Uht ne demek? | Uht anlamı nedir? | Uht

Uht anlamı nedir?

Uht ne demek?

Uht anlamı nedir?

Uht | Dream Meanings


Türkçe Sözlük

(i. A.). Kızkardeş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخت] kızkardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهت] şaşkınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birine yalandan bir şey isnâd etmek, iftira: Bana bühtân etmişler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Yalan, iftira. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Asılsız yere birine bir şey isnâd eden, iftiracı. Ar. müfterî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DER-UHDE) (I. F. der = edat, A uhde = söz verme, üzerine alma). Üstüne alma, yüklenme, bağlanma. Bu işi kendisi deruhte etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhte = yanmış). Yüreği yanık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل سوخته] bağrı yanık, gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دخت] kız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız, kerîme. Duhter-i rez = Asmanın kızı (yani şarap).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دختر] kız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kerime, kız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızlık, bekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızlık, bekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. efrûhten fiilinden imef. Ekseriya terkiplerde bulunur). Şulelenmiş, parlamış, tutuşmuş: Dil-i efrûhte = Gönlü yanık. Şem’-i efrûhte = Yakılmış mum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kazanılmış, elde •-.diimi}. Ar. mükteseb (az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Satma, satış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فروخت] satış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير محتمل] ihtimal verilmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hatâ işlemez, yanılmaz: İnsanlar lâ-yuhtî değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elected head of a neighbourhood executive officer of a district of a to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the elected head of a neighbourhood executive officer of a district of a to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHTAC) (i. A. «havece, hâcet» den if.) (c. muhtâcîn). t. Bir şeye ihtiyaç ve lüzumu olan, bir ihtiyacı olup da gideremeyen: Ekmeğe, suya, nasihata muhtaçtır.

2.Lüzumu olan: Bu ev tamire muhtaçtır.

3.Fakir, yoksul: Muhtaçlara yardım etmek.

4.Birinden iyilik görmek ümidinde bulunmakla veya yardımını görmekle kendisine baş eğmeye mecbur olan: Ben, sana muhtaç değilim; ne yapsın ona muhtaçtır.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needy. in need. dependent. beggarly. destitute. indigent. necessitous. straitened. straitened for. hard up. have a weak chest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependent. deprived. needy. destitute. dependant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

needy. sb / sth in need of. dependent. wanting. necessitous. poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محتاج] ihtiyaç sahibi. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depend on. demand. need. require. want. want for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Muhtaçlık, ihtiyaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muhtaç olan adamın hâli, ihtiyaç: Kimseye muhtaçlığım yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hîle» den if.) (mü. muhtâle). Hilekâr, desiseci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHTAR) (i. A. «hayr» dan İmef) (mü. muhtâre).

1.Seçilmiş, ihtiyâr olunmuş, seçkin (bu mânâ ile Peygamberimiz hakkında kullanılır). Ahmed-i Muhtâr.

2.Aklı, iradesi tam, yerinde olan, istediği gibi hareket edebilen, cebir ve tahakküm altında bulunmayan: Fâil-i muhtâr.

3.İdaresi kendinde olan, imtiyazlı, iç idaresinde müstakil, fakat dış idaresinde başka bir devlet veya makama bağlı: Idâre-i muhtâre.

4.Bir köy veya mahalle ahalisi tarafından köy ve mahalleye ait işlere bakmak üzere seçilen adam: Köy, mahalle muhtarı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demarch. reeve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomous özerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

village headman. autonomous. self-governing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İhtiyar eden, seçilmiş, seçkin. Hareketinde serbest olan, istediği gibi davranan, dilediğini yapan. 2.Köy veya mahalle işlerine bakmak üzere halkın seçtiği kimse. Hz.Peygamber (s.a.s)’in isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomy. self-government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autonomie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختاریت] özerklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’ce yapılmış bir Arapça kelimedir). Aklı, irâdesi yerinde olanın hâli. Muhtiriyyet-i idâre = Ayrıca ve bazı İmtiyazlarla idare olunan eyâletin hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köy veya mahalle muhtarı sıfat ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a mukhtar. the work of a mukhtar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHTASS) (i. A. «husûs» dan imef.) (mü. muhtassa). Bir şey veya şahsa ihtisâs etmiş, has, mahsus, hususî: Bu hastane verem hastalarına muhtastır. (i. A. c. muhtâsîn). Hususî şekilde mensup, birine intisâbı, bağlılığı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasr» dan imef.) (mü. muhtasara).

