Ud, üd ne demek? | Ud, üd anlamı nedir? | Ud, üd

Ud, üd anlamı nedir?

Ud, üd ne demek?

Ud, üd anlamı nedir?

Ud, üd | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(halk dilinde: UT) (i. A.). Türk musikisinde mızraplı bir çalgı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MP3’e göre %25 daha kaliteli olan müzik sıkıştırma formatıdır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah’ın kulu. ed-Dar. Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vedud’un kulu.- Allah’ın isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarını seven, onlara rahmet ve rızasını yönelten, sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah anlamındadır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hüküm ve karar vermek adjudica'tion (i). hüküm ve karar verme; hüküm. adjudicator (i). hüküm ve karar veren kimse, hakem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adad).

1.Kol, bazu.

2.mec. istinatgah, muin, yardımcı: Adûdüddevle = Devletin yardımcısı. Anatomi. Azm-ı adud = Kol kemiği; cerrahî. Haz-i adud = Kolun kesilmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adudîye). Anatomi. Kola mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهودل] ödlek, korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızı ağaç çileği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry. raspberry ağaççileği.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, tanınmış soydan gelen

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ima etmek, kastetmek, kinaye yoluyla söylemek; zikretmek, bahsetmek. alluded to adı geçen, zikredilmiş olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yüksek sesle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yükseklik, yükselti, irtifa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imas. olup sıfat terkibine girer). Bulaşık, bulaşmış, kirli: HOn-ilûd = Kana bulaşık; hâb-Alûd = Uykuya bulaşmış, uyumuş; merhamet Alûd = Merhametli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلود] bulanmış, bulaşmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imef.). Bulaşmış, bulaşık; Alûd« hûn = Kana bulaşık; Alûde dâmen = Eteği bulaşık, iffetsiz, namussuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده] bulanmış, bulaşmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. Alûde).

1.Bulaşmışlar, bulaşıklar.

2.Suçlular, namussuzlar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Bulaşıktık.

2.Garkolmuş, dalmış.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده دامن] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşıktık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلودگی] bulaşma, bulaşıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. a’mide).

1.Direk, sütun: Mabetlerin mermer amutları.

2.(matematik) Geometride dikey olarak yukarıdan aşağıya inen ve dik açı teşkil eden hat. (anatomi). Amûd-ı fıkarî = Fıkra denilen egü kemiklerinin bağlı bulundukları ve enseden kuyruk sokumuna kadar uzanan zincir gibi kemik, bel kemiği, eğin.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمود] direk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Dik olarak, boyuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. matematik). Yukarıdan aşağı düz ve şakulünde olarak: Amûden bir hat indirmek. Mukabili: Ufkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمودا] dikine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. amûdîye) (matematik). Direk gibi yukarıdan aşağıya düz ve şakulünde olan: Hatt-ı Amûdî = Amûdî çizgi, sath-ı amûdî = Amûdî yüzey. Mukabili: Ufkî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمودی] dikey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belkemiği, omurga kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Angıt kuşu renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («inad» dan imüb). İnatçı, muannit, öngüllü, musir: Bir şahs-ı anûd = İnatçı bir kişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنود] inatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). alkışlamak; takdir etmek, beğenmek, tasvip etmek. applause (i). alkış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istidat, yetenek, kabiliyet , meyil, anıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Armut şeklinde olan. Armudî altın (ve galatı: Armudiyye): Nazarlık yerine çocuklara takılan yassı ve ince, yazılı altın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat, huzur, rahatlanma, istirahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «asuden» fiilinden imef.). Rahatlamış müsterih. Asûde-hâtır = Hatırı, gönlü rahat. Asûde-dil = Gönlü rahat. AsOde-nişîn = Rahat oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آسوده] rahat, huzurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Rahatlamış, sükuna ermiş, keder ve sıkıntıdan uzak, müsterih. 2.Sakin, sessiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâli rahat olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahat, huzur, istirahat, Asfyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آسودگی] huzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آسوده خاطر] gönlü rahat, huzurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutum, davranış, tavır; vaziyet alış; (hav). dünya ve ufka göre meyil (s).tutumla tutumla ilgili, vaziyete ait. attitudinize (f). tavır takınmak, vaziyet almak, çalım satmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). auditor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cüretli, cüretkâr; küstah, arsız. audaciously (z). küstahça, cüretle. audaciousness (i). küstahlık, cüretkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cüret; küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işitileilir, duyulabilir. audibil'ity, audibleness (i). işitilebilme duyulabilme. audibly (z). işitilebilecek surette, duyulacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir toplantıda hazır bulunanlar, dinleyiciler; resmi göruşme, huzura kabul. audience chamber kabul salonu. give an audience to huzura kabul etmek. have an audience with huzura kabul olunmak, mülakat yapmak, gürüşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işiten, duyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses yoluyla kafasında kavramlar oluşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa hitap eden, müzik reprodüksiyonuyla ilgili. audio frequency ses dalgalarının frekansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses dublajı özelliğine sahip video kaydedicilerde, audio dub ya da audio insert işlevi bulunur. Bu işlevler, sesin üzerine yeniden kayıt yapılmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

En iyi ses efekti için iki kayıtlı stereo kanal (12 bit modu) arasında denge sağlayabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kulak ve göze aynı anda hitap eden sistem, öğretimde kullanılan yardımcı araç; (s). kitaptan başka ögretim araçları (radyo, resim, fonograf, televizyon) ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme duyusunu inceleyen bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme kuvvetini ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslına uygun müzik çalan elektronik araçlar (radyo, teyp, fonograf v.b. ) meraklısı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). üst dişlere dayama suretiyle işitmeye yardım eden bir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). hesapların gözden geçirilmesi, hesapların kontrolu, kesin hesap; (f). hesapları kontrol etmek. auditor (i). hesap kontrolörlüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dinlemek; ABD dinleyici talebe olarak bir dersi takip etmek. auditive (s)., (i). işitmeyle ilgili (şey) auditory (s). işitme duyusu ve organları ile ilgili; (i)., (çog). dinleyiciler. auditory canal (anat). kulak yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (opera, koro, v.b.'ne girmek için yapılan) ses imtihanı; işitme hassası, işitme kuvveti, işitme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplantı salonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Görüntü ve/veya ses bilgilerini kaydeden, işleyen ya da oluşturan/çalan ürünler bu kategoride verilmektedir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Devletin gözü. 2.Devletin kaynağı. Aynüddevle (Öl. 1152). Danişmendli hükümdar. Melikşah’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Suya yansıyan ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) «Azmûden» filinden imef.).

1.Tecrübe olunmuş, denenmiş. Ar. mücerreb.

2.Tecrübe görmüş. Kâr-Azmûde: İş görmüş, tecrübeli.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eti yenen birkaç cins deniz balığı, zool. Sphyraena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Barut renginde, koyu zeytunî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of the General Director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mutlak saadet, uhrevi saadet. the Beatitudes Hz isa'nın Matta incilinde geçen sözleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulutlandırmak, karartmak; kaplamak; içinden çıkılması zor hale getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرود] veda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sarhoş etmek, sersemletmek; şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok görmek, gözü kalmak, haset etmek; vermek istememek. be grudging s. kıskanan. begrudgingly kıskanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BİHBUD) (i. F. bih = iyi, bûden = olmak). İyilik, sağlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهبود] sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BERHURDAR (i. F.). Çalışma ve himmetinin neticesini alan, iyi bir işin mükâfatına nail olan: Berhurdâr olsun. Berhudâr ol oğlum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast; British colony; a popular resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bermuda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a group of islands in the Atlantic off the Carolina coast; British colony; a popular resort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bermuda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Hamilton.

Nüfus: 59.300.

Yüzölçümü: 54 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nda ada.

Önemli Şehirleri: Hamilton.

Dil: İngilizce, Portekizce.

Yönetim Biçimi: Koloni.

Tarih: Bermuda’nın ilk sömürge oluşu, İngiliz Sir George Somers ve beraberindekilerin 1609 yılında bir deniz kazasına uğramalarıyla başlar. Bermuda 1684’te İngiliz Kraliyeti’nin buyruğuna girdi ve 1968’de öz yönetimli sömürge haline geldi. Bermuda’da ABD’nin bir deniz ve hava üssü vardır.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kısa pantolon, Bermuda pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kakma işiyle süslemek, kakmak; pullarla süslemek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: Bİ-HUDE) (i. F.). Boşuna, işe yaramaz şekilde. Beyhude yer» = Boş yere, boşu boşuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortive. futile. in vain. vain. useless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain. to no end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهوده] boş, boşuna.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uselessness. vanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boş, faydasız, neticesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vücutsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kadınların, kıvrım için, saçlarını sarıp sıkıştırdıkları açılır kapanır küçük zıvana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kadınların, kıvrım için, saçlarını sarıp sıkıştırdıkları açılır kapanır küçük zıvana.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bigoudi

sarmaç

Kadınların saçlarını kıvırmak için kullandıkları, metal, sünger veya plastikten, boru biçiminde küçük araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hair ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curler. hair curler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, sağ, sağlam, sıhhî vücut. (bk.) Behbûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, sağ, sağlam, sıhhî vücut. (bk.) Behbûd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهبود] sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهده] boşuna, beyhude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to some extent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی سود] yararsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kısa ve kalın sopa; cop, bir ucu tokmak gibi olan sopa; f. böyle bir sopa ile vurmak; bir işi yapmaya zorlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kadının yatak veya özel oturma odası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eb’ad). Uzaklık, uzak olma; yakın, kurb zıddı: On fersah bûdunda. Bud-ı mesafe = Mesafe ve aralık uzaklığı (bûd ü mesafe dememeli).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Varlık, vücut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrılma, uzaklaşma, vazgeçme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بود] varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tomurcuk, konca, sürgün; gelişmemiş, olgunlaşmamış sey veya kimse; f. sürmek, tomurcuklanmak, konca vermek; gelişme çağında olmak; tomurcuklandırmak; bahç. aşı yapmak, aşılamak. nip in the bud bir şeyin daha başlamadan önünü kesmek, gelişmesine eng

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ABD, k.dili lan, ulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı budakcık). Küçük budak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı buğdak).

1.ince ve küçük dal. Ar. gusn, Fars. şâh.

2.Ağaçta ve tahtada budak eseri, gözü, düğüm. Budak özü = Taze sürgün. Dişbudak — Bir cins orman ağacı, lisanülesafir. Gözünü budaktan esirgememek — Tehlikeye karşı koşmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knot. knob. shoot. knag. knar. snag. knurl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knot. snag. knurl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Ağacın dal olacak sürgünü. 2.Dal. 3.Dalın gövde içindeki sert bölümü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Budaklar sürmek, dallar peyda etmek, dallanmak: Ağaç budaklandı.

2.Çatellaşıp zorlaşmak, pürüzlenmek: İş budaklandı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Dal ve budağı olan (ağaç).

2.Budak yerleri ve düğümleri olan (tahta ve kereste).

3.Teferruat ve müşkülâtı çok olan: Dallı, budaklı iş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gnarled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gnarled. knotty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Budakları olmayan (ağaç).

2.Budak yerleri ve ukdeleri olmayan düz (tahta ve kereste)


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmak, akıllı olmayan, kafasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. «bedii» in cem’i olan budalâ» dan ki abdâl ile aynı mânâdadır). Akılsız, ahmak, bön, ebleh. Para budalası = Paradan başka bir şey düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. dullish. barren. chumpish. clownish. doltish. dreary. sappy. zany. fool. chucklehead. clod. jackass. juggins. noddy. noodle. prune. simple simon. soft. twit. zany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boob. daft. dim. dope. dopey. fool. silly. sucker. twit. stupid. birdbrained. blockheaded. dumb. mad on. silly about. idiot. gull. half-wit. ass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fool. clod. clueless. dopey. goofy. imbecile. inane. kooky. muggins. nitwit. sappy. silly. simple. simpleton. stupid. thick. touch in the brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ahmakça, eblehçe: Budalaca bir harekette bulundu.

2.Az ahmak, ahmağa benzer, pek akıllı olmayan: Budalaca bir adamdır. Ahmahça, ahmahlıkla, eblehlikle: Budalaca hareket ediyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloddish. foolish. preposterous. senseless. witless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmaklık. Ar. hamâkat, belâhat: Onun budalalığı Aşikârdır. Bir budalalık etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foolishness. stupidy. madness. idiocy. imbecility. jig. stupidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave foolishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pruning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı: Buğdamak), (ağaç ve bağın). Fazla budaklarını kesmek veya budaklarını kısaltmak: Ağaç, bağ budamak. mec. Asma budamak = Boş lâkırdı söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prune. trim. to prune. to trim. to lop. to cut sth back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prune. to trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Budakları kesilmek: Bu bağ daha budanmamıştır. mec. Bir işe itina ile sarılmak, ehemmiyetle girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Budayıcının kestiği ağaç ve bağ budakları, kesilmiş budakların tamamı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Budapeşte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Ağaçların veya asma ve bağın budaklarını kestirmek.

