Uf ne demek? | Uf anlamı nedir? | Uf

Uf anlamı nedir?

Uf ne demek?

Uf anlamı nedir?

Uf | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i.). Acı sızı duyunca söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.).

1.Püf gibi, bir şeyi söndürmek için üflemeyi taklit eder: Uf deyip mumu söndürdü.

2.Usanç edatı: Uf, yeter bel...


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thermoplastic underground feeder and branch circuit cable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unframed. unframed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A symbol used in a thesaurus to indicate that the following term or terms are not used in indexing and that the heading term is used instead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ultra Fractal, a fractal program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uncertainty Factor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thermoplastic underground feeder and branch circuit cable UHF -- Abbreviation for ultra high frequency, 300 to 3,000 MHz UL -- Abbreviation for Underwriters' Laboratories, a nonprofit, independent organization, which operates a listing service for electri

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thermoplastic underground feeder and branch circuit cable UHF -- Abbreviation for ultra high frequency, 300 to 3,000 MHz UL -- Abbreviation for Underwriters' Laboratories, a nonprofit, independent organization, which operates a listing service for electri

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rauf olan Allah’ın kulu. (bkz.er-Rauf).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah’ın kulu. (bkz.Rauf).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alüfte’nin cem’i: Namussuz kadınlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belkemiği, omurga kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Meftûn, şeydâ, çıldırırcasına Aşık.

2.Açık meşrebli, oynak, namusu şüpheli kadın. (bk.) Aşifte.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü perîşan olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşiftelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «atıf» dan imüb.). Pek esirgeyici, çok merhametli ve şefkatli: Rabb-ı atûf = Pek esirgeyici Tanrı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah’a karşı sevgi duyan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Atûf kelimesinden Osmanlıca’da yapılan, Arapça’da olmayan isim: Esirgeyicilik, şefkat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عطوفت] şefkat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şefkat, merhamet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Atûfet, şefkat sahibi. Son devir Osmanlı protokolünde bâlâ rütbesi sahipleri ile vezir müşir rütbesi taşımıyan dâmâd’lara verilen unvandı. Devletlû atûfetlû: Serasker (harbiye nâzırı, savunma bakanı) ile dâmâd olan müşir ve vezirlere verilen unvandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Esirgeyici ve pek merhametli olan kimseye ve atûfetlû resmî lakabını taşıyan kişilere mensup ve müteallik mânâsiyle yazışmalarda kullanılır tâbirdir: Cânib-i Alî-i atûfîlerine, zat-ı Alî-i atûfîleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (Al). Allaha ısmarladlk; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). usta, mahir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). irfan; 18 yüzyılda bilimsel akım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). esasen, aslında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. T. A). En üst derecedeki müfettiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief inspector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vukufsuz, malûmatsız, bihaber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Durmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Durmadan, beklemeden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

körebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tok sözlü, açık; sarp, dik (sahil) ; i. kayalık, uçurum. bluffly z. tok sözle. bluffness i. tok sözlülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. blöf yapmak, kuru sıkı atmak; bir şeyi blöfle elde etmek; i. blöf, kuru sıkı. call one's bluff blöfe meydan okumak. bluffer i. blöf yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yılan balığına benzeyen bir balık cinsi. Bazı türleri tuzlu, bazısı tatlı sularda yaşar (petramyzon).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). T. Yemek salonu ve mutfaklarda sofra takımlarını koymaya yarayan dolap.

2.Bir eğlence yerinde yemek ve içkilerin sunulduğu tezgâr veya masa.

3.Istasyonlardaki lokanta. Soğuk büfe = Misafirleri ayakta ağırlamak için kurulan soğuk yemekler sofrası.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buffet. sideboard. cupboard. lunch counter. soda fountain. commissary. dresser. kiosk. kiosque. refreshment room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buffet. sideboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sideboard. china cabinet. stand selling drinks. food and sundries. canteen. cupboard. dresser. lunch counter. refreshment booth. refreshment kiosk. refreshment stand. soda fountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (araba, radyo v.b.) meraklısı, kurdu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. cilt yapmak; kahverengimsi sarıya boyamak; tesirini azaltmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. güderiye benzer kalın bir çeşit deri; özellikle askerlerin giydiği kalın deri palto; kahverengimsi sarı renk; s. bu deriden yapılmış; kahverengimsi sarı renkte. in the buff k.dili ,çıplak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. birkaç cins yaban sığırı; kara sığır, zool. Bos bubalus; f. gözdağı vermek. buffalo grass boğa otu. buffalo moth bir cins bokböceği tırtılı. buffalo robe bizon derisinden yapılmış diz örtüsü. bull buffalo kara boğa. water buffalo manda, dombay, cam

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tampon, tampon vazifesi gören herhangi bir şey; cilt yapmada kullanılan bir araç. buffer arm tampon kolu. buffer beam tampon kirişi. buffer letter kaynaştırma harfi buffer state tampon devlet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tokat, yumruk; şok tesiri yapan ani bir olay; f. tokatlamak, yumruk atmak; karşı gelmek, mücadele etmek; el ve yumruk darbeleriyle karşı koymak, mücadele ile ilerlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büfe; büfe ,şeklinde verilen hafif yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. operada çoğunlukla bas seslerin canlandırdığı gülünç rol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soytarı, palyaço. buffoonery i. maskaralık. buffoonish s. soytarı gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (ask). kamuflaj, saklama, gizleme; (f). kamufle etmek, gizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hardal çiçeğine benzeyen bir çiçek, iberide, (bot). Iberis amara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). maaşlı hususi araba söförü; (f). özel şöförlük yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kol ağzı, kolluk, manet; sille, tokat, yumruk; (f). yumruk vurmak, tokat atmak. off the cuff (A.B.D). argo irticalen, doğaçtan. on the cuff (A.B.D)., argo veresiye. cuff links kol düğmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Küfi (yazı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cüfer). Çukur, boşluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). cubic foot, cubic feet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Çift, çifte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Maden posası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yar, uçurum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slag. dross. scoria. cinders. clinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dross. slag. scoria. cinder. clinker. breeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slag. ashes / coal clinker. cinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جروف] maden atığı, maden posası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başta olan kepek, konak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hâfız yetiştirme yurdu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Belirli parçaların, karışık çalma dizisinden çıkartılmasını sağlayan bir CD çalar özelliği.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A). Vezir ve müşir olan pâdişâh dâmat|arına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü açılmış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çiçeği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Def’in Arapça’daki talâffuzu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit muhallebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalın havlı ve kaba bir cins yünlü kumaş; spor veya kamp araç ve gereçleri, spor yapılırken giyilen kıyafet . duffel bag içinde spor malzemesi veya elbisesi taşınan torba .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing.), (k.dili) ahmak ve beceriksiz kimse, sıkıcı ve kararsız ihtiyar adam; seyyar satıcı, hileli kumaş vb satıcısı; (argo) her türlü hile taklit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Delinmemiş inci. mec. Bâkire.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaklık (soğuğa karşı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flimsy. insubstantial. light weighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Konuyu iyi bilen, bilirkişi (y. k.).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل وقوف] bilirkişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Enerji Tasarruf Düğmesi, enerji tüketimini sıfıra düşürmek için BRAVIA TV’nizi tamamen kapatmanızı sağlar. Yeniden TV izlemek istediğinizde açmanız yeter; fişi çekip tekrar takmaya gerek kalmadan TV hemen bir önceki konumuna geri döner.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerden, çöpten.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumruk yumruğa kavga.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hafif tüy kırpıntı; kuştüyü, yumuşak kürk; yüzdeki ince tüyler, ayva tüyü; (k).dili sahnede kötü okunan bir şey; (f). silkinip tüylerini kabartmak; söyleyeceği sözü unutmak veya yanlış okumak. fluffiness (i). tüy gibi yumuşak olma. fluffy (s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hışırtı; (k).dili şıklık taslama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. fütâde-gân, üftâde-gân). Düşmüş, düşkün, mübtelâ. mec. Aşık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i karmakarışık şey

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. gazârîf). Kıkırdak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gazrûfiyye) (anatomi). Kıkırdak çeşidinden olan: Mevâdd-ı gazrûfiyye = Kıkırdağa ait maddeler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. diz çökmek (bilhassa ibadette). genuflec'tion, genuflex'ion i. diz çökme (bilhassa ibadette) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ters, sert, huysuz; boğuk, boğuk sesli. gruffly (z.) terslikle; boğuk bir sesle. gruffness (i.) sertlik, terslik, huysuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), argo laf, boş söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kaba gülüş, kahkaha; (f.) kahkaha ile gülmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) Allah'ın af, merhamet ve rahmeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غفران] bağışlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Günahların affı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça’da dedi ve söyledi demektir). Söz, lâkırdı: Güft 0 gO = Dedikodu. Ar. Kıyl ü kaal; güft ü »enîd = Duyulan şeyler, Ar. mesmûAt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söz, lâkırdı. Güft»ra gelmek = Söz söylemek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Söz, kelam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.).

