Tez Canlı ne demek? | Tez Canlı anlamı nedir? | Tez Canlı

Tez Canlı anlamı nedir?

Tez Canlı ne demek?

Tez Canlı anlamı nedir?

Tez Canlı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tez canli

Türkçe - İngilizce Sözlük

impetuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who dislikes delay. peppery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief. prank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Bütün vücutta veya vücudun bir kısmında duyumların az veya çok kaybı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anesthesia. anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia. anesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mukabil, karşı tez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidentally. by the way. between brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chummy. companionable. jovial. sociable. social.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who values friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (Fransa’da Artois eyaletinin adından). Toprağı burgu ile delerek açılan kuyu. Artezyen kuyularının suyu yükseklere fışkırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azerbaijani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Azerbaijani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canı olan. Fars. zîrûh, zinde: Canlı hayvana eziyet vermek günahtır. 2. Kuvvetli, zorlu: Canlı çocuk. 3. Mânâlı, tesirli: Canlı söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alive. live. living. animate. active. lively. fresh. full of life. snappy. glowing. breezy. spirited. vivacious. humming. in the flesh. animated. beany. bright. brisk. bustling. colorful. colourful. corky. crisp. crispy. dashing. dewy. driving. exhil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. alive. animate. bouncy. breezy. bright. brisk. colourful. dashing. frisky. gay. jaunty. keen. live. lively. living. lusty. picturesque. prismatic. racy. rich. skittish. snappy. spirited. sporty. sprightly. spry. swinging. thing. vibrant. vital. vi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live. alive. animated. brisk. fresh. lively. living. animate. living creature. active. vigorous. strong. moving. quick. dynamic. mobile. kinetic. alert. breezy. chippy. coloured. colourful. dapper. dashing. dramatic. eager. frisky. graphic. in high spirit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who is like a living corpse. more dead than alive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Canlı TV yayınını duraklatmanıza imkan tanıyan Sony HDD kayıt cihazları sayesinde artık hiçbir anı kaçırmayacaksınız. Yavaş gösterim ve hızlı ileri sarma işlevi dahil olmak üzere kaldığınız yerden itibaren sahneleri farklı hızlarda oynatabilir ve istediğiniz an canlı yayına dönebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live broadcast. live coverage. live program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Animizm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kilise çanının asıldığı yer, çan kulesi (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canlı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liveliness. animation. color. colour. crispness. spiritedness. alacrity. bounce. brightness. brio. buoyancy. dynamics. elan. exhilaration. friskiness. ginger. life. lustiness. perkiness. quickness. raciness. sprightliness. stamina. stir. verve. vivac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alacrity. animation. colour. dynamism. ginger. go. life. sap. soul. sparkle. spirit. stir. verve. vitality. liveliness. vigour. boom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. liveliness. vigour. momentum. action. mobility. dynamism. stir. stirabout. impulse. biological. animal spirits. animation. bounce. briskness. buoyant lift. colour. dash. eagerness. ginger. goings on. image advertising. life blood. pith. shine. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tez canlı, aceleci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

like a cat with nine lives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jovial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(mus.) (Fr.). Musikide serbest stilde yazılmış parça. Türk musikisinde serbest stilde yazılmış şarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. fancy. fantasy. phantasy. flamboyance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fantasy. fancy. fantasia. conceit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. caprice. whim. fanciful. distinctive looking. original. fantasy. phantasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir veya şu kadar fincan dolusu veya o kadar içine alan: Bir fincanlık kahve. Dört fincanlık bir cezve. Altı fincanlık tepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photosynthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photosynthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çabuk heyecan gösteren. 2. Heyecan veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excited. agitated. dramatic. exciting. thrilling. hot. aglow. agog. crazed. declamatory. emotional. excitable. febrile. feverish. glowing. gone. gripping. heated. hectic. het up. impassioned. inspired. nail biting. rhapsodic. rhapsodical. spirited. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablaze. breathtaking. excited. exciting. feverish. heady. heated. hectic. het up. impassioned. intense. jumpy. lyrical. nervous. sensational. stirring. timorous. tremulous. uptight. thrilling. excitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exciting. excitable. lively. excited. thrilled. thrilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Faraziye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Farklı cinslerin birleşerek ortaya bir yavru çıkarmalarına biyolojik bir engel vardır. Bunun birincisi spermin yumurtayı bulabilmesidir. Spermler gözleri olmamalarına, takip edecekleri güzergahı gösteren bir sistem de bulunmamasına rağmen şaşırmadan yollarını bulurlar. En önde giden de yumurtaya ilk ulaşan olarak içine girer. İşte burada tabiatın koyduğu bir sınırlama vardır. İnsan spermi sadece insan yumurtasını tanır ve birleşme işlemini sadece onunla yapar.

