herkesin iyiliğini isteyerek: Ben size hayr-hâhâne söylüyorum. (bk.) Hayırhah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Helva vesaire pi şirmeye mahsus geniş ve az derin tencere veya kazan. Kuşhanenin büyüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir evde oturanların beheri: Kendisiyle bir sene hem-hâne bulunduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eskiden hendese, mühendis okulu, teknik üniversite. 2. Bayındırlık ve belediye gibi dairelerin mühendislere mahsus şubesi. Mühendis dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Humbara yapılan beylik fabrika. 2. Humbaracılar kışlası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap küplerinin veya fıçılarının konduğu yer, meyhâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خم خانه] şarap mahzeni. 2.meyhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İBADET-HANE ) (i. F„ Ar. ibâdet = tapınma, Fars. hâne = ev). Cenâb-ı Hakk’a veya mâbud olduğuna inanılan bir ilâha ibâdet etmeye ve tapınmaya mahsus bina, mâbed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temple. house of God. place of worship tapınak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبادت خانه] ibadet edilecek yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE-HANE) (i.). Bir işe bakan hey’etin toplanarak iş gördükleri yer ve daire: Bu gazetenin idarehanesi başka ve matbaası başka yerdedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اداره خانه] yönetim bürosu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Haksız yere alay veya hakaret etme, haksızlık. 2. Hiyânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. infidelity. sellout. defection. judas kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. treason. unfaithfulness. infidelity. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. unfaithfulness to one's spouse. high treason. treason-felony. infraction of faith. misprision. perduellion. prodition. sell-out. stich up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهانت] hainlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to betray. to be unfaithful to. cheat. double cross. grass. rat on. sell down the river. shop. squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. factory. workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. small factory. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. ipek, Fars. hâne). İpeğin yetiştirilip hazırlandığı yer, ipek fabrikası (hâne sözünün Türkçe isimlerle birleşerek meydana getirdiği isimler pek çok olduğundan, hapishâne, yazıhâne ve ipekhâne gibi isimleri doğru gibi kabûl etmeliyiz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). İplik yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Islah evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Omuzunda haç şekli bulunan bir cins deniz balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse mackarel. horse mackerel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse mackerel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Haç, Ar. salîb, çelîpâ, çarmıh. İstavroz çıkarmak = Haç işareti yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. crucifix haç. spider. pinion spider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. spider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. F.). Kadiri tekkesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kâğıt fabrikası. 2. (hi.). İstanbul civarında vaktiyle böyle bir fabrikanın bulunduğu yerdeki mesire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kahve içilip oturulan yer, kahve: Kahvehâne havadisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeehouse. cafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (serving only coffee , tea or soft drinks. cafe. coffee house. coffee stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kal işi yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskici dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Polis karakolu. Karakol binası (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karantina idarehanesi, 2. Karantina yeri, Osm. tahaffuzhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Serçegillerin, ardıçkuşu cinsinden bir kuş (turdos merula). Avustralya karatavuğu = Serçegillerden, erkeğinin kuyruğu lir biçiminde bir Avustralya kuşu (maenura superba).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ousel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackbird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaz için kar saklayıp sattıkları mahal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (halk dilinde: kerhâne). 1. İş yeri, iş işlenen yer, bir san’ atla uğraşanların çalıştığı ve makineler kurulup işletilen atelye, fabrika: Yünden dokuma imali için geniş bir kârhâne kurdu. 2. Süt kaynatılıp satılan ve yoğurt vesaire yapılan yer veya dükkân, sütçü dükkânı: Sütü kârhâneden almayıp mandıradan yahut bir inek sahibinden almalı. 3. Umumhâne, genelev.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کارخانه] fabrika. 2.işlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Umumhâne, genelev işleten adam veya kadın. 2. mec. Namussuz, ahlâksız kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük kasap dükkânı, kasabın et sattığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hazır ayakkabı satan dükkânların bulunduğu yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayığı çekip bağlamaya veya kızak üzerine almaya mahsus dalgadan muhafazalı yer: Bu yalının kayıkhanesi var mıdır? Bu iskelenin güzel bir kayıkhanesi var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boathouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boathouse. boat house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİHANET) (i. A.) Eski ibrânîler’de, Yunanlılar’da vesair eski kavimlerde bazı ruhanîlerin ve kimselerin çeşitli vasıtalara başvurmak iddiasıyle gaaipten haber vermeleri: İslâm’da kehânet yasak ve haramdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oracular. sibylline. soothsaying. divination. augury. prophecy. oracle. prediction. denouncement. omen. portent. presage. prognostic. prognostication. second sight. vaticination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omen. prediction. prophecy. soothsaying. augury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prediction. soothsaying. prophesy. augury. omen. presage. prognostication. prophecy. second sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کهانت] falcılık, kahinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a prediction. cast. predict. prophesy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kârhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel genelev.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whorehouse. brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kerhane işleten kimse. 2. Ağır küfür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel keeper. son of a bitch. bastard. whoremonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keşişlerin oturmasına mahsus inzivâ yeri, manastır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kehânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden askerin kılıçlarıyla ona benzer silâhların yapıldığı askerî fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterileri için gazete ve mecmua bulunduran genişçe, temiz ve iyi döşenmiş kahvehane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (usually serving only cofee , tea or soft drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ قرائت خانه] kahvehane. 2.okuma salonu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kiremit ve ona benzer topraktan şeyler yapılan yer, kiremit fabrikası. 2. Kiremit satılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde kiriş yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتابخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kitap koyup saklamaya mahsus oda veya umuma ait bina («kütüphane» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk binası, dairesi ve makamı, Osm. şehbenderhâne, şehbender konağı, dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinde kumar oynanılan yer: Orası Adetâ kumarhanedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gaming house. disorderly house. hell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gambling house. gaming house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gaming house. gambling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küplerin konduğu yer, mahzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KUŞ-HANE) (i.). 1. Kuş evi. Vaktiyle büyük konaklarda avcı kuşlara mahsus yer. 2. Başlıca kuş etlerini pişirmeye mahsus yayvan küçük tencere, helvahanenin küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aviary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arsızca, edepsizce, terbiyesizce, haddini bilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KÜTÜB-HANE) (i. F.). 1. Kitaplarla dolu yer, kitaplar konup muhafaza edilen bina. 2. Hayır eseri olarak herkesin okuması ve başvurması için kurulan ve içine kitaplar konulan bina (kitapçı dükkânlarına da «kütüphane» denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. athenaeum. bibliotheca. bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookcase. bookshop. library case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتبخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهانه] aylık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Hapishane, mahbes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbushâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saçma sapan söz, hezeyan, yalan dolan. Martaval okumak = Uydurma söz söyleyip aldatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

