Tra | Tra ne demek? | Tra anlamı nedir?

Tra | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: tra

Teknolojik Terim

640 x 480 piksel görüntü çözünürlüğü sunan bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Dosya boyutunun küçük olması, Internet, e-posta ve hızlı baskı için çok hızlı resim transferi olanağı sağlar. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim

Daha geniş bir frekans bandından gerçekleştirdiği yüksek hızda veri transferi sayesinde, geniş bir multimedya içeriği sağlayan teknoloji.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It signifies from, away , separating, or departure, as in abduct, abstract, abscond.

Türkçe - İngilizce Sözlük

At-Bats. abdominal muscle FA - a tone of the scale OM - a mantra.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Booksellers Association A trade association of publishers and booksellers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Australian Broadcasting Authority is a federal regulatory body, which regulates the use of the broadcasting services bands under the Broadcasting Services Act 1992 and the Radiocommunications Act 1992.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Bankers Association. in the US, is a national credential conferred by Accreditation Council for Accountancy and Taxation to professionals who specialize in supporting the financial needs of individuals and small to medium sized businesses ABA i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A three-part compositional form in which the second section contrasts with the first section The third section is a restatement of the first section in a condensed, abbreviated, or extended form.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Broadcasting Authority. a fabric woven from the hair of camels or goats A loose sleeveless outer garment worn as traditional dress by men in the Middle East If you are not sure where the Middle East is located, you may wish to find a map from o

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Broadcasting Authority A Commonwealth regulatory authority responsible for broadcaster licensing and regulating content of broadcasting and narrowcasting services under the Broadcasting Services Act 1992.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abandoned interval due to no available train or no crew.

Genel Bilgi

ABD Temsilciler Meclisi’nin salonunun duvarlarında dünyaya ün salmış kanun koyucularından 23 tanesinin mermerden yapılmış kabartma portresi asılıdır. Bunlardan biri de ünlü heykeltraş Joseph Kiselewski tarafından yapılan Kanuni Sultan Süleyman portresidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat -(e) dair, hakkında; çevresine, etrafında; yakında, civarında, havalisinde; ötesinde berisinde, her yerinde; ile meşgul; için About facel (ask)., emir Geriye don I about to come gelmek üzere beat about the bush bin dereden su getirmek abo

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). aşağı yukarı, takriben, kadar; her tarafta; etrafa, etrafına; ötede beride, şurada burada; aksi yöne, obur tarafa; sıra ile about half a kilo yarım kilo kadar about 7 o'clock saat yedi sularında Iook about etrafına bakınmak order one abou

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). eşya veya fikirlerden soyut olan; soyut, mücerret; dalgın; ideal, nazari, kuramsal; (i) özet. abstract noun soyut isim abstract number soyut sayı, mücerret adet. in the abstract kuramsal olarak. abstractly (z). soyut olarak.

Yabancı Kelime

Fr. abstraction

fel. soyutlama

Bir nesnenin özelliklerinden veya özellikleri arasındaki ilişkilerden herhangi birini tek başına ele alan zihinsel işlem, gerçeklikte ayrılamaz olanı düşüncede ayırma.

Yabancı Kelime

Fr. abstractionisme

fel. soyutçuluk

Soyutlamalara, somut gerçeklerinkine eşit değer verme, amaç olarak soyutu alan tutum.

Yabancı Kelime

Fr. abstrait

fel. soyut

Varlığı duyularla algılanamayan

Türkçe - İngilizce Sözlük

strange. weird. odd. unusual. curious. out-of-the-way. bizarre. queer. antic. kinky. freak. screwball. comical. crotchety. droll. exotic. fanciful. fantastic. fantastical. flaky. freakish. grotesque. incongruous. kooky. novel. outlandish. peculiar. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük

awfully. bizarre. bloody. cranky. curious. droll. extraordinary. fantastic. freak. freakish. funky. funny. futuristic. grotesque. kinky. nifty. odd. offbeat. outlandish. peculiar. queer. singular. specimen. strange. uncanny. uncommon. weird. astonishing.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uyma, intibak; birinin işini görmeye razı olma, Iütufkarlık; düzen; yerleşme; telif etme, uzlaştırma ; ödünç, istikraz. accommodations (i). yatacak yer, konfor, rahatı sağlayan şartlar accommodation train (ABD). birçok istasyonda duran yolc

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest or lowest card in the deck In a high only poker game, the ace is always high with the exception of a 5 high straight, A,2,3,4,5.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Communication Exchange The current National Relay Service provider and emergency call person for the text based emergency call service. 1 a score of 1 on a hole 2 holing the first shot, or tee shot, on a hole Example: An ace or hole in one is u

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. clumsy. unskilled. untrained. learner. unbaked. inexpert. callow. green. guiltless. half-baked. inept. new. raw. simple. strange. sucking. unfledged. unseasoned. unversed. young. young in one's job. beginner. novice. stranger. trainee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. brash. callow. colt. cub. fresh. new. novice. raw. untrained. inexperienced. green. tyro. greenhorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. unskilled. unfamiliar with. unfledged. callow. inexperienced. amateur. clumsy. erk. fresh. gauche. inexpert. johnny raw. left handed. noncongnoscenti. novice. rude. strange. tiro. tyro. unhandy. unpractised. unversed.

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık, zaviye. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde «derece», 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde «grat» tır. Açıların büyüklüğü kenarlarının uzunluğuna değil, iki kenar arasındaki açıklığa bağlıdır. Bu açıklık iletki (minkale) ile ölçülür. Açıların ölçülmesinde daha çok «derece» kullanılır. Birbirini bütünleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Birbirini tümleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Çevre açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Dar açı: Dik açıdan küçük olan açıdır. Dik açı: Doğru açının yarısı büyüklüğünde olan açı. (90 derece veya 100 grat). Doğru açı: Bir kenarı öbür kenarının uzantısı olan açıdır. (İSO derece veya 200 grat). İki düzlemli açı: Aynı doğrudan geçen iki yarım düzlemin meydana getirdiği açıdır. Karşı durumlu açılar: Bir doğru, iki paralel doğruyu kesince, kesen ve kesilen doğrunun aynı tarafındaki açılara denir. Kiriş teğet açısı: Bir dairenin aynı noktasından çizilen bir teğetle bir kiriş arasındaki açıdır. Komşu açılar: Birer kenarları ve köşeleri ortak olan ve öbür kenarları ortak kenarın başka başka tarafında bulunan iki açıdır. Merkez açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Tam açı: Bir doğru çizginin bir noktası etrafında kendi üstüne gelinceye kadar döndürülmesiyle meydana gelen açıdır. Ter» açılar: Kenarları birbirlerinin uzantılarından ibaret olan açılar. Terseş açılar: Bir doğru iki paralel doğruyu kesince doğruların aynı yönünde bulunan açılardır. İki çeşittir: Açı kesilen doğruların içerisinde ise iç ters açı; kesilen doğruların dışında ise dış ters açı denir. Yöndeş açı: Bir doğrunun paralel iki doğruyu kesmesiyle meydana gelen, kesen doğrunun aynı yönünde, kesilen doğruların biri içinde, biri dışında olan aç.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. bitter. peppery. brackish. acrid. biting. painful. sad. sorrowful. lamentable. grievous. tragic. cutting. poignant. sardonic. scathing. shrill. splitting. harsh. severe. incisive. pungent. trenchant. vitriolic. pain. ache. hurt. sting. gnawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. sig

Türkçe - İngilizce Sözlük

frank. outright. outspoken. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthright. foq- spoken. open character. straight out. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

outright. frankly. outspokenly. straight out. directly. clearly. clear. openly. plainly. above-board. nakedly. avowedly. bluntly. cloudlessly. declaredly. definitely. distinctly. downright. evidently. expressly. fairly. flatly. manifestly. outright.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explicitly. above-board. bluntly. above board. evidently. expressly. frankly. obviously. openly. point blank. straight from the shoulder. simply. straight out. unreservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. statement. gloss. definition. indorsement. hearing. account. clarification. comment. commentary. declaration. direction. elucidation. endorsement. explication. exposition. illumination. illustration. instruction. paraphrase. profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remark. comment. explanation. statement. revealing. explication. elucidation. interpretation. clarification. exposition. illustration. demonstration. exemplification. account. commentary. declaratory clause. denunciation. direction. exposé. gloss. legend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to expand. to reveal. to divulge. to disclose. to announce. to elucidate. to interpret. to clarify. to demonstrate. to exemplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanatory. illustrative. revealing. expository. elucidatory. illuminating. illuminative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sad. tragic. touching. pathetic. a person who has experienced much grief. distressing. dolorous. grievous. harrowing. mournful. piteous. pitiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. distance. gap. the open. openness. vacancy. clearness. plainness. fairness. straightforwardness. directness. distinctness. obviousness. aperture. baldness. berth. clarity. clearance. definiteness. demonstrativeness. distinction. distinctivenes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

from a distance. extra. in addition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-hearted. pitiless. cruel. tyrannic. tyrannical. atrocious. brutal. coldhearted. cutthroat. dead. ferocious. fiendish. flinty. grim. harsh. implacable. inclement. inexorable. inhumane. merciless. outrageous. relentless. without remorse. ruthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrant. protractor iletkiprotractor. protractor iletki.

Türkçe Sözlük

(i.). Cilâ, perdah, lostra.

Türkçe Sözlük

(i.) Ketum. Satranç ve dama oyunlarında karşı tarafı aldatmak, şaşkın duruma düşürmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Director.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Active Duty Full-time duty in the active military service of the United States It includes federal duty of the active list , full-time training duty, annual training, and attendance while in the active military service at a school designated as a service

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Domain Group of hosts, routers, and networks operated and managed by a single organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative leaders within OSU Extension who provide program direction The four program areas in OSU Extension are: Agriculture and Natural Resources, Family and Consumer Sciences, 4-H Youth Development, and Community Development.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Symbol for a dichromatic absorbance It is equal to the absorbance at the secondary wavelength subtracted from the absorbance at the primary wavelength.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Etrafı su ile çevrili kara parçası. 2. Etrafı yollarla çevrili arsa ve binalar takımı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. inequity. unjust act. iniquity. travesty of justice. unfairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Furniture designed by the 18th-Century English architects Robert and James Adam, in the same Pompeiian classicism which marked their houses Pieces are delicate and slim, and have simple straight lines and restrained ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

angepasst. übertragen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. cadet. candidate. aspirant. contestant. entrant. nominee. postulant. remainderman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. mounthly periods. mounthly courses. numeral. courses. sum. menses. total. custom. tradition. convention. groove. consuetude. the usual thing. routine. habit. praxis. usage. use. wont. fashion. menstruation. period. flow. bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Defence Industries Ltd. 'Place of' or 'village of ' Used with village names like Adi Abun, 'Bishop's-ville'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration of justice. judicial court. judiciary. law court.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A crystalline substance, C9H13O3N, obtained from suprarenal extract, of which it is regarded as the active principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Included in the header of a transmitted packet It identifies the format of the incoming message for the receiver.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katran köpüğü, (bot) Agaricus campestris.

Türkçe Sözlük

yahut AĞL (i.). Koyun vesair hayvanlara mahsus üstü açık, etrafı çit ve çalı çırpı ile çevrilmiş daire, mandıra. (Havlı ve avlu ile münasebeti yoktur). Ay ağılı = Ayın hâlesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. jaws. mouth. opening. edge. cutting edge. brink. muzzle. dialect. accent. beak. chop. debouchment. embouchure. gob. jaw. keen edge. kisser. lip. orifice. outlet. potato trap. trap. vent. ventage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

edge. gob. inlet. mouth. orifice. outlet. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouth. opening. aperture. colostrum. entrance. cutting edge. blade. nozzle. embouchure. orifice. manhole. spout. outlet. estuary. talk. language. muzzle. lip. creek. accent. chop. chops. dialect. gob. inlet. jaw. mug. provincialism.

Sağlık Bilgisi

Ağız yaraları, “basit” ve “derin” veya “sert kenarlı” yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çoğunlukla, üşütme veya hazımsızlıktan kaynaklanır. Yaraların etrafı, kırmızı bir çizgi ile çevrilidir. Başlangıçta, içi su dolu kabarcıklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayılır ve sancılı ağrılara neden olurlar. Çocuklarda; kızamık ve çiçek hastalıkları sırasında da aynı yaralar meydana gelebilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Her gün 1 adet orta büyüklükte çiğ soğan yenir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral administration verbally. by words only. by word of mouth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcome the difficult part of a job. to reach the entrance of a port.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tragic. causing to cry / to weep.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, muvafakat, ittifak, karar; mukavele, itilâf; mukavelename , kontrat, bağıt. come to an agreement bir karara varmak, uyuşmak. gentlemen's agreement karşılıklı anlayışa dayanan ve yazılı metni olmayan anlaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray. slip out. to put in on the street.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An IPsec protocol that provides for anti-replay and verifies that the contents of the packet haven't been modified in transit AH is a mathematical code that is embedded and transmitted in the IP packet May be applied alone or in combination with ESP Top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Associate of the Institute of Hospital Administrators.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Highway Advisory Radio; U S traffic information broadcasting system whose transmissions are received through car radios which automatically interrupt other radio reception and tune to the correct station.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Animal Health Institute is the U S trade association that represents manufacturers of animal health care products -- the pharmaceuticals, vaccines and feed additives used to produce a safe supply of meat, milk and eggs, and veterinary medicines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

handset. receiver. receiving set. transmitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

amoral. bad. corrupt. depraved. dissolute. immoral. improper. impure. loose. nasty. naughty. outrageous. profligate. smutty. unprincipled. unsavoury. unscrupulous. unsavory. debauched. debauchee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agreement on Internal Trade, signed by the federal and provincial governments Text is at http://strategis ic gc ca/SSG/il00021e html.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. spy. secret agent. courier. gumshoe. infiltrator. intelligencer. spook.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Above knee Also referred to as transfemoral.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as Used in contracts when a person uses more than one name In other words, an alias.

Türkçe Sözlük

(i.). Beyaza çalar, beyazımtrak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiate. to make. to contract. to draw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conclude. to enter into. to make. to execute. to covenant. to contract. to sign. strike.

Şifalı Bitki

(Gemeiner Kreuzdorn, Nerprun Alaterne, Common Buckthorn): Mayıs-Haziran aylarında, sarı-yeşil renkli, küçük çiçekler açan bodur bir ağaçtır. Orman ve koru kenarlarında bulunur. Dalları karşılıklı, uçları diken halindedir. Yaprakları karşılıklı ve saplıdır. Çiçekler küçük demetler halinde bir araya toplanmıştır. Küre şeklinde ve bezelye büyüklüğündeki meyvası evvela yeşil, olgunlukta morumsu-siyah renk alır. Türkiye’de yetiştiği yerler: Bolu ve Trabzon civarıdır. Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı taze meyvalarıdır. Meyvalerında yağ, renkli maddeler, şeker ve glikoz vardır. İyi bir müshildir. Şurubu yapılır. Müshil ilacı olarak kullanılır. Bunlardan başka meyvalarından yeşil bir boya da hazırlanır. Memleketimizde yetişmekte olan bir Akdiken çeşidi de “Cehri” adıyla anılır. Bu cins sadece memleketimizde yetişir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract mukavele. marriage agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract. treaty. covenant. compact.

Türkçe Sözlük

(i. A. «eki» den imüb.). t. yiyen, obur («ekül» daha müstameldir). 2. (tıp). Etrafındaki etleri çürütüp mahveden (yara).

Türkçe - İngilizce Sözlük

mirror. to reflect. to echo. to mirror. to transmit. to convey.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reflect. to echo. to transmit to. mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellicose. cantankerous. churlish. contrary. cranky. cross. crotchety. crusty. disagreeable. evil. fractious. grumpy. moody. morose. opposite. peevish. perverse. reverse. shirty. tart. ugly. unfavourable. untoward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. contrary. unlucky. adverse. peevish. perverse. acerbic. bloody minded. churlish. contra. contradistinction. converse. counter. crab. crabbed. crabby. cranky. cross. crusty. disagreeable. disobliging. dour. fractious. fretful. grumpy. inverse. mo

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the contrary. otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

misfortune. ill luck. mishap. rotten luck. trouble. hitch. perversity. crossness. awkwardness. bile. contrariety. contrariness. contretemps. dourness. fractiousness. gruffness. hardness. misadventure. moodiness. petulance. recalcitrance. reverse. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük

peevishness. obstinacy. misfortune. set-back. diversity. pitch. perverseness. perversity. contrariety. distemper. mischance. mishap. mood. setback. tantrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the contrary. contrarily. contra. in contradistinction to. in contradistinction for. contrariwise. by contrast with. conversely. crisscross. per contra. unlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the contrary. counter to sth tersine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the contrary. contrary to. in opposition to. at variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tiler. transposer. transmitter. passer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who repairs tile roofs. transmitter. transmitting-medium.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be relaid. to be transferred. to be quoted. to be translated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. quotation. translation. transference.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. connection. quotation. transmission. transposition. adaptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

connection. quotation. transit. transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transshipment. transfer. changing. quotation. retiling. buffered transfer. change. connection. hand over. trans s hipment. transshipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. change. quote. adapt. transpose. transfuse. cite. hand on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extract. narrate. to transfer. to transmit iletmek. to cite. to quote alıntılamak. iktibas etmek. to translate çevirmek. to narrate anlatmak. to retile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action Level The concentration of a contaminant which, if found to be exceeded, will trigger further treatment or other procedures that the water system must follow to lower the level.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A protocol that translates data into a format that can be interpreted by the ATM Cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action Level The concentration of a contaminant which, if exceeded, triggers treatment or other requirement, which a water system must follow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The American Library Association This is the national organization for all types of libraries Based in Chicago, it sponsors on going training and research for the profession, publications, annual conferences for staff and trustees and lobbies at the natio

Türkçe - İngilizce Sözlük

recipient. susceptive. space. area. range. field. arena. region. sphere. ambit. compass. domain. extent. maidan. pitch. reach. realm. scope. theater. theatre. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. circus. compass. course. domain. extent. field. ground. land. pitch. place. range. realm. receiver. scope. space. sphere. square. tract. space. pitch saha. airfield. clearing kayran.

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. field. space. open space. compass. court. domain. extent. open. plaza. range. reach. scope. sphere. spread. public square. sweep. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A message, usually generated by the AEOLUS VAX process, indicating that the digital or analog status of a device is not within the tolerances set for it. a test of a training sample, usually used before the signature statistics are calculated An alarm hig

Türkçe - İngilizce Sözlük

SNMP message notifying an operator or administrator of a network problem See also event and trap. is an audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been re

Türkçe - İngilizce Sözlük

An electronic signal, transmitted to the monitoring facility Indicates that an emergency requiring follow-up has been de-tected When an alarm system is not monitored, the alarm condi-tion activates one or more sounding or visual indicating devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible or visible warning signal that tells a network administrator that an error has occurred or there is a critical situation on the network.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The report of a network event; also called a trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An audible or visible signal indicating abnormal or out-of-limit conditions in a plant or a control system [CMSG] Syn: Bell, Light, Siren. is the giving, signaling or transmitting to a public fire station or company or to an officer or employee thereof, w

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been reached or exceeded.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeyi haber vermek; birdenbire korkutmak. alarmist (i). etrafı telaşa veren kimse. alarmingly (z). korku verecek surette.

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. appeal. attraction alım. çekicilik. cazibe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower. reduce. belittle. debase. bastardize. bemean. detract. downgrade. drag down. lift down. set down. sink.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary to. against. hostile to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

detain. keep from. keep. hold up. hold. delay. withhold. restrain. retain. check. constrain. deforce. disable. hinder. incapacitate. intercept. keep in. preclude. retard. stay. stick. stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

taking. buying. purchase. attractiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase and sale. business. trade. commerce.

Finansal Terim

(Intermediation For Trading in Securities)

Daha önce ihraç edilmiş sermaye piyasası araçlarının aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım satımını ifade eder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. comely. endearing. engaging. fetching. prepossessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engaging. attractive. charming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

borrowing. citation. excerpt. quotation. quote. extract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastard. extraordinary. newfangled. novel. unusual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to. accustomed. trained.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regrind. accustom. familiarize. addict. adjust. condition. break in. train. accommodate. attune. conform. dovetail. enure. exercise. habituate. harden. inure. school. season.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustom. attune. condition. drill. familiarize. readjust. season. to accustom. to habituate. to acclimatize. to familiarize. to inure sb to. to train. to tame. to break in. to run sth in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to train. to allow sb to become addicted to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shopping. buying and selling. trading. deal. connection. dealing. traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealings. shopping. trade. buying and selling. relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. commerce. trade. shopping. dealing. custom. trading. traffic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a class of caustic bases, such as soda, potash, ammonia, and lithia, whose distinguishing peculiarities are solubility in alcohol and water, uniting with oils and fats to form soap, neutralizing and forming salts with acids, turning to brown severa

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemistry, a substance capable of forming hydroxyl ions when dissolved in water Alkaline materials may be added to materials to neutralise acids or as an alkaline reserve or buffer for the purpose of counteracting acids which may form in the future Whi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance having basic properties In a restricted sense it is applied to the hydroxides of ammonium, lithium, potassium and sodium Alkaline materials in lubricating oils neutralize acids to prevent acidic and corrosive wear in internal combustion engi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also called base - A Class of compounds which will react with an acid to give a salt Alkali is the opposite of acid. Any of various BASEs, which neutralize ACID to form SALT Bases are important in maintaining the chemical balance in a BIOGAS DIGESTER F -

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Base A substance which dissolves in water and releases a hydroxyl ion ; it has the ability to neutralize an acid and form a salt Strong alkalis are irritating and may damage tissue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soluble mineral salt. an acid-neutralizing substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical that: 1) is usually corrosive to human tissue and must be handled with care; 2) has a pH of more than 7 0; 3) neutralizes acids to form salts; 4) dissociates in water yielding hydroxide ions; 5) turns litmus paper blue; and 6) may also be calle

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soluble hydroxide of a metal substance which can be used to neutralizes acids.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Historically, a compound that neutralizes acids Now known as a base.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical substance which effectively neutralizes acid material so as to form neutral salts A base The opposite of acid Examples are ammonia and caustic soda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Substance which neutralizes acids; calcium, potassium or sodium. any base or hydroxide having the following properties: solubility in water, the power of neutralizing acids, and the property of altering the tint of many coloring matters.

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allegro movement; a quick, sprightly strain or piece. a musical composition or passage performed quickly in a brisk lively manner a brisk and lively tempo fast in a quick and lively tempo; 'play this section allegro'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acceptance. adoption. excision. extraction. grab. receipt. reception. taking.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take. get. buy. receive. accept. take in. seize. capture. conquer. pick up. gain. put on. admit. assume. borrow. collect. come in. divest smb. of. draw. enter on. enter upon. enucleate. excise. extract. fetch. garner. have. help one.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accept. assume. capture. claim. conquer. derive. draw. extract. get. have. hold. keep. obtain. receive. score. secure. take. trade. to take. to get. to receive. to buy. to take sb in marriage. to hold. to take along. to call for. to capture. to conquer. t

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

Türkçe - İngilizce Sözlük

ATO-AUSTRAC Liaison Officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Adrian renegade, a Venetian by extraction, who forswore the Christian faith to become a commander in the Turkish army He led the host to the siege of Corinth, while that country was under the dominion of the Doge He loved Francesca, daughter of Minott

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Labour Party.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a protein which, when found in elevated quantities, generally indiciates liver damage Genotype: Different genotypes of the one virus are similar enough to be regarded as the same type but have some minor differences in their RNA

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase, a protein which, when found in the blood in elevated quantities, generally indicates liver dysfunction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a liver enzyme The ALT test determines the level of this enzyme in the blood Blood donors who show a high level of ALT may be at increased risk of transmitting Hepatitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttom layer. bottom course. substratum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formerly the part sung by the highest male, or counter-tenor, voices; now the part sung by the lowest female, or contralto, voices, between in tenor and soprano.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest range of the female voice, also called contralto. The voice part below the soprano, which can be sung by either men , or women, or children It also describes an instrument's range, as in alto saxophone or alto flute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Alto's range is between soprano and tenor It is the lower singing voice of the two main divisions for female and young male voices It is also called contralto or countertenor 1 In most choirs, the lowest female vocal part Occasionally, extremely high

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the musical ranges Most women are altos and the term contralto is usually used while for men the term is generally countertenor F below middle C to one octave above middle C.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The second highest voice used in four part writing The traditional range of the alto is G3 to D5.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a radioactive transuranic metallic element; discovered by bombarding uranium with helium atoms. a master's degree in arts and sciences. modulation of the amplitude of the carrier wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation AM is the standard broadcast transmission system used by the majority of licensed radio stations The term is commonly used to differentiate between AM and FM radio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A modulation technique used to add information to a sine-wave signal; the magnitude of the sine wave, or carrier, is modified in accordance with the information to be transmitted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude modulation A method of operation for transmitting signals by radio waves, used in medium wave broadcasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages-color, breaks down in mouth releasing mercury and other trace metals Stains

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages- expansion/contraction of metallic substance, color, breaks down in 10-20 y

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver colored dental filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver coloured filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- colour, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A physical alloy of mercury with one or more other metals. a mixture of silver and mercury that has been used for fillings since the mid 1800s Expands and contracts over time eventually damaging or fracturing the tooth Definitely not part of 21st century

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amonyum nitrattan yapılmış patlayıcı bir madde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yellowish translucent resin resembling copal, found as a fossil in alluvial soils, with beds of lignite, or on the seashore in many places.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To preserve in amber; as, an ambered fly. a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair' a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair'. a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry. a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fossilised resin from ancient trees It is clear, translucent, varying in colour from yellow to brown From it are carved beautiful and expensive pipe stems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brown color of glass that absorbs nearly all radiation with wavelengths shorter than 450mm Amber glass offers excellent protection from ultraviolet radiation This is critical for products such as beer and certain drugs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber is a fossilised resin The most commonly found colours are brown and yellow However, there are also specimens found in red, green and close to white. a hard, translucent, yellow, orange, or brownish-yellow fossil resin, used for making jewelry and ot

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student at Sunnydale High School, Amber was seen in 'The Witch' trying out for the cheerleading team, during which she spontaneously combusted due to a witch's spell She trained with one of the best cheerleading coaches money could buy , and the rumor i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A translucent fossilised resin that comes in a range of colours including, yellows, reds, whites, blacks and blues When rubbed, amber produces static electricity The best quality amber is clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lightweight fossilized sap, resin, or gum from ancient trees, which can be cut, etched, faceted, or carved Amber can be translucent or opaque and range in color from shades of yellow, brown, and red to gray or green.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çevre, muhit, etraf.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Maritime Safety Authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. local government.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alüminyumla amonyum nitrat bileşiminden meydana gelen patlayıcı bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amonyum. ammonium chloride nışadır. ammonium nitrate amonyum nitrat.

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Mayistra ile trinket yelkenlerinin açılması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geniş, büyük; bol, mebzul; kâfi, çok; etraflı, mufassal. ampleness (i). bolluk, genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Malayalılarda görülen ve ruhsal bir bunalımı takip ederek şiddetli öldürme arzusu Seklinde beliren hastalık. run amuck öldürme arzusuyla sağa sola saldırmak ; cinnet getirerek etrafa hücum etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Access Node See Node. access node A broadband Integrated Services Digital Network remote switch that performs grooming, concentration, and switching functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

NAT, ann, anna, initial six months or year's income due in payment to executors of an estate. ammonium nitrate - used for explosives. article. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian National Railway Commission. abbr Annunciator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arterial. basic. cardinal. central. chief. fundamental. grand. leading. ma. main. mama. mammy. momma. mother. primary. rudimentary. mum. mom. maternal. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. master. major. mother. patroness. fundamental. basic. capital. stock. principal. broad / adj ,. cardinal. central. chief. leading. mama mamma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

directive / leading idea. main idea. basic idea. basic message. burden. central idea. governing idea. directive idea. nub.

Türkçe - İngilizce Sözlük

master agreement. main agreement. main contract. principal agreement. founding charter. primary contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

countercurrent. eddy. extra profit. illicit gain. windfall. boodle. swirl. undertow. whirlpool.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, the letters of a word read backwards, but in its usual wider sense, the change or one word or phrase into another by the transposition of its letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rearrangement of the letters of a word or phrase For example, orchestra is an anagram of cart-horse and Old England is an anagram of golden land Anagrams are a common type of Wordplay in Cryptic Clues.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to, or situated near, the anus; as, the anal fin or glands. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compu

Türkçe - İngilizce Sözlük

of or related to the anus; 'anal thermometer'. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compulsiveness, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Analog refers to electronic transmission accomplished by adding signals of varying frequency or amplitude to carrier waves of a given frequency of alternating electromagnetic current Broadcast and phone transmission have conventionally used analog technol

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mode of transmission in which information is represented by a continuously variable electrical signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes any device that represents changing values by a continuously variable physical property such as voltage in a circuit, fluid pressure, liquid level, and son on An analog device can handle an infinite number of values within its range By contrast,

Türkçe - İngilizce Sözlük

A continuously varying electronic signal Audio and video analog signals stored on tape deteriorate with each copy or generation In contrast see digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The simple way to transmit speech, which is translated into electronic signals of different frequency and/or amplitude The first networks for mobile phones, as well as broadcast transmissions, were analog Due to being longer established in some countries,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adjective referring to the use of information in a continuous, rather than discrete , form For example, an analog telephone transmits and receives voice as a continuous voltage wave form See Digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A format in which information is transmitted by modulating a continuous signal, such as a radio wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The traditional method of modulating radio signals so that they can carry information AM and FM are the two most common methods of analog modulation Is a Circuit-Switched system that divides geographic areas into small areas called cells A cellular tower

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is the traditional method of telecommunications A transmission method employing a continuous electrical signal that varies in amplitude or frequency in response to changes in sound impressed on a transducer in the sending device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in the National Ocean Service, a continuous measurement or a continuous graphic display of data See ADR gauge and marigram. is a continuous signal that constantly varies In contrast, digital transmission has specific intervals or values that are u

Türkçe - İngilizce Sözlük

In telecommunications, analog refers to a transmission standard that uses variable frequencies and amplitudes of electrical impulses to emulate the audio wave form of sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transmission of sound and visual information in the form of waves in the frequency spectrum For example, in an analog telephone transmission the human voice is transmitted as sound waves that can be detected by the ear 'Analog' transmission is now bei

Türkçe - İngilizce Sözlük

A method that uses variations in frequency to carry signals Analog means 'analagous' or 'copy of' Analog technology transmits voice signals in the form of electrical signals whose frequency and amplitude are proportional to the vibrations in the voice Tra

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quantities or representations that are variable over a continuous range such as output of an amplitude-modulated, single-sideband transmitter The amplitude as such a signal fluctuates over a continuous range from zero to the maximum, or peak, output.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transmission mode in which data is represented by a continuously varying electrical signal. something having the property of being analogous to something else. of a circuit or device having an output that is proportional to the input; 'analogue device';

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). analiz, tahlil, çözümleme. chemical analysis kimyasal tahlil. electrolytic analysis elektrolitik tahlil. qualitative analysis nitel çözümleme. quantitative analysis nicel çözümleme. spectrum analysis spektral analiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Nature Conservation Agency.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cet, ata, soy sop, dede. ancestor'ial, ances'tral (s). ecdada ait, ecdattan kalmış, geçmiş zamanlara ait. an'cestry (i). ecdat, nesep; iyi aileden gelme, asalet, soyluluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hair of the Angora goat Also known as Angora mohair Angora may also apply to the fur of the Angora rabbit However, according to the U S Federal Trade Commission, any apparel containing Angora rabbit hair must be labeled as 'Angora rabbit hair' on the

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hair of the Angora goat Also known as Angora mohair Angora may also apply to the fur of the Angora rabbit However, according to the U S Federal Trade Commission, any apparel containing Angora rabbit hair must be labeled as 'Angora rabbit hair' on the

Türkçe - İngilizce Sözlük

The hair of the Angora goat Also known as Angora mohair Angora may also apply to the fur of the Angora rabbit However, according to the U S Federal Trade Commission, any apparel containing Angora rabbit hair must be labeled as 'Angora rabbit hair' on the

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification; An algorithm that automatically indentifies the phone number of an incoming call. automatic number identification A PSTN system that transmits the billing number of the calling party for accounting and billing purposes. bl

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the fly. in the instant. at a moment's notice. on the spur of the moment. right off. straight off. like winking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital of Turkey; located in west-central Turkey; formerly known as Angora and is the home of Angora goats.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital of Turkey; located in west-central Turkey; formerly known as Angora and is the home of Angora goats.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak bileği. ankle bone (anat). aşık kemiği, astragalus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. sense. point. explanation. acceptation. construction. content. denotation. effect. hang. import. inference. purport. purview. significance. significancy. signification. sound. strain. tenor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appreciate. apprehend. catch. comprehend. deduce. dig. discover. fathom. follow. gather. get. grasp. infer. penetrate. perceive. read. realize. see. understand. to understand. to catch. to catch on. to get. to cotton on. to latch on. to follow. to grasp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. articulate. clear. decided. lucid. transparent. unequivocal. intelligible. comprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomprehensible. unintelligible. complicated. deep. fathomless. clear as mud. puzzling. bottomless. delphic. elusive. elusory. impenetrable. inapprehensible. inarticulate. inconceivable. inexplicable. inscrutable. intangible. obscure. occult. opaque.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. enigmatic. impenetrable. incomprehensible. inscrutable. involved. obscure. opaque. unaccountable. uncanny. unfathomable. vague. unintelligible. complicated. inarticulate. impenetrable muğlak. karışık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. settlement. deal. bargain. accord. understanding. pact. alliance. arrangement. axis. compact. composition. concert. concord. conspiracy. contract. covenant. entente. hookup. rapport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

manner of telling. expression. strain. verbalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to tell. to relate. communicate. define. denote. depict. explicate. express. illuminate. illustrate. narrate. recoup. render. report. represent. show. utter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. comprehension. intelligence. sympathy. acumen. apprehension. concept. conception. discernment. insight. judicial conception. penetration. perception. reason. turn of mind. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent. understanding. apt. judicious. levelheaded. penetrant. penetrating. perceptive. percipient. perspicacious. quick. sagacious. shrewd. tactful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contraction for are and am not; also used for is not; now usually written ain't.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A one-hundred-percent Java based build tool that is used to compile, assemble, and run applications Instead of the traditional model where build envionrments are extended with shell-based commands, Ant is extended using Java classes Instead of writing she

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antenna, either retractable, 1', 3', 6' rubber flex, stubby. , referred to in Prov 6:6; 30:25, as distinguished for its prudent habits Many ants in Palestine feed on animal substances, but others draw their nourishment partly or exclusively from vegetable

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antagonistic; opposing; counteracting; as, antagonist schools of philosophy. a drug that neutralizes or counteracts the effects of another drug a muscle that relaxes while another contracts; 'when bending the elbow the triceps are the antagonist'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone who offers opposition. a muscle that relaxes while another contracts; 'when bending the elbow the triceps are the antagonist'. a drug that neutralizes or counteracts the effects of another drug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muscle that counteracts the agonist, lengthening when the agonist muscle contracts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound or drug which blocks or inhibits the effects of a neurotransmitter on receptor activation in the post-synaptic cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Opponent of the protagonist in a drama. a neutral term for a character who opposes the leading male or female character See hero/heroine and protagonist Close Window.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule that makes it more difficult for a post-synaptic cell to be influenced by neurotransmitters.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok sert bir çeşit maden kömürü, antrasit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koyun ve davarlara anz olan bir hastalık, antraks, şarbon; şirpençe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conclude a pact. to contract. to compact. to treat with. to make terms.