İkinci sebep, iki farklı cinsin DNA’larının birbirlerine uymamasıdır. Aynı cinste dişi ve erkeğin DNA’ları, bir fermuarı kapattığınızda dişler nasıl karşılıklı olarak birbirlerine geçerlerse, o şekilde uyumlu olarak birleşirler. İnsanlarda 23 çift kromozom vardır. Örneğin 15 veya daha farklı sayıda kromozoma sahip bir hayvanı döllediğinde, meydana gelen orantısızlıktan, ortaya çıkacak hücre anormal bir yapıda olur ve gelişimine bile başlayamaz.

Şempanze ile insanın genetik yapıları yüzde 99 aynı olduğuna ve teorilere göre milyonlarca yıl evvelki ataları aynı olduğuna göre onlar arasında bir uyumun sağlanması gerekmez mi?

Bilim insanlarına göre bu yüzde 99 benzerlik sadece proteinlerin mukayesesinden ortaya çıkıyor, yoksa DNA dizilişinin uyumu anlamına gelmiyor. İnsan sağlığı için DNA haritasını çıkarmada son aşamaya gelinmiştir ama tüm bu bilgiler, tekrar insan sağlığı için tıp alanında kullanılacaktır. Yani ileride mitolojide olduğu gibi insan başlı, hayvan vücutlu veya tersi yaratıklar ortalarda dolaşmayacaklardır. Buna en azından ahlaki bakımdan toplumun baskısı müsaade etmeyecektir.

Madem iki ayrı cinsin birleşmesinden yavru olmuyor, o halde at ile eşek birleşince nasıl katır doğabiliyor? Bir kere bu istisnai bir durum ve at ile eşeğin DNA yapıları insan ve diğer hayvanlar arasındakilere kıyasla birbirlerine çok yakın. Bunda bile sonuç üreme açısından sağlıklı olamıyor.

Katırın annesi at, babası eşektir. Katırlar erkek veya dişi olabilirler ama doğuştan kısırdırlar, üreyemezler. Çok ender de olsa bazı dişi katırların doğum yaptıkları görülmüştür ama erkekleri kesinlikle kısırdır. Bu nedenle katır elde etmek için her seferinde ata ve eşeğe ihtiyaç vardır.

Katırlar kuvvetli, dayanıklı ve kanaaatkardırlar. Biraz huysuz ve inatçı olmalarının nedeni bu özel durumları olabilir. Aslında uygun ortam bulduklarında erkek at (aygır) ile dişi eşek de birleşiyor. Bu ilişkiden doğan çocuklara ‘Bardo’ (veya ester) deniliyor. Bunlar öbürleri kadar dayanıklı olmadıklarından daha seyrek yetiştiriliyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Descartes’ın doktriniyle alâkalı. 2. Descartes felsefesi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bazı bakteriler, güneş ışınları olmadan, inorganik maddeleri oksitlemek suretiyle, kendileri için gerekli, enerji bakımından zengin organik maddeleri elde ederler. Buna kemosentez denir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. kinesthésie

fizy. devin duyumu

Devinmekten ve özellikle kasların kasılmasından canlının edindiği duyum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle bracket. square brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا یتزلزل] sarsılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. métathèse

db. göçüşme

Bir kelime içinde birbirini izleyen iki ünsüzün yer değiştirmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bezliden imef.) (mü. mübtezele). 1. Hor kullanılan, İtibarsız, hakir, kepaze. 2. Pek bol ve ucuz: Bu yıl yemiş pek mübtezell

