Tir-keş ne demek? | Tir-keş anlamı nedir? | Tir-keş

Tir-keş anlamı nedir?

Tir-keş ne demek?

Tir-keş anlamı nedir?

Tir-keş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tir kes

Türkçe Sözlük

(|. F„ tir = ok, keşîden = çekmek). Ok kuburu, ok mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bizde altının saflığını gösterme ölçüsü olarak genellikle ‘ayar’ kelimesi kullanılır, ama uluslararası piyasada kullanılan kelime ‘kırat’tır. ‘Kırat’ hem altının, hem de elmas ve diğer kıymetli taşların ölçümünde kullanılan bir birimdir.

Elmas ve değerli taşları ölçmede kullanılan ‘kırat’ın bir birimi 200 miligrama (0,200 gram) eşittir. Yani 20 gramlık bir elmasınız varsa, bu 100 kıratlık bir elmastır. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üzerindedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 3.106 kıratlık ‘Cullian’dır. Bundan 530 ve 517 kıratlık iki büyük ve 100 küçük elmas işlenmiştir.

Altında kullanılan ‘kırat’ veya ‘ayar’ ise altının saflığını gösterir. 24 kırat (ayar) altın, içinde karışık başka bir metal olmayan yüzde yüz saf altındır. Tamamen saf altın çok yumuşak olduğundan genellikle bakır veya gümüş ile karıştırılır. Her bir kırat (ayar) altının tümünün 24’de biridir. Örneğin bir bileziğin 24’de 18’i altın, 24’de 6’sı da gümüşten yapılmışsa, o bilezik 18 kırat (ayar) altındır.

Altını Ölçmede kullanılan bu komik sistem, yaklaşık bin yıl evvelki Almanların Mark isimli bir altın parasından kaynaklanmaktadır. Tamamen saf altından yapılan bu para 4,8 gramdı ve elmas ölçü biriminde ağırlığına göre 24 kırat ediyordu. Sonradan içine başka maddeler karıştırıldıkça içindeki altın miktarına bağlı olarak kırat ölçüsü düşürüldü.

Altın beyaz, kırmızı, sarı gibi çeşitli renklerde beğenimize sunulur. Altın, bakır ile karıştırılmışsa ‘kırmızı altın’, gümüş ile karıştırılmışa ‘sarı altın’, nikel veya platin gibi metaller içeriyorsa ‘beyaz altın’ adı verilir.


Genel Bilgi by

Finansal Terim

(A Type Mutual Fund/Investment Trust)

Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبکش] saka, su çeken. 2.kevgir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open binding. public / official auction. open bidding. open sale. tender. adjudication. public auction. roup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aç komak, açlığa düşürmek. 2. Açlık vermek, iştiha açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel hungry. to starve sb. to deprive sb of food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to turn rancid. to embitter. sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acıya dönük, acıca, acımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Başkası vasıtasıyle açmak, açmağa sevk ve icbar etmek: Kapıyı açtırdım, (bk.) açık. 2. Bir daha işlenmemiş ham araziyi sürmek. Ağız açtırmak: Söylemeye mecbur etmek. Göz açtırmamak: Pek sıkı tutup bir şeye müsaade etmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have opened. to cause to open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth opened. to let open. to let be opened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Şaşkınlığa düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg smb. off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Keyif elmak makmadıyle afyon yutan kimse.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Zarkanatlılardan bir böcek. Kurtçukları daha çok gül fidanlarında yaşar (Hylotoma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to coagulate. to make semi-solid syrup or confection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravation. stultification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ağır etmek, ağırlığını arttırmak. 2. Ehemmiyet ve vahametini arttırmak. 3. Güçleştirmek, daha zor etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make heavier. to make slower. to slow down. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anodyne. painkiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic. anodyne. pain killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنکش] miknatıs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to bring in accord / agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make one foolish / stupid. to make one act like an idiot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plasticizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yankılamak, yankılanmak (yalnız ses için). 2. Yansılamak (ışık). 3. Ulaştırmak, duyurmak (meseleyi, haberi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mirror. to reflect. to echo. to mirror. to transmit. to convey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reflect. to echo. to transmit to. mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to capitalize. carry asset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field survey. area study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alıştırmak işi. 2. Herhangi bir işe iyice alışmak için yapılan veya yaptırılan çalışma, temrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill. exercise. lapping. practice. shakedown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ülfet ettirmek, Adet ettirmek: Doğru adamı yalana alıştı ramazsı n . 2. Öğretmek, tâlim etmek: Herkesi biniciliğe alıştırmalı. 3. Vahşeti yok edip evcilleştirmek, ünsiyet peyda ettirmek : Dağda tutulan yabanî hayvanı da alıştırmak mümkündür. 4. İmtizaç ettirmek, kolay işleyecek hale getirmek: Anahtarı kilide alıştırmak. 5. (Sıcak suyu) Mülâyim ve ılık etmek. (Bu beşinci mânâda kelimenin aslı: «ılıştırmak» olsa gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regrind. accustom. familiarize. addict. adjust. condition. break in. train. accommodate. attune. conform. dovetail. enure. exercise. habituate. harden. inure. school. season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustom. attune. condition. drill. familiarize. readjust. season. to accustom. to habituate. to acclimatize. to familiarize. to inure sb to. to train. to tame. to break in. to run sth in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to train. to allow sb to become addicted to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insinuate. to hint. to imply. to allude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay phone. pay telephone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vasıtayla anlatmak, birine bir başkasının aracılığı ile bir şeyi malûm ettirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). raşitizme karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıracaotları familyası (aslanağzı, kurt ağzı v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Hayvanı) çok yormak, artık yürümeye mecali olmayacak dereceye getirmek. 2. Yıldırmak, horonlatmak. 3. (Gemiyi) iki ucundan demirleyip veya bağlayıp sağlam kasmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stultify. stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Çizgi ve satıhların kendi aralarında veya birbirleriyle kesişmesinden doğan çizgi veya nokta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

searching. student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquiring. searching. researcher. investigator. explorer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. investigator. explorer. inquiring. searching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a researcher. research.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Araştırmak işi, taharri, tetebbu, tefehhus: Araştırma yapmak, araştırmalarda bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

research. exploratory. explorative. inquisitional. inquisitorial. investigative. inquiries. research. exploration. search. study. review. inquiry. ascertainment. checkback. checkover. checkup. discourse. disquisition. investigation. probe. pursuit. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exploration. inquiry. investigation. probe. research. scrutiny. search.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

research. investigation. study. hunting. inquiries. inquiry. inquisition. paper. probe. quest. rummage. scrutiny. switching. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

research assistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inquisitive. investigative. researcher. explorer. investigator. surveyor. analyst. searcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. research worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. research man. research worker. student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Teftiş ve taharri etmek. Ağır araştırmak = Dolayısiyle sorup söyletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search. investigate. research into. explore. seek. analyse. analyze. study. dig up. fish. cast about. cast around. check up. dig. drag up. dredge for. dredge up. ferret. ferret about. fish around. forage. go into. hunt after. hunt out. hunt up. inqui.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascertain. explore. hunt. inquire. investigate. probe. prospect. research. search. seek. sift. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to search thoroughly. to explore. to investigate. to research. to make a study. to do a research on. ascertain. costean. delve. ferret. fish. hunt. inquire. probe. quest. scout. seek. smell about. try.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Talep veya teftiş ve tecessüs ettirmek. 2. Selefinden beter olup onu arzu ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Artırma işine mevzu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be increased. to be saved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Yeni kelime) (i.), idareli harcayarak bir kısmını artırma işi, tasarruf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy. saving tasarruf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saving. economy. raise. increase in income.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir satış usulü. Alıcılar arasındaki yarışmaya dayanır. Artırmalarda mal en yüksek fiatı sürenin üzerinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

augmentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increasing. saving. economizing. auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increment. saving. economizing. auction billing. augmentation. enhancement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Artmasını sağlamak. 2. Daha yüksek fiyat öne sürmek. 3. Biriktirerek çoğaltmak. 4. Bir davranışta ileri gitmek: Sen işi artırdın artık. (bk.) arttırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. augment. add. upgrade. raise. bid up. economize. save. aggrandize. amplify. boom. boost. build up. bump up. compound. deepen. eke out. enhance. escalate. exalt. fade up. gain. heighten. improve. outbid. overbid. put on. scale up. screw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

augment. boost. compound. develop. heighten. increase. redound. save. to increase. to raise. to augment. to enhance. to boost. to bump sth up. to step sth up. to put away. to economize. to save.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. to increase. to add to. to save. to raise the bid at an auction. to overbid. augment. deepen. heighten. multiply. raise. run up. swell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tezyid edilmek, müzayedede yükseltilmek. 2. Tasarrufla biriktirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Artırmak şeklinde de yazılabilir) (f.). 1. Çoğaltmak, tezyid ve teksir etmek: Yürük hayvan yemini arttırır. 2. Müzayede fiyatı yükseltmek, ziyade vermek. 3. Hadden ziyade etmek, haddi aşırmak. 4. Tasarrufla biriktirmek: Para arttırıyor. 5. Saygı göstererek ikram etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok isteyen, can ve gönülden isteyen: Ben, onun Arzûkeşi değilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

militarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s), hareket halinde, harekette; (s). yataktan kalkmış, etrafta dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yüksek bir yere iliştirip sarkıtmak, tâlik ettirmek: Ben esvabımı çiviye astırmam. 2. Asmakla idam ettirmek, salb ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آسوده خاطر] gönlü rahat, huzurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckeye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse chesnut. horse chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hindkestanesi): Atkestanegiller familyasından; süs olarak yetiştirilen iri bir gölge ağacıdır. Nisan-Temmuz aylarında çiçek açar. Meyveleri kestaneye benzer. İçinde nişasta, saponin ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Kabuklarından yapılan ilaçlar ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Tohumları ise romatizma ve mafsal ağrılarını giderir. Varis flebit ve basur memelerinin tedavisinde ve deri çatlaklarını gidermekte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armistice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armistice. truce. cease-fire. armistice mütareke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cease-fire. armistice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ıtr» dan if.) (mü.Atıra). Güzel kokulu, güzel kokusu olan: Ezhâr-ı Atıra = Güzel kokulu çiçekler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ATIŞDIRMAK. 1. Sövüp saymak, birinin kabahatlerini sayarak suçlamak ve serzeniş etmek. 2. Acele ile yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bolt down. to gobble. to drizzle. to mizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gobble. to begin to rain or snow slowly. spit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden iri bir gölge ağacı ve bunun kestaneye benzeyen yemişi. Atkestanesi, atkestaneslgiller familyasındandır. Hint kestanesi de denir (Aesculus hippocastanum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden bir bitki familyası örneği atkestane‘ si ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f) süslu veya gösterişli elbise , esvap, kıyafet, kisve; (f). giydirmek, donatmak attirement (i). giyim kuşam, esvap; tezyinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb thrown / expelled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Ayna kırılmasının uğursuzluk getireceğine olan inanış, en eski batıl inançlardan biridir. Kökeni ilk aynanın yapılışından yüzyıllar öncesine, hatta ilk çağ insanına kadar gider. Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

İlk aynaların kullanılışı eski Mısır devirlerine rastlar. Bunlar pirinç, bronz, gümüş hatta altın gibi metallerden yapılmış ve çok iyi parlatılmış yüzeylerdi ve de tabii ki kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Sonraları buna vampirlerin ruhları olmadığından bu parlak yüzeylerde görüntülerinin de yansımadığı inancı ilave edildi.

Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.

Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar Romalılar hayatın her yedi senede bir kendini yenilediğine İnanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, Venedik şehrinde, arkası gümüş kaplı, çok kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti. İnanç biraz da ekonomik boyut kazanmıştı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.

Bu inançla beraber geliştirilen bazı önlemler de oldu tabii. Örneğin: aynanın kırılan parçaları toplanır ve güneye doğru akan bir ırmakta yıkanırsa veya toprağa gömülürse kötü şans yok edilmiş olur. Ancak kırılan parçaları alıp evden çıkarken içlerine bakmamak gerekir. Yatak odalarındaki aynaların üzerleri kullanılmadığı zamanlarda örtülmelidir ki ruh içinde kalmasın. Ölen bir insanın evindeki aynaların da üzerleri örtülmelidir ki ruh gökyüzüne doğru olan yolculuğunda bir engelle karşılaşmasın.

17. yüzyılın ortalarında İngiltere ve Fransa’da ucuz maliyetli aynalar üretilmeye başlanıldı ama batıl inanç o kadar yerleşmişti ki, günümüzün modern dünyasında bile hala devam ediyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

Biyolojik bozulma yaratan, bakteriler ve mantarlar gibi ayrıştırıcı organizmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decomposition. extrication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decomposition. degradation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(yeni kelime) (f. kimya). Birleşik olan bir şeyi unsurlarına ayırmak, tahallül ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. dissociate. distil. distill. extricate. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decompose. resolve. to decompose. to resolve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parse. to decompose. to analyze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Başı dinç, gönlü hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atık oluşturmadan kaçınma, buna karşılık kaynaklardan gerçekleştirilen üretimin niceliğini ve niteliğini arttırma çalışmalarını içeren koruma önlemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tedricen şiddetlendirmek: Kavgayı azıştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb to resolve firmly (to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kırılmış, hatırı kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap içen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده کش] şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adapter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. accommodate. correlate. ensure harmony. associate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodate. to harmonize. to reconcile. to accommodate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to reconcile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Baktırmak, bakmaya sevk, mecbur veya müsaade etmek: HSrem tarafına açıldığı için o pencereden baktırmazlar. 2. Hizmet ettirmek, iyi idare ettirmek: Bu ata iyi baktırmalı. 3. Hekime göstermek: Siz kendinize baktırın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb look at sth. take care of sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanadı kırık.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam suresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin ‘fosfor’ olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini ‘fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz’ diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarını arttırdığı saptanmamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâr = yük, keşîden = çekmek). 1. Yük çekici, yük kaldıran, ağır şeyler taşıyan. 2. mec. Sabırlı, tahammüllü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barışdıran, iki hasım arasında sulh ettiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müsalâha ettirme, arabulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conciliation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Müsalâha ettirmek, arabuluculuk etmek, uzlaştırmak, mec. Renk vesaireyi uygunlaştırmak, uydurmak, imtizaç ettirmek, uyuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. conciliate. pacify. reunite. make peace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconcile. to reconcile. to conciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reconcile. to make peace among. to effect a reconciliation. conciliate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplify. to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphose. transmogrify. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Baskı altına konmak, ezdirilmek: Asma yaprakları fıçı içine bastırılır. 2. Tabettirilmek: Bu kitap ilk defa olarak bastırılıyor. 3. Söndürmek: Yangın bastırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be printed. to be raided. to be suppressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Bastırmak işi. (bk.) bastırmak. 2. Pastırma, tuz ve çemenle bastırılıp iste veya güneşte kurutulmuş et: Kayseri bastırması. mec. Bastırmasını çıkarmak = Çok döğmek. Şimdi «pastırma» denmektedir, (bk.) Pastırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeasement. compression. depression. repression. stranglehold. suppression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damping. pressing. pressure. suppresion. depression. weighing. restraining. banking. overtake. blanketing. extinquishing. extinction. outbalancing. squashing. overwhelming. quenching. damper. action. compression. attenuation. choking. inducing. tamping. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vasıtayla basmak, ezdirmek: Bu toprağı ayakla bastırmalı. 2. Vasıtayla basmak, tab’etmek, söndürmek: Yangını bastırdılar. 4. Galebe çalmak, geçmek, üstünlük göstermek, tefevvuk etmek: Hilekârlıkta arkadaşlarını bastırdı. 5. Örtbas etmek, saklamak: Onun kabahatlarını bastırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depress. push down. compress. weigh down. weigh. allay. alleviate. appease. assuage. bear against. beat down. bottle up. burke. choke. crucify. drown. extinguish. flow. gulp. gulp down. hold down. keep down. keep in. keep under. outtalk. overbear. po.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compress. contain. dampen. depress. jam. overtake. overwhelm. print. push. quash. quell. ram. relieve. repress. squash. squelch. stay. stifle. to have printed. to make sb print. to subdue. to repress. to stifle. to contain. to put sth down. to suppress. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth printed. to let sb stand on to force down. to come all at once. to damp. to press. to supress. to depress. to weight. to restrain. to choke. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to westernize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savaşlarda cesareti ve kuvveti ile üstünlük kazanan kimse, yiğit, bağatur, bahadır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit, kahraman, bahadır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Batır).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Batır).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sokulmak, idhal edilmek: Suya, çamura batırıldı. 2. Girdirilmek, delmek ve geçirilmek: Şırınganın iğnesi derinin altına batırılmalıdır. 3. Garkedilmek: Düşmanın üç gemisi batırıldı. 4. Mahv ve kaybedilmek: O kadar servet kısa zamanda nasıl batırıldı? 5. iflâsa sevk ve mecbur edilmek: O banka, böyle muamelelerle batırıldı. 6. Mağlûbiyete uğratılıp mahvedilmek: Kumandanın dirayetsizliğiyle bir alay asker batırıldı. 7. Büyük ve tam zarar ziyana uğratılmak: O adam, ortakları tarafından batırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immersion. prick. sinking. submerging. sticking. thrusting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dipping. plunging. sinking. pricking. sticking into. losing. running down. defaming. causing the ruin of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sokmak, bir şeyin içine indirmek, daldırmak: Suya, çamura, yere batırmak. 2. Girdirmek, delmek ve geçirmek; iğne, şiş batırmak. 3. Garketmek, mustağrak etmek: Kaptan gemiyi batırdı. 4. Mahvetmek, kaybetmek: Malını, servetini batırdı. 5. İflâsına sebep olmak, iflâs ettirmek: Bu muameleler bankayı batıracaktır. 6. Bozguna uğratıp mahvetmek: Tedbirsizliğiyle bir alayı batırdı. 7. Mahvetmek, çok zarar ve ziyana uğratmak: O adamı oğulları batıracaklardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dip. sink. submerge. to sink. to founder. to submerge. to dip. to dunk. to immerse. to stick. to thrust. to dig sth into. to plung into. to scupper. to scuttle. to disparage. to dirty. to ruin. to spoil. to bankrupt iflas ettirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sink. to plunge. to dip. to soil. to prick. to stick into. to lose. to run down. to defame. to cause the ruin of. decry. founder. ruin. steep. submerge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar fraction. common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to improve. to build up. to provide public services for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Rights Issues)