Yabancı Kelime

Fr. entracte

sin. ve tiy. ara

Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance. doorway. ante-room. antechamber. entree. entry. hall. vestibule.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance. foyer. vestibule. doorway. foyer giriş. methal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

doorway. entrance. entry. hors d'oeuvre. lobby. vestibule.

Yabancı Kelime

Fr. entraïnement

sp. alıştırma

Vücudun gücünü ve dayanıklılığını artırmak için yapılan uygulama, hazırlık çalışması.

Türkçe - İngilizce Sözlük

training. workout. exercise. practice. workout alıştırma. idman. egzersiz.

Yabancı Kelime

Fr. entraîneur

sp. çalıştırıcı

Bir spor dalında, sporcuyu eğiten, yetiştiren ve çalıştıran kişi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trainer. coach. skipper. skip. handler. bottle-holder.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Birinci Dünya Savaşında Avustralya ve Yeni Zelanda askeri, Anzak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gelenek, örf ve Adet 2. Hadîs-i Şerif vesair nakliyâtın falandan filandan diyerek isnadı, rivayetin teselsülü: Her Hadîs-i Şerifi an’anesiyle beyan ediyor. 3. mec. Bir havadisin nereden gelip kimler tarafından naklolunduğunu etrafiyle arayıp tahkik etme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. as plain as a pikestaff. manifest. very clear. glaring. wide-open. conspicuous. crying. beyond dispute. without dispute. evident. evidential. evidentiary. gross. incontrovertible. self-evident. transparent. obviously. clearly. evidently. ope.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any wine served before a meal Traditionally, aperitifs were vermouths or other similar wines flavored with herbs and spices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A semicircular projection, roofed with a half-dome, at the east end of a church behind the altar Smaller subsidiary apses may be found around the choir or transepts Also known as an exedra The adjective is apsidal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Semi-circular or polygonal recess at the end of a building, either projecting from it or subsituting one of the walls In churches it is normally part of the sanctuary In Rome they are traditionally richly decorated with mosaics or paintings In Eastern chu

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 180 degree, semicircular extension space, which traditionally projects from the eastern end of Christian churches, or from that end which contains the altar and faces the nave The space is usually covered by a 180 degree half-dome and the space provides

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the two points of an orbit, as of a planet or satellite, which are at the greatest and least distance from the central body, corresponding to the aphelion and perihelion of a planet, or to the apogee and perigee of the moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rate data is transferred by the user access channel The speed of the access channel determines how rapidly the end user can inject data into a frame relay network. The standard Mallinckrodt grade of analytical reagents; suitable for laboratory and gen

Türkçe - İngilizce Sözlük

A secondary path for signal transmission if the primary path is unavailable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Record, a required,comprehensive file of documents that forms the basis of decisions made regarding cleanup.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appliance. medium. organ. transport. vehicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediary. agent. go-between. mediator. middleman. negotiator. conciliator. us- weather market-maker. fixer. friendly arbitrator. go- between. go between. interagent. interceder. intercessor. intermediate. intermediate agent. mesne. transactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediation. intervention. mediatorship. agency. agency business. intercession. intermediate trade. procuration.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir musiki eserini, yazılmış olduğu şekilden başka bir şekle sokmak. Meselâ piyano eserini orkestra için yazmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trail one's coat. ask for it. seek. ask for trouble. ask. pick a quarrel. seek a quarrel. be spoiling for. court. be looked for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

estate. holding. land. moor. property. soil. terrain. tract. country. ground. domain. real property.

Türkçe - İngilizce Sözlük

patch. lot. parcel of land. spread of land. tract. tract of land.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). bir borsada satın alınan tahvilatı aynı zamanda diğer bir borsada kâr ile satma; arbitraj; hakem vasıtası ile bir davayı halletme.

Yabancı Kelime

Fr. arbitrage

tic. ara kazanç

Hisse senedi, tahvil, yabancı para vb. değerli kâğıtları daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital consumption allowances. arbitrage.

Finansal Terim

(Arbitrage)

Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para, kıymetli maden, tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). indi, kendince, ihtiyari , keyfi. arbitrarily (z). keyfi olarak. arbitrariness (i). keyfi hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hakem sıfatıyla dinleyip karar vermek; karar vermek; hakem kararıyla halletmek.arbitra'tion (i). hakem kararıyla halletme. arbitration court (huk) hakem mahkemesi. arbitrator (i). hakem, iki taraf arasındaki bir meselede kesin karar verebil

Türkçe Sözlük

(i.). Dağ servisi, ar’ar. Çeşidi çoktur: Çalı ardıcı, dikenli, kara, kızıl ardıç, Hint ardıcı. Ardıç tohumu = Bu ağacın verdiği sert kokulu, yuvarlak bir ufak tohum. Ardıç suyu, katranı. Ardıç kuşu = Sarılı kara tavuk.

Şifalı Bitki

(Wacholder, Geniévre, Juniper): Kışın yapraklarını dökmeyen daimi yeşil ağaçlardan. Yaprakları küçük pulsu veya iğne şeklinde olup 1-2 cm uzunluğundadır. Bir evcikli veya iki evcikli bitkilerdir. Ardıç yemişi diye anılan kozalakları dişi ağaçlar üzerinde bulunur. Ardıç türleri kozalaklarının büyüklüğüne, rengine ve özellikle her kozalağın içinde bulunan tohumlarının sayısına göre birbirinden ayırt edilir. Çesitleri ve kullanıldığı yerler: Sıcak iklimlerde ve korunmuş alanlarda ağaç gibi büyümesine karşılık, soğuk bölgelerde çalı manzarasındadırlar. Genel olarak odunu yumuşak ve dayanıklıdır. Kurşun kalem yapılır. Kerestesi de demiryolu traversi olarak kullanılır. Bütün Kuzey Yarımküre’de yetişen 60 türü vardır. Memleketimizde 8 ardıç türü yetişmekte olup önemlileri şunlardır: - Katran ardıcı (Juniperus oxycedrus): Trakya ve Anadolu’da yaygındır. Çalı veya küçük bir ağaç şeklindedir. Yaprakları üçlü ve batıcıdır. Kozalakları kırmızımsı olup iki tohumludur. Dallarından elde edilen katranı cilt hastalıklarında kullanılır. - Adi ardıç (Juniperus communis): Memleketimizde Trakya bölgesinde tesadüf edilen çalımsı veya küçük agaçlardandır, yaprakları batıcıdır. Kozalakları mavimsi siyah renkli, üç tohumludur. İdrar söktürücü olarak kullanılır. - Bodur ardıç (Juniperus nana): Memleketimiz dağlarında, özellikle Kuzey Anadolu dağlarında geniş topluluklar meydana getirir. Kozalakları mavimsi siyah renklidir. Yenir ve idrar söktürücü özelliktedir. - Kokar ardıç (Juniperus foetidissima): Doğu Akdeniz Bölgesi ağacıdır. Memleketimizin dağlık yerlerinde yetişir. Sürgünleri dört köşeli, kozalakları mavimsi siyah renkli, 1-2 tohumludur. Yapraklar ezildiği zaman fena kokular çıkarır. - Yüksek ardıç (Juniperus excelsa): Memleketimizin dağlık bölgelerinde yetişir. Sürgünleri dört köşeli değildir. Kozalakları mavimsi siyah renkli, 4-6 tohumludur. - Finike ardıcı (Juniperus phoenicea): Batı ve Güney Anadolu’da yetişen çalımsı, bodur ağaçlardandır. Kozalakları kızılımsı kahverengi, 4-9 tohumludur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The area in the central part of an amphitheater, in which the gladiators fought and other shows were exhibited; so called because it was covered with sand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any place of public contest or exertion; any sphere of action; as, the arenaof debate; the arena of life. 'Sand' or 'gravel' in the kidneys. a playing field where sports events take place the central area of an ancient Roman amphitheater where contests an

Türkçe - İngilizce Sözlük

a particular environment or walk of life; 'his social sphere is limited'; 'it was a closed area of employment'; 'he's out of my orbit'. the central area of an ancient Roman amphitheater where contests and spectacles were held; especially a sand-strewn are

Türkçe - İngilizce Sözlük

The central open space of an amphitheater; also, any building for public contests or displays in the open air. an industrial sector within which a practice occurs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meme başı etrafındaki renkli halka.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It inhabits the mountains of Siberia and central Asia. wild sheep of semidesert regions in central Asia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colorless, odorless inert gas sometimes used in the spaces between the panes in energy efficient windows This gas is used because it will transfer less heat than air Therefore, it provides additional protection against conduction and convection of heat

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colorless, odorless, non-toxic gas used to fill the airspace between panes of Insulating Glass The addition of argon greatly increases the thermal performance of a window by minimizing heat transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inert, nontoxic gas used in insulating windows to reduce heat transfer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bazı tohumların etrafında bulunan kese şeklinde ince zar.

Genel Bilgi

Tabii ki sadece insanlar yesinler diye değil. Bal arıları eşek arılarından farklı olarak kışı koloni halinde geçirirler. Koloni kış uykusuna yatmaz ama bir salkım gibi kümeleşir. Bu şekilde kış süresince sıcak ve aktif olarak kalabilirler. Bunun için de önceden, yaz aylarında yeterli miktarda bal depo etmeleri gerekir. Ortalama bir kovanın kışlık bal ihtiyacı 9-13 kilogram kadardır.

Bal arılarının bal yapma kapasiteleri ise uygun yer bulabildiklerinde bundan çok daha fazladır. İşte arıcılığın felsefesinde de bu yatar. Sen arılara imkan sağla, onlar da hem kendileri hem de senin için bal üretsinler. Arılar kendilerine yetebilecek miktardan 2-3 kat fazla bal üretebildiklerinden arıcılar da kovana şekerli şuruplar koyarak onlara bu ortamı hazırlarlar. Arılar da sonradan ellerinden alınan bu ürün fazlasını dert etmezler.

Arıların balı çiçeklerden topladıkları nektarı ağızlarındaki bir emzimle birleştirip altıgen biçiminde balmumundan yaptıkları hücrelere depoladıklarını biliyoruz. Bu karışımın su oranının yüzde 17’ye kadar düşmesini bekledikten sonra hücrelerin ağızlarını yine bir balmumu tabakası ile kaplarlar. Artık arıcı için mahsul zamanı gelmiştir. Ağzı kapalı hücrelerdeki bal hiç bozulmaz, saklama zamanı süresizdir.

Arılar böcek dünyasının en gelişmiş sosyal hayatına sahiptirler. İşçi arılar dünyaya geldikten sonra bir ay içinde kovanda bir iki günlük sürelerle temizlik, larvaları besleme, balmumu yapma, yiyecek taşıma, muhafızlık gibi değişik görevler yaparlar. Sonra uçuş başlar, çiçekler ziyaret edilir, nektar, polen ve su toplanır.

İşçi arılar çalışma mevsiminde 4-8 hafta yaşarlar. Kış mevsiminde ise arkadan gelen gençler olmadığı için ömürleri 5-7 ay sürebilir. İşçi arılar dişi olmalarına rağmen kısırdırlar, yavru yapma yetenekleri yoktur.

Arılar polenleri, su ile karıştırıp larva halindeki yavruları beslemek için toplarlar. Bir arı kovandan 7 kilometre uzağa gidip, geri dönebilir. Ancak arılar normal olarak kovanlarından ortalama bir kilometre kadar uzaklaşırlar.

Arılar bu yolculuklarında yollarını güneşin pozisyonuna göre saptarlar. Ayrıca yer kürenin manyetik alanına karşı da hassastırlar. Gözleri polarize ışığa karşı o kadar hassastır ki çok kalın bir bulut tabakasının ardından gelen zayıf bir güneş ışığıyla bile kötü havalarda yollarını bulabilirler.

Arılar geceleri ortadan yok olurlar ama uyumazlar. Gece boyu hareketsiz kalarak enerjilerini ertesi günkü yoğun işler için biriktirirler.

Arılar renklerin çoğunu görürler. Işık dağılımında mavi ve ona yakın renkleri daha iyi görürler. Ultraviyole ışınlarına karşı da çok duyarlıdırlar. Ultraviyole ışınlarını çok yansıtan çiçekler onlara daha parlak görünür. Kırmızı rengi hiç ayırt edemezler.

Bize bu derecede faydalı olan arılar etrafımızda dolaştıklarında veya balkonda kahvaltı sefası yaparken reçel tabağına konduklarında çoğu insan huzursuz olur. Bunun nedeni minik arının sokma tehlikesidir. Halbuki arılar sadece iki durumda canlılara saldırır ve sokarlar:

l) Kolonilerine bir tehdit olduğunda korumak için;

2) Korkutuldukları zaman. Bu nedenle arı kovanlarına çok yaklaşmamanız, el kol hareketleri yaparak hızlı hareket etmemeniz önerilir.

Arılar insanı soktuktan sonra genellikle ölürler, çünkü arı tarafından sokulan insan ani bir hareketle arıyı fırlatınca arının iğnesi ile beraber zehir torbası ve ifrazat bezi de yırtılarak arıdan ayrılır ve soktuğu yerde kalır. İlginçtir ki bu kalan zehir torbasındaki kaslar arıdan ayrılsalar bile zehri pompalamaya bir süre devam ederler. Bu nedenle tırnağın ucu ile bir an evvel iğneyi soktuğu yerden çıkarmakta fayda vardır.

Arı zehrine alerjisi olan kimselerde arı sokmaları ağır tepkilere hatta ölüme yol açabilir. Buna karşın arı zehri bazı ağrılı hastalıkların özellikle romatizmanın tedavisinde kullanılır.

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «arz» dan smüş.) (müarîza). Geniş, vâsî, enli. Arîz ve amîk: Enine boyuna, dûr ü dırâz, etraflıca.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large flatboat used on Western American rivers to transport produce to market. a boat built by Noah to save his family and animals from the Flood sacred chest where the ancient Hebrews kept the two tablets containing the Ten Commandments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

I'm stepping on some toes here Aroma is the overall smell of the wine due to natural fruits, fermentation and aging Traditionally this has not been the case but in this case tradition is screwy!! See Bouquet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). edat etrafına, etrafında, yakında, civarda; edat etrafına, etrafında, dört bir yanına, dört bir yanında; şuraya buraya; şurada burada. get around ayakta ve sihhatte olmak; atlatmak; yayılmak, get around to fırsat bulmak, (fig). eli değmek. to

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alsatian artist and poet who was cofounder of Dadaism in Zurich; noted for abstract organic sculptures.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Address Resolution Protocol, a protocol for translating between IP addresses and MAC-layer addresses in an ethernet Defined in RFC 826 See Also: BOOTP, DHCP, and RARP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The protocol that translates Internet Protocol, or IP, addresses into physical network addresses One of the many members of the TCP/IP protocol suite, ARP is a key player in the process that allows a packet of data addressed to a particular Internet host

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alsatian artist and poet who was cofounder of Dadaism in Zurich; noted for abstract organic sculptures.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Defense Advanced Research Projects Agency is the central research and development organization for the Department of Defense It manages and directs selected basic and applied research and development projects for DoD, and pursues research and technolo

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Projects Agency of the U S Department of Defense ARPA funded research and experimentation with ARPANET, the predecessor to the Internet See also TCP/IP. 'The Defense Advanced Research Projects Agency is the central research and developme

Türkçe - İngilizce Sözlük

A system of rules serving to facilitate the performance of certain actions; a system of principles and rules for attaining a desired end; method of doing well some special work; often contradistinguished from science or speculative principles; as, the art

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of human activity created primarily as an aesthetic expression, especially, but not limited to drawing, painting and sculpture. 1 audible ringing tone A signal sent back to the calling party to indicate the called number is ringing 2 administrative

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any photograph, map or illustration used in preparing a job for printing. [n] Objects created by humans that have aesthetic value or express symbolic meaning, including drawings, paintings, and sculpture. v The integration and manifestation into a state o

Türkçe - İngilizce Sözlük

Detail Inventory Table category including: drawings, engraving, frame, heads, images, likeness, maps, miscellaneous, painting, pictures, portraits, prints, profiles, and sculptural. human endeavor thought to be aesthetic and have meaning beyond simple des

Türkçe - İngilizce Sözlük

All illustrations used in preparing a job for printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In this case, art is the trade abbreviation for artificial and is used to describe certain book binding materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who shows trained skill or rare taste in any manual art or occupation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Europe, this refers to cards of actors and actresses In America, it refers to illustrators.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The traditional skills of fine artists like painters or sculptors in visually defining and describing objects is a core influence on the work of the designer for industry Designers in Britain in the early years of the 20th century were called commercial a

Türkçe - İngilizce Sözlük

presentation. demonstration. submission. offer. supply. preferment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

offer. presentation. demonstration. submitting. submission. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the earth. land. presentation. demonstration. submitting sth to one's superior. offer. latitude. submission. world.

Türkçe - İngilizce Sözlük

For instance; by way of example; thus; used to introduce illustrative phrases, sentences, or citations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous System On the Internet, an autonomous system is the unit of router policy, either a single network or a group of network that is controlled by a common network administrator on behalf of a single administrative entity An autonomous system is al

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous System--Collection of gateways under a single administrative authority using a common Interior Gateway Protocol for routing packets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Australian Standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Subcontractors Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposure Index or speed rating that denotes the film sensitivity, defined by the American National Standards Institution Actually defined only for black-and-white films, but also used in the trade for color films.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assessing Services Agency, the private agency under contract with BEAS to assess the needs of persons seeking long term care services.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exposure Index or speed rating that denotes the film sensitivity, defined by the American National Standards Instution Actually defined only for black-and-white films, but also used in the trade for color films Films differ greatly in their sensitivity to

Türkçe - İngilizce Sözlük

nervous. irritable. neutral.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritability. nervousness. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

half-way house. stage. degree. grade. rank. phase. tier. instance. cycle. estate. gradation. pitch. process. strand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Metasolv, formerly Nortel Networks, and Architel Solutions product referred to as Automatic Service Activation Program ASAP delivers service activation through the process of receiving service requests from the service order entry system, translating them

Türkçe - İngilizce Sözlük

law and order. public peace. public order. public security. tranquillity. ease.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).amyant,asbest, yanmaz taş dağ keteni, taş keten, yeşil taş pamuğu. asbestos packing asbest salmastrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kül. ash can kaloriferden alınan küllerin konulduğu varil. ash hole kül yeri, külhan ashpan (i). sobadaki ateşten düşen külü tutan kap veya çekme, küllük. ashpit (i). kül veya çöp çukuru, külhan. ash tray sigara tablası, kül tablası. Ash Wednes

Türkçe - İngilizce Sözlük

On, or to, one side; out of a straight line, course, or direction; at a little distance from the rest; out of the way; apart.

Yabancı Kelime

Fr. acidimètre

kim. asitölçer

Bir asidin özelliğini, konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

true. real. original. actual. main. elementary. principal. cardinal. master. authentic. central. in chief. intrinsic. pivotal. virtual. principally. original. origin. origination. extraction. foundation. gist. groundwork. provenance. root-stock. foun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaccinate. inoculate. graft. bud. transfuse. pass on an ilness. inspire. suggest. engraft. envenom. fertilize. imbue. impregnate. indoctrinate. infect. infuse into. ingraft. instil. instill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall. hang. pull. strain. tug. twitch. to hang. to be hung. to be hanged. to be executed idam edilmek. to pull. to tug. to pester. to insist. to try hard. to make advances. to fall.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extreme. excessive. ultra. super. acute. breakneck. camp. crusted. deep. desperate. devilish. disproportionate. exaggerated. exceeding. exorbitant. exquisite. extortionate. extravagant. fancy. ferocious. fond. fucking. fulsome. heavy. like hell. hell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

astronomical. awfully. excess. excessive. exorbitant. extortionate. extravagant. extreme. extremely. fierce. immoderate. inordinate. mortal. overdone. overmuch. redundant. steep. surplus. too. undue. unduly. unrestrained.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beyond. over. devilish. exaggerated. in excess. to excess. excessive. exorbitant. fanatic. fulsome. heavy. immoderate. inordinate. like anything. overflowing. overmuch. over the top. rabid. red hot. sore. steep. too too. ultimate. ultra. undue. ungodly. u

Türkçe - İngilizce Sözlük

excess. extravagance. excessiveness. extremism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant. intern. coadjutor. demonstrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as the Ask Price or the Offer Price During trading hours, the price at which a holder of a security was willing to sell at the time of the latest trade During non-trading hours, the price at which a holder of a security was willing to sell at t

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also called Offer Indicates a willingness to sell a futures contract at a given price See also Bid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indication by a trader or a dealer of a willingness to sell a security or a commodity; the price at which an investor can buy from a broker The grain trade, among others, commonly refers to a proposal to buy as a bid and a proposal to sell as an offer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The price at which a trader is willing to sell a security Also called an offer Also see Best Ask and Bid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hanger. clothes hanger. suspender. shoulder strap. rack.

Türkçe - İngilizce Sözlük

excessive. exceeding. beyond. transcendent. transcendental.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transcendent. in excess. over. more.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass beyond. go beyond. pass over. pass. overrun. exceed. be in excess of. surpass. bestride. clear. defeat. negotiate. outgo. outreach. overbrim. overlap. stride. surmount. top. transcend. transgress.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. exceed. overstep. surpass. transcend. to pass over. to go beyond. to climb over. to surpass. to exceed. to surmount. to overcome.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). aspidistra, zambak familyasından çok güzel yaprakll bir salon bitkisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extractor. exhaust fan. suction fan. extractor fan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

junior. subaltern. inferior. subordinate. bye. junior. subaltern. subordinate. underling. understrapper. sub-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aspartate aminotransferase - a protein which, when found in the blood in elevated quantities, generally indicates liver damage Hepatoligist: A liver specialist, usually working in a liver clinic. automatic spanning tree Function that supports the automati

Türkçe - İngilizce Sözlük

Aspartate aminotransferase, a protein like ALT though less specific for liver dysfunction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Professor Andrew S Tanenbaum, writer of MINIX and several essential O/S books. aspartate aminotransferase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic spanning tree Function that supports the automatic resolution of spanning trees in SRB networks, providing a single path for spanning explorer frames to traverse from a given node in the network to another AST is based on the IEEE 802 1 standard

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s), hareket halinde, harekette; (s). yataktan kalkmış, etrafta dolaşan.

Türkçe Sözlük

(i. Kafkasya’daki Astrahan şehrinin adından). Anasının karnından doğmadan çıkarılan kuzunun kıvırcık ve parlak postu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). astragan, yeni dogmuş kuzunun postu; karagülün kürkü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s). yolundan çıkmış, yanlış yol tutmuş, sapıtmış, sapmış,go ü astray kötü yola sapmak; yanlış yere gitmek. Iead astray ayartmak azdırmak,.baştan çıkartmak ;kötü yola sevketmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced trainer-- single or twin engine The AT 6 is an advanced trainer--shown in the photo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A period of active duty for training of 12 or 14 days each year, required of members as part of a Ready Reserve assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Traffic. in the position of IT - neuter pronoun RE - a tone of the scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strain at a gnat Greek, di-aulizo, to strain off Here 'at' is an error, probably in the first instance typographical, for 'out ' 'Out' is given in the Bible of 1603, and has been restored by the Revisers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Traffic Division.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strain at a gnat Greek, di-aulizo, to strain off Here 'at' is an error, probably in the first instance typographical, for 'out ' 'Out' is given in the Bible of 1603, and has been restored by the Revisers. antitank.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AT Attachment Also known as IDE ATA defines the physical, electrical, transport, and command protocols for the internal attachment of storage devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Transport Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Transport Association of America. 'Advanced Technology Attachment' - The common disk drive interface technology that puts the drive controller right on the drive itself There are a number of ATA versions, from the original a k a IDE) to the 33MBps ATA

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airline Transportation Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Transport Association. The specification, formulated in the 1980s by a consortium of hardware and software manufacturers, that defines the IDE drive interface AT refers to the IBM PC/AT personal computer and its bus architecture IDE drives are sometim

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airline Transportation Assication.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Transport Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ARCnet Trade Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemistry it is used to denote the salts formed from those acids whose names end -ic ; as, sulphate from sulphuric acid, nitrate from nitric acid, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

muffler. scarf. shawl. strap. weft. winnow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shawl. woof. pitchfork. shoestrap. lintel. weft yarn. filling. scarf. throw. wrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of maps in a volume A volume of plates illustrating any subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bound collection of maps, illustrations, informative tables, charts, or textual materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bound collection of maps that may include charts, illustrations, tables, and detailed explanations of features on the maps A detailed atlas or map created about the time your ancestors lived in an area can be very helpful in determining where they lived

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bound volume of maps, charts, plates or tables illustrating any subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük

athletism. athletics. track.

Türkçe Sözlük

(i.). Yere dikilmiş bir direğin etrafında döndürülen bir meydan oyuncağı. Bu oyuncağın dönen kısmına, gerçek taşıtların (otomobil, motosiklet vs. gibi) minyatür şekilleri yahut hayvan biçimli (daha çok at) araçlar asılıdır. Çocuklar, bazen büyükler de bunlara binerek eğlenirler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can exist either alone or in combination Composed of an electron cloud and a central nucleus. the smallest particles of an element that can exist either alone or in combination, considered a source of vast potentia

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle into which a chemical element can be divided and still retain the properties characteristic of the element; consists of a central core or nucleus composed of PROTONs and NEUTRONs, encircled by one or more ELECTRONs that move around t

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic unit of matter It is the smallest particle of an element that still has the characteristics of that element Every atom has a positively charged central nucleus, surround by a number of negatively charged electrons More about atoms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic building block of all matter The smallest particle of an element that has the same properties as the element It consists of a central core called the nucleus that is made up of protons and neutrons Electrons revolve in orbits in the region surro

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that cannot be divided or broken up by chemical means It consists of a central core of protons and neutrons called the nucleus Electrons revolve in orbits in the region surrounding the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that cannot be divided or broken up by chemical means It consists of a central core of protons and neutrons, called the nucleus Electrons revolve in orbits in the region surrounding the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of a chemical element that can still retain the properties of that element Atoms combine to form molecules, and they themselves contain several kinds of smaller particles An atom has a dense central core consisting of positively charged

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that still retains the characteristics of that element Every atom consists of a positively charged central nucleus, which carries nearly all the mass of the atom, surrounded by a number of negatively charged electrons,

Türkçe - İngilizce Sözlük

characterized by avoidance of traditional Western tonality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Music that has no well-defined tonal center; it often also implies the lack of chords or other traditional harmonic structures. the absence of a tonal center. 1 What most songs sound like on a first sight-reading 2 Music that looks better than it sounds.

Teknolojik Terim

ATRAC (Uyarlamalı Dönüşüm Akustik Kodlama-Adaptive Transform Acoustic Coding), MiniDisc’lerde kullanılmak üzere Sony tarafından geliştirilmiş bir veri sıkıştırma işlemidir. Yalnızca insan kulağı tarafından algılanabilecek ses bileşenleri kaydedilir ve bu sayede 64 mm’lik diske 80 dakikalık yüksek kaliteli stereo ses kaydedilmesine olanak sağlanır.

Teknolojik Terim

Sony ATRAC sıkıştırma sistemini kullanarak, 30 müzik CD’sine eşit bir alana sahip ATRAC CD oluşturabilirsiniz. Tek bir CD-R/-RW üzerinde sakladığınız müziğinizi uyumlu bir CD çalarda çalabilirsiniz.

Teknolojik Terim

ATRAC (Uyarlamalı Dönüşüm Akustik Kodlama-Adaptive Transform Acoustic Coding), MiniDisc’lerde kullanılmak üzere Sony tarafından geliştirilmiş bir veri sıkıştırma işlemidir. Yalnızca insan kulağı tarafından algılanabilecek ses bileşenleri kaydedilir; böylece ses verisi daha verimli biçimde kaydedilir. ATRAC DSP-Type R, ATRAC 4.5’a yapılan bir geliştirmedir. Müzik verilerini yeniden analiz eder ve güç algılanan, gereksiz veri biti ayırmalarını arar; sonuçta bit ayrımlarını iyileştirir ve kaynak sinyal reprodüksiyonunu geliştirir.

Teknolojik Terim

ATRAC (Uyarlamalı Dönüşüm Akustik Kodlama-Adaptive Transform Acoustic Coding), MiniDisc’lerde kullanılmak üzere Sony tarafından geliştirilmiş bir veri sıkıştırma işlemidir. Yalnızca insan kulağı tarafından algılanabilecek ses bileşenleri kaydedilir; böylece ses verisi daha verimli biçimde kaydedilir. ATRAC3, ATRAC biçimine kıyasla iki kat daha fazla veri sıkıştırması sağladığından, yüksek verimli ses depolaması ve Internet kullanımı için çok daha uygundur.

Teknolojik Terim

ATRAC (Uyarlamalı Dönüşüm Akustik Kodlama-Adaptive Transform Acoustic Coding), MiniDisc’lerde kullanılmak üzere Sony tarafından geliştirilmiş bir veri sıkıştırma işlemidir. Yalnızca insan kulağı tarafından algılanabilecek ses bileşenleri kaydedilir; böylece ses verisi daha verimli biçimde kaydedilir. ATRAC3plus, daha hassas bilgiler elde etmek için ses sinyallerini daha uzun süreler analiz eder ve çok çeşitli ses sinyalleri için en iyi veri ayırımını sağlayan bir algoritma kullanır. Sonuçta, orijinal ses kaynağının 1/20’si gibi yüksek sıkıştırma seviyelerinde yüksek kaliteli ses elde edilir.

Yabancı Kelime

Fr. attraction

eğlendiri

Gazino, bar vb. yerlerde müşterileri oyalamak, eğlendirmek amacıyla yapılan ilgi çekici gösteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). eski Roma evlerinde avlu veya giriş yeri; Orta Çağ'da kilisenin etrafı sütunlarla çevrili avlusu; anat. atriyum, kalpteki kulakçıklardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çekmek, cezbetmek attractile (s). çekici, cazip attractive (s). cazibeli, cazip, ,cekici, alımlı. attractively (z). güzel, alımlı surette attractiveness (i). çekicilik, cazibe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekicilik, cezbetme kabiliyeti attractable (s). cezbedilir, cezbedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cazibe, çekici oluş, alımlılık; buyüleyici şey; eglence programı, atraksiyon; (fiz). çekim.

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelip kutuplarda geceleri görülen renkli ve hareket eden ışıklar; tan, doğuş, fecir, tulu, seher; (b.h)., (mit). seher tanrıçası. aurora australis güney yarımkürede geceleri gökyüzünde görülen renkli ışık

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Australasia, Australia, Austria.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avustralya. Australian (i)., (s). Avustralyalı; (s). Avustralya'ya ait. Australian ballot üzerinde bütün adayların isimleri basılmış gizli oy pusulası. Australian crawl kulaclama yüzüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Avustralya'nın asıl yerlilerine ait veya benzeyen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karada vahşî hayvan yahut kuş ve denizde balık vurmak ve tutmak işi. Ar. sayd, Fars. şikâr: Ava gitmek. 2. Avda vurulan veya tutulan vahşî hayvan ya kuş yahut balık: Av vurmak. Bu dağlarda çok av vardır. 3. Ele geçen şey, ganimet: Eline güzel bir av geçti. Av aramak = Kelepir şey istemek. Av eti = Avda vurulan yaban hayvanı ve kuş eti (Balık hakkında kullanılmaz). Av kuşu = Avavlamaya alışık atmaca ve şahin gibi yırtıcı kuş. Av köpeği = Zağar ve tazı gibi av avlamaya alışık köpek. Av havası = Pusluk ve karlık hava. Balık avı = Osm. Sayd-ı mâhî. Sürgün avı = Avlanacak yaban hayvanının etrafını sarıp ortaya almak üzere atla ve kalabalıkla yapılan av.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the common people. the lower classes. herd. common herd. hoipolloi. populace populacy. proletariat. trash. the vulgar herd.

Türkçe - İngilizce Sözlük

loose. free-running. neutral gear. idle. out of gear. disconnected.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. idle. wandering. idled. straggling. strayed. straggly. vagrant. wanderer. dawdler. dosser. drifter. rover. straggler. stroller. yob.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drifter. tramp. vagabond. wanderer. idle. vagrant. hobo. loafer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. hunter. shooter. chaser. birdman. huntsman. huntress. gun. trapper. skirmisher. shikari.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunter. trapper. huntsman. skirmisher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. hunt. pot. to hunt. to bag. to trap. to snare. to deceive.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Evin veya bir dairenin etrafında duvar veya çitle çevrili yer. Havlu. (Arapça «havi» ve Türkçe «ağıl» ile benzerliği tesadüfî olmak lâzım gelir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avoset, (zool). Recurvirostra.

Türkçe - İngilizce Sözlük

console. console oneself. be distracted. draw consolation.

Ülke

(Australia) Coğrafi Verileri

Konum: Avustralya dünyanın en eski kıtalarından biridir. Hint ve Pasifik Okyanusları arasında uzanır. Komple bir kıtayı kaplayan tek ülkedir.

Coğrafi konumu: 27 00 Güney enlemi 133 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avustralya kıtası.

Yüzölçümü: toplam: 7686850 km².

Kara: 7617930 km².

Su: 68920 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 25760 km.