1.Kısa kesilmiş, kısaltılmış, mufassal olmayan, hulâsa: Muhtasar bir nutuk söyledi; muhtasar bir risâle yazdı; bu tarihin bir de muhtasarı vardır.

2.Pek gösterişli olmayan, tekellüfsüz, gürültüsüz, az masrafla ve kalabalıksız: Muhtasar bir düğün yaptı.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compendious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condensed. concise. short. brief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختصر] kısa, özlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısa olarak, tafsilâtsız: Muhtasaran konuştu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختصرا] kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.) (mü. muhtazıra). Ihtizar hâlinde bulunan, can çekişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hicâb» dan if) (mü. muhtecibe). Örtülü, örtünmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hidâyet» ten if.) (mü. mühtediyye). Ihtidâ etmiş, doğru yolu bulmuş, İslâm dinini kabûl etmiş: Mühtedî bir İngiliz; ingiltere’deki mühtedîler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hafî» den if.) (mü. muhtefiyye). Ihtifâ eden, gizlenen, saklanan, gizlenmiş, saklı: Birkaç gün muhtefî kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakere» den if.). Yiyecek ve başka zarurî ihtiyaç maddelerini ucuz alıp biriktirdikten sonra fiyatlarını arttırarak satan, karaborsacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتکر] vurguncu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHTELL) (i. A. «halel» den if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haleffe» den imef.) (mü. muhtelef-ün fîhâ). Hakkında ihtilâf, anlaşmazlık bulunan, uyuşulamayan, herkesçe kabûl olunmayan: Mes’ ele-i muhtelef-ün fîhâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختلف فيه] ihtilaflı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halecân»dan if.) (mü. muhtelice) (tıp). İhtilâca uğramış, devamlı titreyen insan veya organ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haleffe» den İf.) (mü. muhtelife).

1.Bir çeşitten olmayan, türlü türlü olan, çeşitli: Muhtelif işler. Muhtelifüi-levn = Renkleri türlü türlü. Elvân-ı muhtelife = Çeşitli renkler.

2.Bir fikir ve görüşte olmayan, fikirleri farklı olan, muhtelif: Kendisi bu işte muhtelif idi.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

various. different çeşitli. türlü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diverse. various. of various sorts. assorted. different. miscellaneous. multifarious. several. sundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختلف] türlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halese» den if.) Çalıp çarpan, zimmetine geçiren, ihtilâs eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «halt» dan if.) (mü. muhtelite). Karışık, çeşitli şeylerden mürekkep: Muhtelit komisyon, (matematik, geometride) Sath-ı muhtelit = Çeşitli şekil ve durumları olan yüzey, Fr. surface mixte. (anatomi) Adale-i muhtelite = Boynun arkasındaki kas.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختلط] karışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hami» dan imef.) (mü. mhtemele). Olmak ihtimali olan, mümkün, kabil, beklenen: Bugün gelmeleri muhtemeldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probable. likely. a priori. contingent. eventual. liable. prospective. a priori. in the cards. on the cards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

likely. possible. presumptive. probable. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

likely. probable. possible. potential. presumptive. prospective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c). Mümkün olan ve beklenen şeyler: O işin böyle olması muhtemelâttandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probably. likely. presumably. perhaps. easily. presumedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubtless. likely. presumably. probably. chanches are.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probably. doubtless. easily. maybe. ought. perchange. perhaps. possibly. presumably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hamr» dan imef.). Mayalanıp ve ekşlyip kabarmış mânâsiyle «muhammer» ve «mütehammer» yerine kullanılmışsa da, Arapça mânâsı büsbütün başkadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hank» dan if.) (mü. muhtenika). Boğulmuş, boğuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hürmet» ten imef.) (mü. muhtereme). Hürmetli, saygı değer: Bir pîr-i muhterem; vâlide-i muhteremem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimable. honorable. honourable. venerable. reverend. august. patriarchal. worshipful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverend. venerable. respected. estimable saygıdeğer. sayın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esteemed. respected. estimable adj. honourable. venerable. worshipful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محترم] saygın, saygıdeğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İhtiram olunmuş. Saygıdeğer, sayılan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareye» den if.).