story. bunkum. hot air. humbug. boloney. baloney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guff. maloney. hot air. bullshit. cock and bull story n. humbug. jazz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mânâsız ve münasebetsiz saçma sapan uydurma sözler söyleyen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. 1826’dan önce Türk askerî musiki teşkilâtı. 2. Umumî hapishane. Mehter musikisi = Mehterhâne repertuarı, klasik Türk askerî musikisi. Mehter takımı = Mehter musikisi çalan Türk askerî muzikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abteshane. (bk.) Memşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatar beygirlerinin durdurulduğu yer, posta konağı: Menzil-hâneden bir beygir aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mesîh’e, Isâ’ ya yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Musiki parçaları geçilen yer. Eskiden bir çeşit hususî küçük konservatuvar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. metan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mey = şarap, hâne = ev). Şarap satılan ve içinde şarap ve başka içkiler içilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Miyân-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boozer. pub. saloon. wine shop. bar. joint. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern. restaurant. pub. bar room. bistro. dive. dive bar. drinking house. grog shop. public house. joint. pothouse. saloon. taphouse. taproom. watering hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخانه] şarap içilen yer, içkievi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki), (bk.) Piyasa musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir meyhâne idare eden adam, şarapçı, meyhaneci çırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Son, fakat ümitsiz bir gayretle: Mezbûhâne bir karşı koyma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yolcuların dinlenmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small. village house built to accomodate travelers. house of accommodation. house of call. guest house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Miskin illetine, cüzzama yakalananlara mahsus yer, Ar. dârü’l-mezcûmîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde sözlü eserlerin 3. hânesi kl, geçki yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir veya birkaç doktor tarafından hastalara bakmak İçin kullanılan büro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctor's office. consulting room. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookbindery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (« hendese-hâne» den galat). 1. Eskiden mühendis yetiştiren okul, teknik üniversite. 2. Mühendis-hine-i Berri-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde topçu okulu. 3. Mühemüthine-i Bahrî-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde deniz subayı yetiştiren askerî okul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank space (on a printed form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tayy» dan if.) (mü. muntaviyye). Devşirilmiş, toplanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Matbaalarda yazıların dizildiği ve sayfa hâlinde tertip edildiği yer ve servis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Barış yoluyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tav’» dan masdar). itâat etme, baş eğme: O, kimseye mutâvaat etmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasat» tan if.) (mü. mutavassıta). 1. Araya giren, tavassut eden, aracı. 2. Orta halde olan, ortada gelen, ikisi ortası, vasatî. 3. Komisyoncu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediary. agent. middleman. go-between. medium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vatan» dan if.) (mü. mutavattına). Bir yeri vatan seçen, yerleşen, yerleşik, yerleşmiş: Ankara’da mutavattın oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متوطن] yurt tutmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطاوعت] baş eğme, boyun eğme, itaat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den masdar) (c. mutâvelât). Vâdeyi uzatma, bugün yarın ile oyalandırma, sürüncemede bırakma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tav’» dan masdar) (mü. mütâvia). 1. İtaat eden, Ar. mutî. 2. (gramer) Fiilin failde olduğunu ifade eden (fiil) (Osm. fiil-i mütâvî, ef’Al-i mütâvia). Kırılmak, yıkanmak, inkisâr, içtimâ gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den imef.) (mü. mutavvele). 1. Uzatılmış, uzun. 2. Tafsil edilmiş, mufassal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ekseri büyük camilere bağlı oda ki, içinde ayarlı saatler ve irtifâ alıp bunları ayar etmeye memur olan muvakkit bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Mehter takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigâristân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mehter-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir cins şeylerin örneklerinin konulup teşhir edildiği yer (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) oktav, sekizlik perde tertibi; sekiz notalık ara; dini yortudan sonra gelen sekizinci gün; sekiz mısralı şiir; bir sonenin sekiz mısraı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) sekiz yaprak halinde katlanmış kağıt tabakası; bu büyüklükte kitap; (s.) tabakası sekiz yaprağa katlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.) (musiki). Sekizli. Birbirini takip eden 8 sesten yapılmış dizi. (bk.) Sekizli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musical octave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