İklimi: Kıtanın hemen hemen üçte biri tropik ve kalanı ılıman bölgedir. En soğuk bölgeler Tasmanya’nın yayla ve yüksek yerlerinde ve anakaranın güney doğu kıyılarındadır. Yıllık ortalama sıcaklık kuzeyde 27 dereceden güneyde 13 dereceye kadar değişir.

Arazi yapısı: Genellikle yüksek olmayan yaylalar güneydoğuda verimli ovalar yer almaktadır. Erozyonla ortaya çıkan asıl ana kara 3000 milyon yıldan daha yaşlıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Eyre Gölü -15 m.

en yüksek noktası: Kosciuszko Dağı 2229 m.

Doğal kaynakları: boksit kömür demir yatakları bakır kalay gümüş uranyum nikel tungsten mineraller kurşun çinko elmas doğal gaz petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

Otlaklar: %54.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %21 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25450 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Kıyı boyunca kasırgalar; sert kuraklıklar.

Coğrafi Not: Toprak bakımından Rusya Kanada Çin Amerika ve Brezilya’dan sonra dünyanın 6. en büyük ülkesidir. Avustralya dünyanın en büyük adası ve en küçük kıtasıdır. Ayrıca bir ülkeden oluşan tek kıtadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 20264082 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %19.6 (erkek 2031313; kadın 1936802).

15-64 yaş: %67.3 (erkek 6881863; kadın 6764709).

65 yaş ve üzeri: %13.1 (erkek 1170589; kadın 1478806) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.85 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.85 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.02 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.63 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.5 yıl.

Erkeklerde: 77.64 yıl.

Kadınlarda: 83.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.76 çocuk/1 kadın (2006 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 14000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Avustralyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %92; Asya Kökenli %7; Aborjinler ve diğerleri %1.

Din: Anglikan %26.1; Roman Katolik %26; Diğer Hıristiyan Mezhepleri %24.3.

Dil: İngilizce ve diğer yerel lisanlar.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.

Erkek: %99.

Kadın: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Avustralya.

ingilizce: Australia.

Yönetim biçimi: Federal Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Canberra.

İdari bölümler: 6 eyalet New South Wales Victoria Queensland

Türkçe Sözlük

(hi.). Avustralya ahalisinden olan.

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl

Türkçe - İngilizce Sözlük

console. delude. distract. comfort. cheer up. solace. cheer. relieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük

comfort. condole. console. relieve. to soothe. to distract. to condole with. to solace. to comfort. to console. to amuse. to divert.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to comfort. to console. to smoothe. to distract. to lead sb up the garden path. to offer a mite for comfort. solace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be smoothed and distracted by sb.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dünyanın peyki. Ar. kamer, Fars. mâh. Dünyanın ellide biri büyüklüğündeki ay, bize güneşten aldığı ışıkla ve hep aynı yanı ile görünür. Bunun sebebi, dünyanın etrafındaki dönüşü ile kendi ekseni etrafındaki dönüşü süresinin aynı olmasıdır. Fakat ay dünya ile beraber güneşin çevresinde de dolandığından kavuşum yani güneş, yer ve ayın bir daha eski duruma geçmeleri 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 3 saniyede olur. 2. Ayın dünyanın etrafında bir devir yapmasıyle ölçülen zaman. Bir yılın on ikide biri. Şehr, mâh: Ramazan ayı, nisan ayı. 3. Ay ve daha çok hilâl resim ve şekli: Ay-yıldız, mec. Pek güzel ve parlak şahıs veya çehre. Ay ağılı = Bazan ayın etrafında görünen nur dairesi. Ar. hâle. Ay aydınlığı, ay ışığı = Ayın verdiği ışık. Fars. mehtap. Ayın on dördü = Dolunay. Ar. bedir. Aybaşı: 1. Her ayın birinci günü. 2. Kadınların Adet görmesi. Ar. hayz. Ay balta = Teber-i zeyn, bir balta çeşidi. Ay parçası = Pek güzel şahıs. Aytimur = Doğramacı keseri. Ayçiçeği = Güneşe doğru dönen büyük ve uzun saplı çiçek, abd-üş-şems. (Gün çiçeği dahi denilir). Aydede = Ufak çocukların aya verdikleri isim. Aydedeye misafir olmak = Açıkta yatmak. Ay doğdu = Yeni ay, hilâl. Aya doğ, ya doğayım demek = Pek güzel ve parlak olmak. Uçaylar = Mübarek sayılan recep ve şaban ile ramazan. Dolunay = Guruba yakın ay, hilâl, (istihkâm) Ay tabya = Hilâl Şeklinde tabya. Aybalığı = Vücudu, büyük bir balığın kesik başına benzeyen daire biçiminde bir balık (Orthagoriscus mola). Ay karanlığı = Bulutların arkasından ayın yaydığı hafif aydınlık. Ay tutulması = Dünyanın güneşle ay arasına girerek ay ışığına engel olması, dolayısıyle kısa bir süre ayın görünmemesi. Ay yıldız = Türk bayrağındaki hilâl ve beş ışınlı yıldızdan ibaret sembol. Ayda yılda bir = Pek seyrek olarak. Ayı gördüm, yıldıza itibarım yok = Bir şeyin iyisine alıştıktan sonra ondan aşağı olanları benimsemediğinizi ifade eder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Royal vizier to Tutankhamen, Ay persuaded the boy king to banish the name and religion of the heretical Akhenaten, who preceded King Tut , and to restore the traditional gods of Egypt to prominence Ay succeeded Tutankhamen as pharaoh, who some Egyptologis

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedal. tradle. place to step on. footing. footrest. stilt. treadle. trestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mob. the common rabble. canaille. dregs of mankind. dregs. herd. hoipolloi. flotsam and jetsam. riff raff. rout. scum. scum of the earth. trash. the vulgar herd.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. debauch. entice. lure. pervert. seduce. tempt. to seduce. to tempt. to entice. to pervert. to allure. to lure. to debauch. to lead astray.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to seduce. to lead astray. to pervert. to entice sb to change employer. beguile. corrupt. debauch. deprave. entice. inveigle. lead sb astray. lure. suborn. tempt. unbend the mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

illustrative. informative. illuminating. enlightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinctive. disjunctive. diacritic. discriminating. selector. sorter. separator. sizer. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separator. distinctive. discriminating. analyzer. sorter. selector. catcher. trap. disconnector. screener. insulating. decoherer. parer. grader. divider. insulator. shed. knockoff. disjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. set apart. keep apart. assort. divorce. isolate. sort. split. sever. abstract. allocate. allot. allow. appropriate. book. choose. classify. comb. comb out. contradistinguish. cut off. cut out. demarcate. detach. devote. disband. discard. di.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. allocate. allow. appropriate. assign. detach. differentiate. disconnect. disengage. dissociate. distinguish. divide. divorce. except. grade. insulate. isolate. part. rend. reserve. save. segregate. separate. sever. spare. split. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. transverse. anomalous. antithetic. antithetical. contradictious. contradictory. heterodox. impolitic. incongruous. inconsistent. repugnant. thwart. gainst. crosswise. crossways. athwart. counter. anti-. against.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. against. contrary to. crosswise. transverse. across. incongruous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. contrary to / against. inviolation of. diverging. divergent. transverse. crosswise. sidelong. abnormal. thwart. adverse. eccentric. contradictory. derogative. derogatory. inconsistent. traverse.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay’ın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen halka, ayla. Beyaz ışık. (bkz.Hale).

Türkçe - İngilizce Sözlük

drifter. hobo. idle. loafer. vagabond. tramp. vagrant. wanderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle. unemployed. jobless. inactive. inert. passive. out of work. unproductive. without occupation. walking. lazy. strayaway.

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

besides. otherwise. in addition to. then again. additionally. again. also. else. on the side. into the bargain. to boot. extra. farther. further. furthermore. item. likewise. over and above. thereto. withal. yea. beyond. plus.

Şifalı Bitki

(GemeineQecke, Chiendent commun, Common Couch Grass, Scutch, Twitch): Temmuz-agustos ayları arasında yeşil veya morumsu-yeşil renkli başaklar veren, 30-100 cm boyunda, çok senelik otsu bir bitkidir. Toprak altında çok fazla yayılmış olan ana kökleri bulunur. Bilhassa kumlu toprakları sever. Gövdeleri dik, tüysüz ve içi boştur. Yaprakları dar, uzun, ince, paralel damarlı, sivri uçlu, koyu yeşil renklidir. Çiçekler gövdenin ucunda ve yassı bir başak durumunda toplanmışlardır. Meyve sarımsı renkli ve uzuncadır. Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki taş ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. İdrar arttırıcı olarak mısır püskülü, arpa ile beraber kaynatılarak kullanılır. Hatta köpekler bile ağız ve barsaklarını temizlemek için bitkinin yapraklarını büyük bir zevkle yedikleri için bitki “köpekçimeni” olarak da bilinir. Tarlalarda belirtilen türden başka, buna çok benzeyen büyük ayrıkotu (cynadan dactylon) olarak bilinen çeşidinin daha kalın kökleri olup, nişasta da taşımasıyla ayrılır ve digeri gibi kullanılır. Türkiye’de; İstanbul, Trakya, Mugla, Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları kökleridir. Köklerinde triticin, uçucu yağ, müsilaj ve potasyum bulunur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

difference. separation. separateness. remoteness. lack of accord. deviation. legal separation. contrast. detachment. discrepancy. disunity. exception. gap. split. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserved. booked. set apart. set aside. isolated. disjointed. divided. divorced. split. estranged. segregate. disunited.

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.

Peki bu oluşum içinde ayın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve dünyanın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?

Dünyadaki yaşam koşulları bakımından Ay’dan kaynaklanan hiçbir olumsuz etken yoktur. Yani Ay’ın varlığının hiç bir zararı yoktur. Ya yararı?

Ay’ın dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay’ın olmaması dünyanın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapılan farklılaşabilecek buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti.

Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay’ın yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı. Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70’i Ay’dan, diğer yüzde 30’u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı.

Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada’da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükselir. Bu olay Manş sahillerinde 11,5 metre, Çanakkale Boğazı’nda 5-6 santimetre olup İstanbul Boğazı’nda pek hissedilmez. Ay’ın etkisiyle yalnız denizler değil karalar da hareketlenir. Kara parçalarında saptanan en büyük yükselme ise 50 santimetredir.

Astronomik gözlemlerde nasıl atmosferimiz iyi görüş almamıza mani teşkil ediyorsa Ay’ın ışığı da öyledir. Öyleyse Ay’ın olmaması bu konuda faydalı olacaktı. Dünya’nın yörünge hareketindeki Ay’dan kaynaklanan küçük salınım hareketleri yavaş yavaş ortadan kalkacak ama dünyanın dönme ekseni bundan pek etkilenmeyecekti.

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.

Ay olmayınca etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

little. few. small. short. under. insufficient. poor. contracted. inconsiderable. meager. meagre. poco. scrimp. scrimpy. shoestring. skimp. skimpy. slender. slim. spare. stingy. a bit. hypo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

make a dent in. decrease. diminish. abate. cut back. lessen. reduce. shorten. minimize. alleviate. appease. attenuate. ax. axe. bate. cut down on. deaden. depress. derogate. detract. dock. fade in. impair. mitigate. put down. retrench. scale down. si.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead astray. drive smb. wild. excite. exacerbate. irritate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to irritate. to tease. to excite sexually. to spoil. to corrupt. to lead astray. exacerbate. seduce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

run riot. take the bit between one's teeth. go astray. run wild. become unmanageable. rut. overflow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rampage. romp. to go too far. to get out of hand. to overstep the mark. to be on the rampage. to go on the rampage. to get wild. to become furious. to become depraved. to go astray. to feel horny. to rut. to get rough. to be in flood. to get infla.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get wild. to get rough. to become infected. to be sexually excited. fester. spoil. to kick over the traces.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hero. brave man. straightforward. swashbuckler.

Sağlık Bilgisi

Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir. Aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katılır, karıştırılır. Gargara yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Malayan dagger shaped like a butterfly whose straight blade bears one sharp edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. brace. connection. contact. fastener. lace. ligament. link. string. tie. till. yoke. cord. bandage. bunch. sheaf. relation. impediment. restraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. cord. string. strap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intestinal. gastral. enteric. bowels. intestine. bowel. gut. enteron. ileo-.

Teknolojik Terim

Ultra kompakt bilgisayarlara ek arayüzler sağlamak için tasarlanmış bir donanım birimi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fanatic. fanatical. bigoted. hard-shell. illiberal. narrow-minded. puritan. puritanical. rabid. sectarian. strait-laced. zealous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigot. bigoted. fanatic. puritan. straitlaced. zealot. narrow-minded.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı bahs) (c. ebhas). 1. Bir şey hakkında etrafiyle söz söyleyip hakikati araştırma: İslâm medeniyetinden bahsediyorduk; son ilmî terakkilerden bahis açıldı. 2. Söz münazaası, muaraza, mübahase: Bu adam bahsi çok seviyor; bazı inanışlar hakkında bahse giriştiler. 3. Bir mevzu hakkında tafsilât, açıklama: Fizikte ses bahsi; akaait’te kader bahsi. 4. Bir iddia üzerine, sözü doğru çıkan tarafından kazanılmak üzere bir mükâfat tayini, ödül: Böyle olduğuna bahsederim; bahsi kazandı; bahse girişmem (bu dördüncü mânâ dilimize mahsustur).

Ülke

(Bahrain) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu’da Basra Körfezinde Arabistan Yarımadası kıyısı açıklarında Bahreyn Adası ile 30 kadar küçük adadan oluşan bir takımadada yer alan ülkedir.

Coğrafi konumu: 26 00 Kuzey enlemi 50 33 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: toplam: 665 km².

Kara: 665 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 161 km.

İklimi: Bahreyn’de yıl boyunca nem oranı yüksektir. Kış ayları ılımandır. Egemen rüzgar kuzeybatıdan esen nemli şamal rüzgarıdır. Güneyden esen rüzgarlar ise hem sıcak hem de kurudur; bazen kum ve toz getirir.

Arazi yapısı: Bahreyn Adası`nın orta bölgesi kayalıktır. Güneyde ve batıda bazı yerleri tuzlu bataklıklarla kaplı kumlu ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Jabal ad Dukhan 122 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık inci.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.82.

Sürekli ekinler: %5.63.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %85.55 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: periyodik kuraklıklar; kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 698585 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.4 (erkek 96567; kadın 94650).

15-64 yaş: %69.1 (erkek 280272; kadın 202451).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 12753; kadın 11892) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.82 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.38 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.07 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.26 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 16.8 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.45 yıl.

Erkek: 71.97 yıl.

Kadın: 77 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.6 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

Ulus: Bahreyn.

Nüfusun etnik dağılımı: Bahreynliler %63 Asyalılar %19 diğer Araplar %10 İranlılar %8.

Dinler: Şii Müslümanlar %70 Sünni Müslümanlar %30.

Dil: Arapça İngilizce Farsça Urduca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %89.1.

Erkek: %91.9.

Kadın: %85 (2005 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bahreyn Devleti.

kısa şekli : Bahreyn.

Yerel tam adı: Dawlat al Bahrayn.

yerel kısa şekli: Al Bahrayn.

Eski adı: Dilmun.

ingilizce: Bahrain.

Yönetim Biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Manama.

İdari bölmeler: 12 belediye; Al Hadd Al Manamah Al Mint**ah al Gharbiyah Al Mint**ah al Wusta Al Mint**ah ash Shamaliyah Al Muharr** Ar Rifa› wa al Mint**ah al Janubiyah Jidd Hafs Madinat Hamad Madinat ‹Isa Juzur Hawar Sitrah.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1971.

Milli bayram: Milli Gün 16 Aralık (1971).

Anayasa: 14 Şubat 2002 de yeni anayasa kabul edilmiştir.

Hukuk sistemi: İslam hukuku ve İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA AFESD

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir derebeyi şatosunun etrafını çeviren dış duvar; şatonun dış avlusu. Old Bailey Londra ağır ceza mahkemesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabinet. council of ministers. the Council of Ministers. council of Ministers cabinet. administration. cabinet council. governing commission. ministerial council.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Kendi üstüne veya etrafına bakmak: Bakınıp duruyordu. 2. Şaşırmak, şaşa kalmak: Bakınıp durma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term applied to 19th century raiders penetrating the Grassfields. 'powers' Among various groups of powers the following five are most frequently met with in the texts: faith , energy , mindfulness , concentration , wisdom.

İngilizce - Türkçe Sözlük

balance of trade ticaret dengesi, ithalât ve ihracat arasındaki para kıymeti farkı balance sheet bilanço balance wheel nâzım çark credit balance alacak bakiyesi, matlup bakiyesi debit balance zimmet bakiyesi, borç bakiyesi hang in the balance muallâkta ol

Türkçe Sözlük

(i. İn.). Demiryollarında traverslerin altına, şoselerde de düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş kırıntıları.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bundle or package of goods in a cloth cover, and corded for storage or transportation; also, a bundle of straw, hay, etc., put up compactly for transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Evil; an evil, pernicious influence; something causing great injury. a large bundle bound for storage or transport make into a bale; 'bale hay'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large bundle bound for storage or transport. a city in northwestern Switzerland. make into a bale; 'bale hay'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large block of crushed PET bottles held together tightly with plastic strapping Recycled PET bales can hold more than 9,600 bottles and weigh more than 1,200 pounds each.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compressed pack of wool/cotton/cloth of a convenient form for transit The heavily compressed bale is also less fire hazardous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hair conditioning agent extracted from the bark of a firtree, it forms a thin shield on the outside of the hair strand This invisible coating provides support and helps the hair maintain moisture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sabotage. to frustrate. to block. to strike with an axe. to hew down.

Şifalı Bitki

(hibiscus esculentus): Ebegümecigiller familyasından; yaprakları asma yaprağına benzeyen, meyvesi beş bölmeli, tohumları yuvarlak ve yeşilimtrak gri renkte, sebze olarak yenen bir bitkidir. Amasya, Balıkesir bamyası gibi çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A control that allows users and administrators to restrict users with a specific user name or nickname, or users from a specific domain from participating in a chat community.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., f, takım, zümre; bando; dans müziği çalan orkestra; (f).toplamak, bir kamp v.b.'nde bir araya gelmek, birleşmek; bağlamak, bir araya toplamak. beat the band (argo) mükemmel olmak; şaşırtıcı olmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An establishment for the custody, loan, exchange, or issue, of money, and for facilitating the transmission of funds by drafts or bills of exchange; an institution incorporated for performing one or more of such functions, or the stockholders , acting in

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fund from deposits or contributions, to be used in transacting business; a joint stock or capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument utilized in the financing of foreign trade, making possible Acceptance the payment of cash to an exporter covering all or a part of the amount of a shipment made by him Such an arrangement originates with the foreign importer who instructs h

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of the channel cross section that restricts lateral movement of water at normal levels The bank often has a gradient steeper than 45[[ordmasculine]] and exhibits a distinct break in slope from the stream bottom An obvious change in substrate m

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bank holds all of the money at the start of the game Payments of dividends to players are made from the bank Payments for new trains and terrain costs are made to the bank Payment for shares purchased from the initial offering or from the open market,

Türkçe - İngilizce Sözlük

An approved company that accepts monetary deposits or loans money In the UK, the Bank of England approves all banks. A range of frequencies between upper and lower limits or a group of tracks on a magnetic drum or magnetic disc or telco carrier equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

board , pew , stool , reef , sandbank , desk , seat , band , bank , bench , layer , settle , stratum , bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who conducts the business of banking; one who, individually, or as a member of a company, keeps an establishment for the deposit or loan of money, or for traffic in money, bills of exchange, etc.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Avustralyada bulunan ve oradan Avrupaya getirilmiş olan san çiçekli bir cins çalı, banksiya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

local train. suburban train. local express. local railway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. tape. ribbon. strip. strap. braid. court plaster. fascia. fillet. recording. scotch tape. strapping. welt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. strap. tape. ribbon. tie. sticky tape. cushion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. headband. tape. belt. braid. paragraph. strap. striation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To restrict or confine, as if by a bar; to hinder; to obstruct; to prevent; to prohibit; as, to bar the entrance of evil; distance bars our intercourse; the statute bars my right; the right is barred by time; a release bars the plaintiff's recovery; somet

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measure of atmospheric pressure One bar is equal to 0 987 atmospheres, 1 02 kg/cm2, 100 kilopascal, and 14 5 lbs/square inch. a barrier inside the main entrance to each chamber and across the space between benches leading to the floor of the Sen

Türkçe - İngilizce Sözlük

The 'grace' or spiritual energy emanating from Allah through the silsillah of the Tariqa through which all practices are accomplished. physical manifestation of personal blessing It can be transferred from person-to-person, or from an object to a person M

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., Avustralya ve ing., (argo) bir takım veya oyuncu lehine veya aleyhine tezahürat yapmak; bağlrarak tezahürat yapmak.

Türkçe Sözlük

yahut VARSAM (i.). Trakonya cinsinden ve ondan küçük bir cins balık ki, şiddetle çarpar, acısına dayanılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). mübadele usulü ile alışveriş etmek, trampa etmek; takas yapmak; (i). mübadele, trampa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. head. top. knob. heading. beginning. bow. chief. coconut. costard. leader. n.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. top. knob. heading. beginning. bow. coconut. costard. leader. n. base. cardinal.

Türkçe Sözlük

(i. A). Gözaçıklığı, inceden inceye, etraflı derin görüş.

Sağlık Bilgisi

Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

- Kulak ağrısı

- Araç tutmaları

- Ani hava değişimi

- Bazı göz hastalıkları

- İlaç zehirlenmeleri

- Düşük veya yüksek tansiyon

- Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları

- Kansızlık ve kan hastalıkları

- Mikrobik hastalıklar

- Beyin hastalıkları

- Sara ve bazı ruh hastalıkları

Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Basit baş dönmelerinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 1 kahve kaşığı anason konur. 10 dakika demlendikten sonra içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle. vagabond. adrift. footloose. idled. rambling. roving. straggling. straggly. stray. strayed. vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrift. aimless. drifter. footloose. loose. unattended. unchecked. untied. free. neglected. stray.

Türkçe - İngilizce Sözlük

free from restraint. untended.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure. compression. strain. stress. thrust. piezo-.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2.Ön görüş, seziş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple. basic. easy. elementary. countrified. crude. elemental. everyday. facile. foolproof. frugal. homely. humble. jejune. potty. primitive. simplex. simplificative. simplistic. small. straightforward. undemanding. vulgar. frugally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

elementary. plain. simple. ordinary. common. manifest. natural. incomplex. unaffected. artless. bare. chaste. fiddling. homely. jammy. rustic. simple bonus. simple person. single. straight up and down. straightforward. uncoloured. uncolored.

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. transfiguration. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphose. transmogrify. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. president. chairman / chairwoman. chairman. chieftain. front. governor. chief magistrate. moderator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applies to derivative products Group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once, usually to perform index arbitrage or a hedging program.

Türkçe - İngilizce Sözlük

typographic. edition. print. printing. press. the press. oppression. pressure. restraint. discipline. arm-twisting. coaction. coercion. compulsion. constraint. crackdown. crush. duress. force. heat. impression. leverage. repression. screw. squeeze. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coercion. compulsion. constraint. edition. force. hem. impression. issue. oppression. press. pressure. printing. repression. restraint. stress. transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

edition. impression. imprint. press. pressure. printing. number of copies printed. bailing press. stamp. constraint. restraint. compression. brake. squeezing. squeezer. set hammer. mintage. punch. swage block. actual coercion. implied coercion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighting machines. scales. bascule. platform. weighlock. track scale. weighing machine.

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Basmak işi. 2. Beyaz dokunup sonra renk ve çiçekleri basılmış pamuklu ince dokuma: ingiliz basması. 3. Tabaat, tab’ = Hurufat basması, tipografya. Taşbasması = Litografya. Kalıp basması = Istraotip. Basılmış, tab’olunmuş. Matbû = Basma kitap, yazma mukabili. Basmakalıp (basma kalıp) = Aynen sureti çıkarılmış, tıpkı tıpkısına taklit, yapan kimsenin zekâsı eklenmeyen iş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

embossing. pressing. print. publishing. printed. printed cloth. squeezing. burnishing. thrust. strain. exertion. direct printing. imprint. stamping. compression. strike. invasion. raid. flood. india print. printed cotton. printed calico. cotton prints. im

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. bust. compress. counterfeit. depress. imprint. invade. press. print. publish. push. raid. step. strike. trample. tread. utter. to tread. to step. to trample. to press. to depress. to compress. to print. to raid. to bust. to descend. to flood. to f

Türkçe - İngilizce Sözlük

The double bass, or contrabasso.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeasement. compression. depression. repression. stranglehold. suppression.

Türkçe - İngilizce Sözlük

damping. pressing. pressure. suppresion. depression. weighing. restraining. banking. overtake. blanketing. extinquishing. extinction. outbalancing. squashing. overwhelming. quenching. damper. action. compression. attenuation. choking. inducing. tamping. s

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth printed. to let sb stand on to force down. to come all at once. to damp. to press. to supress. to depress. to weight. to restrain. to choke. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluffy layer which is composed of interlaced and matted strands of fibrous material used for filling or insulating articles such as mattresses or comforters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Baths Advanced Trainer, a small kayak with round ends and designed for use in swimming pools Used as the mount for Canoe [sic] Polo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beam Auto Tracker A feedback mechanism used to compensate electronically for outboard antenna misalignment.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. musiki). Caz orkestralarında davul, zil, vurma sazların meydana getirdiği grup.

Yabancı Kelime

Fr. batterie

müz. davul

Orkestrada vurmalı çalgı takımı.

Yabancı Kelime

Fr. batteriste

müz. davulcu

Orkestrada vurmalı çalgı takımını kullanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yıkamak, banyo etmek; ıslatmak, suya batırmak; banyo yapmak, yıkanmak; deniz banyosu almak; etrafı su veya diğer bir sıvıyla çevrili olmak bathing beach plaj.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originated in Java; a method of dyeing textiles Wax is applied to sections of material which are to remain uncolored; the dyes do not penetrate wax Once dyed, the wax can be removed by various methods, one of which is boiling Repeated waxing and dyeing re

Türkçe - İngilizce Sözlük

Technique using hot wax as a resist applied with a tjanting tool; a drawing instrument with a cup and spout from which molten wax is poured onto fabric in a design Dye is then applied in progressive layers over the wax Batik is traditionally done on eithe

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Malay word, it refers to a method of creating designs by laying downwax on the parts of the surface not to be dyed. a traditional dyeing process in which portions of cloth are coated with wax and therefore resist the dye Batik fabrics are characterised

Türkçe - İngilizce Sözlük

Centuries-old fabric dyeing technique that uses wax to resist dyes Original designs are hand traced, then hand painted on both sides of the fabric using brushes or droppers Hot wax is applied to the design in the areas where color is not required The fabr

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sink. to be plunged into. to be soiled with. to set. to disappear altogether. to be lost. to go bankrupt. to penetrate. to become ingrown. to go to the bottom. dip. dive. fall away. founder. make shipwreck. to go phut. prickle. to.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fr.) rütbe veya mevki alameti olan asa; değnek, sopa, baston; (müz). orkestra şefinin değneği, baton.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tract covered with bay trees.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A regularly repeating division of a facade, marked by fenestration.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (F. «piyade» den Arapçalaştırılmış). Satranç oyununda piyade taşı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To render an intransitive verb transitive; as, befall ; bespeak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek hakkında, etrafında veya tamamen anlamlarını veren ve çoğu zaman geçissiz fiillerden, isimlerden ve bazen de sıfatlardan geçişli fiiller yapan bir ek: begrudge, befriend, belittle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). taşımak, kaldırmak; tahammül etmek, dayanmak; üstüne almak; lâyık olmak; etrafa yaymak; aklında tutmak; (meyva) vermek (ağaç) ; doğurmak. bear down çabalamak; sıkıstırmak. bear on alakası olmak. bear out desteklemek, teyit etmek. bear up dayanmak, c

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a general sense, any thing or place used for sleeping or reclining on or in, as a quantity of hay, straw, leaves, or twigs. Marriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer or seam, or a horizontal stratum between layers; as, a bed of coal, iron, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A narrow flat-topped ridge on which crops are grown with a furrow on each side for drainage of water or an area in which seedlings or sprouts are grown before transplanting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The substrate plane, bounded by banks, over which the water column at some point in time resides.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subdivision of a stratified sequence of rocks, lower in rank than a member or formation, internally composed of relatively homogeneous material exhibiting some degree of lithologic unity, and separated from the rocks above and below by visually or physi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the relatively flat or level bottom of a body of water, as in a lakebed or riverbed. the base on which the paper is held in a press. A ridge of soil formed for planting crops above furrows on each side, An area in which seedlings or transplants

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spring portion of a trampoline that athletes bounce on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sığır eti; sığır; (k.dili). adale kuvveti, ağlrlık; A.B.D. (argo) şikâyet; (f)., (argo) şikâyet etmek. beef up (argo) kuvvetlendirmek. beef extract et suyu hulâsasu. beef tea sığır eti suyu.

Ülke

Başkent: Brüksel.

Nüfus: 10.063.000.

Yüzölçümü: 11.787 km2.

Komşuları: Batı’da ve Güney’de Fransa, Güneydoğu’da Lüksemburg, Doğu’da Almanya, Kuzey’de Hollanda.

Önemli Şehirleri: Brüksel, Antwerp, Ghert, Charleroi, Liege.

Din: %75 Katolik.

Dil: Fransızca, Almanca.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monark’a bağlı parlamenter demokrasi.

Siyasi Partiler.

Flaman Bloğu, Halkın Birliği, Fransızca Konuşanların Demokratik Cephesi, Özgürlük ve İlerleme Partisi, Reformcu Liberal Parti, Hristiyan Halk Partisi, Sosyal Hristiyan Parti, Sosyal Parti.

Tarih: Belçika ismi, ülkenin ilk yerleşik insanları olan Belgae’lerden gelmektedir. Ülke olarak Julius Caesar tarafından fethedilmiş ve Romalıların, Frank’ların Burgundy’nin, İspanya’nın, Avusturya’nın ve Fransa’nın da dahil olduğu bir dizi işgalci devlet tarafından 1800 yıl yönetilmiştir. 1815’ten sonra Belçika Hollanda’ya bağlandı fakat bağımsız bir anayasal monarşi olması 1830’a rastlar. Belçika’nın tarafsızlığı her iki dünya savaşında da Almanya tarafından ihlal edildi. Kral 3. Leopold 28 Mayıs 1940’ta Almanya’ya teslim oldu. Savaş sonrası, tahtından feragat edip yerini oğlu Kral Baudovin’e bırakması konusunda siyasi baskıya maruz kaldı. Kuzey Belçika’da yaşayan Flamanlar Hollandaca, güneydeki Valonlar ise Fransızca konuşurlar. Bu dil farklılığı daimi bir karşıtlık kaynağı olmuş, iki grup arasında düşmanlığa yol açmıştır. Parlamento, gücün merkezi hükümetten 3 bölgeye -Valonya, Flander ve Brüksel- transferini amaçlayan bir takım önlemler almıştır. Belçika yaptığı dış ticaret ile ekonomisini yürütmektedir ve toplam ücretiminin %50’si dış ülkelere satılmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muhasara etmek, kuşatmak, etrafını çevirmek.

Türkçe Sözlük

(f). Gözlerini açıp şaşkın şaşkın bakmak, şaşa kalmak. Uykudan sıçrayarak kalkıp etrafa şaşkın şaşkın bakmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. ambiguous. borderline. dim. distant. equivocal. fuzzy. inarticulate. indecisive. indefinite. indeterminate. nebulous. vague. uncertain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. indication. symptom. mark. clinic. evidence. foretoken. glimpse. impression. note. prognostic. prognostication. spark. spark of. stamp. strain. streak. tinge. token. trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assert. betray. couch. define. denote. designate. emphasize. enumerate. expound. express. frame. indicate. mark. predicate. register. remark. signify. state. stress. suggest. tinge. underline. to indicate. to state. to denote. to express. to remark. to fr

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of Amaryllis ; the belladonna lily. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United State

Türkçe - İngilizce Sözlük

perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United States; roots and leaves yield atropine. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. clear. certain. specific. particular. known. avowed. broad. conspicuous. explicit. express. given. manifest. noticeable. palpable. patent. perspicuous. precise. prominent. self-evident. shadowless. stated. translucent. unmistakable. upfront.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kemer bağlamak; kuşatmak; etrafını çevirmek; kayışla dövmek. belted s. kuşaklı, çemberlenmiş. belting i. kayış; kayış tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuşak, kemer, bel kayışı; kayış (argo) darbe. belt buckle toka, kayış bağlaması. belt line çevre yolu; şehrin etrafımı dolaşan demiryolu, tramvay v.b. hattı. belt pulley kayış kasnağı. belt saw şerit şeklinde sonsuz çelik testere. hit below the belt b

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ortodoks kiliselerinde mihrabm etrafındaki çevrili kısım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Changed by pressure so as to be no longer straight; crooked; as, a bent pin; a bent lever.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The state of being curved, crooked, or inclined from a straight line; flexure; curvity; as, the bent of a bow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transverse frame of a framed structure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast. dissimilarity. divide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compare. to mistake. to mix sb up. to compare to. to liken. to ruin. to break. to smash. to beat. to trash.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. katran tasfiyesinden hasıl olan karbonlu hidrojen, benzol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loop-pile carpet that offers great durability, a full comfortable texture and a casual, informal look Often, these carpets incorporate flecks of color that contrast with the primary hue The term Berber has expanded to include many level and multi-level

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loop-pile carpet tufted with thick yarn, such as wool, nylon or olefin Often having random specks of color in contrast to a base hue, this floor covering has a full, comfortable feel, while maintaining an informal, casual look Currently, this term has exp

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. tramp. hobo. bum. vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tree of the Orange family , having a roundish or pear-shaped fruit, from the rind of which an essential oil of delicious odor is extracted, much prized as a perfume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. limpid. lucid. transparent. unclouded. vivid.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, etrafını almak; rahat vermemek, üzerine varmak; üzerine koymak, nakşetmek. besetting s. yakayı bırakmayan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building entrance terminal, aka entrance facility Usually the nearest location within a structure that permits termination and protection of telco entrance cable May also serve as MDF and/or BDF In some situations, the BET is co-located with, or serves as

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device that accelerates electrons by means of the transformer principle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

description. imagery. portrait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depict. describe. paint. picture. portray. represent. to describe. to depict. to represent. to portray tasvir etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to describe. to depict. portray.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hıyanet etmek; ihanet etmek; ele vermek; ifşa etmek, ağzından kaçırmak; göstermek, ortaya koymak; yanlış yola saptırmak, baştan çıkanp ortada bırakmak. betrayal i. hıyanet, ele verme, ifşa.

