Tıraf | Tıraf ne demek? | Tıraf anlamı nedir?

Tıraf | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tiraf

Türkçe Sözlük

(i. A.). İktidarsızlık, beceriksizlik, el yetmeme: Ben aczimi bilirim, aczimle beraber hizmet hevesiyle bu işe teşebbüs ettim; izhar-ı ıcz etmek = İktidarsızlığını itiraf ve beyan etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğruluğunu kabul etmek, teslim etmek, onaylamak, tasdik etmek; şükranla tanımak; gerçek veya kanuni olduğunu kabul etmek. acknowledgment (i). teslim, onaylama, tasdik, itiraf, kabul, teşekkür; senet, tasdikname, borç ikrarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). itiraf edildiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bırakmak, izin vermek, müsaade etmek; tasvip etmek; tasdik etmek; hesaba katmak, saymak; itiraf etmek, kabul etmek, teslim etmek; razı olmak, rıza göstermek; itiraf etmek; hesaplamak. allowable (s). caiz, meşru, hesaba katılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tahsisat, harçlık, aylık, haftalık vb; bırakma; karşılık; müsamaha, göz yumma, müsaade, rıza; itiraf, kabul, teslim; (tic). fiyat indirimi, tenzilât; tolerans, yedek pay; (f). harçlık bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). onaylamak, teyit ve tasdik etmek, kuvvetle söylemek, iddia etmek, garanti etmek, itiraf etmek, açıkça söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). açıkça söylemek, beyan etmek, ilân etmek, ikrar etmek, itiraf etmek, kabul ve tasdik etmek.avowal (i). beyan, ilân, ikrar, itiraf, kabul, tasdik. avowedly (z). açıkça, sarahaten, alenen.

Türkçe Sözlük

(AZAB) (i. A.). 1. Ceza cezalandırma, suç ve kabahata karşı kanunun tayin ettiği muamele. (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde pek kullanılmaz). 2. Ahrette günahkârlara verilecek ceza ve eziyet: Azâb-ı Cehennem = Cehennem azâbı, azib-ı kabir = Kabir azâbı. 3. Eziyet, işkence. Ar. cevr, ukuubet: Vaktiyle suçlulara cürümlerini itiraf ettirmek için çok azap ederlerdi. 4. mec. Pek büyük sıkıntı, eziyet, şiddetli elem: Ağrılarımdan azap içindeyim. Bu kadar sıcak odada oturmak benim için bir azaptır. Azâb-ı elîm = Çok elemli azap. Azap vermek, azap çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). tamamen, bütünüyle; temiz bir şekilde, temiz olarak. clean gone iz bırakmadan gitmiş. come clean (argo). itiraf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idrak, kavrama; farkına varma; bilgi, malumat; (huk). mahkemenin davayı dinlemesi; itiraf; kaza hakkı; yetki alanı; bilgi veya gözlem alanı. It falls within my cognizance .Beni ilgilendirir. take cognizance of dikkat etmek, göz önüne almak; önem verm

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk)., (Lat). itirafname, ikrar, davalınln yazılı ikrar ve kabulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul, teslim, itiraf; imtiyaz, devlet veya diğer bir yetkili makam tarafından tanınmış imtiyaz, ayrıcalık; mümessillik, bayilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itiraf etmek; ikrar etmek; teyit etmek, doğrulamak teslim etmek; günah çıkartmak; şiir belli etmek. confesedly (z). itiraf kabilinden, teslim ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itiraf, ikrar, doğrulama, teslim; günah çıkartma. confession of faith iman ikrarı. judicial confession mahkeme önünde yapılan itiraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). günah çıkartma hücresi; (s). itiraf veya günah çıkartma ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). günah çıkartan papaz; itiraf eden kimse.