octave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jungle hen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jungle hen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). 1. Kiremit altına çatı örtüsü yapılan ince tahta. 2. Kutucuların kullandıkları ince çam tahtası ki, kolay bükülür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Padişahça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterilerin oturarak pasta yemesine mahsus yeri olan pastacı dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Macarca’dan). Ucu yaldızlı çuha topu. Pastavla pazarlık = Toptan pazarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nereye varacağını düşünmeden, saygı kaidelerine aldırmadan, aklına estiği gibi hareket eden, konuşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tactless. plainspoken. politically incorrect. indiscreet. thoughtless. blunt. headfirst. headlong. gauche. harum-scarum. headforemost. out-of-turn. plump. without tact. unadvised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facetious. gauche. indiscreet. tactless. disrespectful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tactless. harum scarum. heavy handed. indiscreet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tactlessness. disrespect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir patrikin idarehanesi ve oturduğu yer: Rum, Ermeni patrik-hânesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Atılma, sıçrama. 2.Uzağa düşen ok.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F. pertev = ışık, sûhten = yakmak. Fars. okunuşu: pertev-sûz). Güneşe tutulunca ışınları bir noktaya toplayarak altına gelen şeyi yakan cam. Büyütücü olduğu için küçük yazılara, harita ve kitaplara bakmaya yarar (Fr. loupe).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnifying glass. burning- class. burning glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) büyüteç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) benzer, görünüşünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) görünen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. çiçekli bitkilerden her biri, fanerogam. phanerog'amous s. fanerogama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Posta idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik fabrikası, çelik yapılan yer. (bk.) Polat-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rasathane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رصدخانه] gözlemevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RASAD-HANE) (i. A. F.). Gökcisimlerini Aletler ve teleskoplarla ilmî şekilde gözlemeye mahsus yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory. meteorological station. observatory gözlemevi. observatuvar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory. meteorological station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şap çıkarılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabun yapılan yer, sabun fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soapery. soap factory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şâha ait: Fermân-ı şâhâne. 2. imparatorlara lâyık, en üstün güzellikte: Şâhâne bir kadın, bir saray, bir yat, bir yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabulous. fantastic. wonderful. magnificent. brave. corking. fantastical. far-out. keen. princely. wizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majestic. regal. royal. tremendous. magnificent. superb. splendid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperial. splendid. superb. devastating. fantastic. glorious. kingly. majestic. regal. resplendent. royal. superduper. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاهانه] şahlara yakışır. 2.şahlarla ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hükümdarlara yakışacak kadar güzel, eksiksiz olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, isilik, kızgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. sâhil = yalı, Fars. hâne = ev). Deniz kenarında yazlık mesken, yalı: Boğaziçi sâhil-hâneleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ساحل خانه] yalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SELH-HANE) (i. F„ Ar selh = yüzme, Fars. hine = ev, yer). Hayvanların boğazlanıp yüzülmelerine mahsus yer, mezbaha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. abattoir. butchery. meat house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şap çıkarılan yer, şap ocağı. 2. Şapın hazırlandığı yer, şap fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Saraç işlerinin yapıldığı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddlery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Üzümü sıkıp şarap yapmaya mahsus yer, şarap fabrikası. 2. Şarap fıçılarının saklandığı yer, şarap mahzeni. 3. Büyük şarap fıçısı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah rızası için gelip geçenin su içmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embassy. legation. building housing the residence and office of an ambassador or envoy. embassy building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سفارت خانه] elçilik binası, elçilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Bir sefir ile maiyyeti heyetinin makamı ve resmî dairesi, elçilik: Londra’da Türk Sefarethanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, isilik, kızgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolosluk bina ve makamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر خانه] konsolosluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سلخ خانه] kesim yeri, mezbaha, salhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. semâ, Fars hâne — ev). 1. Mevlevi tekkesinin semâ icrasına mahsus salonu. 2. Tekkelerde zikr ve mukabeleye mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سماع خانه] mevlevî dervişlerinin semâ ettikleri özel mekan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سراج خانه] saraçhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeş: altı, hâne: ev). İçi altı köşeli, namlusu yivli: Şeş-hâne tüfek, top. Namlusu içerden altı köşe teşkil eden yivli tüfek, top: Şeş-hâne tüfeği, topu. mec. Altı kaval üstü şeşhâne (şimdi şişhâne deniyor): Altı üstüne uymaz kıyafet, karışıklık, ahenksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastahene. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاخانه] hastane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sikke kesilen yer, darphâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Silâh konan depo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sırma teli işlenilen fabrika.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sineklerin duvarlarda, camlarda hatta tavanlarda baş aşağı bu kadar rahat hareket etmeleri, yer çekimi yasasına meydan okurmuşcasına davranışları hep merak konusu olmuş, bilim insanlarının da dikkatini çekmiştir. Bu arada şunu söyleyelim ki, sinek diye küçümsememek gerekir. Dünyamızda bulunan her canlı organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak, kendi tabiatı ve eko sistemi içinde, insana bir faydası vardır.