Genel Bilgi

Bazı sağlık nedenleri ile beyinlerinin bir kısmı fonksiyonlarını yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak normal sağlıklı insanlar beyinlerinin tüm bölümlerini kullanırlar ama hepsini aynı anda değil. Yani bir beyin hiçbir zaman yüzde yüz kapasite ile çalışmaz.

İnsanlar belirli zamanlarda belirli işler yaparlar. Beyin hücrelerinin kontrol ettiği bir çok şeyi aynı anda yapmazlar, yapamazlar. Satranç oynarken bakkaldan ne alacaklarını düşünmezler. Dolayısıyla yaşamın her anında beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5’i faal durumdadır.

Bu açıdan bakınca belirli zamanlarda beynimizin az bir kısmını kullandığımız doğrudur ama bu, diğer kısımların görev kendilerine geldiğinde çalışmayacağı anlamına gelmez.

Kısacası sağlıklı bir beynin çalışmayan veya yedek olarak tutulan hiç bir bölümü yoktur. Görev kendisine geldiğinde her bölüm, her hücre çalışır ve görevini yapar.

Türkçe Sözlük

(i. aslı Arapça olup şeddelidir: Bezz). Pamuk veya ketenden yapılmış be yaz dokuma ki, çeşitleri olup başlıca çamaşır, çarşaf, kese vesaire imaline yarar. Trabzon bezi. Ayak bezi = Ayak silecek bez. El beıi = Çocukların ellerini silmeye mahsus bez. Tahta bezi = Tahta oğdukları ve yıkanmış tahtaların üzerine yaydıkları bez. Çocuk bezi = Kundak bezlerinin beheri. Sofra bezi = Masanın üstüne açılan örtü ve vaktiyle sofranın altına yayılan yaygı. Namaz bezi = Kadınların namaz kıldıkları vakit başlarına örttükleri bez. Bez çözmek = Bezi tezgâhtan çıkarmak ve mec. gidip gelmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. disgust. weariness. lethargy. prostration.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tafsilâtıyle, etrâfiyle, uzun uzadıya.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathos. configuration. fashion. figure. form. format. make. manner. mode. semblance. shape. strain. stripe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. öğütücü dişlerle köpek dişleri arasında her bir tarafta dörder tane olmak üzere bulunan kesici dişler. bicuspid valve ikili kapakçık, mitral kapak.

Türkçe Sözlük

(i.). Katranlı kıldan yapılıp kalafatta kullanılan bir çeşit macun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluid produced by the liver, stored in the gallbladder and released into the small intestine to help absorb dietary fats. fluid produced by the liver that is transported to the intestines to help digestion and remove waste products.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wristband. wriststrap. wristlet. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest part of the hull's interior on either side of the keel The turn of the bilge is the transition of the hull shape from essentially horizontal to vertical in section, described as hard if the transition is relatively abrupt, or slack if the trans

Türkçe - İngilizce Sözlük

transpire. to be known.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. occult. mysterious. recondite. obscure. secret. strange. unbeknown. unbeknownst. unknown. x. secret. mystery.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili cop; sopa, çomak; Avustralya içinde çay yapılan teneke çaydanlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bodywork combining exfoliation, herbal treatment, and light massage. a reusable, adhesive, decoration that is used by women and placed on the forehead between the eyebrows a traditional ornament that was used for women to symbolize that they are married i

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get up on. to board. to mount. to ride. to travel. to overlap. to be added to. to go aboard. enter. get on / onto. hop.

Türkçe Sözlük

(si). Sayının en küçüğü ve ilki. Ar. ahad, vâhid, Fars. yek: Bir adam, bir ev, bir taş. 1. Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, Arapça’deki tenvîn veya bazı kelimesi ve Farsça’da isimlere kalılan (ye) gibi: Bir adam ki nasihat kabul etmez, bir iş ki elde değildir. 2. Fiillerin başlarında «bir kere» den hafifletilmiş olarak lüzum ifade eder: Bir gidelim. Sıfat halinde 1. Tek, Ar. vahîd: Allah birdir. 2. Müsavi, eşit, mümâsil, benzer, farksız: İkisi birdir, hep bir. 3. (Cümlede) hiç bir, asla: Bir türlü kanmıyor, bir türlü razı olmadı. 4. Mübalağa beyan eder: Bir gidiş gitti kl. Bir vakit, bir zaman, hiynen: Bir var imiş, bir yokmuş. Biraz = Azıcık, az vakit: Biraz ekmek, biraz su, biraz bekleyin. Bir uğurdan = Hep birden, Ar. defaten. Bir iki = Birkaç, az ve belirsiz miktarda: Bir iki kuş vurdular, bir iki taş atmış. İkide birde = Pek sık, çok defa, daimâ. Blrbir =etraflıca ve tafsilâtıyle bir bir sayarak: Kabahatlerini kendisine bir bir söyledim. Birbirine, birbirini, birbirinin = Ortaklaşa birbirini gördüler, birbirine haber verdiler, birbirinin işini görürler. Birbiri üstüne = Cümlesi bir ve eşit sayılarak, bir seviyede: Bu çantaları birbiri üstüne yirmişer liraya aldık. Biroblr = Asla yanılmaz, pek müessir: Bu ilâç filân hastalığa birebir gelir. Birçok = Hayli, hayli miktar, fazla. Ar. kesir, müteaddid: Birçok kitap toplamış. Bir türlü: 1. Bir çeşit: Bu, bir türlü ottur. 2. (Cümlede) hiçbir suretle: Bir türlü razı olmuyor. Birden = Bir defada, birlikte, beraber: Bir bardak suyu birden içti, hepsi birden geldiler. Birdenbire = Ansızın, Ar. vehleten: Birdenbire kalkıp gitti. Bir de = Hem de, şurası da var ki, velev ki: Bir de o size haber vermeye mecbur değildir, bir de haber vermemiş, ne olur. Bir daha ss Bir kere daha, tekrar: Bir daha söyleyin, bunu bir daha yapmayın. Bir zaman = Bir vakit, vaktiyle. Birkaç = Belirsiz miktarda, bir miktar, bazı: Birkaç adam geldi, buna birkaç kuruş verin. Bir kere, bir defa = 1. Defa, kere: Ben lakırdıyı bir kere söylerim, sen bir defa git. 2. Vaktiyle, günün birinde: Bir kere gitmiştim, bir defa görüştüm. 3. Hele: Sen bir defa vazifeni ifa et. Ben bir kere söyleyeyim de istersen dinleme. Birle = 1. Anîde, ansızın, derhal: Beni gördüğü birle kalkıp gitti. 2. Vasıtasiyle: llm-i hendese birle (geometri yoluyla) ispat etti (Bu iki tâbir eskimiştir). Bir nice = Miktarı müphem hâle getirir. Bir nice Ademler. Nice bir = Ne vakte dek, daha ne kadar? (eskimiştir). Bir vakitler = Vaktiyle, eski zamanda: Bir vakitler insanlar mağaralarda barınırlardı. Biri, birisi = Tenkir (bilinmezlik) beyan eder, kim olursa: Kapıya biri gelmiş, sizi istiyor, bugün birisini gördüm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

forthwith. immediately. straightaway.

Genel Bilgi

Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında bir dönüşü tamamladığında geçen süredir. Bunu herkes bilir. Aslında tam da öyle değildir. Çünkü dünya kendi ekseni etrafında dönüşü sırasında yörüngesi üzerinde güneşin etrafında da döndüğünden, güneşten bakıldığında bir tam devri için geçen süre farklı gözlemlenir.

Neyse şimdi biz bunu karıştırmayalım ve bugün bütün dünyanın kabul ettiği zaman sistemine bakalım; o Bir yıl 12 aydır. o Bir yıl 52 haftadır o Bir ay 28-31 gündür. o Bir ay 4-5 haftadır. o Bir hafta 7 gündür. o Bir gün 24 saattir. o Bir saat 60 dakikadır. o Bir dakika 60 saniyedir. o Bir saniye 100 mili saniyedir.

Görüldüğü gibi, bir gün kaç saniyedir diye sorulduğunda bile kafadan hesaplanamayacak kadar karışık bir bölünme. Önce gün 24’e, sonra 60’a, sonra bir daha 60’a bölünüyor. Saniyeden sonraki bölünmeler ise ondalık sistemle gidiyor. İşte çocukların zaman hesaplarında zorlanmalarının sebebi.

Bir günde niçin 24 saat olduğunu kimse bilmiyor. Bu rakamın güneş saatini ilk kullanan Mısırlılardan kaynaklandığı sanılıyor. Yere dikilen yüksek bir taşın gölgesi sabah batıya, akşam doğuya düşüyordu ve Mısırlılar bu arayı altıya bölmüşlerdi. Dolayısı ile bir gün 24 bölüm oluyordu.

12 sayısı 2, 3, 4 ve 6 ile bölünebildiğinden, o zamanlar en çok kullanılan sayı birimi idi ki, bugün bile düzine adı altında sayı birimi olarak kullanılmaktadır.

Mısırlılar ayrıca 30 günlük ay ve 360 günlük yıl takvimini uyguluyorlardı.

Bugün bir dairenin 360 dereceye bölünmesinin sebebinin de bu olduğu sanılıyor. Yaklaşık 3 bin yıl önce, bugün Irak olarak bilinen yerde yaşayan, Babilliler ise 60 sayısını matematik sistemlerinde temel olarak almışlardı. 2, 3, 4, 6, 12, 15, 20 ve 30 ile bölünebilen ve 360’ı da bölen bu sayı dakika ve saniyenin birimi olarak alındı. O zamanlar için onluk sistem, yani on sadece 2 ve 5’e bölünebilen zavallı bir sayı idi.

Saniyenin bölümleri ise o devirlerde ölçülemiyordu, ölçülebilmeye başlandığında ise dünya ondalık sisteme geçmişti ve bu esas alındı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. piskopos; satranç fil; sıcak ve baharatlı şarap; f. piskopos tayin etmek. bishop's miter shell firavun tacı, zool. Mitra episcopalis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bike lane. bike path. cycle path. cycle track.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fig.: Anything which curbs or restrains.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A binary digit; a zero or one The basic unit of storage and information transfer in a computer system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contraction of binary digit, a bit is the smallest unit of information that a computer can hold Eight bits is equivalent to a byte The speed at which bits are transmitted or bit rate is usually expressed as bits per second or bps. -- A single digit numb

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of information on a computer network; a binary digit Data is transmitted in bits per second.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of information in a computer, equivalent to a single zero or a one The word 'bit' is a contraction of a 'binary digit ' Eight bits are needed to create a single alphabetical or numerical character, which is called a 'byte '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impartial. neutral. unprejudiced. without prejudice. equitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

impartiality. neutrality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. complete. conclude. deplete. end. exhaust. finish. heal. scotch. spend. terminate. transact. to finish. to end. to conclude. to break sth up. to break sth off. to get through. to consume. to use up. to complete. to accomplish. to exhaust. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. fagged. groggy. haggard. jaded. listless. prostrate. shot. spent. weary. wonky. worn-out. tired out. dog-tired. all-in. dead beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. broken down. bushed. dead beat. dead tired. down- and-out. effete. gone. jaded. knackered. out on one's feet. peaky. played out. pooped. prostrate. spent. worn. worn out. wretched.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhaustion. weariness. deadness. fag. fatigue. frazzle. languor. lassitude. over-fatigue. prostration. staleness.

Türkçe Sözlük

PITRAK (i. putrak). Çok şık, pek sık bitmiş, yeni bitip yüzünü büsbütün örtecek surette sık olan. Bıtrakotu = Demirdiken. Demirbıtrak = Eski cenk Aletlerinden olarak düşmanın ayağına batmak üzere yolun üzerine bırakılan üç köşeli demir diken. Kuzubıtrağı = Bir nev’i nebat, ganj. Bıtrak gibi kaynamak = Pek sık ve kalabalık olmak. Bıtrak gibi = Dallar üzerinde pek çok meyve olması.

Türkçe Sözlük

PITRAKLI (i.). Dallı budaklı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A characteristic of over-extracted brews as well as over-roasted coffees, and those with various taste defects; it is a harsh, unpleasant tasted detected towards the back of the tongue Dark roasts are intentionally bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A harsh, unpleasant taste detected on the back of the tongue, found in over-extracted brews , as well as in over-roasted coffees and those with various taste defects.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yerin altında bulunup sıvı ve sarımtrak, yahut katı ve kara bir hal ve renkte olan yapıcı bir madde. Bitüm yol yapımında kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zift, katran; f. ziftlemek.

Teknolojik Terim

Siyah bir fon önündeyken renkler daha parlak görünür. Sony Black Trinitron® resim tüplerinde, renklerin daha yoğun olmasını sağlayan ve kontrastı artıran özel bir koyu ton bulunmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kalp seklinde pembe ve sarkık çiçek kümeleri olan bitki, kız kalbi, bot. Dicentra; sarı sebboy, bot. Cheiranthus cheiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir gaye etrafında birleşen parti, grup veya milletler, blok; bir konuda beraberce oy kullanmak icin birleşen değişik partilerin meclis üyeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den., ask. muhasara, denizden kuşatma, abluka; f. denizden abluka etmek, kuşatmak; etrafını çevirmek. blockader i. abluka eden düşman gemisi. run the blockade ablukayı yarmak.

Teknolojik Terim

Gelecek nesil optik disk formatının adı. Blu-ray Disc™ (BD) geleneksel DVD’lere kıyasla, beş kat daha fazla kapasite sunar. Bu da kullanıcılar, tüm görkemleriyle sunulan filmler ve müziklerle yoğun bir High Definition deneyimin keyfini çıkarabilirler. Olabilecek en iyi Yüksek Kaliteli görüntüler, parlak dijital çok kanallı ses ve bir sürü etkileşimli ekstralarla, uzun filmlerin tadını çıkarın. Blu-ray Disc™ High Definition dijital video, ses, resim, oyun, bilgisayar dosyaları ve istediğiniz her şeyi depolayacak şekilde tasarlanmıştır. PLAYSTATION®3’te en son oyun eğlencesinin yanı sıra 1080p HD filmlerin de tadını çıkarabilmeniz için bir BD-ROM Blu-ray Disc™ sürücüsü bulunmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boa, avını etrafına dolanıp sıkarak öldüren zehirsiz büyük birkaç yılan cinsi; boynun etrafına konan uzun ipek eşarp veya kürk. boa constrictor Orta ve Güney Amerika'da bulunan çok büyük bir boa yılanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kereste, tahta; çoğ., (tiyatro) sahne; oyun tahtası (satranç); mukavva; masa, sofra; yiyecek, içecek, iaşe; idare heyeti; den. geminin yanı veya bordası; den. volta seyrinde bir rüzgara karşı gidilen yol. above board dürüst, açıkça. across the board her

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials Code Administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials and Code Administrators.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials and Code Administrators - Publishes the National Building Code every three years, with yearly supplements Most commonly referred to in the northeast United States.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials and Code Administrators, International, Inc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials and Code Administrators International, Inc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials and Code Administrators, International, Country Club Hills, IL One of the U S model code organizations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials and Code Administrators- One of the various U S agencies that write building codes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials Code Administration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jugular. pharyngal. pharyngeal. throat. neck. fauces. mountain pass. bosphorus. constriction. gorge. gullet. sound. strait. swallow. throttle. whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gorge. gullet. keep. pass. strait. throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gullet. strait. throat. esophagus. mountain pass. narrows. feeding. a mouth to feed. appetite. gorge. passage. neck. sound. passway. flue. channel. intake. canyon. ravine. gap. water gap. notch. defile. gate. keep. mouth. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughter. strangle. throttle. to throttle. to strangle. to choke. to cut sb's throat. to slaughter. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slaughter. butcher. strangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangulation. stifling. smothering. choke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

choke. strangle. drown. overwhelm. asphyxiate. burke. glut. inundate. jugulate. smother. smother with. stifle. strangulate. suffocate. throttle. whelm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strangle. to choke. to suffocate. to drown in. to constrict by binding. to overwhelm with. to conceal under a flood of words. damp. inundate. overwhelm. smother. stifle. strangulate. throttle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

asphyxia. asphyxiation. strangulation. suffocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drown. to be drowned. to be flooded. to be stifled. to be flooded with. to feed the fishes. stifle. strangle. suffocate. swim in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Lading transport or Document used to acknowledge receipt of goods; may also be used to serve as a contract for the cargo. Bill of Lading Document used to acknowledge receipt of goods; may also serve as a contract for the transport of cargo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Lading Electronic Registry Organization An electronic alternative to the traditional bill of lading.

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. zone. region. district. division. section. belt. circumscription. climate. corner. department. latitude. phase. precinct. quarter. sector. sky. territory. tract. ward. parts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

region. zone. area. belt. circumscription. clime. closet. denuclearize. dispensation. district. locale. precinct. section. sector. tract. ward.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. yelkenin etrafına sağlamlaştırmak için dikilen halat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Commonwealth Bureau of Meteorology, the national meteorological authority for Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bureau of Meteorology, Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Booking Office Machine - Located at Premium stations All types of transactions are able to be carried out on a BOM Identified on tickets as '065' fixed installation or '066' portable machine. abbreviation for 'Bill of Materials'. bill of materials The who

Türkçe - İngilizce Sözlük

Book of Mormon Cult writing, part of a religious hoax perpetrated by by Joe Smith, inventor of the polytheistic sect known as Mormonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally a Puerto Rican three-drum dance form of marked west-central African ancestry, the bomba is especially associated with the Puerto Rican village of Loiza Aldea In its old form it is still played there at the festival of Santiago, and New York Pue

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dense tissue that forms the skeleton Bone can be donated and transplanted.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tropikal Afrika ormanlarında yaşayan, büyük, kahverengi üzerine beyaz çizgili antilop, zool. Taurotragus eurycerus. bongo drums çift tamtam.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill. bond. certificate of indebtedness. trade acceptance. bill of debt. ordinary bill. courtesy card. promissory note. sterling securities. unnegotiable.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. budala kimse, bön kimse, ahmak kimse; bir oyun veya müsabakada en kötü oyuncu; sınıfın en tembel talebesi. booby hatch A.B.D., (argo) akıl hastanesi. booby prize bir oyunun en kötü oyuncusuna veya bir yarışmada sonuncu olana verilen odül. booby trap ka

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya yerlilerince silah olarak kullanılan ve ileri doğru fırlatılınca geri gelen eğri bir değnek; ortaya atanın aleyhine dönen durum veya plan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayakkabı boyacısı, lostracı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

going into debt. loan contracted.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kenar; hudut, sınır; bir resim veya yazının etrafındaki süs. borderer i. sınırda oturan kimse. borderland i. sınır bölgesi. borderline i., s. sınır s. güçlükle ayırt edilebilen.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Mayistra ve gabya yelkenlerini çeken ip. Borina patesi = Yelkenlerin iki ucuna bağlanıp ortasından borinaya tutturulan halat.

Finansal Terim

(Exchange Transaction Fee)

Borsa üyelerinin, Borsa’da gerçekleştirdiği işlem hacmine göre hesaplanarak Borsa’ya ödenen meblağ olup Borsa Yönetim Kurulu’nca belirlenir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İçi boş üstüvâne. Ar. enbûbe, karn. Kurşun, demir, saç boru, soba borusu. 2. Dilsiz ve perdesiz olarak nefesle çalınan bir çalgı Aleti ki helezonî şekilde bir maden borudan ibarettir. Boru çalmak, yuf borusu, mec. Boş saçma, mânâsız şey. Boru gibi ötmek = Gür sesli olmak veya mânâsız, münasebetsiz söylemek. Ağaç borusu = Istramonye. Boruçlçeği = Turuncu, boru gibi bir çiçek kl çardağa çıkar ve duvara tırmanır.

Ülke

(Bosnia Herzegovina) Başkent: Saraybosna.

Nüfus: 4.651.000.

Yüzölçümü: 19.741 km2.

Komşuları: Yugoslavya, Hırvatistan, Adriyatik denizi.

Din: %40 Müslüman, %31 Ortodoks, %15 Katolik.

Dil: Sırpça, Hırvatça.

Yönetim Biçimi: Federasyon.

Tarih: Bosna MS. 958’lerde Hırvat Krallar, 1000-1200 yıllar arasında da Macaristan tarafından yönetildi. 1200 yılında örgütlenen Bosna, daha sonra da Hersek’i kontrol altına aldı. Bu krallık, 1391’de ülkenin güney kısmının bağımsız Hersek dükalığı olmasıyla parçalandı. 1463’te Türkler tarafından fethedilince bir Türk eyaleti durumuna geldi. Bölge 1878’de Avusturya-Macaristan egemenliğine girdi ve Bosna Hersek eyaletinin bir parçası oldu. 1918’de Yugoslav egemenliğine giren bölge 1946 anayasası ile bir federe devlet olarak Hersekle tekrar birleşti.

Bosna-Hersek parlamentosu 15 Ekim 1991’de bir egemenlik bildirgesi onayladı. Bağımsızlık referandumu ise 29 Şubat 1992’de yapıldı. Bu referanduma karşı çıkan Sırplar, şiddetli çarpışmalar ve bombalamalar yaşanmasına neden oldular. 7 Nisan’da A.B.D. ve Avrupa Birliği bu cumhuriyeti tanıdılar. Bosnalı Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar arasında 3 yönlü çatışmalar devam etti. Sırp güçleri binlerce Bosnalı Müslümanı katlettiler ve yoğun bir “etnik temizliğe” giriştiler. Başkent Saraybosna kuşatıldı ve Bosnalı Sırp güçleri tarafından etrafı çevrildi. Bosnalı Müslüman ve Hırvatlar 23 Şubat’ta bir ateşkes üzerinde uzlaştılar ve 18 Mart 1994’te, Bosna’da bir Müslüman-Hırvat konfederasyonu kurulması için bir anlaşma imzaladılar. Bosna ve Hırvat hükümetleri bu konfederasyonun asgari ölçülerde Hırvatistanı bağlaması yönünde anlaşmaya vardılar. Müslüman-Sırp çatışmaları ardında bir çok sivil yaralı bırakarak devam etti.

17-20 Şubat arası Bosnalı Sırplar, NATO ültimatomuna cevaben Saraybosna etrafındaki ağır silahlarının bir çoğunu çektiler. 28 Şubat’ta yine bir NATO uçağı, uçak yasağı olan bir bölgede bu yasağı ihlal ettiği gerekçesiyle bir Sırp uçağını düşürdü.

1994’ün yarısına gelindiğinde Bosnalı Sırplar ülkenin %70’inden fazlasının kontrolünü ele geçirmişlerdir. Bölünmüş Bosna’nın %49’unu Sırplara, %51’ini de Müslüman-Hırvat konfederasyonununa veren uluslararası barış planı Bosnalı Sırplar tarafından sürekli olarak reddedilmiştir. Ancak ABD’nin önderliğinde Dayton Barış Antlaşması 1996’nın başında kabul edildi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Robot, but this is a special automated program designed to search the Web Search engines use bots regularly to trawl the internet for web pages and key words to store in the search engine database.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for 'robot,' also known as a shopping agent, shopping bot, shopbot, etc A program or Web site that searched several sites for information for the user, such as finding the lowest price on something you want to buy. build, operate, transfer - a type

Türkçe - İngilizce Sözlük

Board of Transportation The City agency charged with operating the subways from consolidation to the mid 50s Predecessor to the NYCTA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is assumed that an xAIML interpreter is part of a larger application generically termed a bot, which carries the larger functional set of interaction based on xAIML This document does not constrain the specific behavior of a bot.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. gemi sahibinin gemiyi karşı1ık göstererek ödünç para almasını sağlayan kontrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafına kameriye yapmak; ihata etmek, kuşatmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ussuran noble. member of the upper stratum of medieval Russian society and state administration Boyars were generally drawn from about 200 families, descended from former princes, old Moscow boyar families and foreign aristocrats; and they participated in

Türkçe - İngilizce Sözlük

cancellation. corruption. dissolution. frustration. rape. spoiling. quashing. made out of. reconstructed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abash. addle. annul. attack. bastardize. bedevil. blight. break. bungle. cancel. contaminate. cripple. decay. decompose. disarrange. discolour. disorder. disrupt. disturb. embarrass. frustrate. humiliate. infringe. mar. mutilate. oversimplify. perish. per

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Meksika'dan ABD'ye getirtilen kontratlı tarla işçisi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

There are two breeds, the dark or penciled, and the light; called also Brahmapootra. the Creator; one of the three major deities in the later Hindu pantheon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ultimate reality, as Hinduism speaks of it, the ground and source of all that is Sometimes it is referred to as impersonal or transpersonal, beyond all name and form But some Hindu traditions identify it as the transcendent Godhead that chooses to manifes

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transcendental ground of existence, or innermost essence of all reality In the Vedanta philosophy, Brahman is the Absolute, or sole reality.

Teknolojik Terim

BRAVIA ENGINE en yeni Sony LCD televizyonlarda kullanılan, yüksek görüntü performansı motorudur. Canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

Teknolojik Terim

Akıllı gürültü giderme ve Gelişmiş Kontrast Geliştirici gibi en yenilikçi teknolojilerimizi kullanan BRAVIA ENGINE 2, büyük beğeni kazanan BRAVIA ENGINE teknolojisinin gücü üzerine inşa edilmiş olup, dört yeni görüntü işleme aşaması katar. Dahası, BRAVIA ENGINE 2 birçok farklı sinyali de içine alacak şekilde, tüm dijital sinyal işleme süreçlerini bir araya getirir. Sonuç ise olabilecek en doğal tonlara sahip, net ve gerçeğe yakın renklerdir. Net ve güvenilir bir parlaklık ve kontrasta sahip siyak düzeyleri en derin ve en ayrıntılı düzeylerdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıç, dip, arka; top kuyruğu. breech block topun kuyruk kapağı, kama gövdesi. breechcloth i. edep yerlerini örtmek için kalça etrafıyla bacak arasına sanlan örtü. breechloader i. kuyruktan dolma top veya tüfek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s., z. radyo ile yayınlamak, neşretmek; saçmak; etrafa yaymak (dedikodu v.b.); radyo ile yayın yapmak, haber iletmek; saçma suretiyle tohum ekmek; i. radyo yayını; neşriyat, radyo programı; s. yayınlanmış, neşredilmiş; neşriyata ait; saçılmış; z.

Türkçe - İngilizce Sözlük

booklet. brochure. folder. leaflet. pamphlet. prospectus. tract. fascicle. broadside. keyline.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafa yaymak, sayialar çıkarmak.

Ülke

Başkent: Bandor Seri Begawan.

Nüfus: 285.000.

Yüzölçümü: 2.226 km2.

Komşuları: Güneybatı’da Sarawak.

Önemli Şehirleri: Bandor Seri Begawan.

Din: %63 Müslüman, %14 Budist, %8 Hristiyan.

Dil: Malay, İngilizce, Çince.

Yönetim Biçimi: Bağımsız Sultanlık.

Tarih: Brunei sultanlığı 16. Yüzyılın ilk dönemlerinde, Sulu adalarının bir kısmı ve Filipinlilerin yanısıra Borneo adasının tümü üzerinde hakimiyeti olan güçlü bir devletti. 1988 yılında bir andlaşma ile Büyük Britanya’nın himayesine girdi. Brunei 1 Ocak 1984’te tam bağımsız bir devlet oldu.

1987’de Brunei Sultanı Nikaragualı kontragerillalara 10 milyon dolar bağışladı.

Türkçe Sözlük

(i.). Yılan balığına benzeyen bir balık cinsi. Bazı türleri tuzlu, bazısı tatlı sularda yaşar (petramyzon).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Samurai Translated as 'person or military class '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Samurai Translated as 'person or military class'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Samurai Translated as 'person or military class '. warrior family of the samurai social class.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contagious. infectious. transmitted. catching. corruptive. taking. zymotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mess with. become entangled in. have one's hand in. have a hand in. be transmitted by. be contaminated by. catch. smear. rub on. be involved. get at. smudge. welter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmission. blurring. contamination. implication. infection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

infect. contaminate. transmit. involve. daub. dirty. smear. taint. bedabble. bedaub. besmear. blur. communicate. corrupt. drag. embroil. entangle. imbrue. implicate. inweave. propagate. slush. smudge. splodge. splotch. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. contaminate. implicate. involve. smear. smudge. transmit. to smear. to smudge. to blur. to infect. to spread. to transmit. to communicate. to involve. to embroil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrive. detect. devise. discover. find. invent. reach. suss. total. trace. to find. to detect. to determine. to find out. to discover. to invent. to devise. to amount to. to total.

Genel Bilgi

Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık l kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde l-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.

Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.

Bulutların bu kadar ağırlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1.000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1.000.000 tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.

Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara ‘sirüs’, kümeler halinde olanlara ‘kümülüs’, ufukta tabaka halinde görünenlere de ‘stratus’ deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2.000 - 6.000 metre yükseklikte ise ön ismi ‘alto’, 6.000 metreden daha yükseklikte ise de ‘sirro’ oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için ‘nimbo, nimbus’ gibi isimler ekleniyor.

Genel Bilgi

Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık 1 kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde 1-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.

Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.

Bulutların bu kadar ağarlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1 milyon tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.

Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara ‘sirüs’, kümeler halinde olanlara ‘kümülüs’, ufukta tabaka halinde görünenlere de ‘stratus’ deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2 bin-6 bin metre yükseklikte ise ön ismi ‘alto’, 6 bin metreden daha yükseklikte ise de ‘sirro’ oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için ‘nimbo, nimbüs’ gibi isimler ekleniyor.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. budala kimse, ahmak kimse; den. seren, bumba, kuntra mataforası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

twist. turn. distort. luxate. rick. sprain. strain. wrench. wrick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to twist. to screw. to wring. to castrate. to give one's mouth acrid taste. contort.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sarmak, Osm. leffetmek: Başını bir tül ile bürüdü. 2. Etrafını almak, çevirmek, ihâta etmek, kaplamak: Ortalığı sis bürüdü. Duman gözlerimi bürüdü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in east central Africa on the northeastern shore of Lake Tanganyika of or relating to or characteristic of Burundi or its people; 'the Burundi capital'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in east central Africa on the northeastern shore of Lake Tanganyika. of or relating to or characteristic of Burundi or its people; 'the Burundi capital'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become wrinkled / crumpled / ruffled. to get a sour taste in one's mouth. contract. crease. crinkle. pucker. ruck. wrinkle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.ormancı: Avustralya'da çalılıklarda oturan kimse; b.h. Güney Afrika zenci ırkına mensup kimse. Buşman; Buşmanların dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. potin, kısa çizme; eski Yunan ve Roma tiyatrosunda oyuncuların giydiği sandalet; trajedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. potin, çizme veya eski Yunan ve Roma tiyatrosunda oyuncuların giydigi sandaleti giymekte olan; trajediye ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

On the contrary; on the other hand; only; yet; still; however; nevertheless; more; further; as connective of sentences or clauses of a sentence, in a sense more or less exceptive or adversative; as, the House of Representatives passed the bill, but the Se

Türkçe - İngilizce Sözlük

The end of a connecting rod or other like piece, to which the boxing is attached by the strap, cotter, and gib.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The joint where two planks in a strake meet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of hinge used in hanging doors, etc.; so named because fastened on the edge of the door, which butts against the casing, instead of on its face, like the strap hinge; also called butt hinge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrancement. fascination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast a spell on. enchant. captivate. charm. bewitch. glamorize. glamor. glamour. allure. bedazzle. beguile. catch up. conjure. daze. dazzle. enamor. enamour. enthral. enthrall. entrance. fascinate. hypnotize. inthral. spell. spellbind. voodoo. witch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beguile. bewitch. captivate. charm. enchant. entrance. fascinate. magnetize. mesmerize. to bewitch. to enchant. to charm. to fascinate. to captivate. to entrance. to beguile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fascinate. to charm. to enchant. to bewitch. allure. captivate. carry away. catch. daze. enamour. entrance. hypnotize. infatuate. mesmerise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewitching. captivating. glamorous. fascinating. enchanting. entrancing. charming. dazzling. enthralling. fetching. ravishing. witching. wizard. challenging.

Genel Bilgi

Kışın çok kar yağışı alan bir bölgede yaşıyorsanız, karayolları görevlilerinin yollardaki buzlanmayı gidermek için tuzu kullandıklarını görmüşsünüzdür. Ancak tuz aynı zamanda dondurma yapımında da kullanılmaktadır. Peki ama tuz, bu iki ters gibi görülen işlevi nasıl becermektedir?

Herkesin sandığının aksine tuz suyun içinde şekerin eridiği gibi erimez. Tuz buzun içine girince onu çözer. Tuz yine kalır ama buz çözüldüğü için artık o su değil, tuzlu sudur ve erime noktası saf sudan daha düşüktür.

Buzlanmış yollara tuz döküldüğü zaman, tuz önce buz ile çözümlenerek bir buzlu su tabakası oluşturur ve bu çözeltinin donma noktası düşük olduğundan, sıfırın altındaki sıcaklıklarda bile donmadan kalabilir. Günümüzde ABD’de üretilen tuzun yüzde 45’i yollardaki buzun eritilmesinde kullanılmaktadır.

Bilindiği gibi su, sıcaklığı sıfır dereceye varınca donar. Suya tuz ilavesi ile bu donma sıcaklığı da düşer. Suya yüzde 10 tuz ilavesi donma sıcaklığını -6 dereceye indirir. Yüzde 20 tuz karıştırılmış su ise -16 derecede donar. Ancak yolun veya buzun ısısı -16 dereceden de az ise artık tuzun erimede pek etkisi olmaz, sadece buzun üstünde kalarak tekerleklerin kaymasını azaltabilir.

Dondurma yaparken de karışımın çevresinde çok düşük ısıya ihtiyaç vardır. Dondurma karışımının etrafındaki ısının çok düşük olması, ancak bu düşük ısıda karışımın donmaması gerekir. Burada eklenen tuz karışımın sıfır derecenin altında bile donmadan dondurmanın oluşturulmasını sağlar.