2.Kestirmek, kısaltmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaç ve bağların budaklarını kesmek sanatiyle geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Buda, Hindistan'da mabut olarak kabul edilen din ögretmeni. Buddhism i. Budizm, Buda dini. Buddhist Budist, Buda dinine inanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili arkadaş, ahbap, kafadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kımıldamak, hareket etmek; kımıldatmak, hareket ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetkuşu, zool. Melopsittacus undulatus; kıs. budgie

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bütçe, stok; f. bütçe yapmak, bütçenin ayrıntılarıyla ilgilenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddhist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budhist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buda tarafından kurulan ve Uzak Doğu ülkelerinde yaygın bulunan bir din.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buddhism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budhismus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ard ayakları kısa ve uzun boylu bir cins sırtlan. Bodur, küçük, (bk.) Bıdık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. people kavim. nation ulus. millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

people. nation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Halk, kavim, ahali.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Budun).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soğukluk, soğuk, Ar, berd, Fars. sermâ: Havanın burûdet şiddeti. mec. İnsan münasebetlerinde soğukluk, sevişmeme, düşmanlığa yakın anlaşmazlık, karşılıklı nefret: Aralarında burûdet vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برودت] soğukluk. bûs etmek öpmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برودت] soğukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can eritici, can yakan, acıma uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). kuyrukla ilgili; kuyruga yakın; kuyruğa benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(zool). kuyruklu, kuyruğa benzer bir uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hastalara içirilen (şarap, yumurta, ekmek, şeker ve baharat karışımı) sıcak bir şerbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yahudi, çıfıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çıfıtcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş tecrübesi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesinlik, katiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh eriten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çirkefe bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). topallama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bulut; duman veya toz bulutu; leke. cloudburst (i). sağanak. cloud-capped (s). bulut ile kaplanmış (dağ tepesi). cloud chamber (fiz). buhar hücresi cloudland (i). hayal. in the clouds hayal aleminde dalgın. under a cloud şüpheli; dertli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulutla kaplamak, karartmak, örtmek, gölgelemek; lekelemek,şüphe altında bırakmak;bulutlanmak, kararmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bulutlu, bulutlarla ilgili; dalgalı (mermer); dumanlı; karanlık, açık. olmayan; şüphe altında; töhmet altlnda cloudily (z). bulutlu olarak cloudiness bulutlu olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(meyhaneciotu): Lohusagillerden, nemli yerlerde yetişen, uzun ve yeşil yapraklı bir bitkidir. Sapları sivri, kısa ve parlaktır. Çiçekleri de çana benzer. Hekimlikte kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Loğusaotu familyasından bir bitki, meyhaneci otu (asarum europaeum).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hileli bir işe ortak olmak; dolap çevirmek. collusion (i). hile, tuzak; danışıklı dövüş. collusive (s). hileli bir ortakIık ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bitirmek, son vermek; neticelendirmek, sonuçlandırmak; bir karara varmak; netice çıkarmak, istidlâl etmek; bitmek, sona ermek; karar vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). örf, adet, alışkanlık, itiyat. consuetu'dinary (s). mutat, alışılagelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo çöp değersiz şey, çerçöp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ham, rafine edilmemiş; incelik ve zarafetten yoksun; kaba, acemi; (i). ham petrol crudely (z). kabaca; edepsizce. crudeness (i). kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). edepsizlik, kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik, sahâvet, el açıklığı: CCd u kerem sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جود] cömertlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geviş. chew the cud geviş getirmek; derin derin düşünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayrı, ayrılmış, firkate dûçar, ayrılığa düşmüş. Dostlarından, akrabasından ve vatanından cüdâ düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşağılık adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Ayrılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kucaklamak, bağrına basmak, sarılmak; sarılıp yatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). küçük kamara veya kiler, gemi mutfağı; ufak oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kısa kalın sopa, çomak; (f). sopa ile dövmek, dayak atmak; (çoğ)., spor eskrim gibi bir oyun. cudgel one's brain hatırlamaya çalışmak, zihnini yormak. take up the cudgels for şiddetle müdafaa etmek, savurmak, tarafını tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Cömert, eli açık. 2.İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh’un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cudi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (tyehûdıdan galatı: çıfıt). Yahudi cemaatinden adam, Yahudi, mec. İnatçı ve garezkâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Donukluk, donuk olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Buzul, buz nehri (Fr. glacier).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kubbe, kümbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cünd). Cündler, süvariler, (bk.) Cünd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Göz önünde işlenen suç, suçüstü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tamahkâr, huysuz adam. curmudgeonly (s). tamahkâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمود] donukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمودیه] buzul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جنود] askerler. 2.ordular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Avrupa’da (özellikle İngiltere) FM radyo sinyallerinin yerini alması beklenen bir standarttır. Bu yayın türü sayesinde, hem data hem de ses DAB uyumlu yazılımlar vasıtasıyla iletilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) Eteği bulaşık, mec. İffetsiz, kötü işlere karışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Etek bulaşıklığı, iffetsizlik, suçluluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دامن آلوده] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Türk musikisinde bir düzenin ve bir çeşit ney’in adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) Kendisine kitap olarak Zebur’un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur’an-ı Kerim’de 16 yerde ismi geç(Erkek İsmi) - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Hazret-i DAvûd’un sesine benzer kalınca, pek hoş ve tesirli (ses): Müezzin DAvûdî bir sesle ezan okudu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtiyarlıktan ileri gelen elden ayaktan kesilme, düşkünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dolandırmak, aldatmak, hakkını yemek, gadretmek; (slang). üç kâgıda getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak, yanlış yola sevketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu mineralleri ve içlerinde tuz bulunan kayaları erozyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu mineraller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.

Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.

Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum’un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor’un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.

Yüz milyonlarca yıl, eksiltme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu minarelleri ve içlerinde tuz buluna kayaları erezyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu minareller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.

Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.

Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum’un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor’un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.

Yüz milyonlarca yıl, eksilme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). soymak, açmak; (jeol). aşındırarak çıplak bırakmak; tamamen mahrum etmek. denuda-tion (i). soyulma, çıplak kalma, açılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kullanılmayış, yürürIükten kalkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Köy ağası, köy kâhyası, muhtar.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunmak için tasarlanan bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimi (diğer modellerde bulunan geleneksel tek amplifikatör yerine) kullanan iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, huzurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, güdâhten = eritmek). Yüreği eriten, yüreğin dayanamayacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü gitmiş, Aşık, vurgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Zeytingillerden, kerestesi sert bir ağaç (fraxinus excelsior).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ashen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ash tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus excelsior): Zeytingillerden sert keresteli bir ağaçtır. Boyu 30 metre kadardır. Yaprakları 9-13 parçalı bir dantela görünümündedir. İlkbahar ve yaz aylarında kabuğu ve yaprakları toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, vücuda kuvvet verir. Anne sütünü artırır. Romatizma ve nikris ağrılarını keser. Kabızlığı giderir. (kabuğu ise kabızlık yapar, ishali keser) idrar söktürüp, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Mobilyacılıkta da kullanılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). benzemeyiş, başkalık, fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileri de onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten ‘aspartame’ denilen tatlandırıcı, şekerden 200 kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yazan yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekinmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileride onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten “aspartame” denilen tatlandırıcı, şekerden 2 yüz kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekilmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first-hand. immediate. face-to-face. first hand. first-hand. sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha zengin, daha güçlü bas sesi sunması için oluşturulmuş bu yenilikçi subwoofer, her biri ayrı bir hoparlör birimini çalıştıran iki tam dijital amplifikatör kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaset hızında kısa süreli hız değişikliklerini önlemek için kaset sürücünün döner mekanizması, kayışlar yerine doğrudan motorlarla döndürülmektedir. Bu sayede daha güvenilir, doğru kaset hareketi ve en iyi ses kalitesi elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın son hızla koşması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at a full gallop. at full speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). köle gibi çalıştırılan kimse; (f). ağır ve tatsız bir iş yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ağır ve sıkıcı iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurt, böcek: DÜd-ı hazz, dûd-ı harîr = ipek böceği. Dûd-ı vahîd, dûd-ı şeriti = Karında hasıl olan uzun şerit, tenya.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دود] böcek, kurtçuk, kurt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دود] duman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask.) patlamayan mermi veya bomba; (k.dili) başarıya ulaşamayan kimse, başarısız iş .duds (i)., (k.dili) elbise, giyim eşyası; şahsi eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dumanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Eskiden üzerlik, günlük ve ödağacı yakarak cin dâvet eden büyücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baca, duman yeri, ocak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aile, hânedân, kabile, silsile, soy, sop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)

1.Külhancı.

2.Aşçı.

3.Tömbeki içen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Ağzın üst ve alt kenarı. Ar. şefe, Fars. leb: Ait dudak, üst dudak; kiraz, mercan dudak.

2.mec. Kenar, bir şeyin ağzının kenarı, kıyısı: Leb-i deryâ = Deniz dudağı (yani sahil). Dudağını ısırmak = Hayrette kalmak. Dudak bükmek = Ağlayacak gibi olmak. Dudak çatlamak = Mahzun ve üzüntülü olmak. Dudak çukuru = Ust dudağın oluğu. Dilberdudağı = Hamurdan yapılır bir çeşit tatlı. Dudak sarkıtmak = Somurtmak. Dudak dudağa = Öpüşmek, Fars. lebber-leb. Dudağından kan damlar = Kırmızı, güzel dudaklı. Kiraz dudak = Bir dilberin lâl renkli güzel dudağı. Dudak yarılmak, uçuklamak = Birdenbire pek korkmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dudaklar, güneş veya soğuk havanın tesiriyle çatlayabilir. Endişe edilecek bir durum yoktur. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri çatlakları gidermek amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Cevizyağı, balmumu.

Hazırlanışı : 2 çay bardağı cevizyağına, 2 çorba kaşığı eritilmiş balmumu konur. Karıştırılarak soğutulur. Küçük bir şişeye doldurulur. Sabahları dudaklara sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük solucan, ufak kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Kabile, ocak, aile.

2.İsinden mürekkep yapılan çıra.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوده] is.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). züppe adam, giyimine aşırı düşkün erkek; (k.dili) tatilini taşralıların yanında geçiren şehirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Yerin altında akan suların oyup meydana getirdiği derin kuyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

katavothre. ponor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2.Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).öfke, hiddet, suçluluk veya pişmanlık duygusu. in high dudgeon çok öfkeli, tepesi atmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânedân, aile, sülâle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دودمان] soy sop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dudu kuşu, papağan, (bk.) Tötî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mrs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Hanım, küçük kardeş. 2.Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3.Abla, yaşlı ermeni kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanım, k’adın (eski tâbir olup sonradan başlıca Ermeni kadınlarına ve bunların yaşlılarına denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «tütmek» ten «tütük»).

1.Nefesle çalınarak ince bir ses çıkaran saz. Düdük çalmak, üflemek: Düdüğün çeşitleri olur: Çocuk, çoban, gemici düdüğü.

2.Vapur ve demiryolu lokomotifi gibi makinelerin buharla ses çıkardıkları boru: Vapur düdük çaldı.

3.Uzun ve içi boş şey: Düdük kemiği, düdük makarnası.

4.mec. Düdüğü çalmak = Faydalanmak, kazanmak.

5.Zıvana gibi içi boş.

6.mec. Akılsız, cahil, boş (adam). Düdüğüm = Boş herif (alay için kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. whistle. hooter. reed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooter. whistle. pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. whistle. penny whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düdük çalan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cinsî temasta bulunmak (argo).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düdüğü olan. Düdüklü tencere = Buharı içinde tutarak yemeği çabuk pişiren tencere çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a whistle. pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere dahayüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ درود] övgü. 2.selam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Başkası için duygudaşlığı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Başkalarının duygularına, sevinç ve acılarına katılma isteği veya hali. Ar. tecâzüb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Bulutlu, (kelimesi kelimesine) buluta bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ابرآلود] bulutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Süleyman b. el-Eşas es-Sicistani. Kütüb-i Sitte’den birisi olan Sünen-i Ebu Davud’un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasından seçtiği 4800 hadisten oluşan Sünen’i, ahlak, tarih ve fıkıhla ilgili meseleleri içerir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuyruksuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çoğalan, artan. Osm. tekessür ve tazâyüd eden (nadiren bazı terkiplerde geçer).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kaçamak yapmak, sakınmak, bertaraf etmek -dan paçayı kurtarmak, -dan sıyrılmak: gözünden kaçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («endûden» fiilinden irnas sıfat terkiplerinde bulunur). Sürülimas.) (sıfat terkiplerinde bulunur). Sürülmüş, altınla işlenmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kefenlemek; örtmek, gizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yiğitlik eden erkek. 2.Sevk ve idare kabiliyeti olan, lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ergüden).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Genel kural olarak gelişmiş hayvanların beyinleri basit yapılı hayvanlarınkinden, iri yapılı hayvanların beyinleri de küçük hayvanlarınkinden daha büyük ve karmaşıktır. Ama beyin büyüklüğünün zeka ile hiçbir bağlantısı yoktur. İnsanlarda yetişkinlerin beyinlerinin çocuklarınkinden, erkeklerin beyinlerinin kadınlarınkinden biraz daha büyük olmaları yalnızca yaş, vücut ağırlığı ve cinsiyet farkından kaynaklanır.

Bir beyine bakarak, onun bir kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğuna karar veremezsiniz, çünkü aralarında şeklen gözle görülür büyük bir fark yoktur. Ancak her iki cinsiyetin beyinleri arasında ortalama bir büyüklük ve ağırlık farkı vardır. Kadın beyinleri erkeklerinkinden yaklaşık yüzde 10 daha küçüktürler. Ortalama yetişkin bir erkeğin beyninin ağırlığı 1.375 gramdır.

Burada unutulmaması gereken en önemli husus, kadınların vücut ağırlıklarının da erkeklerden yüzde 10’un üstünde bir oranla hafif olmasıdır. Yani kadının beyninin vücuduna oranı yaklaşık yüzde 2,5 iken erkeğin yüzde 2’dir. Sonuçta kadınlar vücutlarına oranla daha büyük bir beyne sahiptirler.

Tek bir beyne bakarak hangi cinse ait olduğuna karar veremezsiniz ama ortada 100 tane beyin varsa en küçüğünün bir kadına, en büyüğünün ise bir erkeğe ait olma ihtimali çok kuvvetlidir.

İnsan beyninin hacim olarak büyüklüğünün zeka ile bir alakası yoktur. Bilimsel çalışmalar ilk insanlardan Neanderthal adamının beyninin günümüz modern erkeğininkine göre 100 santimetreküp daha büyük olduğunu göstermiştir.

Bilinen en büyük beyinlerden biri Rus yazar Turgenyev’inki idi ve 2021 gramdı. Dünyanın en zeki bilim adamlarından biri kabul edilen Einstein’in beyni ise ortalama boyutta bir beyindi.

Yunusun beyni ortalama 2270 gram ağırlıkta olup insanınkinden yaklaşık 1,66 kat daha ağırdır. Ancak bu, yunusların insanlardan daha zeki oldukları anlamına gelmez. Beyin ağırlığı ile zeka orantılı olsaydı 5 kiloluk beyni ile fil karadaki hayvanların hepsinden, 9 kiloluk beyni ile balina tüm canlılardan daha zeki olurdu.

