Tın, Tin ne demek? | Tın, Tin anlamı nedir? | Tın, Tin

Tın, Tin anlamı nedir?

Tın, Tin ne demek?

Tın, Tin anlamı nedir?

Tın, Tin | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tin tin

Türkçe Sözlük

(i.). Sessiz, patırdısız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Balçık, çamur, toprak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bizde altının saflığını gösterme ölçüsü olarak genellikle ‘ayar’ kelimesi kullanılır, ama uluslararası piyasada kullanılan kelime ‘kırat’tır. ‘Kırat’ hem altının, hem de elmas ve diğer kıymetli taşların ölçümünde kullanılan bir birimdir.

Elmas ve değerli taşları ölçmede kullanılan ‘kırat’ın bir birimi 200 miligrama (0,200 gram) eşittir. Yani 20 gramlık bir elmasınız varsa, bu 100 kıratlık bir elmastır. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üzerindedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 3.106 kıratlık ‘Cullian’dır. Bundan 530 ve 517 kıratlık iki büyük ve 100 küçük elmas işlenmiştir.

Altında kullanılan ‘kırat’ veya ‘ayar’ ise altının saflığını gösterir. 24 kırat (ayar) altın, içinde karışık başka bir metal olmayan yüzde yüz saf altındır. Tamamen saf altın çok yumuşak olduğundan genellikle bakır veya gümüş ile karıştırılır. Her bir kırat (ayar) altının tümünün 24’de biridir. Örneğin bir bileziğin 24’de 18’i altın, 24’de 6’sı da gümüşten yapılmışsa, o bilezik 18 kırat (ayar) altındır.

Altını Ölçmede kullanılan bu komik sistem, yaklaşık bin yıl evvelki Almanların Mark isimli bir altın parasından kaynaklanmaktadır. Tamamen saf altından yapılan bu para 4,8 gramdı ve elmas ölçü biriminde ağırlığına göre 24 kırat ediyordu. Sonradan içine başka maddeler karıştırıldıkça içindeki altın miktarına bağlı olarak kırat ölçüsü düşürüldü.

Altın beyaz, kırmızı, sarı gibi çeşitli renklerde beğenimize sunulur. Altın, bakır ile karıştırılmışsa ‘kırmızı altın’, gümüş ile karıştırılmışa ‘sarı altın’, nikel veya platin gibi metaller içeriyorsa ‘beyaz altın’ adı verilir.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Metanetli, sağlam, dayanıklı olan Allah’ın kulu. - (bkz.Metin). Allah’ın isimlerin-dendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (yiyecek, zevk v.b. şeylerden) kendini geri tutma; perhiz, imsak abstinent (s). perhizkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din yolunda çabuk, hızlı giden

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapan, işleyen, temsil eden; vekil olan, vekâlet eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneş vb. ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliğine ait. actinic rays kimyasal değişiklikler meydana getiren ışınlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş vb ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aktinyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş ışınlarının kuvvetini ölçen araç, aktinometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sarsılmaz; delinmez ; elmas gibi sert ve parlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Otomatik Pozlama Braketi ile fotoğraf makinesi resmi üç farklı pozlama ayarında çekerek, daha sonra istenen görüntünün seçilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). taklitçi, sahte tavırlı; etkileyen, tesir eden, müessir. affectingly (z) müessir şekilde, etkileyici bir tarzda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutkal gibi yapıştıran. agglutina'tion (i). yapıştırma; (gram), bitişkenlik, bitişme; (tıb). aglütinasyon, ayrı kısımları birleştiren ameliye (yara). agglutinative (s). yapıştırma işlemine ait; (gram). bitişken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agglutination

biy. kümeleşim

Bir hastalığa karşı aşılanmış olan veya hastalık geçirmiş bir canlının kanında bulunan maddenin, hastalığın mikroplarını küme durumuna getirme olayı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir hastalığın mikroplarını birbirine yapıştırıp küme haline sokmak özelliğini taşıyan madde. Bu madde, aşı yapılmış yahut o hastalığı geçirmiş insanların kanında bulunur.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dünyada kullanılan bir çok teletekst hizmetinin (Top-Text, Videotext, FLOF (Full Level One Features))otomatik olarak tanınmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Aconitine). Kurtboğan denilen bitkiden çıkan bir zehirleyici madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Aktinyum, protaktinyum, toryum, tunyum, plutonyum, küryum, amerikyum ve berkelyum radyoaktif elemanlarının ortak ismi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Atom ağırlığı 227 olan bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Rivâyet edildiğine, söylenenlere göre.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alpay).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) T. Maruf kıymetli maden (Osm. zer, zeheb). 2. Altın para, lira, dinar, flori. 3. Zenginlik, servet. 4. Altından yapılmış, zerrîn: Altın saat, altın zarf. Pek güzel, pek yolunda : Onun işi altın. Altın babası = Pek zengin adam. Altın tozu = Teber. Altın topu = Pek güzel çocuk, nur parçası. Altın kakma = Altın tel ve pullar kakmakla tezyin olunmuş, zernişân. Altın yaprağı = Altından varak.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Au

Atom Numarası:79

Kütle Numarası:196,97

Yoğunluk:19,32g/cm3

Erime Sıcaklığı:1064 °C

Kaynama Sıcaklığı:2856 °C

İşlenmeye en uygun, yumuşak bir metaldir.

Elektrik ve ısı iletkenliği yüksektir.

Kızılötesi ışığı yansıttığından uzay araçlarında kaplama olarak kullanılır.

Ekonomik olarak değerlidir.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold. golden. gold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold. golden. prospector. gold coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold. metallic currency. golden. m f money. noble metal. world money. nonmonetary investments. piece of gold. yellow metal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay işlenebilen, ziynet eşyası olarak da kullanılan maden, zer, zeheb. 2.Örfte kadın adı olarak kullanılır. Zerrin (bkz.Zerrin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold filled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

“Altın Bölüm” ya da “Altın Kesit” de denir. Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı estetik bir üstünlük sayılan oran. Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir. Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir. Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1.618 “altın sayı” adını alır. Altın oran, geometrik olarak iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur. Antik Çağdan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın oran, bu adı XIX.yy da almıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold foil. gold leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. underneath. beneath. down. down below. down there. sub. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beneath. under. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalınca kabuklu güzel bir kavun çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Değerli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(solidago officinalis): İdrar tutukluğu, albümin, nefrit, üremi ve sistit tedavisinde kullanılan bir çeşit bitkidir. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Altınbaşak).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Beşten sonra gelen: Altıncı sınıf, altıncı sene; onaltıncı, yüz yirmialtıncı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altından şeyler yapan san’atkâr. Altını varak hâline getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra sensory perception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. down. below. beneath. underneath. down below. below smb. under. below. underneath. beneath. neath. sub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. down. below. beneath. underneath. down below. below smb. neath. sub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under. below. beneath. hypo. underneath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underscore. underline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Enuresis denir. Altına ve yatağına işeyen çocuklar; genellikle anne ve babasından yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardır. Hastalık, belli bir nedenden kaynaklanmıyorsa; yapılacak iş, çocuğa ihtiyacı olan sevgiyi vermektir; ancak altını ıslatmak, herhangi bir böbrek rahatsızlığı veya şeker hastalığından da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süzme bal

Hazırlanışı : Hergün, en az iki tatlı kaşığı süzme bal yedirilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Işığın en güçlü anı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Altınışık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i ). Pekvâne denilen bir cins kök.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(ipeka): Güney Amerika’da yetişen bir bitkidir. Kullanılığı yerler:Az miktarda kullanıldığı takdirde tatlandırıcıdır. Yüksek dozlarda kullanılırsa kusturur, ishal yapar. Müzmin bronşitte ifrazatı artırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

Altmla kaplamak yahut yaldızlamak, tezhib etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğreltiotu çeşidinden tıbda kullanılan bir bitki, iskolopenderyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Azotik asitle hidroklorik asit karışımı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Altından taç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Anber çiçeği, gaziye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit. grapefruit greyfrut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. musiki). Andanteden, daha yürükçe, daha canlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andantino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rather quicker than andante; between that allegretto. moderately fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slightly faster than andante. Slightly faster than andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Diminutive of andante, usually indicating not quite as slow as andante.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). andantino.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Anıtkabir, Atatürk’ün “Buradan Ankara ne güzel görünüyor” dediği Rasattepe’de 9 Eylül 1944 yılında atılan temel çalışmalarıyla başlamıştı. İnşaat çalışmaları sırasında yapılan kazılarda buranın Frigyalılar’a ait eski bir mezar alanı olduğu bulunan mezarlardan anlaşılmıştı. Ata’nın bu kabire nakli ölümünden ancak 15 sene sonra gerçekleşti.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). millet veya milletçiliğe karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). böbrek hastalıklarına karşı faydalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antinotrino.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antinotron,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. antinomie

fel. çatışkı

Yasaların veya önermelerin kendi aralarında çelişikliği.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ahlâk kurallarına karşı gelen (kimse). antinomianism (i). ahlâk kurallarına karşı gelme,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki kanun veya iki felsefe prensibi arasındaki zıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). plan ve karakterlere önem vermeyip konuyu duygusal yönden ele alan roman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (güz). (san). bakır levhaları kezzap ile özel bir şekilde işleyip suluboya resim gibi resim yapma metodu; bu şekilde yapılmış resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arjantin. Argentine (s)., (i). Arjantinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Balık pullarından elde edilen ve sahte inci yapımında kullanılan gümüşümsü bir madde; (s). gümüş gibi, gümüşle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argentina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Argentina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Argentina) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, güneyde Atlas Okyanusu kıyısında yer alır. Atlas Okyanusuna kıyısı 4.000 km`yi aşar. Güneyinde ve batısında Şili, kuzeyinde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğusunda Brezilya ve Uruguay yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Güney enlemi, 64 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 2,766,890 km².

Kara: 2,736,690 km².

Su: 30,200 km².

Sınırları: toplam: 9,665 km.

Sınır komşuları: Bolivya 832 km, Brezilya 1,224 km, Şili 5,150 km, Paraguay 1,880 km, Uruguay 579 km.

Sahil şeridi: 4,989 km.

İklimi: Arjantin, tamamen güney yarıkürenin ılıman iklim kuşağında yer alır. Kuzeyinde yağmurlu subtropikal iklim hakimdir, güney bölgesinde ise sub-kutupsal bir iklim hakimdir. Yazları hava sıcak ve rutubetli kışları ise serindir.