Hatırlarsanız ‘Titanic’ filminde okyanus suyunun ısısı sıfırın birkaç derece altında olmasına rağmen, deniz suyunun yüzeyi, içindeki tuz nedeni ile hala donmamıştı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

icy. iced. translucent. frosted. on the rocks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing compartment. ice cube tray.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather. to constrict. to pucker. contract. ruffle. shrink.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constricted. contracted. puckered. arse / ass. courage.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (y. k.). Çok soğuk mıntakalarda raslanan buz nehri, cümudiye. Buzul devri = (jeoloji) Pleistosen devrinin bir kısmı. Buzul kaynağı = Eriyen buzul sularını dışarıya veren kaynak. Buzul masası = Etrafındaki buzların erimesi sırasında altına raslayan kısmı erimekten koruyan ve sonunda buzdan bir ayak üzerinde kalan kütle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction. shrinking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrinkage. contraction. shrinking.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Buzulların etrafındaki kayalardan, buzulun üstüne düşen veya altındaki kayalardan kopan kaya ve taş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ardour. effort. exertion. ginger. glow. mettle. push. spurt. strain. stroke. struggle. zeal. zip. endeavour. striving.

Türkçe - İngilizce Sözlük

endeavor. scramble. strive. endeavour. struggle. work. go for. exert oneself. go after. hump oneself. strain. strain at. study. tug.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kadastroya ait. cadastral map kadastro haritası. cadastral survey kadastronun araziyi ölçmesi, kadastro.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yabani ardıç, katran ardıcı, (bot). Juniperus oxycedrus. oil of cade bu ağaçtan çıkarılan ve cilt hastalıklarının tedavisinde kulanılan bir yağ, ardıç yağ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm clock. repeater. travelling clock.

Türkçe Sözlük

(i. aslı: «çalık). Ağaç ile ot arasında ve ekseriya dikenli bitki. Çalı çırpı = Çalı çeşidinden şeyler: Çalı çırpıdan bir kulübe. Kara çalı = Çalının bir nevi, Isa çalısı. Çalı fauslyesi = Çalıya sarılan fasulye nevi. Çalı horuzu = Tavukgillerden bir yaban kuşu (Tetrao urogallus). Çalıkuşu = Serçegiîlerden çalılık yerleri seven ötücü bir kuş (Troglodytes). Çalı süpürgesi = Süpürge çalısından yapılan süpürge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

working. work. study. job of work. labor. labour. working. action. practice. workout. exercise. training. gear. praxis. priming. running. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

working. work. study. job of work. labor. labour. action. practice. workout. exercise. training. gear. praxis. priming. running. starting. employment. field. motion. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

employment. manipulation. startup. operating. running. training. start-up.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -luses) (f). nasır; kırık kemiğin etrafında hasıl olup kaynamasına yardım eden madde; (bot). yaraları onaran doku; (f). nasırlaşmak.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurmak, çarpmak: Kamçı, kılıç çalmak. 2. Yere düşürmek, atmak: Yere çaldı. 3. Bir şeyin bir parçasını kesmek, çelmek. 4. Davul, dümbelek gibi bir şeye vurup ses çıkarmak: Davul, trampete çalmak. 5. Umumiyetle çalgı icrâ etmek: Piyano, kanun, klarnet, bir hava çalmak. 6. Birbirine vurmak, çırpmak: el çalmak. 7. Vurmak, tıktık etmek: Kapıyı çalmak. 8. Uğrulamak, çırpmak, hırsızlamak: Atımı çaldılar. 9. Almak, kapmak: Akıl çalmak = Meftûn etmek, aklı başından almak. 10. Bir sıvıya azıcık tuz veya çorbaya un katmak. 11. Tattırmak, lezzetini duyurmak: Ağzına bal çalmak. 12. Süpürmek, temizlemek:” Tozu çalmak. 13. Oynatmak, sallamak, tahrik etmek, kullanmak: Kürek, sopa çalmak. 14. Buruşturmak: Dili çalmak. 15. Az benzemek, yakınlaşmak: Yeşile çalıyor. 16. Bir şeyin lezzetini vermek: Is çalmak, bakır çalmak. 17. Doğru söylemeyip çetrefil söylemek veya diğer bir lisanı andırmak: Dili çalıyor, dili Rumca’ya çalıyor. 18. (saat ve saz vs.) Vurmak: Bu saat doğru çalmıyor, bu piyano pek iyi çalıyor, mec. (ağıza) Bir parmak bal çalmak = Boş vaatler ile avutmak. Düdüğü çalmak = Muvaffak olmak, merâma kavuşmak. Topuk çalmak = Yürürken topukları birbirine dokundurmak, çamur atmak. Her telden çalmak = Çeşitli bilgileri olmak. Hava çalmak = Sam vurmak. Çal çene, (bk.) Çal. Çılyaka etmek = Yakasından kapmak, kavramak. Ç»lakamçı, çalakılıç, çalakürek vs. = Durmadan kamçı, kılıç, kürek vs. sallayarak, (bk.) Çala.

Türkçe - İngilizce Sözlük

steal. blow. lift. walk away with. bag. thieve. knock off. knock. abstract. adopt. cop. crib. defalcate. filch. grind. grind out. heist. hijack. hoist. hook. hoot. incline. jangle. jingle. knelt. mooch. nick. nobble. make off with. pilfer. pinch. plu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to steal. to hit. to add. to mix in. to make. to spread. to play. to taste of. to tend to resemble. abstract. blow. crib. filch. finger. hook. lift. nail. nick. pick. pilfer. pinch. to commit plagiarism. prig. purloin. rap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). boğa dikeni, çoban kalkıtan, (bot). Santoria calcitrapa; inlâl otu, demir diken, (bot). Tribulus terrestris; (ask). domuzayağı, düşman süvari bineklerini yaralamak için yere atılan dört uçlu demir. Iand caltrop domuzayağı, (bot). Tribulus terrestris.

Türkçe Sözlük

(i.). Çamçarşı = Fırdolayı, etrafını dönerek.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikenden ibaret olan yaprağını kışın da dökmeyen ağaç cinsi ki, ekseriya yüksek ve soğuk yerlerde olup birçok çeşidi vardır ve havayı temizlediği için bahçelerde dahi yetiştirilir: Ak, sarı, kara, ala, çıralı çam, katran çamı, kumsal çamı. Çamözü = Sarı çam tahtası, sarı ot. mec. Çam devirmek = Büyük bir kabalık etmek. Çamlar bardak olmak = Eski hal değişmek. Çamsakızı = Çam ağaçlarından çıkan reçine. Çamfıstığı = Çam ağacının meyvesi, tohumlarını havi kozalağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Crooked. a rotating disk shaped to convert circular into linear motion a river in east central England that flows past Cambridge to join the Ouse River.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a river in east central England that flows past Cambridge to join the Ouse River. a rotating disk shaped to convert circular into linear motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer-Aided Manufacturing The use of computer aids in planning, tracking, analyzing, and implementing the construction of manufactured items.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer Aided Manufacture. 1 Computer Aided Manufacturing This is when machinery receives instructions from computer input This input usually originates in a CAD device The CAD output is fed into the CAM device and translated into instructions to the mac

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında ‘derma’ diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında ‘melanin’ denilen daha koyu pigmentlerin miktarını artırırlar. Bu koyu pigmentler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yine de güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınlarından korunmak, şapka ve gözlük takmak tavsiye edilir. UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalmayacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde 3 kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Genel Bilgi

Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole(UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır.

Bizim bronzlaşma ve çok sağlıklı görünüyoruz diye beğendiğimiz, derimizin güneş altında rengini değiştirmesi olayı aslında “derma” diye bilinen cildimizin ikinci tabakasındaki pigment hücrelerinin bir reaksiyonudur. Bu hücreler UV ışınlarına maruz kaldıklarında “melanin” denilen daha koyu pigmentlerin miktarını arttırırlar. Bu koyu pigmetler derimizin üst tabakalarına gelirler ve böylece derimizin rengi koyulaşır.

Melanin, UV ışınlarını emer, yani vücudun melanin üretimini artırması, vücudumuzu UV ışınlarının tehlikeli etkilerinden korumak içindir. Ama bir noktadan sonra bu da geçerli değildir. Güneşin altında ne kadar yanmış olursak olalım, derimizin rengi ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yinede güneş ışığının içindeki UV ışınlarının yarısını derimiz içine almaya devam edebilir.

Aşırı UV ışınlarına maruz kalmak sonunda deri kanserine bile yol açabilir. Her yıl yarım milyon insanda bu hastalık görülmektedir. Özellikle gençler arasında giderek artmaktadır. Gerçi bu tür, genellikle başarı ile tedavi edilmektedir ama ciğere veya beyine yayılabilecek çok daha kötü türleri de vardır.

Çok güneşli havalarda UV ışınları gözlerimize de çok zararlıdır. Unutmayalım ki, vücudumuzdaki en ince deri göz kapaklarımızdadır. Güneşe çıkmak zorunda kalınacaksa koruma faktörü yüksek krem ve yağlar kullanılmalıdır.

UV ışınları cisimlerden de yansır. Bu nedenle gölgede kalmak da çare değildir. İnsan gölgede de yanabilir.

Güneş enerjisi tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Yeryüzünde üç kilometrekarelik bir tarlanın bir gün boyunca güneşten aldığı enerji, Hiroşima üzerinde patlatılan atom bombasının salıverdiği enerjiye eşittir. Bombadan enerji bir anda boşaltıldığından, şok dalgaları oluşmuş ve ölümcül olmuştur.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe Sözlük

(i.). Tunç yesaireden yapılmış koni şeklinde bir Alet ki, içindeki tokmağın sallanıp kenarlara vurmasıyle ses çıkarır, çıngırağın büyüğü, ceres, nâkus: Deve çanı, kilise çanı, çan çalmak. Çanına ot tıkamak = Mahvedip sesini kesmek. Çan kulesi = Kilise çanını asmaya mahsus yüksek kule. Kulağa çan çalmak = Çok bağırmak, tekrar tekrar söylemek. Çan, kökü tarih öncesi zamanlara dayanan bir çalgıdır. Çan sallanmağa başlarken, tokmakla vurularak ses çıkartılır. Verdiği temel notaya normal armonikleri eklenir (üst sekizli, beşli, küçük üçlü, alt sekizli). Bu armoniklerin doğruluğu, çanın ana çizgilerine bağlıdır (dış ve iç çevresi). Çanın akordu üstündeki alaşım ölçüsünü azaltarak yapılır. Alaşımın çanın neresinden azaltılacağı belirlidir. Bunlar her armoniğin çıktığı yerlerdir. Çanın alaşımı % 78 oranında bakır, % 22 de kalaydan bileşir. Günümüzde, çanı sallamak için elektrik motoru kullanılır. Motor makarayı harekete geçirir. Eskiden makaraya ip sarılırdı. En dolgun ses, içten vuran tokmakla elde edilir. Dıştan vuran çekiç kullanılırsa, çıkan ses çok madeni olur. Bugün opera ve orkestralarda çan sesi akortlu madeni borulardan bileşen özel bir çalgı ile verilir. Notası, dördüncü çizgi Fa açkısı ile, Timbal veya Davul partisi üzerine yazılır. Gereğine göre, bütün seslerde yapılabilir. Sesinin etkisi, iki sekizli yukarıdandır. Bestenin yerine göre, hangi bey çanın kullanılacağı, bestecinin belirtmesi gerekir. Çanlar, dokunaklı ve görkemli etkiler bırakır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Canberra, Avustralya nın başkenti.

Türkçe Sözlük

(i.). Cangıl cungul = Çatra patra, dangıl dungul.

Türkçe - İngilizce Sözlük

animate. arouse. boost. brighten. enliven. exhilarate. fire. foster. galvanize. impersonate. invigorate. liven. portray. refresh. relieve. renew. resuscitate. revitalize. revive. rouse. spirit. stimulate. stir. stoke. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calibre. diameter. caliber. size. scale. stature. quality. worth. gauge. magnitude. thickness. layout. cadaster cadastre. cadastral extract. plat.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözden akıp kenarlarında ve kirpiklerde birikerek kuruyan şey: Göz çapağı. 2. Dökme demir vesairenin etrafında kalan pürüz. Çapak balığı = Sazan familyasından iri pullu, yassı bir cins göl balığı; boyu yarım metreye kadar uzar (abramis brama).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çalıhorozu, (zool). Tetrao urogallus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kılcal damar; çok ince boru; (s). kılcal damarlara ait; doku itibariyle saça benzeyen. capillary attraction kapiler çekme. capillary repulsion kapiler itme. capillary vessel (anat). kılcal damar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. traverse. transversal. diagonal. crisscross. bias. cross. decussate. groined. lattice. thwart. transverse. crosswise. crossways. cornerwise. cornerways. across. slantwise. slantways. cross.

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. cross. diagonal. crosswise. transversal. diagonally. transversely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bias. crosswise. transverse. hypotenuse. diagonal line. crossband. crosspiece. sideling. cross arm. wrest. cleat. crosshead. grimmal. saw set. cross hair. across. on the bias. crisscross. cross wise. traverse.

Finansal Terim

(Cross Trade)

İşlemin alıcı ve satıcı tarafının aynı üye olması durumunu ifade eder. Bu şekilde işlem oluşturmaya yönelik emirler (Cross Orders), belirli kurallar dahilinde işlleme tabi olurlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

across. transverse. crosswise. diagonally. transversely. crossbreeding.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). damacana etrafında sepet örgü veya tahta muhafazası olan büyük şişe.

Teknolojik Terim

Carl Zeiss®’in profesyonel sınıf, tam kaplamalı, hassas cam lensleri, sapmasız optik mükemmellikleriyle ünlüdür. Görüntünün kenar kısımlarında bile net görüntüler ve daha az bozulma sağlar. Optik elemanlara uygulanan gelişmiş kaplama, kontrastı ve renk doğruluğunun daha iyi olmasını sağlarken istenmeyen suni efektleri azaltır.

Teknolojik Terim

Carl Zeiss®’in profesyonel sınıf, tam kaplamalı, hassas cam lensleri, sapmasız optik mükemmellikleriyle ünlüdür. Görüntünün kenar kısımlarında bile net görüntüler ve daha az bozulma sağlar. Optik zoom, geniş açıdan telefotoya kadar çok geniş bir aralık sağlayarak, fotoğrafçının görüntü çerçevesini mükemmel biçimde belirlemesini sağlar. Optik elemanlara uygulanan gelişmiş kaplama, kontrastı ve renk doğruluğunun daha iyi olmasını sağlarken istenmeyen suni efektleri azaltır. Vario-Sonnar® lensler, daha fazla ışığı etkili biçimde topladığından, daha iyi fotoğraflar çekmenizi sağlar.

Teknolojik Terim

Kompakt fotoğraf makineleri ve video kameralarda kullanılması için tasarlanmış küçük, güçlü bir objektif. Parlak, net görüntü üretmek üzere kontrast ve rengi yakalamak için mükemmel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crooked. wry. bent. deviating. inclined. distorted. oblique. indirect. off center. deformed. out of line. skew. contorted. trapezium.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). binek arabası; (ing). vagon; top arabası; bir makinanın diğer kısımları taşıyan parçası; tavır, duruş; nakliye, taşıma; nakliye ücreti. carriage trade zengin müşteriler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A two-wheeled vehicle for the ordinary purposes of husbandry, or for transporting bulky and heavy articles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry burdens in a cart; to follow the business of a carter. a heavy open wagon usually having two wheels and drawn by an animal transport something in a cart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Powered buggy used to transport golfer and equipment around the course.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for cartridge, a cart is the container holding magnetic tape, that typically has one or more SPOTS for an advertiser recorded on it It is similar in size and operation to an 8-track tape The cart is inserted into a playback machine for broadcast.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atma, fırlatma; atılan şey; (kırık kemiğe) alçı; zar atma; zarda gelen sayı; artık sey; mesafe; balık ağı atma; (bir tiyatro oyunu veya filimde) rol alan kimseler, oynayanlar, oyuncular, eşhas; avcılıkta köpeklerin koku peşinden etrafa dağılmaları;

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kale. şato, hisar; (satranç). kale. castle in the air, castle in Spain hülya, hayal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kaleye koymak veya kapatmak; (satranç). küçük veya büyük rok yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hadım etmek, iğdiş etmek, burmak. castra'tion (i). hadım etme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spy. intelligencer. beagle. emissary. gumshoe. infiltrator. spook.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kedi, (zool). Felis domestica; kedigiller familyasından herhangi bir hayvan; dedikoducu ve kinci kadın; çelik çomak oyunu, bu oyunda kullanılan sopa, büyük yelkenli kotra; yayın balığı; (den). griva palangası; ABD., argo adam, delikanlı. cat-and-do

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kuzey Amerika'ya mahsus ve kedi miyavlamasına benzer ses çıkaran bir kuş, (zool). Dumetella carolinensis; Avustralya'da bulunan ve kedi miyavlamasına benzer sesler çıkaran bir kuş; (zool). Ailuroedus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tırtıl, kurt; çelik zincirle işleyen traktör; (bh). bu traktörlerin bir markası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clash. coincide. collide. conflict. contravene. skirmish. to clash. to collide. to conflict. to quarrel. to skirmish. to coincide.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir dili şivesiz ve yalan yanlış söylemeyi tasvir eder tâbirlerdendir: Çatra patra Türkçe söylüyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cenin zarı; yeni doğan çocuğun başı etrafında bulunan ve uğur getirdiğine inanılan zar.

Şifalı Bitki

(transtraemiaceae): Çaygillerden bir ağaçcıktır. Yapraklarında tanen, legumin, esans ve teofilin vardır. Tesirli maddesi, teindir. Çay yaprakları fermantasyondan sonra kavrulursa siyah, önce kavrulursa yeşil çay elde edilir. Kullanıldığı yerler: Aşırı miktarda olmamak şartıyla içilecek olursa bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Sinirleri uyarır. Mide tembelliğini giderir. İdrar söktürür. İshal ve dizanteriyi keser. Damar kireçlenmesini önler. Damar sertliği, kalp yetersizliği, kan kanseri, guatr, nefrit, kolera ve bağırsak hastalıkarında koruyucu ve tedavi edicidir. Haddinden fazla içilecek olursa çarpıntı, göğüs anjini, sinir bozukluğu, baş ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, el titremesi ve uykusuzluğa sebep verir. Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, romatizma ve nikristen şikayet edenler, böbreklerinde kum veya taş olanlar, kabızlık ve yüksek tansiyondan yakınanlar, üremi veya albüminüri olanlar, mümkün olduğu kadar az çay içmelidirler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissuade. deter. talk smb. out of smth. argue smb. out of smth. sidetrack. wean away from.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissuade. deter. talk smb. out of smth. argue smb. out of smth. sidetrack. wean away from. discourage. to dissuade. to deter. to disincline. to deflect sb.

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

change one's mind. swerve. wangle. wangle out of. cry off. back down. back down from. back out. back out of. call back. deflect. depart. go back on. go without. leave. recant. retract. swallow.

Türkçe Sözlük

(I. İng.). Caz orkestrası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractiveness. attraction. fascination. appeal. charm. charms. feminene charms. witchery. enchantment. enticement. allure. allurement. desirability. draw. drawing power. gilt. glamor. glamour. gravitation. it. lure. magnetism. oomph. romance. seduct.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. appeal. attraction. charm. allure. attractiveness alım. alımlılık. attraction çekim.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attraction. charm. attractiveness. temptation. affinity. enchantment. fascination. gravity. lure. magnetism. witchery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. enticing. prepossessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. appealing. attractive çekici. alımlı. albenili.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. appealing. attracting. catchy. alluring. catching. conspicuous. endearing. enticing. inviting. piquant. taking. tempting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. attracting. charming. attractive çekici.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. alluring. catchy. engaging.

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebra. compulsion. force. constraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coercion. algebra. compulsion. force. constraint. physical violence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Name of an international clearing system established in 1970 in Luxembourg for the settlement of securities transactions, especially Eurobond operations Another international clearing house performing similar functions is Euroclear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An international book-entry settlement and depository system based in Luxembourg, which is merging with Deutsche Borse Cedel and Euroclear are connected by an 'Electronic Bridge' for processing purposes; a transnational depository.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A centralized clearing system for Eurobonds.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Centrale de Livraison de Baleurs Mobilieres; a clearing system for Euro-currency and international bonds Cedel is located in Luxembourg and is jointly owned by a large number of European banks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the two European international central securities depositories.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trailer. push cart. trolley. wheelbarrow.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir tarafı kakmaya mahsus tokmak ve diğer tarafı çivi çekmeye mahsus olan çakıcı Alet: Dülger çekici, yorgancı çekici, taşçı çekici: Cenk çekici = Eski bir savaş Aleti, matraka, matrak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. tractive. alluring. appealing. magnetic. bewitching. catchy. catching. charming. witching. seductive. sexy. juicy. inviting. comely. captivating. charismatic. darling. desirable. endearing. engaging. engrossing. enthralling. fascinating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adorable. appealing. attractive. charming. comely. devastating. engaging. exotic. fair. glamorous. goody. graceful. inviting. likable. magnetic. nifty. personable. prepossessing. pretty. quaint. riveting. taking. winning. winsome. eye-catching. alluring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tractor. attractive. dragging. towing vehicle. towtruck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. appeal. attraction. charm. glamour. lure. magic. magnetism. seduction. attractiveness. allure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resignation. retreat. traction. withdrawal. regression.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contraction. withdrawal. withdrawing. retreat. regression. resignation (from a job. pull. draw. tug. shrinkage. tension. tensile. recession. recess. ebb. ebb tide. surrender. retiring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be pulled. withdraw. quit. retire. abdicate. draw back. resign. step aside. walk out. draw off. draw away. recede. dry up. bow. bow out. decline. desist. ebb. edge out. give over. go out. gravitate. opt out. repair. retract. scratch. secede. stand. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flexional. gravitational. attraction. pull. gravity. force of gravity. gravitation. shot. shooting. filming. inflection. inflexion. conjugation. declension. draw. shoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affinity. appeal. lure. attraction. inflection. declination. conjugation. shot. take.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attraction. shot. take. graceful appearance. act of drawing. inflection. draft. gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. graceful. declinable. synthetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. unattractive. undeclinable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

timid. hesitant. ashamed. bashful. coy. diffident. faint hearted. gutless. inhibited. offish. reserved. retiring. shamefaced. shy. strange.

Türkçe - İngilizce Sözlük

haul. hitch. pull. traction. drive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

draught. draw. haul. pull. drawing. pulling. traction. extrusion. aspiration. attraction. intake. air draft. haulage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pull-off. pull-out. shrinking. towaway. towing. pull. drawing. draw. withdrawal. draft. draught. allure. allurement. extraction. shrinkage. bearing. haul. haulage. hitch. hoist. pluck. soak. traction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drag. endurance. extraction. haul. pull. traction. wrench. draw. tug. shrinkage. drawer. till.

Türkçe - İngilizce Sözlük

draft. drag. drawing. hauling. pull. pulling. traction. sending. photographing. drawer. till. absorbtion. tension. adhesion. shrinkage. extrusion. rolling. solid drawn. hoist. lug. haulage. sucking. attraction. induced. throttling. aspiration. bleeding. i

Türkçe - İngilizce Sözlük

tow rope. hauling cable. trail rope.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Bir ucundan tutup uzatmak: Şu ipi çek, her biri bir ucundan çekiyordu. 2. Kendine doğru celp ve cezbetmek: Sarraflar ufaklığı çekerler. 3. Sürükleyip götürmek, Osm. cerretmek: Araba çekmek. 4. Nefesle çekip yutmak, Osm. bel’ etmek: Suyu, tütünü çekti. 5. Bir şeyi sokulmuş olduğu yerden çıkarmak: Kılıcı kınından çekmek, bıçak çekmek, diş çekmek. 6. Kuyudan su çıkarmak: Su çekiyor. 7. Ayaktan giyilen bir şeyi giymek: Çizmeyi, potini, pantolonu çekti. 8. Önüne çıkarmak, takdim etmek: Kendisine güzel bir at çektiler, birçok hediyeler çekti. 9. Gönül almak, cezbetmek: Bu yerler adamı çeker. 10. Menetmek, önlemek, kurtarmak: Şu çocuğu kumardan, içkiden çekmeli. 11. Tahammül etmek, uğramak. Osm. musâb olmak: Zahmet çekmek, hastalık çekmek, ziyanını ben çekiyorum. 12. Boyuna veya çepçevre yapılan bir şeyi yapmak, kurmak, bina etmek, uzatmak: Duvar, set çekmek, etrafına hendek çekmek. 13. Germek, yaymak, asmak: Perde çekmek. 14. Çizmek, çizerek uzatmak: Çizgi, hat çekmek. 15. Yazmak, resmetmek. 16. Sürmek, komak. yapıştırmak: Boya, astar, düzgün, rastık çekmek. 17. (hayvanı) Dişiye aşırmak: Arap aygırını Macar kısrağına çekmeli. 18. Terazi ve kantarla tartmak: Şu çuvalı çek bakalım, kaç okkadır. 19. Sevketmek, yürütmek: Asker çekti. 20. Ziyafet vermek, ziyafete davet etmek: Filâna bir ziyafet çekti. 21. Telgraf çektirmek, göndermek, keşide etmek: Bir telgraf çekmiş. 22. Daralmak, büzülmek, çekilmek: Fanila yıkanınca çeker. 23. Zahmet ve meşakkate, derd ve kedere uğramak: Çok çektiml Benim çektiğimi dünyada kimse çekmemiştir. 24. Benzemek, andırmak: Soyuna çekmiş, babasına çekiyor. Omuz çekmek = Bilmezliğe gelmek, Osm. tecâhül etmek. İç çekmek = Ah etmek. İç çekmek = Gönül istemek, arzu etmek: Filân şeyi içim çekiyor. El çekmek = Vazgeçmek, Osm. sarfınazar etmek, artık karışmamak: Ben, o işten el çektim, elimi çektim. Kulak çekmek = Terbiye etmek. Çekememek = Kıskanmak, birinin iyi taraflarına tahammül edememek. Kürek çekmek = Kayığı yürütmek üzere kürek kullanmak. Akıntıya kürek çekmek = Beyhude yorulmak, neticesiz bir işle uğraşmak. Sah çekmek = Matbaacılıkta, müsveddeye konulan bir tashih işaretini iptal etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be cursed with smth. take one's medicine. stand the racket. pull. draw. magnetize. attract. suffer. go through. bear. shrink. pull over. pull away. tow. tow away. take after. undergo. carry. engross. hold. inhale. sip. abide. absorb. bear with. broo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abide. abstract. appeal. attract. bear. beguile. brook. captivate. drag. draw. endure. enthrall. experience. extract. haul. inflect. know. lure. magnetize. pull. shrink. undergo. unfurl. weigh. withdraw. to pull. to draw. to drag. to haul. to tug. to lug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to draw. to pull out. to extract. to attract. to please. to draw. to absorb. to suck in. to breath in. to sniff. to bear. to pay. to suffer. to endear. to go through. to undergo. to withdraw. to cal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. conflicting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. contrast. discrepancy. paradox. contradictoriness. antinomy. cleavage. excursion. variable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. discrepancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. conflict. disagreement. discrepancy. paradox. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. controversy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradict. be in contradiction with. belie. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradict. contrast. to contradict. to contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conflict. to be in contradiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attraction. summons. call. writ of capias. citation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract Electronic Manufacturer. cemetery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract Electronics Manufacturing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contract manufacturing or contract electronics manufacturing Production of electronic equipment on behalf of an original equipment manufacturer customer, in which the design and brand name belongs to the OEM Often refers to the industry based on providing

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. band. hoop. orbit. ring. rim. strap. encirclement. bandage. ball. loop. girdle. iron. fillet. drum. perimeter. periphery. circular. peripheral. runner. wreath. hasp. ferrule. annulus. clip. ribbon. brasting. toroid. torodial.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to strap. to encircle. circumscribe. hoop.

Türkçe Sözlük

(i. F.)”. 1. Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. 2. Fıçı ve tekerlek gibi şeylerin takviye edip dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek surette geçirilen demir veya tahta halka ve daire. Fıçı, tekerlek çenberi. 3. Boyun ve alna bağlanan yemeni: Çenber bağlamak. 4. (mimarlık). Bîr direk ve sütuna geçirilen demir halka veya halka şeklinde yapılan kabartma daire: Çenberli taş (Çenberlitaş). 5. Eski astronominin inancına göre felek dairesi: Feleğin çenberinden geçmek = Tecrübe görmek, Osm. tecrübedîde olmak, feleğin germ-ü-serdini görmüş olmak. 6. Kıçı yuvarlak (odun kayığı). Çenber kayık. 7. (geometri) Merkez noktasından aynı uzaklık ve düzlemdeki noktaların meydana getirdiği kapalı ‘eğri. Sırt çenberi = Herhangi bir gök cismi ile gök küresi kutuplarından geçen çenber.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cennât, cinân). 1. Bahçe (bu mânâ ile dilimizde pek kullanılmaz). 2. Ahirette mü’minlere Tanrı tarafından vâdedilen ebedî hayat yaşanacak yer. Türk. uçmak, Ar. firdevs, Fars. behişt: Cennete gitmek = Ölmek. 3. Pek süslü ve ferah verici: Orası cennettir. Cennet kuşu = 1. Avustralya cihetlerinde bulunur pek güzel tüylü bir kuş. 2. Pek küçük yaşta ve masum olarak ölen çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). centigrade, central, centum, century.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merkez, orta; (mak). punta tornası; (spor). santr; (pol). ıIımlı parti, grup vb center bit punta matkabı. center of attraction çekim merkezi; dikkat merkezi. center of gravity ağırlık merkezi. dead center (mak). sabit punta Iive center (mak). dön

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). merkezi, ortada olan; ana, belli başlı; (anat). beyne ve belkemiğine ait; (i). telefon santralı; santral memuru. central angle merkez açı. central bank merkez bankası. central heating kalorifer tesisatı. centrally (z). merkezi olarak. Central

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merkezileştirme, santralizasyon; hükümet idaresinde merkezileştirme sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). merkezileştirmek, merkezde toplamak; hükümetin eli altında toplamak; merkezde toplanmak, merkezlenmek. centraliza'tion (i). merkezileştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -trums, -tra) merkez, orta; (anat). omurgalılarda gövde.

Türkçe Sözlük

(e.) (çevre kelimesiyle beraber ki. anılır). Çepeçevre veya çepçevre: Etrafında, Ar. dâiren-mâdâr.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uçurum, çukur, yar, car. 2. Kale etrafında kazılmış hendek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cell Error Ratio: The ratio of errored cells in a transmission in relation to the total cells sent in a transmission The measurement is taken over a time interval and is desirable to be measured on an in-service circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cell Error Ratio In an ATM network, ratio of errored cells to transmitted cells Measures the accuracy of cell transmission.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mercosur Relationship between Australia / New Zealand and the South American common Market.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedlar. peddler. mercery. mercer. monger. tradesman. trucker. haberdasher. trader. haberdashery. hawker. sundryman. hardware. small dealer. general dealer.

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya 9 voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsanız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgalan, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralından gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmalarını sağlarlar.

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya dokuz voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsınız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgaları, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralınden gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmasını sağlarlar.

Türkçe Sözlük

İkinci Dünya Savaşında Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasından bu yana yaşanan en kötü nükleer felaket. 25-26 Nisan 1986’da güvenlik sistemleri denenirken bir dizi insan hatası soncunda Priapat Nehri üzerinde bulunan Çernobil nükleer santralinin 4 numaralı reaktörü istikrarsız bir hale geldi ve kontrolden çıktı. 26 Nisan sabahı, saat 1: 23’te güçlü bir buhar patlamasıyla reaktörün içindeki su buharı 1.000 tonluk metal kapağı havaya uçurmuş, kalın beton duvarı delmiş ve çok zehirli radyoaktif bir buharın oluşmasına yol açan büyük bir hidrojen patlamasına yol açmıştır. Radyoaktif serpintiler Sovyetler Birliği’nin doğusu, doğu ve güney, batı ve kuzey Avrupa’da ciddi bir kirlenmeye yol açmıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Central Europe mean Time, it is the time of the first time zone, just eastward the zero time zone, 1 hour in advance on UTC time Italy adopts CET time since 1893.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Continuing Education and Training.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combat Engineer Tractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. hard. intractable. arduous. austere. crucial. cruel. grim. hard- grained. inconvenient. inexorable. stiff. stubborn. tough.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rule. ruler. scale. schedule. list. table. straightedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

translation. interpretation. rendering. rendition. version.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rendering. translation. version. translated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

translation. interpretation. rendition. version.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembler. translator. commutator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembler. inverter. rotating. rotary. driving. prime mover. turnover. invertor. reactor. rotator. convertor. converter. transformer. switch commutator. commutating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

turning. rotation. spin. twirl. surround. enclosure. inclosure. conversion. translation. diversion. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembly. flip. crank. switching. rotation. turning. changing. translating. translation. meat roasted on a spit. cycloid. commutation. wind. commutating. conversion. diversion. deviation. alteration. surrounding. handling. encircling. revolution. swinging

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek: Kebabı çevirmeli. Su, değirmeni; buhar, vapur çarkını çevirir. 2. Alt üst etmek, öbür yüzünü üste getirmek: Yaprağı çevir. 3, Etrafını almak, kuşatmak, çepçevre dolaştırmak: Bağa duvar çevirmeli. 4. Geri döndürmek, iade etmek: Kendisini yarı yoldan çevirdiler. 5. Bozmak, başka hale koymak, değiştirmek: Lâkırdısını çevirdi. 6. Geri almak, nakzetmek, bozmak: Mukaveleyi çevirdi. Ayakkabıyı çevirmek = Gitmeye davet etmek, nezaketle kovmak. Çehreyi çevirmek = Yüz ekşitmek. Geri çevirmek = iade etmek, kabûl etmemek. Yüz çevirmek = İltifat etmemek, vazgeçmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn. spin. upturn. exchange. roll. twirl. change to. turn into. switch to. translate into. translate. interpret. encircle. surround. enclose. inclose. avert. commute. convert. decline. deflect. divert. hedge in. hedge round. manage. point. point on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bend. besiege. channel. direct. put. revolve. surround. sweep. train. translate. turn. twine. twirl. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

translate. dial. to turn. to rotate. to manage. to refuse. to return. to reject. to turn inside out. to interpret. to translate. to enclose. to surround. to encircle. to alter. to administer. to handle. to wheel. to swing. to crank. to commutate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

translator. interpreter. dragoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

translator. interpreter.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürtmek, biri vasıtasıyle çevirmek ve döndürmek: Şiş kebabını devamlı çevirtmek lâzımdır. 2. Öbür yüzü görünecek surette alt üst ettirmek: O sayfayı çevirt. 3. Etrafını kuşattırmak, çepçevre kuşattırmak: Bağa duvar çevirtmeli. 4. Bir vasıtayla geri döndürmek; iade ettirmek: Uşağını gönderip kendisini yarı yoldan çevirtti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth translated. to have sth turned.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Etraf, civar, kenarlar. 2. Etrafı kıvrılıp oya ve nakış ile süslenmiş tülbentten yemeni: Sırmalı çevre. Çepeçevre: Fırdolayı, çepçevre.