İnsan beyninden 7 kat daha ağır olan balina beyni, kendi vücudunun 40000’de biri kadardır. Memelilerin beyinlerinin ağırlıkları genel olarak vücut ağırlıklarının 100’de biri, kuşların 200’de, sürüngenlerin 300’de, balıkların ise 5 - 6,000’de biridir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) âlim, geniş bilgi sahibi, allâme. eruditely (z.) âlimane, geniş bilgi sahibi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çok geniş ve çeşitli bilgi, okuma ve araştırma ile edinilen bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin arslara. - Şeref lakabıdır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشک آلود] gözyaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İnceleme, tetkik. Musikide didaktik maksatla bestelenmiş eser.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) etud.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) saadeti en yüksek gaye bilen felsefe sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saadet, mutluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) gazları tahlil ve ölçmek için kullanılan alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tam ve doğru olma, her işi yolunda, vaktinde ve doğru olarak yapma, hatasızlık, kusursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) hariç tutmak, dışarıda bırakmak, dahil etmemek, engel olmak, yoksun bırakmak, mahrum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahkeme veya dava dışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itip çıkarmak, ihraç etmek; suyunu çıkarmak, sıkmak. extruded rods yumuşak halde iken deliklerden geçirilen demir çubuklar. extrusion (i)., (mad). ihraç etme, çıkarma. extrusive (s). ihraç eden; fırlatan, püskürten; (jeol). püskürük (volkanik kaya).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ter gibi dışarı vermek veya çıkmak, sızmak. exuda'tion (i). dışarı sızan şey, ter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin feridi, tek, eşsiz, kıyas kabul etmez kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Emir, ferman, irâde, buyrultu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Delil, hüccet, belge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskimiş, yıpranmış, buruşmuş, bozulmuş: Fersûde kıyafetle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فرسوده] solgun. 2.yıpranmış. 3.eprimiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fersûdelik, eskilik, yıpranmışlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kan davası; kavga; (f). ihtilâflı olmak, kavga etmek. feud with kavgalı olmak, husumet beslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımar, zeamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). derebeyliğe ait. feudal system Avrupa derebeylik sistemi. feudalism (i). derebeylik feudal'ity (i). derebeylik; tımar, zeamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımarcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). forjudge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). mahkeme kararıyla elinden almak; mahkeme solonundan çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). metanet sebat, tahammül. fortitudinous (s). metanetli, cesur, tahammüllü, dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hile, dolandırıcılık, sahtekarlık; dolandırıcı ve hilekar kimse, sahtekar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hileli, sahte; hilekar, dolandırıcı; hile ile ele geçirilen. fraudulence (i). hilekarlık. fraud ulently (z). hile ile, sahtekarIıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Freud tarafından bulunan psikanaliz usulünün taraftarı, Freudyen; (s). Freud kuramlarına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FUDELA) (bk.) Fuzala.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şaşırtmak, sersemletmek, sarhoş etmek; sarhoş olmak, sızmak; (i). sersemlik, şaşkınlık, sarhoşluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili geri kafalı kimse; müşkülpesent kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yumuşak bir şekerleme; boş laf, saçma; (matb). son dakikada gazeteye konan parça; (f). uydurmak; acemice iş görmek; saçma söz söylemek; bilya oyununda eli fazla ileri götürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Nekeslik, hasislik.

2.Alçak. (bk.) Aşağılık.

3.Alçak, hasis.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çoğaltan, arttıran. Efzûd’un hafifletilmişi. (bk.) Efzûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. gam = keder, F. Alûden = bulaşmak). Kedere bulaşmış, kederli, keder veren. Fars. hüzn-Aver.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غرض آلود] maksatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süs, değersiz süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı süslü, cicili bicili, zevksiz. gaudily z. gösterişli surette. gaudiness i. aşırı süslülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiltere üniversitelerinde yıllık ziyafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير محدود] sınırsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general manager. general director / manager. chief executive. chief general manager. director general. head manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head office. chief management. general management.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gerd = toz, Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış, toz, toprak içinde olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرد آلود] tozlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گيرودار] kargaşa, kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlar gibi görünen, ağlamışa benzeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Dînin yayılmasına yardımı dokunan adam.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit hafif sarı peynir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şükran, minnettarlık, kadir bilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) isteksizce vermek, istememek, çok görmek; kıskanmak; diş bilemek; (i.) kin, haset, diş bileme. to carry (bear, have) a grudge (against) kin beslemek. grudgingly (z.) istemeyerek, kıyamayarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça gubâr = toz, Farsça Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غبار آلود] tozlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erimiş, Ar. müzâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güdâhten’den imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur).

1.Eriten, Osm. izâbe eden.

2.Yakan, Fars. sûzân: Dil-güdâz = Yürek yakan.

3.Bırakmayan, imha eden: Tâkat-güdâz — Takat bırakmayan, takat getirilemeyen.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yanma, Fars. sûziş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yanma, yakılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (c. guded). Boyun ve kasık gibi yerlerde bulunan ve Arapça «bayz»dan galat olarak «bez» dediğimiz yumru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غده] bez, salgı bezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gudde). Guddeler. (bk.) Gudde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غدد] salgı bezleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çocuk, küçük, güdük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(GÖDEN) (i.). Kalın barsağın bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geyik derisinden meşin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamois (leather. buckskin. chamois. wash leather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (zool.) yem için kullanılan ufak tatlı su balığı; eski çabuk aldanan kimse; (mak.) mil, mihver, pin; menteşe kovanı; çengel, kanca; dümen dişi iğneciği .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k ). Gütme. İçgüdü = Sevk-i tabiî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impulse. incentive. inducement. motivation. motive. spur. drive. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motive. conscious drive. impetus. motivation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

( (i.). Yüzüne bakılmayacak kadar çirkin, sevimsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very ugly. hideous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hideously ugly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Hayvanları yöneten sürücü.

2.Sürüyü sevkeden, çoban, Ar. râİ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(eski Türkçe: GÖDE, Fars. GûDEK) (i.). Kuyruksuz, tüysüz, küçük, eksik, sakat: Güdük horoz. Güdük kalmak = Neticesiz kalmak, boy atamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be herded. to be intended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gütme işi, sevk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Sevkedilebilen, güdülebilen: Güdümlü balon.

2.Belli bir hedefe göre yürütülen: Güdümlü ekonomi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controlled. directed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controlled. directed. governed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

art produced according to certain guidelines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncontrolled. unguided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gudveler. (bk.) Gudve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sabah, fecr İle güneşin doğması arasındaki zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaybolmuş, telef olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Uyuklamış, uyumuş, uykuya varmış: Gunüde-i hâk-i gufrân (rahmet toprağında uyuyan) Merhum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [غنوده] uyumuş. 2.ölü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uykusu gelmiş, uyuklayan veya uykudan yeni kalkıp daha lâyikıyle gözlerini açmamış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواب آلود] uykulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواب آلوده] uykulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) âdet, itiyat, alışkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin koruyucusu. - Daha çok unvan olarak verilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasetçi, kıskanç (hasede, sanıldığı gibi bunun cem’i olmayıp, hâsid’in cem’idir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسود] kıskanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hasetçilikle, hasetçiye yakışır bir surette, kıskanarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسودانه] kıskanarak, kıskançlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسودی] kıskançlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا آلود] hatalı, yanlış dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bunlar havayla suyun kalitesini önemli ölçüde etkiler ve kirliliğin başlıca nedenlerini oluştururlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Macarca>A.) [حيدود] eşkiya, haydut, yolkesen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zihin körlüğü, anlayışsızlık; letarji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudutları, sınırları bitişik olan ülkeler: Türkiye, Yunanistan’a hemhuduttur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [هم حدود] sınırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contiguous. sharing the same boundary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hemhudûd.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خشنود] memnun, razı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Razı ve memnunluk («hoşnûdiyyet» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hücû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baş zırhı, miğfer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خود] miğfer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Hud (a.s). Ad kavmine gönderilen peygamb(Erkek İsmi) -Kur’an’da ismi geçen 24 peygamberden biridir. Dalalet ve sapıklık içinde olan kavmini ıslah için çok uğraştı fakat onlar, Hud’a inanmadılar ve ani bir fırtına ile yok olarak tarihten silindil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Allah.

2.Efendi, sahip (bu mânâ ile yalnız bazı terkiplerde bulunur): Ged-hudâ (kethudâ) = Ev sahibi, kâhya.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Doğru yol, Fars. râh-ı rast.

2.Hak dini, İslâm dini.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hudâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدا] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Doğru yol gösteren, hidayet eden. 2.Allah’ın isimlerinden. 3.Kur’an-ı Kerim. Ek almadan isim olarak kullanılmaz. Hudanur gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, dâden = vermek). Allah verdi, Allah vergisi, Ar. Atâ-ullah, Tanrı ihsânı çeşidinden olan: Hudâdâd bir istidatla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, peresten = tapınmak). Allah’a tapınan, Allah’a ibadet eden. Ar. muvahhit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خداداد] Allah verdi. 2.Allah vergisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hüdayi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدانکرده] Allah göstermesin, Allah etmesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودآرا] Allah aşkına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خداشناس] tanrıtanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sahip, mâlik, efendi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خداوند] Tanrı. 2.padişah. 3.efendi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Hükümdarlık. 2.Efendi, sahip, maliklik. 3.Hakim, hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Amir, hâkim, sahip.

2.Padişah, imparator, hükümdar.

3.I. Sultan Murad HAn Gazi’nin (1362-1389) lakabıdır ve bu vesileyle, şehzadeliğinde valilik yaptığı Bursa vilâyetine de Cumhuriyet’e kadar böyle denmiştir.

4.Mevlânâ Celâleddin-i RÜmî hakkında da kullanılmıştır (yalnız Osmanlı padişahları için kullanılan «hünkâr» tâbiri hudâvendigârin kısaltılmışıdır).


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خداوندگار] padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Sahip, hükümdar, bay. 2.Fars edebiyatında Allah manasında kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Amir, hükümdar. 2.Osmanlı padişahlarından I. Murad’ın ünvanı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدایا] Tanrım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.)

1.Padişah.

2.Tanrı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Tanrı’ya ait olan.

2.Kendiliğinden olan, tabiî, sun’İ ve insan yapısı olmayan: Hudây-ı nâbit = Ekilmeksizin kendiliğinden biten: Hüdayi-nâbit otlar.

3.mec. Hiçbir terbiye görmeyip tabiî hâlinde kalan veya kendiliğinden yetişen: Hudây-ı nâbit bir adam; hudây-ı nâbit bir filozof.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. hüdâ = hidâyet’ ten). Doğru yola girmiş, hidâyete erişmiş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Allah’a mensup, Allah’ın yarattığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kendi kendisine yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. self-sown. volunteer. raised with little or no supervision. self-taught. self-made.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ehdâb). Kirpik, müjgân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. hâdim).

1.Hâdimler, hizmet edenler.

2.Cinci hocaların toplayıp gûyâ kendilerine hizmet ettirdikleri cinlere de denir: Hüddâmlı hoca. (bk.) HAdim.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدام] hizmetçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bir araya sıkışmak; birbirine sokulup sarılmak ve çömelmek; acele ile karmakarışık tıkmak (esya). acele ile biraraya toplamak; i. karışıklık, düzensiz ve karışık toplanma; Amerikan futbolunda oyun arasında oyuncuların baş başa verip konuşması; A.B

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mekke’den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2.İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çavuşkuşu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودپرست] bencil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) bencillik, kendini düşünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUZRET) (İ.A. kimya). Yeşillik: Hudret-i evrak = Yapraklardaki yeşil renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. had). Hadler, sınırlar, (bk.) Had.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدود] sınırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vuku bulma, meydana gelme, olma: Bir vaka hudûs etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدوس] meydana gelme, vukubulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HUDÜD) (I. A ). Sınır, hudut. (bk.) Hudûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demarcation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frontier. border. limit. end. boundary. frontier sınır.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. front. limits. confine. property line. terminus. side. contour. boundary line. border. bound. boundary. frontier. limit. march. margin. rubicon. verge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to limit. to put a limit to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sınırsız; sonsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlimited. boundless. illimitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aldatma, oyun, dolap, hiyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدعه] düzen, dalavere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatıcı, dolap çeviren, hilekâr, hilebâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Daimîlik, ölmezlik, beka, devam, sermedîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Alûden = bulaşmak). Kana bulaşmış, kanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون آلود] kanlı, kana bulanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Hindî) (Hindli). Hindliler. (bk.) Hindî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aklı kapılmış, aklı başından gitmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji) (uyd. k ). Canlıları, düşünmeksizin, kendilerine faydalı ve lüzumlu birtakım işlere sevkeden duygu, Osm. insiyak, sevk-i tabiî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinct.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinctive insiyaki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instinctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. muzmin sıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tedbirsiz, ihtiyatsız, basiretsiz. imprudence i. tedbirsizlik,ihtiyatsızlık. imprudently z. tedbirsizce, ihtiyatsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arsız, edepsiz, yüzsüz, küstah, saygısız. impudence i. küstahlık, yüzsüzlük, arsızlık. impudently z. küstahça, arsızca, yüzsüzce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. utanmazlık, hayasızlık, edepsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeteneksizlik, kabiliyetsizlik; uygunsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işitilemez, duyulamaz. inaudibly z. işitilmeyerek, işitilmeyecek surette. inaudibil'ity i. işitilmezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şüphe, tereddüt, kararsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. işine almak, kapsamak, şamil olmak, ihtiva etmek, dahil etmek, hesaba katmak. included s. dahil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hudutsuzluk, mahdut olmayış, sonsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nankörlük, iyilik bilmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tedbirsiz, akılsız, basiretsiz. injudiciously z. tedbirsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rahatsızlık, sükunetsizlik; endişe, kaygı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arada olan olay; tiyatro ara piyesi, perde arası; (müz.) ara faslı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) zorla içeriye sokmak; istenilmeyen bir yere müsaadesiz ve davetsiz girmek; (jeol.) tabakalar arasına sokmak (volkanik kaya) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) davetsiz misafir, hakkı olmadığı yere giren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bir yerde bulunmak, varlığını göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Devletin İtimâdı, güveni. 2.Safevî sadrâzamlarına verilen unvan.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) intreuterine device.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paslı, pasa bulanmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Judes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Roma imparatorluğunda Filistin'in güney kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., K.M., tar. Yahuda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Musevilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilerin dinsel inanç ve ilkeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. Musevileşmek, Musevileştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti İsa'ya ihanet eden öğrencisinin adı, Yahuda; arkadaşına ihanet eden kimse. Judas tree erguvan, bot. Cercis siliquastrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hüküm, karar, yargı; bildiri, tebligat; bir davanın görülmesi; netice; muhakeme, yargılama, temyiz kuvveti; takdiri ilahi; kıyamet; mat. hüküm. judgment on default gıyabi karar. Judgment Day kıyamet günü, hüküm günü. judgment debt mahkeme kararına

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargıç, hâkim; hakem; aralarında uyuşmazlık olan iki kişinin arasını bulan kimse; bilirkişi; Yahudi tarihinde krallardan önce hüküm süren hâkimlerden biri; b.h., çoğ. Eski Ahitte Hakimler kitabı. judge advocate askeri mahkeme. savcısı. a good judge