Türkçe Sözlük

(f.). Doğruyu söylemek, hakikati kabûl ve itiraf etmek: İşte şimdi doğruladı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dönmek, devir, cevelan etmek: Sabahtan beri sokaklarda dolaşıyorum; kırlarda dolaşıp durduk. 2. Gezmek, seyahat etmek. Fars, geşt-ü güzâr, Ar. teferrüc: Bir dolaş da gel; bir iki sene Anadolu’da dolaştım; o adam Akdeniz’de çok dolaştı; gelin biraz dolaşalım. 3. Yayılmak, intişar etmek, ortalarda olmak: Öyle bir söz dolaşıyor. 4. Birbirine geçmek, karışmak, girift olmak: Saçları dolaşmış: Bu iplikler dolaşırsa çözülmesi pek zor olur. 5. Doğrudan gitmeyip dolaşıklı olmak, öteye beriye sapmakla uzamak: Bu yol çok dolaşıyor. 6. Dönüp diğer bir taraftan varmak: Arkadan dolaş; art kapıdan dolaştık. 7. Boşuna gezmek, Ötede beride gezip durmak: İşsiz dolaşıp duruyor; buralarda ne dolaşıyorsunuz? Dışarıda çok dolaşma işimiz vardır. 8. Çevrilip öbür tarafa geçmek: Bozburun dolaşıldığı gibi limana girilir. 9. Gezerek aramak ve teftiş etmek: Bütün kırları dolaştık, vuracak bir kuş bile bulamadık. 10. Dönmek, devretmek: Kaptan Cook yelkenli gemisiyle dünyayı üç kere dolaştı; Stanley bütün Güney Afrika’yı dolaştı. 11. Gezip dolanmak veya teftiş etmek: Maarif müdürleri mektepleri dolaşmakla vazifelidir; idare memurları, idarelerindeki yerleri dolaşmakla mükelleftir. Ayak dolaşmak = Doğru yürüyemeyip ayaklan birbirine karışmakla sarhoş gibi yürümek. Ayağa dolaşmak = 1. Mâni ve engel olmak. Osm. musallat ve bâr olmak: Ayağıma dolaştı durdu. 2. İyiliğe karşılık bir fena hareketin cezasını çekmek: Nimetin kadrini bilmedi, ayağına dolaştı. Bir şeyin ardında, arkasında dolaşmak = Peşine düşmek. Dört dolaşmak = Sıkıntıda bulunmak, oraya buraya başvurmak. Dil dolaşmak = Açık ve rahat söyleyememek, sarhoş gibi söylemek, sözün gelişini idare edememek: Sanığın dili dolaştı, itiraf etti. Zihin dolaşmak = Zihin karışmak, şaşırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(s).ölüm,ölme;(s).ölen,ölmekte olan dying bed ölüm döşeği .dying confession (veya) declaration ölüm döşeğinde yapılan itiraf, açıklama. dying will ölmek üzereyken ifade edilen arzu, son dilek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, çekmek; söyletmek, itiraf ettirmek; özetini veya özünü çıkarmak; seçmek; (bir kitap vb'nden bir parçayı) almak, iktibas etmek; suretini almak. extractable (s). çıkarılabilir. extractor (i). sökücü, çıkarıcı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «karâr» dan masdar). 1. Kararlaştırma, kararlı ve devamlı hâle getirme. 2. Dil ile söyleme, ifade, beyan: Kalb ile İmân, dil ile ikrâr. 3. Tasdik, kabûl, teslim, inkâr’ın zıddı: Tanrı’nın birliğini ikrâr edenler. 4. Saklamayıp açıktan söyleme, itiraf: Kabahatini ikrâr eyledi. 5. (hukuk) Bir kimsenin, diğer bir şahsın kendisinde olan hakkını bildirmesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اقرار] itiraf. 2.dile getirme. 3.kabullenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.itiraf etmek. 2.dile getirmek. 3.kabullenmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekr»den masdar). 1. Tanımama, kabûl ve tasdik etmeme, reddetme: Tanrı’nın varlığını kim inkâr edebilir? 2. (insan). Yaptığını veya söylediğini saklayarak yapmadım veya söylemedim demede ısrar etme. İkrar ve itirafın zıddı: Söylediğini, borcunu inkâr ediyor.