Türkçe Sözlük

(bk.) Çeviri. Çevriyazı = Transkripsiyon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be encircled. to be enclosed. to be translated. to be turned. turn round.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asker, cünd. Fars. leşker, sipâh, ordu. Sevk-ul-ceyş = Askerî hareketlerden bahseden fen. (Fr. strategie).

Türkçe - İngilizce Sözlük

to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attract. charm. draw on. fascinate. magnetize. catch. fetch. bait. beguile. captivate. engross. hypnotize. lure. prepossess. wile.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. beguile. charm. draw. tempt. to attract. to charm. to draw. to beguile. to allure. to appeal. to tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attract. allure. beguile. bewitch. captivate. charm. draw. fetch. invite. magnetize. tempt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pazarlık, çekişme; (f). pazarlık etmek, çekişmek; alışverişte bulunmak, trampa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskemle, sandalye; makam; kürsü; başkanlık sandalyesi; elektrikli iskemle; sedye; tahtırevan; (d.y). rayı traverslere bağlamak için kullanılan bir cins destek. easy chair rahat koltuk. chair car koltuklu vagon. take the chair başkanlık makamına geç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel ibadet yeri; kilisenin özel törenlere ayrılmış bölümü; küçük kilise, mabet; bir okul, saray vb,nin ibadete ayrılmış odası; böyle bir kilisede yapılan ayin; kilise koro veya orkestrası; eski matbaa, basımevi; bir basımevine bağlı olarak çalışan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). patent, imtiyaz, berat; gemi kira kontratı. charter member bir derneğin ilk üyelerinden biri, kurucu. charter plane özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kiralamak, tutmak (uçak vb,); berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer (i). kontratla kiralayan kuruluş. chartered accountant (ing). imtiyazlı muhasebeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). durdurmak, birden durdurmak; engel olmak; kontrol altına almak; kontrol etmek, teftiş etmek; kontrol işareti koymak; kare deseni ile kaplamak; emanet odasına teslim etmek; satranç şah çekmek, şah demek; (boya tahta) çatlamak. check in otel veya uçak

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). engel, mania, fren; geciktirme; kontrol, teftiş; kontrol işareti; ABD fiş, vestiyer fişi; (lokantada) hesap; (kumaşta) ekose deseni; dama; satranç şah; tahtada hafif çatlak deseni. in check kontrol altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çek traveler's check seyahat çeki. checkbook (i). çek defteri. checking account çek hesabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (satranç). mat; tam yenilgi; (f). (satranç). mat etmek; hünerle yenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işleyiş kontrolu; mağazada kasaya ödeme işlemi. checkout time aynlmayı gerektiren saat. check point trafik kontrol yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). satranç; köprü tahtası. chessboard (i). satranç tahtası. chessman (i). satranç taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kIs). Central Intelligence Agency.

Ülke

Başkent: Cibuti.

Nüfus: 413.000.

Yüzölçümü: 23.200 km2.

Komşuları: Batıda ve Kuzeybatıda Etyopya, Kuzeybatıda Eritre, Güneyde Somali.

Önemli Şehirleri: Cibuti.

Din: %94 Müslüman, %6 Hıristiyan.

Dil: Fransızca, Arapça (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Fransa, 1862-1900 yılları arasında bu toprakların yönetimini aşama aşama ele geçirdi. Etyopya ve Somali bölge üzerindeki iddialarından vazgeçmekle birlikte birbirlerini bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışmakla suçlamışlardır. 1976’da Afar (Etiyopya asıllı bir grup) ile İssa (Somali asıllılar) arasında çatışmalar oldu. 27 Haziran 1977’de kazanılan bağımsızlığa kadar bölgeye iki ülkeden göçler devam etti.

Çad (Chad).

Başkent: N›Djamena.

Nüfus: 5.467.000.

Yüzölçümü: 1.284.000 km2.

Komşuları: Kuzeyde Libya; Batıda Nijer, Nijerya, Kamerun; Güneyde Orta Afrika Cumhuriyeti; Doğuda Sudan.

Önemli Şehirleri: N›Djamena.

Din: %44 Hıristiyan, %33 Geleneksel İnançlar.

Dil: Fransızca ve Arapça (Resmi Dil) 100 kadar çeşitli diller.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Çad, Sahra Çölü oluşmadan önceki dönemlerde paleolitik ve neolitik kültürlerin yaşandığı yerdi. Fransa›nın 1900›lerde kontrolü ele geçirmesine kadar, bir dizi krallık ve Arap köle tacirleri Çad›a egemen oldu. Ülke 11 Ağustos 1960›ta bağımsız oldu. Bir çok ateşkes ve barış andlaşması yapılmasına rağmen, 1966›dan beri kuzey Müslümanları güneydeki Hristiyan hükümete ve Fransız birliklerine karşı savaşmaktadır. Libya yanlısı Çad hükümetinin isteği üzerine Aralık 1980›de Libya askeri birlikleri ülkeye girdi. Birlikler Kasım 1981›de geri çekildi. Hissene Habre liderliğindeki isyancı güçler, Haziran 1982›de başkenti ele geçirerek başkan Goukouni Oueddei›ye ülkeden kaçmak zorunda bıraktılar.

Fransa, 1983›te başkan Habre›ye Libya destekli isyancılarla mücadelesinde yardım etmeleri amacıyla 3000 asker gönderdi. Eylül 1984›te Fransa ve Libya birlikleri Çad›dan eş zamanlı olarak geri çekilmesinde anlaştılar, ancak Libya güçleri Çad güçlerinin onları son büyük kalelerinden de attığı Mart 1987 tarihine kadar kuzeyde kaldılar.

Aralık 1990›da, Habre Libya destekli bir isyancı grup olan Yurtsever Kurtuluş Hareketi tarafından devrildi.

3 Şubat 1994›te Uluslararası Adalet Divanı Libya›nın kendi sınırlarındaki mineral zengini Aazou Şeridi üzerindeki ülkesel hak iddiasını reddetti. Libya birlikleri Mayıs sonunda geri çekildi.

Çek Cumhuriyeti (Czech Republic).

Başkent: Prag.

Nüfus: 10.480.000.

Komşuları: Kuzey›de Polonya, Kuzey ve Batıda Almanya, Güneyde Avusturya, Doğuda ve Güneydoğuda Slovakya.

Önemli Şehirleri: Prag, Brno, Ostrava.

Din: %39.8 Ateist, %39.2 Katolik, %4.6 Protestan.

Dil: Çekçe.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 9. yy›da Büyük Morovya İmparatorluğunun parçası olan Bohemya ve Morovya daha sonra Kutsal Roma İmparatorluğunun parçası oldu. Bohemya krallarının yönetiminde, 14. yy.da Prag Orta Avrupa›nın kültür merkezi olmuştur. Bohemya ave Macaristan daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun idaresine geçti.

19

Türkçe Sözlük

(i.). T. Ağaç ve bitkilerin meyve ve tohumdan önce verdikleri çok renkli ve ekseri güzel kokulu yaprakların bütünü ki, bitkinin tenasül organı içindedir: Ayçiçeği vesaire. 2. Kumaş vesair üzerine renk ve boya ile yahut oymakla yapılan süs: Basma, halı çiçeği. Çevre çiçeği. Mermere oyulmuş çiçekler. 3. İnsanın bedeni üzerinde pıtrak çiçek gibi çıbanlar açan ağır hastalık ki, tfşı ile çaresi bulunmuştur. Cedrî = Çiçek illeti, çiçeğe tutulmak, çiçek bozuğu. 4. mec. Allâk, hilebâz: Ne çiçek olduğunu biliriz. 5. Bazı şeylerin özü: Kükürt çiçeği. Çiçek açmak = Tomurcukları açılıp (ağaç) çiçeklerle örtülmek: Bademler çiçek açtı (yalnız açtı da denir). Çiçeği burnunda = Pek taze, yeni koparılmış (hıyar ve kabak gibi ucunda çiçeği bulunan şeylerden gelir). Hafif aley tâbiri olarak insanlar hakkında da kullanılır. Çiçek bozuğu = Çiçek hastalığından yüzü delik deşik olmuş, çopur. Çiçek suyu = Limon ve portakal gibi meyvelerin çiçekleriyle sair çiçek çeşitleri inbikten geçirilerek elde edilen su. Suçiçeği = Çiçek hastalığına benzeyen, vücutta su ile dolu seyrek birtakım kabarcıklar çıkaran çocuk hastalığı. Osm. cedri-i kâzib.

Türkçe - İngilizce Sözlük

austere. bad. critical. deep. earnest. grave. heavy. momentous. nasty. serious. sober. solemn. staid. standoffish. steady. straight. weighty. true. real. important. significant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, Insurance, and Freight: A term indicating that a quoted price includes the cost of the goods, insurance, and transportation charges. Cost, Insurance, Freight A pricing term that shows that the cost of the goods, insurance, and freight are included i

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, Insurance and Freight Selling on a CIF basis means that the seller assumes the transportation costs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

When the selling price of a good includes transportation costs , so that the buyer does not have to pay for those costs separately The risk of loss or damage to the goods in transport is borne by the seller or the seller's insurance company.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term indicating that a quoted price includes the cost of the goods, insurance, and transportation charges.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cost, insurance and freight Contract clause common in foreign trade showing that the seller will pay for delivery of the goods to the port of shipment, loading the goods onto the ship, freight from the port of shipment to the port of destination and insur

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller must pay the costs and freight necessary to bring the goods to the named port of destinatio

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Term of Sale where the seller has the same obligations as under the CFR but also has to procure marine insurance against the buyer's risk of loss or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insurance and pays the insurance premiu

Türkçe - İngilizce Sözlük

rut. track. path. way era. traject. trajectory. rota. orbit. trend. method. line.

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. chew. contravene. masticate. tramp. trample. transgress. tread. violate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chew. to tread underfoot. to run over. to violate. masticate. transgress. tread. tread on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

outgoing. rising. resultant. subtrahend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtrahend. going out. outgoing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be taken out. to be expelled. to be extracted. to be omitted. to be produced. to be published.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deduction. subtraction. elimination. belch. cancel. cancellation. dismantlement. ejection. ejectment. emission. exclusion. expulsion. extraction. extrusion. haulage. issuance. issue. omission. rejection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

detachment. discharge. dismissal. elimination. exclusion. expulsion. extraction. omission. removal. subtraction. taking out. subtraction tarh. landing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

issue. subtraction. the act of removing. landing of troops. edition. publishing. hoisting. lift. lifting. elevation. raising. landing. removal. extraction. skip. haulage. education. discharge. release. dismissal. omission. elimination. deducti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take out. deduct. subtract. remove. divest. throw out. displace. exclude. make out. out. eliminate. unfix. expel. extract. doff. bring out. publish. print out. bare. blank. bruit about. delete. derive. disconnect. dislodge. dismantle. draw off. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. cast. deduct. delete. derive. discharge. disengage. drop. eliminate. excite. exclude. expel. extract. omit. poke. remove. shed. slip. sprout. to take out. to put out. to get out. to get off. to extract. to abstract. to mine. to take off. to reme

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtract. remove. to take out. to bring out. to get out. to expel. to extract. to remove. to emit. to publish. to produce. to raise. to take off. to derive. to deduce. to make out. to decipher. to subtract. to vomit. to work off one's anger on s.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer picture. decalcomania. decal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. decal. sticker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

landing of troops. causing to take out. window sticker. transfer. subtraction. disembarkement. deduction. landing. heave. lifting. elevating. hauling. raising. haulage. extraction. expulsion. elimination. dismissial. extrusion. discharging. exclusion. der

Türkçe - İngilizce Sözlük

eject. strike out. to have sth removed. to have sth taken out. to have sth extracted / omitted. to remove. to expel. to take out. to omit. to produce. to publish. to vomit. cut out. get out. originate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nosing. projection. protuberance. snag. promontory. salient part. marginal part. bay. ledge. notch. screening. rummage goods. rummage. cutting. refuse. waste. outcrop. waste product. dross. chip. waste material. trimming. trash. scrap. scraping. tailing.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içerden dışarıya varmak, çıkmak: Evden çıktı. At ahırdan çıkacaktır. 2. Yükselmek, yukarı kalkmak, Osm. suûd etmek: Evin üst katına çıktı. Merdivenden çıkıyordu. 3. Meydana gelmek, zuhur etmek, görünmek: Bize çıkmadı. 4. Doğmak, Osm. tulü etmek: Güneş, ay çıktı. S. Verilmek, ödenmek: Maaş, ihsan, ikramiye çıktı. 6. Son bulmak, geçmek, Osm. mürûr etmek: Mart çıkıp, nisan girdi. Çıkan ay. 7. Şâyî olmak, duyulmak, intişâr etmek: Bir lâkırdı, bir havadis çıktı. 8. Neşrolunmak, intişar etmek: Bir kitap, bir gazete çıktı. Falan gazete sabahları çıkar. 9. İcad ve ihtirâ olunmak: Yeni bir usul çıktı. Pek işe yarar bir makine çıktı. 10. Birinin veya bir heyetin huzuruna varmak: Makama çıktım. Mahkemeye çıktı. 11. Kaldırılmak, Osm. raf’ ve nez’ olunmak, selb olunmak: Fes baştan, çizme ayaktan çıkar. Bu esvap kolay çıkmaz. Bu yüzük parmağımdan çıkar. 12. Elde edilmek, özü alınmak: Çiçekten su, sütten yağ çıkar. 13. Netice alınmak, Osm. istintâc, istinbât olunmak: Bundan ne çıkar? Böyle sözlerden bir şey çıkmaz. 14. Artmak, yükselmek, pahalılaşmak: Zahirenin fiyatı çıktı. 15. Pahalanmak, pahası artmak: Savaş sebebiyle İngiliz malları çıktı. Pamuk çok çıktı. 16. Mal olmak; şu kadar para ile vücuda gelmek: Bu ev kaça çıktı? Şu kumaştan bir kat esvap kaça çıkar? 17. Gerçekleşmek, tahakkuk etmek, doğru olduğu anlaşılmak, açığa çıkmak: Benim sözüm çıktı. O adamın dediği çıkacaktır. 18. Ortaya çıkmak, zuhûr etmek, görünmek, ne olduğu anlaşılmak: Aldıkları gelin nasıl çıktı? Gelen atlar iyi çıkmadı. O iş umduğumuz gibi çıkmadı. 19. Başa çıkmak: Sendikaların tuttukları yol çıkmaz. O, çıkar iş değildir. 20. Kifayet etmek, yetişmek, kâfi olmak: Bir elbise iki metre kumaştan çıkar mı? Bu kumaştan bir pantolon çıkmaz. 21. Sonuna gelmek, sona ermek, varmak, nihayet bulmak: Bu yol nereye çıkar? 22. Kör olmak, patlamak, akmak, sakatlanmak: Gözü çıktı. Gözlerim çıksın (yemin). 23. (uzuv) Yerinden oynamak, (kemik) mafsaldan ayrılmak: Kolu çıkmış. 24. Sâdır olmak: Emir çıktı. 25. Bitmek: Ekinler yeni çıkıyor. 26. (renk, boya) ZAil olmak, solmak: Bu boya çıkar mı? Bu kumaşın rengi çıkar. Ad çıkmak = Fenalıkta şöhret bulmak, kötü tanınmak. Aradan çıkmak = Mündefî ve zâil olmak. Aslı çıkmak = Doğruluğu belli olmak: O havadisin aslı çıkmadı. Elden çıkmak = Kaybolmak. Usta çıkmak = Maharetini göstermek. Baştan çıkmak = Azmak. Başa çıkmak = Muvaffak ve müyesser olmak. Başa baş çıkmak = Yeke yek gelmek, tamam tamamına yetişmek. Paradan çıkmak = Para sarfına mecbur olmak. Can çıkmak = Olmak ve mec. Çok zahmet ve meşakkat çekmek. Hatırdan çıkmak = Unutulmak. Karşı çıknuk = Karşılamak. Gözden çıkmak = Gözden düşmek, soğumak. Yoldan çıkmak = Katar veya tramvay yolundan dışarı fırlamak. Yola çıkmak = Yolcu olmak, yola koyulmak. Kokusu çıkmak — Duyulmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive smb. up the wall. send smb. up the wall. drive crazy. drive smb. nuts. drive smb. to distraction. drive smb. wild. frenzy. derange.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drive sb crazy. derange. distract. infatuate. madden. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. mad. insane. lunatic. raving. wild. berserk. bonkers. crackpot. crazed. delirious. demented. demon. demoniac. distracted. foolhardy. frenetic. frenzied. kooky. maniacal. phrenetic. possessed. rip-roaring. ripsnorter. scatty. moonstruck. lunati.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. mad. insane. lunatic. raving. wild. berserk. bonkers. crackpot. crazed. delirious. demented. demon. demoniac. distracted. foolhardy. frenetic. frenzied. kooky. maniacal. phrenetic. possessed. rip-roaring. ripsnorter. scatty. moonstruck. lunati. amo

Türkçe - İngilizce Sözlük

mad. raving. frenzied. crazy. up the creek. delirious. demented. distraught. frantic. frenetic. loony. maniac. moon struck. raffish. stark raving mad. up the pole. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük

frenzy. madness. distraction. escapade. fling. folly. fury. wet ideas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Function which tells the system to input data in the standard-input stream , used with the extraction operator See also: cerr, cout.

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kemer kuşak; çevre hududu; (f). etrafını çevirmek, ihata etmek, kuşak dolamak.

Teknolojik Terim

Cinema Black Pro modu, BRAVIA SXRD™ televizyonları ve Sony SXRD™ ev sinema projektörlerindeki kontrast oranını artırmak için Gelişmiş İris Kontrolü’nü kullanan benzersiz bir Sony özelliğidir. Bazı modeller, lamba gücü watt değerini de kontrol edebilmektedir. Resim Ayarları menüsünden Cinema Black Pro ayarlama işlevini seçebilirsiniz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Classification of Instructional Programs: a commonly used taxonomy for coding programs and courses offered by education and training providers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Carriage and Insurance Paid 'CIP' indicates that the exporter is responsible for the cost of freight up to the point where the goods are delivered to a specified destination including the cost of insurance against loss or damage during transit It is the e

Türkçe - İngilizce Sözlük

An INCOTERM describing a term of sale that details the responsibilities of the buyer and seller for the international trade transaction Under this term, the seller pays the freight for the carriage of the goods to the named destination The risk of loss of

Türkçe - İngilizce Sözlük

Capital improvement projects. is a seven year program of projects to maintain or improve the traffic level of service and transit performance standards developed and to mitigate regional transportation impacts identified by the CMP Land Use Analysis Progr

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Term of Sale which means the seller has the same obligations as under CPT, but with the addition that the seller has to procure cargo insurance against the buyer's risk of loss of or damage to the goods during the carriage The seller contracts for insur

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çember, halka; bu şekildeki herhangi bir cisim; ring, meydan; etki sahası; devir: hale; muhit, grup; (coğr). paralel dairesi; (astr). gök cisimlerinin yörüngesi; gök cisimlerinin kendi etraflarında dönmeleri. great circle (coğr). büyük dair

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafını çevirmek, kuşatmak; etrafında dolaşmak; devretmek, dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). etrafını çeviren, kuşatan, ihata eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafım dolaşmak; tavaf etmek. circumambula'tion (i). etrafını dolaşma. circumam'bulatory (s). etrafını dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). uzatma işareti; (s). uzatma işareti ile ilgili; eğri, çarpık; (f). etrafına dolamak; uzatarak telaffuz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). birbirinin etrafında akan; etrafı su ile çevrilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına dökmek (su); etrafını bir sıvı ile çevirmek. circumfu'sion (i). etrafına dökme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). civarda olan, etraftaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). denizden etrafını dolaşmak. circumnaviga'tion (i). denizden etrafını dolaşma. circumnavigator (i). denizden etrafını dolaşan kimse. circumnutate.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kutupların etrafında olan, dolaykutupsal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafına çizgi çizmek, daire içine almak; sınırlamak; çemberlemek; (geom). bir şeklin etrafına diğer bir şekil çizmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etrafını çizme, daire içine alma; çevreleme;sınırlama, tahdit; para veya mühür üzerinde bulunan daire şeklindeki yazı; sınır çizgisi; mıntıka, bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneşin etrafında olan veya dönen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). etrafına siper çekili, etrafı çevrili; (f). etrafına siper çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tuzağa düşürmek; hile ile önüne geçmek, atlatmak; etrafını dolaşmak. circumventer circumventor (i). tuzağa düşüren kimse; atlatan kimse. circumvention (i). tuzağa düşürme; atlatma. circumventive (s). tuzağa düşürücü; atlatıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dönmek, deveran etmek, dolaşmak. circumvolu'tion (i). bir merkez etrafında dönüş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ugly. shapeless. beastly. unsightly. unattractive. ill-favored. ill-favoured. nasty. unpleasant. eldritch. flagrant. foul. god-awful. heinous. hideous. homely. horrid. inelegant. misshapen. nefarious. obnoxious. plain. seamy. uncomely. uncouth. unhan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. filthy. hideous. homely. horrid. indecent. inelegant. mean. nasty. obnoxious. offensive. outrageous. repugnant. seamy. ugly. unpleasant. unsavoury. unsightly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire şeklindeki alan; etrafı dağlarla çevrili küçük ova.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yakın yer. Ar. kurb, etraf: Şehrin civarları pek güzeldir; evim çarşının civarındadır. Yakın komşu: Onun evi bize civardır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing. construction. illustration. picture. technical drawing. ichno-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sizzle. splutter. sputter. cross talk. strays.

Türkçe - İngilizce Sözlük

write off. draw. mark up. construct. scratch. line. mark. rule. describe. cross out. depict. groove. limn. picture. plough. plow. scar. score. set. trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plot. to mark. to draw. to score. to cross out. to cancel. to strike off. to scratch. to scarify. construct. delete. depict. design. expunge. generate. mark up. rule. trace.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). madde, (anlaşma, antlaşma, kontrat, kanunda) bent, hüküm fıkra, şart; gram cümlecik. clausal (s). cümlecikle ilgili.

Teknolojik Terim

Clear Photo LCD Plus, daha yüksek ekran çözünürlüğe ve daha yüksek kontrastlı çok sayıda renkle gelişmiş görüşe sahip bir LCD ekrandır. Bu, karanlık ya da aydınlık ortamlarda daha iyi film oluşturma ve odaklanmasına, oynatma sırasında daha net görüntüye olanak sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f yumak; mit ipucu olarak sökülen yumak; ipucu; den yelkenin uskuta yakası; f yumak yapmak, sarmak; bir ipucu vasıtaslyla yol göstermek; den yelkeni yukan serene veya direğe hisa etmek clew line kuntra uskuta not have a clew hiC bir fikri olmamak, elin

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). manastır; bir binaya bitişik üstü kapalı kemerli yol; munzevi hayat, manastır hayatı; (f). manastıra kapatmak; tecrit etmek, ayırmak; manastır haline getirmek. cloistered (s). manastırda oturan; dünyadan uzak. cloistral (s). manastır ile il

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).avlu, kilise avlusu, etrafı çevrili arazi; (ing). ve iskoç geçit, giriş yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kapamak, kapatmak; tıkamak doldurmak (delik); son vermek; etrafını çevirmek, ihata etmek; kapanmak; sona ermek; yaklaşmak; anlaşmaya varmak; birleşmek. close down kapamak; kapanmak. close in on etrafını çevirmek. close out (ABD). hepsini satmak, in

Teknolojik Terim

(Ücretsiz Metal Oksit Yarı İletken). Video kamera ve dijital fotoğraf makinesi sensörü teknolojisi, CCD gibi, ışığı elektrik sinyallerine dönüştürür. CMOS’nin yararları arasında daha az bulanıklık, üstün kontrast sağlamak için daha geniş dinamik aralık ve pilin etkili çalışması için daha düşük güç tüketimi bulunmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dulavratotu; kazık otu; pıtrak, (bot). Xanthium.

Teknolojik Terim

(Coder – Decoder) Bu, ses sıkıştırma sistemlerine verilen addır. Codec sistemleri işitebildiğimiz ve işitemediğimiz sesleri belirler ve ardından yalnızca işitilebilir bilgileri kaydeder. Bu, birkaç yolla yapılabilir. Bunu yapmanın bir yolu, işitme aralığımızın dışındaki sesleri kaydetmemektedir. Diğer yol ise diğer daha yüksek seslerin maskelediği sesleri çıkarmaktır. Alternatif olarak, Codec’ler yalnızca kulağımızın en çok hassas olduğu frekanslara odaklanabilir. Bu yazılım, verilerin daha az depolama alanı kullanması ve daha sonra çalma için geri yüklenebilmesi için verileri küçültebilir ya da sıkıştırabilir. MP3, WMA ve ATRAC3 codec sistemleri örnekleridir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koleksiyoncu; alımcı, tahsildar; (elek). transistörde cereyanın çıkış noktası; elektrikli trende cereyanlı tele dayanan boynuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ comae) (astr). koma, kuyrukluyıldızın başı etraflndaki ışık; (bot). püskül; (fiz). merceğin meydana getirdiği şeklin etrafındaki ağıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karıştırma, birleştirme; bileşim, terkip; bağdaşma, uyuşma, kaynaşma; birlik; kilidin şifre rakam veya harfleri; şifreli kilit; külot ve kombinezonu tekparça olan kadın iç çamaşırı; dans orkestrası combination lock şifreli kilit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili dans orkestrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). etrafını dolaşmak; şamil olmak, kapsamak; çevirmek, sarmak, kuşatmak; başarmak; kavramak, anlamak; gizli plan kurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içinde binalar bulunan etrafı duvarla çevrili arazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anlamak, idrak etmek, kavramak; kapsamak, içine almak, ihtiva etmek. comprehensible (s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, makul. comprehension (i). anlayış, idrak; kapsam, şümul. comprehensive (s). geniş, şümullu, etraflı; idraklı,anlama yeteneği ola

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplanma, toplama; zihni bir noktaya toplama; (kim). yoğunlaşma, koyulaşma, kesafet. concentrationcamp temerküz kampı, toplama kampı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). davranmak; idare etmek, yürütmek; orkestra idare etmek; refakat etmek, yol göstermek, önderlik etmek; (fiz). nakletmek, geçirmek, iletmek. conduct oneself davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kılavuz, önder, lider, şef; (A.B.D). kondoktör, biletçi; orkestra veya koro şefi; müdür, idareci; iletken madde, geçirgen şey. conductor ducts (bot). iletken damarlar. non-conductor (i). iletici olmayan madde, yalıtkan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorlamak, mecbur etmek, mecbur tutmak, zorla yaptırmak; bağlamak, sınırlamak, tahdit etmek; menetmek; zaptetmek. constrained (s). zorlanmış; yapmacık, suni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ithal veya ihracı yasaklanmış; (i). kaçak mal. contraband of war tarafsız bir ülkenin, harpte taraflardan birine sattığı kaçak harp malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gebelikten korunma. contraceptive (s)., (i). gebeliği önleyici (hap veya alet).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, mukavele, akit, kontrat; anlaşma metni, mukavelename; briç karar verilen oyun. on contract mukaveleli, anlaşmalı, mukavele ile. contract bridge briç oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aykırılık, çelişme; yalanlama. a contradiction in terms sözlerde çelişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fark, zıt oluş, aksi. in contradistinction to -in aksine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). hastalığın mutat tedavisini tatbik etmenin münasip olmadığına delalet etmek. contraindica'tioni , (tıb). kontraendikasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kontralto; (s). kontralto ile ilgili veya ona ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (z). ters, karşı, muhalif, aksi, zlt, aykırı; nahoş; aksi istikamette olan; (man). mütenake; (i). aksi ters; (z). aksine. contrary child inatçı çocuk. evidence to the contrary aksini ispat. on the contrary aksine, bilakis. to the contrary..

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tezat, zıtlık, fark ayrılık; tefrik; (fotoğrafta) açık ve koyu kısımlar arasındaki fark. contrasty (s)., (foto). açık ve koyu kısımlar arasında tezat olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanuna ve nizama karşı koyma ihlâl; mâni olma. in contravention of hilâfında, ragmen.

Teknolojik Terim

Control A1, Sony audio bileşenleri arasında iletişim için kullanılan, çok işlevli bir veri yolu sistemidir. Örneğin CD çalar ve amplifikatör arasında işlevler otomatik hale getirilebilir ve metin bilgileri transfer edilebilir.

Teknolojik Terim

Control A1 II, Control A1’in geliştirilmiş bir sürümüdür ve Sony audio bileşenleri arasında iletişim için kullanılan, çok işlevli bir veri yolu sistemidir. Örneğin CD çalar ve amplifikatör arasında işlevler otomatik hale getirilebilir ve metin bilgileri transfer edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sakarmeki, su tavuğu, (zool). Fulica atra.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dregs. garbage. leavings. waste. trash. rubbish. discard. junk. brushing. litter. chip. straw. crud. mullock. refuse. rejectamenta.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dust. garbage. junk. litter. refuse. chip. straw. sweepings. rubbish. matchstick. stalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage. chip. straw. matchstick. litter. rubbish. trash. soft dirt. outsweepings. soil. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage dump. rubbish heap. filthy place. garbage pit. ash pit. dust heap. trash pile. trash dump. dumping ground. cesspool. garbage heap. junk yard. refuse pit. refuse dump. rubbish dump. tip. trash.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elma gibi meyvaların çekirdek yeri, göbek, iç, nüve, öz, esas; zıvana; (mak). maça parçası; (mad). derinden alınan yuvarlak sutun şeklinde taş numunesi; (jeol). öz. core curriculum okutulan muhtelif derslerin ana bir tema etrafında birleştiği müfre

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhilarated. rapturous. excited. cock-a-hoop. declamatory. dithyrambic. effusive. enthusiastic. glowing. gut. stirring. sweeping. vehement. in a glow. transported with joy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (coğ -ni) eski Yunan ve Romalılarda trajedi aktörlerinin giydikleri sandalet.

Türkçe Sözlük

(bk.) Çutra.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ABD'nde bulunan bir çeşit çakal, kır kurdu, (zool). Canis latrans.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclude. detach. loosen. obviate. penetrate. ravel. read. reconstruct. release. resolve. settle. solve. straighten. undo. unhook. unloose. unloosen. unravel. untangle. untie. to untie. to unfasten. to unbutton. to undo. to unloose. to solve. to resolve.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kreozot, katran ruhu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eleştiri, tenkit; etüt, travay.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). eve bitişik etrafı duvarla çevrili ufak tarla, küçük çiftlik. crofter (i). bir tarla veya çiftliği kiralayan ve işleten adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kalma etrafı daire şeklinde büyük dikme taşlarla çevrilmiş abide.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çapraz gagalı ispinoz kuşu, (zool). Loxia curvirostra.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kömür tozu; kalitesiz antrasit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kültür; terbiye, irfan; münevverlik, medeniyet; medeniyetin bir safhası;(tıb). kültür; (f). kültür yapmak, laboratuvarda mikrop üretmek. culture trait kültür hususiyeti. cultural (s). irfana ait; medeniyete ait. cultural anthropology sosyo-a

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cümel). t. MecmO, top, birikmiş miktar, miktar veya toplu meblâğ. 2. Bütün, hep, cemî: Cümle dostlar geldi; cümlemiz orada idik. 3. Mânâ ifade edecek kadar kelimeden mürekkep söz ki, dilimizde bir fiil ile bir veya birkaç isimden mürekkep olur. Arapça’da «cümle-i ismiyye (isim cümlesi)» ve «cümle-i fiiliyye (fiil cümlesi)» olarak ikiye ayrılır. Birincisi «mübtedâ» ve «haber» namlarıyle iki isimden mürekkeptir: Cümle-i ibtidâiyye, cümle-i şartıyye, cümle-l mOterize vesaire. 4. (astronomi). Güneş İle etrafındaki seyyarelerden ve onların peyklerinden mürekkep takım ve hey’et, güneş sistemi: Cümle-i şems. Cümle-i kevkebiyye = On iki burç gibi bir şekil ve suret gösteren sabit yıldızlar topluluğu ki her biri bir hayvan veya maddeye benzetilerek onun ismiyle adlandırılır. Bilcümle, hep, bütün, tekmil. Fil-cümle = Elhâsıl, hülâsa-i kelâm. Ezcümle, ez’an-cümle = Cümleden biri. Cümei-i hikemiyye = Vaiz, nasihat ve hakikata ait hakimâne sözler, atasözleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deviation from a straight line stretched across the width of a panel or board.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A distortion of a board in which there is a deviation flatwise from a straight line across the board.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The volume of space that starts just below the inner rim The inside of the mouthpiece is usually curved; this curve can be extremely variable from design to design It may have relatively straight-sloping sides like a funnel , or a shape like that of a tul

Türkçe - İngilizce Sözlük

A distortion of a board in which there is a deviation from a straight line across the width of the board.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). tırnakların etrafını çevreleyen ölü deri; (bot). kutikul; epiderma, üst deri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaçtan yassı bardak. 2. Rom gibi ısıtıcı bir mayi konan ve seyahat sırasında taşınan, ağaçtan yassı ve ağzı dar kap. Çutra balığı = Yassı burunT lu ufak mercan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesici; (den). kotra; (den). beş çifte filika; hafif tek atlı kızak. revenue cutter gümrük gözetme botu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

component. part. section. fragment. piece. particle. element. fascicle of a book. tone. tract. fraction. subdivision. ingredient. fascicle. integral. portion.