1.Söylenmiş.

2.Musikiye tatbik olunan bir şarkı, tiyatro oyunu vesairenin nazmı, musikisi dışında kalan sözleri, şiir kısmı, beste mukabili: Filân operanın güftesi Victor Hugo’nun, bestesi ise Verdi’nindir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lyrics. text for music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lyrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Söyleniş, söylenmiş. 2.Bir söz eserinin bestelenmiş bulunan manzum sözleri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şaşırmak sebebiyle, yahut da dikkatsizlik yüzünden bir işte kusur etme; bu sebeplerle ne yapacağını şaşırma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kelepçe; (f.) kelepçe vurmak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir sofrada yemek yiyenerin beheri, sofra arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kabadayılık göstermek; bir kimseye öfkelenmek; dama oyununda atlama fırsatını kaybettiğinden hasmının taşını yutmak; darılmak, küsmek, gücenmek; i. dargınlık, öfke; surat asma; dama oyununda ceza olarak hasmın taşını yutma. huffish s. öfkelenmis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarasa, gecekuşu. Fars. şebpere: Rencide olur dîde-i huffâş zıyâdan (yarasa gözü, aydınlıktan incinir) (Ziya Paşa).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خفاش] yarasa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâfız). Hâfızlar. (bk.) HAfız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حفاظ] hafızlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حفره] çukur. 2.oyuk, delik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Uyumuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خفته] uyuyan, uyumuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (çokluğunun çokluğu hurûfât) (m. harf). Harfler, (bk.) Harf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) («harf» in çokluğunun çokluğudur). Kurşundan dökülmüş baskı harfleri: Küçük, büyük, italik, batone hurufat. Hurufat basması = Tipografya. Zıddı: Taşbasması, litografya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

type. typeface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kur’an’daki harflerden mânâlar ve hükümler çıkaran bir tasavvuf kolu. Ar. hurûfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HÜSN-İ YÜSUF) (i. A.). Karanfilgillerden güzel çiçekler açan bir süs bitkisi, Fr. bychnide.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(guguçiçeği): Karanfilgiller familyasından bir çeşit süs bitkisidir. Kullanıldığı yerler: Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. İktidarsızlıkta da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayın tutulması: Husuf-i külli = Ayın tam tutulması. Husüf-i cüz’i = Ayın kısmen tutulması. Husuf vâki olmak = Ay tutulmak. Güneşinkine «küsûf» derler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خسوف] ay tutulması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilmez, katlanılamaz, tahammül olunamaz. insufferably z. tahammül olunamayacak derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eksik, kiyafetsiz, yetersiz, ehliyetsiz. insufficiently z. yetersiz derecede. insufficiency i. yetersizlik, yetmezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerine üflemek; içine üflemek, içine hava vermek. insuffla'tion i. üzerine veya içerisine üfleme veya hava verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş şey, ehemmiyetsizlik, saçma sapan, ehemmiyetsiz ve gülünç: Intipüften şeyler, intipüften ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big and little mixed together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. scuffa). Örme külâh veya takke ki, ekseriya tepesi devrik ve püsküllü olur, üsküf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. stoffato). Salçalı bir çeşit et yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. stoffa). Bir cins ipek kumaş ki, ekseriya sırmalı veya kılaptanlı olup döşemecilikte kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gale. hysterics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Gizlenme, örtme, aldatma gayesiyle yapılan tertibat.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. camouflage

gizleme

Gizlemek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camouflage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camouflage. mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. camouflé

gizlenmiş

Saklanmış, görünmeyecek, belli olmayacak bir yere veya bir duruma geçmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camouflaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camouflaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to camouflage. mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rural population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. zooloji). Baykuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)Yaş yerde çok kalan, organik maddelerin üstlerinde hâsıl olan yeşilimsi ve atılmış pamuk gibi pek ince bir tüy şeklinde olan madde: Küf tutmak, bağlamak, küf kokmak. Limonküfü = Maviye çalar yeşil renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mold. mould. moldiness. mouldiness. mildew. blight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mildew. mould. smut. mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mold. mildew. blight. corruption. fungus. mould. rot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frowziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dicle’de kullanılan yuvarlak bir çeşit kayık kl, hurma dallarından örülüp üzeri ziftle sıvanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: küfün). Taze dallardan veya kamıştan örülmüş derin ve çeşitli boyda kaba sepet: Ekmekçi, manav, rençber, süprüntü küfesi: Bir küfe üzüm, kum, saman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dosser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large wicker basket. buttocks. bottom. crate. pannier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کوفه] küfe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sünger gibi şey, küfeki taşı: Bir cins kabaca taş ki Adî mezar taşı olur ve ocak vesairede kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arkasında küfe bulunan, küfe ile eşya nakleden: Küfeli hamal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Küfeye konmaya, küfe ile taşınmaya layık.

2.mec. Duramayacak ve yürüyemiyecek derecede sarhoş: İçip içip küfelik olmuş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketful. too drunk to walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kâfir). Kâfirler. bk. Kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Irak’taki tarihî Küfe şehrine ait. Hatt-ı kûfî = Arap yazı stillerinin en eskisi ve aslı olan düz ve köşeli yazı. c. KOfiyyûn = Eski Arap gramerinin ayrıldığı iki büyük ekolden merkezi KÜfe’de bulunan ekole mensup olan edipler: KOfiyyûn ile Basriyyûn.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) Küfi (yazı), (bak.) Cufic.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekfâl). Kilit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قفل] kilit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Küf bağlamasına yol açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mildew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Küf tutmak, küf bağlamak, bozulmak: Bu yemişler, bu çizme küflenmiş.

2.mec. Terkedilip eskimek: Onda küflenmiş altınlar vardır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mildew. to get mouldy. to become fusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mildew. to mold. to get moldy. to become frosty. to rot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Küf tutturmak, rutubetli bir yerde bırakıp küf tutmasına sebep olmak: Bu yemişleri, çizmeyi, peyniri küfletmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Küf tutmuş, rutubette kalıp bozulmuş: Küflü yemiş, peynir, yemek.

2.mec. Terkedilip eskimiş, çoktan el dokunulmamış: Sende küflü altınlar vardır.

3.Modası geçmiş, köhne.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moldy. mouldy. musty. mildewy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fusty. musty. mouldy. moldy. mildewed. old-fashioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fusty. moldy. mildewy. musty. fogyish. mouldy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Görülen iyiliği unutma, nankörlük. Küfrân-ı nimet = Velinimete karşı nankörlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swear. curse. vituperate. revile. blaspheme against. abuse. blackguard. blow. call names. rail. revile against smth. revile at smth. slang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blaspheme. revile. swear. to swear. to curse. to blaspheme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to curse. to swear. to become abusive. blaspheme. cuss. rail. use bad language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vurma, dövme, darb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کوفته] ezik. 2.köfte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keff). El ayaları, avuçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Seferden dönme: Kufûl etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KÜFR) (i. A.). T. Allah’a inanmama ve ortak koşma yahut yakışmayacak sıfatlar yakıştırma: Küfretmek, o söz küfürdür.

2.Dinsizlik, imansızlık, Ar. ilhâd: Bir adamın küfrüne hükmetmek.