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hükmetmek; hüküm vermek; muhakeme etmek, yargılamak, bir mesele hakkında fikir edinip karar vermek; doğrusunu araştırmak; tenkit etmek; bir davayı çözmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yargılanması olanaklı, hakkında hüküm verilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargıç, hâkim. judicative s. hüküm kudreti olan, yargılamada uzman. judicatory s., i. hükümle ilgili, yasamayla ilgili, hükmeden; i. mahkeme; yasama kurulu; yasama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yargılama hakkı, yargılama işlev ve işlemi; hâkimlik; mahkeme, hâkimler heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adli mahkemelere veya hükümlerine ait, hâkime ait; adli, hukuki; yargılayan; şer'i. judicial assembly hakimler heyeti, adli encümen. judicial discretion huk. takdir hakkı. judicial murder adli katil, adli hata üzere idam. judicial notice huk. meş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. adli, hukuki, muhakemeye ait; i. yasama kurulu; bu işlevi yürütmek için kurulan mahkeme sistemi, adliye; hâkimler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıllı, tedbirli, iyi düşünebilen; sağgörülü; mantık ve muhakeme ile yapılmış. judiciously z. mantıklı bir şekilde, akıllıca. judiciousness i. sağgörülülük, basiretlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sport adapted from jujitsu and similar to wrestling; developed in Japan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle way ' A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic recognition Judo is a method of turning an opponent's strength and overcoming by skill rather than sheer strength. 'Gentle way' A Japanese art of self-defense and a sport with Olympic r

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle Way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Japanese martial art founded in the 19th century A derivative of jiu-jitsu, both share some of the same history and techniques, though Judo has been refined as more of a sport Judo emphasizes throws and takedowns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A competitive martial art and popular world-wide sport created by Dr Jigaro Kano about 100 years ago. : Japanese system of wrestling, developed in the 19th century.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle or flexible way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of wrestling in which clothes are worn by the contestants The clothes and belt allow for greater range of technique The depth of judo in the use of Tachiwazw and Newaza require skill plus physical and metal fitness being increasingly raised to an e

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Modern martial art system established by Jigoro Kano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gentle way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Judo developed from the principles of jujitsu, a weaponless system of self-defense which was developed by Buddhist monks over a period of 2,000 years Jigoro Kano, a Japanese jujitsu expert, created judo in 1882 By dropping some of the more dangerous moves

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. judo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İngiliz kukla oyununda Punch'ın karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hukuk ilmi; düstur. jurisprudent s. hukuk uzmanı. jurispruden'tial s. hukuk ilmine ait; hukukla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاضی القضات] başkadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir köfte cinsi. bk. Kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meat and rice croquettes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Kalıp, biçim, şekil.

2.Beden, kafes.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Vaktiyle kapdân-ı deryâdan sonra Osmanlı deniz kuvvetlerinin en büyük amirali, oramiral. Bunun aşağısında patrona ve riyâle unvanları ile iki amiral daha vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş denemiş, iş görmüş, görgülü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mavi, gök renginde Çeşm-i kebûd = Mavi göz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کبود] mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâvi, gök renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Mavilik.

2.Mâvi renkli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: ked-hudâ = ev sahibi. Türkçe’de: kâhya). Bir daire ve konağın yahut çeşitli işlerin idaresiyle görevli adam, vekilharç: Eski vüzerâ kethudâları; sultan kethudâsı; kethüda kadın; hazîne kethudâsı. Esnaf kethudâsı (kâhyası) = Esnafın reisi. Kapı kethudâsı = Bir valinin veya bir dairenin BAbıâlî’ce işlerini yürütmekle görevli memur: Bağdad kapı kethudâsı; Burgaristan kapı kethudâsı. Kol kethudâsı = Vaktiyle yeniçeriağasının vekili. Köy kethudâsı = Muhtar, kocabaşı, mec. Başkasının işlerine karışan: Seni kethudâ (kâhya) koymadım; sen, benim kethudâm (kâhyam) değilsin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kethudâ sıfet ve görevi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'ya özgü beyaz çizgili iri ceylan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Hıristiyanlar’ca «Fr. eucharistie» denilen Ayin. Kudas almak = Communlon (komünyon) törenini yapmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قضات] kadılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Mübarek, aztz ve muazzez olsun: Kuddise sırrehû = Sırrı aztz olsun (büyük velîler hakkında söylenen bu dua tâbirine mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuds» ten imüb.). Esmây-ı Hüsnâ’dan yani Allah’ın 99 adından biridir. Pek aziz ve mübarek, pek mukaddes: Yâ Kuddûsl

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Temiz, pak. 2.Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. 3.Çok aziz, mübarek. - Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Kuddus olan Allah’ın nimetine mazhar olan 2.19.yy. Bor’lu meşhur mutasavvıf Türk şairi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çocukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çocuk, Ar. tıfl, sabî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کودک] çocuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kadîm). Kadîmler, eskiler, eski adamlar, bk. Kadîm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدما] eskiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şöhret, şan, şeref.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kuvvet, tâkat, iktidar: Kudretim yetmiyor; kudretim yok ki. 2.Tanrı’nın her şeye kaadir olması, kâinâtı kaplamış olan ezelî kuvvet: Kudret-i ilâhiyye.

3.Tanrı yapısı, tabiat, insan eli karışmaksızın vücude gelen şeylerin kaynak ve aslı: Kudretten insan şeklinde bir taş. Kudret helvası = Bazı ağaçlarda olan bir madde. Kudret hamamı = Sıcak mâden suyu, banyo, ılıca, kaynarca. Kudret topu = Gök gürlemesi, Ar. raad.

4.Mâlî iktidar, servet, zenginlik: Kudret sahibi bir zat.

5.Ehil ve bir mevzuda iktidar sahibi, çok geniş bilgili olma, otorite: ilmî kudret, edebî kudret.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

might. power. might güç. erk. erke. ability yetenek. wealth zenginlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

might. power. strength. capacity. ability. the omnipotence. force. hand. oomph. rat race. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدرت] güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kuvvet, takat, güç. 2.Allah’ın ezeli gücü. 3.Varlık, zenginlik. 4.Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyl(Erkek İsmi) 5.Ehliyet kabiliyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. kudret = güc, Fars. yâften = bulmak). Kuvvet bulan, muktedir olan, gücü yeten: Bu işe kudret-yâb olamadı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(manna): Bir çeşit dişbudak olan fraxinus ornus ağacının torba şeklinde ve içi sıvı dolu yerine yapılan kesiklerden çıkan sıvıdır. İçeriğinde mannit şekeri vardır. Yuvarlak, yassı, billuri, kuru parçalardır. Rengi soluk sarımsı ve içi beyazdır. Kokusu bala benzer. Lezzeti şekerlidir. Suda kolay erir. Kullanıldığı yerler: Kolay kullanılır, hoş bir müshildir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I.). Muktedir, iktidar sahibi, gücü yeter. Kudretlû = Padişahlara verilen unvanlardandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mighty. powerful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powerful. capable. mighty. puissant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(momordica): Kabakgiller familyasından, tırmanıcı, ince gövdeli, bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları saplı ve el gibi parçalıdır. Meyvesi olgunlaşınca, birbirinden ayrılır. Meyveleri 10-15 cm boyunda şişkin ve iki uçta incelmiş şeklindedir. Üzerinde kabarcıklar vardır. Turuncu - sarı renktedir. Ev ilaçlarında, zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mide ülserini tedavi eder. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Yaraların çabuk kapanmasını sağlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). İktidarsız, muktedir olmayan, zayıf, Aciz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotent. incapable. powerless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İktidarsızlık, kuv vetsizllk. Ar. zaaf, acz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impotence. powerlessness. incapability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın gücü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kuds» ten imen.) (mü. kudsiyye). Kutsal, mukaddes, muazzez, azîz, Tanrı’ya ve meleklere ait. Alem-I kudsî = Tanrı katı. Hadîı-i kudsî = Peygamberimizin Allah’ın iihâmıyla söylediği sözler ki, kendiliğinden söylediği hedîs-i şeriflerden ayrılır. Fars. Kudsiyân = Tanrı katında oturanlar, yani melekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدسی] kutsal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kutsal, muazzez, mukaddes. - Allah’a mensup, ilahi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (c. kudsî). Kudsîler, melekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدسيان] melekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدسيت] kutsallık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدسيت شکن] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı saygısız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Tanrı’ya ve meleklere alt işler: Kudsiyyât ile uğraşmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kudsi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kutsallık, mukaddestik, azizlik, muazzezlik: Kâbe’ye yaklaşılınca bir kudsiyet duyulur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak) koodoo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Koduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Mevlevi musikisinde kullanılan usul vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قدوم] gelme. 2.kudüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Mevlevîler’in kudûm’a verdikleri ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.) (musiki). Kudüm vuran san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Mevlevî Ayinlerinde kudüm vurarak mutrıbi yöneten san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden bir büyük adamın bir yerden dönüşünde veya bir yere gidişinde kendisine sunulan hediye, yazılan kasîde: KudCmiye takdimi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قدوم زن] kudüm çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keder). Kederler, üzüntüler. Keder’in («ekdâr» şeklinde de cem’i vardır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bulanıklık.

2.Gam, tasa, kederli olma hâli.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t.). Kudurmuş, azgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. uncontrollable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmak işi, kuduz olma: Köpeğin kudurması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kuduz olmak, Kuduz hastalığına yakalanmak: Hayvanlardan en çok köpek kudurur.

2.mec. Azmak, heyecana gelmek, çok kızmak: Bunu. İşitince büsbütün kudurdu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be attacked by rabies. going mad. rage. fume. lash oneself into a fury. ramp. rampage. rave. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rampage. romp. simmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rabid. to go mad. to become hydrophobic. to be beside oneself with anger. to be foaming at the mouth. to go wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furious. mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berserk. rabid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kuduz illetine uğratmak, kudurmasına sebep olmak, kudurmuş hâle getirmek, mec. Azdırmak, heyecana getirmek, çok kızdırmak: Bu sözleri işitince kudurdu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send smb. up the wall. enrage. make hopping mad. frenzy. infuriate. lash into a fury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madden. to cause to become rabid. to madden. to enrage. to send sb berserk. to make sb's blood boil. to burn sb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to enrage sb. to cause sb to blow his stack. to make sb uncontrollable. to drive sb wild. enrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmuş, kudurgan, azgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KUDS) (i. A.). Kutsallık, azîzlik, mukaddeslik, mübareklik. Hazîretü’l-kuds = Cennet bahçesi. Rûhu’l-akdes =

1.Cebrâil.

2.Hazret-i İsâ’ya üfürülen ruh.

3.(hi. coğrafya) Filistin’de üç semâvî dince kutsal sayılan büyük şehir: Kuds-i Şerif.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Filistin’in merkezi olan şehir. - Ruhu’1- Kudüs: Cebrail, Hz.İsa’ya üfürülen ruh.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmuş, Osm. dâ-ülkelbe uğramış: Kuduz köpek. Kudurma, = Osm. dâ-ül-kelb: Kuduz hastalığı. Kuduzotu = Ar. haşîşetüi-kelb, Fr. esctepiade. Kuduzböceği = Ezilmişi yakı yapmaya yarayan bir böcek, yanboliş kurdu, Fr. cantharia (galatı: kunduzböceği).

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kuduz hayvanın ısırması ve salyasının insan vücudundaki herhangi bir sıyrıktan girip, kana karışması sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Tıp dilinde Rabies veya Hydrophobia denir. Kuduz virüsü, vücuda girdikten sonra sinir sistemine yerleşerek, beyne kadar gelir ve orada iltihap yapar. Bu iltihaplanma, ısırıldıktan sonra geçen 7 ila 60 gün arasında meydana gelir. Bu nedenle kuduz aşısının bu süre içinde yapılması gerekir. Kuduz belirtileri ortaya çıktıktan sonra yapılacak kuduz aşısı ile kuduz serumunun kıymeti yoktur. Kuduz hastalığının başlangıcında, yorgunluk, durgunluk, sinir bozukluğu, baş ağrısı ve kalpte sıkışma görülür. Hasta yerinde duramayacak kadar sıkıntılıdır. Bir süre sonra boğaz ve solunum yollarındaki kramplar başlar. Bu dönemde sudan da korkmaya başlar. Kuduz şüphesi olan bir hayvan ısırdıktan sonra ısırılan yerden bol kan akıtılır. Sonra oksijenli suyla yıkanıp, tentürdiyot sürülür. Bu işlem sık sık tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabid. mad. rabies. hydrophobia. lyssa. lyssa-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrophobia. rabies. rabid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rabid. rabies. hydrophobia. hydrophobic. mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thrift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kuduz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kuduz.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(dişotu): Dişotugiller familyasından, koyu yeşil renkli, çok yıllık otsu bir bitkidir. Boyu 30-120 cm arasındadır. Yaprakları sert ve dalgalıdır. Çakıllı, çorak arazide yetişir. Çiçekleri salkım şeklindedir. Zehirlidir. Kullanıldığı yerler: Ödem hastalığında faydalıdır. Mesane taşlarının düşürülmesine yardım eder. Spazm ve ağrıları giderir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Dağ ırmağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Küşâd ve küşâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Oturma. Kuûd etmek = Oturmak

2.Namazın oturarak kılınan kısmı: Kuûd, kıyam ve rükû, kuûdda okunacak dua.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قعود] oturma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kayd). Kayıtlar (cem’inin cem’i olan «kuyûdât» da vardır). bk. Kayd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قيود] bağlar. 2.kayıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قيودات] kayıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kadı (kaadî, kaazî) bk. Kadı.

1.Çift z ile telaffuzu galattır).

2.Bazı çocukların doğarken başlarını ve yüzlerini örten zar, duvak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sütdişi de denilen ve doğumdan altı yedi ay sonra çıkmaya başlayan ilk dişlere verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, büd = ayrılma).

1.Terki mümkün olmayan, lâzım, elzem, zarurî: Bugün gitmemiz lâbüddür; sizin hazır bulunmanız lâbüddür.