Teknolojik Terim

D-Aralık Geliştirici işlevi, yüksek kontrastlı çekim koşullarının etkilerine karşı görüntünün pozlama ve kontrastını ayarlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Destination MAC Address: A six octet value uniquely identifying an endpoint and which is sent in IEEE LAN frame headers to indicate frame destination. Documents Against Acceptance When a shipper tells a bank that documents transferring title to goods shou

Türkçe - İngilizce Sözlük

From Da capo From the beginning D C Dal segno From the sign D S Deciso Decisively, firmly Decrescendo Becoming gradually softer Delicato Delicate Diminuendo Becoming gradually softer Divisi A direction to orchestral players Div to divide into two or more

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deferred DX DefaultedSix consecutive payments. -- Long Range Aviation, Russian AF command in charge of strategic bombers DACT - Dissimilar Air CombaT DARPA - Defense Advanced Research Projects Agency DEW - Distant Early Warning DFC - -- air force decorati

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafındaki araziye göre yerin pek yüksek kısmı. Ar. cebel, Fars. kûh: Dağ ardı = Dağın arkası, öte tarafı. Dağ eteği = Dağın meyilli olan aşağı tarafı. Fars. dâmen-i kûh. Dağ başı = Dağın yukarısı, mec. Yabanî yer: Dağ adamı, dağ ayısı — Yabanî adam. Dağ tepesi = Dağın zirvesi, en yüksek noktası. Dağ sırtı = Boyuna uzanan dağın yukarısı. İri ve yiğit adam hakkında kullanılır: Dağ gibi bir delikanlı. Arada dağlar var — Pek büyük fark var. Dağların şenliği = mec. Ayı. Karadağ = Balkan yarımadasında şimdi Yugoslavya’ya bağlı dağlık küçük ülke. Dağ keçisi = Yabanî keçi. Yanardağ = Ateş püsküren dağ. Ar. Bürkân, Fars. kûh-i Ateş-feşân. Sıradağlar = Birbiri ardısıra zincirleme uzanan dağlar. Osm. sisile-i cibâl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scattered. dispersed. untidy. out of trim. messy. diffuse. straggly. disorganized. bedraggled. ragged. scruffy. sick. straggling. unkempt. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scattered. dispersed. untidy. sporadically. desultory. loose. messy. rambling. sparse. straggly. thin on the ground. vagrant. woolly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributorship. distributor trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutter. deal. deliver. diffuse. disarrange. disband. disintegrate. dispel. dispense. disperse. disrupt. dissipate. dissolve. distract. distribute. issue. litter. scatter. spread.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. circle. department. office. ring. round. apartment. flat. room. section. hall. administration. office building. ward. tenement. roundel. compartment. compass. studio. accomodation. area. bureau. chamber. circle chart. circuit. desk. hi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dönerek, dolaşarak, ihata ederek, çevirerek. Dâiren mâdâr = Çepeçevre, etrafını tamamen dolaşarak: Şehre dâiren mâdâr hendek çevirdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dedicated access line An analog special-access line that runs from a caller's own equipment directly to a long distance company's switch or POP Usually provided by a local telephone company The line may go through the local telco central office, but the l

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent-minded. plunged in thought. absent. vacant. lost. far-off. dreamy. woolgathering. abstracted. deep. distrait. engrossed. faraway. glassy. meditative. moony. pensive. preoccupied. reflective. ruminant. ruminative. self-absorbed. thoughtful. unh.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent. abstracted. contemplative. dreamy. faraway. pensive. vacant. woolgathering. absent-minded. preoccupied. distracted. lost.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent-minded. lost in thought. abstracted. contemplative. forgetful. glassy. lost. moony. pensive. wistful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstractedness. absence. absence of mind. abstraction. woolgathering. kef. pensiveness. reverie. thoughtfulness. vacancy. vacuity. wandering. absent-mindedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence. oblivion. oversight. woolgathering. absent-mindedness. absence of mind. abstraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absent-mindedness. abstraction. contemplation. detachment. distraction. study.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flatterer. apple polisher. boot- licker. creep. flunkey. leech. sycophant. toadeater toady. trimmer. truckler. understrapper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plunging. diving. abstraction. absent-mindedness. falling off to sleep. dip. dive. immersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

daydream. dive. penetrate. submerge. to dive. to submerge. to plunge. to be engrossed in. to be immured in. to enter suddenly. to dash into. to plunge in. to drop off. to fall asleep. to lose consciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dive. to plunge into. to be engrossed in. to enter suddenly. to concentrate on. to fall asleep. to doze. to lose consciousness. dip. plunge. swim in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To obstruct or restrain the flow of, by a dam; to confine by constructing a dam, as a stream of water; generally used with in or up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To shut up; to stop up; to close; to restrain. female parent of an animal especially domestic livestock a barrier constructed to contain the flow of water or to keep out the sea obstruct with, or as if with, a dam; 'dam the gorges of the Yangtse River'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a toilet bowl, the barrier built into the trapway that controls the water level in the toilet bowl. a barrier made of any material, which stops the flow of rivers and streams. structure usually built on a river to create a lake by blocking the river's

Türkçe Sözlük

(i. Fr. dames). Altmış dört haneye bölünmüş bir tahtada on altışardan otuz iki taşla oynanan oyun: Dama oynamak. Dama çıkmak = Bu oyunda bir taşı karşı taraftaki sıraya eriştirerek üstün bir hale geçirmek. Dama tahtası = Bu oyunun oynanmasına mahsus altmış dört haneli tahta. mec. Satranç şekli. Dama taşı, pulu = Dama oyununda kullanılan taş veya tahta, kemik, boynuz vesaireden pul ki iki renkte olarak on altışardan otuz iki tane olur. Dama etmek = mec. 1. Bitirmek, hitama erdirmek. 2. Artık daha ileriye geçememek, kalmak: Yokuşu çıkamadı, da248 ma dedi. Artık bitti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Demand Assignment Multiple Access -- DAMA is a technique of Satellite resource manipulation that allows many users on a Satellite to share a limited assignment of transponder capacity As one user connects to the transponder they draw from a common 'pool'

Türkçe - İngilizce Sözlük

dosimeter. medicine dropper. drip pin. drip tray. drip box. drip band. hoodmold. dripstone. coping. window silt. stactometer. weather moulding. nosing. pipette. lable. window sill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a movable iron plate that regulates the draft in a stove or chimney or furnace. a device that decreases the amplitude of electronic, mechanical, acoustical, or aerodynamic oscillations. a depressing restraint; 'rain put a damper on our picnic plans'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adheres or is sprayed onto relatively thin metal panels so as to extract energy when panels flex Lowers 'Q' of each panel mode Goal: to reduce air low -induced vibration and radiated noise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movable plate in a fireplace that allows smoke and fumes to travel up the chimney's flue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A venting device in fireplaces used to control combustion, prevent heat loss, and redirect downdrafts. device used to damp out coherent transverse beam oscillations. a mechanical device in HVAC systems that varies airflow through an air outlet, inlet, or

Türkçe - İngilizce Sözlük

Materials, design, and mounting techniques used to reduce ringing in the transducer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dans etmek, dans ettirmek, oynamak, oynatmak, sıçramak, sıçratmak. dance in attendance birinin etrafında dört dönmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tight. constricted. close-bodied. clinging. exiguous. parochial. poky. snug. strait. stringent. narrowly. close-fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. shrinkage. contraction. stricture. depression. getting bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowing. contraction. shrinkage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constriction. shrinking. contraction. reduction. narrowing. restriction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

become narrow. narrow. shrink. contract. get bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. tighten. to narrow. to become narrow. to shrink. to contract. to become tight. to become scanty. to become difficult.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shrink. to get narrow. to get tight. to decrease. to get hard. to be upset. to be distressed. to contract. to straiten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow. contract. constrict. straiten. bore. bother.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrowness. tightness. shortness. stringency. closeness. denseness. drought. exiguity. grayness. greyness. pressure. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

strait. narrowness. tightness. shortage. scantiness. poverty. need. difficulty. straits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tightness. narrowness. scantiness. poverty. need. difficulty. straits. hardship. pinch. shortfall. tight squeeze.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). küçük ok; kargı, cirit; ani ve hızlı hareket; böceğin iğnesi; (terz) pens; fırlatma; (f). atmak, fırlatmak, ok gibi atmak veya atılmak; hela birkaç adım koşmak, etrafına bakmadan koşmak. dartboard (i). elle atllan küçük ok oyununda kullanılan

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to information in numerical form that can be digitally transmitted or processed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Social science data are the raw material out of which social and economic statistics are produced Social science data originate from social research methodologies or administrative records, while statistics are produced from data Data are the information

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatula, tatala, (bot. ).Datura stramonium.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Satranç ve dama ile kâğıt oyunlarında nöbet: Dâv hakkı benim idi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaintiff. claimant. litigant. petitioner. orator. prosecutor. reclaimant. remonstrant. suer. suitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

keynote. rest. shore. support. base. basis. substratum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Discard eligible ATM cells that have their CLP bit set to 1 If the network is congested, tagged traffic can be dropped to ensure delivery of higher-priority traffic. of, from; ?De donde ? From where ?; de la ma?ana, in the morning; de la noche, in the eve

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. valueless. cheap. insignificant. of no worth. no-account. nonvalent. non-valent. two-bit. trashy. despicable. footling. inferior. jerkwater. measly. milk-and-water. niggardly. nugatory. paltry. pitiable. punk. rubbishy. shoddy. tinpot. tri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. cheap. footling. insignificant. little. measly. null. paltry. trashy. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. of no value. cheap. not much cop. feckless. fiddling. footling. futile. insignificant. little. mean. measly. no- account. not worth a bean. nugatory. paltry. past praying for. pathetic. pitiable. pitiful. rubbishy. threepenny. tin- pot. trashy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

small beer. cherrystone. hogwash. jackstraw. nonentity. pin. punk.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Bir şeyi verip yerine diğer bir şey alma. Ar. tebdil, tahvîl. 2. Bir malın diğer bir mal ile değiştirilmesi, mübadele, trampa: Değiş tokuş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange. barter. commutation. permutation. swap. trade. trading. traffic. trucking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commute. interchange. swap. swop. traffic.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başkalaşma, Ar. tebeddül, tegayyür. 2. Mübadele, trampa.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition. alteration. changing. chopping. interchange. shift. switch. transmutation. turn. vicissitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. shift. variance. exchange. modulating. modulation. altering. barter. conversation. changeover. swap. transformation. transmutation. transition. revolution. preference. increment. metamorphosis. fluctuation. distortion. commutation. chopping. varia

Türkçe - İngilizce Sözlük

alter. change. convert. evolve. mutate. shift. trade. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange. to change. to alter. to become different. to be replaced by another. to be changed. to exchange sth for sth else. to change one's clothes. to trade sth for sth else. fluctuate. turn into. metamorphose. shift. vary. veer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. decided. declared. equable. firm. fixed. flat. immovable. immutable. inexorable. inflexible. intransigent. invariable. rigid. set. settled. stable. steady. strict. sworn. unchangeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. exchange. replacement. alteration. conversion. shift. switch. interchange. commutation. disguise. leavening. modification. re-formation. recast. reformation. trans-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration. shift. switching. change. distortion. conversion. shifting. alternation. change-over. modulation. variation. permutation. replacement. modification. inversion. substitution. denaturalization. transformation. change over. changing. commutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

change. exchange. convert. alter. vary. shift. switch. swop. swap. replace. alternate. commute. disguise. diversify. doctor. falsify. garble. interchange. intersperse. juggle with. metamorphose. modify. recast. switch to. transmute. unmake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alter. change. modify. substitute. to change. to exchange sth for sth else. to modify. to amend. to alter. to shift. to convert. to replace. to vary. to substitute for. to alternate. to denaturize. to turn. to transform. to distort. to variate. to modulat

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance-hall. vestibule. corridor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mad. insane. crazy. loony. lunatic. out of one's mind. out of one's senses. not all there. possessed. mad about. batty. bonkers. daft. delirious. demented. demon. demoniac. demoniacal. dippy. distracted. distraught. gaga. loco. nutty. off one's onion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

madly. like mad. to distraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

piercing. penetrating. penetrative. poignant. perforator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

driller. penetrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

argument. evidence. indication. proof. sign. guide. demonstration. fact sheet. index. indicator. means of evidence. piece of evidence. reason. testification. testimony. witness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive smb. nuts. drive mad. madden. bedevil. craze. distract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

piercing. boring. drilling. perforation. penetration. fenestration. puncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tract of land shaped like the letter delta , especially when the land is alluvial and inclosed between two or more mouths of a river; as, the delta of the Ganges, of the Nile, or of the Mississippi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The low, nearly flat, alluvial tract of land at or near the mouth of a river, commonly forming a triangular or fan-shaped plain of considerable area, crossed by many distributaries of the main river, perhaps extending beyond the general trend of the coast

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of the relationship between an option price and its underlying futures contract or stock price BACK TO TOP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The percentage of price movement in the underlying stock that will be translated into the price movement in a particular option For example, a delta of 50 percent indicates that the option will move up by one-half point for each one-point rise in the unde

Türkçe - İngilizce Sözlük

The low, nearly flat, alluvial tract of land at or near the mouth of a river, commonly forming a triangular or fan-shaped plain of considerable area, crossed by many distributaries of the main river, perhaps extending beyond the general trend of the coast

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is a measure that indicates the change of an option price relative to a change in the currency price A delta of 5 would indicate that the long option holder is long the equivalent of 1/2 of a futures currency contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ratio of the change in price of a call option to the change in price of the underlying stock Also called the hedge ratio Applies to derivative products Measure of the relationship between an option price and the underlying futures contract of stock pr

Türkçe - İngilizce Sözlük

The percentage of the price movement in the underlying stock that will be translated into price movement in a particular option series For example, a delta of 50 percent indicates that the option will move up by one half point for each 1 point rise in the

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ISO 4217 currency code for Deutschemark. demonstrative. 3-Dimensional image showing elevation and relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Demonstration / Graphics.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). etrafına hasır örülmüş büyük şişe, damacana.

Yabancı Kelime

Fr. démonstration

tanıtım gösterisi

Bir şeyi tanıtmak amacıyla yapılan sunum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ispat etmek, göstermek, açımlamak, tatbikatla izah etmek; nümayiş yapmak, gövde gösterisinde bulunmak; göstererek ders vermek. demonstra'tioni ispat, delil; nümayiş, gösteri; sergi, tatbikat dersi. demonstrative (diman'strıtiv) (s)., i ispat eden,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., den. kuntra istalya; gemi veya vagonun yük almak veya boşaltmak için tayin olunan müddetten sonra alıkonulması;bunun için verilen para, tazminat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. johnny raw. strange. tiro. tyro. unexperienced. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trancendental. metaphysical. theoretical.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heavy twill fabric made with cotton and other fibers woven with white and colored threads. a 3/1 warp-faced twill fabric made from a yarn-dyed warp and an undyed weft yarn Traditionally, the warp yarn was indigo-dyed. a firm 2 x 1 or 3 x 1 twill-weave f

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehousing. storage business. storage operation. storekeeping. storing business. trade of storing. warehouse company / concern. warehouse line. warehousing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. tramp. irregular. untidy. slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly. forthwith. immediately. straightaway. at once. instantly. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük

at once. immediately. as soon as. directly. forthwith. in continenti. in praesenti. instantly. momentarily. on the nail. promptly. pronto. soon. straightaway. thereupon. in one's track. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

leather trade. skin dressing. tannery. tanning. tanning industry.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Derinliği fazla olan. Ar. amtk: Derin kuyu. Orada sular çok derindir. 2. Çukur, kuytu: Derin ova. 3. mec. Fazla dalınan: Derin uyku, derin düşünme. 4. İç yüzüne varacak derecede etraflı ve tafsilâtlı, ince: Derin fikirler, derin araştırma. 5. Derinlik: Derinden bir ses geliyordu. Pek derine gitti. 6. Derin olarak: Derin dalmak, derin düşünmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

debility. weakness. lassitude. prostration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training. period.

Yabancı Kelime

Fr. détente

yumuşama

Dünyada soğuk savaş döneminden sonra stratejik silahların geliştirilmesiyle başlayan siyasal gerginliğin ortadan kaldırılması siyaseti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eksiltmek, kıymetten düşürmek; itibarını zedelemek; kötülemek, aleyhinde bulunmak. detraction (i). eksiltme; itibarını zedeleme, kötüleme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit , 'A shining one' An inhabitant of the heavenly realms, which is characterized by long life, joyous surroundings and blissful states of mind In the Buddhist tradition, these states are understood to be impermanent, not eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

God Demi-god; great personality in devotion to Krishna, selfrealized to administrative independence 'Shining one ' A being living in the higher astral plane, in a subtle, nonphysical body Deva is also used in scripture to mean 'God or Deity '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit , 'A shining one' An inhabitant of the heavenly realms, which is characterized by long life, joyous surroundings and blissful states of mind In the Buddhist tradition, these states are understood to be impermanent, not eternal. : a god or deity; divin

Türkçe Sözlük

(i. A. aslı: devr) (c. edvâr). 1. Dönme, bir şeyin kendi mihveri üzerinde hareketi: Dünyanın devri, vapur çarkının devri. 2. Bir şeyin çevresinde dolaşma: Hacılar KAbe’nin etrafını devrederler. 3. Bir memleketin her tarafını gezip dolaşma, seyahat: Vali devre çıktı. Kaymakam, kazasını devretmektedir. 4. Bazı tarikatlere mensup dervişlerin dönerek ettikleri zikir ve semâ. 5. Aktarma, bir şeyin bir kaptan veya bir yerden diğerine nakli: Yiyecekleri gemiden anbara devrettiler. Bu eşyayı sandıktan dolaba devredin. 6. Bir şeyin diğerine teslimi: Giden, resmî vesikaları yerine gelene devretmeye mecburdur. Sandığın mevcudunu kime devir ve teslim ettiniz? 7. Bir bölük veya takım askerin, teftiş ve emniyeti muhafaza için dolaşması: Devir kolu, devre çıkmak. 8. (masdar mânâsını muhafaza etmeyerek) Zaman, çağ, asır: Cennetmekân Kanunî Sultan Süleyman HAn Hazretleri’nin devri. Fütûhat devri. 9. Bir zamanın bölündüğü kısımların beheri: Bazı eski kavimlerde birkaç yıl bir devir teşkil ederdi. Zatürrienin üç devri vardır. Bu hastalığın birinci devri tehlikelidir. Devr-i ebvâb = Kapı kapı gezip dolaşma. Devr-i zamân, devr-i felek = Talih, kader. Devir ve teselsül = Davanın delile ve delilin davaya ilgisiyle davanın dönüp dolaşıp yine eski hâline gelerek hal olunamaması. Devir dairesi = (denizcilik) Geminin çeşitli hızla ve muhtelif dümen açısıyle çizdiği daire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. period. epoch. era. circulation. cycle. revolution. rotation. turnover. alienation. assignation. assignment. cession. circle. circumvolution. currency. disposal. eyre. grant. gyration. release. rev. rounder. spin. take-over. transfer. transferen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. period. epoch. era. circulation. cycle. revolution. rotation. turnover. alienation. assignation. assignment. cession. circle. circumvolution. currency. disposal. eyre. grant. gyration. release. rev. rounder. spin. take-over. transfer. transferen. cir

Türkçe - İngilizce Sözlük

turnover. age. circle. circulation. cycle. epoch. era. period. revolution. turn. revolving. turning. transfer. take-over. rotation. delivery. circuit. speed. circular motion. wheel. tide. endorsement. abalienation. recording acts. assignation. assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cycle. period. time. round. term. epoch. session. circuit. traverse. semester. course. age. bout. half time. stage. swing. time span.

Türkçe - İngilizce Sözlük

by transfer of title. as a sublet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. deliver. alienate. transfer. cede. hand over. pass on. pass. revolve. circulate. turn over. circuit. convey. devolve. dispose of. hand down. hand on. slew. slue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. depute. revolve. roll. sublet. transfer. to turn over. to transfer. to assign. to convey. to alienate. to make sth over.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alienate. attorn. to turnover. to transfer. to assign. to make over (sth to sb. to convey. abalienate. cede. circle. circuit. devolve. endorse over. give. hand over. pass. revolve. set over. sublet. throw over. turn. turn over. two- bits.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cezayir dayısı; 16 yüzyılda Trablusgarp veya Tunus hükümdarı.

Türkçe Sözlük

(i.). İnce sopa. Davulun sol elle vurulan ince tokmağı ki, usûlün zayıf zamanlarını vurur. Orkestra idare eden şefin sağ elindeki kısa ve ince sopa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çap, kutur. diamet'rical (s). çapla ilgili, kutra ait. diamet'rically (z). çap boyunca; tamamen. diametrically opposite taban tabana zıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ dies) kalıp, lokma, sikke damgası. straight as a die dümdüz.

Teknolojik Terim

Kablosuz ve kullanımı kolay Digital Media Port (veya DM Port), PC’nizi, VAIO dizüstü bilgisayarınızı, MP3 çalarınızı ve diğer Bluetooth® etkin aygıtlarınızı BRAVIA TV’ye veya Sony ürünü ev sinema sistemine bağlar. TV’niz üzerinden en sevdiğiniz parçaları dinleyin veya bir dijital radyo istasyonuna ayarlayın ve salonu süper bir ses kalitesiyle doldurun. ATRAC, WMA, MP3 ve AAC dahil olmak üzere başlıca müzik dosyası biçimlerinin tümüyle uyumludur.

Teknolojik Terim

Ultra gerçekçi surround için stereo müzik kaynaklarından ses çalma. Sony’den Dijital Konser Salonu bir konser salonunda bulacağınız akustik türünü oturma odanıza taşır. Daha zengin müzik çalma için gelişmiş DSP teknolojisini kullanarak ses ekosu ekleyerek her bir enstrümanın sıcaklığını yakalayan benzersiz bir üç boyutlu ses alanı oluşturur.

Teknolojik Terim

Dijital parazit giderme devreleri temiz ve net bir görüntü sağlamak için piksel düzeyinde filtreleme kullanarak, blok paraziti ve sinek sesini azaltır. Orijinal bir görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi olan BRAVIA Engine, canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicular. upright. vertical. straight. steep. bluff. upstanding. erect. horny. abrupt. arduous. bold. jagged. precipitous. rapid. scarped. sheer. square. stand-up. stiff. up. uprightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

erect. perpendicular. precipitous. steep. upright. vertical. straight. rapid. precepitous. intent. fixed. penetrating. right.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrupt. perpendicular. right. steep. stiff. upright. straight. obstinate. vertical. erect. normal. plumb. high. aplomb. orthogonal. standing. square. uphill. sheer. rigid. starched. scrap. on end. precipitous. stand up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceited. obstinate. intractable. opinionated. stiff necked.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hendek, suyolu, mecra, kanal; set, toprak duvar, bent: (jeol). duvara benzer taş damar; (f). set yaparak muhafaza etmek, etrafına set çekmek; hendek vasıtasıyla suyunu boşaltmak; kazmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opinionated. recalcitrant.

Sağlık Bilgisi

Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir. Bunların tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere, gargara yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In popular use a dilemma can be almost any sort of difficult choice, but in logic a dilemma is a choice in which there are only two options, attractive or not One can refute a dilemma, that is, show that is not a real dilemma, by finding a third possibili

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. piece. section. jerk. split. shred. sliver. slab. cut. segment. tranche.

Teknolojik Terim

Dinamik Kanal İndeksi seçilirken, izlenen program ekranın ortasına gelir ve etrafında diğer kanalların gösterildiği on iki küçük görüntü belirir. Bunlar saniyede bir kez olmak üzere sırasıyla güncellenir. Joystik uzaktan kumanda ile istenen kanal seçilebilir.

Teknolojik Terim

Görüntü kalitesinin daima mükemmel kalması için Dinamik Kontrast en parlak beyaz ile en koyu siyah arasındaki tüm gölgelerin korunduğundan emin olunmasını sağlar. Bu da görüntüye daha fazla derinlik ve ayrıntı katar. Arka ışık parlaklığının sahnenin parlaklığına göre ayarlanmasını sağlayarak çalışır. Benzersiz dinamik kontrast sistemimizde tüm keskin gri gölgeleri, daha yüksek bir kontrast düzeyi ve daha net High Definition görüntü sağlayan ACE (gelişmiş kontrast geliştirici) özelliği bulunur.

Teknolojik Terim

RGB (Kırmızı, Yeşil ve Mavi) Dinamik LED teknolojisi orijinaline mükemmel şekilde benzeyen görüntüler yaratır. Sürekli yanan floresan (CCFL) tüpler yerine LED teknolojisi kullanılarak renk kontrastı iyileştirilmiş ve daha yüksek netlik sağlanmıştır. Dinamik RGB LED ekranda olup bitenlere tepki verir, böylece görüntünün karanlık olduğu bölümlerde arka ışığın anlık olarak kapatılabilmesini sağlar. Sonuç, size daha ayrıntılı bir görüntü ve enerji bakımından daha verimli bir TV sunan saf, gerçek siyahlardır. Geleneksel beyaz yerine kırmızı, yeşil ve mavi LED’lerin kombinasyonlarını kullanarak, ekrandaki görüntüler daha geniş bir renk aralığına sahip olur – bu da Blu-ray Disc™’leri, DVD’leri ve PLAYSTATION®3 oyunlarını yapımcıların amaçladığı şekilde izleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim

Oynatma sırasında resim netliğini artıran (resim ayrıntısı amplifikasyonu) ve görüntü kenarı parazitlerini azaltan (kontrast kazanımı) bir filtreleme tekniğidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derecik, etrafı ağaçlıklı ufak dere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wild dog found in Australia, but supposed to have introduced at a very early period.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It has a wolflike face, bushy tail, and a reddish brown color. wolflike yellowish-brown wild dog of Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wolflike yellowish-brown wild dog of Australia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Avustralya'ya mahsus bir çeşit yabani köpek, (zool). Canis dingo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rite. religious service. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pierce; to penetrate; followed by in or into.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To incline downward from the plane of the horizon; as, strata of rock dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gymnastic exercise on the parallel bars in which the performer, resting on his hands, lets his arms bend and his body sink until his chin is level with the bars, and then raises himself by straightening his arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden drop followed by a climb, usually to avoid obstacles or as the result of getting into an airhole. a gymnastic exercise on the parallel bars in which the body is lowered and raised by bending and straightening the arms a brief swim in water a cand

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the angle at which the bedrock strata are inclined from the horizontal Dip on bedrock surfaces may be caused by forces that bend the rock mass or by a variety of mechanisms active when sediments that make up the rock were accumulating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An official-looking document conferring a degree on a person or certifying that the person has adequately completed a prescribed course of study. a qualification in the vocational education and training and higher education sectors See also Australian Qua

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). doğru, müstakim, dosdoğru: dürüst, tok sözlü; açık, sarih; doğrudan doğruya, vasıtasız, araçsız; babadan oğula intikal eden; (astr). güneş etrafında dünya yönünde dönen; (gram). doğrudan doğruya olan, dolaysız, vasıtasız; (z). dosdoğru, doğ

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct. non-stop. straight. through. thru. thro.

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct , directly , firsthand , forthright , immediate , immediately , in-your-face , one-level , random , squarely , straight , straightly , upfront.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign trade. foreign commerce. external commerce / trade. foreign business / commerce / trade. external / foreign trade. foreign business. oversea business. overseas commerce. external trade. overseas business. oversea commerce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trade deficit. foreign trade deficit / gap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary action / fine / penalty. amercement royal. disciplinary action / fine / punishment / scourge. summary punishment. administrative fine. crackdown. disciplinary action.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The central part of a radiate compound flower, as in sunflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük

something with a round shape like a flat circular plate. a flat circular plate. sound recording consisting of a disc with continuous grooves; formerly used to reproduce music by rotating while a phonograph needle tracked in the grooves. a memory device co

Türkçe - İngilizce Sözlük

In computing, a thin disk coated with magnet material, on which information can be recorded Sometimes spelled disc. A round platter, or set of platters, of a magnetized medium organized into concentric tracks and sectors for storing data such as files See

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rotating platter on which data is stored in a hard drive It consists of a thin, ridged substrate of metal or glass on which is deposited a thin layer of magnetic material.

Türkçe - İngilizce Sözlük

externalize. deport. exclude. coventry. to exclude. to externalize. to ostracize.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tez, tetkik, çaIışma, travay; nutuk, söylev.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tez, travay, risale: nutuk, söylev.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zihni veya ilgiyi başka tarafa çekmek; rahatsız etmek,şaşırtmak; çıldırtmak.distracted (s). şaşırmış, aklı başında olmayan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). borç yüzünden bir kimsenin eşyasına el koymak veya hac- zetmek. distrainable (s). haczolunabilir. distrainor (i). haciz veya el koyan kimse. distraint (i). haciz veya el koyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributorship. distributing trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Persian term initially designating the official registers,later the administrative offices of the state, and finally the sovereign's council of state There was a distinction between the Divan i-Am, or chamber for public audience with the prince which was

Türkçe - İngilizce Sözlük

filmslide. transparency. diapositive.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıraya koydurmak, sıralatmak: Fenerleri havuzun etrafına dizdirmişti. 2. Mürettibe yazı tertip ettirmek: Bu kitabı, anlar bir mürettibe dizdirmeli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Series. file. range. rank. row. series. string. line. scale. progression. train. linkage. configuration. tier. bank. gear. layer. queue. form. formation. lineup. catena. tail. strand. skein. ordinal. course. alignment. strung.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıralamak, sıraya koymak. Osm. silke çekmek: Saksıları havuzun etrafına dizmeli. 2. Harfleri sıralayıp yazı tertip etmek: Bir mürettip günde kaç sayfa dizebilir? Kurşuna dizmek = Bir suçluyu bir manga askerin mermileri önüne koyup kanunen idam etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To perform, as an action; to execute; to transact to carry out in action; as, to do a good or a bad act; do our duty; to do what I can.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Doctor of Osteopathy DOs complete a training, certification and licensing program that is almost exactly the same as that of an allopathic medical doctor They are licensed to perform surgery and write prescriptions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Doctor of Osteopathic Medicine Signifies a physician who graduated from an osteopathic medical school Osteopathic philosophy focuses on the unity of each of the body systems in relationship to maintaining balance and health Graduates receive training in a

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluntly. frankly. candidly. downright language. in plain english. flat footed. point blank. straight from the shoulder. straight out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A doctrinal notion asserted without regard to evidence or truth; an arbitrary dictum. a doctrine or code of beliefs accepted as authoritative; 'he believed all the Marxist dogma' a religious doctrine that is proclaimed as true without proof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic beliefs and truths contained in the Bible and the Holy Tradition of the Church as defined by the Ecumenical Councils and the Fathers of the Church Dogma is studied by the field ofdogmatic theology.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A teaching in a religion that is seen as part of that religion's core tradition, spelled out in some specific way that is considered definitive or authoritative Dogmas are common to most religions, and sometimes non-religious systems The Roman Catholic Ch

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic beliefs and truths contained in the Bible and the Holy Tradition of the Church as defined by the Ecumenical Councils and the Fathers of the Church Dogma is studied by the field of dogmatic theology.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A concept or principle accepted as absolute truth on the basis of unquestioned acceptance of an authority's statement to that effect rather than on the basis of logical reasoning or demonstrated proof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

true. right. correct. exact. accurate. proper. authentic. honest. fair. truthful. straight. direct. above-board. faithful. guileless. just. orthodox. righteous. sincere. spot-on. square. upstanding. straight. through. thru. thro. due. true. right. ar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

true. right. correct. exact. accurate. proper. authentic. honest. fair. truthful. straight. direct. above-board. faithful. guileless. just. orthodox. righteous. sincere. spot-on. square. upstanding. through. thru. thro. due. ar. aboveboard. base. becoming

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. as straight as a tie. straight and narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

due. full. right. slap. straight. directly. straight ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük

straighten up. straighten. straight oneself up. get on.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to straighten out. to be straightened. to become erect. to sit up. to be righted. to be put to right. to direct oneself towards. stand. straighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to straighten. to correct. to aim. to point sth at. to direct. redress. right. square. true.

Türkçe - İngilizce Sözlük

uprightness. accuracy. exactness. authenticity. rectitude. honesty. truthfulness. straightness. straightforwardness. candor. candour. correctitude. correctness. directness. evenness. exactitude. faithfulness. fidelity. integrity. justice. justness. p.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accuracy. authenticity. honesty. integrity. justice. precision. probity. propriety. rectitude. righteousness. truth. validity. straightness. uprightness. rightness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accuracy. honesty. truth. uprightness. straightness. candour. correctitude. correctness. exactitude. exactness. fairness. fidelity. integrity. justness. orthodoxy. precision. probity. rightfulness. validity. veracity. verity. virtue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in fact. actually. as a matter of fact. honestly. to tell the truth. in all conscience. frankly speaking. strictly speaking. the straight of it. frankly. honest. indeed. in sooth to say. strictly. verily. of a verity.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Etrafına döndürüp çevirmek, sarmak: Başına bir şal, beline bir kuşak doladı. 2. Ağır ve zor bir işi birinin başına sarmak: Bu işi be nim başıma doladılar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

swindler. embezzler. cheat. cheater. chevalier d'industrie. chiseller. conman. crook. crooked. defrauder. faker. falsificator. fraudulent. gammoner. highflyer. knave. maladministrator. confidence man. masquerader. rogue. shark. sharper. shaver. spiv. take

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çevirmek, kuşatmak, etrafını almak. Osm. ihata etmek. 2. Hile ile aldatıp soymak: Herkesi dolandırmakla geçiniyor; ondan yüz lira dolandırmış.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cupboard. cabinet. closet. wardrobe. water-wheel. cabal. cheating. cuddy. dodge. dope. doubling. flimflam. frame-up. game. hutch. imposture. intrigue. jiggery-pokery. machination. machinations. maneuver. manoeuvre. ramp. repository. ruse. sell. trap.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Döndürmek, devrettirmek, çepeçevre gezdirmek: Kendisine bütün bağları dolaştırdım; beni iki saat çarşıda dolaştırdı 2. Doğrudan doğruya götürmeyip sapa yollardan ve uzaklardan çevirerek götürmek: Yarım saatte gitmek mümkünken rehberimiz bizi iki saat dolaştırdı; bizi tâ nerelere kadar dolaştırdı. 3. (sözü) Maksada sevk için münasebet düşürmek: Sözünü dolaştıra dolaştıra maksadına geldi. 4. Çevirmek, sarmak: Ayağına bir ip dolaştırdı. 5. Etrafını çevirmek, sarmak, kuşatmak: Düşmanın bulunduğu tepeyi askerle dolaştırdı. Ayağa, başa dolaştırmak = Musallat etmek: Bu işi, bu belâyı başıma, ayağıma dolaştırdılar.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devir, çevre, havali, etraf. 2. Daire şeklinde çizgi. 3. Münasebet: Dolayısıyla = 1. Münasebetiyle. 2. Doğrudan doğruya olmayarak, vasıtalı olarak, münasebet düşerek: Dolayısıyle benden malûmat aldı. —den dolayı (e.) = 1. Sebebinden, —den nâşi, —den ötürü: O adam yeni işlenmiş bir cürümden dolayı tevkif olunmuş; kendisiyle olan arkadaşlığından dolayı ona da sormuşlar. 2. Dair, müteallik, hakkında: Sizden dolayı bazı şeyler sordu. Fırdolayı = Çepeçevre: Ormanı fırdolayı gezdi.