3.Müşriklik, putperestlik. Semâvî olmayan çok tanrılı dinler: ASya ile Afrika’nın birer büyük kısımları hâlâ küfr içinde bulunuyor.

4.Ekseriya küfür kelimeleri olan ağır, çirkin ve ayıp sözler, Ar. seb: Küfretmek, küfür atmak = Kızdığı vakit kantarla küfür atıyor.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swearing. curse. oath. swearword. abuse. a bad word. cuss word. strong language. blasphemy. contumely. cuss. expletive. invective. profanity. revilement. scurrility. invectives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blasphemy. abuse. curse. oath. sacrilege. swearword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad language. blasphemy. curse. oath. swearword. swearing. using profanity. cursing. impiety. atheism. abuse. abusive language. contumely. cuss. damn. filth. infidelity. insulting language. invective. strong language. profane word. blasphemous word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rüzgârın tatlı ve hafif hafif esişini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul-mouthed. foul-spoken. swearing. abusive. scurrilous. vituperative. swearer. blackguard. obscene talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abusive. foul-mouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul mouthed. scurrilous. vituperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scurrility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peer. like. equal. match. of equal birth. of equal standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekfâ). Ortak, arkadaş, benzer, akran: Cenâb-ı Hakk’ ın küfvü yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güneş tutulması:Ay’ ın araya girmesiyle güneşin tamamen veya kısmen örtülmesi: Küsûf-ı küllî, küsûf-ı cüz’İ, küsûf-ı dairevî (Ay’ın tutulmasına «husûf» denir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کثوف] güneş tutulması. 2.tutulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlaşılmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düşman askerini kıran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tahammüllü, sabırlı, azap çeken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. botanik). Kan kurutan, Ar. yebrûh-us-sanem, Fr. belladone.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca). Bir cins lezzetli balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluefish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bluefish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., den. orsa seyiri; flok ve velena yelkenlerinde lerno yakası ve astarı; f. orsa etmek, orsasına seyretmek. luff tackle adi palanga, orsa palangası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. loofa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(LUTF) (i. A.) (c. eltâf).

1.İyilik ve yumuşaklıkla davranış: Lutfile muamele etti. 2.İyilik: Çok lutfunu gördüm.

3.Müsaade, izin: Lutuf buyurun.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Lutuf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blessing. favour. grace. mercy. kindness. boon. favor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindness. kind deed. boon. favour. good grace. voluntary courtesy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [لطف دیده] iyilik görmüş, lütuf görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [لطفکار] lütuf sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAA’T-TEESSÜF) (I.). Teessüfle, esef ederek, üzüntüyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havf» tan imef.) (mü. mahûfe).

1.Korkulu, korkulan, tehlikeli. Korkunç, korkutacak şekil ve surette olan, dehşet verici: Mahûf bir hayvan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazf» ten imef.) (mü. mahzûfe). Hazfolunmuş, yerinden kaldırılmış, silinmiş (harf vesaire): Bu kelimede a harfi mahzûftur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. imal, yapma; mamulat; f. imal etmek, yapmak; yalandan icat etmek, uydurmak. manufacturer i. fabrikatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MARUF) (i. A. «irfân»dan imef.) (mü. mârûfe).

1.Bilinen, meşhur Dünyanın eskiden mâruf kısımları.

2.Şöhretli, meşhur, tanınmış, herkesin bildiği: Mâruf bir adamdır.

3.Şeriatın emrettiği, şer’an makbul olan. Emri bi’lmârûf nehyi anilmünker = Şer’İ emir ve yasakların halka tebliği.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-known. famous. ever familiar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معروف] bilinen. 2.ünlü, tanınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Herkesçe bilinen tanınmış belli. Meşhur ünlü. 2.Şeriatın emrettiği, uygun gördüğü.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tanınmak, bilinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Maruf).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tarf» tan imef.) (mü. masrûfe).

1.Sarfolunmuş, harcanılmış, bozulmuş: Mebâllğ-I masrûfenin hesabını vermek.

2.Sarf olunan, kullanılan, dökülüp saçılan: Himmetinizin masrûf buyrulması.

3.Diğer tarafa çevrilmiş, çıkarılıp atılmış.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصروف] harcanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

harcanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «atf» dan imef.) (mü. mâtûfa).

1.Eğilmiş, eğik, mâli, bir tarafa doğru dönmüş.

2.Yöneltilen, verilen, birine ait olan: Onun gelmemesi kibrine mâtuftur (bu mânâ Arapça’da yoktur).

3.(gramer) Bir harf-i atıf vasıtasıyla diğer kelimeye bağlı (kelime) kl, diğerine de «mâtûf-ı aleyh» derler.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معطوف] yönelik, çevrili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarf» dan imef.). (mü. mazrûfe).

1.Zarf içinde bulunan, kaplı, kılıflı.

2.Ekli, bir evrâkın zarfı içine konmuş: Evrâk-ı mazrûfe.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مظروف] kaba konulan. 2.zarflı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zarfı içine konmuş olduğu halde, mazrûfen gönderilen yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ckeşf» ten imef.) (mü. mekşûfe).

1.Açılmış, açık, örtülü olmayan, meydanda olan.

2.Açık, zâhir, Aşikâr.

3.Keşfolunmuş, bulunup bilinmiş, vaktiyle meçhulken sonra bulunmuş.

4.Askerî bakımdan keşfedilmiş: Arâzî-i mekşûfede harb etmenin faydası vardır.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکشوف] keşfedilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Açılmış, açık. Bilinmez değil, keşfolunmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «Ieff»den imef.) (mü. melfûfe). Sarılmış, devşirllmiş, bir zarf veya mektubun içine konulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bir tezkere veya yazı sarılı evrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). MelfOf olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملفوفا] ilişikte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مألوف] alışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Dalkavukluk eskiden nizamnameleri, kahyaları, narhları olan bir esnaf kuruluşuydu. Dalkavuklar kendilerine yapılan her türlü hakarete tahammül eden bu işi meslek edinen insanlara verilen isimdi. Dalkavuklara yapılan her muzipliğin bir tarifesi vardı. Mesela dalkavuğa atılan her tokatın bedeli 30 para, merdivenden yuvarlamanın ücreti 180 paraydı. Bir fındık sıçanını kuyruğu dışarıda kalacak şekilde dalkavuğun ağzına sokma 400 para, ellerin ve ayakların domuz topu şeklinde bağlanması 40 paraydı. Bir sakatlık olursa hareketi yapan dalkavuğu tedavi ettirmeye mecburdu. Ölüm olursa masraflar işi yaptıranlar tarafından karşılanıyordu.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. «vakf» dan imef.) (mü. mevkufe).

1.Durdurulmuş, alıkonmuş: Davanın sonuna kadar para mahkemede mevckuftur.

2.Tutulmuş, tevkif olunmuş, zan üzerine geçici şekilde habsolunmuş.

3.Vakfedilmiş, vakfolmak üzere terk ve teberrû olunmuş, evkafa ait.

4.Mütevakkıf, bağlı: İngilizce’nin doğru söylenmesi bir İngiliz’den öğrenmeye mevkuftur. (i. A. c.) Mevkuftn = Tevkif olunmuş adamlar, mahbuslar: Mevkufînin sorgusu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقوف] vakfedilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. c.).

1.Tevkif olunmuş ve geçici olarak alıkonulmuş para ve mal.

2.Vakfedilmiş mal ve emlâk.