2.Ar. Elbette, çaresiz, mutlaka: Siz lâbüd gelmelisiniz; yemeğinde lâbüd meyve bulunacaktır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki yukarıdaki Arapça kelimeden). Saz anahtarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dermansızlık, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arz derecesi; genişlik; bolluk, şümul; serbestlik, tolerans, musamaha; (astr.), (coğr.) enlem; mıntıka; (foto.) filmin toleransı. high latitudes kutuplara yakın yerler. latitu'dinal (s.) arz cihetiyle, enine olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) özellikle dinde geniş düşünüşlü, mutaassıp olmayan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) methiye, övme; (f.) methetmek, övmek, sena etmek, yüceltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) övgüye değer, takdire lâyık, beğenilen. laudabil'ity, laudableness (i.) takdire lâyık olma. laudably (z.) takdire lâyık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ecza afyon tentürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) övme, sitayiş, sena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) övücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boylam; astr. tul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzunluğuna, uzunlamasına; boylama ait. longitudinally z. boydan boya uzanarak, uzunlamasına olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. yüksek (ses); gürültülü, patırtılı; mübalağacı; çok parlak (renk); kaba, inceliği olmayan; z. yüksek sesle, gürültü ile. loudmouthed s. ağzı kalabalık. loudspeaker i. hoparlör, sesi yükseltme aleti. loudvoiced s. yüksek sesli. loudly z. yüksek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yükselmek veya yükseltmek (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. makina düşmanı, makinaların işçinin zararına kullanıldığına inanan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oynama ile ilgili; civelek, oynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gülünç, güldürücü, komik. ludicrously z. gülünç şekilde, komik olarak. ludicrousness i. komiklik, güldürücülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lahd). Lahidler, mezarlar, bk. Lahid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ibâdet» ten İmef.).

1.İbadet olunan ve ibadete lâyık olan Tanrı: Yâ MAbûd!

2.Çoktanrılı din mensuplarının ibadet ettikleri putlar: Eski Yunanlılar’ın çeşitli mâbudları vardı.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معبود] ibadet edilen,

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibâdet» ten imef.). Çoktanrılı dinlerde dişi mâbûd, tanrıça: Eski Yunanlılar’ca Venüs gezegeni aşk mâbûdesi sayılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goddess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «add» den imef.) (mü. mâdûde).

1.Sayılmış, sayılı, sayısı bilinen: Meskûkât-ı mâdûde.

2.Sınırlı, belirli, münhasır: Ticaretin faydaları mâdûd değildir.

3.Bir cins sayısına dahil, bir türlü sayılan: Antimon madenlerden mâdûddur. Nâ-mâdûd (ve daha doğrusu gayri mâdûd = Sayısız, sayılmaz, hesapsız. Ar. lâyuad, çok.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدود] sayılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sayılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c. hukuk). Yumurta gibi sayı İle alınıp satılan şeyler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyüklük, boy; önem, ehemmiyet; astr. kadir. star of the first magnitude birinci kadirden olan yıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahdut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محدود] sınırlı, kasıtlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hamd» den imef.) (mü. mahmûde). Övülmüş, övülmeye değer ve lâyık: Ahlâk-ı mahmûde. Mahmudü’l-hisâl = İyi ahlâk sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محمود] övülmüş. 2.hamd edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değ(Erkek İsmi) Makam-ı Mahmud: Hz.Muhammed’in en büyük şefaat makamı, cennet. 2.Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak üzere getirdiği filin adı. 3.Mahmud (Kaşgarlı) Karahanlılar’dan olan bu Türk bilgini “Divanu Lügati’t-Türk” adlı eseriyle tanınmıştır. 4.Mahmudiye: 2.Mahmut devrinde basılan altın para.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Bingözotu, sakmonya.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(bingözotu): Çitsarmaşığıgiller familyasından; Anadolu’da ve Suriye’de yetişen, sarılarak tırmanan, sürünücü ve sütlü, çok yıllık bir bitkidir. Gövdesi ince ve tüysüzdür. Çiçekleri beyaz ve sarımsı renktedir. Meyvesi 4 tohumlu, 2 gözlü bir kapsüldür. Kökleri uzun ve kalındır. Kökü, nişasta, tanen, müsilaj ve “skammonin” taşır. Ev ilaçlarında kullanılmaması tavsiye edilir. Kullanıldığı yerler: Kalınbağırsağa tesir eden tahriş edici bir müshildir. Frengide faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bingör otu, sakmunya.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). II. Mahmud zamanında basılmış takriben yirmi beş liralık ince ve yassı bir altın para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hased» den imef) (mü. mahsûde). Haset olunan, kıskanılan, herkesin haset ettiği, herkesin hasedini çekecek halde olan: Mahsûd-i akrân oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasad» dan imef.) (mü. mahsûde). Biçilmiş ekin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقصود] istenilen, maksat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kasdolunan, istenilen şey, istek. Maksad, niyet, murat. 2.Varılmak istenen y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Maksud).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski yumuşak huyluluk, munislik, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çapulculuk maksadıyle akın etmek, çapulculuk etmek. marauder i. çapulcu, yağmacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tard» dan imef.). (mü. matrûde). Kovulmuş, tard edilmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطرود] kovulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı duygusal; sarhoşluk tesiriyle yersiz olarak ağlayan veya aşırı derecede duygulanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mebsut).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (imef. olarak isim gibi dilimizde kullanılmamıştır). Çalışma, elden gelen: Bezl-i mechûd etti (elinden geldiği kadar çok çalıştı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A.) (mü. mefkude). t. Olmayan: Para mefkuddur.

2.(hukuk) Yaşayıp yaşamadığı bilinmeyen, kayıp şahıs.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مفقود] kayıp. 2.yok olmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kaybolmak. 2.yok olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «medd» den İmef.) (mü. memdûde). Uzatılan, sesi uzatarak okunan, medli: Elif-i memdûde (uzun elif, A).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uzatılan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Memdud).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «redd» den imef.) (mü. merdûde).

1.Red ve def olunmuş, kovulmuş: Merdûd bir oğlu vardır.

2.Çürütülmüş, yaralanmış: Bu dâvâ merduttur. Tanrı’nın rahmetinden çıkarılmış, mel’ un.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مردود] reddedilmiş, kabul edilmemiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sedd» den imef.) (mü. mesdûde). Seddolunmuş, sed çekilmiş, kapanmış, kapalı, tıkanmış, tıkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şedd» den imef.) (mü. meşdûde). Kuvvetli bağlanmış, bükülmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسدود] kapalı, set çekili, tıkalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühûd» dan imef.) (mü. meşhûde). Gözle görülen, müşâhede olunan: Meşhûd olan gayretiniz sizin yükselmenizi sağlıyacaktır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشهود] görülmüş, gözlenmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görülmek, gözlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «serd» den imef.) (mü. mesrûde). Serdolunmuş, söylenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MES’ÜD) (i. A. «sa’d» dan imef.) (mü. mes’Üde). Saadetli, kutlu, bahtiyar: Daima mes’uddur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسعود] mutlu, saadetli. 2.kutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu. - Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسعودانه] mesutça, bahtiyarlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mesud).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bahtiyarlık, kutluluk, mes’Üd olma: Mesûdiyet içinde yaşıyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mevcut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ موجود] var. 2.hazır. 3.varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Var olan, bulunan. Hazır olan, hazır bulunan. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Var olan her şey, yaratılmışların hepsi, kâinat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assets entre mains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موجودات] varlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mevcud).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Varlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

availability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being. entity. existence. presence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

existence. presence. actuality. entity. subsistence. thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

varlık göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موجودیت] var olma, varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yeni doğmuş çocuk. 2.İhsanın doğduğu y(Erkek İsmi) 3.Doğulan zaman. Hz.Muhammed’in doğumunu anlatan manzum es(Erkek İsmi) - Türk dil kurallarına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mevlud).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vâd» den imef.) (mü. mev’Üde).

1.Vâdolunmuş, söz verilmiş: Mev’Üd olan lutfunuzu bekliyorum.

2.Vâdeli, belirli. Ecel-i mev’ud = Tabiî ölüm.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ موعود] vaat edilmiş. 2.vadeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış hüküm vermek; yanlış anlamak; yanlış fikir edinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamur; k.dili herhangi bir işin en kirli kısmı; kötü söz veya iftira. mud bath çamur banyosu. mud flat gelgit esnasmda biriken çamurların ;toplandığı saha. mudhen su tavuğu, zool. Fulica atra; su yelvesi, zool. Rallus aquaticus. mud pie çocukların

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜDAFAA) (i. A. «def’» ten masdar).

1.Kendisini veya başkasını korumak için, bir hücuma karşı durma.

2.Bir tarafı tutup, aleyhte söylenen sözlere cevap verme, sahip çıkma, savunma.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defence savunma. koruma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plea. defense. protect. maintain. safeguard. screen. ward. pleading. legal arguments. counter plea. defence defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

written defense. defendant's plea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «def» den if.) (mü. müdâfia). Müdafaa eden, karşı duran, dayanan, savunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defender. champion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defense lawyer. defender. counsel for the defense. counsel for the defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Müdafaa eden, koruyan. Savunan, dayanan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MÜDAHALE (i. A. «duhûl» den masdar) (c. müdâhhalât).

1.Karışma, sokulma, el atma: Ben, böyle İşlere müdahale etmem, o, kendi işine müdahale ettirmez.

2.Araya girme, aracılık: Komşuları müdahale etmeye mecbur oldular.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interference. intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervention. interference. meddling. intermeddling. interposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barge. intervene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to interfere. to intervene. intermeddle. to shove an oar in. step in. weigh in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehn» den masdar). Şahsi menfaat İçin birini yüzüne karşı övme, koltuklama, dalkavukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şahsi menfaati için birini yüzüne karşı öven, ikiyüzlü, koltuklayan, dalkavuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüze karşı övmeye ve ikiyüzlülüğe ait: Müdâhenell söz, muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «duhûl» den if.) (c. müdâhilîn). Dahil olan, karışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervening. interfering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intervener. who meddles. meddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehn» den if.) (mü. müdâhine). Şahsî menfaat için birrini yüzüne karşı öven, dalkavuk, koltuk veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devim»dan imef.) (mü. müdâme). Daimt, bâkt, sürekli, kesiksiz, devamlı. Zevk-ı müdim, fOrb-i müdim = mec. Şarap, içki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müdahene» den galat). Minnet: Müdinâ etmek. Müdânâsı olmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «denv» den if.). Yakın, benzer. Bî-mücttnt = Benzersiz, emsalsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müdârât» dan). Kin ve düşmanlığı gizleyip dıştan dostluk gösterme, iyi muamele, yüzüne gülme: Düşmanlara müdârâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dery» den masdar). (bk.) Müdârâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb»dan) (c. mudârebât).

1.Dövüşme, vuruşma: Münakaşa mudârebe ile neticelendi. 2.Bir taraftan sermaye, diğer taraftan emek konmak üzere akdoluran şirket.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ders» den masdar). Birbirine ders verme, ders alıp verme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâ» dan masdar). Hastaya bakıp ilâç verme, doktorun bir hasta hakkında kullandığı İlâç ve tedbirler: Filân tabibin müdâvâtı bana pek iyi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. müdâvelât). Çevirme, devrettirme, verip alma, değiştirme, Ar. teâtî: Müdâvele-i efkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan masdar). Bir işe aralıksız çalışma, bir yere devamlı şekilde gidip gelme, devam, gayret:

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Tedavi eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan if.) (mü. müdâvime). Devamlılık gösteren, bir işte ararlıksız çalışan, bir yere daimt surette gidip gelen, devamlı: Müdâvlm bir memurdur, iktidarı azsa da işine müdâvlmdlr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

habitué. frequenter. regular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequenter. regular visitor. regular customer. habitué. frequent visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dübûr» dan İf.) (mü. müdbire). Gözden düşmüş, talihsiz, düşkün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözden düşme hâli, bahtsızlık, düşkünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahire» den imef.) (mü. müddahare). Biriktirilmiş, toplanmış: Onun müddahar erzakı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müddet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan imef.).

1.Dava olunan şey. 2.İddia olunan şey, haksız ve aslı olmaksızın ileri sürülen görüş ve salâhiyet: O adamın müddeâsı pek büyüktür. Müddaâ-aleyh = Aleyhinde dava olunan, davalı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimed. asserted. claim. accusation. plea. subject of a claim before a court. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. e.), iddiâlar, haksız yere dava olunan şeyler, esassız ve asılsız faziletler, haksız istekler: Bu adamın da ne çok müddeayyâtı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan if.) (mü. müddeiyye).

1.Dava eden adam, davacı: Müddeînin İsteği üzerine müddet-eleyh (davalı) çağırıldı.

2.İddia eden, haksız yere bir şey isteyen veya esassız bir hak ve salihlyet davasında bulunan: Bilgin değil sadece müddetdir.

3.Taht müddeîsi, bir taht üzerinde hak iddia eden prens, Fr. pritendant: İspanya tahtı müddetsi Prens Carlos. Müddeîumûmt (müddet-i umûmi) = Hükümet namına dava eden, savcı Müddeîumûmt muavini = Savcı yardımcı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Savcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosecuting attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savcılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamurlu koşu yolunda iyi koşan at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bir şeyin uzanıp sürdüğü zaman, zaman mesafesi: Beş ay müddetinde, müddet-i ömründe.

2.Zaman, vakit: Bir müddet geçti. 3.Belirli zaman: Bu senedin daha müddeti gelmedi; onun müddeti daha bitmedi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

space. time. period. duration süre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

period. spell. term. period of time. space of time. duration. interval. length. season. space. streak. time span. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth having time limitations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without prescription of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamurluluk, bulanıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karıştırmak, yüzüne gözüne bulaştırmak; becerememek; i. karışıklık; şaşkınlık, sersemlik; karışık şey, karmakarışık iş. muddle along veya on şöyle böyle geçinip gitmek; yanılmalara rağmen bir işten sıyrılıp çıkmak. muddle through ing. her şeye ra

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıvı maddeleri karıştırmaya mahsus çubuk veya alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. çamurlu; bulanık, kirli, pis; karışık; f. çamurla kirletmek, çamura bulamak; bulandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tedbir alınmış, düşünce ile hareket edilmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müdebbire). Her işin arkasını ve sonunu düşünüp önden çare arayan, işin har cihetini iyi düşünen tedbirli, tedbir alan, çare bulan: Müdebbir bir kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tedbirli şekilde: Müdebbirine harekette bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tedbirli olma, uzağı düşünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Debdebeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «dikkat» ten if.) (mü. müdekkıka). Tedkik eden, inceden inceye erayan, inceleyen, her işittiğini körükörüne kabûl etmeyip etrefıyla araştırarak doğrusunu meydana çıkaran: Pek müdekkik adamdır, (c.) Müdekklktn. Her meseleyi araştırıp inceleyen: Müdekkiktn-l ulemâdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. F.). Tedkik ederek, inceden inceye araştırarak: Bu meseleyi pek müdekkikâne yazmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «delâlet» den İmef.) Delil ile isbat olunmuş (Arapça’da böyle bir mânâsı yoktur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proved. supported by evidence. well grounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ders» ten if.) (c. müderrisin).

