Tencere Tava Ters Dönmesi | Tencere Tava Ters Dönmesi ne demek? | Tencere Tava Ters Dönmesi anlamı nedir?

Tencere Tava Ters Dönmesi | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i.) (Akide suretinde telaffuzu galattır). Tencerede karıştırılıp pişirilerek koyulaşmaş ve lüzucet kazanmış her nevi şeker ve pekmez vesaire, macun. Ağda yapıştırmak = Tenden tüyleri veya başdan keli sökmek için macun kullanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik.

2.İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı.

3.Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı.

4.Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı.

6.Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı.Kenar, uç: Uçurumun ağzı.Dar geçecek yer, geçit, boğaz.İskele, boğaz.Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza =

1.Mutabık, uygun, tamı tamına.

2.Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak =

1.Birinin sözüne hayran olmak.

2.Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. =

1.iftira.

2.Kara haber.

3.Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa).

1.İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır.

2.Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı.

3.Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı.

4.Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven.

5.Çay ağzı, mansab.

6.Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır.Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam.On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem.At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltan: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak =

1.Bir memlekete girmek Ar. Kudüm.

2.İsrar ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı — Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = İsrar etmek. Baştan ayağa ı= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencere altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek =fc Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Dsmuzayağı fc Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.


Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ayakların normalden fazla terlemesi genellikle ter bezlerinin aşırı derecede çalışmasından kaynaklanır. Diğer taraftan, kalın çorap giymek, ateşli bir hastalık veya normal vücut sıcaklığının düşmesi de ayak terlemesine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : Büyükçe bir tencereye su doldurulur. Üzerine bir avuç adaçayı ilave edilip kaynatılır. Ilıdıktan sonra bu su ile ayak banyosu yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. uyûn, Ayân) (Arapça’da müennestir).

1.Göz, Fars. çeşm, dîde: NÜr-ı aynim = Gözümün nûru, Ayn-ı vâhid = Bir gözlü, bir gözü kör.

2.Pınar, kaynak.

3.Bir şahıs veya şeyin kendisi, zâtı, aslı: Bu at, bu araba o vakit gördüğünüzün aynıdır. Bu kâğıdın aynı nı bana ver de suretini sen al.

4.Bir şeye çok benzeyen misali, tıpkı, tamamiyle benzer şahıs veya şey: Bu da onun aynıdır. Bunun aynını çıkarmalı.

5.Tıpkı, sırf: Ayn-ı keramet, ayn-ı hatâ.

6.Bir memleketin muteber kimseleri, eşrâfı (Dilimizde müfredi bu mânâ ile kullanılmaz). Ayân-ı memleket, (bk.) Ayân.Şekli esasen göze benzeyen ayn harfinin ismi. (Hukuk). Ev ve at ve tencere gibi belirli olan şey. Isâbet-i ayn = Göz değme, nazar. İnsân-ül-ayn = Gözbebeği, Farsça, merdümek-i çeşm. Bi-aynihi = Ayniyle, tıpkı, ta kendisi veya pek benzeri. Ayn-ı bakar = iri cins, etli ve sulu bir erik. Any-üs-sevr = Sevr burcunda bir yıldız. Re’y-ül-ayn = Gözle, kendi gözüyle: Re’yül-ayn gördüm. Kendi gözümle gördüm. Ayn-üş-şems = Bir cins kıymetli taş. Ayn-ı safâ = Ayçiçeği. Kurrat-ül-ayn = Göz aydınlığı, sevinç, iftihar. Karîr-ül-ayn = Gözü aydın. Ayn-ülher = Kıymetlice bir taş. Ayn-ül-yakîn = Görmüş gibi: Bu işi ayn-ül-yakîn bilirim. Ayniyle = Tıpkısı, biaynihi, tamamiyle.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fr.) (çoğ.bainsmaire) benmari, iki katlı tencere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beğenme. Hünkâr beğendi:

1.Bir nevi sarı çiçek ki, mavisine bey beğendi denir.

2.Kızartma veya tencere kebabı ile yapılır bir nevi patlıcan yemeği.


Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Gonore denilen bir çeşit zührevi hastalıktır. Cinsi münasebetle bulaşır. İdrar yollarında acıma, yanma, şişlik ve akıntı ile belirir. Akıntı cerahatlıdır. Bu cerehat ellere bulaşacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüğe neden olabilir. Kadınlarda da, beyazımtırak cerahatlı akıntı, sık sık idrara gitme, idrar yaparken ağrı ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarında akıntı görüldüğünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soğukluğu görülen, bu hastalığı cinsel ilişkide bulunduğu herkese bulaştırır. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri tedavi amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su

Hazırlanışı : Yarım tencere suya, 1 demet maydanoz konur. Kaynatılır. Buğusunun üzerine oturulur. Aynı işleme iyileşinceye kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Vurulmak, darbolunmak, çarpılmak.

2.Yere vurulmak.

3.Hareket ettirilerek, veya vurularak ses çıkarmak: Çan, davul çalınmak.

4.(musiki Aleti) İcra olunmak: Piyano, düdük, ut çalınmak.

5.Ses vermek, ses çıkarmak, (ses) vasıl olmak: Kulağıma çalındı.

6.Dakkolunmak, vurulmak: Kapı çalındı.Kapılmak, hırsızlığa maruz kalmak: Gece bütün eşyası çalınmış, çalınan at bulundu.Bir şeyin lezzetini veya kokusunu vermek: İs, bakır çalınmak, tencereyi ocağın yanına bırakmışsınız, is çalmış.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapaklı toprak veya cam tencere, güveç; böyle bir tencerede pişirilen yemek; kimya laboratuvarlarında kullanlıan saplı küçük kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı çölmek). Çökelden, yani süzülmüş çamurdan yapılmış toprak kap ve bilhassa ateşe konmaya mahsus olanı, toprak tencere. Çanak çömlek = Topraktan yapma çömlek. Çömlek hesabı = Cahil işi, cahilane İş. Çömlek kebabı = Çömlekte pişen bir nevi kapama.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çanak, çömlek, toprak tencere, kap; (ing). yaşlı veya sakat at; argo âciz veya beceriksiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yıkılmak, düşürülmek, baş aşağı çevrilmek, yuvarlanmak: Tencere devrildi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیگ] tencere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. gramer). İki ünlünün b “rc içinde birleşmesi. (i. F.). Çömlek, toprak tencere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bir şeyin en derin ve aşağı yeri, altı: Denizin dibi, kuyunun dibi, dibe düştü, dibe çöktü.

2.Bir kap vesairenin dışarıdan aşağıya gelen yüzü: Tencerenin, cezvenin, bardağın dibi. 3.Ağaç ve duvar gibi şeylerin aşağısı, kök, temel: Ağacı dibinden kesmek, duvarın dibine oturmak. Mum kendi dibine ışık vermez = Varlıklı, kuvvetli kimselerin yakınlarına hayrı olmadığını anlatır. Dip karpuzu = Köküne yakın çıkanı ki, tohumu ekilmeye elverişlidir.

4.Bir şeyin en gerisi, en arka tarafı: Sahnenin dibinde bir kapı görünür.

5.Makad, dübür, oturak yeri. 6.mec. Asıl, esas. Dibine darı ekmek = Tahkik etmek, aslını aramak (bugün bitirmek, yok etmek mânâsında kullanılıyor). Tırnağı dibinde = Peşin para. Kazan dibi = Mahallebi vesair bazı yemeklerin kazanın dibine yapışıp hoş ve makbul bir koku alan kısmı.mec. Evlâdın en küçüğü.Bir şeyin altında ve en aşağısında bulunan: Dip barsak = Bumbar. Dip diş = Azı dişleri.


Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Canlılarda yaşama savaşı her zaman en hızlı tepkileri olan türlerin yararına sonuçlandığından, en basit organizmalarda bile haber alma organları (duyu organları), hareket organları (kaslar) ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlayan organlar, yani sinir sistemi gelişmiştir.