Arazi yapısı: Kuzeydoğudaki astropik düzlükler, Pampalar, Patagonya ve dünyanın en sarp yükseltilerinin bulunduğu Andlar Bölgesi olmak üzere Arjantin dört ana bölgeye ayrılır. Arjantin topraklarının büyük bölümü kıraç yada yarı-kıraçtır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Laguna Del Carbon -105 m; en yüksek noktası: Cerro Aconcagua 6,960 m.

Doğal kaynakları: Pampalarda verimli topraklar, kurşun, çinko, kalay, bakır, demir yatakları, manganez, petrol, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %52.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %19 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 15,500 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Andlar Bölgesinde yer alan San Miguel de Tucuman ve Mendoza arazileri deprem riski taşırlar; Pampalar başlayan şiddetli kasırgalar kuzeydoğuya doğru ilerleyebilirler; yoğun su baskınları yaşanabilir.

Coğrafi Not: Güney Amerika’nın ikinci en büyük ülkesi. (Brezilya’dan sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 39,921,833 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.2 (erkek 5,153,164; kadın 4,921,625).

15-64 yaş: %64.1 (erkek 12,804,376; kadın 12,798,731).

65 yaş ve üzeri: %10.6 (erkek 1,740,118; kadın 2,503,819) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.96 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.4 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.97 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 14.73 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.12 yıl.

Erkeklerde: 72.38 yıl.

Kadınlarda: 80.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 130,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Arjantinli.

Nüfusun etnik dağılımı: beyazlar (çoğunlukla İspanyol ve İtalyanlar) %97, melezler, Amerika Kızılderilileri ve diğer beyaz olmayan gruplar %3.

Din: Roma Katolikleri %92 , Protestanlar %2, Museviler %2, diğer %4.

D


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argentinian. argentin. argentine. argentinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argentine. argentinean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ASTİN (i. F.). Esvab koyu, yen, gem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Esvap kolu, yen, gem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آستين] yen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sızlayan, titreyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ograten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zor, güç ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Talihli, şanslı, yazgısı parlak.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nar, kurutulmuş nar çiçekleri, nar ağacı kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. jeoloji). Tabiî haldeki baryum sülfat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ile ve mirasla geçen tarla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dayak, falaka; sopa, falaka değneği; f falakaya yatırmak; dayak atmak, dövmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Batn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «batın» dan if.) (mü. bâtına). 1. İç, dahifî, gizli, zâhir mukabil: Havâs-ı bâtına = İç hassalar. 2. İç yüz, dahil: Bâtını zâhire (içi dışına) benzemez. 3. Sır, Fars. râz: Bâtına vakıf: Ehl-i irfân. Ehl-i bâtın = ilâhî sırlara vâkıf Arifler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abdomen karın. generation göbek. kuşak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بطن] karın. 2.kuşak, nesil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.), iç yüzden. İçe ait, sırra ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [باطنا] işin iç yüzünde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.) (mü. bâtıniyye). 1. İç, dahilî: Havâss-ı bâtıniyye. 2. Sır ve gerçeğe mensup ve müteallik, zâhirî mukabili: Ayât-ı Kerîme’nin mânâ-yı bâtınîsi. (Kur’ An Ayetlerinin bâtınî mânâsı). Hakaayık-ı bâtıniyyeye vâkıf. Bâtıniyye = İslâm’da aşırı ve sapıtmış mezheplerden biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esoteric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internal. inward. mystic. spiritual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kur’an’daki kelimelere asıl mânâsını değil de mecaz yolu ile birtakım mânâlar vererek dinî emirleri başka türlü tefsir eden bir mezhep.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tabaka halinde pamuk (yorgan veya şiltede kullanılır); spor. bazı top oyunlannda vuruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dövme, vuruş; dayak; yenilgi, mağlubiyet; atış (kalp).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ineğin doğum yapmasından sonraki ilk sütü, ağız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Benediktin papazları tarikatlnln üyesi; k.h. ilk önceleri Benediktin papazlan tarafından yapılan bir Fransız likörü; s. bu tarikata ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bostan). Bostanlar, sebze bahçeleri, (bk.) Bostan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بساتين] bahçeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain storming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kan alma; kan dokme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sandal, kayık, gemi v.b.'nin eğlence yeri olarak kullanılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski tarihçilere göre Türkleri Ergenekon’dan kurtaran demircinin adı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. den.gulet (gemi); perkende.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. briyantin; alpakaya benzer bir çeşit kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Saçları parlatmak, yatırmak ve şekillendirmek için kullanılan güzel kokulu bir çeşit yağ, saç yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brilliantine. hair gloss. lacquer. pomade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haarfestiger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğaların köpeklerle dövüştürülmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bildiri, tebliğ, resmi tebliğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süs ve işaret flamaları için kullanılan pamuklu kaba kumaş, bayrak bezi; bir geminin bütün flamaları; kiraz kuşu, zoolş Emberizaden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Bizans'a ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hesap yapan; ihtiyatlı, dikkatli; egoist çıkarcı. calculating machine hesap makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. casting

oyuncu kadrosu

Televizyon ve sinema dizi ve filmlerinde oynayan oyuncuların tümü.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). döküm, kalıba dökme; atma, atış; toplama, hesap etme; rol taksimi; astar sıva. casting box dökum kalıbı. casting net serpme ağ. casting vote başkanın oyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). basit bir melodi, hava.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daunt. demoralize. discourage. dishearten. unnerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abate. throw / pour cold water on. to cast a damper on. discourage. dishearten. dismay. unnerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sert, katı: Çetin değ, çetin yol, çetin ceviz. 2. inatçı, dik başlı, sert: Çetin mizaç, çetin adam. 3. Zor, güç, müşkül: Çetin iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arduous. formidable. rough. tough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. hard. intractable. arduous. austere. crucial. cruel. grim. hard- grained. inconvenient. inexorable. stiff. stubborn. tough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2.İnatçı, azimli, şedid.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard nut. hard nut to crack. as hard nut to crack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Erkek İsmi) - (bkz.Alp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çetin).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çetin).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çetin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Çetin bir hal almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çetin hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çetin olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arduousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complexity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çetin).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(bkz.Çetin).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çetin).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kitin. chitinous (s). kitinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kromatin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). altın ve fildişinden yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). devir deveran dolaşım; (s). devreden, dolaşan. circulating library dışarıya kitap veren kütüphane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çetin, katı: Çetin dağ, çetin yol, çetin ceviz. 2. inatçı, muannid, sert: Çetin mizaç, çetin adam. 3. Zor, güç, müşkül: Çetin iş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gizli, mahrem, el altından. clandestinely (z). gizlice. clandestineness (i). gizlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., argo uyuşturucu ilâç tesirinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akordeona benzer körüklü ufak bir çalgı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapıştırmak; (tıb). kaynaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istanbulun eski ismi, Bizans, Kostantinya, Dar-i Saâdet, Asitane..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). müşavirlik eden, danışman olan; (i). danışma. consulting room muayene odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itidal, ılımlılık, öIçüIüIük, kendini tutma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıta, anakara. the Continent Avrupa kıtası (ingiltere hariç) the dark Continent Afrika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ıIımlı, mutedil; ölçülü, kendine hâkim; iffetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıtasal; (b.h). Avrupa kıtasına ait; (b.h)., (s)., (i). (Amerikan istiklâl Harbinde) ihtilâlcilere ait (asker, meclis, değersiz para). continental climate kara iklimi. Continental Congress (A.B.D). 1774 ile 1781 yılları arasmdaki Amerikan milli me

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bitişme, temas, değme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtimal; beklenmedik olay. contingency fund bir bütçede beklenmedik ihtiyaçlara karşı ayrılan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtimal; olay, rastlantı; grup, asker grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). henüz belli olmayan sebeplere dayanan, şarta bağlı. contingent on dayanarak, bağlı; (huk). vuku bulup bulmayacagı şüpheli olan vakaya tabi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sürekli, ardı arkası kesilmez, daimi, mütemadi; sık sık. continually (z). mütemadiyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, süreklilik; (huk). talik, erteleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (dilb). (f, v, s, r gibi) uzatılabilen ünsüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, devam etme, sürme; uzatma, temdit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). devam etmek, sürmek; dayanmak; kalmak; üstünde durmak, ısrar etmek; uzatmak, temdit etmek; (huk). tehir etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devamlıIık, süreklilik, ardı arkası kesilmeyiş; program metni; detaylı senaryo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). devamlı, sürekli, fasılasız. continuously (z). mütemadiyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). değişmez ve arası kesilmez şey, bölünmemiş şey; (mat). sürekli dizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fark, zıt oluş, aksi. in contradistinction to -in aksine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zıddı ile tefrik etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). ticarethanenin muhasebe dairesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kreten. cretinism kretenizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kütin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kesme, kesiş; (sin). kesim; (bahç). aşı kalemi; (s). keskin; acı, içe işleyen (rüzgâr, söz); dondurucu; inciten. cutting angle (mak). kesme açısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). (kemikte, saçta ve nadiren idrarda bulunan) beyaz billurumsu bir madde, sistin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dişi meydana getiren kemikten daha sert madde, diş kemiği, dentin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gidilecek yer; gönderilen yer; hedef.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., to veya for ile nasip etmek, tahsis etmek, tayin etmek, ayırmak; belirli bir gayeye doğru yöneltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kader, nasip, kısmet, mukadderat, alın yazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekranın sol tarafından teleteksti, sağ tarafında da boyutu ayarlanabilir görüntüyü gösterir. Teletekst, görüntüsü verilen kanaldan başka bir kanalın olabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesilme, inkıta, fasıla, aralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kesmek, devam etmemek, yanda bırakmak, vazgeçmek, tatil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devamsızlık, fasıla, inkıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). devamsız, fasılalı, ayrılmış, ayrı, aralıklı. discontinuously (z). fasıla ile, aralıklı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fark eden, ayıran, tefrikeden; zevk sahibi olan, anlayarak takdir eden, görüş sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayrı, farklı, başka; bağımsız, müstakil; açık, vazıh, belli. distinctly (z). açıkça, vuzuhla; şüphesiz, muhakkak, kesin olarak. distinctness (i). vuzuh, açıklık, farkIıIık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayırt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; açıklık, vuzuh; nişan, rütbe, paye; sivrilme, yukselme, temayüz; üstünlük. distinction without a differ ence hak olunmayan sivrilme, suni fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıran, ayırt eden, tefrik ve temyiz eden; özellik belirten. disnctively (z). ayırt ederek, farklı bir şekilde. distinctiveness (i). ayırt edici özellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (Fr). sivrilmiş, üstün, mükemmel, zarif, kibar, nazik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayırt etmek, ayırmak, tefrik etmek; anlamak, idrak etmek; sivrilmek, temayüz etmek; değer kazandırmak. distinguishable (s). görülebilir, fark edilebilir. distinguishably (z). farkedilecek surette. distinguished (s). üstün, mükemmel, kibar, sivri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulak tırmalayıcı, sağır edici (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den doğuya doğru hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kokulu bir yabani gül, (bot). Rosa rubiginosa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