1.Ders veren adam, öğreten.

2.Camilerde ders-i Am hocası: Müderris vazifesi. 3.İlmî pâye ki çeşitli dereceleri vardı: Müderrlstn-i kirâmdan.

4.Son devirde dârülfünOnda ordinaryüs profesör.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Öğretmenlik, öğreticilik.

2.Eskiden camilerde ders-l Am hocalığı.

3.İlmî pâye.

4.Son devirde dârülfünOnda ordinaryüs profesör pâyesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dtvân.dan imef.) (mü. müdevvene). Dtvân şekline konmuş, bir yere getirilip bir düzen verilmiş: Müdevven şiirleri vardır, Asâr-ı müdevvene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Tedvin olunmuş eserler, bir araya getirilmiş te’lif kitaplar: O kütüphanede bir hayli kıymetli müdevvenât vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den imef.) (mü. müdevvere).

1.Yuvarlak, top ve küre şeklinde: Bir cism-i müdevver.

2.Daire ve halka şeklinde veya dairenin içi gibi yuvarlak, değirmi, tekerlek gibi: Müdevver bir havuz.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den if.) (mü. müdevvire). Döndüren, çeviren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dagm» dan İmef.) (mü. müdgama) (Arapça gramerde). Idgam olunmuş, bir cinsten olan iki harften diğerine çevrilen biri: «meded» den «med» olmak gibi. Diğerine müdgım-ı fîh denir. Müdgam harfe karşılık müdgam-ı fîhe bir şedde verilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamurluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehk» ten if.) (mü. mudhike). Güldüren, güldürücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mudhikât). (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Güldürmeye mahsus eğlenceli tiyatro oyunu, komedi: Güzel bir mudhike oynandı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضحکه] gülünç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güldürücü tiyatro oyunları oynayan veya yazan adam, komedyacı (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ved’» den if.) (mü. mûdia). Emanet ve vedîa bırakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depositor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depositor. person who puts money in a bank. bailor. bailsman. bank's client.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUDİLL) (i. A. «dalâlet» ten if.) (mü. mudille). Idlâl eden, doğru yoldan sapıtan, azdıran, baştan çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güç, zor, çetin, muğlak, karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «adi» den if.) (muaddelât şekli galattır). Büyük, mühim ve ağır işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜDİRR) (i. A.) (mü. müdirre) («müdrir» galattır) (tıp). Süt, kan ve sidik vesair şey akıntıları bol akıtan (ilâç vs.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manageress. directress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manageress. directress. head-mistress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: MÜDÜRİYET) (i. A.).

1.Müdür sıfat ve görevi, müdürlük.

2.Bir müdürün idare ve emrinde bulunan daire.

3.Osmanlı devrinde Mısır’da sancak (vilâyet).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «derk» den if) (mü. müdrike).

1.Yetişen, eren, erişen: XIX. asrı müdrik bir adamdır.

2.Toplama vakti gelen, olgun: Müdrik meyve.

3.Bulûğa ermiş, yetişmiş, bâliğ, reşit.

4.Zihni eren, anlayışlı, anlayan: Bu meseleyi müdrik olmayacak kadar küçük değildir. Kuw«-i müdrike = Anlamak, idrâk etmek kabiliyeti.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who perceives or comprehends. conscious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İdrak eden, anlayan, aklı ermiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müdrik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Müdrik).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idrar verici, işeticl. (bk.) Müdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genellikle politikada hasmına çamur atan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. medîne). Medîneler, şehirler, (bk.) Medîne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: MÜDİR) (i. A. «devr» den if). (mü. müdîre).

1.idare eden, çeviren, bakan: Mektep müdürü.

2.İdare bilir, idareye muktedir, bir işi hakkıyla idare edebilen: Müdür bir adamdır, pek müdîre bir kadın. (c. F. müdîrân).

3.idare memuru: Vapur şirketinin müdürü. Evrik müdürü — Evrak kalem ve dairesinin başı.

4.Bir nahiyenin en büyük mülkiye memuru: Nahiye müdürü.

5.Son devirde Osmanlı devletine tâbî devletlerde nâzır vazifesini gören adam: Mısır, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Tunus dâhiliye, maarif, maliye müdürü, hey’et-i müdîrân.

6.Son devirde Mısır Hidivliği’nde vali: Şarkıyye müdürü. Malmüdürü = Osmanlı devrinde bir kazânın mâliye işlerini idareyle görevli memur, sancağınkine (il) muhâsebeci ve vilâyetinkine (eyalet) defterdâr denirdi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manager. director. administrator. supervisor. head. gaffer. guv. guvnor. intendant. warden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

director. manager. master. overseer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

director. manager. head. chief. headmaster. principal. administrator. doer. woman manager. old man. superintendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant manager. deputy manager. assistant director / manager. assistant director. associate director. second in command. vice- manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deputy manager. assistant / deputy manager. assistant manager. coadministrator. codirector. corporate secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

müdürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a director or manager. directorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorship. management. directorate. headship. curatorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorate. directorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorship. managership. office of director. director's office. manager's office. superintendency. wardenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok sayı; kalabalık, izdiham, halk yığını; çokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok, pek çok; çok kısımlı; (şiir) kalabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mevcut olmayan, yok olan, bulunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hoşnut ve razı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.1. Hoşnutsuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah’tan korkmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sayılmaz, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Had ve sınırı olmayan, sınırsız.

2.Pek geniş, sonsuz, pâyansız, sınırsız.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mesut ve mübarek olmayan, uğursuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نابود] yok. 2.yokluk. 3.perişan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-HUDA) (i. F.).

1.Allah’a inanmayan, Ar. mülhid. (i. F.) (belki aslı: nâv-hudâ).

2.Kaptan, gemi süvarisi.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخدا] kaptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناخدا] Allahsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامحدود] sınırsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Dine yardımı dokunan. - Dilimizde “Nasreddin” şeklinde kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lawful defence defense. self defence defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-defence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.).

1.Hazret-i İbrahim’i ateşe atan ve meşhur BAbil Kulesini inşa ettiren BAbil hükümdarı.

2.Bâbil hükümdarlarına İslâm literatüründe verilen umumî unvan.

3.Yüzü gülmez katı yürekli ve inatçı: Nemrûd bir adam.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.).

1.Hazret-i ibrahim’i ateşe atan ve meşhur BAbil Kulesini inşa ettiren BAbil hükümdarı.

2.Bâbil hükümdarlarına islâm literatüründe verilen umumî unvan.

3.Yüzü gülmez katı yürekli ve inatçı: Nemrûd bir adam.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Babil’in kurucusu olduğu sanılan hükümdar. M.Ö. 2640’ta yaşamış Hz.İbrahim’i ateşe attırmıştır. Babil kulesinin onun zamanında yapıldığı söylenmektedir. -İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) siyahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nohut renginde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نخودی] nohut rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim ve heykel sanatında çıplak kadın betisi. İlk olarak Antik Yunan ve Roma sanatlarında görülen nü, Orta Çağ`da hemen hemen ortadan silinir. Rönesans “Nü”yü yeniden keşfederek geniş ölçüde uygulamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ölünün vasıflarını sayarak ağlaşma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) çıplak; (huk.) hükümsüz; çıplak insan vücudu; böyle resim veya heykel. in the nude çıplak, çıplak halde. nudism (i.) çıplak halde dolaşma alışkanlığı veya merakı. nudist (i.) çıplak halde dolaşma merakı olan kimse. nudity (i.) çıplaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nedîm). Nedimler. (bk.) Nedîm.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) dirsek ile dürtmek;(i.) dürtme. nudge one's memory hatırlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Nüdizm taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nudist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çıplak gezmenin vücut ve ruh sağlığına faydalı olduğunu kabûl eden doktrin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo yapışkan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. A. c.) (m. nakd). Nakdler, paralar, (bk.) Nakd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نقود] nakitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sıfat terkiplerinde bulunur).

1.Gösteren.

2.Görünen, benzeyen, benzer.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gösterilmiş, görünmüş, gözükmüş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) içine sokmak; davetsiz olarak veya istenilmeyen yere sokmak; zorlamak; izinsiz veya haksızca girmek veya girişmek. obtrusive (s.) istenilmediği halde sokulup sıkıntı veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tıkamak, kapatmak; (kim.) emmek, absorbe etmek (özellikle gazlar için); (dişçi.) üst üste oturmak. occlusion (i.) emme veya emilme; (dişçi.) üst üste oturma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headmaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headmaster. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. ombudsman

huk. kamu denetçisi

Parlamento tarafından görevlendirilen, vatandaşları resmî makamların keyfî ve yasa dışı davranışlarına karşı korumakla görevli kişi veya kurum.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. halkın şikâyetlerini takip eden memur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulutlarla kaplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dürüst ve doğruluğu ilke edinen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins meşe ile sair bazı ağaçların verdikleri yemiş ki, kestane çeşidinden ve acıca olup, kabuğu kösele imalinde kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bataklıklara ait; bataklık gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAluze.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vedalaşma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soğuk laf, yavan söz; adilik, bayağılık, tatsızlık. platitudinize f. tatsız laflar söylemek. platitudinous s. souk laftan ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alkış, takdir. plauditory s. alkış veya takdir anlamına gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dolu oluş, bolluk, mebzuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. kilise ayini sonunda özellikle orgla çalınan parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir önceki hareketten dolayı imkânsız hale getirmek, engel olmak, mâni olmak; dışarıda bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden hüküm vermek, bir davayı ayrıntılarıyle dinlemeden hüküm vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. önyargı, peşin hüküm; tarafgirlik; haksız hüküm veya işten gelen zarar; garaz; f. birine tesir ederek haksız hüküm verdirmek; haksız hüküm veya iş ile zarara uğratmak. prejudice against -e karşı haksız önyargı. prejudice in favor of lehine ön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önyargılı; zararlı, muzır. prejudicially z. önyargıyla; zararlı surette. prejudicialness i. tarafgirlik; muzır olma, zarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prelude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başlangıç, giriş; müz. peşrev, fasıl başlangıcı, prelüd; f. bir başlangıçla açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkıntı yapmak, çıkarmak, pırtlamak, dışarı çıkmak, çıkıntı meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gururlu, mağrur, kibirli, azametli; onurlu, izzetinefsi olan; haysiyetli; (of ile) iftihar eden; canlı (at v.b.); görkemli; muhteşem, tantanalı. proud flesh tıb. yara içinde veya etrafında mantar gibi şişmiş et. proudhearted s. kibirli. a proud day

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşırı derecede erdemlik taslayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basiretli, sağgörülü, akıllı, geleceği düşünen; açıkgöz, uyanık; tutumlu, hesabını bilir. prudence i. basiret, sağgörü, ihtiyat; açıkgözlük; akıl, sağduyu. prudently z. basiretle, ihtiyatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basiretli, sağgörülü, sonunu düşünen, akıllı. prudentially z. basiretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iffet taslama, fazla fazilet iddiasında olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla iffet taslayan. prudishly z. fazla fazilet taslayarak. prudishness i. iffet taslama, fazla fazilet iddiasında olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. sahte veya taklit yazı, özellikle Kitabı Mukaddes yazarları tarafından yazıldığı iddia olunan fakat doğruluğuna inanılmayan yazılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sahte, yalancı, kalp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) sahte, yalancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. su bitkisi olmayıp sulak veya rutubetli yer- lerde biten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. yalnız tohum tutan organlardan ibaret olmayan elma gibi meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sahte klasik, klasik taslağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aldatıcı veya düzgün olmayan şekil; min. başka bir cismin dış niteliklerini taşıyan maden. pseu- domor'phic, -mor'phous s. sahte veya düzgün olmayan şekle ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takma ad, müstear isim. pseudonym'ity i. takma isimlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. yalancı ayak (amiplerde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PÜD) (i. F.). Dokumacılıkta enine atılan iplik, argaç, arış demek olan târ mukabili: Târ ü pûd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پود] argaç, dokumada enine dokunulan ip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhallebi, puding. pudding stone jeol. puding, yığışım. The proof of the pudding is in the eating. Bir şeyin değeri kullanıldığında anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ahmak, aptal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kirli su birikintisi, çamurlu gölcük; gölek, gölet; kumlu harç, sıvacı çamuru; f. çiş yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dökme demiri ocakta tavlamak; çamurlatmak (su); özlü çamuru su ile yoğurup sıva haline koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dökme demiri ocakta tavlama; kanalı balçıkla sıvama; balçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. utangaçlık, sıkılganlık, mahcupluk, tevazu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.- da) anat. ferç; çoğ. edep yerleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tıknaz, bodur, şişman ve kısa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iffet, namus, utanç, ar, hayâ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.).

1.(jeoloji) Taş ve çakıl kırıntılarının kendi kendine çimentolaşmasından meydana gelmiş kütle.