Şirketlerin sermaye artırımı karşılığında çıkardıkları hisse senetlerini nominal değerinden veya daha yüksek bir fiyattan satmak suretiyle gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına denir. Söz konusu hisse senetleri ortaklara satılabileceği gibi (rüchan hakkının kullandırılması), ortaklar dışındaki yatırımcılara da satılabilir. (rüchan haklarının kısıtlanması). Bedelli sermaye artırımına katılım bedeli belli bir süre ile sınırlıdır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Bonus Issues)

Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır. Bedelsiz hisse senedi alma hakkı bir süre ile sınırlandırılamaz.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Beklettirmek, gecikmekle, başkalarını beklemeye mecbur etmek, intizarda koymak: Affedersiniz, beklettirdim!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. belâ = mihnet, Fars. keşiden = çekmek). Mihnet ve meşakkat çeken, mihnetkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. to make clear. to crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. set off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquit. exonerate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. harekete geçirmek, yerinden oynatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıtayla biçmek, kestirmek, yardırmak, ortasından ayırtmak: Tahta biçtirmek. 2. (Terziye esvab) yaptırmak, ölçü aldırıp kestirmek: Bir kat elbise biçtireceğim. Çocuğun elbisesini biçtin mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıtayla biçmek, kestirmek, yardırmak, ortasından ayırtmak: Tahta biçtirmek. 2. (Terziye esvab) yaptırmak, ölçü aldırıp kestirmek: Bir kat elbise biçtireceğim. Çocuğun elbisesini biçtin mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irksome. tiring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. irksome. prosy. tiresome. troublesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tedium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloyingness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Usandırmak, bezdirmek, öğretmenin usulsüzlüğü talebeyi dersten bıktırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irk. pall. satiate. to sicken. to weary. to tire out. to plague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to annoy. to disgust. to bore. irk. sate. tire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Birleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالاشتراک] katılarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Billûr haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggregate. cluster. raise. rally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assemble. combine. congregate. gather. gather together. to heap together. pool. put together. rake up. string together. tack together. tag together. throw together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Evlerinde köpek bulunduranlar, köpelkerinin yaşlarını insan yaşlarıyla karşılaştırabilmek için, her köpek yaşının yedi insan yaşına eşit olduğunu varsayarlar. Peki bu doğru mudur?

Tam olarak değil...

Bu konuda üretilen çeşitli formüller var ama en basit ve akla yatkın olanı şu:

Köpeğin birinci yaşı= 21 insan yaşı

Köpeğin sonraki her yaşı:4 insan yaşı

Buna göre 7 yaşında bir köpeğiniz varsa insan ömrüne göre;

21+(6*4)=45 yaşındadır.

Bu hesaba devam edersek 10 yaşındaki bir köpeğin yaşı, insanın 57 yaşına eştir. 15 yaşındaki bir köpek ise 77 yaşındaki bir insanla aynı yaştadır.

Bu hesap şekli akla uygundur. Bir köpek yaşı yedi insan yaşına eşittir düşüncesi seksüel olgunluğa erişmiş bir yaşındaki köpekle 7 yaşındaki bir çocuk arasında farkı düşününce anlamsız kalıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Terk ettirmek, terk etmeye sevk ve icbar etmek: O evi bırakmak istemedim ama bıraktırdılar. 2. Attırmak, ilka ettirmek: Bu mektubu postaya bıraktınız. 3. Boşatmak, karısından ayırmak: Kendisi karısından memnundu ama annesi bıraktırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb leave sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Toplanmak: Maaşla para biriktirilmek zordur, kırk senede biriktirilen kitaplar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation. saving. collection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation. build up. saving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Toplamak, yığmak, tahşit etmek: İdare ile hayli para biriktirmişti, evine bir takım tenbeller biriktirmiş, hududa asker biriktiriyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collect. save. accumulate. amass. gather. keep back. lay aside. lay by. put aside. put away. put by. roll up. salt. set apart. set by. setaside. treasure up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulate. amass. collect. hoard. store. to save. to put sth aside. to accumulate. to collect. to gather. to amass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulate. to gather. to assemble. to save up. amass. to lay by. collect. hive. hoard. hoard up. lay aside. lay in. lay up. save. set by. store. store up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uniting. connective. splicer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being united. consolidating. amalgamation. connection. combination. compounding. union. combining. assembling. connecting. unification. coordination. synthesis. synthetic. grouping. merger. uniting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere getirilip bir haline konulmak, tevhit edilmek: İki arsanın parselleri birleştirilerek bir arsa haline getirildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combining. assembling. joining. affiliation. aggregation. combination. fusion. incorporation. integration. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination. consolidation. incorporation. union. joining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembling. combination. concatenation. consolidation. fusion. joinder. match merging. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere getirip bir etmek, birleştirmek: İki dükkânı birleştirip büyük bir dükkân haline kodu. 2. Uyuşturmak, muvafakat ettirmek: İki köy ahalisini birleştirip yolu yaptırdı. 2. (fizik) İki veya daha çok vektörün, paralelkenar kaidesine uygun şekilde geometrik toplamını almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consubstantiate. unite. join. combine. consolidate. assemble. put together. stick together. aggregate. ally. amalgamate. associate. colligate. compound. confederate. congregate. conjoin. connect. couple. dovetail. federate. fuze. incorporate. inoscul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. associate. bind. bond. cement. close. combine. compose. compound. confederate. connect. consolidate. couple. incorporate. join. link. merge. pool. reunite. unify. unite. to unite. to bind. to join. to bond. to couple. to combi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

join. merge. combine. defragment. to unite. to put together. to combine. to assemble. to joint. to tie. to interlace. to weld. to compound. to incorporate. to connect. to compose. to mix. to unify. to consolidate. to hook up. to integrate. to interweave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completion. finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sona erdirilmek, tamamına erdirilmek: Başlanılan mektep daha bitirilemedi. 2. Mahv ve helâk edilmek: O memleket kıtlıktan bitirildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be completed. to be finished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitirme, tamamlamak. 2. Son Ahır, encâm, pâyân. 3. Müthiş, anasının gözü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smashing. crack. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamlama, götürü, kesme, maktû, mezun olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completion. finishing. ending. graduation. closure. consumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. termination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completion. graduation. conclusion. finishing. finishing off. perfection. termination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sona erdirmek, tamamlamak, ikmal ve itmam etmek: Ben işimi bitirdim. 2. Mahv ve helâk etmek, yok etmek, kuvvet bırakmamak: Bu sıtma beni bitiriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı büttirmek). Tohumun filizlenip topraktan dışarı çıkmasına sebep olmak, yeşertmek. Bu yağmur ekilen tohumları çabuk bitirecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finish. leave off. complete. bring to an end. end. terminate. graduate. run out. sign off. call it off. break up. carry through. cease. clean up. clear off. close. bring to completion. conclude. consume. deplete. drink. make an end of. put an end to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. complete. conclude. deplete. end. exhaust. finish. heal. scotch. spend. terminate. transact. to finish. to end. to conclude. to break sth up. to break sth off. to get through. to consume. to use up. to complete. to accomplish. to exhaust. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quit. end. to finish. to complete. to accomplish. to terminate. to exhaust. to destroy. arrange. carry through. clean up. close. conclude. consume. deplete. determine. devour. eat. to make an end of. finalize. fulfil. get through. pack in. perfect. sap. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaştırılmak: Şu iki masa bitiştirilirse bir uzun sofra olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dokunacak surette yaklaştırmak, yanaştırmak, ittisal ettirmek: Şu İki masayı bitiştirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concatenate. to juxtapose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif, iştirâk = ortaklık). Ortaklıkla, ortaklaşa, ortaklık ederek, birleşerek: Ortaklar bi’l-iştirâk bir fabrika açtılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir boğazı savunmak için sahile yapılan hisar. İstanbul Boğazı üzerindeki Rumelihasarı’nın asıl adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagantly promises.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to loosen. to make plentiful. to provide liberally. widen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uzatmak, boylandırmak. 2. Boy boy ayırarak düzenlemek.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Özellikle kağıt para devrinden önce, alışverişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı.

O devirlerde tüccarlar, parayı tartıyorlar ve ağırlığı eksikse kabul etmiyorlardı. Tabii, para da elinizde kalıyordu. Antik para kataloglarında dikkat ederseniz, paraların büyük bir kısmının tam yuvarlak olmadığını görürsünüz.

Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu.

Bu adet günümüze kadar devam etti. Artık içinde değerli bir maden bulunmamasına rağmen, bozuk paralarımızın kenarlarında ya tırtıl ya da bir yazı vardır.

Günümüzde madeni paralar ‘bozukluk’ veya ‘ufaklık’ adı altında sadece küsuratları ödemede kullanılıyor. Bozuk paralar da para olma niteliklerini kanundan almalarına rağmen, kullanılmalarında bazı sınırlamalar vardır.

Gerek kağıt, gerekse madeni para olsun, her ikisiyle de yapılan ödemeleri kabul etmemek mümkün değildir. Buna ‘Kanuni Tedavül Mecburiyeti’ denilir ki, kağıt paralarda bu mecburiyet sınırsızdır. Ödenen miktar ne kadar büyük olursa olsun, bunu karşı taraf kabul etmek mecburiyetindedir.

Madeni paraların ise mecburiyeti sınırlıdır. En çok üzerlerinde yazan değerin 50 katını tamamen bozuk para ile ödeyebilirsiniz. Örneğin 50 bin liralıklarla, 2,5 milyona kadar ödemelerinizi yapabilirsiniz ama daha fazlasını da bozuk para ile ödeme isteğinizi karşı taraf kabul etmeyebilir.

Kağıt paraların Merkez Bankası tarafından basıldığı bilinir de, madeni paraları Maliye Bakanlığı’nın çıkardığı pek bilinmez. Madeni paraların toplam para stoku içindeki oranı da yaklaşık yüzde l civarındadır.

Hiç dikkat ettiniz mi? İnsan yüzleri kağıt paralarda önden, madeni paralarda ise yandandır. Madeni paralarda yer çok küçük olduğundan, kabartma tekniği ile bir yüzün tam detayını vermek mümkün olamamaktadır. Yandan bir profil kişiyi daha iyi tanınır kılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaporization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to vaporize. evaporate. vapo u rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blur. fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmission. blurring. contamination. implication. infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contamination. infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bulaşmasına sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infect. contaminate. transmit. involve. daub. dirty. smear. taint. bedabble. bedaub. besmear. blur. communicate. corrupt. drag. embroil. entangle. imbrue. implicate. inweave. propagate. slush. smudge. splodge. splotch. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. contaminate. implicate. involve. smear. smudge. transmit. to smear. to smudge. to blur. to infect. to spread. to transmit. to communicate. to involve. to embroil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smear. to infect. to spread. bedaub. besmear. communicate. contaminate. defile. embroil. implicate. propagate. smirch. splotch. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şapır şupur öpüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Süratlendirmek, çabukluk vermek. Osm. tesrî etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerate. expedite. quicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to modernize. contemporize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). içki içmek, işret etmek, içip keyif yapmak: Oturmuş çakıştırıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drink. to booze. to sow enmity between (two people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealthily. on the sly. on the quiet. surreptitiously. secretly gizlice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kakdırmak, mıhlatmak, sokmak: Buraya bir çivi çaktırmalı, kazık çaktırmak. 2. mec. İçirmek, işret ettirmek: Kendisini çok çaktırmışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail. to let be noticed. to fail. to pluck. to pip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have hammered down. to let people take cognizance of sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be run. to be employed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çalıştırmak işi: Çocuk fizikten pek zayıf, çalıştırmadan olmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment. manipulation. startup. operating. running. training. start-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actuation. crank. starting. operation. running / operating of a machine. tutoring. employment. driving. running. manipulation. priming. startup. operating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Emek verdirmek, çabalatmak: Bu işe ne kendisi çalışıyor ve ne de bizi çalıştırıyor. 2. İşletmek, iş vermek, işte kullanmak, görevlendirmek: Her gün on, on beş işçi çalıştırıyor. 3. Okutmak, tahsil ettirmek, tahsil ile uğraştırmak: Yazın sıcak aylarında çocukları çaIıştırmak sıhhatlerine zarar vericidir; oğlunu Almanca’ya çalıştırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make smth. work. set to work. actuate. operate. run. power. start up. start. employ. have smb. on the payroll. drive. drill. exercise. make things hum. put on. switch on. task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. coach. employ. engage. groom. operate. recruit. start. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

run. to operate. to run. to use. to employ. to tutor. actuate. start running. start up. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vuruşturmak, tokuşturmak: Kapının kanatlarını çarpıştırmak. 2. Tutuşturmak, vuruşturmak, savaştırmak, müsademe ettirmek: İki adamı çarpıştırıp kendisi seyirci kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make collide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurdurmak, çarpmasına sebep olmak: Rüzgâr pencerenin kanadını hızla duvara çarptırdı. 2. Çaldırmak, gasbettirmek: Eşyayı açıkta bırakıp çarptırdınız. 3. Eğriltmek, çarpık yapmak: İnme ağzını çarptırmış. 4. Oynamak, re ecana getirmek: Ansızın işittiğim bir ses yüreğimi çarptırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. crash. hit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lose sth to a pickpocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süpürücü. Eskiden Mekke’de KAbe’yi, Medine’de Peygamber’in türbesini süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe sayılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Çatallandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). 1. Kereste, diş ve kemik gibi gevrek şeylerin gürültüsünü taklit edip mükerrer kullanılır: Bina çatır çatır yıkıldı, yılan, hayvanı sıkıp kemiklerini çatır çatır kırdı. 2. Art arda kullanılınca sökercesine mânâsına gelir: Paramı çatır çatır almasını bilirim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a crackling and snapping noise. by force. like it or not.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackling. chattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gevrek bir şey çatır çatır etmek: Hiddetinden dişleri çatırdıyordu, tahtalar çatırdıyarak yıkılıyor veya yanıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make a crackling noise. crackle. creak. clack. clash. crack. crepitate. scrunch. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle. to creak. to chatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çatır çatır ettirmek, gevrek bir şeyi ses çıkaracak surette sıkmak, yıkmak veya yakmak: Dişlerini çatırdattı, yangın tahtaları çatırdatıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gevrek bir şeyin düşerken, kırılırken, yanarken veya sıkıştırıldığı vakit çıkardığı ses ve ettiği gürültü: Dişlerin, tahtaların, ağaçların veya kemiklerin çatırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a crackling. snapping noise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uç uca kavuşturmak, iliştirmek, birbirine bağlamak, birleştirmek. 2. Tokuşturmak, çarpıştırmak, müsademe ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vuruşturmak, müsademe ettirmek: Arabayı duvara çattırdı. 2. (gemiyi) Diğer bir gemiye çarptırıp batırmak: Kaptan gemisini çattırmış. 3. Keresteyi veya bir şeyin parçalarını birbirine bağlayıp kurmak: Üst katın direklerini çattırdılar.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Harici CD/MiniDisc otomatik değiştiricilerin kontrol edilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. cefa, F. keşiden = çekmek). Çevir ve cefa çeken, ezâ ve cefaya düçar olan: Aşık-ı cefakeş = Cefa çeken Aşık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاکش] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aleyhinde bulunma, Osm. fasi, gıybet ve mezemmet tarzı: Onu bir çekiştiriş çekiştirdi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aleyhinde bulunma, Osm. fasi ve gıybet, mezemmet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fenalığını söylemek, Osm. fasi ve gıybet etmek: Adam çekiştirme pek kötü bir huydur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbite. pull. to pull at both ends. to run down. to backbite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to criticize maliciously. to run down. to backbite. to pull sth at both ends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kürekle yürüyen, aynı zamanda yelkeni de yardımcı olarak kullanan bir Osmanlı harp gemisi çeşidi. Çektirilerin 19 çeşidi vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çekdirmek işi. (bk.) çektirmek. 2. Kürekle yürütülür bir direkli odun vs. kayığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galley. puller. impregnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

galley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Naklettirmek, taşıtmak: Bu taşları öteye çektirmeli. 2. Sürükletmek, çekerek yürütmek, arabayı iki ata çektirmeli. 3. Çıkartmak, çekerek söktürmek: Bir çürük diş çektireceğim. 4. Kürek oynatmak, kürekle yürütmek, kürek çektirmek. 5. Tahammül ettirmek, yüklemek, eziyet etmek: Bu hastalık bana çok çektirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause to draw. serve. subject. torture. grind. grind down. grind out. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth towed. to cause sb to suffer. shrink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Kırık cemi, kırık çokluk. Arapça’da c. yapılacağı zaman müfredinln şekli bozularak yapılan cemi: İlm, ulûm gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [چراکسه] çerkesler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya 9 voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsanız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgalan, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralından gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmalarını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya dokuz voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsınız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgaları, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralınden gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kafkas kavimlerinden biri ve bu kavme mensup olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Çerkesler’in tarz ve usulünde veya dillerinde: Çerkesçe hora tepmek, Çerkesçe ata binmek, Çerkesçe söylemek. Çerkesler’in tarz ve usûlüne uygun. Çerkeş dili: Kafkas dillerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çetin hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çift etmek, bir tekin eşini bulup çift yapmak. Araba atlarını çlftleştiremedim. 2. Hayvanları biribirine eş yapmak: Bu köpeği çiftleştlrip yavrularını almalı. Koyunları hangi ayda çiftleştirirler?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a pair. to mate. breed. propagate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsal, iblâğ etmek: Para çıkıştıramadım. 2. Çaresini bulmak, tedarik etmek, istihsâl eylemek: yol parasını çıkıştıramadı. 3. Sona erdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çile çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-suffering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suffering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چله کش] çile çeken, acı çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sadece Çinlilerin değil Japonların, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların hatta Eskimoların bile gözleri çekiktir. Aslında ‘çekik gözlü’ olmak tanımı kesinlikle yanlıştır. Göz yapısı dünyada bütün insanlarda aynıdır.

Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne doğru daha fazla inmiştir ve bu durum gözün sanki daha darmış gibi görünmesine sebep olur.

Peki bu, niçin böyledir? Bir teoriye göre göz kapağının üzerinde katlı olarak duran bu ikinci kıvrımı, bu insanların gözlerini yoğun olan kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için, bir nevi kar gözlüğü gibi gelişmiştir.

Her ne kadar yukarıda belirtilen bölgelerin bazılarında kar hiç yağmıyorsa bile bilim insanları bugün çekik gözlü diye nitelendirdiğimiz insanların atalarının son buzul çağında Sibirya’dan, yani Asya’nın kar ve buzla kaplı en soğuk bölgesinden güneye, bugün yaşadıkları yerlere göç ettiklerine inanıyorlar.

Bu kadar soğuk iklimde yaşayanların vücutlarının iklime uyum sağlamaktan başka çareleri yoktu. Sadece gözler değil, burun da rüzgara en az maruz kalacak şekilde küçülmüş, burun delikleri, solunan hava ciğerlere gidene kadar ısınsın diye daralmıştır. Ciltleri de bu nedenle yağlıdır.

Göz kapakları da daha yağlı olduğundan, daha sarkık durur ve bu oluşum gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani ‘çekik gözlü’ değil ‘düşük göz kapaklı’ tanımını kullanmak daha doğrudur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Çirkin etmek, çirkin göstermek, çirkinlik vermek: Pek çirkin değildir; lâkin o kıyafet kendisini çirkinleştiriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blemish. deface. to make ugly. to disfigure. to blemish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deform. disfigure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile ve dikkatsiz yazılmış yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. ince değnekle hafifçe vurmak. 2. Kâğıda vurur gibi çabuk çabuk ve dikkatsiz yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yavaş vurdurmak. 2. Kenarından biraz kestirmek. 3. Temiz su ile yıkatmak, bir sudan geçirtmek, kasarlatmak. 4. Boyaya batırılmış iple çizdirmek, nişan yaptırmak, çırpı vurdurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıtırdama, çıtırtı, (bk.) Çıtırdamak, çıtırtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çocukların kolaylıkla ve tatlı tatlı konuşmasını ifade eder. 2. Çıtı pıtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıtır çıtır ses çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıtırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackle. crackling. click.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Baştan savma, üstünkörü bir şekilde yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rasgele yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin. trashcan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage can. dustbin. refuse bin. street tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Eskiden mahalle mektebine giden çocukların alfabelerini ve Kur’an cüzlerini koydukları, boyna asılan, kumaştan yapılma kese.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

D-Aralık Geliştirici işlevi, yüksek kontrastlı çekim koşullarının etkilerine karşı görüntünün pozlama ve kontrastını ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâmen = etek, keşîden = çekmek). Eteğini çeken, eteklerini toplayan, bir işe karışmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ortaçağ islâm devletlerinde resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha dar etmek: Yapılan binalar bahçeyi darlaştırdı 2. Darlık ve sıkıntıyı arttırmak: Ticaretteki durgunluk geçimim! bir kat daha darlaştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to constrict. to make sth narrow. to cut down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. dafter). Defterler. (bk.) Defter.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دفاتير] defterler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alterative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

converter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be changed. to be exchanged. to be converted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide portenin başında yazılan diyez ve bemoller: Değiştirme işaretleri yahut portenin donanımına aykırı olarak nota içinde diyez, bemol veya bekar kullanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. exchange. replacement. alteration. conversion. shift. switch. interchange. commutation. disguise. leavening. modification. re-formation. recast. reformation. trans-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. amendment. change. conversion. exchange. modification. shift. swap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. shift. switching. change. distortion. conversion. shifting. alternation. change-over. modulation. variation. permutation. replacement. modification. inversion. substitution. denaturalization. transformation. change over. changing. commutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi verip yerine diğer bir şeyi almak, değiştirmek: Atları, arabayı değiştirdim. 2. Bir şeyi bırakıp yenisini kullanmak, yeniletmek: Odanın bütün mobilyasını değiştireceğim. Bugün çamaşır değiştirmeli. 3. Başkalatmak, Osm. tagyîr etmek: Tabiatını büsbütün değiştirmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. exchange. convert. alter. vary. shift. switch. swop. swap. replace. alternate. commute. disguise. diversify. doctor. falsify. garble. interchange. intersperse. juggle with. metamorphose. modify. recast. switch to. transmute. unmake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alter. cast. change. convert. distort. doctor. falsify. modify. qualify. shift. swap. switch. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alter. change. modify. substitute. to change. to exchange sth for sth else. to modify. to amend. to alter. to shift. to convert. to replace. to vary. to substitute for. to alternate. to denaturize. to turn. to transform. to distort. to variate. to modulat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Değişmek işini yaptırmak: Onlara yerlerini değiştirttim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth changed or exchanged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Nefes, soluk çeken. 2. Ney, kaval gibi çalgıları devamlı üfleyen). 3. Bâzı kuşların, bülbül gibi, uzun uzun öteni. 4. Devamlı öten cins güvercin. 5. Şarap içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kafadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakit, zaman, müddet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derisi dikenlilerden kestaneye benzeyen bir yumuşakça (echinus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki veya daha fazla şeyleri birbirine denk getirmek. 2. Gereken miktarı sağlamak: Parayı denkleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancel. counterbalance. offset. to balance. to make equal. to manage to find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to equalize. to balance. to make equal. to provide enough. to compensate. to govern. to counter-balance. to poise. to strike. to normalize. counterbalance. equate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldatmak, oynatmak, harekete getirmek, (bk.) Tepreştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hatırda.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در خاطر] hatırlama. 2.hatırda tutma. derhâtır ettirmek hatırlatmak, akla getirmek. derhâtır eylemek hatırlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1; Dahe derin hale getirmek. 2. Derinliğine incelemek. Osm. tâmîk etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deepen. to investigate the details of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok içki içen. (bk.) Deryâ-nûş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. destûr). Düsturlar. (bk.) Düstur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. El çeken, kör bir kimseyi elinden tutup gezdiren. 2. El uzatan, dilenci. 3. Bir işten vazgeçen. 4. At ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan nesne. 5. Kazanç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continue. maintain. perpetuate. preserve. sustain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. carry on. hold. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nationalized. socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Devlete maf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to nationalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İstenmeyen suni efektlere neden olmadan resim kalitesini artıran bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to erect. to harden. to make sth steep. steepen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayakta durdurtmak: Bir taş, direk diktirmek, sancak, mum diktirmek. 2. Kökleşmek üzere yere koydurmak. Osm. gars ettirmek: Ağaç, bağ diktirmek. 3. iğne ve iplikle birleştirmek: Çamaşır diktirmek, sökük diktirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sewn / planted / erected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, keşiden = çekmek). Gönül çeken, celb ve cezbeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikeste = kırık). Yüreği kırık. Ar. meksûrül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلکش] cazibeli, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çekici.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکسته] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k.dili). çok yorgun, bitkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürülmek, devredilmek, çepeçevre gezdirilmek: Sofrada yemek dolaştırılıp herkes tabağına yemek alır. 2. Doğrudan doğruya götürülmeyip uzak uzak yollardan gezdirilmek: Şehri seyretsin diye dolaştırılarak götürüldü. 3. (söz) Münasebetini bulmak için bahisten bahse geçirilerek maksada götürülmek: Söz dolaştırılarak maksada gelindi. 4. Çevrilmek, sardırılmak: Ayağına bir ip dolaştırıldı. Ayağa, başa dolaştırılmak = Musallat edilmek, baş belâsı olarak verilmek: Bu iş de benim başıma dolaştırıldı; bir belâdır ayağıma dolaştırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be taken for a walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by-pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek, devrettirmek, çepeçevre gezdirmek: Kendisine bütün bağları dolaştırdım; beni iki saat çarşıda dolaştırdı 2. Doğrudan doğruya götürmeyip sapa yollardan ve uzaklardan çevirerek götürmek: Yarım saatte gitmek mümkünken rehberimiz bizi iki saat dolaştırdı; bizi tâ nerelere kadar dolaştırdı. 3. (sözü) Maksada sevk için münasebet düşürmek: Sözünü dolaştıra dolaştıra maksadına geldi. 4. Çevirmek, sarmak: Ayağına bir ip dolaştırdı. 5. Etrafını çevirmek, sarmak, kuşatmak: Düşmanın bulunduğu tepeyi askerle dolaştırdı. Ayağa, başa dolaştırmak = Musallat etmek: Bu işi, bu belâyı başıma, ayağıma dolaştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulate. entwine. float. ravel. snarl. tangle. to take for a walk. to walk. to show around. to entangle. to tangle. to entwine. to circulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sb for a walk. to show sb around. to wind or tangle sth around sth else. to circulate. to lead around. to entangle. to twist. to tangle. to recirculate. to ravel. to complicate. entwine. foul. implicate. pass. snarl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Donatma işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb / sth equipped or decorated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaden. dim. flatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döşetmek işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (argo) yumruklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tek bir DV kablosuyla bağlı bir oynatıcıdan, tüm veriler (video, ses, alt-kod veriler, vs.) dahil olmak üzere kasetin kopyalanmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen kimse, rind meşrebli sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردکش] tortulu şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to eternalize. to immortalize. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tohum serptirmek. Osm. zer’ ettirmek: Bu tarlaya arpa ektireceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ekmek işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticism. strictures. critique. review. commentary. comment. animadversion. censure. denouncement. expostulation. knocking. slating. stricture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticism. notice. review.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticism. critique. animadversion. flak. fusil l ade. knocking. review.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

censorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critical. captious. critic. knocker. stricture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be criticized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Tenkid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animadversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Münekkid, tenkitçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critic. commentator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Tenkid etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criticize. examine. comment. animadvert. attack. carp. censure. chastise. clobber. damn. expostulate. pan. put down. review. riddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crab. criticize. review. ride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to criticise. to make a criticism. fault. to have a go at. knock. pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.) Tenkidt: Eleştirmeli bir yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critic. commentator. reviewer. corrector. reader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critic. reviewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critic. reviewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patates gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her bir hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların veya patateslerin kesildiklerinde kararmaları işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijenini alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

Şimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve bu esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonlayarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patetes gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların ve pateteslerin kesildiklerinde kararmalrı işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijeni alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez bir suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

İimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve b esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonloyarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. K elmas, tırâşîden = yontmak). T. Camın en makbulu ki, elmasla veya elmas gibi yontulmuş zannolunur. Billûr, kristal. 2. Bu halde olan billûrdan yapılmış: Elmastıraş bardak.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Order Improvement)

Alış emirlerinde fiyatların yukarıya, satış emirlerinde aşağıya çekilerek fiyat önceliğinin değiştirilmesidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tam, tamam, bütün, parçalanmamış; iğdiş edilmemiş (hayvan); bot. tek parçadan ibaret, yekpare; kenarı dişli olmayan (yaprak); i. bütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. büsbütün, tamamen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tamamlık, mükemmellik, bütünlük; yekparelik; tüm, bütün. in its entirety bütünü ile, tamamen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épicentre

jeol. deprem ortası

Depremin gerçekleşmesine neden olan fay kırılmasının tam olarak gerçekleştiği yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yetiştirmek, Osm. İsâl etmek: Tanrı çok yıllara eriştirsin. 2. Haber vermek, Osm. ihbâr, inbâ etmek. Bir haberi yetiştirmek: Burada söylediklerimizi kendisine eriştirmişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to convey. to bring to a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

1991’de Avusturya Alpleri’nde buzullar arasında donmuş bir erkek cesedi bulundu. Şaşırtıcı olan cesedin 5.200 yıl önce yaşamış birine ait olması ve bugüne kadar hemen hemen hiç bozulmadan kalabilmesiydi. ‘Alp Çobanı’ adı verilen bu cesette dikkat çeken bir başka husus da, yüzünde sakal ve bıyık olmamasıydı.

Arkeologlara göre erkekler tarih öncesi devirlerde de tıraş oluyorlardı. Mağara duvarlarındaki bu devirlerden kalma resimler sakal tıraşı için kabukların, köpekbalığı dişlerinin, en çok da keskinleştirilmiş çakmaktaşlarının kullanıldığını göstermektedir. Günümüzde keşfedilen bazı ilkel kabilelerde çakmaktaşının bu amaçla kullanıldığı gerçekten de görülmektedir. Mısır’da açılan mezarlarda eski Mısırlıların M.Ö. 4. yüzyılda sakal kesmek için kullandıkları altın ve bakır aletler bulunmuştur.

Tarih öncesi erkeğinin sakal tıraşı olma nedeni, kesilmezse 150 santimetreye kadar uzayabilecek olan sakalın hareket kabiliyetini hayli kısıtlamasıdır. Ancak sinek kaydı tıraş olma ihtiyacının nedeni bilinmemektedir. Her gün kesilmesi gerekiyorsa erkekler niçin sakallı yaratılmışlardır, o da ayrı bir konu. Erkekler günümüzde olduğu gibi geçmiş zamanlarda da din, toplumsal konum ve moda gibi nedenlerle tıraş oluyorlardı. Örneğin, Roma’da sadece özgür insanlar tıraş olabilirdi.

MS. 14. yüzyılda şimdiki usturanın ilkelleri ortaya çıkmaya başladı, ama erkeklerin acılı ve kanlı tıraş derdi 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. King Camp Gillette (jilet) ABD’de 1901 yılında ilk iki taraflı jileti keşfetti. Ancak Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar 168 jilet ve 51 makine satabilmişti. Savaş başlarında ABD hükümeti ordunun ihtiyacını karşılamak için firmaya 3,5 milyon tıraş makinesi sipariş etti. Böylece tıraş bıçağı bir sektör haline geldi.

Kısa bir süre sonra eski bir kılıç üreticisi olan Wilkinson firması da tıraş bıçağı üretimine geçti ve bu ikili günümüze kadar piyasanın devleri olarak geldiler. Günümüzde Gillette dünya pazarının yüzde 66’sim elinde bulundururken, Wilkinson’un payı yüzde 20’dir. Daima sektörün motoru olan Gillette aslında kaşifinin ve firmanın ismi ve bir marka iken ürünün de ismi haline gelmiştir

1950’li yıllarda ilk elektrikli tıraş makineleri devreye girdi. Aynı yıllarda ise paslanmaz çelik tıraş bıçağı piyasaya çıktı. Günümüz erkeklerinin yaklaşık yüzde 80’i ıslak tıraşı yani tıraş bıçağı kullanmayı tercih ediyor. Dünyada tıraş olan 2 milyar erkek ve her birinin yüzünde ortalama 15 bin kıl varken ve hele hele bu kıllar günde yaklaşık 2 milimetre uzarken, yani bir erkeğin ömrünün ortalama 100 günü tıraş olmakla geçerken, kim bükebilir tıraş bıçağı sektörünün bileğini?