Genel Bilgi

İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar.

Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir. O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta ‘kurt adam’ efsanesine bile inanılıyordu.

Bilim insanları yine de Ay’ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay’ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistiki bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay’ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.

Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.

Bilindiği gibi Ay’ın dünyada okyanuslardaki ‘gel-git’ denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi? Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi ‘gel-git’ olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.

Dolunay safhasında iken Ay’ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay’ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya’nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş’in, Ay’ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir. Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir.

Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay’ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of terms applied to the phenotypic effect of a particular allele in reference to another allele with respect to a given trait An allele 'A' is said to be dominant with respect to the allele 'a' if the A/A homozygote and the A/a heterozygot

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allele or phenotype that is expressed in either the homozygous or the heterozygous state. a trait governed by an allele that can be expressed in the presence of another, different allele Dominant alleles prevent the expression of recessive alleles in h

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dominos were formerly worn by ladies in traveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment. fittings. gearing. equipping. procurement of ordinance. accessories. accessory. gear. fixture. equipage. device. appliance. armature. garnish. harness. tackling. tackle. installation. rigging. rig. purchase. train. mounting. furniture. ap.

Türkçe Sözlük

(f.) («elbise» mânâsındaki «don» dan olup «giydirmek» demelidir) 1. Süslendirmek, bezetmek. Osm. tezyin etmek: Odalarını güzel donatmış; gelini giydirip donattılar. 2. Şehri ve binaları, elektrik ve bayraklarla süslemek: Şehri, çarşıyı, sokakları, vapurları donatmak. 3. Süslü şekilde tertib etmek: Meyve tablası donatmak. 4. mec. Sövüp sayarak azarlamak, kabahatlerini etrafiyle yüzüne vurarak paylamak. 5. (denizcilik) Geminin arma ve teknesindeki eksikleri tamamlamak ve teçhiz edip sefere hazırlamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeze. ice. transfix. to freeze. to chill. to frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostle. relapse. reversal. revolution. rotation. turnabout. turning. conversion. convert. transsexual.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendi mihveri veya başka bir mihver etrafında devretmek, devreylemek: Dünya 24 saatte bir kere kendi etrafında, senede bir defa da güneşin etrafında döner. Mevlevi dervişleri muntazam bir hareketle dönerler; bu tekerlek dönmüyor. 2. Arkaya doğru gelmek, geri gelmek, avdet etmek: Filân yere gidip akşam döneceğim; bu vapur Mudanya’ya kadar gidip oradan yine buraya döner. 3. Değişmek, başkalaşmak. Osm. diğergûn olmak, tahavvül ve tegayyür etmek: Onun işi döndü; aklı döndü. 4. Eski dinini bırakıp diğer bir dine girmek: Çin’in Dungan denilen ahalisi dönerek İslâm dinini kabul etmişlerdir: Arnavutlar’ın bir kısmı fetih sırasında ve bir kısmı da çok sonra dönmüşlerdir. 5. Caymak, vazgeçmek, sözünü tutmamak: Sözünden dönmek. 6. Birini terk edip onun tarafını tutmaktan vazgeçmek: Sonraları Kleopatra’dan dönmüşlerdi. 7. Bir hal almak, benzemek, bir harekette bulunmak: Arslana döndü = Gayet yiğitçe harekette bulundu; suya düşmüş sıçana döndü. Baş dönmek = Başı dönüyor gibi olmak. Sözünden dönmek = Verdiği sözden caymak. Soy dönmek = Nesil bozulmak, karışmak, asalet ve cins karışmak. Göz dönmek = mec. Fazla hiddet ve telâştan gözler kararmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversion. mutation. transformation. regressive assiilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transform. change. turn into. turn to. grow. be transformed into. shade into. convert. expand. pass. resolve. return to. shade. shade off. shade off into. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. degenerate. mutate. turn. to change. to transform. to turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn into. to be transformed into. to mutate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversion. transformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversion. transformation. mutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transform. transform. convert. turn into. turn to. coke. reduce. resolve. translate. transmute. transubstantiate. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. transform. turn. to change/turn. to convert. to transform.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transforming. converting. convertor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformation. transmutation. mutation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformation. conversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transform. transformation. conversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Process of introducing impurity atoms into a semiconductor to modify its electrical properties. the intentional alloying of semiconducting materials with controlled concentrations of donor or acceptor impurities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adding impurities to a neutral lattice to bias conduction You might try Britney's guide to Semiconductor Basics :-).

Türkçe - İngilizce Sözlük

four. quadruple. four. quaternary. tetrad. quadr-. quadro-. quater-. tetra-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

four. quadruple. quaternary. tetrad. quadr-. quadro-. quater-. tetra-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrilateral. quadrangle. square. quad. tetragon. quadrilateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quadrangle. quadrilateral. tetragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quatrain. crotchet. quarter note. quadrature.

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct. straight. correct. honest. straight ahead. directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

straight ahead. crow line. as the crow flies. dead ahead. direct. right as nails. outright. as straight as a line.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yayılmak, uzanmak, genişlemek. 2. Hastalanıp yatağa yatmak: Birkaç ay ayakta gezdikten sonra döşendi. 3. Sözü uzatmak, etrafıyle anlatmak. Osm. bast ve temhîd eylemek: Bir takım uzun hikâyelere döşendi. 4. Girmek, koyulmak: Yola döşendi. 5. Mobilyası, mefruşatı düzeltilmek, tefriş olunmak: Yeni yapılan konak daha döşenmedi. 6. Zemini kaplanmak: Yaya yolları çimento ile döşenecektir; avlunun mermerleri döşendi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat. to flog. to forge. to pound down. to shell. to bombard. to thresh. to hammer. to pound. to strike. to beetle. to batter. to hit. to grind. to ram. to knock. to tramp. to thrash. to mill. to maul. to lash. to draw. to brake. to.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(k.dili). Avustralya, Yeni Zelanda.

Türkçe - İngilizce Sözlük

large powerful tractor; a large blade in front flattens areas of ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An interpreter; so called in the Levant and other parts of the East. an interpreter and guide in the Near East; in the Ottoman Empire in the 18th and 19th centuries a translator of European languages for the Turkish and Arab authorities and most dragomans

Türkçe - İngilizce Sözlük

an interpreter and guide in the Near East; in the Ottoman Empire in the 18th and 19th centuries a translator of European languages for the Turkish and Arab authorities and most dragomans were Greek.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Trajedi ile komedi arasında bir sahne eseri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drama. tragic event.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dramatic composition and the literature pertaining to or illustrating it; dramatic literature. the quality of being arresting or highly emotional the literary genre of works intended for the theater an episode that is turbulent or highly emotional.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The art of composing, writing, acting, or producing plays; a literary composition intended to portray life character or tell a story usually involving conflicts and emotions exhibited through action and dialogue, designed for theatrical performance. the l

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekme, çekiş; silâh çekme; çekilen bir şey (kur'a gibi); ilgi çeken herhangi bir şey; berabere kalma, berabere biten oyun (satranç, dama); (A.B.D). dik yamaçlı ve derin vadi; bir köprünün açılan kısmı. beat to the draw önce davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davul, trampet, dümbelek, darbuka; davul sesi veya ona benzer ses; (anat). timpan boşluğu, davul boşluğu (orta kulağın bir parçası); (mim). alın; (mak). gömlek, silindir. drumbeat (i). davul sesi. drumhead (i). davul derisi. drumhead court-martia

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).davulcu, trampetçi; ABD gezgin satıcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prayer or invocation. l agency A relationship in which a real estate agent or broker represents both parties in a transaction.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şüpheli; belirsiz müphem; kararsız; güvenilmez; sonucu şüpheli .dubious battle sonucu şüpheli savaş. dubious transaction şüpheli pazarlık. dubiously (z). şüpheyle. dubiousness (i). şüphe, belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vücudu kunduza benzeyen, ördek gibi gagası olan ve ayakları perdeli Avustralya'ya mahsus bir hayvan,(zool.) Ornithorhynchus anatinus.

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

penetration. entering. entrance. a man's consummating the sexual act.

Şifalı Bitki

(pıtrak): Bileşikgillerden; yol kenarlarında ve seyrek koruluklarda yetişen bir bitkidir. 1-1,5 metre boyundadır. Kökü ve yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yapraklarından yapılan ilaçlar, romatizma ve nikris ağrılarını giderir. Mide iltihaplarını iyileştirir. Kökünden yapılan ilaçlar ise, deri iltihapları ve egzamanın tedavisinde ve karaciğer hastalıklarında kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given to steam cooking which traditionally involved using a pot with a close fitting lid tightly sealed with cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

straight. absolutely straight. quite smooth. plane. satin. straight. as the crow flies.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plane. straight. very straight. very smooth. straight ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük

as the crow flies. as straight as a line.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere'de bazı çocuk oyunlarında kullanılan kalın maden parçası; Avustralya'ya mahsus ufak para; gemi inşasında kullanılan bir çeşit cıvata; bir çeşit şekerleme.

Türkçe Sözlük

(i. A. itaf. olan «ednâ» nın müennesidir). 1. Alem, Ahırete nisbetle şimdi yaşadığımız Alem, kâinat: Dünya fânî, Ahıret bâkîdir. 2. Başka seyyarelere ve gök cisimlerine nisbetle yer, küre-i arz: Kâinatın genişlik ve büyüklüğüne nisbetle dünya bir zerre değildir. 3. Dünyada yaşamak için lâzım gelen şeyler, servet, mal, mülk: O adam dünyaca iyidir, dünyası uygundur. Ehl-i dünyâ = Bu dünya için çalışan, Ahırete ehemmiyet vermeyen. Tirik-i dünyâ = Dünya işlerinden el çekmiş, Ahıret adamı. Dünya adamı = Dünya işlerini ve dünyada yaşamayı iyi bilen ve dünya işleriyle meşgul olan adam: Dünya adamıdır, mukabili: Ahıret adamı. Dünyaya getirmek = Doğurmak: O kadın, üç çocuk dünyaya getirdi (hayvanlar hakkında kullanılmaz). Yeni Dünya = Amerika veya Avustralya.

Türkçe Sözlük

(i. «durmak») tan 1. Durulacak, durulan yer. Ar. makam, mekân. 2. Mesken, Ar. me’vâ. 3. Demiryolu katarı, otobüs, tramvay, dolmuş vesairenin durduğu yer. Ar. menzil, mevkif. Fr. station. 4. Kur’an-ı Kerim’in durma yerleri ve bu yerlerde mürekkep veya yaldızla resmolunan işaret. Durakotu = Bir cins bitki.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. flat. still. untroubled. unruffled. static. airless. bovine. depressed. ditch-water. ditchwater. halcyon. inactive. languid. lifeless. placid. quiescent. serene. settled. slack. sleepy. stagnant. standing. stock-still. tranquil. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

placid. quiet. sedate. serene. stagnant. standing. still. tranquil. windless. calm. flat. dull.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. unruffled. subdued. withdrawn. stagnant. inert. level. inactive. streamless. silent. dead. dead-calm. motionless. slack. stockstill. static. smooth. uneventful. slow. stationary. placid. quiescent. serebe. torpid. tranquil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esnek kerestesi olan bir cins Avrupa meşesi, (bot.) Quercus petraea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lucid. clear. crystal clear. net. transparent. clean. fine. purified. uncontaminated. pearly. limpid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stop. to stand. to become tranquil / quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straightforward. above-board. conscientious. right-minded. square. on the square. candid. christian. dinkum. direct. downright. fair. faithful. frank. guileless. incorruptible. jannock. just. level. moral. open. plain. regular. right. righteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

candid. conscientious. direct. fair. guileless. honest. incorruptible. just. moral. open. plain. respectable. right. righteous. simple. square. straight. truthful. unimpeachable. upright. virtuous. frank. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straight forward. flawless. above-board. above board. candid. christian. conscientious. dinkum. down to earth. fair and square. god fearing. guileless. incorruptible. on the level. moral. of good moral character. right. righteous. rightful. on the

Türkçe - İngilizce Sözlük

uprightness. honesty. probity. correctness. straightforwardness. fairness. righteousness. faithfulness. sincerity. squareness. conscientiousness. correctitude. directness. erectness. evenness. incorruptibility. incorruption. integrity. justice. recti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue ruin. chagrin. disillusion. disillusionment. fade. dead frost. frustration. lead baloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

portrait. vertical. perpendicular.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall. to drop. to decrease. to subtract. to deduct. to be born dead. to lie within one's responsibility. to fall to wind up in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thoughtful. considerate. regardful. circumspect. wistful. advised. forethoughtful. mindful. pensive. worried. abstracted. delicate. meditative. philosophic. philosophical. reflective. ruminant. ruminative. sophisticated. tactful. minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be heard. to be sensed. to have general currency. filter. greet. to be spread about. transpire. to take wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat. level. smooth. plain. straight. even. right. flush. horizontal. plane. slick. straight. flatwise. flatways. platy-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct. even. flat. flush. horizontal. level. plain. plane. right. slick. smooth. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

even. flat. plain. right. smooth. straight. level. simple. acyclic. direct. rectilinear. aclinal. flush. horizontal. uniform. slippery. unruffled. bare. splay. glare.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery. straightening. improvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

improve. get better. recover. do better. mend. ameliorate. amend. come along. look up. meliorate. refine. reform. smooth down. straighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mend. rally. recover. reform. straighten. to be put in order. to straighten. to get better. to improve. to reform. to rally. to get well. to recover. to clear up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be put in order. to begin to go well. to straighten out. to improve. to get better.

Türkçe - İngilizce Sözlük

correct. adjust. set aright. improve. tidy up. arrange. reorganize. straighten. straighten out. smooth. level. polish. unbend. ameliorate. amend. better. clean up. dub. emend. face-lift. fix. grade. grade up. haul up. heal. justify. level off. level.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameliorate. arrange. correct. cure. do. level. make. mend. reclaim. rectify. redress. reform. rehabilitate. remedy. restore. retrieve. smooth. square. straighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fix. to correct. to proofread. to smooth. to straighten. to improve. to rectify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. device. formation. installation. order. organization. system. trim. orderliness. the social order. the system. mechanism. linkage. set-up. contrivance. accord. harmony. gadget. gear. plan. plant. train. tree. program (me. tool. machine. gin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat (er. trickster. artful. artist. crafty. doer. fabricator. humbugger. jesuitical. juggler. knave. maladministrator. palterer. wily.

Teknolojik Terim

Bir çok Sony dijital video kamerada, düzenleme bilgisayarı bulunmaktadır. 20 taneye kadar programın ve sahnenin karelere göre seçilmesi mümkündür. Bir VCR’a bağladığınızda (AV kablosu ya da i.LINK™ kablosu ile) yalnızca kopyalama işlevini başlatmanız yeterlidir. Seçilen tüm sahneler otomatik olarak transfer edilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

elegant. methodical. neat. ordered. orderly. regular. shipshape. steady. straight. together. trim. uniform. tidy. well-arranged. systematic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

geared. regular. in order. orderly. systematic. uniform. organized. planned. balanced. harmonic. set. equipped. symmetric. symetrical. tactic. tactical. coordinate. crisp. even. methodical. just so. stated. steady. straight. tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooth. clear-cut. shapely. in good trim. straight. formal. fluent. regular. dandy. ordered. shipshape. slick. square. trim. unruffled. right. dandyish.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smooth. neat. orderly. well proportioned. level. well-arranged. correct. regular. flat. plain. glossy. fresh paint. cosmetic. wash. ceruse. even. uniform. plane. uniformly. facial preparation. formal. sleek. straight. laminar. right. taut. clear-cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become smooth / level / straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

level. smoothness. flatness. levelness. straightness. flat place. plain.

Teknolojik Terim

Bu işlemci, üstün dinamik aydınlık aralığı ve daha ince kuantizasyon sunarak görüntü ayrıntılarının iyileştirilmesini sağlar. Sony Super HAD CCD™ ile birlikte bu teknoloji, müthiş pürüzsüz, gerçekçi kontrast ve daha iyi renkler sunar. Geleneksel 10-bit sistemlerde analog görüntü dijitale çevrilirken sinyalin az bir kısmı kesintiye uğrar, ayrıntılarda ve kontrastta kayıp yaşanır.

Teknolojik Terim

Parlak ortam ışığı altında bile net ve yüksek kontrastlı resim kalitesi veren özel kaplamalı yeni tür taşınabilir ekran. DynaClear Screen™ ve yeni VPL-AW15 Sony projektörle, evde büyük ekran eğlencenin tadına varmak için artık büyük özenle aydınlatılmış bir odaya gerek duymazsınız. DynaClear Screen™, geleneksel taşınabilir ekranlardan daha hafiftir ve yalnızca saniyeler içerisinde kurulabilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fat-soluble vitamin that is essential for normal reproduction; an important antioxidant that neutralizes free radicals in the body. a radioactive transuranic element produced by bombarding plutonium with neutrons. the cardinal compass point that is at 9

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electrical Conductivity of soil saturation extract. , adj , eternal, everlasting.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (astr.) ekliptik, dünyanın etrafını dolaşan ve tropiklere değen büyük halka; (s). güneş ve ayın tutulmasına ait.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alien. foreign. foreigner. stranger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

paying a debt. paying (a moral obligation. expression. mien. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A class of statistical techniques which are designed to let the analyst display data and extract information from it in a manner which is not overly sensitive to any underlying assumptions about how that data is distributed These Exploratory Data Analysis

Türkçe - İngilizce Sözlük

A class of statistical techniques which are designed to let the analyst display data and extract information from it in a manner which is not overly sensitive to any underlying assumptions about how that data is distributed These Exploratory Data Analysis

Teknolojik Terim

2G ve 2.5G cep telefonlarının daha hızlı veri transferi yapmasını sağlayan bir tür kodlama sistemi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange, Contact between companies exchanging orders via intra- or internet A standard for that is EDIFACT This can be more secure using internet-tunneling, i e two partners use connections that can not be accessed by anybody else. Thi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange -- the transmission of trade documents electronically using standardized formatting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The abbreviation for Electronic Data Interchange, EDI system allows linked computers to conduct business transactions such as ordering and invoicing over telecommunications networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange Exchange of business data through computers between trading partners. electronic data interchange Electronic communication of operational data such as orders and invoices between organizations. - Older version of electronic com

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange is the application-to-application transfer of business documents between computers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange is a form of electronic messaging used by business and government to make purchases, payments, and other routine transactions. is Electronic Data Interchange EDI provides electronic formats, which allow for an exchange of busin

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for electronic data interchange A set of standards for controlling the transfer of business documents, such as purchase orders and invoices, between computers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquire. gain. obtain. procure. to obtain. to acquire. to gain. to get. to contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

educational. educative. instructional. instructive. pragmatic. pragmatical. didactic. educator. trainer. handler.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. educational. instructive. trainer. tutor. instructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

educational. instructor. supervisor of the education of children. tutor. governess. animal trainer. informative. instructional. instructive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

instructional. education. training. instruction. schooling. practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. education. schooling. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük

training program. training program (me.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedagogue. trainer. educationalist. educationist. academician.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trained. instructed. educated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

uneducated. untrained. lumpenpetrol. unschooled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breed. discipline. drill. educate. groom. school. season. train. to educate. to train. to breed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to educate. to train. to instruct. discipline. edify. process in. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tutorial. educator. instructor. training instructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreational. diversion. high jinks. distraction. amusement. play. plaything. bash. beano. blow-out. carnival. conviviality. entertainment. festivity. fete. frolic. fun. gag. gaiety. jamboree. jollification. jolliness. jollity. merriment. merrymaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreational. diversion. high jinks. distraction. amusement. play. plaything. bash. beano. blow-out. carnival. conviviality. entertainment. festivity. fete. frolic. fun. gag. gaiety. jamboree. jollification. jolliness. jollity. merriment. merrymaking. bin

Türkçe - İngilizce Sözlük

amusement. entertainment. diversion. joke. plaything. toy. distraction. frolic. fun. gaieties. game. image advertising. jollification. lark. merrymaking. party. pastime. play. quiz. recreation. revelry. shinding. special event. sport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an inflated feeling of pride in your superiority to others. your consciousness of your own identity. the conscious mind. the conscious self; the 'I'; the central, experience-filtering complex of consciousness --and the most stable complex because it's gro

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exhaust Gas Oxygen; the concentration of oxygen in the exhaust of an engine An EGO sensor is used in closed-loop fuel control systems to indicate rich or lean A/F. part of the mental apparatus that is present at the interface of the perceptual and interna

Türkçe - İngilizce Sözlük

crooked. bent. awry. sloping. slanting. oblique. skew. aslant. aslope. cockeyed. sinuous. skewed. slouching. slouchy. out of the straight. tortuous. untrue. warped. wry. awry. curve. graph. trajectory.

Türkçe Sözlük

yahut İĞTİ (I.). 1. Kekre, acımtrak: Eğti yemiş. 2. Ekşi yüzlü, haşin: Eğti adam. 3. Ters, acı: Eğti söz (eski kelime).

Türkçe Sözlük

yahut İĞTİLİK (i.). 1. Kekrelik, acımtrak lezzet. 2. Ekşi yüzlülük. Osm. huşûnet. 3. Sertlik, terslik, acılık (eski kelime).

Türkçe - İngilizce Sözlük

gym. exercise. practice. training. setting-up exercises.

Türkçe - İngilizce Sözlük

additional. extra. supplemental. supplementary. further. addition. supplement. extension. extra. annex. appendix. appendage. addendum. adjunct. appurtenance. formative. insertion. inset. postscript. schedule. supplementation. by-. bye-. super-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession. additional. adjunct. annexe. appendage. appendix. collateral. excess. extension. extra. inclusion. special. subsidiary. supplement. supplementary. addition. addendum. joint. patch. affix.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appendix. attachment. addendum. additional. annex. coupling. supplement. supplementary. joint. joining. easement. tailpiece. fastening. patching. splice. bond. link. extra. insert. appurtenance. enclosure. annexed. pull-out. addition. adjunct.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra allowance. weighting.

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin dünya etrafındaki zahirî hareketinde çiziyor gibi göründüğü yol.

Teknolojik Terim

Ekran Üstünde Kontrast, inanılmaz derecede zengin renkler için siyah ve beyaz parlaklık arasındaki farkı vurgular. Bu en karanlık gölge (siyah) ile en parlak gölgenin (beyaz) ölçümüdür. Ne izliyor olursanız olun, kontrast oranı ne kadar yüksek olursa, görüntü kalitesi de o kadar yüksek olur.

Türkçe Sözlük

(i.). Az ekşi, ekşimsi, ekşimtrak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtraction. reduction. reducing. putting up to tender münakasa. ihale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. reducing. underbidding. bringing down. competitive bidding. competitive tendering. detraction. remission.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deduct. detract. subtract. to diminish. to deduct. to reduce. to decrease.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reduce. decrease. derogate. detract. diminish. to offer down. extenuate. impair. lessen. lower.

Türkçe - İngilizce Sözlük

express train. long distance train. fast train. first class mail. railway express.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra. additional. supernumerary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

additional. extra. special. best.

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra. first- chop. top- notch.

Sağlık Bilgisi

Kalbin normal atışlarına, fazladan atış eklenmesine Ekstrasistol bir başka deyişle fazladan atış denir. Kalbin bir atışı, vaktinden önce olur. Sonra, bir süre atış olmaz. Bu atışlar, tek tek veya arka arkaya meydana gelir. Kalp hastalıklarında görüldüğü gibi; fazla sigara, içki içmek; heyecanlanmak ve hazmı güç yemeklerden sonra da görülebilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Marrup, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı ufalanmış marrup yaprağı konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Şikayet ortaya çıktığı zaman içilir.

Yabancı Kelime

Fr. extrait

1. öz, 2. tic. hesap özeti, 3. kim. özüt

1. Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü. 2. Hesap sahiplerinin hesabına yatan ve söz konusu hesaptan çekilen miktarların dökümünü gösteren cetvel. 3. Bir maddenin herhangi bir yolla elde edilmiş olan özü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. abstract account. bank statement. pass sheet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hand. hands. manual. mitt. paw. range. round. stranger. people. country.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The European basic multiplex rate that carries 30 voice channels in a 256-bit frame transmitted at 2 048 Mbps.

Teknolojik Terim

Güçlü arka aydınlatma, düşük kontrast ve yetersiz ortam ışığının el ile telafisini sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

handmade. mechanical vocation. handiwork. handwork. handicrafts. craftsmanship. handcraft. manual training. mechanic. manual work. manual operation. manual exercise. benchmade. hand-built. embroidery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commandeer. confiscate. impound. seize. sequestrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally, the highest note in the scale of Guido; hence, proverbially, any extravagant saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük

achieve. acquire. attain. derive. extract. gain. get. obtain. procure. reap. score. secure. winkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To constitute; to make up with elements. the most favorable environment for a plant or animal; 'water is the element of fishes' a straight line that generates a cylinder or cone the situation in which you are happiest and most effective; 'in your element'

Türkçe - İngilizce Sözlük

an abstract part of something; 'jealousy was a component of his character'; 'two constituents of a musical composition are melody and harmony'; 'the grammatical elements of a sentence'; 'a key factor in her success'; 'humor: an effective ingredient of a s

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bir elipsin kendi ekseni etrafında döndürülmesiyle meydana gelen mücessem şekil, mücessem kat’ı nâkıs.

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adequate. convenient. favourable. fit. practical. right. satisfactory. strategic. suitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. adequate. convenable. economic. effective. efficient. eligible. favo u rable. fit. handy. opportune. practicable. practical. propitious. prosperous. ready made. serviceable. strategic. sufficient. usable. workable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An obsolete or colloquial contraction of the old form hem, them.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. M'' harfi; matb. katrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafına veya yanına toprak set yapmak embankment i. set yapma; toprak set.

Türkçe - İngilizce Sözlük

emission. issue. issuing. transmission.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya'ya mahsus devekuşuna benzer iri bir kuş, zool. Dromi ceius.

Türkçe - İngilizce Sözlük

End Node APPN end system that implements the PU 2 1, provides end-user services, and supports sessions between local and remote CPs ENs are not capable of routing traffic and rely on an adjacent NN for APPN services Compare with NN See also CP.

Türkçe - İngilizce Sözlük

European Norm. the letter 'N' NU - a Greek letter XU - monetary unit of Vietnam. traversal after arrival, no traversal after traversal from an anchor of the same link.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. N harfi; matb. basılan yazıların büyüklüğünü tayin için kullanılan ölçü, em ölçüsünün yarısı, yarım katrat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. geçerken, sırası gelmişken, akla gelmişken. take the pawn en passant (satranç) piyadeyi an pasan vurmak.

Genel Bilgi

Sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim Desibel’dir ve kısaca dB olarak yazılır. İnsan kulağı inanılmaz şekilde hassas olduğundan bu dB ölçüsü de biraz tuhaftır. Kulağımız en hafif bir yaprak hışırtısından, jet motorunun yüksek sesine kadar her şeyi işitebilir. Halbuki jet motorunun sesi insanın işitebileceği yumuşak bir fısıldamadan bir trilyon kat daha fazladır. İnsan kulağı aralarında bir dB fark olan sesleri bile ayırt edebilir.

Desibel seviyesi matematik dilinde “eksponenşıl” denilen şekilde (aynen deprem ölçüsü ‘rihter’de de olduğu gibi) katlanarak artar. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik O (sıfır) dB’dir. Bu seviyenin 10 kat fazlası 10 dB, 100 kat fazlası 20 dB, 1000 kat fazlası 30 dB’dir ve böyle artarak gider. Şimdi bazı seslerin seviyelerine bakalım.

Sesin şiddet faktörü => Ses seviyesi (dB) => Sesin kaynağı

1.000.000.000.000.000.000 => 180 => Roket sesi 1.000.000.000.000.000 => 150 => Jet uçağının kalkışı 1.000.000.000.000 => 120 => Gök gürültüsü 100.000.000.000 => 110 => Klakson sesi (l metreuen) 10.000.000.000 => 100 => Metro istasyonu 1.000.000.000 => 90 => Mutfak blenderi 100.000.000 => 80 => Saç kurutucusu 10.000.000 => 70 => Otobandaki trafik 1.000.000 => 60 => Normal konuşma 10.000 => 40 => Oturma odası 1.000 => 30 => Kütüphane, hafif fısıltı 10 => 10 => Yaprak hışırtısı l 0 => İşitmenin alt sınırı

Yukarıdaki bütün ses seviyeleri kaynağın yakınından alınmıştır. Kaynaktan uzaklaştıkça bu seviyeler mesafeye bağlı olarak düşer. 85 dB’in üzerindeki sesler işitme duyusunun kaybına yol açabilir. Tabii bu süreye de bağlıdır. 10 saat 95 dB seviyesindeki sese maruz kalmak zarar verebilirken, çok kısa sürede 120 dB’lik bir ses seviyesi kulağa zarar vermez.

Sesin iki temel özelliği vardır. Biri yukarıda belirttiğimiz şiddeti veya seviyesi, diğeri de frekansı. Ses hava dalgaları ile yayıldığından bir saniyedeki dalga sayısı frekansını verir. Ve bu da ‘Herz’ birimi ile ifade edilir. Sesin şiddeti ile frekansı arasında bir bağlantı yoktur. İnsan kulağı 20 ile 20.000 Herz arasındaki sesleri algılayabilir. 20.000’in üstü ultrasonik sesler olup bu sesleri insan kulağı algılayamaz.

Sesin bir kulağımıza gelmesi ile öbürüne gelmesi arasında saniyenin milyonda biri kadar bir süre olmasına rağmen sinir sistemimiz bunu beynimize ulaştırır ve sesin hangi yönden geldiğini algılarız. 85 dB’in üstü insan kulağı için zararlı iken bebeklerin ağlaması 100 dB’in de üstündedir. Anneler, babalar bebeklerinizi ağlatmayın, sonra zararı size dokunabilir.

Genel Bilgi

Sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim Desibel’dir ve kısaca dB olarak yazılır. İnsan kulağı inanılmaz şekilde hassas olduğundan bu dB ölçüsü de biraz tuhaftır. Kulağımız en hafif bir yaprak hışırtısından, jet motorunun yüksek sesine kadar her şeyi işitebilir. Halbuki jet motorunun sesi insanın işitebileceği yumuşak bir fısıldamadan bir trilyon kat daha fazladır. İnsan kulağı aralarında bir dB fark olan sesleri bile ayırt edebilir.

Desibel seviyesi matematik dilinde “eksponenşıl” denilen şekilde (aynen deprem ölçüsü “rihter”de de olduğu gibi) katlanarak artar. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik 0 (sıfır) dB’dir. Bu seviyenin 10 kat fazlası 10 dB, 100 kat fazlası 20 dB, 1000 kat fazlası 30 dB’dir ve böyle artarak gider. İimdi bazı seslerin seviyelerine bakalım.

Yukarıdaki bütün ses seviyeleri kaynağın yakınından alınmıştır. Kaynaktan uzaklaştıkçabu seviyeler mesafeye bağlı olarak düşer. 85 dB’’in üzerindeki sesler işitme duyusunun kaybına yol açabilir. Tabii bu süreye de bağlıdır. 10 saat 95 dB seviyesindeki sese maruz kalmak zarar verebilirken, çok kısa sürede 120 dB’’lik bir ses seviyesi kulağa zarar vermez.

Sesin iki temel özelliği vardır. Biri yukarıda belirttiğimiz şiddeti veya seviyesi, diğeri de frekansı. Ses hava dalgaları ile yayıldığından bir saniyedeki dalga sayısı frekansını verir. Ve bu da “Herz” birimi ile ifade edilir. Sesin şiddeti ile frekansı arasında bir bağlantı yoktur. İnsan kulağı 20 ile 20.000 Herz arasındaki sesleri algılayabilir. 20.000’’in üstü ultrasonik sesler olup bu sesleri insan kulağı algılayamaz.

Sesin bir kulağımıza gelmesi ile öbürüne gelmesi arasında saniyenin milyonda biri kadar bir süre olamasına rağmen sinir sistemimiz bunu beynimize ulaştırır ve sesin hangi yönden geldiğini algılarız. 85 dB’’in üstü insan kulağı için zararlı iken bebeklerin ağlaması 100 dB’’in de üstündedir. Anneler, babalar bebeklerinizi ağlatmayın, sonra zararı size dokunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafını çevirmek, kuşatmak, sarmak, ihata etmek; etrafını dolaşmak, devretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapama, kuşatma, çevirme; kapanma, çevrilme; kapanıp çevrilen şey, etrafı çit veya duvarla çevrili yer, zarf içine konulan şey, ilişikte gönderilen şey; mânia, çit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak, etrafını sarmak, çevirmek; içine almak, ihtiva etmek . encompassment i. kuşatma, sarma, sarılma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottleneck. barricade. barrier. block. check. clog. difficulty. handicap. hindrance. let. obstacle. obstruction. stop. boom. drawback. holdall. backset. interfrence. traverse. accomodation works. balk. bar. countercheck. cramp. curb. disqualification. dra

Türkçe - İngilizce Sözlük

avoid. balk. check. cramp. encumber. foil. forestall. frustrate. hamper. handicap. impede. prohibit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to prevent. baffle. balk. bind. blanket. check. clog. debar. disappoint. disrupt. hamper. inhibit. interfere. put the mocks on. obstruct. preclude. prohibit. shackle. shut in. thwart. trammel. trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hindrance. obstruction. interference. stranglehold. inhibition. hedge. obstructiveness. prevention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crackdown. detention. frustration. inroads. interference. obstruction. repression. hindrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balk. block. check. cripple. cross. curb. discourage. frustrate. hamper. handicap. hinder. inhibit. interfere. obstruct. preclude. prevent. restrain. stop. stunt. thwart. to hinder. to impede. to obstruct. to prevent. to thwart. to frustrate. to restrain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hinder. to block. to handicap. to impede. to stave off. to ward off. to obviate. to prevent. to obstruct. to stop. to thwart. to frustrate. to foil. to circumvent. to damp. avert. bar. clip the wings. dam up. embarrass. encumber. forestall. provide aga

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be frustrated. to be hindered. to be blocked. clog.