Vücutlarının hacimlerine oranla, sinekler ağır sayılmazlar ve onları yere çeken güç pek önemli değildir. Bu güce karşı gelen tuzlar ayrıca yapıştırıcı, yağlı bir madde salgılarlar. Sinekler ayaklarındaki bu yüzlerce vantuz ve salgıları sayesinde her türlü yüzeyde gezinebilirler. Ancak yüzeyin yağ çözücü, örneğin solvent gibi bir madde ile kaplanmamış olması gerekir. Sinekler tavanda yürürken, altı bacaklarından ikisi hareketlidir. Diğer dört bacak daima sabit durumdadır.

Karıncalarda ise durum biraz farklıdır. Ortalama bir karıncanın vücudunun hacmine göre ağırlığı, sineğe nazaran daha fazladır. Hatta toprakta yaşayan bazı türleri düz bir zemine bile tırmanamazlar. Evlerimize giren küçük karıncalar, çok hafif olduklarından duvarlarda yürüyebilirler.

Belki böyle şeyler ilginizi çekmiyor olabilir ama, asıl merak edilen konu sineklerin tavanda nasıl yürüyebildiklerinden çok oraya nasıl konduklarıdır. Öyle ya, başı yukarıda, ayakları aşağıda uçan bir sineğin tepetakla konabilmesi için bir yerde takla atması, uçuş konumunu değiştirmesi gerekir, ama nerede, ne zaman ve nasıl?

Uzun süre inanılan teoriye göre, sinekler tam konma anında, yuvarlanan bir varil gibi yandan yarım dönüş yapıyorlardı. Bu teorinin yanlış olduğu, ancak yüksek süratli, saniyede birçok film çekebilen kameralar sayesinde ortaya çıktı ve sineklerin bir sırrı daha açığa kavuştu.