3.Gelirlerden artıp hazineye maledilen meblağ.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A.) (Türk(mü. mevsûle). Birleşmiş, kavuşmuş. Ism-i mevsûl = O şey ki veya o adam ki mânâsını ifade eden isim, Ar. «mâ, min, ellezî» gibi kinaye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقوف له] vakfeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ülfet» ten imef.) (mü. mel’Üfe). Alışmış, alışık, Osm. ülfet ve ünsiyet etmiş: İçkiye me’lûf olanların bu tutkunluktan kurtulması pek zordur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muflon, yabani dağ koyunu, zool. Ovis musimon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyede» den imef.) (mefâd şekli galattır). İfade olunan, anlatılan şey, mefhum, mânâ: Tezkerenin müfadını okuyup anladım.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Faziletli, fazileti çok adam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr»dan). Kendi iyiliklerini sayarak akranına üstün çıkmaya çalışma, başkalarına karşı övünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muflharet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahâmet» den imef.) (mü. mufahhama). Saygıdeğer, hürmet edilen: Müşîr-i mufahham; düvel-i mufahhama; metbû-ı mufahhamımız (eski protokol tâbirleri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). «Kömür hâlini almış» mânâsıyla eski kimya eserlerinde kullanılmış ise de Arapça’da mânâsı büsbütün başka olup o mânâda «mefhûm» kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan if.) (mü. mufâhire). Mufaharet eden, akranına üs-, tün çıkmaya çalışarak övünen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mufâhir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Övünen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Fahreden, övünen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fark» tan).

1.Ayrılma, birinden uzaklaşma, ayrılık: Dostlarından mufârakat etmiş.

2.Bir yeri terk edip gitme: Ticaret için memleketimden mufârakat edeli epeyce oluyor; oradan mufârakatımda.

3.Karı koca arasında ayrılma, boşanma: Evlendiğinin senesinde mufârakat oldu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) mufarakat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fark» tan if.) (mü. mufârıka). Birinden ayrılan, mufarakat eden, ayrılmış. Gayrı mufârık = Ayrılmaz, ayrılması mümkün değil. Lâzım-ı gayrı mufârık = Terki mümkün olmıyacak surette lâzım, diğer bir şeyden ayrılıp terk olunması imkânsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mufârık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fasi» dan imef.) (mü. mufassala). Uzun uzun anlatılan, tafsilli, tafsilâtlı, kısa olmayan: Mufassal bir mektup, bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detailed. full. elaborate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uzun uzun tafsilât vererek, sözü uzatarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفصلا] ayrıntılı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyz» den imef.) (mü. müfâze). Feyizli, bereketli, bol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fikr» den if.) (mü. müfekkire). Düşünen. Kuwe-i müfekkire = İnsanın düşünme kabiliyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müfekkir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Meydanı olan, geniş. 2.Keder gideren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferah» tan if.) (mü. müferrihe).

1.Ferahlık veren, gönül açan, açık, eğlenceli: Müferrih bir yer, bir bahçe, bir oda.

2.(tıp). Sıkıntıyı defedip ferahlık veren (ilâç), Fr. cordial.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Ferahlık veren, iç açan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «fark» tan İf.) (mü. müferrlka). Ayıran, tefrik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesr» den imef.) (mü. müfessere). Açıklanmış, tefsir olunmuş: Ibârât-ı müfessere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fesr» den if.) (mü. müfessire).

1.Kapalı ve kısa bir şeyi açıklayıp mânâsını ortaya koyan: Bu sözü müfessir birtakım tafsilât, (i. A. c. müfessirtn).

2.Kur’an-ın metnini şerh ve izah eden bilgin: Müfessirin reyi; müfessirînden Fahr-i RAzî.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interpreter. annotator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feth» ten if.) (mü. müfettihe).

1.Açan, açıcı.

2.(tıp) Tıkanmış bir yeri açan (ilâç vesaire).

3.Geğirme getiren.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fetş» ten if.). Bir şeyi etrafıyla arayıp inceleyen adam, her sınıf memurların veya resmî bir dairenin hakkıyle görev yapıp yapmadıklarını araştıran memur: Adliye, maliye müfettişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspector. supervisor. investigator. overseer. superintendent. visitor. examiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspector. investigator. overseer. superintendent. supervisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspector. examiner. overseer. surveyor. controller. overlooker. superintendent. checker. supervisor. visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müfettiş sıfat ve görevi, teftiş memuriyeti: Adliye, maliye müfettişliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspectorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inspectorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fett» ten if.) (tıp). Kıran, ezen, ufaltan (Alet veya iliç). Müfettitü’l-hasat = Meslnenin içindeki taşları kırıp ameliyatsız çıkabilecek parçalara ayıran cerrah Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tefviz» den) (mü. müfevveza). Verilmiş: Bu İş sizlere müfevvazdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. acemice iş görmek; becerememek; i. acemilik, beceriksizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el kürkü, manşon; mak. boru bileziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pandispanya tadında ufak yuvarlak ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sarınmak; sesi boğmak; i. sarınacak şey; sesi boğmak için kullanılan örtü veya sargı; bir maddeyi alev ve gazlara temas ettirmemek için kullanılan fırın gözü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gevişgetirenlerin ve diğer bazı hayvanların tüysüz üst dudağı ve burnu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. susturucu; boyun atkısı, fular; piyanoda sesi boğmaya mahsus yastık veya keçe parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyd» den if.) mü. müfide). İfade eden, meramı güzel anlatan, mânâlı: Yazdığı şey kısa, fakat müftddir.

2.Faydalı: Biraz gezmek sıhhate müftddir.

3.Okunmasından faydalanılan, bilgi veren: Boşuna vakit getirmeyip müftd kitaplar okumalı.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İfade eden, anlatan, manalı. 2.Faydalı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Müfid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Feyizlendiren, feyiz veren. Allah’ın isimlerinden. -”Abd” takısı alarak kullanılır. Abdulmufiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Cisimlerin doğrudan doğruya aleve değmesini önleyerek ateşin etkisine uğratmasını sağlamakta kullanılan toprak kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «felâh» tan lf.) (mü. müfliha) (c. müflihOn). Felâh ve selâmet bulan, selâmete ;ıkan, iflâh olen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «füls» ten if.). (mü. müflise).

1.Parasız, züğürt: Zavallı pek müflistir.

2.Ticarette veya borsada ziyan edip hesabı kaçırmakla mevcut serveti mahkemece satılarak alacaklılara verilmek üzere bu halde bulunduğunu ilân eden: Müflis bir tâcir.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankrupt. insolvent. insolvent batkın. iflas etmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankrupt. insolvent. bair man. nonsolvent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. «I ince okunur»), T. Keçi ve koyunla akraba yabanî bir memeli hayvan.

2.Seyahat elbiselerinin, pardesülerin içine geçirilen çok yumuşak, sık dokumalı kumaş.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Mouflon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wool or woollike lining (in garments and footwear. mouflon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fenâ» dan if.) (mü. müfniye). Yok eden, mahveden, ifnâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A. «ferd» den imef.) (mü. müfrede).

1.Tek, yalnız, birçok olmayıp birden ibaret olan.

2.Mürekkep olmayan, basit.

3.(gramerde) Yalnız bir şey veya şahsa delâlet eden veya bire mehsus olan kelime, zıdları tesniye ve cem’: Müfred müzekker; müfred müennes; müfred gaib; teklik, tekil.

4.Bir tek mısrâ (son iki mânâsiyle İsim gibi de kullanılır).


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. e.) (müfredl dilimizde kullanılmaz).

1.Basit, mürekkep olmayan şeyler.

2.Toptan bilinen şeylerin tafsilâtı, birer birer açıklanmışları: Setin aldığım şeyler iki yüz lira etti, müfredat defterine de yardım; alınan şeyleri müfredâtiyle kaydetmeli. 3.Tek tek ve ayrı ayrı mısrâlar.

4.Bir cümleyi meydana getiren kelimelerin her biri. 5.İlâç kataloğu: Tıp müfredâtı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum. syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

details ayrıntılar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

items of a list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferz» den İmef.) (mü. müfreze). Toptan ayrılıp bir terafa konmuş, bölünmüş: Konaktan müfrez bir daire; bahçeden müfrez bir arsa; alaydan müfrez bir tabur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parcelled. separated. detached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Ordudan ayrılmış bir kol asker ki, birkaç alaydan mürekkep olur: Trablusgarp müfrezesi; müfreze kumandanı.