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Hurâfeler, Fr. mitoloji. Eski kavimlerin tanrıları hakkındaki hikâye, efsane, hurafe ve rivayetler: Yunan esâtiri, İran esâtiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اساطير] mitoloji. 2.uydurma sözler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to match. to pair. to pair off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

match. pair off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. to brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opium den.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Esrar çeken, esrar tiryakisi, esrar müptelâsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the needle. hashish-addict. dope-addict. dope-fiend. opium-eater. junkie. pothead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hashish addict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hashish smoker. drug addict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اسرارکش] esrar içen, esrarcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Esmesine sebep olmak, Osm. hübûb ettirmek: Poyrazı bu kadar şiddetle estiren, kuzey taraflarında yağan karlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hafif surette kazdırmak, toprağı karıştırmak. 2. Koşturmak, Osm. tesrî etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. to activate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pare smb.'s claws. deactivate. counteract. neutralize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nullify. preempt. to neutralize. to defuse. to hogtie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counteract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Müteaddî, faktitif, (bk.) Faktitif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

factitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Etmeye zorlamak veya müsaade etmek: Kavga ettirmek. Osm. nakzettirmek, terkettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

get.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to do sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tame. to tame. to domesticate ehlileştirmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tame. to domesticate. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kökünden sökmek, kökünü kazımak; izale etmek, yok etmek, imha etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impoverish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differentiate. diversify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make different. to differentiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differentiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fâtıra). Yaratıcı, hâlik. Fars. Aferînende. Fâtır-üs-semâvât v«l arz = Yer ve gökleri yaratan Hazret-i Allah. Kudret-i fâtıra Cenab-ı Hakk’ın yaratış kuvveti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mayasız, hamursuz ekmek, İsrailliler’in muayyen günlerinde yedikleri hamursuz ekmek. 2. Mayasız hamurdan kesilmiş, şeker ile yapılır sade bir tatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fena hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth worse. to make sb feel faint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go crazy. to go nuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fıtr, fıtra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oruç açma, oruç bozma. Zekât-ı fıtır. (bk.) Fıtra. lyd-ı fıtr = Ramazan bayramı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda ‘General Electric’ tarafından sergilendi. Amerikan evlerinin elektrikle aydınlatılmasından yaklaşık 60 sene sonra ortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampul ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi romantik ışığı ile ampul kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampul kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji harcayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine basıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki cıvayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınlar da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktarda enerjiyi bir saatlik açık durumda ancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50.000 saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20.000 saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampullerde açıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşil yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda “General Electric” tarafından sergileni. Amerikan evlerinin elektrikle ayınlatılmasından yaklaşık 60 yıl sonra oortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampül ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi rpmantik ışığı ile ampül kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılaması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampül kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji sağlayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine baıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki civayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınları da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktardaki enerjiyi bir saatlik açık durumdaancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50 bin saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20 bin saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampüllerde açılıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşi yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). Fransız akıncı neferi, çeteci asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealous. partisan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ غيرتکش] gayretli. 2.kıskanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gayret taslama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zeal. partisanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Real Estate Investment Trusts)

Gayrimenkuller ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarından oluşan portföyü işleten ve gayrimenkule dayalı projelere yatırım yapan sermaye piyasası kurumlarıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas mask. gaz mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gasify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Armonide bir terim. Fr. anticipation.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postponement. retardation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjournment. delaying. protraction. retardation. delay. postponement. check. delay action. detainment. dilatoriness. putting back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geç bırakmak, te’hir etmek, sonraya bırakmak, te’cil etmek: Rüzgâr, vapuru geciktirdi. Söze tutup beni işimden geciktirdi. Şu kitabı bana verin de geciktirmeden geri vereyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. postpone. adjourn. hold up. impede. keep back. procrastinate. put back. retard. set back. sidetrack. stall. stall off. stave off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. retard. stall. stay. to delay. to postpone. to retard. to hold off sth. to hold sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geçirmek, def ve bertaraf etmek, atlatmak: Çocuklar kızamığı kolay geçiştirdiler. Bugün bir kaza olunan tebrik. 2. Artık vakit kalmadı, sırası geçti. Geç = Kulak asma, ehemmiyet verme I

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry. stay. to pass over easily. to avoid. to weather. to evade. to parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over lightly. to escape sth with little harm. parry. weather. brazen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Kontrast Geliştirici muhteşem geçiş düzeyleri sunmak için arka ışık düzeyini ayarlayarak, her sahnenin kontrastını optimize eder. Olağanüstü bir derinlik duygusu yaratmak için, parlaklığı kaybetmeden, en karanlık sahnelerde bile en derin siyahlar görüntülenir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constructive. salutary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

developer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be improved / developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improving. build-up. progress. growth. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. improvement. bonification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gelişmesini sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improve. develop. better. advance. work up. build up. ameliorate. boom. cultivate. enlarge. evolve. launch out. open up. reclaim. soup up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

better. build. develop. foster. improve. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

develop. enhance. to develop. to improve. build up. cultivate. expand. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Genç hale getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rejuvenate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generalize. to generalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth general. to generalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. fulfilment. fulfillment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. substantiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fulfilment. implementation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realization. fulfilment. implementation. implementing. realizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Tahakkuk ettirmek, gerçek haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

realize. make real. achieve. actualize. materialize. carry out. carry through. effect. effectuate. execute. follow out. follow through. put into practice. substantiate. verify. practice. practise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effect. execute. fulfil. realize. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implement. perform. to realize. to make real. actualization. actualize. effectuate. implement. substantiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن کش] başkaldıran, asi, dikbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). icap ettirmek, gerekli kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

require. take. want. call for. suppose. beggar. entail. exact. imply. indicate. involve. necessitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compel. demand. entail. imply. involve. necessitate. require. take. to necessitate. to require. to need. to involve. to exact. to entail. to demand. to call for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to necessitate. to require. to entail. to imply. exact. involve. redound. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tighten. to strain. to make tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yield. earnings yield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Return Indices)

Hisse senetlerinin fiyatlarındaki değişimlerin yanı sıra şirketlerin ödedikleri kar paylarını da dikkate alarak hesaplanan endekslerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Getirilmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Getirme işine konu olma, Osm. celb ve ihzâr olunmak, sevk ve İsâl edilmek: Hint’ten kumaşlar getirilebilir. Şehre üç saatlik yerden su getirildi. Suçlu mahkemeye getirildi. 2. Söylenmek, adı edilmek: Daha aydınlanmamız için bu mevzuda örnek getirilmek icap eder. 3. Konulmak, Osm. vaz’ olunmak: Fiile getirilmek = İş haline konmak, icra olunmak. Yola getirilmek = Nizamına, usulüne konmak. 4. Peyda ve hasıl edilmek: Merak getirilmek. Bir yere getirilmek: Cem’olunmak, toplanmak. Hatıra, zihne, akla getirilmek = Hatırlamak, düşünülmek, Osm. tahattur edilmek. Dile getirilmek = Hakkında dedikodu çıkarılma, Osm. teşhir ve terzil olunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Getirmek işi. (bk.) Getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swap-in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. aslı geidirmek). 1. Gelmesini sağlamak, uzak yerden yakına sevk ve nakletmek. Osm. celb ve ihzar, sevk ve İsâl eylemek: Yemeği getirin. Çeşmeden su, çarşıdan kumaş getirdiler. Avrupa’dan hayli hediyeler getirmiş. 2. Beyan etmek, nakletmek, zikretmek: Her kaideye bir misal getirmek: Her sözde bir hadîs-i şerif getirir. İddiasını isbat etmek için Mevlânâ’nın bir beytini, filânın bir sözünü getirdi. 3. Koymak, vaz’etmek; sokmak: Yoluna getirmek, fiile, kuvveden fiile getirmek, meydana, vücuda getirmek. 4. Uydurmak, tatbik etmek: Kumaşı dalı dalına getirmek, yazıyı satırı satırına getirmek: Terzi şu paltonun yakasını iyi getirmemiş. 5. Kalbetmek, çevirmek, döndürmek: Kuraklık, ekinleri bu hale getirdi. Araplar vaktiyle bütün Kuzey Afrika ve Doğu ahalisini İslâm’a getirmişlerdir. 6. icab etmek, meydana gelmesine sebep olmak, ortaya çıkarmak, vermek: Bu rüzgâr kar getirir. Bu hava sıtma getirir. Ham meyve hastalık getirir. Bu ilâç bana bir sersemlik getirdi. 7. Hâsıl ve peydâ etmek, uğramak, dûçâr olmak: Pişmanlık, merak, sevda getirmek. İmana getirmek -İnandırmak. mec. Yoluna koymak, ıslah etmek. Bir yere getirmek: Toplamak, cem’etmek, biriktirmek. İki ucunu bir yere getirmek = idare etmek, gelirini giderine dengeli hâle getirebilmek. Hak getire = Allah vere, yok. Hatıra, zihne, akla getirmek = Hatırlamak, düşünmek. Dört ayağını bir yere getirmek = Var kuvvetini vermek, elden geleni uzak etmemek. Dünyaya getirmek = Doğurmak. Dile getirmek = Teşhir etmek, aleyhinde söz söylenmesine sebebiyet vermek. Sonunu getirememek = Nihayette başarısız olmak, varını kaybetmek. Geri getirmek = İade etmek. Geviş getirmek = (geviş getiren hayvanlar) Yediklerini tekrar ağza getirip çiğnemek. Yerine getirmek = İcra, ifâ etmek, yapmak: O, vaidlerini yerine getirir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring. get. bring along. bring in. carry. bear. convey. fetch. introduce. take into. usher. work up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring. pose. produce. to bring. to fetch. to bring in. to yield. to give. to put forward. to bring forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fetch. to bring. to yield. to give. adduce. get. reduce. return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başkası vasıtasiyle getirilmek, getirttirilmek: Fabrikadan komisyoncu vasıtasiyle örnekler getirilebilir. Oradan fidan getirtilemezse de tohum getirtilebilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başkası vasıtasiyle getirmek: Komisyoncuya fabrikadan örnekler getirttim. Hariçten fidan getirtip dikmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import. send. to send for. to order. to cause to be brought. to import from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to send for. to order. to import from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Çiftparmaklı hayvanların geviş getiren alt takımı: Sığır, deve, koyun gevişgetirenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gayret, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kıskanç. 2. Hamiyetli. 3. Çalışkan, himmetli. 4. Taraftar: Onun gayretkeşleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gıbta = imrenme, Fars. keşiden = çekmek). İmrenen, gıbta çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Canı sıkılmış, gücenmiş, kırgın. Ar. münfail.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçi-+lerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrıdır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

Ayrışmış renkler, içbükey arka yüzden çeşitli açılarda yansımaları sonucu gözümüze sırayla dizili renklerden oluşmuş bir bant şeklinde görünüyorlar. Gökkuşağını görebilmek için Güneş, biz ve yağmur damlaları, muhakkak belirli bir açıda dizilmek zorundayız. Ama daha önemlisi milyonlarca yağmur damlasından yansıyan ışınların gözümüze geliş açıları mutlaka aynı olmalıdır ki biz gökkuşağını görebilelim.

Yağmur damlalarından yansıyan ışınların gözümüzde odaklaşabilmeleri için bir daire şeklinde dizilmiş olmaları gerekir. Aslında o bölgedeki bütün yağmur damlaları gelen ışığı renklere ayrıştırarak yansıtırlar ama sadece bir yarım daire içinde olan yağmur damlalarından yansıyanlar gözümüze odaklaşırlar.

Biz de sadece o yağmur damlalarından gözümüze gelen renklerine ayrılmış ışınları görebildiğimizden gökkuşağını da yarım daire şeklinde görürüz. Bazen bir uçaktan veya yüksek bir dağdan baktığımızda gökkuşağını tam daire şeklinde görmemiz de mümkün olabilmektedir.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.

Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur. İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır, Böylece parlaklıklarını yitiren ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashy. glaring. meteoric. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glaring. gorgeous. resplendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Korutmak, Osm. hıfz, vikaye ve siyânet ettirmek: Ormanları çok gözettirmek lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Orkestra ve bandolarda davul, büyük davul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zor ve zahmetli etmek, zorluk çıkarmak: İşi kolaylaştıracağına güçleştiriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complicate. to make difficult. to complicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make difficult. snarl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

update.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

updating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

update.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

update.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring sth up to date. to bring up to date. update.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(galatı: GÜLEŞTİRMEK) (f.). Güreş ettirmek, pehlivanları veya koç, horoz gibi hayvanları tutuşturmak, Osm. musâraa ettirmek: Pehlivan, horoz güreştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to match sb with another in wrestling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha net bir işitilebilir aralık için insan konuşma sesini geliştirir ve kayıt alırken dikkati dağıtan arka plan gürültüsünü azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ado.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cracker. racket. riot. row. tow- row. tumult. turmoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be made beautiful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beautification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Güzel etmek, güzellik kazandırmak: Sade ve tabiî kıyafet insanı güzelleştirir, bu yağmur, havayı, çayırları güzelleştirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beautify. prettify. pretty up. adorn. do up. embellish. face-lift. gild. perk up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adorn. beautify. relieve. smarten. to beautify. to embellish. to smarten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beautify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lighten. to diminish. to abate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb put in jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arap harflerinde). 1. Harekesi olmayan, hareke ile okunmayan, sâkin (sessiz) harf. 2. Harekesi yazılı olmayan: Harekesiz yazı okumaya daha alışmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brisk. budge. lever. manhandle. waft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar. hasret, Fars. keşiden = çekmek). Hasret çeken, erişemediği veya elden kaçırdığı bir nimet için teessüf eden, Ar. müştak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسرت کش] hasret çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hâtime = son, Fars. keşîden = çekmek). Hâtime çeken, bitiren, tamamlayan, sona ediren, ikmâl eden: Hâtimekeş olmak = Bitirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATIR) (i. A. «hutOr» dan if.) (c. havâtır). 1. insanın düşünme ve ezberleme kuvveti, fikir, zihin, akıl, hâfıza kuvveti: O vak’a hatırımdadır. Sen hatırıma getir. Hatırımdan çıktı: Hatırda kalmak, hatıra gelmek. Hatırdan çıkmış = Unutulmuş. 2. Gönül, kalb, dil, his ve duygu kuvveti. Hatırım kaldı = Gücendim. Hatır yapmak = Gönül yapmak. Hatır kırmak = incitmek. 3. Saygı, riayet: Sizin hatırınız İçin. Onun hatırı büyüktür. O adam hatıra bakmaz. Ben hatır için söz söylemem. Hatır saymak. 4. Keyif, hal: Hatır sormak = Hatırınız iyi mi? Hatırı sayılır = Ehemmiyetlice, hayli büyük. Hatır kalmak = Gücenmek, Osm. münfail olmak: Hatırınız kalmasın ama, oğlunuz pek çalışkan değildir. Cem’iyet-i hâtır = İnsanın aklı ve fikri yerinde ve aklın dağınık ve karışık bir halde olmaması. Der-hitır etmek = Hatıra getirmek, hatırlamak. Safl-yı hltır = Kalb huzuru, gönül rahatlığı. Meriyyül-hltır = Hatırı sayılır, sözü geçer. Hatır sormak = Bir hasta veya lohusaya hâline münasip yiyecek ve içecekten bir şey götürmek veya göndermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HATIR)’ (i. A. «hater» den smüş.) (mü. hatîre). 1. Muhataralı, tehlikeli: Tarik-ı hatîr. 2. Büyük, yüksek, Alî, şanlı, mühim: Emr-i hatîr = Yüce emir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sake. respect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. sake. influence. consideration. weight. mind. one's feelings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sake. memory. mind. one's feelings. one's sensitivities. influence. consideration. weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاطر] hatır, gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خطير] tehlikeli. 2.yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Şan ve şeref sahibi. 2.Yüce, ulu. 3.Tehlikeli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sert şeylerin kesilip parçalanırken çıkardığı sesi anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi), (bk.) Hatır hatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodation paper. accomodation bill. windbill. accomodation bill / note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hStır, Fars. mânden = kalmak). Hatırı kalmış, gücenmiş, Ar. münfail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hâtır, Fars. nişânden = durmak). Hatırda kalan, hatırda duran: O hal hâl A hâtır-nişânımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hâtır, Fars. nüvâhten = okşamak). Hatır okşayan, gönlü hoş eden, hatır sayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. hâtır, Fars. şinâhten = tanımak). Hatıra riayet eden, kimsenin hatırını kırmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hatıra riayet ederek, kimsenin hatırını kırmaksızın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hatıra riayet etme, kimsenin gönlünü kırmama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(son a’yı uzatarak söylemek çok büyük hatadır ki, son zamanlarda böyle talâffuz moda olmuştur) (i. A. «hutûr’ dan if. mü) (c. hâtırât). 1. Hatıra gelen şey, fikre doğan şey: Bir hatıra olmak üzere söylüyorum. 2. Hatırda kalmış şey, yâdigâr: Gençliğimin bir hâtırası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commemorative. memory. remembrance. souvenir. relic. heirloom. keepsake. memento. recollection. survival. token.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keepsake. memento. memory. relic. remembrance. souvenir. recollection. reminiscence. rememberance. memoirs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. recollection. souvenir. reminiscence. memento. keepsake. rememberance. token. trophy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خاطره] hatıra, hatıra gelen. hatıra getirmek; aklına getirmek, düşünmek. hâtıra hutûr etmek; hatırlamak, anımsamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hatıra gelen, hatırda kalan şey, andaç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diary. journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memoirs. recollections.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خاطرات] hatıralar. 2.anı kitabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâtıra). Hâtıralar, (bk.) HAtıra.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطر آزار] gönül inciten, hatır kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطر آزرده] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yanlış olarak «hazîre» yerine kullanılır, (bk.) Hazîre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerable. respectable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerable. respectable. some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anamnesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recollection. remembrance. reminiscence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remembering. recollecting. recall. recollection. rememberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hatırda tutmak, unutmamak: O vak’ayı pek güzel hatırlıyorum. Öyle. bir şey söylediğinizi hiç hatırlamıyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remember. recall. recollect. call to mind. call up. recapture. recur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recall. recollect. remember. think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remember. to recall. to recollect. bethink. call to mind / to memory. call up. look back. mind. reminisce. reproduce. think of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be remembered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evocation. reminding. recall. suggestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evocation. reminder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinin hatırına getirmek, Osm. der-hâtır ettirmek: Siz hatırlatmasaydınız büsbütün unutacaktım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. remind of. bring to mind. recall. bring back. call to mind. conjure up. echo. be evocative of. evoke. invoke. put smb. in mind of. be redolent of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remind. to bring to mind. to remind. to call sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remind. to call attention to. bring back. evoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hatırı sayılır, sözü geçer, Ar. mer’iyyül-hâtır: Çok hatırlı adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