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den imef.) (mü. muhtezene). Biriktirilip hazineye konmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den if.) (mü. muhtezine). Biriktirip hazineye koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan imef.). 1. İktizâ eden, lâzım gelen, icab eden: Kanunun falanca maddesi muktezasınca. 2. Eskiden kanun veya fermân hükümlerine göre yazılan şerh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mukteziyât şekli galattır). 1. İktizâ eden ve lâzım gelen şeyler, lüzumlu işler: Yolculuğun muktezeyâtını hazırlamak. 2. Neticeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan İf.) (mü. mukteziyye). iktizâ eden, lâzım gelen, icap eden, lâzım, lüzumlu: Bu işin böyle olması muktezîdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقتضی] gereken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüz0m»dan imef.) (mü. mültezeme). İltizâm olunan, lâzım sayılan: Sizin hazır bulunmanız mültezemdlr; bence bu iş mültezemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüz0m»dan if.) (mü. mültezime). 1. İltizâm eden, bir şey veya şahsı lâzım sayıp taraftarlık gösteren. 2. Tahsildar (c. mültezimin). Eskiden götürü olarak bir yerin vergisini üzerine alan: Aşâr mültezimi; maden kömürünün, filân gölün balık avının mültezimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaseholder. obligant. supplier. furnisher. tenant of the demesne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Götürü vergi alma işi: Mültezimlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meze» den if.) (mü. mümtezice). 1. Karıştırılmış. 2. Biribirine tamamiyle uygun olan, hiç münasebetsizlik görülmeyen: Bu resmin renkleri mümtezietir. 3. Tamamiyle kapayan, aralık bırakmayan, imtizaçtı, uygun: Bu çerçeveler, bu kapı mümtezic değildir. 4. Herkesle iyi geçinen, arkadaşlarıyla uyuşabilen: Mümtezic adamdır (son iki mânâda «imtizaçlı» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübtezel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar. common. ordinary. cheap and plentiful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıZk» dan İf.) («tâife-i mürtezıka» dan kısaltılmış). Vaktiyle ulûfe alanlara verilen isimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zlyâdet» ten imef.) (mü. müstezâde). 1. Artmış, fazlalaşmış, ziyadeleşmiş. 2. (edebiyat) Her mısraına onunla kafiyeli kısa bir mısrâ eklenen şiir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İstizanı eden, büyük gören, büyük tutan, cömert. 2.Kibirli, gururlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MÜTEZADD) (i. A. «zıdd» dan if.) (mü. mütezâdde). Birbirine zıd olan, biribirinin aksi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zihâm» dan if.) (mü. mütezâhime). Birbirini iterek ve birbiri üstüne çıkarak biriken, kalabalık ve izdihamla toplanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ziyâde» den if.) (mü. mutezâide). Artan, çoğalan: Serveti günden güne mütezâyid oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kesreli «zı’f» dan if.) (mü. mutezâıfa). İki veya birkaç kat olan, kat kat arten («muzâaf» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zebzebe» den if.) (mü. mütezebzibe). Kararsız, tereddüt içinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zillet» ten if.) (mü. mütezellile). Alçaklanan, tenezzül eden, zillete katlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zelzele» den if.) (mü. mütezelzile). Sarsılan, oynayan, sallanan, sabit olmayan, zıngıldayan, zelzeleye tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevç» ten if.) (mü. mütezevvice). Evli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zâd» dan if.) (mü. mütezevvide). Yol için azığını tedarik etmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azl» den if.) (mü. mûtezile). Cemaatten ayrılıp bir tarafa çekilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cemâat-i mûtezile’den kısaltılmış). Ehl-i Sünnet’ten ayrılan eski bir İslâm mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «özr» den if.). (mü. mûtezire). Özür dileyen, Osm. İtizâr eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبتذل] ele ayağa düşmüş. 2.orta malı. 3.çok bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهتز] titrek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متزاید] artan, çoğalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متزلزل] sarsılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.sarsılmak. 2.bozulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Cümle içinde geçen bir sözü metin dışı tutmak için o sözün başına ve sonuna getirilen eğri işaret. Köşeli parantez = Köşeleri kırık düz parantez. Parantez açmak = Söz veya yazı içine asıl konu ile ilgisi az olan bir kısım sıkıştırmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenthesis. parentheses. brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis. bracket ayraç. paranthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis. round brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prothèse