Çekilen filmlerden görüldü ki, sinekler tavana konarken yandan değil, sirklerdeki trapezciler gibi geriye yarım ters takla atmaktadırlar. Tavana yaklaşınca, ön ayaklarını başlarının üzerine çekerek ters dönmekte ve tavana önce ön ayakları ile dokunmaktadırlar. Sonra sıra ile diğer ayaklarını da koyarak vücutlarının tavanda tutunmasını sağlamaktadırlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Şişe fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şeşhâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-d veya stove) (sandalda, fıçıda) tahtayı kırarak delik açmak; kabuğunu kırarak parçalamak; vurarak delik açmak; fıçı tahtalarıyle donatmak: parçalanıp açılmak. stave off savmak, uzaklaştırmak; meydana gelmesini önlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çomak, değnek; çubuk; fıçı tahtası; portatif merdiven basamağı; şiir. beyit; müz. porte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., bak staff, stave.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hekimlikte kullanılan zehirli bir çeşit hezaren, bot. Delphinium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sütlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طعام خانه] yemekhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. debbâğ-hâne). Derileri sepileyip meşin vesaire yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanyard. tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبق خانه] derilerin sepilendiği yer, tabakhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبع خانه] basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.) (musiki). Türk askerî mızıkası, mehter-hâne, mehter takımı ve teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tab’ = basma, Fars. hâne = ev). Kitap matbaası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşık bir yerden gelenlerin karantina bekledikleri yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Askerin tâlim öğrenmesine mahsus yer ve meydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repair shop. repair-shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repair shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تصفيه خانه] rafineri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kumarda ödüle ekleme: Tav etti. 2. içki meclisinde sıhhate kadeh kaldırma: Tav kaldırmak, Fr. toast.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işlenecek bir maddeye verilen ısı, kıvam: Demir tavında işlenir. 2. Basılacak kâğıda, ütülenecek çamaşıra, tütüne vesair şeylere püskürtülen su: Tav vermek. 3. mec. Semizlik, dolgunluk. Tavlanmak = Semirmek, dolmak, tüyü düzelip parlamak. Tavını kaçırmak = Münasip vakti iyi kullanamayıp fırsat kaçırmak. Tava getirmek = Lüzumu derecede ısıtmak. Tav vermek = Islatmak, nemlendirmek. Tavlamak

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. itaat, baş eğme. 2. İsteyerek bir şey yapma, kendi arzusuyle hareket, zıdları: kerh ve cebr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correct heat. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temper. annealing. opportune moment. right time. proper condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heat. annealing. anneal. opportune time. hardness. temper. tempering. heat treatment. humidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طوع] boyun eğme, itaat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «tâb-hâne» den). 1. Fakirlerin sığındıkları sıcak yer. 2. Ateşle ısıtılan çiçeklik, sobalı çiçeklik. Tavhane gibi = Karma karışık, altüst, muntazam olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yağ eritilip balık ve köfte gibi şeyler kızartmaya mahsus yassı ve uzun kulplu mutfak Aleti. 2. Tavada pişmiş yemek: Ciğer tavası, balık tavası. 3. Bazı madenlerin eritildiği uzun saplı Alet: Kurşun tavası. 4. Kireç karıştırmakta kullanılan büyük tekne: Kireç tavası. 5. Tuzlada deniz suyunu çeken eleklerin herbiri: Tuz tavası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fryer. frier. pan. broiler. skillet. frying pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pan. skillet. frying pan. fried food. fry-pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frying pan. skillet. frypan. spider. cast iron frying pan. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

griddle bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çevresini dolaşma. 2. Kâbe-i Şerîfe’nin çevresini dolaşma: Tavâf etmek, tavâf-ı KAbe-i Şerife.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circumambulation. walking around. wondering around (a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طواف] etrafında dönme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

etrafında dönmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tâife). Tâifeler, topluluklar, (bk.) TAife.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طوائف] zümreler. 2.tayfalar. 3.kavimler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(L A. F ). Abbâsî imparatorluğunun yıkılmasından sonra İslâm Aleminde teşekkül eden küçük devletler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tâli). Talihler, bahtlar, kısmetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good to be fried in a pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tûmâr). Tomarlar. (bk.) Tomar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oda, salon vs. nin damı, üst kısmı. Tavan başa geçmek, başa yıkılmak = Pek utanacak ve münasebetsiz bir söz işitmekten mahcup ve müteessir olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceiling. plafond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceiling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceiling. cap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attic. garret. loft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garret. attic. mansard. attic story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceiling price. maximum price. ceiling / maximum price. maximum fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Maximum Price)