influential. esteemed. of consequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gönlü okşayan, hatırnaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan, hoşnut eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerate. courteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطرشناس] hatırbilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hatır gözetme, hatır bilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air sac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâtır). Hatırlar. (bk.) Hatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Kim varsa hepsi. Herhangi bir kimse: Bu, herkesin yapacağı iş değil. Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine = Bir işin, göz göre göre ters yapıldığını ifade eder. Herkes kaşık yapar, ama sapını ortaya getiremez = Becerilememiş işler hakkında söylenerek, temiz iş yapmanın zor olduğunu anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one and all. to a man. the whole caboodle. all and sundry. every man jack. all. all hands. every damned one. people. everyone. everybody. all. every one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. anybody. everybody. whoever. everyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

everyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Heykel yapan san’atkâr. Fransızca: sculpteur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sculptor. sculptor yontucu. heykelci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sculptor. artist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هيکل تراش] heykelci, heykeltıraş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heykel yapma san’atı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sculpture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هيچکس] hiç kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Duyurmak. 2. Sezdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to perceive sth. to let sb know about sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meydana getirmek, gerçekleştirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cür’et» ten masdar). Cüretlenme, cesarete gelme, atılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cer» den masdar) (paleontoloji). Hayvanın geviş getirmesi (geviş getiren hayvanlara hayvânât-ı müctere denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idealize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to idealize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İFTİRA) (i. A.) (c. iftirâAt). Birine kasden ve aslı olmayan bir kabahat yakıştırma veya yükleme, bühtân: Kimseye iftira etmemeli. İftiraya uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slander. calumny. defamation. aspersion. calumniation. complaint. denigration. malediction. obloquy. scandal. smear. vilification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. libel. scandal. slander. slur. smear. calumny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. calumny. false accusation. slander. slandering. animo defamandi. calumniation. defamatory imputation. denigration. foul spoken. malediction. reflection. scandal. smear. smear word. vilification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افترا] birine işlemediği suçu yıkma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slander. smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calumniate. to defame. to libel. to slander. asperse. blacken. denigrate. foul sb's name. malign. reproach. spatter. traduce. vilify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ötekine berikine yalandan ve asılsız suçlar yakıştıran ve yükleyen, bühtancı, Ar. müfteri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calumniatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanderer. calumniator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calumniator. slanderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A. «fark» dan masdar). 1. Ayrılma, ayrılık, hicran: iftirak-ı ahbâb. 2. Dağılma, perakende olma: Kemiklerin iftirakı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افتراق] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (yırtıcı hayvan) Yırtma, paralama.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افتراس] parçalama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gurbet» ten masdar). Gurbete gitme. Ihtiyâr-ı gurbet = Geçinmek için iğtirâb etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gurûr» dan masdar). 1. Aldanma, mağrur olma, güvenilmeyecek şeye güvenme: Kendisiyle olan eski dostluğa iğtirâren. 2. Gafil bulunma, gaflet halinde olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtirâAt). Görülmemiş bir Alet, makine vesaire icadı: Telgrafın, vapurun, matbaanın ihtirâı. mec. Asılsız bir şeyin kurulup olmuş, varmış gibi gösterilmesi: Bu haberi kendisi ihtirâ etti. 3. (edebiyat) Kimse tarafından kullanılmamış tâbirler ve mazmunlar kullanma: Bu şairin ihtirâ-kârâne eserleri vardır (ihtirâ, halk, icad, keşif, ihdâs, ibdâ arasında fark vardır. İhtirâ, fikir sayesinde bulunmuş bir tertiple yepyeni bir şey meydana koymak; halk, büsbütün yoktan var etmek; icad, meçhul bir şeyi var edip ortaya çıkarmak; keşif, mevcut olduğu halde herkesin bilmediği ve meçhul bulunan bir şeyi ortaya çıkararak malûm eylemek; İhdâs, yeni bir şey çıkarmak ve yeni tarzda bir şey meydana koymak; ibdâ ise yenilikle beraber güzellik ve hususiyetiyle de dikkat nazarını çekecek bir şey bulup ortaya atmaktır. Telgraf, vapur ihtirâ olundu. Alem, insan halk buyruldu. Gemicilik, ziraat, ticaret icad olundu. Amerika, Neptün gezegeni, platin madeni keşfolundu. Yeni olaylar ihdas olundu. Fonograf, telefon ibdâ edildi, icat daha mutlak ve umumî olup, diğerleri yerine de kullanılabilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erfindung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختراع] icat, buluş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent. patent right. letters patent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İcat ve ihtiraa alt veya muktedir: Bu adamın ihtirâkârâne bir yaradılışı vardır. 2. İhtirâ sahiplerine yakışır surette: ihtirâkârâne bir tarzla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختراعات] buluşlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ihtirâiyye). icat ve ihtiraa ait veya ihtira olunmuş: Efkâr-ı ihtirâiyye, tâbîrât-ı ihtirâiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A. masdar). Yanma, tutuşma, yanıp kül olma: ihtirak etti, muhterik oldu. (astronomi) Bir gezegenin güneşe yaklaşması, güneşle bir burçta bulunması: Ihtirâk-ı Zühâl. (kimya). Bir cismin oksijen ile karışmasından meydana gelen değişiklik: Ihtirâk-ı zâtî, teneffüs!, (fizik). İhtirak noktası = Güneş ışınlarının toplandığı nokta, odak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتراق] yanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hürmet» ten masdar) (c. ihtirâmât). Hürmet, sayma, sayn: İhtiramda kusur etmedi. Vâclb-ül-ihtlram — Saygıya değer. İhtirâmât-ı fâika = Eskiden mektuplarda selâm ve saygı tâbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverence. respect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veneration. reverence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احترام] saygı duyma, hürmet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saygı, hürmet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ihtirâm). İhtiramlar, hürmetler, saygılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saygı göstererek, saygı göstermek üzere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتراما] saygıyla, saygı duyarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passion. ambition. desire. glow. mammon. pash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passion. thirst. desire. greed. ambition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passion. intense desire. overweening ambition. greed. strong interest. lust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتراص] aşırı hırs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passionate. ambitious. sultry. torrid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passionate. ambitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitious. passionate. greedy. hectic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passionless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Sakınma, çekinme, Ar. tahaffuz, ictinâb: Yalancıdan daima ihtirâz etmeli. Kemâl-i ihtirâz ile = Pek fazla sakınarak, çekinerek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتراز] kaçınma, çekinme, uzak durma, geri durma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kaçınmak, çekinmek, uzak durmak, geri durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sakınarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sakınma ve çekinmeye ait. Kayd-ı ihtirâzî = BAzı hakları kullanabilme şartı, ilerisi için düşünülen şart ve sınırlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (deveyi) Çöktürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kiri» dan masdar). Kiralama, kira ile tutma, (asılsız ve yanlış olan istikri yerine bu kelime doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (1. A. masdar) (c. iktirihit). Önceden hazırlanmadan düzgün şekilde (şiir veya nutuk) söyleme. Cem’i: Bu şekilde söylenmiş şiirler vesaire. Irticil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتراه] içinden gelerek konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka İle) (I. A. «karn» dan masdar). 1. Yaklaşma, Ar. takarrüb: Bu rivayet gerçeğe Iktirln ediyor. 2. (astronomi) Gezegenler ile Ay’ın Dünya’ya nisbetle Güneş ile aynı boylamda bulunmaları. Fransızca: conjonction. Zıddı: Tekabül ve iki gezegenin bir boylamda bulunmaları kırin’dır. Sıfat terkibi teşkiline de girer: Hikan-ı midelet-iktirin = Adaletli hakan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتران] yakınlaşma, yaklaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deify. idolize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağlanılmak, çengel ve düğme gibi bir şeyle tutturulmak: Bir yere lllştlrllmezse durmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ilıkdırmak, az ısıtmak veya az sıcak kalacak surette soğutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağlamak, çengel ve düğme gibi bir şeye tutturmak, takmak: Madalyayı göğse iliştirirler. Elbiseyi çiviye iliştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attach. to be fastened lightly. to be attached to. to attach. to fasten sth lightly to. buckle. hitch. pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kökünden sökülemez, kökleşmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bir başına bırakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak bulunmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha ‘uygun olabilirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, kalıtımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yansının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her iki yarısının da bir birinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşitli görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özdeştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki ‘left’ kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan ‘lyft’ kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki ‘right’ ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzaklaştırmak, Osm. teb’İd etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. masdar). Birini esir tutma ve köle etme: Canlı ele geçen düşmanları istirkak ederlerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Duyurmak, Osm. ismâ etmek: Bu rüzgârda sesini nasıl işittireceksin?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to hear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ispanakgillerden bir ot, yaban pazısı (blitum capitatum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ispanak cinsinden kendiliğinden yetişen bir sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Satın alma, Ar. mübâyaa, Fars. harîd: Birçok şeyler iştirâ ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase. act of buying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشترا] satın alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

satın almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراب] acı, ızdırap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİRAHAT) (i. A. «râhat» dan masdar). Rahatlanma, dinlenme: Biraz istirahat etmeli; istirahate muhtaçtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. recreation dinlenme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repose. rest. reposing. resting. ease. relaxing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استراحت] dinlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dinlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «sirkat» ten masdar). Çalma, Ar. sirkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten masdar). 1. Ortak olma, ortaklık etme, bir işe karışma, birlikte bulunma: Ben bu işte size iştirâk edemem. 2. Katılma, birlik, Ar. ittihad: Aralarında fikir iştirâki vardır. Biliştirâk = Müşterek olarak, birlikte, ortaklaşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. association. contribution. sharing. joining. taking part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partnership. participation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participation. participating. sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اشتراک] katılım. 2.ortaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Participation)

Bir ortaklık ile işletme arasında, sözkonusu ortaklığın yönetimine ve ortaklık politikalarının belirlenmesine katılma anlamında devamlı bir bağ yaratan, doğrudan veya dolaylı sermaye ve yönetim ilişkisidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to partake. to participate in. to share. attend. participate. pool. to take a share. take part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kulak misafiri olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

participant. contributory. partaker. participator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اشتراکيه] komünizm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztırap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental or emotional pain. anguish. misery. bodily suffering. affliction. distress. heartache. pang. throe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztıraplı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztırar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iztırarî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Rica ve istirham mânâsiyle kullanılmışsa da, aslında Arapça’da yoktur ve Türkler’in «recâ» masdarından türettikleri bir kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استرداد] geri isteme, geri alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İSTİRDAD) (i. A. «red» den masdar). Geri isteme, verilmiş veya gönderilmiş bir şeyin geri çevrilmesini isteme: Verilen hediye istirdat olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demanding to have given back and restored. recovering sth. restitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Refahla, rahat ve bollukla yaşama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Gevşeme, gevşeklik ve sülpüklük peydâ etme. Tıp terimi olarak çeşitli hastalıkları gösterir: İstirhâ-i kalb, istirhâ-i rie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahm» den masdar) (c. istirhâmât). Merhamet isteme, yalvarma, yakarma, rica ve niyâz etme: Müsaadenizi istirhâm eylerim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asking for mercy. pity. grace. favor. imploring. requesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استرحام] rica etme, yalvararak isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rica etmek, yalvararak istemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir rica ve niyaz için yazılan mektup veya sunulan dilekçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. istirhâm). İstirhamlar, yakarışlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استرحامکار] yalvarırcasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyi ucuz sayma, az değerli görme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Yumuşakçaların yassısolungaçlılar sınıfından bir deniz hayvanı. istiridye, çiğ olarak veya azıcık ateşe gösterilerek limonla yenir. İstiridye çatalı = Bunu açmaya mahsus kuvvetli çatal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clam. oyster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oyster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arnavutça: ştronga). Çitten yapma mandra kapısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.). Çekememe ve birine karşı rekabette bulunma mânâsiyle kullanılmış ise de «rekabet» masdarından Türkler’in yaptıkları yanlış bir kelimedir. Arapça’da yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çekememek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «rızk» tan masdar). Rızk ve nafaka edinmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: ITR) (i. A.) (c. utûr). 1. Güzel kokulu yağ, esans vesaire ki, elbiseye, saça, el ve yüze sürülür. Losyon, esans, parfüm (bu mânâda en fazla ıtriyat kullanılır). 2. Yapraklarının kenarları tırtıllı yeşil renkte bir bitki ki, güzel kokulu ve beyaz çiçekli olup bahçelerde bulunur ve kışın soğuğa dayanamadığı için limonluğa alınır. Itr-ı şâhî = Halk dilinde ıdrışah denilen ve sarılıp çıkarak mor bir çiçek açan bitki ki, eskiden makbûl bir esans çıkarılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfume. attar. aroma. essence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

essence. perfume. attar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(çobaniğnesi): Sardunyagillerden, yaprakları güzel kokulu, çiçekleri türlü renklerde bir süs bitkisidir. Kumlu topraklarda yetişir. Yeşil kısımları tüylü ve oyalıdır. Çoğunun çiçekleri beyaz veya pembedir. Losyon yapımında kullanılır. Kullanıldığı yerler: Cildi güzelleştirir. İshali keser. Boğaz ağrılarını giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Nikriste de faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güzel, hoş koku. 2.Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel kokulu, güzel kokusu olan, güzel kokulu esans veya yağ sürülmüş: Itr-nâk elleriyle; baharda çayırçayırlardan gelen ıtır-nâk rüzgâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİRAF) (i. A.) (c. İtirâfât). Kendi kusur ve noksanını, az çok aleyhinde bulunan bir hâli seklamayıp, inkâr etmeyip kabûl, teslim ve ikrâr etme: Kabahatini itiraf ediyor; ben kusurumu, bilmediğimi itiraf ediyorum: İtirafları isbata lüzum bırakmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confession. admission. avowal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admission. avowal. confession. profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledgment. admission. confession. acknowledgement. allowance. avowal. recognition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اعتراف] sakladığı şeyi söyleme. 2.hakkın verme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admittedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledge. admit. avow. concede. confess. give. own. profess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admit. to confess. to admit. allow. avouch. avow. make a clean breast of it. own. own up. profess. spill. tell. unbosom one's heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shriver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

objection. protest. disapproval. but. cavil. challenge. contest. contradiction. demur. deprecation. expostulation. outcry. protestation. remonstrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

objection. opposition. plea. protest. protestation. remonstrance. disapproval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. objection. protest. disapproval. act of protest. demur. denial. deprecation. disclaimer. exception. fuss. incidental plea. negative averment. special plea. profession. protestation. questioning. reclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demur. dispute. object. protest. remonstrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to demur. to object. to make objection. to oppose. challenge. contest. contravene. controvert. to take defence defense. dispute. impeach. to take issue. kick. mind. to make an objection. to take objection. protest. to make a query. raise an objection. rai