1. tıp takma, 2. db. ön ses türemesi

1. Eksik bir organın yerini tutmak, bir organın sakatlığını örtmek amacıyla yapılan (organ veya parça). 2. Aslında kelimede bulunmayan bir ünlü veya ünsüzün ön seste belirmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis. prothesis. replacement. plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denture. prosthesis. artificial substitute for a missing part. dental prosthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y, Fr.). Unsur veya parçaların bir araya getirilerek bir bütün meydana getirilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis. synthesis bireşim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Duyum ikiliği.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. synésthésie

ruh b. duyum ikiliği

Bir duyunun başka nitelikte bir duyum uyandırması, bir sesin aynı zamanda bir renk duygusu vermesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fars «tîz»den). t. Hızlı, acele, çabuk. Tez elden = Acele ile. Eline tez = Hamarat, eli çabuk. Tez canlı = Sabırsız. (bk.) Tİz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. prompt. nimble. hasty. expeditious. quickly. promptly. thesis. discourse. disquisition. dissertation. treatise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argument. crisp. prompt. quick. swift. treatise. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. thesis. idea. view. piece of written research. speedy. quickly. speedily. dissertation. fast. hasty. as quick as lightning. nimble. rapid. treatise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impetuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who dislikes delay. peppery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضاد] zıtlık, çelişki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahm» dan). Çokluk ve kalabalıkla toplanma, yığılma, kalabalıkla bîrinin etrafını alma, Ar. izdiham

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan), t. Birbirine karşı görünme, ortaya çıkma: İki devletin donanmaları tezahür etti; hastalığın belirtileri tezahür etti. 2. Birbirine arka verme, yardımlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. appearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. sign. appearing. becoming visible. becoming manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer. ovations. cheers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yell. public demonstration. ovation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestations. signs. demonstration (to protest sth. ovation. cheering. applause. booing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تظاهر] ortaya çıkma, belirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ortaya çıkmak, belirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تظاهرات] ortaya çıkışlar, oluşlar. 2.destekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tezkire). Tezkereler. (bk.) Tezkere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zahmetle yutma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk ol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk, hızlı yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast. contradiction. incompatibility. extreme. interference. setoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis. contrast. mutual opposition. contradiction. incompatibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppositeness. contradiction. contrariety. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıdd»dan). t. Birbirine zıt olma, birbirinin aksine olma, aykırılık: Aralarında tezad vardır. 2. (edebiyat) Cümlede veya mısrâda birbirine zıt iki mânâyı bir araya getirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki kat olma: Beş on sene zarfında sermayesi tezâuf etti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Tezal). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çoğalma, artma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزاید] artma, çoğalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

artmak, çoğalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zebzebe» den). Kararsızlık, tereddüt, intizamsızlık, karışıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühd»den). Kendini dine verme, zâhid olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühre»den). Çiçeklenme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çiçeklenme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. inek tersi: Tezekle sıvanmış duvar: Tezek tütsüsü. 2. Odunu kıt yerlerde yakacak olarak kullanılmak için kurutulmuş samanla karışık fışkı kalıbı. 3. Büyük parça şeklinde sapan veya belden çıkmış toprak: Tarlanın tezeklerini kırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowpat. dried dung. dried dung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dried cow dung (used as fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Temizlenme, temize çıkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr.den) (c. tezekkürât). 1. Hatıra, akla getirme: Geçmişi tezekkür etti. 2. Birkaç kişi toplanıp bir iş için konuşma, görüşme, müzakere: Bu işi tezekkür ettiler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذکر] ele alınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. inek tersiyle sıvanmış, tezeğe bulanmış: Tezekli duvar. 2. mec. Sert: Tezekli hava.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Çabuk iş gören, becerikli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zillet» ten) (c. tezellüât). Kendini hor ve hakir gösterme, zillete katlanma, tenezzül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zelzele» den). Sallanma, sarsılma, deprem (uyd. k.).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزلزل] sarsılma, sarsıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk hızlı, çevik kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk ulaşan, erişen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تذرو] sülün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevç» den). Evlenme, nikâhla karı alma, zevce edinme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزوج] evllilik, evlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeyn»den) (c. tezyînât). Süslenme, zînetlenme: Ortalık çiçeklerle tezeyyün etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Fars. «dest-gâh» dan; dest = el, gâh = yer). 1. Dokumacıların bez vesaire dokudukları Alet. 2. Dükkânlarda satıcının önündeki uzun masa. 3. Kahveci ve meyhaneci gibi esnafın büyük masaları, büfe. 4. Karada yapılan gemilerin oturtulmasına mahsus keresteden tertibat: Alman tezgâhlarına sipariş olunan gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bench. collusion. conspiracy. counter. cradle. stall. stand. workbench. loom. shipbuilding yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ladentisch. theke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Over The Counter Markets)