2.Pek küçük askert birlik.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detachment. platoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detachment. battalion. detached party. detail. squad. troop detachment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ferd» den lf.) (mü. müfride). Bir cismi elektrik geçlrmeyecek hâle getiren, Fr. isolateur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ferağ» dan if.) (mü. müfriga) (tıp). Döken, ifrağ eden: Safra müfrifll.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fert» tan if.) (mü. müfrite). İfrat derecesinde olan, itidal sınırını geçen, aşırı giden, ifratlı: Müfrit bir gayretle çalışıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extremist. excessive. fanatic. hard liner. hardliner. rabid. too too. ultra. ultraist. unreasonable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealotry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «fesâd» dan if.) (mü. müfside).

1.Bozan, fenalaştıran: Müfsid-i mide (mideyi bozan).

2.Fesat veren, nifak koyan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parasız, bedava, meccanen, beleş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan if.) (mü. müftehire).

1.Övünen, iftihar eden, bir şeyi övünme vesilesi sayıp onunla sevinen ve koltukları kabaran, zeki ve terbiyeli evlât babası olmakla İnsan müftehir olur.

2.Şanlı, şerefli. 3.Fahrî. Hey’etin ta«y-l müftehiresi = Fahrî üyeleri.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İftihar eden, övünen. Şanlı, şerefli. 2.Parasız işgören, fahri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fakr» dan if.) (mü. müftekıre).

1.Fakra düşmüş, fakir, züğürt.

2.Muhtaç, bir şeye ihtiyacı olan: Hiçbir şeye müftekir değilim.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (feriy’den imef. olup müfteriyât şekli galattır. Müfredl dilimizde kullanılmaz). Birine yalandan isnat olunan »uçlar, iftiralar, uydurma ithamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «feriy’» den if.) (mü. müfteriyye). Başkasına, aslı olmayan bir töhmet ve suç isnad eden, iftiracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calumniator. slanderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «fers» ten if.) (mü. müfterise). Yakaladığı, diğer hayvanları yırtıp paralayarak yiyen, yırtıcı: Hayvânât-ı müfterise. mec. Kindar, azgın kimse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müftü; üniforma giyenlerin vazife dışında giydikleri sivil elbise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜFTİ) (aslı: MÜFT) (I. A. «fetvâ» dan if.). Fetv| veren. Müfti’l-anâm = Şeyhülislâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mufti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

müfti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Bilinmeyen, tanınmayan, meçhul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Delinmemiş, deliksiz: Dürr-i nâ-süfte = Delinmemiş inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açılmamış: Gonca-i nS-şüküfte (açılmamış gonca).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni açılmış (çiçek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NİLÜFER) (i. F.).

1.Beyaz, sarı ve mavi çiçek açan bir çeşit su bitkisi, çadır çiçeği. 2.(hi. coğrafya). Bursa önünden akan bir çay.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water lily. lotus. victoria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lotus. water lily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nymphea. lotus. water lily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(suzambağı): Nilüfergiller familyasından nymphaea ve nuphar cinsinden su bitkilerine verilen genel addır. Kullanıldığı yerler:Kalbi kuvvetlendirir. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Çiçek adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NÜFÜS) (i. A. c.) (m. nefs). İnsan topluluğu, (bk.) Nefs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

population. inhabitants. inhabitantants.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

population. people. number of inhabitants. persons. register of births. club of rome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of birth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

density of population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

register of births. registration office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

population explosion. population explosion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

census.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

census. census of population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

population density.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.)

1.İçe geçme, işleme.

2.Bir adamın sözü dinlenme, sözü geçer olma: Nüfuzu vardır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascendance. clout. influence. power. pull. ascendancy. penetration. permeation. personal influence power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

influence. penetration. power. weight. permeation. ascendance. ascendency ascendancy. authority. hold. importance. potency. prestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penetrate. permeate. soak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to penetrate. to permeate. to influence. creep. infiltrate. pass through. perforate. pierce. see into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sözü geçer: Oraca oldukça nüfuzlu ve hatırlı adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

influential. important. to be influential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gizli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gizli, saklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gizlilik, saklılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. fars şeklinde opera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla dolu; içi doldurularak kaplanmış (ev eşyası).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yumuşak aba, keçe terlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Birden esen veya birden çıkan havayı anlatır: Puf puf esiyordu. Pufböreği = Tavada kızarmış içi boş ve şiş kuru börek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(T. ses taklidi). Hafif surette esen rüzgârı veya ince üflemeyi tasvir ve taklid eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puff. pouffe. pouf. ottoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pouf. pouffe. pouff. big circular cushion to sit on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pouffe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polyurethane Foam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polyurethane foam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used to imitate the sound of air being blown from the month.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blintz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puff pastry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the most important and the most delicate part of a matter. ropes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üfürük, soluk; rüzgar üflemesi; puf böreği veya kurabiye; pudra ponponu; saç lülesi;elbisenin büzülmüş ve kabarıkyeri; yorgan; abartmalı veya şişirilmiş övgü. puff adder şişen engerek, zool. Bitis arietans puff box pudra kutusu. puff paste pufböreğ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. püflemek; püfür püfür esmek; solumak. puff out, puff up şişinmek; abartarak övmek; lülelerle süslemek (saç); şişirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtmantarı, bot. Lycoperdon pratense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. püfleyen şey veya kimse; kirpi balığı, zool. Tetraodontus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Atlantik'te bulunan kısa boyunlu ve şişkin gagalı martı, zool. Fratercula arctica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şişkin, kabarık; tantanalı, görkemli, abartmalı; püfür püfür esen. puffily z. püfür püfür. puffiness i. şişkinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Üfleyerek püskürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Bazı ördeklerin ince tüyü ki, şilte ve yastık doldurmakta kullanılır.

2.Bu tüy iie doldurulmuş veya her ne suretle olursa kaba ve yumuşak (yatak vesaire): Pufla yatak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Kof veya yumuşak bir şeyin çıkardığı sesle düşmek veya patlamak.

2.Üzüntü veya hiddetlenmeyi ifade eden ve oflamakla beraber kullanılır: Ne diye oflayıp pufluyorsun?


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Nefesle üfleyerek söndürmek veya soğutmak: Mumu, yemeği püflemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avcı ıslığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rüzgârın hafif ve serin esişini ifade eder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üstü başı perişan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «re’fet» ten). Fazlasıyle merhametli ve esirgeyici (Allah’ın 99 adından biridir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رؤف] esirgeyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Esirgeyen acıyan, çok merhametli. - Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı alarak kullanılır. -(bkz.Abdürrauf). Kur’an-ı Kerim’de 10’dan fazla yerde geçmektedir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rauf).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) ret; azarlama, ters cevap; geri püskürtme; (f.) reddetmek; ters cevap vermek, azarlamak; geri püskürtmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a terrorist group formed in the 1980s in Sierra Leone; seeks to overthrow the government and gain control of the diamond producing regions; responsible for attacks on civilians and children, widespread torture and murder and using children to commit atroc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call , cry , fame , rep , reputation , whoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rifât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. refîk). Refikler, erkadaşlar. (bk.) Refik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırmızımtırak, kırmızımsı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. iskambilde kozla alma; f. kozla almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 16. yüzyılda kolalı ve kırmalı yuvarlak yaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(dişil) reeve i. dövüşken kuş, zool. Philomachus pugnax.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pilatika, zool. Acerina cernua.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. vicdansız ve alçak kimse; s. zalim, gaddar, canavarca, habis. ruffianly s. gaddarca, habisçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. buruşturmak; kabartmak; karıştırmak; kırma yapmak, büzmek; (tüylerini) kabartmak; rahatını bozmak, rahatsız etmek; i. kırma, fırfır, farbala; zihni karışma; patırtı, gürültü, kargaşa. ruffler i. dikiş makinalarında kırma yapan ek alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devamlı davul sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırmızımsı kahverengi, pas renkli; sarımsı kırmızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ayağı sürüyerek yürümek; sürüyerek aşındırmak; i. ayağı sürüme; hışırtı; arkası açık ve topuksuz terlik, şıpıdık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. itişmek, çekişmek; i. itişme, çekişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ şeker; güftâr = söz). Sözü şeker gibi tatlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendine güvenen; kendi kendine yeten, başkasına muhtaç olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (c. şerâsif). Kaburga kemiklerinin ön taraftaki uçlarında bulunan kıkırdak.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir playlist’teki parçalan karışık olarak çalma özelliği.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karıştırmak, değiştirmek; karmakarışık edip ortadan yok etmek; sürümek (ayak); itip ileri atılmak; iskambil kâğıtlarını karıştırmak; sözü değiştirmek; güçlükle ve acemice ilerlemek; ayakları sürüyerek yürümek; i. karıştırma, hile; ayak sürüyer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahta diskleri itip belirli bir boşluğa düşürmek suretiyle oynanılan bir çeşit salon veya güverte oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. burunotu enfiye; f. enfiye çekmek. up to snuff k.dili. umulduğu kadar; kurnaz, kolay aldanmaz, açıkgöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. mum fitilinin yanık ucunu kesmek; i. mum fitilinin yanık ucu. snuff out mum makası ile söndürmek; öldürmek. snuf fers i. mum makası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. buruna çekmek; koklayarak anlamak; koklayarak muayene etmek; i. buruna çekme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. enfiye kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. burnunu çekmek; sesli nefes almak; burnu tıkanmış gibi konuşmak; i. burnunu çekme; sesli nefes alma; burnundan konuşma. the snuffles k.dili. nezle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. enfiye gibi; enfiye çeken; pis kokan; huysuz, ters. snuffiness i. pis kokma; huysuzluk, terslik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold buffet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. içi boş, şişirilerek pişirilmiş; i., ahçı. sufle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. vücudun bazı organlarında aletle işitilen hırıltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. madde; asıl, esas; k.dili. eşya, ev eşyası; boş laf, saçma; kumaş; ilâç; k.dili. şey, zımbırtı, zırıltı; (argo) hüner; (argo) görev; (argo) para; f. tıka basa doldurmak; doldurmak; dolma yapmak; tıkamak; tıkıştırmak; çok laf ile kafa şişirmek; (