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who always objects. habitual objector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güzel kokulu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. İtişmek İşini yaptırmak. 2. Kımıldata kımıldata itmek, kakıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod and push continuously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışkanlık kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اطراد] ritm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aynı üslûpta ve tarzda gidiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir üslûpta gitmeyen, hiçbir kaideye tâbî olmayarak tertipsiz giden: Havalar bu kış pek ittiradsız gidiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Usulsüz, tertipsiz, düzensiz olmak; birbirini tutmazlık: Havanın bu yazki ittiradsızlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ittirâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therapy. amendment. reclamation. recruitment. rehabilitation. restoration. uplift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amelioration. reclamation. to curing. correcting. improving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treatment. cure. healing. amendment. betterment. bonification. development charges. melioration. redevelopment. refection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iyi yapmak, iyiye çevirmek: Geçen günkü yağmur havayı iyileştirdi. 2. Sıhhat ve Afiyet vermek, sıhhat kazanmasına sebep olmak: Biraz çıkıp hava almak onun hayli iyileştirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cure. heal. remedy. rehabilitate. improve. make better. upgrade. ameliorate. amend. better. cicatrize. cleanse. nurse. pull round. pull through. recruit. recuperate. set up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameliorate. doctor. heal. nurse. reclaim. remedy. restore. to cure. to heal. to doctor. to correct. to reform. to improve. to better. to mend. to ameliorate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cure. to heal. to make sth right. to repair. to improve. ameliorate. better. fine down. restore. secundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ionize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراب] ızdırap, acı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراب آور] acı verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(IZTIRAB) (i. A. «darb» dan masdar). Sıkıntı, azap, büyük zahmet ve eziyet: Istırap içindedir, baş ağrısı kendisine çok ıstırap veriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Iıztırabı olan, acılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarûret» ten masdar). Mecbur ve çaresiz kalma, mecburiyet, çaresizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطرار] zorunluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. ıztırâriyye). Mecburiyet altında olan, istek ve arzuyla değil mecburiyetle yapılan. İ Türk alfabesinin on ikinci harfi, düz ünlülerin incelerinin darı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراری] zorunlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Parça seçme ya da metin girme gibi işlemlerin kolayca ve hızla yapılmasını sağlayan çok işlevsel ergonomik bir kumanda.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Kabalık vermek, sevimsiz hâle getirmek: Zaten kabadır, ettiği soğuk şakalar kendisini bir kat daha kabalaştırıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coarsen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak çeken, gitmek istemeyen, yanaşmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dürtüp iterek hırpalamak, dürtüştürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Ar. kalem, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kalem çeken, yazan, yazıcı, kâtip. 2. Çizen, çizip çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kalem, Fars. tırâşîden = yontmak). Kalem yontmaya mahsus kesici Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpener. pencil sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pencil sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem yontmaya mahsus uzun saplı Alet yapıp satan san’atkâr: Eskiden kalemtıraşçılarla kâğıt makası yapan makasçılar da, hattatlar gibi hüner sahiplerinden sayılıp en ustalarının biyografileri yazılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thickening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çap ve derinIiğini artırmak, daha kalın etmek: Bu ipi biraz daha kalınlatmalı, kalınlaştırmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thicken. to thicken. to make thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thicken. to make sth thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dazzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ekşi şeyle dişleri kesmez ve gıcıklatır bir hâle komak: Bir erik yedim dişlerimi kamaştırdı. 2. Işığın fazlalığı gözleri görmez etmek, vurmak: Kar gözlerimi kamaştırdı; gözleri kamaştıracak derecede parlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dazzle. to set on edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dazzle. to set one's teeth on edge. blind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kanburlaştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hump. hunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public sector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriation. nationalization. compulsory purchase. confiscation. sequestration. socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriation. nationalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriation. nationalisation. compulsory purchase. nationalization. dispossession. impressment. socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi satın alarak umuma mal etmek, istimlâk etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriate. nationalize. condemn. confiscate. dispossess. impress. sequestrate. socialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expropriate. nationalize. sequestrate. to nationalize. to sequestrate. to expropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to expropriate. to nationalize. condemn. confiscate. enact. impress. socialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kantara). Köprüler, kantaralar. bk. Kantaraler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arkasını bükmek, kanbur hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enactment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

codification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kanun hâline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a law. to legalize. approve into law. pass into law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth closed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zorla alınmasına mâni olamamak, müsaade etmek, ettirmek: Eti elinde götürürken köpeklere kapıştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to incite people to fight or fussle with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kaptırmak eylemi. 2. Küçük el testeresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aldırmak, zorla elinden alınmasına engel olamamak, zabt ve gasp ettirmek: Çocuk elindeki çöreği kediye kaptırdı. Saatine dikkat et, bir yankesiciye kaptırmıyasın. (denizcilik) Akıntıya kaptırmak = Cereyanın şiddetiyle gemiyi, sandalı vs. idare edemeyip, akıntıyla beraber sürüklenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give rein to. give free rein to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissolve. indulge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth snatched. to get caught in (a machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.

Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000’li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.

O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.

Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.

Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.

O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.

Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(f.). Kararı verilmek, mukarrer olmak: İmtihanların gelecek hafta yapılması kararlaştırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be decided. to be agreed on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kararını vermek, mukarrer etmek, Osm. tasmîm eylemek: Ertesi gün ava gitmeyi kararlaştırdık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decide. determine. agree. settle. appoint. arrange. concert. fix. fix on. fix up on. set. slate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appoint. arrange. decide. determine. fix. settle. to decide. to agree on. to arrange. to fix. to appoint. to determine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. to decide. to agree on. arrange. determine. fix. fix on. strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karikatür haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to caricature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışma işini yaptıran: Bu eşyayı, bu kitapları böyle karıştıran kimdir? 2. Fesat, ayrılık koyan: Araları iyi idi, şimdi elbette bir karıştıran vardır. 3. İki nehrin birleşip karıştıkları yer, kavşak. Fransızca: confluent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fesat, ayrılık koyan, ortalığı birbirine katan, fesatçı, nifakçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mixer. blender. agitator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitator. blender. liquidizer. mixer. mixing. seditious. mischief-making.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blender. mixer. mixing machine. that stirs up trouble. one who breaks up a friendship by talebearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

involvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karıştırma işine konu olmak, altüst olunmak: Harç ara sıra karıştırılmak lâzımdır. 2. Karmakarışık edilerek bozulmak, ifsâd edilmek: Çocuklar dersleriyle meşgul olup rahat dururken, bir yaramaz çocuğun içlerine girmesiyle, hepsi karıştırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be mixed together. to be confused with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adulteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. combination. implication. infusion. mix. mixture. scramble. shuffle. shuffling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karıştırma işini yapmak, altüst etmek: Sütle yumurtayı karıştırmak. Sıva harcını iyice karıştırmalı. 2. Kışkırtmak, ifsâd eylemek: O, fena bir adamdır, kerkesi birbirine karıştırdı. 3. Nizam ve tertibini bozmak, karma karış etmek: Benîm kitaplarımı kimse karıştırmasın. Bu kâğıtları kim karıştırdı? 4. Birinden bahsetmek, bir işe veya söze sokmak: Rica ederim beni karıştırmasın. İşin içine o zavallıyı da karıştırmışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mess smth. about. make hay of smth. mix. mix up. blend. stir up. disarrange. disorder. complicate. confuse. mistake. shuffle. add. admix. amalgamate. churn. commingle. commix. concoct. confound. darken. diffuse. disarray. discompose. disconcert. dis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admix. blend. cloud. complicate. confound. confuse. disarrange. disorder. disturb. entangle. mingle. mistake. mix. muddle. obscure. perturb. pick. ravel. root. ruffle. scramble. shuffle. stir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mix. to stir. to blend. to confuse sb or sth with. to get things mixed up in one's mind. to rummage through. to thumb through. to get sb involved in or mixed up in sth. to introduce one topic alongside another. adulterate. amalgamate. combine. commingl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gevelemek. 2. Çalkalatmak, altüst etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnival mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mukabele edilmek: Bu kâğıt, müsveddesiyle karşılaştırıldı mı? 2. Denkleştirilmek: Alacağımla vereceğim karşılaştırılsın ki, alacağım olup olmadığı anlaşılsın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karşılaştırmak işi, mukayese; (kimya) muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. comparision. crosscheck. check. analogy. collation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. comparison. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparison. confrontation. analogy. compare. cross tabulation. cue sheet. matching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree of comparison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Mukabele etmek: Daktiloyla yazılan metni müsveddesiyle karşılaştırmalı. 2. Denk hâle getirmek, denkleştirilmek: Gelirle gideri karşılaştırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. check. confront. match. balance. set against. check against. class with. confront smb. with. contrast. crosscheck. parallel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collate. compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertleştirmek, Osm. dürüşt ve haşîn etmek: Güneş toprağı katılaştırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harden sth / sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). T. Erkek eşekle kısrağın veya aygırla dişi eşeğin birleşmesinden doğan hayvan ki, kısır olur. Osm. ester: Katıra binmiş. 2. mec. Katır gibi çifteli, hâin, hilekâr, terbiyesiz: Ne katırdır. Katırboncuğu = Ekseriya katırlara takılan mavi camdan boncuk. Katırtırnağı = Sarı çiçek açan bir cins bitki. Katırkuyruğu = Bir cins bitki. Katıryemeni = Eskiden çocuklara giydirilen altı kalın ve tabanları ağaç kabuğu ile doldurulmuş ayakkabı. Katıryılanı = Bir çeşit engerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Katır kutur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule. hinny. stubborn person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule. stubborn. bad-tempered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sert ve kaba ses çıkararak: Elmayı katır kutur yedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruchingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mavi sırçadan, iri boncuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katırlarını kira ile işleten veya bunlarla eşya taşıyan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muleteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muleteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden, acı bir bitki (gippocrepis comosa).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden, dalları pek ince, çiçekleri sarı bir bitki. (Lat. genista luncea).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(genista luncea): Baklagiller familyasından; dik duran çalı halinde, her zaman yeşil olan odunsu bir bitki cinsidir. Genç sürüngenler, narin yapılıdır. Üzerinde çok sayıda yaprak bulunur veya yapraksızdır. Çiçekleri sarıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Hazmı kolaylaştırır. Böbrek ve safra kesesi taşlarının düşürülmesine yardım eder. Mesane hastalıklarını tedavi eder. Romatizma ve nikriste de faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalp hastalıklarında da kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine karıştırmak. Geceyi gündüze katıştırmak, halkı birbirine katıştırdı’, kuzuları koyunlara katıştırmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strengthen. to make sth strong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceptualize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth recorded / registered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birleştirmek, yapıştırmak: Şu iki parça madeni kaynaştırmalı. 2. Birleştirmek: Bu akrabalık o iki aileyi kaynaştırdı. 3. Kaynaşmasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

integrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fuse. to join. to merge. together. to cause people to become closer friends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi diğeri vasıtasıyle suda haşlatmak, suda pişirmek: Kahveciye güzel bir kahve kaynattırmak, şu mendilin lekesini çıkarmak için saman suyunda kaynattırmalı. 2. Bir sıvıyı ateşte haşlattırmak: Sütün mikroplarını öldürmek için iyice kaynattırmak gerekir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uyuşturmak, hışır hışır etmek: İş, elleri keçeleştirir. 2. Saçı birbirine geçirip telleri belli olmayacak surette keçe gibi yapmak: Acı su saçı keçeleştirir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth into felt. to cause to become matted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (keh = saman, keşân = çekenler). Gökteki samanuğrusu, hacılar yolu, Samanyolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کهکشان] samanyolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ok atıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMAN-KEŞ) (i. F.). 1. Yay kullanıp ok atan adam, Ar. kavvâs. 2. Sîne kemanı çalan çalgıcı (bu mânâsı çok eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمانکش] okçu, yay çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ossify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرکس] akbaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akbaba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çenttirmek, kertik yaptırmak, hafif gedik ve çentik yaptırmak: Çeteleyi kerttirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kesân). Kişi, kimse (müfredi dilimizde yalnız kullanılmaz.). Herkes = Her bir şahıs, her kim olursa: Bunu herkes bilir; herkesin anlayacağı bir lisanla. Bazı kesân = Bazı adamlar, bazı halk: Bazı kesânın kanaatine göre. Bî-kes = Kimsesiz, yetim, akraba ve koruyucusu olmayan: Pek bî-kestir; bikesâna acımalı. Nâkes = 1. İnsaniyetsiz, nâmert, alçak. 2. (halk dilinde: nekes) Hasis, pinti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şaşkın, susmuş, hayran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoğurt peyniri, yağsız Adî peynir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmak, akılsız, kolay aldanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «keşiden» den imas.) (c. keşân). 1. Çeken, çekici, tahammül eden, dûçâr. Cefakeş = Cefa çeken. Mihen-keş Eziyet çeken. 2. Güzel ve çekici, câzip, tetlı. Dil-keş = Gönül çekici. 3. Kaldıran. Serkeş = Başkaldıran, itaatsiz. 4. Çekilen. Peşkeş = Önüne çekilen, takdim olunan, hediye. 5. Çekip uzatan, işleyen. Simkeş = Sırma işleyen

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amputate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plimsoll. sneaker. gym boot. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stow it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uncut hair, one of the five physical symbols that a Khalsa Sikh must have It is a symbol of spirituality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ISO 4217 currency code for the Kenyan Shilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unshorn Hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dope-fiend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry curd. stupid. idiotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کس] kişi, kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekişme, anlaşmazlık, münakaşa: Bu iş İçin aralarında bir keşâ-keş var ki, sorma. 2. Tereddüt, ıstırap: Bir keşâ-keşe düştü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کساد] sürümsüz, kesat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sıklık, tokluk: Kumaşın kesâfeti. 2. Kalınlık, yoğunluk, sıklık: Ağacın kesâfeti. 3. Şeffaflığın zıddı: Kâğıdın kesâfeti; bulutların kesâfeti. 4. Koyuluk: Bir sıvının kesâfeti. 5. mec. Kabalık, Osm. cismânîlik, akıl, zekâ ve duygu kabalığı: Bu adamın aklındaki kesâfet. 6. (coğrafya) Kesâfet-i nüfus = Nüfus yoğunluğu, Fr. densitâ (de population).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üşenme, tenbellik, gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

density. thickness. concentration. consistency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کثافت] yoğunluk. 2.çokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسالت] tembellik, gevşeklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeken, çekerek: Keşan keşan götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slack. stagnant. flat. slackness. dullness. scarcity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant. slack. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, satılmama, geçmeme: Ticarette çok kesat var. 2. Revaçsızlık, azlık, kıtlık, yokluk, az bulunma, Ar. nedret, kaht: Tahıl kesâdı vardır; para üesâdı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, kesat: Ortada kesatlık vardır. 2. Sürümsüzlük ve kıtlık vakti: O sene kesatlıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slackness. stagnation. letdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسب] çalışarak kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çalışıp kazanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسبی] çalışarak elde edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİSE) (i. F.). 1. Küçük torba: Şeker, un kesesi. 2. Cepte taşınan ve para koymaya mahsus küçücük torba: Para kesesi; kesesinden sarfediyor. 3. Diğer bazı şeylerin kumaş vesaireden kılıfı: Saat, çakı, mühür kesesi. 4. Hamamda vücudun kirini çıkarmak için kullanılan kıldan sert kese ki, kullanan kimse, içine elini sokar: Kese sürmek, sürünmek. 5. mec. Varlıklı olma, sahiplik, servet: Kesesinden sarfediyor: Kendi kesesinden verdi; kesesine elvermiyor. Keseye girmek = Fayda vermek, faydalı olmak: Benim keseme girmiyor. Kese akça = Vaktiyle beş yüz kuruştan ibâret para miktarı, bk. Kîse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath glove. bag. purse. pocket. bladder. pouch. scrip. vesicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket. pocketbook. pouch. purse. sac. short cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moneybag purse. small cloth bag. financial resources. bladder. cyst. jack. poke. pouch. sac. vesicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کيسه] torba, küçük torba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı devrinde bir büyük adamın parasını idare eden, gerekli yerlere sarfeden adam, vekilharç 2. Eskiden kalem Amirinin yamağı ki, evrak kesesini saklardı. 3. Eskiden hamal bölüklerinde her günkü kazancı toplayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük kese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sachet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaplumbağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bel, kazma ve sapanın çıkardığı büyük toprak parçası, kerpiç, tezek. 2. Bir yere sıralanıp çimen yapılmak üzere üstündeki otla beraber kesilip çıkarılmış dört köşeli çayır parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clod. sod. turf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gevşeklik, tenbellik, Ar. batâat, rehâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürmek, kese sürerek vücudun kirini çıkarmak: Bu tellâk iyi keseliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub with a coarse bath-glove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürünüp temizlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesesi olan. 2. (zooloji) Keseli kurt = Şerit kurtlarının yavru hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Dişilerinin karnında yavrularını taşımaya mahsus kese bulunan hayvanların takımı: Kanguru, keselilerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. geometri). Bir şeklin üzerinden geçen doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zincirden yapılma köstek veya yular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secant. secant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersecting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekici, çeken. Mihnet-kaşende = Mihnet çeken. 2. Tahammül sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deduction. sum of money deducted from a salary. purchase of the right to the income from sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax-farmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dülger ve marangoz Aleti ki, kısa bir sapa geçirilmiş bir tarafı keskin, öteki tarafı çekiç gibi bir çelikten ibarettir, Fars. tîşe. mec. Nalıncı keseri = Kendine doğru yontmak için kullanılır. mec. Menfaatperest, yalnız kendi menfaatini düşünür adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adze. adz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کشف] keşif, bulma, ortaya çıkarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be discovered. to be found out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