Organize bir borsa dışında yapılan işlemleri kapsayan gevşek ve gayriresmi nitelikteki borsa dışı piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir tezgâhta çalışan. 2. Ağaçtan tezgâh, kuyu çıkrığı, dolap vesaire gibi şeyler yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dokunacak bez vesaireyi tezgâha koymak. 2. mec. Hazırlamak, hazırlığa girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir gazino ve meyhane vesairede tezgâhı idare eden usta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk. salesclerk. one who serves at a counter. salesman. shop assistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تذهيب] süsleme. 2.yaldızlama. 3.altın sürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeheb.den). Altın varak sürme, yaldızlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. gilding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. ornamenting sth with gilted and painted designs. gilding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kitapları yaldızlamakla meşgul olan adam, Ar. müzehhib.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kanı kaynayan, heyecanlı kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anma, akla getirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذکار] anma hatırlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum. note. official certificate. licence. discharge papers. short note. official certificate or receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

note. message. official communication. official message. permit. license. certificate. discharge certificate. letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den) (c. tezâkir). 1. Hatırlamaya vesile olan kâğıt, pusula, varaka. 2. Bir şehrin içinde bulunan daireler arasında alınıp verilen yazışmalar: Tezkere yazmak. 3. Nüfusa, esnaf vesaireye verilen resmî kâğıt: Nüfus tezkeresi, esnaf tezkeresi. Esnaf tezkeresi = Satış izin kâğıdı. Mürûr tezkeresi = Pasaport. Gümrük tezkeresi = Bir malın gümrük resmi verildiğini belirten pusula. 4. Bir ilim ve fenne dair kısa bilgileri havi risale, ajanda. 5. Bazı meşhurların kısa biyografisini ve bazı hususiyetlerini havi kitap: Tezkiretü’ş-şuarâ, tezkiretü’l-evliyâ vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den). 1. Akla getirme. 2. Bir kelimeyi müzekker kullanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذکير] hatırlatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatılmak, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatmak, dile getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tezkîr). Tezkirler. (bk.) Tezkir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tezkere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «zekâ» dan). 1. Pâk ve temiz etme. 2. Birinin hâllerini, kendisini tanıyanlardan tahkik ile iyi hâl sahibi olduğunu meydana çıkarma. Meyyiti tezkiye etmek = Ölüyü kefenledikten sonra cenâzede hazır bulunan cemaate ahvalini sormak. 3. Malın zekâtını verme. 4. (hukuk) Tezkiye-i şuhûd = Bir dâvâda şahitlerin Adil olup olmedıklarını mahkemenin tahkik etmesi. Tezkiyesi bozuk = İyi hâline kimsenin şahitlik etmeyeceği surette kötü hâl sahibi. Tezkiyesini düzeltmek = HAlini iyileştirmek, düzeltmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Acele etmek, sabırsızlıkla hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keskinlik. 2. Çabukluk, sürat. 3. Sabırsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zillet» ten). Tahkir etme, horlama, zelil etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذليل] aşağılama, zelil etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Duyarlı, reaksiyon(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevç» den) (bir erkek veya kızı) Evlendirme: Filânı tezvîc ediyorlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزویج] evlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

evlendirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزویر] arabozuculuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevr»den) (c. tezvîrât). 1. Sahtelendirme, yalan karıştırma. 2. Dolandırma, hiyie ve desise kullanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ziyâde» den) (c. tezyîdât). Arttırma, çoğaltma, ziyadeleştirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزیيد] arttırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arttırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arttırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeyf» den) (c. tezyîfât). 1. Sahte ve kalp nazarı ile bakma, çürütme. 2. Eğlenme, maskaraya alma (küçümseme).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeyl» den). İlâve etme, ekleme, bir kitaba zeyl yazma: Şakayık-ı NÜmâniye’yi birkaç kişi tezyil etmişlerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornamenting. decorating. embellishing. adorning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تزیين] süsleme. 2.süslenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

süslenmek, bezenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Notayı süsleme işaretleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zînet»ten). (c. tezyînât). Süsleme, süslendirme, zînetlendirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decorations. embellishments. ornamentation. decoration. trappings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزیينات] süslemeler, süsler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornamental. decorative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. act of increasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Her canlının gözü ve görme sistemi, onun yaşadığı hayata uygun olarak gelişmiştir. Gece veya gündüz mü yaşadıkları, av ile mi beslendikleri, kara, hava veya deniz canlısı mı oldukları insanı hayrete düşürecek bir şekilde gözlerinden anlaşılır.