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. havasız, havası bozuk, kapalı; tıkalı (burun); k.dili. kibirli; soğuk, ağır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صوف] yün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şefî). Şefîler, şefâat edenler, (bk.) Şefî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sefîh). Sefihler. (bk.) Sefih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sefîr). Sefirler, elçiler, (bk.) Sefir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Sofa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفه] sofa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göz yumma, müsamaha; tahammül, dayanma, sabır. on sufferance zarar vermemek şartıyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ıstırap çekmek; tutulmuş olmak, müptela olmak; cezasını çekmek; idam olunmak; cefa çekmek; (eski) katlanmak, tahammül etmek; müsaade etmek, izin vermek, bırakmak. sufferer i. ıstırap çeken kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilebilir, dayanılabilir, tahammül edilebilir. sufferably z. tahammül edilebilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ıstırap, elem, acı, keder; s. ıstırap çeken; mazlum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kafi gelmek, yetişmek, el vermek, yetmek. suffice it to say şu kadarını söylemek yeter ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeterlilik, kifayet, elverişlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kâfi, yeterli; elverişli, uygun, münasip. sufficiently z. kâfi derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. sonek, sontakı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir kelimenin sonuna ek koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boğmak, nefesini kesmek; bastırarak söndürmek; boğulmak, nefes alamamak. suffocating s. bunaltıcı, boğucu. suffoca'tion i. boğulma bunalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yardımcı (piskopos).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oy kullanma hakkı; oy kullanma; tasvip tasdik onay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadınların oy kullanma hakkını savunan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oy kullanma hakkı taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aşağıdan tütsülemek. suffumigation i. alttan tütsüleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafa yayılmak, kaplamak; boya vermek, renk vermek. suffusion i. yayılma; kızartı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sûfiyyûn).

1.Tasavvuf ehli. 2.Sofu.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صوفی] mutasavvıf. 2.sofu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofi, gizemci mutasavvıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tasavvuf erbabı, mutasavvıf.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. islâm gizemciliği, tasavvuf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tasavvufçular.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صوفيه] mutasavvıflar, tasavvufla uğraşanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sOfi).

1.Tasavvuf ehli olanlar.

2.Sofular.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ).

1.Tortu.

2.(tıp): Büyük aptest.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) ( mü. esfel). Esfeller. (bk.) Esfel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soufflé.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soufflé.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. süfliyye).

1.Aşağıda bulunan, aşağıki, zıddı: ulvî.

2.Alçak, bayağı, kıymetsiz ve itibarsız: Pek süflî bir adamdır.

3.Kıyafeti pek pejmürde ve hâli perişan: Kendisini pek süflî bir halde gördüm; üstü başı pek süflî.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. mean. base. shabby. ragged kılıksız. hırpani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemptible. low-down. inferior. wretched. dressed in dirty. shabby clothes. menial. out at elbows. reptile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness. shabbiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alçak ve aşağılık şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Aşağılık, aşağıda bulunan şeyin hal ve yeri. 2.Alçaklık, Adîlik.

3.Pejmürde kıyafet, perişan hal.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tiyatroda oyunculara rollerindeki sözleri fısıldayıp hatırlatan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prompter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prompter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Delinmiş. Ni-»üfte = Delinmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Saf). Saflar, diziler. (bk.) Saf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفوف] sıralar, saflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sefîne). Sefîneler, tekneler, (bk.) Sefîne («Sefâin» de gelir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ashab-ı kiramın meşhurlarından bazılarının ismi. Süfyan-ı Sevri: Kelamcı, muhaddis, alim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. sahîfe). Semâvî Kitaplar’dakl bahisler, sayfalar, levhalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صحف] sayfalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ku uzun) (i. A. c.) (m. Sakf). Çatılar, (bk.) Sakf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çiçek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Çiçek. Süslemede çiçek motiflerine dayanan bir tarz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Açılmış. Gül-i şüküfte = Açılmış gül. Nev-şüküfte = Yeni açılmış, nâ-şüküfte = Açılmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Sınıf). Sınıflar, (bk.) Sınıf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صنوف] sınıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Sayf). Sayflar, yazlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Seyf.). Seyfler, kılıçlar, (bk.) Seyf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکوفه] çiçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکوفه زار] çiçeği çok olan yer, çiçek bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيوف] kılıçlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «atf» tan) (c. taattufât). Acıma, şefkat ve merhamet etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıffet» den).

1.Hafifleme, hafiflenme.

2.Ayağa mest, çizme gibi konçlu şeyler giyme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hilâf» tan masdar) I. Geride kalma, arkada bırakılma.

2.Değişme (bu mânâ dilimize mahsustur).


Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Moliere in bir piyesinde ikiyüzlü papaz; dindarlık taslayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarf» tan masdar) (c. tasarrufât).

1.Mâlik ve sâhip olma, kullanma: Bu eve kim tasarruf ediyor? Kimin tasarrufu altındadır?

2.idare ile kullanma, idare etme, iktisat: Tasarrufa riâyet etmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provident. saving. economy. possession. austerity. providence. retrenchment. thriftiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economy. saving. savings. possession. use. power of disposal. frugality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

savings. disposal. disposition. thrift. administration. management. possession. conservation. careful use of a resource. saving. economy. money saved. economies. economization. entry. retrenchment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تصرف] tutum. 2.elinde bulundurma. 3.para arttırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saving bond. savings bond. savings bond. national bond certificate. treasury bond certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), idare, tutum, iktisat maksadıyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yün» demek olan «sûf»dan ve daha doğrusu Y. «hikmet» demek olan «sofiya»dan) (c. tasavvufât). Sûfilik, dinde mânevi ve beşerî duygulara yer veren mistik akım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mysticism. islamic mysticism. sufism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sufism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islamic mysticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T.) (musiki). Türk dinî musikisinin cami musikisi dışında kalan dalı ki, «tarikat musikisi» de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A ). Tasavvufa ait, tasavvufla ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mystical. sufistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصوفی] tasavvuf ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tazarrufât). Zarafet taslama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aref» den masdar). Birbirini tanıma, tanışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ceff» den masdar). Kuruma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ülfet» ten) (c.’teellüfât). Alışma, hoş geçinme, bağdaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «esef» ten). Keder ve esef etme, acıma: Buna çok teessüf ettim. Beyân-ı teessüf etmek = Teessüf ettiğini söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contempt. sorrow. sadness. regret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regret. feeling sorrow about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ı A. «felsefe» den). Felsefe yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gılâf»ten) (tıp). Tegallüf-I em’A = Barsakların birbirine geçmesi hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hukuk), iki tarafin ikisine de yemin verilme, ikisinin de yemin etmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulf»ten). Birbirine uymama, birbirine zıd olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesâfet» ten). Kesafet peydâ etme, sıklaşma, koyulaşma, (y. k.) yoğunlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keff»den). Avuç açma, dilenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «külfet» ten) (c. tekellüfât).