under the table. secretly. back-door. clandestine. on the dodge. sub rosa. surreptitious. underhand. underhanded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fil gibi; çok büyük, iri, çok ağır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sert, güçlü erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olağanüstü görülmemiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. üstüvâne). 1. Üstüvâneler. (bk.) Üstüvâne. 2. mec. Bir topluluğun sütun ve direk yerini tutacak surette ileri gelenleri, erkân: Esâtin-i ulemâ = Bilginlerin ileri gelenleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ebedi, ölümsüz, daimi, sonsuz; sürekli, devamlı; fazla uzun süren, sıkıcı; dayanıklı; kuruyunca şekli verengi bozulmayan (çiçek veya bitki); i ebediyet, sonsuzluk; bot kuruduğu zaman rengini ve şeklini koruyan bir çeşit çiçek; birçeşit dayanık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sönmüş, sönük; nesli tükenmiş, varisi olmayan; battal, ilga edilmiş,kaldırılmış yok edilmiş. extinct animal nesli tükenmiş hayvan. extinct volcano sönmüş yanardağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). söndürme, sönme, imha; bir neslin tükenmesi; ortadan kaldırma; (fiz). ekstinksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). söndürmek, bastırmak, ortadan kaldırmak, bitirmek, yok etmek, imha etmek, izale etmek; (huk). feshetmek. extinguisher (i). yangın söndürme aleti, mum söndürmeye mahsus şamdan külâhı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumaş üzerindeki ajurlu nakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fitne’den). Fitneci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fıtnat’tan smüş.) (mü. fatîne). Zihni açık, uyanık, zeki: Pek fatîn bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فطين] zeki, kavrayışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zeki, anlayışlı. 2.Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - ((bkz.Fatin).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit ensiz şerit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). sinirlilikten ileri gelen hızlı yürüme temayülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Mukaddes toprağı ve Kudüs’ü içine alan ülke ki, şimdi İsrail ile Ürdün devletleri arasında bölünmüştür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian. palestine. holy land. promised land. land of promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestine. palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Filistin’de oturan, Filinstin’de yerleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şiddetli rüzgârla denizin dalgalanıp karışması, rüzgârın etrafta çok şiddetli esmesi. Ar. sarsar. Fars. tündbâd: Şiddetli bir fırtına oldu. Fırtına yatıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storm. gale. tempest. hurricane. gust. snorter. squall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storm. tempest. gale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gale. storm. tempest. flurry. lightning storm. comprehensive / household policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fırtınası olan, fırtına ile karışık: Fırtınalı hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. foul. gusty. heavy. inclement. rough. stormy. tempestuous. turbulent. boisterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stormy. tempestuous. dirty. gust. inclement. rough. turbulent. ugly. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (gen). (çoğ). prova; tertibat, teçhizat, takım; (s). uygun, münasip, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzen; bağlı olmayan; gezici, seyyar, sabit olmayan; değişen. floating anchor (bak). sea anchor. floating bridge yüzen köprü dubalı köprü. floating capital (tic). döner sermaye. floating debt gayri muntazam borç. floating derrick (den). gezer maç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Floransa'ya ait; (i). Floransalı; bir çeşit kabartma çizgili ipek kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). basılan yer, ayak basacak yer; mevki, hal; ilişki; yekun; temel ayağı, taban. on a better footing than ever araları her zamankinden daha iyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Potin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bayt). erkek buzağı ile ikiz doğan cinsi yapısı kusurlu dişi buzağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keklerin üzerine konan şekerli karışım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ahçl galantin, ke miksiz haslanmlş dana ve piliç söğüşü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jelatin; tutkal hulâsası. gelat'inous s. jelatinli, jelatin gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Fransa’da idam cezalarının infazı için kullanılan, kafa kesmeye yarar cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guillotine. guillottine. paper knife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guillotine. print cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kafa keserek mahkumların hayatına son veren “giyotin” adlı ölüm makinesi bir doktorun insan sevgisi yüzünden icat edilmiştir. Dr. Guillotin o yıllarda Fransız devriminin getirdiği eşitlik ilkesine uygun olarak mahkumların ölümününde eşitlik ilkesine uygun olarak yerine getirilmesini öngörüyordu. Bu yüzden projesini çizdiği yüksekten düşen büyük bir bıçaktan ibaret makine onun ismi ile anılmaya başladı.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tutkal cinsinden, tutkala benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pencere kafesi; ızgara; (fiz.) güneş spektrumunun hatlarını ölçmeye mahsus şebeke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) selam. greeting card tebrik kartı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) giyotin; kağıt bıçağı; (tıb.) bademcik makası; (ing.) (pol.) muzakere tahdidi; (f.) giyotin ile idam etmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) e! yazısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خراطين] solucan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c.) (m. hâtûn) (Türkçe’den Arapçaiaştırılmış). Hâtûnlar, hanımlar. (bk.) HAtûn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.>A.) [خواتين] hatunlar, saygın hanımlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ısıtıcı; kızıştırıcı, tahrik edici; (i). Isıtma sistemi, ısıtma. heating coil (elek). rezistans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemoglobinin erimesinden meydana gelen koyu lâcivert bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). highfalutin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k).dili tumturaklı, şatafatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avcılık; arama, araştırma; mak., elek. dalgalanma. hunting box İng. avcı kulübesi. hunting cap coğunlukla kadifeden yapılmış avcı kasketi. hunting case madeni saat kapağı. hunting dog av köpeği. hunting knife av bıçağı. hunting seat av köşkü. happy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ, topluluk ismi seçim hazırlığı; politikacıların konuşma yaptıkları yerler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanı alışkanlıklarından, huylarından vazgeçirmek mümkün değildir. Atasözü

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «binâ»dan masdar). Bir şeyin üzerine bina etme, bir şeye dayanma, bahis ve davada bir şeye dayanma: Davanızı neye ibtinâ ediyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ابتنا] bina etme. 2.dayanma. 3.bina edilme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kurmak. 2.dayanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstinâden, dayanarak (dilimizde bu mecâzî mânâsiyle kullanılmıştır, Arapça’da ise yapı yapmak demektir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابتناء] dayanarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meyve toplama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cünOb» dan masdar). Sakınıp çekinme, Ar. tevakkî, ihtirâz: Şüpheyi çeker işlerden ictinâb etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجتناب] kaçınma, uzak durma, çekinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kaçınmak, uzak durmak, çekinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refraining. abstaining. abstention. nonaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to refrain from. to abstain from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اغتنام] ganimet bilme. 2.ganimet alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A. masdar). Boğazın sıkılıp tıkanmasıyle nefes alamama, boğulma, (tıp) lhtinâk-ı rahm = Vaktiyle, rahmin tıkanmasından meydana geldiği sanılan ve kadınlarda görülen asabî bir hal ve hastalık, Fransızca: hysterie.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختناق] boğulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «künh» ten masdar). Bir şeyin İçyüzüne, derinliğine varma, gerçeği anlama.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. terbiyesiz, arsız, küstah; münasebetsiz; kendisini ilgilendirmeyen işe burnunu sokan. impertinence, impertinency i. küstahlık; mü- nasebetsizlik; münasebetsiz şey. impertinently z. terbiyesizce, küstahlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. canlının kendi cinsini veya kendisini barındıranı tanımasını sağlayan doğal eylem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «men’» den masdar). 1. İstememe, yapmama, çekinme: İmzadan imtinâ ediyor. 2. İmkânsızlık, mümkün olmayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refraining. avoidance. abstention. refusal. refuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امتناع] kaçınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kaçınmak, geri durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Başa kakma, minnet: İhsân-i bî-imtinân — Minnetsiz ihsan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nefsine hâkim olamayan, kendini tutamayan; iradesiz; idrarını tutamayan; perhiz edemeyen. incontinence, incontinency i. nefsine hâkim olamayış; perhiz edemeyiş; kendini tutamama hali; tıb. idrar tutamama hali. in continently z. kendini tutamayarak;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belirsiz, seçilmez, iyice görülmez, ayırt edilmez. indistinctive s. tefrik olunamaz; tefrik edemeyen. indistinctly z. belirsiz surette. indistinctness i. belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayırt edilmesi olanaksız, seçilemez. indis- tinguishably z. seçilemeyecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söndürülemez, bastırılamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çocuğa ait, çocukça, çocuğa benzer infan- tile paralysis tıb. çocuk felci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. insiyak, içgüdü; istidat. instinctive s. içgüdüye ait, içgüdüsel. instinc'tively z. içgüdüsel olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gen. with ile dolu (can, his, kuvvet ile).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kıtalararası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) enteresan, dikkate değer, çekici. interestingly (z.) alâka uyandıracak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dahili, memleket içinde vuku bulan (özellikle kötü şeyler için kullanılır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bağırsak. Iarge intestine kalın bağırsak. small intestine ince bağırsak. intestinal (s.) bağırsaklara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sinirlendirici, asap bozucu, kızdırıcı; tahrik edici; tahriş edici . irritatingly (z.) sinirlendirerek; tahrik ederek; tahriş ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprak kandil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprak kandil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصطناع] seçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Başka bir yerde bulunan bir şâhidin, oranın mahkemesince ifâdesinin alınması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giving a rogatory commission to (another court or to an individ. taking evidence of an absent witness. appointment of a proxy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sünûd» dan masdar) (c. istinâdât). 1. Dayanma: Değneğine istinâd edip durmuştu. 2. Güvenme, itimad: Her hususta Tanrı’ya istinâd ederim. 3. Bir şeye delil ve senet nazariyle bakıp bir dâvayı onun üzerine kurma: Gafletle söylenmiş bir söze istinâd ederek birtakım isteklere kalkıştı, (askerlik) İstinâd hattı = Askerin icabında çekilip dayanacağı hat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استناد] dayanma. 2.güvenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dayanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dayanacak, güvenecek yer, arka Ar. zahîr: Benim istinad-gâhım ancak Cenâb-ı Hak’tır