Hisse senetlerinin bir seans içinde işlem görebileceği en yüksek fiyattır. Her hisse senedi için fiyat ve fiyat adımı gözönüne alınarak ayrı olarak hesaplanır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-handed broom used to clean ceilings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hadım ağası, harem ağası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasat» tan masdar) (c. tavassutât). Barıştırmak, yardım veya aracılık etmek: Kendilerini barıştırmaya tavassut etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediation. interposition. intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توسط] aracılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mediate. to act as a mediator. to interpose. to intervene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aracılık etmek, aracı olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vatan» dan masdar) Yerleşme, bir yeri vatan edinme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توطن] yerleşme, yurt tutma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerleşmek, yurt tutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vuzû» dan). Abdest alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «vuzûh» tan). açıklanma, aydınlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavlayarak adam dolandıran kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swindling. cheating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taverna, meyhane; han.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern. nightclub. drinking place with music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightclub. osteria. tavern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tavâf.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çekicilik, cazibe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Adet ettirme, ettirilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «avk» dan masdar). Geri bırakma, alıkoyma, geciktirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postponement. delay. retardation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl»dan smüş.) (mü. tavîle). 1. Uzun. 2. Çok süren: Omr-i tavll. 3. (edebiyat) Arûz’da bir bahis: Bahr-i Tavîl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طویل] uzun. 2.uzun süreli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uzun. Çok süren. 2.Aruzda bir ölçek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tavla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVR) (i. A.) (c. etvâr). 1. Hareket şekli, hâl, edâ, tarz: Tavrı hiç hoşuma gitmiyor. 2. (Türkçe) Yapma ve sahte hâl ve hareket, azamet, gösteriş: Bu adamın tavrı hiç çekilmez. 3. (musiki) Okuyuş ve çalış üslûbu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

put-on. attitude. manner. air. posture. address. aspect. behavior. behaviour. carriage. demeanor. demeanour. deportment. face. form. mien. port. pose. presence. tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. behaviour. demeanour. fashion. front. style. tone. mode. manner. arrogant manner. bearing. arrogance. pose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manner. air. expression. airs. affectation. put-on. pose attitudinizing. assumption. attitude. bearing. behaviour. carriage. conduct. demeanour. deportment. mien. mode. plague. style. tone. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kasıt, niyet, maksat, emel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TA’VİZ) (i. A. «iyâz» dan masdar). Muska.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVİZ) (i. A. «ivaz» dan masdar) (c. tâvizât) Bir şeyin diğer bir şey yerine geçmesi, bedel verme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. compromise. concession. quid pro quo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concession. compromise. compensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeasement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tâviz yoluyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. etvâk). 1. Gerdanlık, boyun süsü. 2. Hayvanların boynuna takılan halka, tasma. 3. Kumrununki gibi boynunda halka şeklinde çizgi. 4. Tâkat, kudret, iktidar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طوق] kolye, gerdanlık. 2.tasma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça tavile’den veya Latince stabulm’dan). At ahırı. Tavla uşağı = Seyis yardımcısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca tavola). Hânelere bölünmüş iki taraflı tahta üzerinde on beşerden otuz pul ve iki zarla oynanılan oyun ki, satrançla beraber Hindistan’dan gelmiştir: Tavla oynamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backgammon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backgammon. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backgammon. tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). At beslenen tavlaya bakan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annealing. tempering. heat treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annealing. dampening. bomboozling. tempering. heat treatment. annealing process. cementation. roasting. lighting. humidification. conditioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tav vermek, lüzumu derecede ısıtmak veya nemlendirmek: Demiri, kâğıdı, tütünü tavlama. 2. (argo) İyilikle aldatarak bir işe ikna etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attemper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temper. to bring to its best condition. to swindle. to anneal. to dampen. to chat up. to try and pick up. to try and get off with. to cajole sb. to coax sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dampen. to anneal. to fatten. to trick. to hoodwink. to bamboozle. to pull the wool over sb's eye. to now. to beguile. to charm. to heat-treat. to fry. to roast. to a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tava getirmek, semirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tava getirilmek, lüzumu derecede “ısıtılmak, kıvâma getirilmek: Demirin işlenmesi için tavlanması lâzımdır. 2. Islanmak, nemlenmek, üstüne su serpilmek: Kâğıt tavlanmadıkça basılmaz. 3. mec. Semirmek, dolmak, tüyü düzelip parlamak: En zayıf hayvan bile çayırdan tavlanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tav verdirmek, su serptirmek, ıslattırmak: Tütünü, kâğıdı tavlattınız mı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tavını bulmuş, kıvâmına gelmiş, lüzumu derecede ısınmış veya ıslanmış: Tavlı demir, tütün, kâğıt. 2. mec. Semiz, dolgun: Tavlı at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annealed. heat treated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Gemilerde sintinenin üstündeki güverte.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طور] tavır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tavı geçmek, revaç ve rağbetinden düşmek, soğumak: Pazar tavsadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to moderate. to abate. to slacken. to fall off. to become easier. peter out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavşanca oynayan dans san’atkârı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük, eti lezzetli bir av hayvanı. Adatavşanı = Küçük tavşan. Aktavşan = Çöl sıçanı. Amerika tavşanı = Şinşila denilen hayvan ki, güzel kürkü olur. Tavşanotu = Bir cins bitki. Tavşanı araba ile avlamak = Bir şeyi telâşsızca, usulca elde etmek. Tavşanboku = faydası da, zararı da dokunmayan