Vücudumuzun her yanı sinirlerle örtülü olduğu halde sinir hücrelerinin gövdeleri yalnızca beyinde ve omurilikte bulunur. Bütün vücuda dağılmış milyonlarca sinire karşılık beyinden ve omurilikten yalnızca 43 çift sinir çıkar. Bunlar merkezden ayrıldıkları sonra gitgide dallanarak vücudun her yanına dağılırlar.

Refleks bir uyarıya vücudun ani ve otomatik olarak cevap vermesidir. Örneğin elimiz sıcak bir tencereye değdiğinde aniden çekmemiz bir reflekstir. Reflekslerde komuta omuriliktedir. Beyne bilgi gidebilir ama refleks olayında beyin aktif olarak rol oynamaz.

Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tendona minik lastik bir çekiçle sertçe vurursa bacağınız ileri doğru fırlar. Bu reflekste de baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki gösterirler ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğe iletirler.

Omurilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir ve bacak tekrar geri hareket eder. Görüldüğü gibi refleks, beynin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan, doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmiştir.

Diz kapağı refleksinin sınanması özellikle omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir. Bu alanda uzmanlaşmış bir doktor basit bir kaç testle sinir sisteminin işleyişine ve ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin pek çok bilgi edinebilir. Çekiçle vurulduğunda bacağın normalden fazla hareket etmesi tümörden kalsiyum eksikliğine kadar bir çok hastalığın habercisi olabilir.

Dize çekiçle vurularak yapılan kontrol tek başına tabii ki yeterli bilgi vermez. Doktorlar bir ön bilgi almak için bu çabuk ve kolay testi yaptıktan sonra vücut üzerinde diğer muayene ve kontrollerine devam ederler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayırımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Yani kısaca çekirdeği olan tüm yiyecekler meyvedir. Geriye kalanlar, yani patates, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki kökleri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bile birer sebzedir.

Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayrımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Geriye kalanlar, yani patetes, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki köklerri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bilen birer sebzedir. Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Düdüğü olan. Düdüklü tencere = Buharı içinde tutarak yemeği çabuk pişiren tencere çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere dahayüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

kullanılışı (GÜVEÇ) (I.). Yemek pişirmeye mahsus topraktan tencere: Göğeçte yemek pişirmek: Göğeç pilavı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dip, alt: Götü kırmızı mum. Tencere götü.

2.Geri, Ar. mak’ad, dübür.

3.mec. Halk dilinde: Cesaret, cür’ et. Götü var ise, durur. Akgöt = Bir cins ördek ve bir cins kırlangıç. Tavukgötü = İçi su dolu bir çeşit kabarcık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemek pişirmeye mahsus topraktan tencere: Güveçte yemek pişirmek, güveç pilavı, (bk.) Göğeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamurla kaplamak, macunlamak: Tencerenin ağzını hamurlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Helva vesaire pi şirmeye mahsus geniş ve az derin tencere veya kazan. Kuşhanenin büyüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar).

1.İçine alma, içine sığma: Bu tencere iki litre su istîAb eder.

2.Tutma, kaplama, zaptetme: Bu ağaçlar bütün bahçeyi istîab edeceğe benziyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Bir çeşit saplı yemek tenceresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sn senbolü ile gösterilen 7.29 yoğunluğunda bir eleman. Bakır kapkacağın üzerine sürülür, teneke vesaire yapıştırmaya yarar ve bakırla karıştırılarak pirinci teşkil eder, Osm. rasas-ı ebyaz.

2.Bakır kapkacağa sürülen beyaz tabaka: Bu tencereler kalay ister, tası kalaylatmalı.

3.mec. Sathî süs, yalandan süs, yalnız gösterişte olan esassız fazilet, güzellik ve iyilikler: O adamda yalnız bir kalay vardır; onun ilmi bir kalaydan ibarettir.

4.mec. Tekdir, paylama, tâzir: Kalay atmak, basmak: Paylamak, tekdir ve tâzir etmek (bugün kullanılmıyor).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kalay sürülmüş: Kalaylı tencere.

2.mec. Sathî ve yalandan bir süs gösterişi olan, sahte.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.).