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dayanarak, güvenerek, itimâtla: Filânın himâyesine istinâden buna cür’et ediyor; affınıza istinaden. 2. .Senet ve delil sayarak: Nâbî’nin bir beytine istinâden bu kelimenin yerinde kullanıldığını iddia ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

referring to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. relying on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on. supported by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استنادا] dayanarak. 2.güvenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استنادگاه] dayanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mânâda, dayanağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Ye den başlama, (hukuk) (Son Osmanlı devrinde) ilk dereceli mahkemelerde verilen hükme râzı olmayıp dâvayı bir üst mahkemeye nakletme: lstînâf-ı dâvâ etti. Mahkeme-i istinaf = Sulh ve ceza mahkemelerinin üstünde ve temyizin altında olarak ikinci derecede olan mahkeme ki, dâvaları istinâfen yani ikinci defa görür. Son Osmanlı devrinde vilâyet (eyalet) merkezlerinde bulunurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. appeal. to resort to an upper court against the decision of a trial court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استيناف] üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının feshini isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appellate court. court of appeals. court of appeal. a first degree appellate court. court of review. appelate court. second instance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). İstinâf suretiyle, ikinci derecede muhâkeme olunmak üzere dâvası istinâfen görüldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. A.) (mü. isttnâfiyye) (hukuk). 1. Istînâfa ait: Mahkeme-i istinâfiyye. 2. (e.). Arapça gramerinde bir soruya cevap mânâsında bulunan: Cümle-i istînâfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nûr» dan masdar). Nurlandırma, parlatma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «üns» ten , masdar). Unsiyet peydâ etme, alışma, ehlîleşme, yakınlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İstinad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relying upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaning against. resting on. relying on. depending on. based upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retaining wall. supporting wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haber sorma, bilgi isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Bir söz veya işten gizli bir mânâ çıkarma, tahminen anlama: Sözünden bunu istinbât ediyorum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنباط] anlam çıkarma, hüküm çıkarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yardım isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Yelkenlerin yukarı kaldırılıp toplanması ve bu hareketin yapılması için verilen kumanda: İstinga yelken = Yelkeni toplal

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Kabûl etmeme, red, imtlnâ: Önce razı oldu, sonra istinkâf etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنکاف] çekimserlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çekimser kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., «nikâh» dan). Bir kadını nikâhla alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neseb» den). Soyu bildirme, soy dâvâsı gütme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hakkını tamâmen alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Bir nüshasını, suretini çıkarma, yazma: Bu kitabı istinsâh ediniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (fıkh). Abdestte burna su çekme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنشاق] buruna su çekme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A masdar). Yardım, imdat isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Netice çıkarma: Sözlerinizden şu Istintâc olunuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «nutk»tan masdar) (c. istintâkat). J. Söyletme, söz söylemesini teklif. 2. (hukuk) Bir adlî olayla ilgili olan bir şahsın sorguya çekilmesi ve verdiği cevapların kaydı: İstintak etmek istintaka almak, çekmek; taht-ı istintaka almak. İstintak memuru = Müstantik; sorgu hâkimi; istintak dairesi, kalemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interrogating. questioning. interrogation. cross-examination. public examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استنطاق] sorgulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interrogate. to cross-examine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sorgulamak, sorguya çekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hukuk). Sanığın, sorulan suallerle verdiği cevapları içine alan zabıt: Istintak-nâmeyi mühürledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A.) (mü. istlntâkıyye) (hukuk). İstintâka ait: Evrâk-ı istintâkıyye = Sorgu evrâkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİNA) (i. A. masdar).. Fazla dikkat etme, ehemmiyetle çalışma, özenme, Ar. ihtimâm, ikdâm: Bu işe itina etmeli, Ikemâl-i itinâ ile çalışmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. attention. painstaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. attention özen. ihtimam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. attention. pain. solicitude. stress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتنا] özen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

özen gösterilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

özen göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اعتناکار] özen gösteren, itinalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), itina ile, özenerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. painstaking özenli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. painstaking. dainty. thoughtful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İtina etmeden, özenmeden yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. slipshod. sloppy. touch and go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. negligence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dolaşan, gezgin, seyyar; durmadan yolculuk eden; (i.) seyyah; gezginci, seyyar kimse. itinerancy (i.) seyyarlık, gezgincilik. itinerantly (z.) gezici olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yol; seyahat programı; yolcu rehberi; seyahat kitabı, seyahatname; (s.) yola veya seyahata ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yolculuk etmek, bir yerden bir yere dolaşmak; gezici vaizlik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self respect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-respect. self-esteem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dünün kıymeti, kudret, ulviyeti. 2.Asıl şekli «İzzü’ddin»dir. - Türk dil kuralı açısından «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kemik ve kıkırdak gibi dokulardan elde edilen şeffaf ve kokusuz bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatine. jelly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatin. cellophane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gelatinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Jüstinyen. Justinian Code Jüstinyen'in sistemleştirdiği Roma hukuku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kışla, fabrika gibi yerlerde bakkal ve aşçı dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canteen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canteen. commissary. commissary store. mess hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blizzard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca: Ouarantina). 1. Salgın hastalıklarda sirayetin önünü almak için şüpheli veya bulaşık yerlerden gelenlerin, başkalarıyla görüşmeleri yasaklanarak beklettirildikleri müddet. Eskiden 40 gündü: Karantina beklemek, karantinaya girmek. 2. Gelen gemilerin temiz veya bulaşık olduklarını muayene ve tetkikle, bulaşık olanlarını karantinada beklettiren daire: Karantinaya müracaat etmek. Karantina memuru, doktoru, gardiyanı. Karar.tina yeri = Karantina beklettirilen yer. (denizcilik) Karantina flaması = Henüz muayene edilmemiş geminin çektiği sarı flama ki, hariçle temas etmediğine işarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. isolation. absolute quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. sanitary cordon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karantina idarehanesi, 2. Karantina yeri, Osm. tahaffuzhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanları giydiğine bakarak değerlendirmek yanlışlara yol açar, değerli kişiler de bazen eski giymiş olabilir. Atasözü

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keratin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceratine. keratin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nitrogenous substance, or mixture of substances, containing sulphur in a loose state of combination, and forming the chemical basis of epidermal tissues, such as horn, hair, feathers, and the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is an insoluble substance, and, unlike elastin, is not dissolved even by gastric or pancreatic juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

By decomposition with sulphuric acid it yields leucin and tyrosin, as does albumin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Called also epidermose. a fibrous scleroprotein that occurs in the outer layer of the skin and in horny tissues such as hair feathers nails and hooves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Insoluble protein that is the major constituent of the outer layer of the skin, nails, and hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A scleroprotein containing large amounts of sulfur, such as cystine; the primary component of skin, hair, and nails. is a highly fibrous protein that is the primary material in the cells of the skin, hair and nails.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protein substance which is the chief component of wool fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tough, insoluble protein substance that is the chief structural constituent of hair, nails, horns, and hoofs. this strong protein is found in skin, hair, and nails It acts as a structural protein and also provides protection Dry skin tends to have more

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. keratin (boynuz, tırnak ve pençenin esas maddesi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çentilmek, gedik ve nişan olunmak: Bu tahtanın kenarı çok kertinmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. zooloji). Eklembacaklıların iskeletini meydana getiren organik madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Yer mantarından elde edilen bir çeşit antibiyotik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) örme; örgü. knitting machine örgü makinası. knitting needle örgü şişi. knitting work örgü işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İslâm dünyasında İstanbul için kullanılmış isimlerden biri. «Konstantin şehri» mânâsındadır ve IV. asır Roma imparatoru Büyük Konstantin’in adından gelmedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Hücre çekirdeğinin, lininin aksine, boya alan önemli bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dust storm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Bitkilerin kütiküllerini meydana getiren zar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hançer gibi saplanan (sancı), keskin (ağrı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) dayanma, beka, bozulmayış, sürme; kadın iskarpini için dayanıklı yunlü kumaş; (s.) devam eden, dayanıklı, devamlı olan. lastingly (z.) devamlı surette, daimi olarak. lastingness (i.) devamlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I ince) (hi.). 1. Roma şehri ve çevresini içine alan Latium eyaletinden çıkmış ve Roma imparatorluğunu kurmuş olan İlkçağ’ın son asırlarında yaşamış büyük ve mühim bir kavim. Latin dillari — Latin dillerinden doğma Avrupa dilleri ki, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Katalanca, Romanşca, Romence vs. dir. Latin kavimleri = Bu dillerle konuşan milletler. 2. Şarkta Katolik mezhebinde bulunanlara verilen isimdir: Latinler 1204’te Bizans’ı aldılar. Latinçiçaği = Frenk teresi. Latin yelkeni = Üç köşeli yelken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin. roman. romance. latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to Latium, or to the Latins, a people of Latium; Roman; as, the Latin language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of, pertaining to, or composed in, the language used by the Romans or Latins; as, a Latin grammar; a Latin composition or idiom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Latium; a Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The language of the ancient Romans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exercise in schools, consisting in turning English into Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the Roman Catholic Church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To write or speak in Latin; to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or tempe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language; 'Latin verb conjugations'. having or re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The international language of the Middle Ages, in which all important cultural activities were performed, and therefore the language of the Church Most people, however, couldn't read or write the vernacular language of their own country, much less Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Enter a word to search for: Max Hits: 20 50 100 200.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lembaga Alam Tropika Indonesia or the Indonesian Tropical Institute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Source of many learned, theological, and scientific words borrowed into ME Sometimes scholars have difficulty in distinguishing a Latin etymon from an OE etymon because French developed from Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lupus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin. roman. romance. latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to Latium, or to the Latins, a people of Latium; Roman; as, the Latin language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of, pertaining to, or composed in, the language used by the Romans or Latins; as, a Latin grammar; a Latin composition or idiom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Latium; a Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The language of the ancient Romans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exercise in schools, consisting in turning English into Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the Roman Catholic Church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To write or speak in Latin; to turn or render into Latin. any dialect of the language of ancient Rome a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin an inhabitant of ancient Latium having or resembling the psychology or tempe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Roman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any dialect of the language of ancient Rome. an inhabitant of ancient Latium. a person who is a member of those peoples whose languages derived from Latin. of or relating to the ancient Latins or the Latin language; 'Latin verb conjugations'. having or re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The international language of the Middle Ages, in which all important cultural activities were performed, and therefore the language of the Church Most people, however, couldn't read or write the vernacular language of their own country, much less Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Enter a word to search for: Max Hits: 20 50 100 200.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lembaga Alam Tropika Indonesia or the Indonesian Tropical Institute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Source of many learned, theological, and scientific words borrowed into ME Sometimes scholars have difficulty in distinguishing a Latin etymon from an OE etymon because French developed from Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lupus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) Latin, Latince; eski Roma'ya ait; Katolik kilisesine ait; (i.) Latince; Latin edebiyatı; eski Romalı kimse; Katolik kilisesine mensup kimse. Latin America İspanyolca ve Portekizce konuşulan Amerikan memleketleri. Latinist (i.) Latin dili âli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roman letters. the Latin characters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Paris'te talebe ve ressamların oturdukları semt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin sail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin sail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Latinler’in dili. Bugün ölü dillerdendir ve yalnız Vatikan’da konuşulmaktadır. Hıristiyan dünyasının klasik dilidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Latin language. in Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Latin language. in Latin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(frenkteresi): Latinçiçeğigiller familyasından; bir çeşit bitkidir. Çiçekleri kırmızı veya turuncudur. Peru’da doğal olarak yetişir. Çiçekleri salatalarda kullanılır. Kullanıldığı yerler: İştah verir. İdrar söker. Skorbütte faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hanımeline benzer bir bitki, (bot.) Viburnum tinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Yakın Doğu'ya ait; Yakın Doğu'da ticaret yapan; i Yakın Doğulu kimse, bilhassa anası veya babası Avrupalı olan kimse, Levanten; bir çeşit ipekli kalın kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir hikmete, sebebe dayanarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ahlâksız adam; s. sefih, hovarda. libertinism .i çapkınlık, sefahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. lifting