Türkçe Sözlük

(İTİRAF) (i. A.) (c. İtirâfât). Kendi kusur ve noksanını, az çok aleyhinde bulunan bir hâli seklamayıp, inkâr etmeyip kabûl, teslim ve ikrâr etme: Kabahatini itiraf ediyor; ben kusurumu, bilmediğimi itiraf ediyorum: İtirafları isbata lüzum bırakmadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

yaratmak, yapmak, meydana getirmek, atamak; anlamak, kazanmak, düzeltmek, mecbur etmek, sağlamak, (yol)almak ,ulaşmak, erişmek, elek. (devreyi) kapatmak, (argo) cinsel ilişkide bulunmak, kabarmak.make a clean breast of itiraf etmek, içini boşaltmak.make

Türkçe Sözlük

(i. A. «karâr» dan if.) (mü. mukirre). İkrar ve İtiraf eden, doğrusunu söyleyip kabahat ve ayıbını gizlemeyen, inkâr etmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقر] itirafçı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekr» den if.) (mü. münkire) (c. münkirin). 1. İkrâr ve itiraf etmeyen, inkâr eden: O suçu işlediği ısrarla söyleniyorsa da, kendisi münkirdir. 2. Kabûl ve tasdik etmeyen, yalanlayan, inanmayan, imansız: O adam Ahıreti münkirdir. Münkir (-1 vahdânîyyet) — Kabir sualleri soran iki melekten biri. Diğeri: Nekir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «irfân» dan if.) (mü. mûterife). Kendi kusur ve kabahatini bilip söyleyen, itiraf edip gizlemeyen: Ben aczimi mûterifim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. malik olmak, sahip olmak; tanımak, kabul etmek, doğrulamak, itiraf etmek; teslim etmek. own up k.dili tam ve doğru olarak itiraf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bir günah işlemiş olmaktan dolayı hissedilen pişmanlığı belirten davranış; kil. itiraftan sonra günaha kefaret olsun diye papaz tarafından verilen ceza; f. bu suretle ceza vermek. do penance kefaret olarak ceza çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. itiraf etmek, açıkça söylemek; iddia etmek, savlamak, taslamak; (inancını) ikrar etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iddia edilen, savlanan; açıklanmış, alenen itiraf edilmiş; sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. diploma gerektiren meslek; meslek, sanat, iş kolu; iddia; itiraf; söz; inancın açıklanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tanıma, tanımlama; itiraf, tasdik, kabul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tanımak, kabul etmek, teslim ve itiraf etmek, itibar etmek; birine söz hakkı vermek; tanımak, bilmek; selâm vermek; takdir etmek. recogniz'able (s.) tanınabilir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. insanın gördüğü ve bildiği bir işi mahkemede yeminle ifade etmesi, şahitlik. 2. İkrar, itiraf, bir işin sıhhat ve gereğine inanma. 3. Açık alâmet, delil. 4. Kelime-i Şehâdet: Şehâdet getirmek. 5. Hak yolunda can fedâ edip şehâd olma. 6. Gözle görülen şeyler. Şahadet parmağı = Şahâdet getirirken kaldırılan işaret parmağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). papaza günahını çıkarttırma; günahların itirafı ve affı. short shrift itiraf veya tövbe için bir kimseye tanınan çok kısa süreli fırsat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (d veya shrove, shriven) günahını çıkarmak, itirafını dinleyip affetmek; itiraf edip günahlarını affettirmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Darîatmak, daraltmak, tazyik etmek: Denkleri sıkmak. 2. El ile sıkıştırıp suyunu almak: Üzüm, limon, çamaşır sıkmak. 3. Kuvvet vermek, pekleştirmek, şiddetlendirmek: Elini sıkmak, sesi sıkmak. 4. Zorlamak, tazyik etmek: Çok sıkarsan doğrusunu mu itiraf eder? 5. Iztırap vermek, sıkıntı vermek: Böyle sözler adamı sıkar. 6. (bir ateşli silâhı) Boşaltmak: Bir tabanca, bir kurşun sıktı. İç, can sıkmak = Keder vermek. Diş sıkmak = Gayret veya tahammül etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Söylemeye zorlamak veya müsaade etmek: Söyleyecektim ama söyletmedi. 2. İtiraf ettirmek: İyi bir savcı suçluya her şeyi söyletir. ( «Söylettirmek» demeye hâcet yoktur), (mec.) Sazı söyletmek = Güzel çalmak.