1.Her çeşit kabın üstünü örtmeye mahsus çeşitli şekil ve biçimde mahfaza ki, kaba bağlı veya ayrı olabilir: Sahan, tencere, kutu, cezve, ibrik, sandık kapağı. Kapağını açmak, kaldırmak.

2.Lâğım vesaire üstünü örtmeye yarayabilecek şekilde ince ve yassı yontulmuş taş: Su yolunun üstüne kapak örtmek.

3.Bazı vücut organlarını örtmeye mahsus zar veya uzuv: Göz kapağı, üst kapak, alt kapak, dizkapağı.

4.(denizcilik). Her tarafında iki sıra topu olan bir çeşit eski savaş gemisi: Kapak süvarisi = Eskiden bahriye miralayı (deniz albayı). Kapağı atmak =

1.Acele ile kaçıp kurtulmak.

2.İltica etmek, kaçıp sığınmak. Kapak vurmak = Saklamak, gizlemek, örtbas etmek. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş = İki arkadaş veya karı koca birbirine uygun. Tencerede pişirip kapağında yemek = Darlıkla, kıtkanaat yaşamak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapağı olmayan, açık, Ar. mekşûf: Kapaksız tencere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Çok miktarda yemek vesaire kaynatmaya mahsus büyük tencere: Çorba, pilav, aşure kazanı. Çamaşır kazanı = Çamaşır suyunun kaynadığı kazan.

2.Su saklamaya veya kaynamasına mahsus madenden büyük kap: Vapur kazanı = Vapur makinesine istim getirecek suyun kaynamasına mahsus büyük mahfaza; hamam kazanı.

3.Eski bir çeşit hantal top. Yeniçeri ocağının yemek kazanı birtakım merasimle ve dua ile kurulup kaldırıldığından, meselâ kazanın yerinden kaldırılması isyan mânâsını ifade ederdi: Yeniçeriler, gece kazan kaldırdı. Kazandibi = Kazanın dibine yapışıp kazınarak çıkarılan kızarmış ve makbûl, is kokusu almış bir çeşit mahallebi, tavukgöğsü vesaire.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEBAB) (i. A.).

1.Susuz olarak ateşte şişle veya başka şekilde pişmiş et: Kebap pişirmek, kebap yemek, orman kebabı, tencere kebabı, hırsız kebabı, şiş kebabı vesaire (et yemeklerinin çeşitleri).

2.Ateşte kavrulmuş veya alazlanmış, her çeşit yiyecek: Mısır, kestane, fındık kebabı.

3.Ateşte pişmiş, kavrulmuş, alazlanmış kebap et, kestane, mısır.

2.mec. Yanmış, yanık, Ar. mahruk, Fars. sûhte: Yüreğim kebâb oldu.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tencere; çaydanlık; kazan; güğüm; kayada veya buzulda kazan biçimindeki oyuk. That's a fine kettle of fish Ayvayı yedik iş iyice karıştı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kızıl, kırmızı olmak, kırmızılaşmak, Osm. ihmirâr etmek, sürh olmak: Havuzdaki balıklar, şu tarladaki çiçekler ne güzel kızarmifl Elma, güneşi gördükçe kızarır.

2.(meyve) Olmak, yetişmek: Kızılcıklar, elmalar, narlar, erikler kızarmaya başladı.

3.Utanmak, mahcûb olmak, utangaçlıktan kan yüze fırlayıp çehre kırmızı olmak: O sözü söylerken kı zardı.

4.(et, balık vesaire) Tava veya tencerede kırmızı oluncaya kadar kavrulup pişmek: Balıklar kızardı; eti kızarıncaya kadar kavurmalı. Kızarıp morarmak, kızarıp bozarmak = Mahcûb olmak, mahcûbiyetten renkten renge girmek. G&t kızarmak = Ağlamak. KSmür kızarmak = Tutuşmak, yanmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Tava veya tencerede kızartılmış et veya balık yemeği. Düğün kızartması = Et kızartmasının bir çeşidi. Tavada kızartılmış: Kızartma balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Gökyüzünün kuzey kutup bölgesinde olup aşağı yukarı Büyükayı gibi fakat bunun ters durumunda saplı bir tencereye benzeyen takımyıldız (dübbüasgar).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KUŞ-HANE) (i.).