İnsan dış dünyayı üç boyutlu görebilen yani sağ ve sol gözü cisimleri eş zamanlı algılayabildiği için derinlik hissi olan nadir canlılardandır. İnsanda sağ ve sol gözün görme oranları çok ufak bir farkla hemen hemen çakışır ve bu ufak fark da üç boyutlu görmeyi sağlar. Hayvanlar sol gözle sol, sağ gözle sağ yanlarını görürler. Bu nedenle dış dünyayı bir resim tablosu gibi algılarlar yani derinlik boyutu yoktur.

Tavşan başını çevirmeden aynı zamanda hem arkasını hem önünü görebildiğinden arkadan habersizce yaklaşıp onu yakalamak mümkün değildir. Ancak bir tavşan başını çevirmeden burnunun ucunda olup biteni göremez. At da başını hafif çevirirse arkasındaki her şeyi görebilir.

Böylece ot yiyen hayvanların arkalarından yaklaşan et yiyici hayvanları fark edip kaçabilmeleri kabiliyeti sağlanmıştır. Yırtıcı et yiyicilerin ise gözleri önde olup görme alanları daha dardır ama gelişmiştir, düşmanın uzaklığını çok iyi ölçebilirler.

Su aygırlarının gözleri kulaklarına yakındır ve bu şekilde ağır vücutları suyun içindeyken bile etrafı gözetleyebilirler. Arının 12,000 gözü vardır, gözü meydana getiren bu binlerce merceğin her biri başlı başına bir gözdür. Bukelamunun gözleri birbirlerinden bağımsız çalışırlar. Bir göz avı izlerken diğer göz çevreyi tarayabilir. Eşeklerin gözlerinin konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.

Kurbağanın gözünün kapasitesi ise ancak önünden geçen bir sineği görüp yakalayabilmesini sağlayabilecek kadardır. Köstebeğin toplu iğne başı büyüklüğündeki gözleri onun toprak altındaki yaşamı için yeterlidir. Bazı hayvanlar renkleri gayet iyi görebilirken bir bölümü renge duyarlı değildir.

İnsan gözü ise bunların içinde en az bir amaç için kullanılanı ama en fazla şartlara uyum sağlayanıdır. Gözlerimiz insan oluşumuzdaki en büyük etkenlerden biridir. Bir çok memelinin en önemli duyusu koku, böceklerin ise tat iken insanlarda görme en üstün duygudur. Her ne kadar şahin kadar uzakları, kedi kadar karanlıkları, balık kadar su altını mükemmel görebilme yeteneğimiz olmasa da, yine de sadece sınırlı bir ortamı değil her şeyi iyi görürüz ve daha önemlisi iyi algılarız.

Yeryüzündeki tüm canlı türlerinin etraflarındaki nesneleri farklı biçimde gördüklerini biliyor muydunuz? Yani ne kadar canlı türü varsa, o kadar da farklı göz ve bakış açısı vardır.

Hayvanların gözleri ne kadar farklılık gösterirse göstersin aslında optik sistem aynıdır. Hepsi neticede birer fotoğraf makinesi gibi çalışır. Ancak görme sadece mekanik bir işlem değildir. Beynimiz gözden gelen sinyalleri algılamanın yanında ona duygularımızı da katar, yorumlar. Yani duygularımız ve çevre kavramları da gördüklerimizi etkiler. Kimine göre güzel olan bir şey bir başkasına çirkin görünebilir.

Tüm bunlardan insan gözünün kapasitesinin bir sınırı olduğu ancak kendi yaşam savaşını sürdürebilecek yeterlilikte olduğu sonucu çıkar. O halde yaşamda gözlerimizle göremediğimiz çok şey var. “Ben sadece gözümle gördüğüme inanırım” lafı da pek gerçekçi değildir. İnsan dünyanın pek çok özelliğini görememekte hatta hayal bile edememektedir. Siz, radyo dalgalarını, röntgen ışınlarını, uzaktan kumandanızın televizyonunuza gönderdiği sinyali görebiliyor musunuz?


Genel Bilgi by