gerdirme

Gerdirmek işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aydınlatma; ışıklandırma tertibatı; resim ve fotoğrafta ışığın kullanılışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayıt, kaydetme; liste.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Canfesten kalın bir cins eski ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. marketing

tic. pazarlama

Bir ürünün, bir malın, bir hizmetin satışını geliştirmek amacıyla tanıtmayı, paketlemeyi, satış elemanlarının yetişmesini, piyasa gereksinimlerini belirlemeyi ve karşılamayı içeren etkinliklerin bütünü.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. pazarlama; çarşıdan öteberi alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Martini özel adından). Eskiden kullanılan ve her defasında tek mermi atan bîr çeşit tüfek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırlangıç. house martin pencere kırlangıcı, sehir kırlangıcı, zool. Delichon urbica. sand martin kum kırlangıcı, zool. Riparia riparia

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sert amir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şahlanmasına engel olmak için beygirin dizgin veya geminden kolanına bağlanan kayış. martingal kayışı; den. cıvadra sakalı, kör baston, dikme kösteği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a cocktail made of gin with dry vermouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a cocktail made of gin with dry vermouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. martini, vermut ve cin kanşımı bir içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tiyatro ve sinema gibi oyunların gündüz seansı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. matinée

gündüz gösterimi

Tiyatro, sinema, konser salonu vb.nde yapılan gösteri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matinee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matinée. matinée performance. afternoon performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiftleşme, çiftleştirme. mating season çiftleşme mevsimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., kil. gece yarısı veya sabaha karşı bazı Hıristiyanlar tarafından yapılan ibadet; Anglikan kilisesinde sabah ibadeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hasır, hasır örgüsü; hasır örme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sabaha ait, sabahleyin olan, erken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موطن] yurt tutulan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toplantı; cemaat; birleşme, bitişme; meydan toplantısı, miting. meeting house toplant için kullanılan ev; Kuveykır kilise binası. meeting place toplantı yeri, buluşma yeri; uğrak. summit meeting pol. zirve toplantıse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mütûn). Kitabın aslı, yazılmış yazı: Bu yazmanın metni, nesih ve şerhi tâlik’le yazılıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «metânet»ten smüş.) (mü. metîne). 1. Dayanıklı, sağlam, kavî: Metin bina, metin kumaş. 2. mec. Sözünden dönmez, sebatlı, fikir ve kanaatinden caymaz, dosdoğru: Metin adam. 3. Doğru, itimat edilebilir, Osm. muhkem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. solid. stoic. stoical. unshakable. unshaken. foursquare. immovable. resolute. foursquare. text. copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. reading. steady. strong. text. text tekst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

text. strong in character. drafting. make. reading. steadfast. strong. substantial. unshakeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متين] sağlam, dayanıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Metanetli, sağlam, dayanıklı. 2.Özü, sözü doğru, sebatkar, itimat edilir. Hz.Peygamber (s.a.s)’in isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Teletekst sayfalarını hafifçe sıkıştırarak, TV görüntüsü ya da video kaynağının aynı anda gösterilmesini sağlayan Çift Sayfa Teletekst ve PIP’in birleşimi.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Şiir ve musikide bir parçanın eksik veya bozulmuş yerlerini İlmî ve estetik şekilde restore etmek ilim ve usûlü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Metin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevtin), (bk.) Mevtin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vatan» dan İm.) (c. mevâtin). Vatan, yer, mahal, mekân, ikametgâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موطن] yurt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bir çeşit bakır veya çelik klişe; f. böyle klişe ile resim basmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Gösteri maksadıyla yahut bir hadiseye dikkati çekmek için yapılan toplantı, nümayiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. rally. demonstration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A little one; used as a term of endearment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meeting. mass meeting. demonstration. rally. popular assembly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo. asıl işinden başka bir işte de çalışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. destek, dayanak, çerçeve, koyacak; binme, biniş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., mat. çok terimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «netânet» ten if.) (mü. müntine). Pis kokan, kokmuş, bozuk. Bahr-i Müntin = Azak Denizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vatan» dan if.) (mü. mutavattına). Bir yeri vatan seçen, yerleşen, yerleşik, yerleşmiş: Ankara’da mutavattın oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متوطن] yurt tutmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vatan» dan if.). Tavattun etmiş, vatan tutmuş, yurt edinmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. isyancı, asi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isyankâr; isyan halinde, asi. mutinously z. asice. mutinousness i. isyankârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. isyan, kıyam, başkaldırma, ayaklanma (bilhassa asker veya gemici); f. isyan etmek, ayaklanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متوطن] yerleşik, yurt tutmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Herhangi bir mesleki eğitim görmemiş ressamlarca üretilen ve çocuksu bir betimleme anlayışını yansıtan resim sanatı ürünleri. Naif resim, perspektifin kuralların yadsıyışı ve çocuksu anlatımı dışında genel üslup özellikleri göstermez. Naif ressamlarca geliştirilen teknik ve üsluplar, daima kişisel niteliktedir. Dış gerçekliği akademikleşmiş yanılsama teknikleriyle değil de âdeta “masum bir gözle” algılayıp betimlemeleri açısından sanatsal değer taşırlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında beliren Naif Resim`in en tanınmış ustaları H. Rousseau ve G. Moses`dir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dine girip hidayete eren, kurtulan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örme işi, ağ örme; ağ, cibinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nikotin. nicotined s. nikotinli, nikotin dolu. nicotinic acid ecza. nikotinik asit. nicotinism i. nikotinle zehirlenme, fazla tütün içmekten ileri gelen zehirlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bülbül, (zool.) Luscinia megarhynchos.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Nicot şahıs adından) (kimya). Tütünden elde edilen zehirli bir alkaloit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nicotine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nicotine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katılmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). ilk, birinci, evvelki.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin yardım ettiği. 2.Dinin başarılı temsilcisi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gezinti. outing flannel fanila, fanilaya benzer pamuklu kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Özü altın gibi değerli olan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ruhun özü. Sağlam bir ruh yapısı olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz tinel.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ruhsal yönden sağlıklı erkek. (bkz.Tiner).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resim, tablo; ressamlık; nakkaşlık; resim yapma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. palatinlik, palatin sıfatına sahip olan hükümdarın ülkesi; palatin'in rütbe veya görevi; b.h. Palatin'lik'te oturan kimse. the Palatinate Alman'ya'da Ren nehri kıyısında bulunan bir eyalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. damakla ilgili veya damağa ait; i. damak kemiği. palatine bone damak kemiği. palatine vault damak kemeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hükümdar yetkisine sahip (asilzade); saraya mensup; b.h. Palatinlik'e ait; i. imparator sarayında memur; kendi ülkesinde hükümdar yetkisine sahip olan kimse, palatin; b.h. Roma'daki yedi tepenin ortasında bulunan tepe; vaktiyle kadınların kulland

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Filistin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. i. Filistin'e ait; i. Filistinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid crystallizable fat, found abundantly in animals and in vegetables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It occurs mixed with stearin and olein in the fat of animal tissues, with olein and butyrin in butter, with olein in olive oil, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemically, it is a glyceride of palmitic acid, three molecules of palmitic acid being united to one molecule of glyceryl, and hence it is technically called tripalmitin, or glyceryl tripalmitate. an ester of glycerol and palmitic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A solid crystallizable fat, found abundantly in animals and in vegetables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It occurs mixed with stearin and olein in the fat of animal tissues, with olein and butyrin in butter, with olein in olive oil, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemically, it is a glyceride of palmitic acid, three molecules of palmitic acid being united to one molecule of glyceryl, and hence it is technically called tripalmitin, or glyceryl tripalmitate. an ester of glycerol and palmitic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ayrılma; veda etme; ayrılma yeri; ayıran sey, bölünme çizgisi; (eski) ölüm; s. ayrılırken yapılan; ayıran; bölen. partina shot bak. Parthian shot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -nae) tunç veya bakır eşya üzerinde hâsıl olan yeşil küf; zamanla ve kullanma dolayısıyle görünüşü güzelleşen herhangi bir yüzey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Patenle kayma sporu. 2. Yolun kaygan olması yüzünden bir taşıtın kayması veya tekerlekler döndüğü halde taşıtın ilerleyememesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skating. skidding. spinning. ice skating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice skating. skidding. slipping. break-away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tire chain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bazı ham meyvalarda bulunan jelatinli bir madde, pektin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pectin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. içine işleyen; nüfuz edici, delip geçen; zeki, anlayışlı; etkili, tesirli; keskin. penetratingly z. içine işler durumda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yağlı boya tablo anlamında kullanılır. Kökeni Fransızca’dır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sebatkar, azimli, inatçı, ısrar eden. pertinaciously z. ısrarla, azimle, inatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. azim, sebat, inatçılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alâkalı, ilgili; uygun, muvafık. pertinencecy i. ilgi, münasebet; uygun olma. pertinently z. alakalı olarak, ilgili olarak; uygun olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Filistinli; estetik anlayış ve zevkten yoksun kimse; s. Filistinlilere ait; kültürsüz, inceliği olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boru donanımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İspanyolca’dan). Pt senbolü ile gösterilen değerli bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platinic. platinum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platinum. points.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Platen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platinum. points. platinoid. white gold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