1.Kuş evi. Vaktiyle büyük konaklarda avcı kuşlara mahsus yer.

2.Başlıca kuş etlerini pişirmeye mahsus yayvan küçük tencere, helvahanenin küçüğü.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Büyük kuş kafesi, kuşhane.

2.Pilavlık tencere.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağ ve çamur gibi luzûcetli bir şeyin karıştırılıp yoğurulmasını tasvir ve taklit edip art arda kulanılır: Bir tencere yağı önüne koyup elleriyle mıncık mıncık karıştırıyordu, (sıfat gibi): Elleri mıncık mıncık, sokaklar çamurdan mıncık mıncık olmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tencereyi ateş üzerine asmaya mahsus S şeklindeki çengel; özellikle el yazısı öğrenenlerin S şeklindeki çizgileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı, tazyik, basınç; hücum; basınç kuvveti. pressure cabin hav. tazyikli kabin. pressure cooker düdüklü tencere. pressure gauge basıölçer, manometre. pressure group hükümete tesir etmeye çalışan nüfuzlu grup; kendi çıkan için meclise veya umuma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Prostat bezinin genişleyip, büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastanın karın bölgesinin alt kısımlarında ve bacak aralarında ağrı vardır. Bazen sırtta ve kollarda da ağrı hissedilir. Doktor tedavisi gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Atkestanesi, su.

Hazırlanışı : Bir tencere suda 2 avuç atkestanesi haşlanır. Günde 5 tane yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: sacayağı). Üstüne sec örtülen tepsinin ve tencere vesairenin altına konularak altında ateş bulunan demirden sehpâ. mec. Biribirine menfaat veya dostlukla iyice bağlı üç kişi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzun saplı tencere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tarak, zool. Pecten; tarak kabuğu şeklindeki tabak veya tava; tarak kabuğu şeklinde işlenmiş oya; f. tarak kabuğu şeklinde kesmek veya yapmak; tencerede yemeğin üstüne ekmek kırıntıları serpip sos katarak fırında pişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parmakla sıyrılmış veya sıyrılabilir kap bulaşığı: Tencere sıyrıntısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türlü tenceresi, güveç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Uzayıp artmak, fazla gelmek.

2.Çok gelip yerine veya yatağına sığmayarak çevresine yayılmak, etrafı basmak: Nehir taştı, havuz taşmış.

3.Kaynamak, coşmak: Yemek taştı, tencere taşıyor.

4.Azmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Yağ eritilip balık ve köfte gibi şeyler kızartmaya mahsus yassı ve uzun kulplu mutfak Aleti. 2.Tavada pişmiş yemek: Ciğer tavası, balık tavası.

3.Bazı madenlerin eritildiği uzun saplı Alet: Kurşun tavası.

4.Kireç karıştırmakta kullanılan büyük tekne: Kireç tavası.

5.Tuzlada deniz suyunu çeken eleklerin herbiri: Tuz tavası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fryer. frier. pan. broiler. skillet. frying pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pan. skillet. frying pan. fried food. fry-pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frying pan. skillet. frypan. spider. cast iron frying pan. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşte yemek pişirmeye mahsus madenî kap. Dökme tencere = Demirden yapılmışı. Toprak tencere = Güveç. Tencere haviyici = Et, sebze, baharat vesaire. Tencere kebabı = Bir çeşit et yemeği. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş = Biribirine uygun iki arkadaş veya karı koca hakkında alay yoluyla söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucepan. cooker. stewpot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kettle. saucepan. pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucepan. saucépot. stewpan or stewpot. casserole. kettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) I. Yüzün zıddı, arka.

2.Bir Aletin kesmeyen tarafı, gerisi: Kılıcın, baltanın tersi,

3.Bir şeyin aşağıdan yukarıya, geriye öne olan istikameti. Ar. aks, hilâf.