1.icat eden, bulan, meydana koyan, mucit: Dikiş makinesinin muhterîi. 2.Birine aslı olmayan şeyler isnad eden, iftira atan.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hark» den if.) (mü. muhterika). Yanmış: Geçen günkü yangında üç ev muhterik oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırs» tan if.). ihtirası olan, hırsı olan, çok istekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hırz» dan if.) (mü. muhterize). Sakınan, çekinen, ihtirâz eden: Ben, böyle iftiralardan pek muhterizim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محترز] kaçınan, uzak duran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşmet» den imef.) (mü. muhteşeme). Haşmet sahibi, heybetli: Bir vezîr-i muhteşem («çok muhteşem», hattâ «daha muhteşem» demek doğru değildir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnificent. splendid. majestic. gorgeous. spectacular. august. corking. glorious. grand. imperial. lordly. magnific. magnifical. noble. olympian. regal. resplendent. royal. slashing. solemn. stately. stupendous. superb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. magnificent. majestic. proud. splendid. sublime. sumptuous. great. glorious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. magnificent. splendid. imposing. gorgeous. high. majestic. sumptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتشم] görkemli, ihtişamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İhtişamlı, tantanalı, debdebeli, görkemli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hisâb» dan if.).

1.Vaktiyle ihtisâb memuru, şehre gelip satılan mallardan vergi ala nmemur.

2.Abbâsîler zamanında şehrin belediye ve polis görevlerine bakan memur, şahne.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havâye» den imef. iftial). Bir şeyin içinde bulunan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contents içerik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

content. contents. staple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتوا] içerik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havâye» den if.) (mü. muhteviyye). Bir yere toplayan, ihtiva eden, hâvi: Çeşitli bahisleri muhtevi bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتوی] içeren, içine alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

içermek, içine almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محتویات] içindekiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (doğrusu «muhteveyât» olsa gerektir).

1.Yazılmış bir şeyin hâvi olduğu, ihtivâ ettiği, içine aldığı bahisler, mündericât, içindekiler: O kitabın, mektubun muhteviyyâtı neden ibarettir?

2.Bir kabın ve zarfın içinde bulunan şeyler: Bu sandığın muhteviyyâtı nedir?


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den imef.) (mü. muhtezene). Biriktirilip hazineye konmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den if.) (mü. muhtezine). Biriktirip hazineye koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatâ» dan if.) (mü. muhtıyye). Hata ve günah eden, günahkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hutûr» dan if.) (mü. muhtıra). Hatıra getiren, ihtâr eden, hatırlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. muhtırât).

1.Bir işi hâtıra getirtmek maksadıyla, hatırlatmak için sunulan yazı: Bir muhtıra takdim eyledi; benimki bir muhtıradır, isterse kabûl eder, isterse etmez.

2.Hatıra gelen bir şeyi unutmamak için yazılan pusula: Bir muhtıra yazıp cebime koydum; muhtıra defteri.


Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum. note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

NOTE. warning (sent to a government. appointments book. memorandum note. flapper. memo. memoir. memorandum. memorial. word processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Pişmemiş, ham, çiy. 2.mec. Tecrübesiz, acemi, toy.


Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.).

1.Pişmiş, pişkin.

2.Tecrübeli, Fars. kâr-Azmûde. Nâ-pûhte Ham, çiğ, tecrübesiz.


Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پخته] pişmiş, pişkin, olgun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pişkinlik, olgunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yanmış, tutuşmuş, yanık. Ar. Mahrûk: SOhte-dil, dil-sûhte = Gönlü yanık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سوخته] yanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by