platinum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Lat.) (Kadın İsmi) - Beyaz ve çok değerli bir maden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. madeni levha kaplama, kaplamacıllk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Işığm platin tuzları üzerindeki etkisi ile çekilen fotoğraf; böyle fotoğraf çekme işlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. platin. platinum black kim. platinden çıkanlan siyah bir toz. platinum blond platine veya beyaza yakın sarı saçlı (kimse). platinum metals tabii ve kimyasal özellikleri platine benzeyen birkaç maden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kürk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پستين] kürk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Konçlu ayakkabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half boot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bataklık kırlangıcı, zool. Glareola pratincola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kadere mahsus; kadere inanan; i. kadercilik- yanlısı. predestinarianism i. kadercilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. önceden mukadder kılmak, önceden nasip etmek; s. kısmet olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdir, kader, kaza, nasip, kısmet; takdiri ilâhi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. predestinate .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basma, tabetme; baskıcılık; baskı sayısı; matbaa harfleriyle yazılmış yazı. printing machine İng. elektrikli matbaa makinası. printing press matbaa makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eski zamana ait, asıl, eski; bozulmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sürüncemede bırakmak, ağırdan almak, geciktirmek; ertelemek, tehir etmek. procrasti- na'tion i. sürüncemede bırakma; erteleme. procrastinator i. işini tehir eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Pa senbolüyle gösterilen, radyoaktif bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. karantina; f. karantinaya koymak, ayırmak. quarantine flag karantina bayrağı, bulaşıcı hastalık işareti olan sarı bayrak. quarantine period karantina müddeti. quarantine regulations karantina nizamları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. siyah meşenin kabuğundan alınan sarı bir boya tozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karbon tarihlendirmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. rafting

sp. sal yarışı

Özel botlarla debisi yüksek ırmaklarda yapılan bir tür spor.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(I, A.). Reçine, çamsakızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fa»İle-i râtineciyye = Sakızlı ağaçlar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. rating

değerlendirme

İletişim organlarında izlenme oranı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tasnif, sınıflama; takdir; tahmin; küçük subay veya er.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) azarlama, tekdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Rating)

İhraçcıların (şirket, devlet, vs.) ihraç ettikleri borç niteliğindeki menkul kıymetlerin (tahvil, finansman bonosu vs.) anapara ve faizini zamanında geri ödeme yeterliliğine ne ölçüde sahip olduklarını göstermek amacıyla bağımsız kuruluşlar tarafından yapılan değerlemedir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ispatsız olarak komünistlikle suçlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eşliğinde, beraberinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Rafeddin).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) akseden; derin düşünen. reflecting circle (astr.) oktant cinsinden tam daire bir alet. reflecting telescope aynalı teleskop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İzlediğiniz kanalın teleteksti, ekranın sağ tarafında gösterilirken, resim solda kalmaya devam eder.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Lat.

anat. ağ tabaka

Göz yuvarlarının iç yüzeyinde görme sinirinin yayılması ile beliren, ışığa duyarlı, ağımsı bölüm.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The delicate membrane by which the back part of the globe of the eye is lined, and in which the fibers of the optic nerve terminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Eye. the light-sensitive membrane covering the back wall of the eyeball; it is continuous with the optic nerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The retina is the light-sensitive layer of tissue that lines the back of the eyeball, sending visual impulses through the optic nerve to the brain. a layer of fine sensory tissue that lines the inside wall of the eye The retina acts like the film in a cam

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thin lining at the back of the eye that converts images from the eye's optical system into electronical impulses sent along the optic nerve for transmission to the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of receptors at the back of the eye that forwards information to the optic tract and eventually to the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The retina is a thin tissue at the back of the eye that contains several cell types that are similar to brain cells since they are all neurons The cell types include photoreceptor neurons and other types of neurons The photoreceptor cells of the retina ab

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light-sensitive layer of nerve cells that lines the back of the eyeball It sends visual impulses through the optic nerve to the brain The macula is in the center of the retina and is made up of cones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light sensitive part of the back of the eye that corresponds to the film in a camera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The nerve tissue that lives at the back of the eye, similar to the film in a camera, which takes the image you are looking at and transmits it to the brain through the optic nerve This area is nourished by a web of very fine blood vessels The layers of ce

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thin tissue in the back of the eye that receives an image formed by the lens and converts it to electrical impulses carried by the optic nerve to the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner layer of tissue at the back of the eye that is sensitive to light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Located at the back of the eye, the retina's photosensitive cells convert light images into electrical impulses for the optic nerve The optic nerve sends those impulses to the visual part of the brain, where they are interpreted into what we know as 'sigh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light-sensitive cell layers of the inner lining of the back of the eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The delicate lining at the back of the eye that forms light into images that it sends to the brain See the Retina FAQ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of cells at the back of the eye which are sensitive to light and upon which the image formed by the lens is focused The image is then carried to the brain by the optic nerve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light-sensitive tissue at the back of the eye that transmits visual impulses via the optic nerve to the brain. the layer of light-sensitive cells lining the back of the inside of the eye; consists of rods and cones. the light-sensitive membrane covering t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. ağtabaka, retina. detached retina kopuk ağtabaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek mevki sahibi birinin refakatinde bulunan heyet, maiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tiksindirici, iğrenç, korkunç. revoltingly z. tiksindirici surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. şartların gerektirdiği alışılmış iş veya hareket yöntemi; iş programı; s. alışılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

routine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A glucoside resembling, but distinct from, quercitrin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rutin is found in the leaves of the rue and other plants, and obtained as a bitter yellow crystalline substance which yields quercitin on decomposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

routine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İlk olarak eski Mısırlılar, güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler.

Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında, bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.

Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu.

Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ‘saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu.

Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. İlk saat orada keşfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimler biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpınıştır bile.

Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır. Tık tık ilerleyen saniye göstergesinin belki de en önemli faydası, kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini bize göstermesidir.

Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var. Aslında saniyenin onda birinin yaşantımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız. Atletizmde kısa mesafe koşucularının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.

Saniyeden küçük zaman dilimleri biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar. Halbuki eski insanlar için zaman Güneş’in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki dakikaların insan yaşamında hiçbir önemi yoktu.

Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde bile dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresinin konulması ise 19. yüzyılın ortalarına rastlar. Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.

Aslında çevremizde saniyede değil, saniyenin binde birinde bile çok şeyler olmaktadır. Bu sürede bir tren 2 - 3, uçak 25, ses 33 santimetre yol alır. Dünya yörüngesi üzerinde 30 metre ilerlerken aynı sürede ışık 300 kilometre uzağa ulaşır.

Canlılar dünyası için de saniyenin binde biri pek kısa bir süre sayılmaz. Henüz kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırpar. Diğer bir deyişle saniyenin binde biri kadar bir zamanda kanatlarını kaldırır ve indirir.

İnsanlar çok kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve “göz açıp kapayıncaya kadar” derler. Halbuki göz kırpma 0,4 saniye, yani neredeyse yarım saniye kadar sürer, ama bu arada sivrisinek 400 kere kanat çırpmnıştır bile. Gelişen uçak teknolojisi sayesinde dünyada Güneş’in hareketlerine bağlı zaman kavramları da biraz kafa karıştırır hale geldi. Örneğin aralarında yeterli mesafe olan iki kent arasında batıya doğru uçan bir uçak, birinci kentten sabah 09:00’da kalkıp, binlerce kilometre yol katettikten sonra ikinci kente aynı gün yine sabah 09:00’da inebilir, tabii yerel saatle.

Bu gelişmeler doğrultusunda zamanı ölçmek için artık Güneş’e de güven kalmadı. Çünkü Dünya üzerinde 77. paralelde saatte 450 kilometre hızla batıya doğru uçan bir uçakta bulunanlar Güneş’in hiç batmadığını, gökyüzünde hep aynı yerde asılı kalmış olacağını göreceklerdir. Bunun nedeni 77. paraleldeki bir noktanın, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sırasında saatte 450 kilometre hızla doğuya doğru yol almasıdır. Yani gökyüzündeki Güneş ile uçağın hızları aynıdır.

Yeryüzünden 250 - 300 kilometre yükseklikte bulunan astronotlar için Güneş 24 saat boyunca 16 kez doğar ve batar. Çünkü uzay aracı Dünya çevresindeki bir dönüşünü yaklaşık 90 dakikada tamamlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Satın almak = Fiyatını vererek sahip olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. saten, atlas; s. sateni andıran; parlak, mucellâ, yumuşak satin finish gümüş kaplara tel fırça ile yapılan cila. satin paper parlak yazı veya duvar kâğıdı. satin stitch nakışta sarma işi. satin stone bir çeşit cilalı alçıtaşı. satiny s. saten gib