4.Bazı hayvanların pisliği: Pire tersi, sinek tersi. 5.Yüzü arka ve arkası yüz olacak surette dönmüş: Ters kürk, ters pantolon

6.Doğru olmayan, doğru gitmeyen: Ters yol, ters yazı.Zıd, aykırı. Ters iş.Fena, aksi, uğursuz: Ticarete başladı, fakat işi ters gitti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Korku.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverse. inverted. inverse. upside-down. backward. adverse. wrong. opposite. opposing. bad-tempered. cranky. grumpy. unfavorable. unfavourable. acrimonious. agley. amiss. awkward. awry. bloody-minded. churlish. contradictory. contrary. converse. coun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverse. inverted. inverse. upside-down. backward. adverse. wrong. opposite. opposing. bad-tempered. cranky. grumpy. unfavorable. unfavourable. acrimonious. agley. amiss. awkward. awry. bloody-minded. churlish. contradictory. contrary. converse. coun. ali

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inverse. reverse. converse. reverse of sth. back of sth. opposite or other side. edge. or end. inverse or opposite of sth. blunt edge. abrupt. acerbic. adverse. amiss. anti. awry. bloody minded. brusque. churlish. contrary. counter. crabbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترس] korku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi).

1.Kuru ve ince bir sesi tasvir eder ve art arda kullanılır: Tıkır tıkır yürüyordu, börek kuruyup tıkır tıkır olmuştu.

2.Fıkır fıkır gibi, sesle kaynamayı tasvir eder: Tencere tıkır tıkır kaynıyordu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi).

1.Sahan ve tencere gibi şeylerin çıkardığı gürültülü sesi ifade eder ve ekseriya art arda veya tıngır mıngır şeklinde kullanılır: Bakırlar raftan tıngır mıngır yuvarlandı; ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.

2.Peşin para sayılmasını tasvir eder: Parayı tıngır tıngır saydı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Arzın üzerini kaplayan madde; su ile karıştırılınca çamur olur ve kuruyunca bir miktarı toz hâline geçer, Ar. turâb, Fars. hâk: Toprağı işlemek, kuru toprağın üzerine yatmak, kara topraklara geçmek; taş, toprak altında yatmak.

2.Yer, arz, zemin, memleket: Rumeli toprağı, Anadolu toprağı.

3.Arazi cinsi, ekilen yerin çeşidi: Buranın toprağı pek verimli. 4.Yer, arazi: Toprak sahibi, burada sahipsiz toprak yoktur. Toprakbastı = Bir yere giren insan veya eşyadan alınan para. Baba toprağı = Vatan. Kara toprak = Mezar. Kuru toprak = Bir şey döşenmemiş yer: Kuru toprakta yatmak.

5.Toprak veya çamurdan yapılmış: Toprak testi, toprak tencere.

6.Toprak çeşidinden veya toprak renginde: Toprak boya.Döşemesiz, kaldırımsız, kuru topraktan ibaret: Toprak sokak, toprak oda.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ed, -ing veya -led, -ling) gen. çoğ. mânia, engel; balık tutmak için ağ; ata rahvan yürümesini öğretmek için kullanılan bukağı; ocakta tencere askısı; mak. kollu pergel, elipsograf; f. engel olmak; tuzağa düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Arkasından gitmek, tâbî olmak: Namazda imama uymak.

2.Muvafakat etmek, muvafık gelmek, muhaiefet etmemek: Kimseye uymaz acaip bir adamdır.

3.Münasebetli ve uygun olmak, benzemek, birbirini tutmak: Astar yüze uymalıdır.

4.Yakışmak, gelmek: Bu ceket bana uymaz.

5.Kararlaşmak, neticeye varmak: O iş uymadı; pazarlık uydu mu?

6.Tam gelmek, muvafık olmak: Anahtar kilide, kapak tencereye uymalıdır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Dönerek gitmek, tekerlenmek: Dağdan bir taş, bir çığ yuvarlandı.

2.Dönüp dolaşmak, tepinmek: Toz, toprak içinde yuvarlanıyordu. Yerlere yuvarlanmak = Alçalmak, zilletle yalvarmak. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş = Eş eşini bulmuş, ikisi birbirine uygun.


Türkçe Sözlük by