2.Bir çeşit tatlı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yüze ve vücuda sürülen beyaz veya renkli, kokulu çok ince toz. Pudra şekeri = Un hâline getirilmiş şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confectioner's sugar. icing sugar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pudra kutusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compact. powder box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzellik, zarafet. pulchritu'dinous s. güzel, zarif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gonül rahatlığı, sükunet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) nüksetmek (hastalık). recrudescent (s.) tekrar vaki olan, nükseden. recrudescence (i.) nüksetme, yeniden gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dürüstlük; doğruluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) erguvan, boynuz ağacı, (bot.) Cercis siliquastrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. reddetmek, tanımamak; ödememek, kabul etmemek. repudia'tion i. reddetme, tanımayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin akıllı kişisi, dini olgunluğa ulaşmış kişi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül koncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çay, akarsu, nehir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızılkanat, zool. Scardinius erythrophthalmus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümen, dümen bedeni. rudder bar hav. dümen pedalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümen anası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. aşıboyası; f. kırmızıya boyamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırmızı, al; sıhhatli ve pembe yüzlü; İng., (argo) kahrolası. ruddiness i. kırmızılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaba; sert, şiddetli; terbiyesiz, edepsiz; kaba saba, yontulmamış, inceliksiz; acemi, ustalıksız; gürbüz, kuvvetli; vahşi. rude'ly z. kabaca; sertçe. rude'ness i. kabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilke, ilk adım; gelişmemiş şey; biyol. eski görevini kaybederek gelişmeyen uzuv (apandis gibi). rudimen'tal, rudimen'tary s. temel;gelişme- miş, eksik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek kalitede ses depolama ortamı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Şafağa bulaşmış, şafak renginde, şafak gibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dini temiz, dini pak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İslam’ı seçmiş olan ve İslam’ın hak din olduğuna şahidlik eden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Suudi Arabistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al. başkasının üzüntüsüne sevinme, Oh! deme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hızla kaçmak veya hareket etmek; den. rüzgârın önüne düşüp seyretmek; i. hızla uçma veya gitme; den. rüzgâr önünde hızla seyretme; çok hızlı ilerleyen alçak bulutlar veya deniz köpüğü; İng., (argo) hızlı koşucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SE BA DÜ) (i. F ). Tavla zarlarından birinin üçü, öbürünün ikili düşmesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir yere kapatıp dışarı salıvermemek, tecrit etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayrılmış; kapalı; bir kenara çekilmiş; ırak; mahfuz, saklı, korunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سحاب آلود] bulutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Büyük çay, nehir.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سر بسجود] alnı secdede.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref; sudûr = sâdır olma). Şerefle sâdır olan, çıkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şeref; sudûr = sâdır olma). Şerefle sâdır olan, çıkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

padişahın emriyle çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kulluk, kölelik; ceza olarak verilen iş mahkumiyeti; (huk.) irtifak hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Neşeli, keyifli, sevinçli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kefen; örtü ; (den)., (gen). (çoğ). çarmıklar; (f). kefenlemek, kefene sarmak; örtmek, gizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tüyleri ürpermek, titremek (soğuk veya korkudan); (i). korkudan tüylerin diken diken olması; titreme. I shudder to think of it Onu düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor. shudderingly z. tüyleri ürpererek: titreyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شعر آلود] şiirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. benzerlik, müşabehet; teşbih, mesel, suret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah’ın arslanı, Hz. Ali.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sulu çamur; su yüzündeki buz parçalan; çöp; lağım deliği çamuru. sludgy s. çamurlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. is veya toz lekesi; boğucu duman; dumanıyle sivrisinek veya ayazı gidermek için yakılan ateş; f. is ile kirletmek; isli dumanla tütsülemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isli, lekeli. smudgily z. isli veya lekeli olarak. smudginess i. isli veya lekeli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. sabun köpüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. merak, kuruntu, vesvese; arzu, iştiyak; endişe konusu olan şey, dert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yalnızlık, tek başına olma; ıssız yer, tenha yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski. koyuluk (sıvı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (ded, ding) çapa, tirpidin, tirpit, bahçe malası; k.dili. patates; kalın ve kısa şey; f. çapa ile yeri kazmak veya otları sökmek, çapalamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. mıymıntı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meyvalı turta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ded, -ding) iri başlı çivi; zincir baklasının lokması; gömleğin eğreti düğmesi; bağdadî duvarı tutan direk; f. iri başlı çiviler çakmak; düğme ile süslemek. stud bolt saplama cıvata, çekme cıvatası. stud'work i. iri başlı çivilerle süslü iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. at ahırı, tavla; damızlık atların beslendiği yer; aygır; damızlık erkek hayvan; s. damızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. safkan atların şecere defteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. cunda yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğrenci, talebe; uzman. student body bir okul veya üniversite öğrencilerinin tümü. student lamp değişik yönlere çevrilebilen masa lambası. student nurse hemşirelik öğrencisi. student teacher stajiyer öğretmen. studentship öğrencilik; ing. burs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aygır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi mütalâa olunmuş, düşünerek yapılmış, mahsus yapılmış; maksatlı. studiedly z. maksatla, mahsus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. stüdyo. studio couch yatak olabilen sedir, açılır kapanır kanepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çalışkan, ödevcil, gayretli, okumayı sever; dikkatli, hevesli. studiously z. çalışarak, gayretle, dikkatle. studiousness i. çalışkanlık, gayret, dikkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalışma, okuma, irdeleme, mütalaa; inceleme, araştırma, tetkik; gayret, çalışkanlık; düşünme, tefekkür; dalgınlık; araştırma konusu veya sahası; kalem tecrübesi, alıştırma taslak; müz., etüt; yazıhane; çalışma odası; k.dili. rol ezberleyen kimse. stu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. okumak, irdelemek, çalışmak, mütalaa etmek; düşünmek; incelemek, araştırmak, tetkik etmek; gayret etmek; tahsil etmek. study up on için ders çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

studio. atelier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

studio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

studio. studio flat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ifade olunmayan şeyi anlama veya anlatma; ima yoluyla anlaşılan veya anlatılan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Namazda veya saygı gösterisi olarak yere yüz sürme, yere kapanma, secde etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kazanç, kâr, fayda, menfaat: SÜd-ü zlyân; Çi-sûd = Ne faydal

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Süt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gitme, gidiş. Anıed-ü şüd = Gidip gelme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سود] kâr, kazanç. 2.yarar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kazançlı, kârlı, faydalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Darağacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صداع] baş ağrısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سوداگر] tüccar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit tatlı su balığı (morone labrax).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SÜDAN) (i. A.).

1.Zenciler.

2.Orta Afrika’da büyük bir ülke ki, doğusu Araplar’la meskûn ve bugün Sudan adındaki devleti teşkil etmektedir. Batı Sudan’a ise bugün «Mali» denmektedir ve bu devlette zenciler yaşar.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Önemsiz, saçma, baştan savma: Sudan bahaneler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sudanese. unsatisfying. unsatisfactory. flimsy. slight. thin. sorry. watery. sudan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual. thin. of no significance. empty. insubstantial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a region of northern Africa south of the Sahara and Libyan deserts; extends from the Atlantic to the Red Sea a republic in northeastern Africa on the Red Sea; achieved independence from Egypt and the United Kingdom in 1956; involved in state-sponsored ter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sudan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in northeastern Africa on the Red Sea; achieved independence from Egypt and the United Kingdom in 1956; involved in state-sponsored terrorism. a region of northern Africa south of the Sahara and Libyan deserts; extends from the Atlantic to the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sudan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Afrika, Kızıldeniz kıyısında, Mısır ile Eritre arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 15 00 Kuzey enlemi, 30 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 2,505,810 km².

Sınırları: toplam: 7,687 km.

sınır komşuları: Orta Afrika Cumhuriyeti 1,165 km, Cad 1,360 km, Demokratik Kongo Cumhuriyeti 628 km, Mısır 1,273 km, Eritre 605 km, Etiyopya 1,606 km, Kenya 232 km, Libya 383 km, Uganda 435 km.

Sahil şeridi: 853 km.

İklimi: Güneyde tropikal, kuzeyde çöl iklimi görülür.

Arazi yapısı: Genellikle düz ovalar, doğu ve batıda dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kızıldeniz 0 m.

en yüksek noktası: Kinyeti 3,187 m.

Doğal kaynakları: petrol; demir, bakır, krom, çinko, tungsten, mika, gümüş, altın, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %30 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 19,460 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Toz fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 36,080,373 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.79 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0.04 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 68.67 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 56.94 yıl.

Erkeklerde: 55.85 yıl.

Kadınlarda: 58.08 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 5.35 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.99 (1999 verileri).

Ulus: Sudanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %52, Arap %39, Beja %6, yabancı %2, diğer %1.

Din: Sünni Müslüman %70, yerel inançlar %25, Hıristiyan %5.

Diller: Arapça (resmi), Nubice, Ta Bedawie, çeşitli Nilotic lehçeleri, Nilo-Hamitic, Sudan dilleri, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %46.1.

erkekler: %57.7.

kadınlar: %34.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Sudan Cumhuriyeti.

kısa şekli : Sudan.

Yerel tam adı: Jumhuriyat as-Sudan.

yerel kısa şekli: As-Sudan.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Hartum.

İdari bölümler: 26 vilayet; A’ali an Nil, Al Bahr al Ahmar, Al Buhayrat, Al Jazirah, Al Khartum, Al Qadarif, Al Wahdah, An Nil al Abyad, An Nil al Azraq, Ash Shamaliyah, Bahr al Jabal, Gharb al Istiwa’iyah, Gharb Bahr al Ghazal, Gharb Darfur, Gharb Kurdufan, Janub Darfur, Janub Kurdufan, Junqali, Kassala, Nahr an Nil, Shamal Bahr al Ghazal, Shamal Darfur, Shamal Kurdufan, Sharq al Istiwa’iyah, Sinnar, Warab.

Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1956 (Mısır ve İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 1 Ocak (1956).

Anayasa: 12 Nisan 1973.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-7


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Sudan. Sudanese s., i. Sudanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Su gibi güzel, parlak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptionally cheap. dirt cheap. with a fine pencil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. Sûdâniyye).

1.Sudan’a ait.

2.Sudanlı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sudan ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sudanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sudanese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -daria) ter silmeye mahsus mendil; efsaneye göre çarmıha gerilmeye götürülürken Hazreti İsa'nın terini sildiği ve üzerinde yüzünün resmi kalan mendil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. südâsiyye). (Arapça’da) Altı harften mürekkep (kelime).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ia) hamamlarda terleme odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. terleyen; terletici, ter döktürücü; i. sıcak hamam veya banyo; terletici madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nil'de trafiğe engel olan su üstünde yüzen bitkiler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kapı, eşik. Ar. atebe, Fars. Astân: Südde-i seniyye = Osmanlı hükümdarı eşiği. 2.(tıp): Vücudun bazı organlarına Arız olan tutkunluk.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. apansız, birdenbire çıkan, ani. sudden death ani ölüm; (spor) beraberlik durumunu çözmek için neticeyi bir puana bağlama; neticeyi bir yazıtura atışıyla halletme. all of a sudden ansızın, birdenbire, aniden. suddenly z. birdenbire, ansızın. suddenn

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sürmüş, sürülmüş: Ruh-sûde: Yüzünü sürmüş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğru, hakiki dostlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Şakak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (mü. sudgıyye). Şakağa ait.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yararlı, faydalı, kazançlı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sudi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سودمند] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Su çekmeye yarar dolap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ter. sudoriferous s., tıb. terleten, terletici; ter sızdıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. terletici (ilâç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Altıda bir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. köpüklü sabun suyu, sabunlu su; köpük; (argo) bira. suds'y s. köpüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sadr). Sadrlar, göğüsler, (bk.) Sadr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sâdır olma, çıkma: Sizden böyle bir iş sudûr edeceğini ummazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صدور] çıkış. 2.göğüsler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Göğüsl(Erkek İsmi) 2.Sadrazamlar. 3.Kazask(Erkek İsmi) 4.Sadır olma, meydana gelme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Hazır olup görme, gözle görüş, müşâhede.

2.Gözle görünecek surette yar olma, Alem-i şuhûd = maddt ve cismânî olan Alem, dünya, zıddı: Ruhlar ve mânâ Alemi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şâhid). (bk.) ŞAhlt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. iftihar derecesi ile verilen (diploma).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

SACD’ye bakın.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Şarkı, türkü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Övülmüş.

2.Övülmeye lâyık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yukarı çıkma, yükseğe çıkma, yükselme: Duman bulutlara doğru suûd ediyordu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kutsal sayılan yıldızlar. 2.Yukarı çıkma, yükselme. -Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Suud).

İsimler ve Anlamları by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi ve Kızıldeniz kıyısında, Yemen’in kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 25 00 Kuzey enlemi, 45 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 1,960,582 km².

Sınırları: toplam: 4,415 km.

sınır komşuları: Irak 814 km, Ürdün 728 km, Kuveyt 222 km, Umman 676 km, Katar 60 km, Birleşik Arap Emirlikleri 457 km, Yemen 1,458 km.

Sahil şeridi: 2,640 km.

İklimi: Sert ve kuru çöl iklimi.

Arazi yapısı: Issız çöller büyük bir bölümü kapsamaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: Jabal Sawda’ 3,133 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, demir, altın, bakır.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %56.

Ormanlık arazi: %1.

Diğer: %41 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 4,350 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Yaygın kum ve toz fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 22,757,092 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.27 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 1.32 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 51.25 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.09 yıl.

Erkeklerde: 66.4 yıl.

Kadınlarda: 69.85 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.25 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (1999 verileri).

Ulus: Suudi Arabistanlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Arap %90, Afrika-Asyalı %10.

Din: Müslüman %100.

Diller: Arapça.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %62.8.

erkekler: %71.5.

kadınlar: %50.2 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Suudi Arabistan Krallığı.

kısa şekli : Suudi Arabistan.

Yerel tam adı: Al Mamlakah al Arabiyah as Suudiyah.

yerel kısa şekli: Al Arabiyah as Suudiyah.

Yönetim biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Riyad.

İdari bölümler: 13 bölge; Al Bahah, Al Hudud ash Shamaliyah, Al Jawf, Al Madinah, Al Qasim, Ar Riyad, Ash Sharqiyah (Doğu Bölgesi), ‘Asir, Ha’il, Jizan, Makkah, Najran, Tabuk.

Bağımsızlık günü: 23 Eylül 1932 (Krallığın kuruluşu).

Milli bayram: Krallığın kuruluşu, 23 Eylül (1932).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19, G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası


Ülke by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سجود] secde etme, yere kapanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهود] görme. 2.görünme. 3.tanıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرود] şarkı, melodi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ستوده] övülmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «abdaden). İbâdet etme, tapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «add»den). Birden fazla, birkaç olma. Taaddüd-i avalim = Alemlerin müteaddid olması. Taaddüd-i zevcât = Birden fazla kadınla evlenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TAAHHÜT) (i. A. «ahd» den) (c. taahhüdât).

1.Deruhte etme, üzerine alma, yapmaya söz verme: Bu işi taahhüt etti. 2.Bir askerî işi yapmayı üzerine alma.

3.Postaya verilen mektup vesairenin yerine makbuzla gitmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «amd.den). Kasit ve niyet etme, bilerek ve isteyerek bir iş yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kasten, isteyerek ve bilerek, önceden tertip ederek, ansızın bir hiddet ve gazap üzerine olmayarak: Taammüden cinayet işlediği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premeditatedly. willfully. deliberately. with malice prepense / aforethought with malicious / criminal intent. with malice aforethought. with intent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. taammüdiyye). Kasit ve niyetle, isteyerek ve bilerek, hattâ önceden düşünüp tertip edilen (cürüm ve cinayet): Bu cinayetin taammüdî olduğu daha anlaşılamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «İnad ve İsrar etme» mânâsiyle kullanılıyorsa da Ar.’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. tahammül = dayanma, Fars. güdâhten = eritmek). Sabır ve tahammülü mahveden, sabır ve tahammüle yer bırakmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşed» den) (askerlik). Birlikte hareket, birbirine yardım için çabucak bir yere birikme, yığılma: Hudutta tahaşşüd var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kald» den masdar).