1.Bir zahmete, zahmetli bir işe katlanma: Bu kadar tekellüfe ne hacet?

2.Özenme: Bu şiirde tekellüf vardır; tekellüf ile yapılmış bir iş olduğu anlaşılıyor.

3.Gösteriş, sahte tavır ve hareket, özeniş: Tavır ve hâlindeki tekellüf pek soğuktur. Bî-tekellüf, bilâ-tekellüf = Ozenmeksizin, tabiî olarak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «keyf»ten). Keyiflenme, keyiflendirecek bir şey alma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iutf»tan) (c. telattufât). Lutuf ve incelikle davranma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلطف] yumuşak davranma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Lutuf la, nezaketle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «iehef» den). El. çıkan bir şeye üzülüp teessüf ederek a yıp sızlama: Evine ve eşyasına acımıyor yanan kitaplarına telehhüf ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «redf»ten).

1.Birbiri arkasından gitme, birbirini takip etme.

2.(gramer) İki veya daha çok sözün bir mânâya gelmesi: Bu iki kelime arasında terâdüf vardır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rast gelme, aramaksızın bulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluky. flukey. coincidence. incidence. hap. fortuity. chance. encounter. accident. conjunction. contingency. happenstance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluky. flukey. coincidence. incidence. hap. fortuity. chance. encounter. accident. conjunction. contingency. happenstance. chance meeting. chance event. happening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coincidence. chance event. accident. a chance meeting. an accidental encounter. chance. hazard. casual event. casus. conjunction. lottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Rastgele

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by chance. by coincidence. accidentally. haply. incidentally. fortuitously. by accident. casually. causelessly. in passing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidentally. incidentally. by chance. by coincidence. by accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by chance. by accident. fortuitously. by coincidence. coincidentally. accidentally. by haphazard. by misadventure. peradventure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rastgeie olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidental. casual. chance. coincidental. concurrent. contingent. fortuitous. incidental. stray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidental. coincidental. fortuitous. chance. casual. adventitious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeref» ten). Bir hürmet ve şerefe nail olma, şereflenme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Şereflenme, şeref bulma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vukuf» tan).

1.Durma, bekleme, eğlenme: Orada birkaç gün tevakkuf etti. 2.Bağlı ve alâkalı olma, ilişiği bulunma.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توقف] durma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

durmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki kat olma: Beş on sene zarfında sermayesi tezâuf etti.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından geliştirilen yüksek hızlı baskı teknolojisi. Daha hızlı baskı yapar ve özellikle günümüzdeki yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraf makinelerinin kaydettiği büyük görüntü dosyaları için uygundur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. domalan, yermantarı, bot. Tuber; domuz ağırşağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Tükürmeyi tasvir eden hakaret ünlemi: Tüf sana! (bk.) Tu, tuh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Volkanlardan çıkan mesâmatlı taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tufa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tufa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süngertaşı; ırmak veya kaynaklarda oluşan bir çeşit kireçtaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. süngertaşı veya kireçtaşı kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TÜFAN) (i. A.).

1.Ortalığı kaplayıp çeviren umumî ve pek şiddetli yağmur ve fırtına: Bir tufan koptu.

2.Hazret-i Nûh zamanında sapıtmış insanlığı yoketmek için Tanrı tarafından meydana getirilen umumî fırtına, mec. Tûfân-ı NÜh = Nûh Tûfânı.

1.Pek büyük yağmur ve fırtına: TÜfân-ı NÜh oldu.

2.Pek eski zaman: Tûfân-ı Nûh’tan kalma. Kable’t-tûfân = Tûfân’dan önce, Fr. antédiluvien.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deluge. flood. flooding. cataclysm. cyclone. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the flood. the deluge. violent rainstorm. flood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deluge. cataclysm. flood. the flood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hz.Nuh zamanında Allah’ın kötülüğe sapmış insanları cezalandırmak için gönderdiği bütün dünyayı su ile kaplayan yağmur. 2.Şiddetli yağmur ve sel.

İsimler ve Anlamları by

Finansal Terim

(Consumer Price Index)

Tüketici fiyat endeksi


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli silâhların en tanınmışı. Fitilli, çakmaklı, kapsüllü, iğneli, arkadan dolar, mükerrer ateşli tüfek. Tüfek atmak, boşaltmak, endaht etmek. Tüfek patlamak = Savaşa başlanmak, savaş çıkmak. Tüfek patlatmaksızın = Harpsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rifle. gun. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. rifle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. rifle. gat. piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfek koyup saklamaya mahsus yer (silâhhâne daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Tüfek yapan işçi. 2.Bir birlikte tüfekleri tamirle görevli şahıs.

3.Tüfekle silâhlı asker veya bekçi. 4.Sarayda bekçilik vazifesi yapan bahçe muhafızı, silâhşor


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunsmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunsmith. seller of guns. gunman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunsmithing. gun selling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfek koyma yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armory. gun-stand. guncase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Asalak, parazit. - Sığıntı. İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفيلات] parazitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (davetsiz ziyafetlere gitmek ve dalkavuklukla şöhret bulmuş olan Tufeyl bin Zilâl’in adından). Dalkavuk, başta gezen, kâse yalayıcı, parazit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفيلی] parazit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parasitism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفيليت] parazitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kendi başlarina beslenmeyip başkalarının köklerinden veya kanlarından beslenen bitki ve hayvanlar. Tufeyliyyât-ı nebâtiyye = Piç sürgünler, urlar ve mantarlar gibi. Tufeyliyyât-ı hayvâniyye = Bit vesaire gibi, diğer canlıların kanını emerek yaşayan böcekler; parazitler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süngertaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Elma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفاح] elma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. küme, öbek, top; tepe, sorguç; püskül; f. kümelemek, demet demet yapmak: püskül ile süslemek. tuft'ed s kümeli; tepeli. tuft'y s. perçem gibi püskül püskül veya küme küme olan, öbek öbek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sönme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تفو] tükrük. 2.tüh!

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tıfl). Tıfllar, çocuklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Çocukluk, küçüklük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طفوليت] çocukluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tayf).

1.Uykuda görülen hayaller.

2.Korkudan, karanlıkta görünen hayaletler, tayfler.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طيوف] tayflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek ufak, pek küçük, küçücük. Sevgi de gösterir: Ufacık bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skimpy. tiny. minute. very small.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diminutive. fiddling. minuscule. small. tiny. titchy. wee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teeny weeny teensy weensy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Büyük zıddı, küçük: Ufak dağ, köy, adam.

2.İnce: Ufak ufak düğmeli. Unufak = Pek ince. Ufak-tefak = Küçük yapılı, çelimsiz: Ufak tefek bir adam. Küçük ve ehemmiyetsiz şeyler. Çarşıdan bazı ufak-tefek aldım,


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small. little. petit. petty. piccolo. peddling. scrubby. tiddly. micro-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconsiderable. little. scrubby. slight. small. petty. minor. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inconsiderable. insignificant. little. petit. trifling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken money. token / divisional / small coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snippet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dollop. scrap. snippet. split.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minion. petty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit by bit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça ufak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içinde ufak bulunan: İrili ufaklı = İri, ufak karışık veya birbiri üstüne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Küçüklük: Ufaklığın zararı yoktur.