espial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraisement. discovery. exploring. exposure. guess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keşif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discover. explore. find. cipher out. descry. detect. dig out. hit off. scout. search out. study out. work out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. devise. discover. suss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to discover sth new. to find out. to detect. descry. dig out / out of. discover. to make discovery. dope out. explore. find. to scent a job. pry out. spy. tell. unearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. keşfiyye). Keşfe ait: Tahkıykaat-ı keşfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bulunup meydana çıkarılan şeyler: Faydalı keşfiyyât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keski.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «kesmek» ten). Bezden biçilmiş elbise, çamaşır. Kesitaşı = Çeşme ve nehirde çamaşırı döğerek yıkamaya mahsus yassı taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir atım barut miktarı: Bir kesi, beş kesi barut. Barutluk kesisi — Ölçüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesen, kat’eden, biçen: Yolkesici = Eşkiyâ. Esvap kesici = Biçici. Yankesici = E Içabukluğu ile herkesin cebinden cüzdan, saat vesair eşyasını çarpan hırsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter. cutting. incisive. slaughterman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting. incisory. sharp. cutter. clipper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çekilmiş, dizilmiş, geçirilmiş. Keşide-i »ilk-i tahrir = Yazılmış. Keşide etmek = 1. (telgraf) Çekmek: Bir telgraf keşide etmiş; filân tarafından keşide olunan telgraf. 2. (ziyâfet) Vermek: Mükemmel bir ziyâfet keşide etti; filân zâta hürmeten keşide kılınan ziyâfet. 3. Kelimeler arasında kullanılan küçük çizgi (buna yerine göre «fâsıla» ve «râbıta» demek daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick. consistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. exploration. finding. reconnaissance. estimation. detection. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. exploration. find. reconnaissance. scout. explorotion. investigation. detection. recce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimate. exploration. investigation. survey. finding out. reconnoitering. assessment. detection. discovery. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کثيف] yoğun. 2.kalın. 3.koyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کشف] keşfetme, bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Açma, meydana çıkarma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconnaissance column. scouting patrol. scout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesâfet» ten) (mü. kesife). 1. Sık, tok: Kesif kumaş. 2. Kalın, yoğun, sıkı: Kesif ağaç. 3. Şeffaf olmayan: Kesif cisim; pek kesif bir duman. 4. Koyu, kesif bir sıvı. 5. Kaba, maddî, zekâ ve duygusu az olan: Pek kesif bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilmiş, Ar. maktû: Kesik elbise, ağaç. 2. Sakatlanmış, sakat: Kesik kol, parmak. 3. Buruk, kesilmiş, kesik süt. 4. Pek yorgun, yorgunluktan kırılmış gibi olan: Dizlerim Adeta kesiliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. disconnected. broken. interrupted. off. cut. gash. incision. scotch. slash. slit. snick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipping. cutting. incision. pushed. slit. cut. off. out. curdled. coagulated. interrupted. broke. penniless. ogle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut through. cutt off. truncated. curdled. sour. interrupted. incision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermittent. spasmodic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gust. jerky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilmiş şeyin hâli: Ağacın kesikliği. 2. Sakatlık: Kolun kesikliği. 3. Bozukluk, kesilmiş şeyin hali: Sütün kesikliği. 4. Yorgunluk, kırıklık: Dizlerimin kesikliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuity. interruption. lassitude. hysteresis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being cut or broken. fatigue. lassitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesilmek işi. bk. Kesilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disconnection. disconnexion. discontinuance. stopping. being cut. ceasing. abscission. cessation. disruption. laceration. surcease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. being cut. cutting. being stopped. stoppage. being exhausted. exhaustion. souring. cessation. deduction in advance. discontinuance. disruption. rupture. severance. suspense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kesilme işi: Bu tahta kesildi; bu ağaç kolay kesilmez. 2. Biçilmez: Elbisesi kesildi. 3. Aralık vermek, durmak, dinmek, devam etmemek: Yağmur kesildi; maaşı kesildi. 4. Çekilmek, kaçınmak, ictinâb etmek, artık yanaşmamak: Yemekten, dersten, ihtilâftan, işten kesildi. 5. Kesinlikle kararlaşmak, takarrür etmek: Pazarlık kesildi; günü kesildi. 6. Ağırlık gelmek, kırıklık duymak: Ellerim, ayaklarım, dizlerim kesildi. 7. Bozulmak, ekşimek, suyu sair maddelerden ayrılmak: Süt kesildi. 8. Benzemek, dönmek: Ortalık deniz kesildi; soğuktan buz kesildim; felsefeden söz açıp başımıza ibni Sİnâ kesildi. 9. Boğazlanmak, Osm. zebhoiunmak: On kadar koyun kesildi. Çocuk sütten, memeden kesilmek = Artık meme verilmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be cut. cease. stop. be interrupted. become. turn sour. go sour. close down. clot. curdle. die away. die down. drop. dry up. go down. go off. intermit. let up. shear. sour. surcease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curdle. cut. sever. sour. stop. to be cut. to be clipped. to be sheared. to be exhausted. to curdle. to cease. to stop. to be interrupted. to become. to present oneself as. to pretend to be. to go off. to go out. to fall for sb. to go for sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cut. to be clipped. to be sheared. to be exhausted. to be tired out. suddenly to become. to curdle. to sour. to stop. to be cut off. to end. to be interrupted. to like. to be pleased by. to be attracted to. quit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Kesme, kesiş, kesmek işi ve şekil, Ar. kat’: Ağaçların kesimi. 2. Bırakma, terk, tatil, aralık verme: Derslerin kesimi. 3. Biçim, tarz, şekil. 4. Bir şeyin bütününe götürü olarak biçilen değer, Osm. iltizam bedeli. Ar. mukataa: Çiftliği kesime vermek. Et kesimi = Hıristiyanlar’ca perhiz başlangıcı, (denizcilik) Su kesimi = Geminin suyun içine batan kısmının derecesini göstermek için kaplamasının aşağı tarafına yazılı rakamlar ki, bu derece geminin ağırlığıyla uygun olup savaş gemilerinde sâbit ve ticaret teknelerinde yükün ağırlığına göre değişir: Bu geminin su kesimi ne kadardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. cutting. part. section. slaughter. fraction. phase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction. pocket. sector. segment. slaughter. stanza. stave. cutting. slaughtering. cut. shape. form. fashion. zone. region. section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sector. segment. cutting. section. slaughter. slaughtering. butchering. region. belt. facet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İltizamcı, mültezim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Kat’İ: Kesin bir cevap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive. definite. absolute. certain. decisive. final. irrevocable. accurate. assertive. categorical. clean-cut. clear-cut. conclusive. sure as death. decided. declared. determined. dogmatic. downright. exact. express. extreme. firm. flat. frozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. accurate. bound. categorical. certain. conclusive. concrete. crucial. decisive. definite. definitive. direct. doubtless. exact. express. final. flat. immutable. implicit. incontrovertible. indisputable. indubitable. mathematical. outright. posit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definite. certain. final. absolute. express appropriation. bliss. categorical. for certain. clean- cut. clear. conclusive. crisp. crucial. decided. decisive. definitive. determinate. direct. distinct. downright. drastic. emphatic. exact. explicit. express

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musikide bir parçanın asıl makamından başka makama yapılan uzun geçki ki, geçici geçkinin aksidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmly. absolutely. completely. as sure as fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming definite. finalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (y. k.). Kesin bir hâl almak, kat’İleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become definite. to become final. become final / valid. jell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (y. k.). Kat’İ hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make certain of. concretize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. seal. to make definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth definite. seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). Kesin olma hâil veya kesince davranış, kat’iyyet: Bu işte kesinlik yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accuracy. certainty. certitude. precision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainty. certitude. definiteness. exactitude. finality. positiveness. precision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. definitely. absolutely. sure. strictly. assuredly. blankly. decidedly. declaredly. emphatically. expressly. flatly. not by a fraction. by no means. nohow. precisely. really. roundly. of a surety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely. certainly. clearly. definitely. easily. flatly. precisely. rightly. roundly. sure. surely. for certain. without fail. not on any account. on no account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. certainly. definitely. under no circumstances. damn well. decidedly. emphatically. positively. precisely. without question. sure thing. surely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendine elbise yaptırmak: Bir kat elbise kesinmiş. 2. mec. Eğlenmek, alay etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefiniteness. vagueness. uncertainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilen şeyden çıkan parçalar, kırkıntı, kırpıntı: Tırnak kesintisi. 2. Taklîd etme, alay, maskaralık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. stoppage. cut. deduction. wage cut. dock. dockage. subtraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. cutback. deduction. snip. interruption. stoppage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. deduction (from a payment. hiatus. clipping. cut. cutback. cutoff. deduction. stoppage n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked by interruptions. having deductions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hiçbir vergi kesilmeden verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. solid. together. uninterrupted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuous. uninterrupted. without deductions. gross (before deductions. all along the line. free of deductions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinesi, hareketli nesnelere net şekilde odaklanılması için ‘burst’ çekimi sırasında kesintisiz olarak otomatik odaklanmayı ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KESR) (i.A.) (c.küsûr). 1.Kırma, paralama: Camı kesretti; kol kemiğinin kesri. 2. Bozma, halel getirme: Nüfuzunu kesretti; kesr-i nâmûs. 3.(e.) Arap harflerinde bir harfin esre (i) ile okunması: Siz zamiri kesr-i sin iledir. 4.(matematik) Bir sayı toplamından bir veya birkaç pay gösteren miktar ki, iki türlüdür: Birincisi Adî kesir ki, ufkî bir çizgi ile ayrılmış iki rakamla yazılıp yukarıdaki rakam payların sayısını ve aşağıdaki rakam da toplamı gösterir: — ikide bir, yada; — üçte bir. Ar. sülüs; — dörtte bir, 3 Ar.rub’; çeyrek — üçte iki. Ar.sülüsân; — 4 dörtte üç, Ar.üç rub’, üç çeyrek. İkincisi ondalık kesir ki, bir toplamın on kısma ve bunun kısımlarından her birinin yine on kısma bölünmesiyle ve bu şekilde bölünmeye devam olunarak bu bölümlerinden bir miktar gösteren rakam olup ayrılarak yazılır, meselâ: 3,25,72 kilo yazıldığı zaman üç kilo ile 25 gram ve yetmiş iki santigram demektir. 5.Kesirler (Latince: fractus, «kırılmış») iki sayının oranı olarak ifade edilen sayılar olmakta ve genellikle bütünle parçanın karşılaştırılmasında kullanılır. İlk kesirler tam sayıların çarpmaya göre tersleriydi: iki parçanın biri, üç parçanın biri, dört parçanın biri şeklinde devam eden tarihi simgeler.Zamanla beraber gelişen kesirlerin daha ileri bir türü ise bayağı kesirlerdi bu kesir türü bir pay ve paydadan oluşuyor zamanımızda hala kullanılıyorlar(½, ⅝, ¾, vb...), pay birbirine eşit parça sayısını, payda ise bu parçalardan kaç tanesinin bütüne ulaştırdığı. Örneğin payın 3 paydanın ise 4 olduğu 3/4 kesrinde 3 kaç eşit parça olduğu 4 ise bu parçalardan bütüne ulaşmak için kaç tane gerektiği. Kesirlerin dahada gelişmiş bir hali olan ondalık kesirler paydası virgül›den sonraki rakamların sayısı tarafından belirlenen 10 ve 10›un kuvvetleri olan kesirler. Örnek olarak 0,75 bu durumda pay 75 payda ise virgülden sonra 2 rakam olduğuna göre 10 un 2’nci kuvveti olan 100 dür. Kesirlerin 3›üncü bir türü olan yüzdelerde payda herzaman 100'dür bu yüzden 75% 75/100 demektir. Kesirlerin diğer işlevleri ise; Oranları göstermek ve bölme işlemini belirtmek.Bu nedenle 3/4 kesri 3 ün 4 e oranını aynı zamanda 3÷4 bölme işlemini gösterir. Matematikte kesir olarak gösterilebilecek bütün sayıların kümesi m/n, m ve n nin birer tam sayı ve n nin 0 olmadığı bu durumda oluşan küme Rasyonel Sayılar olarak adlandırılır. Bu küme Q ile gösterilir. Kesir terimi sürekli kesir ve cebirsel kesir terimlerinin içindede geçmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.«kesret» ten smüş.) (mü.kesîre). 1.Çok bulunan, bol: Kesîr mal. Kesîr-ül-mâl = Malı çok olan. 2.Birçok: Kesîr-ül-evlâd = Çocukları çok olan. 3.Sık, çok defa olan: Kesîr-ül-vuku = Çok ve sık vuku bulan. Terimlerde Yun.«poli» veya Latince «ulti» eklerinin tercümesidir. Kesîr-ül-ezhâr = Polyanthe (çok çiçekli). Kesîr-ül-aktâb = Multipolaire (çok kutuplu) vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثير] çok, bol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kitre zamkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesir taşıyan veya kesirl olan sayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional number. broken number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثيرالاستعمال] çok kullanılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesme, Ar. kat’: Bu bıçağın kesişi iyi değil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Manastır râhibi, evlenmeyen râhip, Osm. târik-i dünyâ, karabaş. (coğrafya) Keşişdağı — Uludağ’ın eski adı, klasik adı: Olimpus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coincide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloisterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friar. monk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keşişlerin oturmasına mahsus inzivâ yeri, manastır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Bir nokta veya çizgi üzerinde birbirini kesip geçen çizgiler veya yüzeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Marmara Denizi’ne nisbetle Keşişdağı (Uludağ) tarafından esen güneydoğu rüzgârı ve yönü. Bununla güney yönü arasındakine kıble keşişlemesi ve bununla doğu yönü arasında olana da gündoğuşu keşişlemesi denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southeast. southeaster. southeast wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monastic order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesin karar, kat’İ hesap veya pazarlık. 2. Oyunda taş değiştirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki kişinin aralarında kesin karar vermek, aralarındaki hesabı kesmek, pazarlığı kararlaştırmak: Onunla kesiştik; bugün pazarlık, hesap, söz kesişeceğiz. 2. Oyunda taş değiştirmek ve alıp vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concur. cross. cut. intersect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. to intersect. to cross. to ogle at each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercept. to intersect. to cross. to come to an agreement on the price of sth. to exchange amorous glances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir cisim düz olarak kesildiği zaman meydana çıkan düzlemin şekli: Bir kürenin her kesiti daire biçiminde olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutaway. section. profile. crossing. edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

section. cross-section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if only. if. i wish to goodness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

would that. if only. i wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ah ! If only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAşki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dövülmüş buğday ile etten bir cins yemek. bk. Keşkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşk» ten). Döğülmüş buğday ile etten bir cins yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dal kesmeye mahsus ufak balta, el baltası. 2. Sac ve demir kesmeye mahsus düz ve yassı kalem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit. chisel. cutter. chaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting implement. hatchet. cold chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Head covering worn between the turban and hair by some Sikhs Also worn by some boys before they begin wearing turbans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keski.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok kesici, bilenmiş, Ar. kaatı’, sârim, Fars. tîz, bürrân: Keskin kılıç, bıçak, çakı. 2. Delici, sivri, hâd: Keskin iğne, diken. 3. Sert, kuvvetli, şiddetli, şedîd, pek: Keskin koku, sirke, tütün. 4. Müessir, tesirli, dokunaklı: Keskin dil, söz, kalem. 5. Pürüzsüz: Keskin yazı. 6. Faal, serî, Fars. cüst ü çâlâk: Keskin adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharp. sharp-edged. cutting. keen. pungent. severe. stinging. strong. incisive. acute. piquant. acrid. biting. bitter. blazing. dead. deep. edged. exquisite. keen-edged. mordacious. nipping. nippy. piercing. poignant. pointed. quick. sharp-cut. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrid. bitter. keen. piercing. poignant. pungent. rank. searching. sharp. shrill. smart. strong. tart. virulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen. sharp. pungent. acute. severe. biting. bitter. clear cut. exact. exquisite. incisive. intense. lively. nipping. penetrant. penetrating. piercing. poignant. quick. salty. searching. shrewd. shrill. smart. splitting. strong. trenchant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpshooter. dead shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Keskin olmak, bk. Keskin ve keskinleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çok kesici veya delici olmak, Osm. kaatı’ veya hâd olmak, bilenmek: Bu çakı, bu iğne keskinleşti. 2. Sertleşmek, kuvvet kazanmak: Sirke keskinleşti. 3. mec. Faal ve çevik olmak: O çocuk çok keskinleşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keskin veya sivri şeyin hâli: Kılıcın, çakının, iğnenin keskinliği. 2. Sertlik, şiddet: Sirkenin keskinliği. 3. mec. Tesir, dokunaklılık: Dilin, sözün keskinliği. 4. Dinçlik, çeviklik: O çocuğun keskinliği. 5. Bir kesici Aletin kesen tarafı: Kılıcın keskinliği. 6. Kılıçlama vaziyet: Tahtaları keskinliğine komak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpness. keenness. pungency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden Hind dilencilerinin ve kalenderlerin kollarına asılı tuttukları ve herkesin önüne uzattıkları büyük hindistancevizi kabuğundan ibâret kap ki; aldıkları şeyleri içine koyarlardı. Keşkül-i fukara = Muhtelif şeylerden mürekkep bir çeşit sütlü tatlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کشکول] dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Süt tatlılarından biri. bk. Keşkül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. fatın, fıtâne, aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesmek işi. Kesmek. 2. Kalıba dökülmüş parça şeker. 3. Kesilmiş, Ar. maktû. 4. Kat’İ, kesin, götürü: Kesme hesap; kesme resim. 5. Kesilmiş gibi veya kesilebilir, yumuşak taş veye sert kil halinde olan: Kesme kaya; buranın arazisi bütün kesmedir. 6. Kesip beğenmek şartıyla: Kavunu, kesme olarak aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Teneke vesair kesmeye mahsus büyük makas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting. cut. stoppage. discontinuation. interception. shutoff. abscission. clip. curtailment. cutback. nip. scission. section. shearing. suppression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip. incision. sector. shutoff. trim. cutting. shears. chop. cut. definite. fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interrupt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kesme Modu ile Kayıt Yapma, ayrı ayrı fotoğraflardan animasyonlu bir film yapılmasında kullanılır. Bu sayede çizgi filmler ya da duraklamalı oynatılan animasyonlar yaratılabilir. Her kesmeden 5 çerçeve (saniyenin 1/5’i) kaydedilir