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saten. satensı. dümdüz. pürüzsüz ve parlak. saten. atlas. pürüzsüzleştırmek. perdahlamak. parlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buying. perquisitio. purchase. purchasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saten. satensı. dümdüz. pürüzsüz ve parlak. saten. atlas. pürüzsüzleştırmek. perdahlamak. parlatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buy. purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to buy. to purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iş ince saten veya saten taklidi kumaş; pamuk arışlı ve yün atkıl kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

iş Hint ağacı; mobilya yapımında kullanılan sertçe bir çeşit sarı Hint ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kızıl .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. izcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dikkatle bakmak, iyice incelemek, ince eleyip sık dokumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dikkatle bakma, inceleme, araştırma, tahkik, tetkik; seçim kontrolü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. onikiparmak bağırsağında bulunan bir hormon, sekretin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sultân), (bk.) Sultan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سلاطين] sultanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sultanlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

olives processed using comparatively little salt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kendine işleyen, otomatik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) nöbetçi, gözcü; (f.) gözetlemek, nöbet beklemek; nöbetçi koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eğlencelerde kullanılan ve savrulduğu zaman çözülen, sıkı sarılmış renkli kâğıt şeridi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper streamer. antigorite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sserpentine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yılankavi, yılan gibi kıvrılan; (i.) yılantaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir çeşit gazel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kakılmış şey, mücevher yuvası; bir defada kuluçkaya konulan yumurtalar; tiyatro dekor; konunun geçtiği yer ve zaman, ortam; batma, gurup; bir kişilik yemek takımı; beste.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şeytân). Şeytanlar. (bk.) Şeytan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شياطين] şeytanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çarşaflık bez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eve kapanmış hasta veya yaşlı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. candan, içten; kahkaha yaratan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fool around. to waste time. to pass the time doing nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek yönde çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Geminin içten en aşağı kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. papa Sixtus'a ait. Sistine Chapel Vatikan'da bulunan Sistine kilisesi. Sistine Madonna Rafael'in meşhur Hazreti Meryem tablosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. medeni hakları elde etmek için oturma gösterisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİTTÜN) (si. A.). Altmış, 60. Sittin sene = mübalağa ve eskilik hakkında kullanılır. Sittîn sene gelmesin, (bk. altmış, düzelt sittîn).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ستين] altmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ستتين سنه] altmış sene. 2.belirlenemeyecek kadar uzun bir zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. celse, oturum; kuluçkalık yumurta sayısı; kuluçka müddeti; s. oturmaya mahsus. sitting duck k.dili. kolay vurulan hedef. sitting room salon, oturma odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçak ile havada yazılan yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müz. sonatcık, sonatin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Norveç parlamentosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Şövale üzerinde yapılan ve taşınabilir boyuttaki küçük yağlı boya resim. 17. yy.da burjuvazinin gelişimi sonucunda yaygınlaşmış ve resmin evlere girmesine olanak vermiştir

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. keskin, şiddetli. splitting headache şiddetli baş ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. spor ile ilgili; oyun kurallarına uyan, sportmen; kumarbaz. sporting chance k.dili. kazanma ihtimali ağır basan şans. sporting house genelev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

acıdilek, eşekhıyarı, bot. Ecballium elaterium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (stung) i. arı gibi sokmak; iğne gibi acıtmak, batmak; canını yakmak; tahrik etmek; acımak, acı vermek, sızlamak; (argo) kazıklamak; i. arı iğnesi, zehirli iğne; ısırgan tüyü; sokma: diken yarası; batma; dürtu, saik; iğneli söz; acı, elem, sızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sting ray dikenli uyuşturanbalığıgillerden herhangi bir balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arı iğnesi; sokan hayvan veya bitki; kırıcı söz veya davranış; (A.B.D.) bir cins kokteyl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (İng), (argo) kuvvetli bira; zevk, canlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hasis, cimri, pinti, tamahkâr; kıt, pek az. stingily z. hasisçe, cimrice. stinginess i. hasislik, cimrilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili. sokabilen, sokan, batan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (stank veya stunk; stunk) i. pis kokmak, kokuşmak, taaffun etmek; k.dili. kötü olmak, berbat olmak; i. pis koku. stink out kötü koku ile kaçırmak. stink up kokutmak, taaffün ettirmek. raise a stink k.dili. açıkça şikâyet etmek, itiraz etmek; hadi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dokununca çok kotü kokan kanatlı bir böcek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pis kokan şey veya kimse; yelkovankuşuna benzeyen ve leş yiyen bir deniz kuşu; (argo) sinir bozucu kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden savaşlarda kullanılıp boğucu ve pis kokulu bir karışım yayan bir kap;( argo) pis herif, alçak kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kırılınca veya oğuşturulunca pis koku saçan bir çeşit taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tatula gibi pis kokulu herhangi bir bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kayıt koymak, bağlamak, şarta bağlamak; dar tutmak, masrafı kısmak; belirli bir iş yaptırmak; cimrilik etmek; i. had, sınır; iş, görev. stintedly z. sınırlı olarak, mahdut surette. stintingly z. sınırlayarak, tahdit ederek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kıtanın parçası olmakla beraber coğrafi bağımsızlığı olan bölge. the Subeontinent Hindistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takım elbiselik veya tayyörlük kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahilden dalgaların arasına olta atarak balık avlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Anlaşılıyor ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır.

Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.

Işık, havadan suya veya bir prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayarlanmıştır ki, gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.

Işığın sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kınlamaz, görüntü retinada tanı odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.

Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olarak kırılır ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Denize dalıp gözlerimizi açtığımızda etrafı bulanık görürüz ama deniz gözlüğünü takınca her şey netleşir. Analşılıyor ki, gözümüzün önünde deniz gözlüğünün içindeki hava olmadıkça, suyun içinde görme işlevinde bir aksama olmaktadır.

Gözümüzün dışbükey şeklindeki dış yüzeyi sadece bir mercek görevi görür. Bu mercek olmadan gözümüz ışığı alıp, arka taraftaki retina tabakasına odaklayamaz. Yani gözümüzün dışı bir görme elemanından ziyade, görüntünün ince ayarını yapan basit bir mercektir.

Işık, havadan suya veya prizmanın içinden geçerken olduğu gibi, farklı yoğunluktaki cisimlerden geçerken kırılır. Bunu biliyoruz. Gözümüzün yoğunluğu ve dışbükeyliği öyle ayarlanmıştır ki, gelen ışık kırılma sonucunda gözümüzün arkasındaki retinada odaklaşır.

Işığın sudaki hızı, gözümüzü geçerkenki hızı ile yaklaşık aynıdır. Ancak suyun yoğunluğu farklı olduğundan buradan gelen ışık, havadan gelecek ışığa göre yoğunluğu ayarlanmış gözümüzde tam kırılmaz, görüntü retinada tam odaklaşamaz ve suyun altında cisimleri flu görürüz.

Eğer su ile gözümüz arasına bir cam koyar ve arkasında havanın bulunduğu bir boşluk bırakırsak, sudan havaya geçen ışık oradan gözümüze gelerek normal olaraka kırılır ve görüntü de retina da net olarak odaklaşır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir nevi tatlı elma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Akıl erdirme, anlama, tefhim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vatan» dan). 1. Bir yerde yerleştirme, yurtlandırma. 2. Bir şeye bağlanıp onu neticelendirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fitne» den). Fitne sokma, fesad çıkarma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تفتين] fitne sokma. 2.meftun etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). I. Eskiden beri Rusya’da yapılan bir cins sağlam ve yumuşak deri ki, kendine mahsus bir kokusu vardı. 2. Bu deriden yapılan: Telatin çizme, telafin pabuç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıl çelici, cezbedici, çekici. temptingly z. çekici bir şekilde davet edici görünüşte. temptingness i. cazibe, çekicilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpentine. turps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpentine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ısı ile sertleşen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Madenî bir şeyin hafif fakat keskin sesini ifade eder: Tın etmek, tın tın ötmek, tınlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İncir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psyche. soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elementary substance found as an oxide in the mineral cassiterite, and reduced as a soft white crystalline metal, malleable at ordinary temperatures, but brittle when heated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is not easily oxidized in the air, and is used chiefly to coat iron to protect it from rusting, in the form of tin foil with mercury to form the reflective surface of mirrors, and in solder, bronze, speculum metal, and other alloys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Its compounds are designated as stannous, or stannic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Symbol Sn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Atomic weight 117.4.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thin plates of iron covered with tin; tin plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cover with tin or tinned iron, or to overlay with tin foil. a silvery malleable metallic element that resists corrosion; used in many alloys and to coat other metals to prevent corrosion; obtained chiefly from cassiterite where it occurs as tin oxide p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

psyche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a silvery malleable metallic element that resists corrosion; used in many alloys and to coat other metals to prevent corrosion; obtained chiefly from cassiterite where it occurs as tin oxide. metal container for storing dry foods such as tea or flour. air

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Triangulated irregular network A surface representation derived from irregularly spaced sample points and breakline features The tin data set includes topological relationships between points and their neighboring triangles Each sample point has an x,y co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Situated between the board and the floor covering the full width of the court and constructed in such a manner as to make a distinctive noise when struck by the ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Triangulated Irregular Network A series of triangles constructed using elevation data points taken from coverages These triangles are used for surface representation and display. news reading program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Silvery-white metal, harder and less dense than lead Its principal ore is cassiterite Tailings pond: Pool where worthless waste rock and sludge from mining activities are stored Talc: Soft greyish, green or blue mineral composed of magnesium, silicon, oxy

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tax Identification Number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Element number 50, symbol Sn, a metal A silver white soft ductile metal occasionaly found in its native state Tin is one of the earliset known metals and was used both in its pure form as well as an alloying ingrediant by the ancients Pure tin was used by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemical symbol Sn Soft, silvery-white metal with high malleability and ductility, but little tensile strength One of the earliest metals known; because of its hardening effects on copper, used to make bronze for fabrication of construction and hunting to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tax identification number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ion that causes haze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heb bedil , a metal well known in ancient times It is the general opinion that the Phoenicians of Tyre and Sidon obtained their supplies of tin from the British Isles In Ezek 27:12 it is said to have been brought from Tarshish, which was probably a commer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Transaction Identification Number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tax Identification Number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Triangulated irregular network A surface representation derived from irregularly spaced sample points and breakline features The tin data set includes topological relationships between points and their proximal triangles Each sample point has an x,y coord