2.Ufak para: Üstümde ufaklık yoktur.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pint-sized. pint-size. little one. shorty. shortie. tiny. kid. kiddy. bantling. fractional currency. smallness. tot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smallness. littleness. change. little one. small change. child. kid. boy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional coins. smallness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crumble. disintegrate. to crumble up. to break into small pieces. to crumble. to disintegrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comminute. crumb. crumble. scrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Ufak ufak doğramak, parçalamak: Peyniri ufaladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ufalamak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chip off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crumble. molder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ufaltmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Daha ufak olmak, küçülmek: insan, ihtiyarladıkça ufalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Daha küçük yapmak, hacmini azaltmak, küçültmek. Odaları ufaltmışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lessen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Küçük parçalara bölünmek, dağılmak: Bu ekmek durduğu yerde ufanıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırıntı, ufak parçalar: Ekmek ufantısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Daha küçük.

2.Küçücük.

3.Az küçük, küçükçe.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Daha ufak yapmak, küçültmek: Kapak, kaba büyük geliyor, biraz ufatmalı.

2.Ufak ufak kırmak, ovalamak: Ekmeği ufattı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ufka paralel olarak, amûden’in zıddı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (mü. ufkıyye). Ufukla paralel olan, yukarıdan aşağı olmayan, amûdî’nin zıddı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ufka ait, ufukla ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Acı, sızı duyarak «uf» demek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir alevi üfleyip bir şey üzerine yöneltmek için kullanılan ince maden boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üflemek işi. (bk.) Üflemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insufflation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Ağızla nefes vermek, üfürmek: Ateşi üflemek.

2.Nefesle söndürmek: Mumu üfle.

3.Nefesle veya hava ile şişirmek: Balonu, tulumu üflemek.

4.Nefesle çalınan bir çalgı çalmak: Düdük, ney üflemek.

5.Nefes etmek, okuyup üfürmek.

6.Zahmetle nefes almak, sesle solumak:’Üfleyip duruyordu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow out. puff. blow. puff out. insufflate. whiffle. whiff. breathe upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow. puff. to blow. to puff. to blow upon. to blow out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ).

1.Ağızla nefes verilmek: Öyle üflenmez.

2.Nefesle söndürülmek.

3.Şişirilmek.

4.Nefesle çalınmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Bir şeyle üflemek, ağızla nefes verdirmek.

2.Nefesle söndürtmek.

3.Şişirmek.

4.Nefesle çaldırtmak.

5.Nefes ettirmek, okutup üfletmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Üfleme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

belirlenemeyen uçan nesne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «üftâden» fiilinden) (c. üftâde-gân). Düşmüş, düşkün, çaresiz, zavallı. mec. Aşık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Düşmüş, düşkün. 2.Aşık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Düşkünlük.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Düşen, düşerek (yalnız «üftân ü hîzân» = Düşe kalka tâbirinde geçer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Yunanca). Eğreltiotu, kuzgunekmeği çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A) (c. Afâk) (Ar. ufk). Gökyüzünün arza bitişik gibi görünen kenarları. Arzın çevresi, Alem, dünya: Afâka yayıldı, Afâkı tuttu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizon. scope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افق] ufuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Düz arazide ya da açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü y(Erkek İsmi) 2.Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. 3.Çevre, dolay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skyline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Sabah aydınlığının ufukla birleştiği nokta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Batma, gurûb: Güneş ufûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Batma. 2, Ölme.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.).

1.Yara ve çıban etleri çürüyüp fena kokma, çürüme, iltihap.

2.Kötü koku, çürümekten olan koku.

3.Ağırlık: Havanın ufûneti.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ عفونت] yangı. 2.kötü koku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Yara veya çıbanın etlerini çürütmek.

2.Kötü kokutmak.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Etler çürüyüp kokmak.

2.Kokmak, kötü koku gelmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Etleri çürüyüp kokan, iltihaplı.

2.Kötü kokulu.

3.İrin dolu.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.).

1.Esmek: Yel üfürdü.

2.Üflemek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üfürükçülerin okuduktan sonra hastanın üzerine üfürdükleri nefes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hastalara okuyup üfleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

healer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

healer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hastalara okuyup üfleyen üfürükçünün işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hava ile dolup şişmek, kabarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir defa üfürülen nefes veya hava: Bir üfürüm tütün (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. elf). Elfler, binler. (bk.) Elf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asker, yeniçeri maaşı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ علوفه] yem. 2.yeniçeri maaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski bir sınıf Osmanlı süvari askeri (yanlış olarak «ulûfeciyân» suretinde cem’ini de kullanırlardı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maaşlı, ulûfe sahibi asker (ler).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. açmak; susturucuyu çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. heyecansız, telaşsız, sakin .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüketicileri USB flash sürücülerinin farklı kullanımları ve sundukları faydalar hakkında eğitmek amacıyla kurulmuş bir gruptur

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Tepesi devrik ve ucu püsküllü takke ki, ekseriya Akdeniz adalıları giyerler. Kırmızı yünden örme olup fesin ilk şeklidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şükûfe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. intifa hakkı, yararlanma hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., huk. intifa hakkına ait; i. intifa hakkı olan kimse . usufructuary lease hasılât icarı. usufructuary tenancy yarıcılık sözleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عطوفت] şefkat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارجوفه] yalan dolan, uydurma söz, martaval.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسقف] papaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vefd). (bk.) Vefd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gelme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bolluk, çokluk, Ar. kesret, vefret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وفور] bolluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ku uzun) (i. A.).

1.Durma, duruş, hareketten kalma, Ar. tevakkuf.

2.Bir hâlde bulunma, ileri veya geri gitmeyip aynı hâlde kalma: Hastalığı vukuf hâlinde (bu iki mânâ ile tevakkuf daha çok kullanılmıştır).

3.Bilme, anlama, haberdar olma, Ar. ıttılâ: Bu işe vukufum yoktur. Ehl-i vukuf; erbâb-ı vukuf = Bir iş hakkında tam, yeter malûmatı olan (lar), bilirkişiler.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insight. knowledge. knowing. comprehending. competence. cognizance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bekanntschaft. einblick. erfahrung. kenntnis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقوف] bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. ignorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bilgisiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of information. ignorance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ince otu, yapışkan otuna benzer bir bitki, bel'umotu, bot. Asperula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.).

1.Nafile, boşuna.

2.Bedava, parasız: Yufa gitmek.

3.Yok, helâk, mahv: Yuf olmak.

4.Teessüf, üzüntü ifâdesi için kullanılır: Yuf sana. Yuf okumak, borusunu çalmak = Birinin bir şey bilmediğine hükmetmek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.ince, hafif, Ar. rakîk: Bu tahtalar pek yufka.

2.Az elbiseli, az giyinmiş, hafif elbiseli. 3.ince açılmış hamur yaprağı: Börek, baklava yufkası, yufka açmak. Yufka kebabı = Yufkaya sarılıp pişmişti. Yufka böreği = Açılmış olarak çarşıdan alınan yufkadan börek.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thin dough. thin sheet of dough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(YÜSUF) (hi.).

1.Hazret-i YAkub’un evlâdından olup kıssası meşhurdur.

2.mec. Çok güzel şahıs.


Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hz.Ya’kub (a.s.)’un oğlu olan peygamber Hz.Yusuf. 2.İbranice; inleyen, ah eden, inilti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.).

1.Kumrunun küçük bir nevi. 2.Su üzerinde uçan bir cins güzel kelebek.

3.Mandalina denilen portakal cinsi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragonfly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragonfly. turtledove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragonfly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle yüksek devlet erkânının giydiği kırmızı tepeli sarık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (zincifre şeklinde de kullanılır). Cıva ile kurşundan mürekkep kırmızı boya, sülüğen, sürür, Fr. minium.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظفر] tırnak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zehârif). Yaldız, pek parlak lâkin kıymetsiz süs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZÜLF) (i. F.). Sevgilinin saçı ve bilhassa yüzün iki tarafında sarkan saçlar. Zülf-i arûs = Fasulye cinsinden güzel çiçekli bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sidelock. earlock. lock or tress of the hair of one's beloved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yüzünün iki tarafında zülüfü olan. Zülüflü baltacı = Eskiden bir sınıf saray hademesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ظروف] kaplar. 2.zarflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zayf). (bk.) Zayf.

Türkçe Sözlük by