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump sugar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hewn stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavun ve karpuz gibi meyveleri kesip beğenirse almak şartiyle: Kesmece satıyor; kesmece aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that will be cut and shown for approval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir kesici Aletle ayırmak, Osm. kat’etmek: Tahta, ağaç, kâğıt, bez kesmek. 2. Biçmek: Ceket, pantolon kesmek; kesip dikmek. I. Durdurmak, dindirmek, geçirmek: Rüzgâr, yağmuru kesti; aspirin baş ağrısını keser. 4. Aralık vermek, fâsıla vermek: Lâkırdısını kesti; sözünüzü kesmeyin. 5. Kararlaştırmak, karar vermek, hükmetmek, kesin şekilde söylemek, tâyin etmek: Gününü, miktarını kesmedi; dâvâyı, meseleyi kesti. 6. Kaldırmak, yok etmek, Osm. ref’etmek: Ümidi kesti, kendisiyle muhabereyi, münasebetleri kesti. 7. Boğazlamak, Osm. zebhetmek: Bir koyun, bir hindi kesti. 8. Kılıçla ve diğer kesici Aletle öldürmek: Adam kesmek. 9. Yontmak: Kalem kesmek; tırnak kesmek. 10. Enemek, hadım etmek, iğdiş etmek, Osm. ihsâ eylemek: Atı kesmek. 11. Paralamak: Fare, eşyayı kesiyor. 12, TAyin ve tahsis etmek: Maaş, tayın kesmek. 13. Fiyat indirmek, ödenecek bir meblâğın bir miktarını alıkoymak: Alacağından kesme; işçinin ücretinden kesme. 14. Tutmak, çıkmak, mal olmak: Bu iş ne kesti, ne kesiyor? İS. Taklit etmek, eğlenmek, elaya almak. Ardını kesmek = Terketmek, devam etmemek. Para, sikke, akça kesmek = MAdeni para basmak. Ayağını kesmek — Artık gitmemek, gitmekten vazgeçmek Elini kesmek = Men’etmek. Umlt kesmek = Ümitsiz olmak. Önünü kesmek — Önüne çıkıp ileri gitmesine engel olmak. Başkesmek = Başaşağı etmek. Başını kesmek = Boynunu vurmak. Boyun kesmek = İtaat etmek. Bahâ kesmek = Kıymet, değer biçmek. Had kesmek = Sınır tayin etmek. Hesap kesmek = Hesabı temizleyip ilişik bırakmamak. Sesini kesmek = Artık susmak. Sözü bal İle kesmek Başkası konuşurken sözünü ağzından almak. Akıl kesmek = Anlamak, mümkün olduğunu kabûl etmek: Aklım kesemiyor; bunu aklım kesiyor. Kısa kesmek = Uzatmamak, kısaca söylemek. Gözü kesmek = Yapabileceğini anlayıp güvenmek. Kesip atmak = Kesin şekilde karara varmak. Memeden, sütten kesmek = Çocuğa artık meme vermemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. break. clip. cease. stop. discontinue. interrupt. disconnect. intersect. abandon. butcher. carve. chop. chop off. close. close down. crop. cut back. cut off. cut out. deaden. dock. drop. dry up. excise. fair. fell. gash. give over. hack. hew. ki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. butt. carve. cease. clip. curdle. cut. discontinue. dock. drop. excise. hew. interrupt. leer. lop. ogle. sever. shave. slash. spin. to cut. to chop. to hew. to clip. to cut sth off. to cut sth down. to cut down. to dock. to sever. to stop. to ceas

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. interrupt. truncate. cut off. cut. to cut. to cut in two. to cut off. to cut down. to cut up. to slice. to wound by cutting. to slaugther. to interrupt. to stop. to turn off. to stop the flow of. to coin. to issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekişme, Ar. münâzaa, muâraza. 2. Kararsızlık, tereddüt, karışıklık: O iş keşmekeşe kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confusion. disorder. conflict. blight. chaos. rat race. snarl. snarl-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bustle. thick. whirl. confusion. disorder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

great confusion. disorder. chaos. rat race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشمکش] kargaşa, çekişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taşocağı. 2. Ağaç. kilit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keskin olmayan, kör küt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başak semanı, ince ve kırık saman. 2. Harmanda toprağa karışıp tekrar dövülen başak parçası. Sütkesmiği = Kesilmiş sütün koyu kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça üç harekeden esre denilen hareke kl, i, ı okunan harfin altına yazılır. Kesre-i hafife = Türkçe’de cbiz» ve «kimi gibi ince okunan esre. Kesre-i sakiyle = Yine Türkçe’de «sıra» ve «ılık» gibi kalın okunan esre. Kısa ı, i vokalinin işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çokluk, bolluk: Kesret-i mahsulât — Ürünlerin bolluğu. 2. Fazlalık, ziyadelik, mübalâğa: Kesret-i zekâ. 3. (tasavvuf) Kalabalık, vahdet zıddı: Kesret içinde vahdet herkese müyesser olamaz. Kesretle = Çok, fazlası ile, pek, fazla, (edebiyat) Cem’-i kesret = Arapça’ da dokuzdan fazla sayı için kullanılan çokluk kipi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثرت] çokluk, bolluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çokça, bolca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bolluk üzre olan, çok fazla, ziyade: Orada böcekler kesretlidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çok, fazla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kesriyye) (matematik). Hesapta kesre alt: Aded-i kesrî; Adâd-ı kesriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tkeşf» ten imüb.). 1. Mübalâğa ile keşfeden, gizli bir şeyi meydana çıkaran, keşif sahibi: Amerika keşşâfı; kendisi sanayi sahasında keşşâftır. 2. Gizli mânâ ve sırları açığa çıkaran (Bu mânâ ile Zemahşeri’nin meşhur tefsirine unvan olmuştur). 3. (askerlik) Askerin önünde gidip arazi ve düşmanı keşif ve muayene eden subay veya birlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Y.’dan). Maruf meyve kl, mutedil iklimlerde yetişip dikenli yeşil bir dış kabuk içinde iki tane bulunur ve her biri açık siyah ve yumuşak bir kabuk içinde bir tekliden ibarettir. Atkestanesl = Yenmez iri cinsi ki, ağacı, gölgesi için bahçelerde ve yol kenarına dikilir. Kuzukestanesi = Çiğ de yenilen bir cins küçük tanelisi. Külkestanesi = Sulak yerlere mahsus cinsi. Kestane kebabı = Kabukla beraber veya kabuksuz olarak ateşte pişmiş kestane. Kestane ağacı = Kestane meyvesini veren ağaç ki, hayli büyük olur. Kestane rengi = Koyu kahverengi. Kestane fişeği = Fazla patırdı eden bir fişek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut. marron. spanish chestnut. sweet chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut. chestnut tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(castanea vesca): Kayıngiller familyasından; kışın yapraklarını döken, 25 - 30 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları geniştir. Meyveleri iridir. Kullanıldığı yerler: Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi, kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Mideyi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firecracker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auburn. chestnut. maroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestane veya kestane kebabı satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (anatomi) İdrar yollarının arka kısmında ve yalnız erkeklerde bulunan bir bez, prostat. 2. Atların bileğinde çıkan ve boynuz kemiği gibi görünüşü olan kısa çıkıntı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestane ağaçlarını içine alan yer, kestane ağacı korusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İ. castello). Hisarcık, küçük hale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتی] gemi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemici, gemi kaptanı, Ar. mellâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتيبان] kaptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kestirmek İşine konu olmak. Ağacın dallan kestirildi. 2. Kesin şekilde halledilmek, kesin karar verilmek: O dâvâ hâlâ kestirilmedi. 3. Kesin şekilde hükmolunmak, kesin bir fikir söylenilmek: Bu kelimenin asıl Türkçe mi yoksa diğer bir dilden mi olduğu kestlrilemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forecast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kestirmek işi. Kat’i, itiraz ve değiştirilmesi kabil olmayan: Kestirme cevap, kestirme söz. 2. Tahminî, Ar. muhammen: Kestirme bir miktar. 3. Kısa, doğrudan, dolaşmaz: Kestirme yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortcut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catnap. doze. kip. nap. shortcut. zizz. estimate. guess. short cut. direct. short. concise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortcut. direct. concise. catnap. short cut. doss. expedient. forecast. forty winks. guesswork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kesmek işini yaptırmak: Şu ağacın fazla dallarını kestirmeli. 2. Kısaltmak, Osm. ihtisâr ettirmek: Yolu kestirdim. 3. Vazgeçirmek, bıraktırmak: O adamı kumardan kestirmeli. 4. Karar vermek, hükmetmek: Bu meseleyi kestlremedim. 5. Tahmin etmek: Kendimce Öyle kestirdim. 6. Süt, şeker vesaireyi ekşitip değiştirmek. 7. Boğazlatmak, Osm. zebhettirmek: Birkaç koyun kestirdi. Uyku kestirmek = Uykusunu almak, biraz uyuyup uykuya olan arzuyu gidermek. Başını kestirmek = mec. Direnmek. Göze kestirmek = Yapabileceğini anlamak, güvenmek: O hendeği atlamayı gözüme kestiremedim; o yazıyı yazacağımı gözüme kestirdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doze. drowse. kip. nap. snooze. to have cut. to estimate. to predict. to conjecture. to nap. to doze. to have a snap. to snooze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forecast. to have sth cut. to estimate. to predict. to doze off. to curdle. to have a doze. forecast. guess. to have a nap. to have a snooze. understand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kerkenez, zool. Falco tinnunculus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Çok kâr eden, çok kazanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öç alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gözleri arka arkaya ve çabuk çabuk açıp kapamak, bk. Kırpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Şarap tortusundan çıkan bir kimyevî madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrugation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (argo). Flört etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirt with. cockle. wrinkle. wrinkle up. corrugate. crinkle. crumple up. frill. furrow. line. pucker. pucker up. ruck. ruck up. ruffle. rumple. shrivel. shrivel up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crease. crinkle. crumple. furrow. ruffle. rumple. wrinkle. to wrinkle. to ruffle. to rumple. to crinkle. to crease. to crumple. to crush. to carry on. to have it off. to get off with sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wrinkle. to flirt with. corrugate. crease. crinkle. line. ruck. rumple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kirliliğin üstesinden gelmenin bedelini kirleticinin karşılaması gerektiğini savunan ilke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kirli ve pis hâle getirmek, Osm. telvis ettirmek: Çocukları kıra götürüp böğürtlen yedirin ama, üstlerini kirlettirmeyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızımsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blink eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blink (one's eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin köşe ve kenarlarını kestirmek: Şu kâğıdın kenarları pek örselenmiş, biraz kırptırmalı. 2. Saç ve sakalını veya yapağısını kestirmek, kısaltmak: Yazın sıcaklarında koyunları kırptırmak lâzımdır, soğuk havalarda çocukların saçını kırptırmamak 3. Bir masraf veya tahsisatın bazı kısımlarını kestirip indirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb clip sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kazanma, kazanç, Ar. iktisâb, istifade: Hayli servet kesbetmiştl: Ayda birkaç bin lira kisbi vardır. 2. Edinme, Osm. hâsıl ve peydâ etme: Kisb-i malûmat etmek; yağmur altında av arkasından gezmekten hastalık kesbettim. 3. Geçimini sğalamak için çalışma ile buna Alet olan san’at ve meşguliyet: Kisb ü kâr sahibi, bk. Kesb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kısır etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sterilize. to sterilize. to neuter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sterilize. emasculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıstırma işine uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be trapped. to be cornered somewhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıkan bir şeye tutturup sıktırmak: Elimi kapıya, makineye kıstırdım. 2. Dar yere getirip tutmak, ele geçirmek, yakalamak: Kendisini bir köşede kıstırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corner. nip. pinch. to squeeze. to pinch. to corner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb turn down or diminish the flow or volume of sth. to get caught or entangled in (a place. nip. pinch. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. muhtemelen «hetir» den). Yalan, uydurma söz: Kıtır atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. ses taklidi), ince ve sertçe yahut gevrek bir sesi tasvir ve taklit edip ekseriya art arda kullanılır: Kıtır kıtır gevrek yemek; kıtır kıtır çörek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie. story. crackly sound. popcorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok kıtır atan. bk. Kıtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle. to produce a crackly sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıtır kıtır diye gevrek bir ses çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kıtır kıtır ettirmek, gevrek bir ses çıkartmak: Eline bir gevrek alıp kıtırdatarak yiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıtırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackling sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kızışmasını sağlamak, hararetlendirmek, tutuşturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to encourage. to incite. to provoke. to abet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to increase the fury or violence of. to enliven. to get people worked up. to incite. to make-red hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kök tutturmak, kök saldırmak. 2. mec. yerleştirmek, kurmak, tesis etmek; temelleştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ingrain. root.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facilitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

facilitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kolay hâle getirmek, Osm. sehl ve Asân etmek, teshil eylemek, güçlüklerini keldırmak: Tahsili kolaylatmak, kolaylaştırmak için öğrenimde yeni usuller icat olunmuştur. 2. Tamamlanmasına yaklaştırmak, sonuna yaklaştımak: Nakşı, yazıyı, kirişmayı kolaylatmışınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pave the way for. smooth the way. make a dent in. make easy. ease. facilitate. be helpful. catalyze. expedite. further. pave the way. remit. short-circuit. simplify. smooth. streamline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expedite. facilitate. simplify. smooth. to facilitate. to expedite. to make easy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to facilitate. to ease. to make simpler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Köle haline getirmek; bir kimseyi köle imiş gibi her türlü hürriyetten mahrum etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb into a slave. mancipate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbonation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kömür hâline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth broken. to have sth snapped off. to have sth picked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Körleşmesine sebep olmak, körletmek: Bıçağı körleştirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. blunt. to blind. to blunt. to dull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fenalaştırmak, fena hâle getirmek, bozmak: O işi kötüleştirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggravate. bastardize. corrupt. deteriorate. exacerbate. to worsen. to exacerbate. to aggravate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sth to go wrong. to spoil. to make a mess of. to worsen. aggravate. bastardize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thickening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvıyı daha koyu va kesif yapmak: Şu pekmezi biraz daha koyulaştırmalı. 2. Bir rengi dahe koyu etmek, açıklığını gidermek: Bunun yeşilini koyulaştırıp sarısını açmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condense. congeal. enrich. thicken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear splitting. harsh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth a rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kurcalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Kurtpençesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to institutionalize. to turn sth into an institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Institutional Investors)

Bireysel yatırımcılardan ayrı olarak, kendisine devredilen paralardan ya da tahvil ve hisse senedi satışıyla sağladığı kaynaklardan oluşan fonları yatırıma yönelten kurum, kuruluş veya örgütlerdir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

institutionalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

institutionalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause to be regarded as sacred. sanctify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secularization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secularization. laicization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to secularize. to laicize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lekesi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. immaculate. spotless. stainless. blameless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaculate. spotless. with an unsullied reputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asker çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aks» den im.). Aksetme yeri, yankı yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معکس] yansıma yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yansıtmak, yansıma yeri olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. geçici tedbir; s. geçici tedbir türünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Makineli hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). 1. İnzivaya çekilmiş rahip veya rahibelerin barındığı dinî yapı. 2. (has isim, coğrafya) Rumelin’de bir şehir ki, şimdi Yugoslav Makedonyası’noadır.

Türkçe Sözlük by