Türkçe Sözlük

(TAKDİR) (i. A.) (c. takdîrât). 1. Kader, ilâhî ve ezeli hüküm: Tedbir daima takdire uygun gelmez. 2. Kıymet biçme, fiyat tâyin etme. 3. Bir adamın değerini anlayıp itiraf etme, kadir bilirlik. 4. Beğenme. 5. Farz, ihtimal, itibar, çare. 6. Bir mânânın zihinde canlandırılması.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirmek, kim olduğunu anlatmak: Onu bana siz tanıttınız; kendisini tanımıyordum, kimse de tanıtmadı. 2. Kabûl ve tasdik ettirmek, İtiraf ettirmek: Bize Allah’ın birliğini tanıtan Peygamberimiz’dir («tanıttırmak» yanlıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (told) söylemek, nakletmek, hikâye etmek, anlatmak; ifade etmek, beyan etmek, tebliğ etmek, bildirmek; saymak, birer birer saymak; emretmek; keşfetmek, ifşa etmek, yaymak; temin etmek; itiraf etmek; tesiri olmak, tesir etmek; haber vermek, haber

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzhet» ten) (c. tenzîhât). 1. Kabahat ve eksikliklerden arıtma: Nefsini tenzîh etmek. 2. Allah’ın bütün eksikliklerden münezzeh olduğuna inanıp bunu ikrar ve itiraf etme: Cenabı Hakk’ı tenzih eylemek.

Türkçe Sözlük

(TESLİM) (i. A.) (c. teslîmât). 1. Elden ele verme, ilişik bırakmayacak surette verme. 2. Mukavemetten ümidi kesip kendini veya bir kale ve yeri düşmana terketme. 3. Kabûl ve itiraf etme; muhalefet etmeyip tasdik etme. Teslim-i rûh, teslim-i cin = Olme. 4. (c.). Verilecek bir paraya mahsuben parça parça verilen paralar: Yirmi bin liradan on yedi bin lira teslimâtımız vardır. Teslim taşı = Bektaşî dervişlerinin teslim ve tevekkül alâmeti olarak taşıdıkları balgamî taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.sonraki; açığa vurulmamış, itiraf edilmemiş, gizli; uzakta, öt yanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ifşa etmek, açığa vurmak, itiraf etmek, içini boşaltmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itiraf edilmemiş, açığa vurulmamış.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yukarı, Ar. fevk, bir şeyin yukarı kısmı, alt mukabili: Üstünde olmak, üstünü toplamak, evin, yolun üstü. 2. Dış, bir şeyin dışarısı, hârici, yüzü: Yerin üstü, portakalın üstü. 3. Kaymak ve köpük gibi, bir şeyin üzerinde bulunan kısmı: Pekmezin, yoğurdun üstü. 4. Kıyafet: Ustü pek pis, üstüne bakılmaz. 5. Amir: Memur, üstünden aldığı emre itaat etmeli. 6. Yukarı olan, yukarda bulunan: Ust mahalle, üst dudak, üst kat. 7. Diğerinden yukarı olan: Üst çıkmak, o ev bu evden üsttür. 8. Üste, üstüne, üstünde: Üzere, üzerine, üzerinde. Üstüne çıktı = Üstünde oturdu. Alt üst = Karma karışık. Alt üst böreği = Yalnız kalın ve iki parça hamurdan yapılan bir çeşit kaba börek. Ayaküstü = Ayakta, oturmaksızın, acele olarak. Üstüne almak = 1. Deruhde, taahhüt etmek. 2. Ben yaptım diye iddia veya itiraf etmek. Uste vurmak = Zam ve ilâve etmek. Ust üste, birbiri üstüne = Birbiri üzerine, hepsi bir sayılarak. Ust baş = Kıyafet. Üstümüzden ırak = Allah esirgaye! Üste vermek = iki şeyi değiştirirken birine diğer bir şey daha ilâve etmek. mec. Bir fayda umarken zarara uğramak. Üst çıkmak, üst gelmek = Galip gelmek. Üstüne varmak = Bir şeyi yapmak istemeyene karşı ısrarda bulunmak. Üstüne yatmak = Aldığı bir şeyi iade etmemek. Üst yan = Yukarıya doğru bitişik taraf. Üstüne yürümek = Üzerine hücum etmek. El-üstü = Amir. Başüstüne = Emredersiniz! Baş üstünde yeri var = itaat ve saygım yerindedir. Tepeüstü = Başaşağı. Kalburüstü = Bir şeyin seçkin kısmı. Yolüstü = Yol üzerinde bulunan ve yolda tesadüf edilen.