1.Gerdanlık gibi boyuna sarma, asma, takınma, kuşanma. Takallüd-i seyf = Kılıç kuşanma, takınma.

2.Üstüne alma, deruhte etme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tâkati, gücü eriten, yakan mahveden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. takayyüdât).

1.Bağlanma, bağlı olma.

2.Çalışma, çabalama, iş edinip uğraşma, üstüne düşme.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinde muttaki, Allah’tan hakkıyla korkan kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talcum powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talcum / dust powder. talc. talcum powder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Musevilerin Talmud denilen kanun ve tefsir kitabı. Talmud'ic(al) s. Talmud kitabına ait. Talmudist i. Talmud alimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rasad» dan masdar). Gözetme, bekleme, dikkatle bekleme: Tarassud etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترصد] gözleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تار و پود] kumaşın çözgü ve atkısı. 2.doku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Suûd» dan masdar) (c. tasâudât). Yükselme, kalkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avlanma, ava çıkma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

karşılıklı akitleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbirine arka ve omuz verip yardım etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bûd.dan masdar). Uzaklaşma, birbirinden uzak düşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berd» den masdar). Soğutma. Teberrüd etmek = Soğumak (Ar.’da mânâsı: soğuk suya girmek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yalandan cesaret gösterme.

2.İnat ve serkeşlik etme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cemâd» den). Donma, katılaşma, sertleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cered» den masdar).

1.Soyunma, çıplak olma.

2.Her şeyden uzak olma.

3.Evlenmeyip tek başına yaşama.

4.(botanik) Tecerrüd-i evrâk = Yaprakların dökülmesi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesed» den masdar). Cesetleşme, cisimleşme, gövdeleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’ce yapılmış bir Ar. kelimedir). Sağlamlaşma, kuvvetlenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Teyid edilme, kuvvetlenme, sağlamlaşma: Alınan haber teeyyüd etmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fakd»dan) (c. tefakkudât). Hazır olmayan birini arayıp sor ma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفقد] arkasını arayıp sorma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A, «ferd» den). Tek-olma, herkesten ayrılıp üstün, ileri olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hecd» den).

1.Gece uyumayıp namaz kılma.

2.Gece vakti kılnan nâfile namazı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yahûdî dinin! kabûl etme, Yahûdî olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kuûd» dan), ihtiyarlık veya bir sakatlık sebebiyle vazifesini terkle belirli bir maaş alarak çekilme, emeklilik: Tekaüd maaşı, tekaüd (emekli) sandığı, tekaüd olmak (halk arasında «mütekaid» yerine sıfat gibi de kullalnılır: Tekaüd bir memur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pension. retirement day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). Tekaüd maaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karşı durma, inat, dikbaşlılık, direnme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «redd» den).

1.Gidip gelme, birinin yanına devamlı gitme:Filan zata tereddüd ederdi (bu mânâ ile az kullanılmıştır).

2.Karar veremeyiş, kararsızlık. Bilâ tereddüd = Tereddüd etmeksizin, düşünmeksizin, hemen karar vererek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir musiki makamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dayanışma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصاعد] göklere yükselme, ağma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «secde» den) (c. teseccüdât). Secde etme, yere kapanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiddet» ten). Şiddet kazanma, daha kuvvetli ve sert olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehâdet» ten). Namazda «ettahiyyât» duasını okuma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. dines) RomaIıların kuşatma harekâtında kullandığı dam gibi siper; askerlerin yanaşık nizamda hücum ederken başları üzerinde tuttukları kalkanlardan meydana gelen siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «veled» den). Doğurma, doğma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vürûd» dan) (c. tevârüdât).

1.Birbiri arkasından gelme, her taraftan gelip birikme.

2.(edebiyat). İki şairin tesadüfen ve birbirlerinden haberleri olmaksızın aynı meâlde ve aynı sözlerle bir beyit veya mısrâ söylemeleri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vilâdet» ten) (c. tevellüdât).

1.Doğma, dünyaya gelme, Ar. vilâdet: Tevellüdünün tarihini bilemiyor.

2.(anatomi, fizik, tıp). Olma, çıkma: Tevellüd-i hararet, tevellüd-i esnân (dişler) vesaire.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çoğalma, artma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühd»den). Kendini dine verme, zâhid olma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ded, -ding) ağır düşme sesi; gümbürtü; güm diye ses çıkaran vuruş; f. güm diye ses çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırtına bulutu; asık surat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sızmak, ter gibi deriden sızmak. transudation i. sema, sızıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. zahmetle yürümek, yorgunlukla yürümek; i. zahmetli yürüyüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., trudgen stroke kulaçlama yüzüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [توده] yığın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) -lik (Latince sıfatlardan isim yapımında kullanılır: fortitude, latitude).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Tudor, İngiltere'de 1485-1603 senelerinde saltanat süren hanedan; s. Tudor hanedanma ait. Tudor flower İngiliz gotik sanatında kullanılan üç yapraklı çiçek. Tudor style Tudor üslubu, İngiliz Rönesans üslubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alçaklık, ahlaksızlık, kötücülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Kulluk, kölelik.

2.Mensûb olma, kul olma.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبودیت] kulluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عود] öd ağacı. 2.ud.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: UT) (i. A.). Türk musikisinde mızraplı bir çalgı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inek memesi, yelin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. edîb). Edibler, edebiyatçılar, (bk.) Edib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dahk» tan). Gülecek şey, şaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ud çalan sâzende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lutist. lutanist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عودی] ud sanatçısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Unilateral Declaration of Independence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yağmur miktarını ölçme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Adil) (hukuk). Hey’et-i udûl = Jüri. (bk.) Adil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Sepma, yoldan çıkma.

2.Geri dönme, vazgeçme: Sözünden udûl etti.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدول] vazgeçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vazgeçmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Düşmanlık.

2.Zulüm, haksızlık.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ahd). Ahdler, yeminler, (bk.) Ahd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. ad.). Akdler. (bk.) Akd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقود] akitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çok büyük, yüce dağ.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğuştan yüce, uğurlu kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

director general. general / governing / managing director. general manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başka aktörün rolunü almaya hazır olan aktör, yardımcı aktör; f. başka aktörün yerini alabilmek için onun rolünü ezberlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isteyerek yapan; istekli; seve seve yapan. ungrudgingly z. seve seve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.) (c. anâkıd). Salkım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önyargısız,tarafsız; huk. haklanna dokunmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çalışma sonucu öğrenilmemiş; tabii; çalışılmamış, hazırlıksız, plansız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واجب الوجود] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony VAIO (Video Audio Integrated Operation) felsefesi, AV ve BT alanlarını bir araya getirmektedir. Temel bileşeni, tüm ilişkili işlemleri kontrol eden ve yürüten VAIO dizüstü bilgisayardır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanacak şeyler, ateş yakmaya yarayan odun, kömür gibi şeyler, Ar. mahrukat, Fr. combustible.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sıhhatsiz, devamlı hasta, müzmin hasta, zayıf mizaçlı (kimse); sağlığına aşırı düşkün (kimse), sıhhatine meraklı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vodvil; yergili balad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vedd» den imüb.). Pek fazla sevgi ve şefkati olan (Allah’ın sıfatlarındandır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok muhabbetli, çok şefkatli. 2.Allah’ın isimlerinden. İyi kullarını sevip onlara rahmet ve rızasını irade eden yüce Allah. -(bkz.Abdülvedud). Kur’an’da Hud, ayet: 90; Buruc, ayet: 14’te zikredilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin sahibi. Dinin dostu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ولود] doğurgan. 2.üretken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Doğurgan, çok doğuran.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gerçeğe benzeyiş; ihtimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. değişme, değişiklik; çoğ. olaylar vicissitu'dinary, vicissitu'dinous s. değişikliklere maruz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre vardır. Her dakika bunlardan 300 milyonu ölür. Eğer sürekli olarak yenilenmeselerdi, bütün hücreler 330 gün içinde ölecekti.

Su, vücudun %69’unu teşkil eder. Normal bir insanda yaklaşık 47 litre su vardır. Teneffüs, terleme ve boşaltım ile her gün 2.4 litre su kaybedilir. Su, vücuttaki çoğu dokunun %20 ile %80’ini ,beyin dokusunun ise %85’ini oluşturur. Eğer 73 kilogramlık bir insanın vücudundaki suyun tamamı çıkarılacak olsaydı, geriye sadece 29 kilogramlık bir vücut kalacaktı.

Su dışında vücutta birçok madde daha mevcuttur. Mesela normal bir vücutta, küçük bir sundurmayı yıkayacak kadar sönmüş kireç, 7 büyük sabun kalıbı yapacak kadar yağ, orta boy bir kavanozu dolduracak kadar şeker, 6 tuzluğu dolduracak kadar tuz, 9 bin kurşun kalem yapacak kadar karbon(13kg), 2 bin 2 yüz tane kibrit yapacak kadar fosfor, 25 milimetrelik bir çivi yapacak kadar demir, bir kaşık sülfür ve 30 gram diğer metaller bulunur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?

Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da ‘hipotalamus’. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.

Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.

Gözle görülen ve görülmeyen olmak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur.

Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terlerken, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi göstermez, hallerinden memnun otururlar. Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba?

Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır.

Terleme ve dolaşım sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vücudumuzun ısısını korumasına kış aylarında üzerimize giysiler giyerek biz yardımcı oluyoruz ama sıcak yaz aylarında üzerimizde çıkaracak bir şey kalmayınca vücudumuz ısısını nasıl ayarlıyor?

Sıcak yaz aylarında vücudumuz ısısını terleme yolu ile koruyor ve ayarlıyor. Beynimizde terlemeyi düzenleyen özel bir bez var. Adı da “hipotalamus”. Ayrıca derimizin altında yumak görünümlü 2 milyon ter bezi ve bu bezlerin her santimetrekaresinde 400 ince kanal var.

Çevre ısısının artması ile beyin, ciltteki ter bezlerini uyarır. Bu ter bezleri de ince kanallar vasıtası ile, deri üzerine gözle görülemeyecek kadar az bir sıvı salgılarlar. Cilt üzerine çıkan bu sıvı buharlaşırken vücudun ısısını da alır. Aynen esen bir akşam rüzgarından, serinletici bir fandan veya kapı önüne dökülen bir sudan sonra duyulan serinlik hissi gibi cilt soğur.

Gözle görülen ve görülmeyen omak üzere iki çeşit terleme vardır. Nefes verirken bile terleriz. Bu arada çıkan su buharı gözle görülmez. Diğeri de yüzümüzde, ensemizde ve özellikle koltuk altlarımızda yoğun olarak bulunan ter bezlerinin salgıları sonucu oluşan terlemelerdir. Böylece vücudumuzun bir şekilde soğuması sağlanmış olur.

Aynı çevre ısısında bazıları rahatsız olur ve aşırı terler, bazıları da bir rahatsızlık belirtisi, göstermez, hallerinden memnun otururlar. Kimileri sıcak yaz günlerini severken, kimileri de kapalı, puslu kış günlerini sever. Peki, bunun tıbbi bir açıklaması var mıdır acaba?

Tıbbi değilse bile basit bir açıklaması vardır. Her insanın vücut ısısı, daha doğrusu önceden ayarlanmış ortalama vücut ısısı aynı değildir. Vücudu 36 dereceye ayarlanmış bir insan, 38 dereceye ayarlanmış bir insana göre, çevresindeki sıcaklık yükselmelerine daha hassastır.

Terleme ve dolaşm sistemlerinin termostat düğmesi daha düşük derecelere ayarlanmış insanlar, düşük çevre sıcaklıklarında kendilerini daha rahat hissederler.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Bulunma, var olma, varlık: Onun vücudu ile yokluğu birdir.

2.Cisim, beden, cesed: Bütün vücudum ağrıyor. Vücud bulmak, vücuda gelmek = Var olmak, hâsıl olmak. Vücuda getirmek = Var etmek, meydana koymak. Vücud vermek =

1.Asılsız bir şeyi var farzetmek.

2.Ehemmiyet vermek, bir şey zannetmek:


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vefd). (bk.) Vefd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gelme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanma, tutuşma, yanıp ateş olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Varma, gelme, yetişme: Bir mektup vürûd etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ وجود] varlık. 2.beden. 3.var oluş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meydana gelmek, oluşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وفود] elçiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ورود] giriş, geliş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

girmek, gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یاخود] yahut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(YAHUDİ) (hi. A.) (mü. Yahûdiyye). Hz. Yâkub’un evlâdından Yehûdâ’ya mensup olan, Benî Isrâİl ile alâkalı veya bu kavimden olan: Isrâilî, MÜsevî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hebrew. israelite. jewish. hebrew. israelite. jew. levite. yid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jew. jewish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jew. hebrew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Yahudi tarz, usul veya dilinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Yahudi din ve mezhebi, MÜsevîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cins isim olup çokluk mânâsiyle kullanılır). Yahudiler, Benî İsrâil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yahudi, Hz.Ya’kub’un oğlu Yahuda soyundan gelenler, İsrailoğulları.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Ya’kub’un on iki oğlunun en büyüğü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

rosto ile birlikte pişen bir çeşit hemur işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drachm. dram. draught. gulp. nip. sip. suck. sup. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draught. nip. pull. shot. sip. tot. sup. gulp. a swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draft. draught. gulp. sup. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir defada yutulan şey, bilhassa sıvı için az miktar, içim: Bir yudum su, çorba. Bir yudum suda boğmak = Pek ziyade kin, düşmanlık duymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sip. to sip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yudumda içilecek kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zehr = zehir, Alûden = bulaşmak).

1.Zehirli. 2.mec. Pek acı ve üzüntü verici: Zehr-Alûd bir söz.


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dünyevi etkilerden sıyrılarak aydınlığa kavuşmayı amaçlayan bir çeşit Budizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zer = altın, endûden = sürmek). Altın sürülmüş, yaldızlanmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذی قدرت] güçlü, kudretli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çabuk, serî, tez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زود] çabuk. 2.erken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zümrüt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zümrüt renginde, zümrüt gibi yemyeşil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Masallarda geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zümrüt.

Türkçe Sözlük by