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abanoz vesair kıymetli ağaçlar üzerine ince oymalar işleyen ve böyle tahtalardan çekmece ve kutu gibi işler yapan marangoz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabbit. hare. bunny. bun. cony. ground game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunkum. rabbit. cabinetmaker. hare. bunny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabbit or hare. buck. rabbit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavşanca ile oynayan eski Türk raks takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very light sleep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir Türk raksı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavşanca’lardan yapılmış Türk dans süiti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunkum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavşanları kaldırıp avlayan büyük bir cins karakuş. Tavşancılotu = Sügü denilen bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Parlak güvez rengi. 2. Bu renkte iyi demlenmiş çay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çuhaçiçeğlgillerden bir süs bitkisi: Siklamen (cyclamen).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(siklamen): Çuhaçiçeğigiller familyasından; toprak altında yassı ve toparlak yumruları olan çok yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları uzun saplı, kalp şeklinde ve açık renkli lekelidir. Çiçekleri uzun saplıdır. Rengi pembe, veya morumsu pembedir. Hafif kokuludur. Meyvesi kapsül şeklindedir. Toprak altında bulunan kısmında; zamk, pektin, şeker ve saponin karakteri bir glikozit taşır. Köküne, topalak kökü denir. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Aybaşı kanı söktürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). Zayıflayıp tavşan gibi kuru ve yağsız olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ince marangozluk, abanoz ve başka değerli ağaçlarla ince işler yapmak sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tavsamış hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to moderate. to abate. to slacken. to fall off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVSİF) (i. A. «vasf» dan masdar) (c. tavsîfât). Vasıflandırma, vasıflarını sayma, tasvir etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characterization. description. qualification. designation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توصيف] vasıflandırma, niteleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vasıflandırılmak, nitelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vasıflandırmak, nitelemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasat» tan masdar). Araya koyma, vâsıta yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasy» den masdar). 1. Vasiyet bırakma. 2. Ismarlama, sipariş. 3. Bir adamı bir mektupla veya sözle birine tanıştırıp hakkında yardımını isteyerek iltimas etme. 4. Birini takdim ve iltimas için yazılan mektup: Tavsiye mektubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recommendatory. recommendation. advice. suggestion. tip. a piece of advice. hint. commendation. counsel. exhortation. rede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advice. counsel. recommendation. tip. suggestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commendation. recommendation. advising (a certain course of action. advice. exhortation. lead. recommendatory letter. piece of advice. tip. a good word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ توصيه] vasiyet etme. 2.ısmarlama. 3.öğüt verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advise. counsel. prescribe. recommend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to advise. to recommend. to commend. counsel. warn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commendatory letter. letter of recommendation. recommendatory letter. letter of commendation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Birini takdim eden ve hakkında iltimas isteyen mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaçırılması istenen, kayırılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavlanmamış, tavı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vatan» dan). 1. Bir yerde yerleştirme, yurtlandırma. 2. Bir şeye bağlanıp onu neticelendirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken. hen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken. hen. giblets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hen. chicken. barbecue. fowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hen house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavukgillerden çok bilinen kümes hayvanı ki, erkeğine «horoz» ve yavrusuna «piliç» denir. Varna, İsveç ve yanlış olarak ispenç tavuğu = Güvercin kadar küçüğü. Beç tavuğu, Nemçe tavuğu = Tavuktan çok farklı benekli bir cins kümes kuşu ki, çirkin bir bağırması vardır. Dağ tavuğu = Yabanî tavuk, bednos. Tavuk ayağı yemiş = Boşboğaz. Tavukotu = Anagalis denen bir cins bitki. Karatavuk = Avlanıp eti yenen bir cins siyah kuş. Tavukkarası = Bir göz hastalığı. Tavuk kanadı = Tüyden ateş yellemeye mahsus süpürge. Tavukgötü = Siğil çeşidinden elde ve ayakta çıkan nasır. Tavukgöğsü = Tavuğun göğüs etini didikleyip süte karıştırarak yapılan bir çeşit muhallebi. Hinttavuğu = Hindi. Tavukyılı = Türk takviminde yılların onuncusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poulterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poulerer. poultry seller. poulterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavuk alıp satan adamın işi: Tavukçuluk ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poultry rearing. poultry husbandry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicken farming. poultry selling. poultry culture raising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Tavuk, hindi, tavus, keklik, bıldırcın gibi hayvanları içine alan geniş bir takım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavuğun göğüs etini didikleyip süte karıştırarak yapılan muhallebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siğil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az aydınlık yerlerde kolay görünmeme hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Az aydınlık yerlerde, görememek şeklinde ortaya çıkan bir çeşit göz hastalığıdır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yeşil bakla, su.