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 9 digit number assigned by the IRS or Social Security Administration to identify an individual or inanimate entities such as corporations and trusts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Triangulated Irregular Network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When present in steel it is an undesirable impurity which gives rise to temper brittleness When used as a coating on steel, it has a good resistance to corrosion for many applications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Triangluated Irregular Network - A spatial data structure, generated by the TESSELLATION of space into irregular, exclusive triangles. a USEnet news reader for UNIX that allows users to read and post to the thousands of Internet newsgroups worldwide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Their.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ned, -ning) s. kalay; teneke; İng. teneke kutu; (argo) para, (slang) mangır, mangiz; f. kalaylamak; teneke kaplamak; teneke kutulara doldurmak; s. tenekeden yapılmış. tin god tanrı gibi ululanan değersiz kimse. tin hat askerlere mahsus çelik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sessiz, patırdısız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Balçık, çamur, toprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. atnâb). Çadır ipi, çadırın kazıklara bağlanan iplerinin herbiri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طناب] sicim, çadır ipi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soluk al, yaşamını sürdür.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıldırcın veya kekliğe benzer ve Güney Amerika'ya mahsus bir çeşit av kuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kışa saklanmak üzere tepe şeklinde yığılan ot, ot yığını.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ot ya da saman yığını.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tasfiye edilmemiş boraks.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafif renk vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. renk veya boyaya ait; renk veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif renk; ecza. mahlul, ruh, ispirto eriyiği; başka şeye katılmış cüzi şey; f. hafif renk vermek; içine katmak; hafifçe etkilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kav, kuru ve yanıcı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kav, çakmak kutusu; kav gibi çok çabuk yanan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çatal dişi; geyik boynuzunun çatalı. tined s çatallı, dişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kellik gibi deri hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. thinner

inceltici

Boyaların yoğunluğunu azaltmak, sulandırmak amacıyla kullanılan kimyasal birleşimlerin genel adı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinner. paint thinner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinner. paint thinner. thinner inceltici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinner. naphta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam, güçlü, canlı kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalay yaprağı, ince levha kalay, stanyol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çınlama sesi; f. çınlamak. tingaling i. ufak zil sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Birden büyük bir gürültü ile düşmeyi tasvir eder: Tıngadak bir şey düştü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hafifçe boyamak, renk vermek; içine başka şey karıştırmak; i. hafif renk; cüzi şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngırdamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngırdatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Sahan ve tencere gibi şeylerin çıkardığı gürültülü sesi ifade eder ve ekseriya art arda veya tıngır mıngır şeklinde kullanılır: Bakırlar raftan tıngır mıngır yuvarlandı; ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. 2. Peşin para sayılmasını tasvir eder: Parayı tıngır tıngır saydı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Bir sesin kuru çınlamalı olduğunu anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tıngır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngırtı sesi çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tıngır sesi çıkartmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make clang / rattle. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Madenî şeylerin gürültüsü gibi kuru ve sesli gürültü: Raftan kaplar büyük bir tıngırtı ile yuvarlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metallic clang or rattle. clink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. (tokat, uyuşukluk veya soğuktan) yanıp acımak, sızlamak; i. yanıp aclma, sızlama; karıncalanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (uyd. k.). Bir cismin titreşmesiyle meydana gelen sesi başka vasıftaki bir cisimden aynı yükseklikte olarak çıkan sesten ayırt ettiren hususiyet Ar. tınnetTINLAMAK

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timbre. tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timbre. tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eti lezzetli bir balık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. seyyar tenekeci veya lehimci; tamirci; tamircilik; bir seşit uskumru; f. teneke kapları tamir etmek; kabaca tamir etmek; tamircilik yapmak. He doesn't give a tinker's dam veya damn Aldırış etmez. It's not worth a tinker's damn. Beş para etmez

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çınlamak, çıngırdamak, çmglrdatmak; ç.dili işemek; i. çıngırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü uğurlu, kutlu, şanslı kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clang. clink. to clang. to clink. to ring. to resonate. to resound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ses çıkarmak, bir şey söylemek: Hiç tınmadı, sen tınmayıver.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ses çıkarmayan, görmemezliğe ve işitmezliğe gelen. Tınmaz melâike = Pek halim, selim ve sessiz adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tenekeci; teneke madencisi; kalaycı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Sesin tınlama vaziyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Büyük yılan, ejderha. 2. (astronomi). Gökyüzünde yedi burç boyunca uzanan hafif bir beyazlık (kehkeşân diye tercüme edenler yanılmışlardır; tinnîn, kehkeşândan ayrıdır, ondan küçük ve hafiftir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kulak çınlaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teneke gibi, teneke sesli; teneke tadı veren; kalaylı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaterial. moral. spiritual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shining material used for ornamental purposes; especially, a very thin, gauzelike cloth with much gold or silver woven into it; also, very thin metal overlaid with a thin coating of gold or silver, brass foil, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Something shining and gaudy; something superficially shining and showy, or having a false luster, and more gay than valuable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Showy to excess; gaudy; specious; superficial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To adorn with tinsel; to deck out with cheap but showy ornaments; to make gaudy. a thread with glittering metal foil attached a showy decoration that is basically valueless; 'all the tinsel of self-promotion' interweave with tinsel; 'tinseled velvet' ador

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of electrical conductor comprised of a number of tiny threads, each having a fine, flat ribbon of copper or other metal closely spiraled about it Used for small size cables requiring limpness and extra-long flex life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Metallic material used to add flash and color in fly tying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An extra flexible conductor made by wrapping thin flat ribbons of copper or bronze around fine cotton or textile yarns of other fibrous materials This type of conductor has a low current carrying capacity insulation is generally a textile braid The intend

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s, f. (-ed, -ing veya -led, -ling) gelin teli; gösterişli ve cicili bicili sey; ipekli veya gümüş telli kumaş; s. gelin teline benzer; cicili bicili; f. gelin teli ile süslemek; cicili bicili yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tenekeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir renge, onu daha açık yapmak için beyaz eklendiğinde ortaya çıkan renk bir “tint”tir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif renk; renk çeşidi; matb. zemin rengi; f. hafif renk vermek, hafif boyamak. It was red tinted with purple. Eflatuna çalan kırmızıydı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -la) çıngırak, çıngırdak. tintinnabulary s. çıngırağa ait; çıngırak sesli. tintinnabula'tion i çıngırdama; çan çalınması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. ferrotype.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teneke kaplar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. minicik, ufacık, küçücük, ufak tefek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tirpit.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit ortaklaşa hayat sigortası sistemi, tontin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıtayı kateden; kıtanın öte tarafındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. köprü ötesinde; Londra'da Thames nehrinin güney tarafında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. travertin, ırmaklardaki kireçli su birikintisinden hasıl olan açık sarı renkli sünger gibi kaya, bir çeşit kireç taşı, pamuktaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Üzerine basılıp yol alınan iki tekerlekli çocuk oyuncağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scooter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. neftyağı, terebentin. turpentine tree katran ağacı, bot. Pistacia terebinthus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. daktiloda yazı yazma, daktilografi; daktilo yazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi rahatını feda edemeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yolunu şaşmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tereddüt etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekici olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman zamanında okçulardan ok satın alan ünlü Kemankeşler soyundan 80 yaşındaki Ahmet Ağa’ya bir okçu çırağı, “baba sende kiriş gerecek kuvvet varmı ki ok alıyorsun ?” diye laf attı. Bu sözlere çok öfkelenen Ağa, at üstündeki ihtiyar çarşının kapısından sarkan zincirlere kolları ile sarılıp aynı anda bacaklarını altındaki atın karnına doladı. Kendini yukarı çektiğinde altındaki atı da havaya kaldırdı. Ağa’nın bu harekete etrafındakileri şaşkına çevirdi.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yansımasız aksetmeyen; derin düşünmeyen. unreflectingly z. derin duşünmeyerek; akset meyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. merhametsiz, amansız, sert; gevşemeyen. unrelentingly z. durmadan; merhametsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bagışlamaz, vaz geçmez; direşken; sükun bulmaz; sürekli, aralıksız. unremittingly z. devamlı, mütemadiyen, aralıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tövbe etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. esirgemeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. masum, saf, güvenilebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. farkında olmayan; kasıtsız. unwittingly z. istemeyerek, bilme yerek, farkında olmadan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. aşağıda gösterildiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on time. in time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on time. in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. on dört şubata rastlayan St. Valentine gününde seçilen sevgili; bu günde gönderilen aşk belirtisi kart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. ülgerli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akşama ait, akşamleyin yapılan; bot. akşamları açan; zool. gece uçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ziyaret eden. visiting book yapılmış veya yapılacak ziyaretlerin yazıldığı defter. visiting card kartvizit. visiting day kabul günü. visiting fireman A.B.D., k.dili. resmi ziyarette bulunan kimse. visiting nurse gezer hastabakıcı. visiting profess

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaplamalık tahta; kaplama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (edat) eksik, noksan; (edat) -siz, eksik, az. wanting in noksan, eksik. be wanting in common sense sağduyudan yoksun olmak. be found wanting kusurlu bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haltercilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. batıya doğru katedilen mesafe; batıya yönelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tazyikli hava ile işleyen kuvvetli fren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ıslanma, ıslatma; ıslatan şey. wetting agent kim. sıvıya ilâve edilen ıslatıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arıtılmış tebeşir tozu, ispanya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merlanos, zool. Merlangus merlangus; mezit, zool. Gadus merlangus; barlam, zool. Merluccius merluccius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bilerek yapılmış, kasıtlı, maksatlı. wittingly z. bilerek, bile bile, kasten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yazı, el yazısı; yazı yazma, yazılma; yazarlık; yazılı kağıt veya kitap; telif; tahrir; gen. çoğ. eser, kitap; kitabe. the writing on the wall tehlike belirtisi; başarısızlık işareti. writing pad bloknot; sumen. writing paper yazı kağıdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kabak. Kavun, karvpuz, hıyar gibi toprakta uzanıp, yetişen bitki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) (y. k.). Bir şeyi kendisi için yeter bulmak, Osm. iktifa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğazını yırtarcasına bağırmak, üstünü paralarcasına telâş etmek, tepinmek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Aydınlık, nurlu kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ZEYTÜN) (i. A.). Zeytingillerden bir bitki ve meyvesi. Zeytinyağı = Bu meyveden çıkarılan yağ ki, soğuk yemeklerde kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

olive. olive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

olive. olive tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

olive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(zeytun): Zeytingiller familyasından; Akdeniz havzasında, makilerde yabani olarak yetişen, fakat bütün Akdeniz bölgelerinde yetiştirilen, yaprak dökmeyen, eğri, büyük gövdeli, sık dallı, 5-20 m yüksekliğinde uzun ömürlü bir ağaçtır. Yaprakları yeşil renkli olup, derimsi ve karşılıklı dizilişlidir. Çiçekleri beyazımsı sarı renkli olup, salkım durumundadır. Meyve önceleri yeşil, olgunlaştığı zaman parlak siyah renklidir. Meyvelerinde zeytinyağı çıkarılır. Zeytinyağının içeriğinde olein, palmitrik, steraik ve linolik asitlerin gliseritleri, hidrokarbonlar ve E vitamini vardır. Ev ilaçlarında zeytin tanesi, yaprakları, kabukları ve yağı kullanılır. Kullanıldığı yerler: Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Eczacılıkta, bazı ilaçları hazırlamakta kullanılır. Yaprakları ve kabukları, yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Taneleri de besleyicidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I.). Zeytin satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). İkiçeneklilerden, zeytin, dişbudak gibi bitkileri içine alan bir familya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Zeytin ağaçları ormanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

olive oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil. vinaigrette. olive oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

olive oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defalcate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by