Hazırlanışı : Altı bardak suya 1 avuç yeşil bakla konur. Haşlandıktan sonra, hepsi bir kerede yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavukların yatmasına ve yumurtlayıp piliç çıkarmalarına mahsus yer, kümes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Kırmızı veya erguvânî kabuklu bir söğüt türü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAVÜS) (i. A.) (c. etvâs, tevâvîs) (Yunanca ve belki Hintçe’den). Tavukgillerden, güzel tüylü, çirkin sesli kuş. Ak tavus, kara tavus = Kızkuşu türünden iki çeşit yerli kuş. mec. Tavuskuyruğu = Şiddetli kusma: Bir tavus kuyruğu salıverdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayak sesi, yürüyüş sesi, tapış, (tıpış).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peacock. peacockpeacock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peacock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طاوس] tavus kuşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Cebrail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tavşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayaklar pek az patırdı edecek şekilde yürümek, tıpış tıpış yürümek (tapış tapış yürümek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vazf» dan masdar). Vazife verme, bir işle vazifelendirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توظيف] görevlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vuzuh» tan masdar). Açıkça ifade etme, açma: Meseleyi tavzih etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توضيح] açıklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklamak, açıklığa kavuşturmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توضيحات] açıklamalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طوعا] isteyerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طوعی] kendiliğinden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعليم خانه] eğitim alanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fertleri tenbel olan ev, memurları iş görmez daire, tenbeller yuvası, sığınağı ve topluluğu: Orası bir tenbel-hânedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F., Ar. teneffüs = dinlenme, Fars. hâne = ev). Teneffüse mahsus salon ve yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreation room or play area (in a school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terzi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Teşrih ameliyatının yapıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تشریح خانه] otopsi odası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den). 1. Uzanma, uzama, uzun olma. 2. Zulüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail. detention house. gaol. prison. remand prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) (tar.) krala refakat veya hizmet eden asılzade; İskoçya'da baron unvanı ile kral hizmetine giren kabile reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tıb = hekimlik, Fars. hâne = ev, yer). Tıbbî işler idarehanesi, tıbbiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. firm. trading house. business concerns. business establishment. business firm. business house. incorporated business. commercial house. commercial concern. trading concern. trading firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تجارت خانه] ticaret yapılan işyeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Timarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. timar’dan yapılma veya bîmâr-hane’den galat). Akıl hastalarına mahsus hastahane, Ar. dâr-üş şifâ. Timarhane kaçkını = Deli, delice hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedlam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. bin. bughouse. nuthouse. lunatic asylum. mental hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. insane. nut house. bedlam. detention hospital. institution. mental institution. madhouse. nut college. reception institute. retreat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تيمارخانه] akıl hastanesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escaped lunatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who is fit for the insane asylum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,). 1. Tanzimat ordusunda topçu sınıfını içine alan müstakil teşkilât. Tophâne-i Amire Müşiri = Tanzimat’tan sonra bu dairenin başı olan mareşal ki, hükümet üyesi sayılırdı. 2. Devlete ait top fabrikası. 3. İstanbul’da vaktiyle tophanenin bulunduğu semt: Tophane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannon foundry. artillery school. arsenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (eskiden) Tophâneye yani askerin topçu sınıfına mensup (subay vs.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfek koyup saklamaya mahsus yer (silâhhâne daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عموم خانه] genelev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uz - tav.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baptistery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağ yapılan ve satılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dorm. dormitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormitory. dorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escritoire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bureau. office. office desk. study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mektep vesairede topluca yemek yenen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphanage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphanage. charity school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. orphan asylum. children's home. crèche. orphanage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [یتيم خانه] yetimler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب خانه] darphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Spor yapılan kapalı yer, spor salonu.

Türkçe Sözlük by